RASPUTİN ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Grigori Rasputin Sibirya’nın Pakrovskoye köyünde (Tyümen şehri’ne 75 km uzaklıkta) 1869 yılında doğmuş, doğaüstü yetenekleri olduğuna inanılan, kimilerine göre ermiş, kimilerine göre kaçık papaz, kâhin, şifacı, kimilerine göre ise yalnız bir şarlatandı.

Rasputin’in tarih sahnesine çıkışı Petersburg’a varışından sonra şifacı ve kâhin özellikleriyle saraya girmesinden sonra olmuştur.

Çar Nikola ve Çariçe Aleksandra’nın oğulları Veliaht Aleksey hemofili hastalığına tutulmuştu. Bu hastalık o dönemde Avrupa kraliyet ailelerinde çok yaygındı. Doktorların tüm çabasına rağmen Aleksey’e iyileşmesi için bir şey yapılamıyordu. İşte bu çaresizlik içinde Rasputin, Çariçenin yakın çevresi tarafından saraya getirilmiş ve Rasputin’in müdahalesinden sonra Veliaht Aleksey iyileşmiştir.

İşte bundan sonra da Rasputin’in yıldızı parlamaya başlamıştır. Çar ve Çariçe tarafından çok saygı duyulan ve yakın çevrelerine alınan Rasputin, birçok konuda danışılan birisi haline gelmiştir.

Rasputin’in bu konumu Saraydakileri rahatsız etmeye başlamıştır. Çariçeye olan yakınlığı ve saray çevresinde kadınlarla olan ilişkileri hakkında çıkan söylentiler,  her yerde dile getirilmeye başlanmıştır.

Bu sırada Rusya’nın Almanya ile savaşının,  Rusya aleyhine gelişiyor olması, Alman kökenli olan Çariçe hakkında olumsuz bir hava oluşmasına neden olmuştu. Çariçenin Rasputin ile olan ilişkisi bu havayı daha da kötü yönde etkiliyordu.

Çariçenin en yakın danışmanı olmuş ve politik ağırlığı daha da artmıştır. Savaş esnasında Çar Nikola’nın bizzat ordunun başına geçtiği dönemde kendilerini çaresiz hisseden Çar ile Çariçe, bu ‘Ermiş’in mistik gücüne bel bağladı.

Çar, gerçekte hiçbir yeteneği olmadığı halde sahip bulunduğu Başkomutan sıfatıyla ordu genelkurmayına gittiği zaman, Rasputin’in telkin ve kışkırtmasıyla devletin içişlerini kendi kontrolüne aldı. Bu, kaderci ve iradesiz bir insan olan Nikolai’ye yakışan bir durumdu. Rasputin askeri meselelere de müdahale etti.

Bu durum sarayda ve politikacılarda varolan rahatsızlığı daha da büyütmüş, halk arasında yaşanan ekonomik sıkıntıların ve zorlukların altında da Rasputin’in olduğu şeklinde bir inanç oluşmuştu.

Çar Nikola’nın kuzenlerinden Prens Yusupov bu konuda bir grup arkadaşıyla birlikte plan yaptı. Rasputin’i davet ettikleri evde,  siyanürlü içki ve tatlı ile zehirlemeyi planlamışlardı. Bu denemeleri etki etmeyince, Rasputin’i silahla öldürmeye çalıştılar ancak bu da tam sonuç vermeyince,  sonunda Rasputin’i Neva nehrinin soğuk sularına atarak boğulmasını sağladılar.

Görüldüğü gibi Rasputin ölümüyle de efsane olmuştur. Ölümüyle ilgili İngilizlerin parmağı olduğu hatta Prens Yusupov’la birlikte İngiliz Gizli Servisi’nden Oswald Rayner isimli bir ajanın da Rasputin’in öldürülmesi esnasında orada olduğu söyleniyor.

Rasputin’in o dönemde ordunun savaştan çekilmesini telkin ettiğini ve İngiliz yanlısı Bakanları görevden aldırdığı söyleniyor. Rusya’nın savaştan çekilmesinin ise Almanların tüm güçleri ile batıya saldırmasına neden olacağı için İngilizlerin felaketi manasına geldiği düşünülüyordu.

Rasputin, Çarlık Rusyasının devrilmesindeki etkilerini bu yazıyala görmüş bulunuyoruz. Devletlerin kuvveti istikamet ile olacağı ve bunu başarmakta kişilerin ölüm ve hayat karşısındaki tepkileri ile orantılı olduğu görülmektedir. Çarın ve çariçenin zafiyetlerinden faydalanan şarlatan veya ermiş olduğu düşünülsün Rasputin yıkılışın bir yerinde bulunmaktadır. Hakikatte Rusya yıkıma doğru gidiyordu. Sebeplerden biride Rasputin olmuştu.

Devletler ve milletler kendilerinin olması gereken yerde bulamadıkları gün yıkılışa doğru giderler. Bu yıkılışta sebepler aramak ve bulmak kolaydır. Önemli olan dersler çıkarıp, ömrün uzun olması için gayret göstermek gerekir. Bize göre en önemli tedbirler din hüviyeti içerisindeki kişilerin özlerindeki doğruluğun seviyesinde aranması gerektiğini düşünüyoruz. Fakat ne olmuştur ki, din temsilcileri bu durumu kendilerinden dahi saklamışlardır. Dinin maddiyatla ile olan ölçüsünde hep hatalı yorumlara gidilmiştir. Dinin maddi kazançta sermaye olarak kullanılması Allah Teâlâ tarafından yasaklı olduğunu bildikleri halde, bunu unutup din bezirganlığı yaparak, din adına insanlara ahkam kesmişlerdir. Sonuçta birileri tarafından satın alınmış bu Rasputinler tabiî ki bir felaketin temsilcisi olacaklardır.

Nurettin Topçu, bu gerçeği dile getirirken şunları söylüyordu:

“Din bilgi kaynağı değil, kuvvet kaynağıydı. Dindar adam başkalarından çok şey bilen değil, daha çok kuvvetli olan insan”

“Şimdi son yıllarda dini neşriyat serbest olunca ortaya öyle bozuk, öyle çürümüş bir maya çıktı ki. Bu neşriyatın cehalet, ticaret ve düşüklükten berbat bir eser verdiğini hiç çekinmeden söyleyeceğim. Bunlar yirminci asrın buhranlı hayatının, halli fikir ve felsefe meziyetlerine şiddetli muhtaç olan meselelerinin karşısına, ilkçağların insanlarını bile güldürecek bir iptidailikle çıktılar. Kimi küçük çocuklar için masal olacak meseleler bunların sermayesidir. Lakin esas meseleleri ticaret yapmaktır.”

“Bunlar cam arkasından sakal öperek hırka takdis etmede dindarlık var sandılar. İnsanın nefesinden şifa umdular. Medeni nikâhı eksik bulup imam nikâhında keramet aradılar. Tespih sayısında hikmet buldular. Günahları rakamlarla ölçtüler. Duaları sesli yaptılar. Merasimle ruhlarını tatmin ettiler. Böylelikle eşyanın hayatına sayıları tatbik etmekle muazzam bir dini matematik sistemi meydana çıktı. Bu matematiğe sadakat imamın şartı oldu. Dinden bütün ruh sıyrılarak kendisiyle hiç alakası kalmayan bir iskelete iman adı verildi.”

Sonuç olarak düşünmeye başlama zamanını geçirmemeliyiz.  Çünkü egemen guruplar, kendi iktidarlarını sürdürmek için yaptıkları yanlışlarıyla yaşayamaz hale geldikleri zaman; maddî ve mânevî elit tabaka arasında şu veya bu biçim şeklinde bir kriz durumu ortaya çıkar. Bu nedenle devlet siyasetinde de bir kriz yaşanır, ezilen hangi taraf ise hoşnutsuzluk ve öfkesi ile birden bire bu krizin yol açtığı çatlaktan sızarak yıkıma doğru harekete geçer. Bu bir yıkılıştır. Onun için gerçekleri görme zamanı gelmiştir.

Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem bir benzetme yaparak çok güzel bir örnek verir:

“Allah’ın sınırları üzerinde duran (onları) aşmayan kimse ile o sınırların içine düşen kimselerin benzeri, bir gemi halkının benzeri gibidir. Onlar gemi üzerinde kur’a çektiler. Bazısına geminin üstü düştü, bazısına da altı (ambar kısmı) isabet etti. Geminin alt kısmında bulunanlar su almak istedikleri zaman yukarıdakilere uğruyorlardı. Bunlar (kendi kendilerine) biz nasibimiz olan ambarda bir delik açsak (rahat eder) ve üstümüzdekilere de sıkıntı vermemiş oluruz dediler. Şimdi üst katta olanlar, aşağıda olanları bu talepleriyle baş başa bırakırlarsa hepsi helak olurlar. Fakat onların bu istediklerine engel olurlarsa hem kendilerini ve hem de diğerlerini kurtarmış olurlar.” [1]


[1] Buhari, Şirk,6; Tirmizî,  Fiten, 13

Categories: batıl, din, din bezirganları, kıyamet, mücadele, Mehdi, millet, tahmin, toplum, zaman | Tags: , , , , , , , , , , , , , ,

Post navigation

WordPress.com'dan blog alın. Tema Adventure Journal, Contexture International tarafından yapılmıştır.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.