و كم لله من لطف خفىّ
يدق خفاه عن فهم الذكىّ
Abde Hak’dan var nice lutf-i hafi
Edemez idrâk anı fehm-i zeki
“Allah’ın kullar üzerinde nice gizli nimet ve lutufları vardır ki zeki olan kimseler dahi bunu idrâk edemezler.”
و كم يسراتى من بعد عسر
وفرج كربة القلب الشجىّ
Nice usri yüsr eder ta’kîb kim
Sâf olub bulur ferec-i kalb-i şeciyy
“Nice güçlüklerden sonra kolaylıklar meydana geldi. Gamlı ve kederli kimselerin kalbi ferahlık buldu.”
وكم امر تساء به صباحا
و تأتيك المسرة في العشىّ
Nice emr olur seher kıci bedid
Der-pey olur hem farh vakt-i aşiyy
“Nice işler vardır ki sabahleyin (başlangıçta) kötülüğe giderken, akşamleyin (sonuçta) neşe ve sevince dönüşür.”
اذا ضاقت بك الاحوال يوما
فسق بالرزاق الفرد العلىّ
Ger seni tazyik ede gerdûn-i dûn
Mutemed kâfi sana Ferd-i Aliyy
“Bir gün devrân seni darlığa düşürürse Rezzak, yüce ve tek olan Cenâb-ı Hakk, sana kâfidir.”
Bu beytin sonunda yer alan “Aliyy” kelimesi iki anlamda kullanılmıştır. Edebiyatta Fevriye (yakın anlamı altında uzak manasını kasdetmek) denilen sanat çeşidine girmektedir.
“Aliyy” âyete’l-kürside ve Kur’ân-ı Kerîm’in birçok yerinde Allah Teâlâ’nın güzel isimlerinden biri olarak kullanılmıştır. Bu beyitte hem bu anlamda ve hem de Hazret-i Ali kerremallâhü vechenin ismi olarak kullanılmıştır.
Kişi; bir darlıkla karşı karşıya geldiğinde galeyana kapılmadan sabır göstermelidir.
“Her şey Allah Teâlâ‘dan gelir” diyerek razı ve teslim olmalıdır. Her şeyi değiştirmeğe güç yetiren Cenâb-ı Hakk o sıkıntıyı muhakkak giderecektir deyip ona tevekkül ve itimat etmelidir. Kişi,
“Ben işimi, Allah’a ısmarlıyorum. Çünkü Allah, kullarını çok iyi görendir” [1], diyerek ve bu âyet-i kerîmeyi okuyarak dua seccadesi üzerinde rica ve temennide bulunmalıdır. Yine kişi,
“Kim Allah’a güvenip dayanırsa O, kendisine yetişir” [2] dediğinde sıkıntının yakında yok olacağını düşünür.
“Yüksek nimetlerde açık şükür ve gizli lutuflarda gizli zikir” kuralıyla yola çıkan mümin, çok iyi bilir ki hadiste şöyle buyrulmuştur:
“Zikrin en hayırlısı gizli olanıdır. Rızkın en hayırlısı da insana yetenidir.”
İmâm Yafi’i “Ravzu’r-Riyahin” isimli eserinde Hazret-i Ali kerremallâhü vecheye ait yukarıdaki dört beytin özelliklerine değinirken şöyle bir olay anlatır:
Bir padişah kendi hizmetçilerinden birine son derece kıymetli bir elmas (taş) teslim etmişti. Hizmetçi, şâirin deyişiyle,
“Düştü nigin elinden elmas pârelendi.”
mısraında dile getirildiği gibi elması elinden düştü, kırılmasını önleyemedi. Şiddetli bir sıkıntıya düşüp belki de başının kesileceği korkusunu duyarak kendisine muhabbet ve sevgi bağladığı bir mürşidin tekkesinin yolunu tuttu.
Şeyhin eteğinden yapışıp ağlamaya başladı. Şeyh onun üzüntülü durumuna vâkıf olunca hizmetçiye Hazret-i Ali’nin Divanı’nın sonunda yer alan bu dört beyiti öğretti. Bir kâğıt parçasına yazarak ona teslim etti. Birkaç ay geçince padişahın vücudunda bir hastalık belirdi. İhtisası olan doktorlar toplanıp Padişaha, hizmetçisine teslim ettiği elmaslardan bir parçasının öğütülerek içirilmesiyle sıhhatine kavuşacağını söylediler.
Hizmetçi ise bu dört beyti gece gündüz okumakta ve onlarla içten gelen duygularla meşgul olmaktaydı. Doktorların tavsiyesini ona ulaştırmağa gelen elçiler, bu cevheri havanda dövmesini, ateşte yaktıktan sonra el değirmeni ile öğütmesini ve daha sonra ipekten geçirerek yarım fincan su ile padişaha sunmasını tebliğ ettiler. Bu şekilde ilâç hazırlandıktan ve padişaha içirildikten sonra, Padişah birden iyileşiverdi. Böylece hem padişah ve hem de hizmetçi sıkıntıdan kurtulmuş oldu.][3]
[1] Mümin, 44
[2] Talâk, 3
[3]Hz. Ali Divanı ;trc: Müstakimzade Süleyman Sadettin hzl: Şakir DİCLEHAN [Kitap]. - İstanbul : ANA, 1981.,s. 682-684

