GELECEĞİMİZİ NİÇİN DÜŞÜNÜYORUZ?


Hayat adı verilen şu mantığa ters gelen sürecin üyeleri olarak biz insanlar hep merak ederiz. Bu yüzden de gördüğümüz, görmediğimiz her ne varsa bu merakın konusu olmaktan kurtulamayız. Farkında olmak ve anlamak isteriz, gayret ederiz ve bilmek, her şeyin yolunda olduğuna inanmak isteriz.

Peki, bildiğimiz nedir?

Ya da insan olarak biz neyi bilmiş olmakla övünebiliriz?

Gerçekte biliyor muyuz?

Bildiğimize inanmalı mıyız?

[Nereden geliyorum ve nereye gidiyorum?

Bu her birimiz için derinliğine varılamaz büyük bir sorudur. Bilim bu gibi soruların birçoğunu cevaplandıramamaktadır. ] [1]

İnsan için “bitmeyecek çünkü soruları sorabilendir” denilmektedir. Bu nedenle zihinlerimizin karışıklığı, kavramları da karıştırmamız sonucunu beraberinde getirmiştir. Bu kavram kargaşasından kurtulabilecek miyiz? Belki bu da karışıklık bir zihnin ürünüdür. Bu yüzden “bilmek-bulmak” ve “bildiğine- bulduğuna inanmak” hakkında açmazlar çoğalır gider. Bu ikilemler arasında bocalayan insan inanarak yükü bir “üst-ben”e bırakıp hayatını yaşar gider.

İnsanın özünde var olan, yaşadığı dünyadan daha iyi bir dünyada yaşamayı hak ettiği fikri, onu harekete geçiren düşüncedir. Her yönüyle mükemmel, yepyeni bir hayata sahip olmanın esin kaynağı, işte bu sosyal, ekonomik ve kültürel sıkıntıları aşabilme isteğidir. Böylece arzulanan kusursuz dünyaya, ulaşılacaktır.

Düşünme, insanlığın ilerlemesinde motor görevi gören kavramların başında gelmektedir. Bu kavramın ve ilgili süreçlerinin tamamen aydınlatılması ve açıklığa kavuşturulması insanlığın geleceği ve mevcut ilerleme verimliği açısından hayati önem taşımaktadır. Eleştirel düşünme ise özellikle entelektüel gelişim açısından son derece önemlidir. Entelektüel gelişim, yeni fikir ve düşüncelerin üretimi açısından olamazsa olmaz bir değerdir. Geleceğin bireylerini düşünen, akleden ve doğruya saygılı, eksiksiz şekilde yetiştirmek için, eğitim programları “düşünme” kavramı çerçevesinde, kesinlikle entelektüel gelişim referanslı olarak şekillendirilmelidir. [2]

Foucault  “tanımak hükmetmektir” demektedir. Bilmenin getirisi olan kuvvet, sorumluluğu da yanında getirmektedir. Bu nedenle  [bir Latin atasözü de tanımlamak tehlikelidir der. Çünkü her tarif bir soyutlamadır ve her soyutlama karmaşık gerçekliğin zihinde yeniden inşası, anlaşılır olması için basitleştirilmesi, bir bakıma çıplaklaştıran bir tasarımla kimi niteliklerinin devre dışı bırakıp kimilerinin öne çıkartılması vasıtasıyla belirli hale getirilmesidir.

Böyle bakıldığında tanımlamaların ifade etmek istediği alanın ne ölçüde sahih bir karşılığı olduğu hususu tereddüt doğurur ve inandırıcılığı zedeler. Çünkü soyutlamalar ile gerçekliki zihnimize transfer ederken, aynı zamanda burada oluşturduğumuz teorik söylemi yeniden hayata aktarmayı umarız. Dolayısıyla bu sürecin her iki aşamasında da tartışmaya açık bir transfer söz konusudur. Bir bakıma aynı çağın tanıklarının niçin farklı tasavvurlara sahip olduğunun cevabı buradaki transferdedir. Düşünürü olduğu kadar insanı ve nihayet kalabalıkları aynı çizgide bir araya getiren, içtimâi durum ortaklığı ve bunun çevresinde oluşan hayata dair bakış-aktarım beraberliğidir.

İşte, insanoğlunun ortaya çıktığı ilk dönemlerden beri benliğinde taşıdığı, gerçekleştirmeyi sürekli arzuladığı ve eski çağlardan beri hiç değişmeyen bazı hayalleri mevcuttur. Bu hayallerin gerçekleşmesi pek çok kişi için imkânsız gibi görünse de, en çok arzuladıklarının gerçek gibi olması için kusursuz dünyaları yüzyıllardan beri tasarlamıştır ve arzulamıştır. ][3]

[İnsanın gelecek merakı bireyleri olduğu kadar toplumları, idarecileri, vb. de çok ilgilendirmektedir. Onun için eskiden olduğu gibi şimdide falcılar, astrologlar vb. kişiler aranan kişilerdir. Her padişahın kralın böyle bir yardımcısı vardı. Havaya, kırlangıçlara, yatarak, kalkarak ileriye doğru tahminlerde bulunurlardı. Kulelerden yıldızlara bakılır ve geleceğe donuk tahminler yapılırdı. Falcılara fal baktıranların, gazetelerdeki horoskopları okuyanların sayısı az değildir. Medyumlar bu yüzden gözdedirler ve iyi para kazanırlar. Hele hele gelen kişiye güzel tahminlerde bulunurlarsa. Bu merak aynı zamanda düşmanın durumunu, planlarını bilmek için de önemlidir.][4]

Hakikatte geleceği düşünmekte ve merak etmedeki sınır içinse farklılıkların olduğu gözlemlenmektedir.

Geleceğimiz üzerine kurgu ve düşünceyi geliştirirken dar zihniyetten ne denli arınırsak, o denli geleceğimiz bizim olur. Serbest düşüncemizi kuvvetlendirip Allah Teâlâ’nın koyduğu sınırları aşmadığımızda Keşke bize gelecekteki erdemler konusunda önceden biraz hissedebilseydik” dememek için gayretimizi artırmalı ve yolumuzu aydınlatacak fikirlerin hayata çıkarılması için geçmişte hareket halinde olursak gelecekte oturma eylemine sahip olma hakkına kavuşabiliriz.

Gerçeklerle gelecek olan geçmişin değerlendirmesini iyi yapmak için gayret ve himmet sahibi olmak en doğru harekettir.

İhramcızâde İsmail Hakkı


[1] Planck, Renée WEBER trc:Orhan DÜZ Kesişmeler Bilim Adamı Ve Bilgelerle Diyaloglar (dialogues with scientists and sages) [Kitap]. - İstanbul  : İnsan , 2001 .s.257
[2] “Düşünme Ve Eleştirel Düşünme”, Özel Öğretim Yöntemleri Dersi Araştırma Projesi Raporu, S.Demirel Ü.Teknik Eğitim Fak. Elektronik-Bilgisayar Eğitimi Böl. Bilgisayar Sistemleri Öğretmenliği
[3] M. Naci BOSTANCI, “Etnisite, Modernizm Ve Milliyetçilik” Türkiye Günlüğü, Ankara, 1998, No:50, s:38-55.
[4] Dr. Gökelma

Yorum

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s