Veli kişi, toprak gibidir.
Toprağa her türlü kötü şeyler atılır.
Fakat topraktan hep güzel şeyler biter.
Akşemseddin kuddise sırruhu’l-azîz
I-İLMÎ ŞAHSİYETİ
Gençliği Osmanlı İmparatorluğu son döneminde geçmesine rağmen günün şartlarının gerektirdiği tahsil terbiyesini eksiksiz ikmal etmiştir. Zengin bir kültür sahibi olan İhramcızâde Hacı İsmail Hakkı Efendi Hazretleri Arapça ve Farsçayı anadili kadar rahat konuşurdu. Kürtçe, Çerkezce, Fransızca ve Almanca’yı bilirdi. Validesinin izni olmadığı için subay okuluna gidememiştir. İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü kendisinin okul arkadaşıdır. Eğer gitmiş olsa idi, Kurtuluş Savaşı’nda yurdumuzun kurtuluşunda önemli rol alacaklardan biri olabilirdi. Ancak Efendi Hazretleri manevi yapının büyük mimarlarından olmuştur.
Efendi Hazretlerinin çok zengin bir kütüphanesi vardı.[1] Boş zamanlarında kitap okurlardı. Edebi yönü kuvvetli idi. Hafız Divan-ı,[2] Sâdi Şirâzi’nin[3] Bostan ve Gülistan, Mesnevi ve Niyâzi Divanı’nı[4] çok okurlar ve okuturlardı. Niyâzi Divan-ı için bu yolun sırlarından bahsettiği dolayı Efendi Hazretleri;
“Dört ilahi kitaptan sonra bir kitap gelse Niyâzi’nin Divanı olurdu” “Niyâzî-i Mısrî büyük adamdır, doğrusu da budur.” [5] buyurmuştur.
Sohbetlerde ilahi okunması adet olduğundan ihvanların bazı Hakkı mahlaslı ilahileri tercih etmesi Efendi Hazretlerinin yazmış olduğu zannını doğurmuştur. Bu ilâhiler genellikle Erzurumlu İbrahim Hakkı, İsmail Hakkı Bursevî kuddise sırruhu’l-azîzânındır. Kesin olarak Efendi Hazretlerinin yazdığı Katre İlâhisi dir. Bundan başka ilâhiler yazmış olması da muhtemeldir. Fakat kesinlik yoktur.
Efendi Hazretleri daha fazla eser veremez mi idi, diye düşünülürse; Şeyhinin kendi yazdığı kitabı görüp de,
“Yazdığın okunurmuş, lakin sen kitap yazma” [6] Emrine istinaden başka bir teşebbüste bulunmamıştır. Efendi Hazretleri;
“Ne zaman bir kitap yazmak istesek, önümüze Elif geldi” buyurarak bu işi yapmaktan vazgeçtiklerini anlatmıştır. Yazdığı Mevlid-i Şerif’in ise, bir aşk ile husule geldiği malumdur. [7]
Efendi Hazretleri sohbet ve ibadetlerinden boş kalan zamanlarında Kur’an-ı Kerim’i ve her gün kuşluk ve ikindi namazından sonra Evrad-ı Bahâiyye’yi okumuştur. Evrad-i Bahâiyye’yi Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz’in bizzat Şah Muhammed Bahâeddîn kuddise sırruhu’l-azîze talim ettirdiğini belirterek buyurur ki;
“Evlerinize nüfus başına bir Evrâd-ı Şerif, bir Kur’an-ı Kerim ve bir büyük ilmihal alıp üzerlerine isim yazılmak suretiyle talim edip okutun”
“Bu Evrad-ı şerifi okuyandan Allah Teâlâ, Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem ve pirân razı olur.
Her müşkülü ve zor işleri hallolur, hasta iyi olur. Darlıktan ve fakirlikten kurtuluştur.
Evrad-ı şerifi okurken, yetmiş bin melâike-i kiram hazır olur ve sevabını yazarlar.
O memleketten belayı, afâtı, darlığı, zararı, hastalığı geri çevirir, yerine rahmet, bereket, şifa, saadet, bolluk, şefkat, kolaylık, emniyet ve her türlü iyilik getirir.
Evrad-ı şerifi, rıza-i ilahi için okumanın makbul bir ibadet ve azim bir dua olduğunu bilmek ve inanmak gerekir. İnanmakla kabul olan bu dua ismi âzamdır”
Rivayet olunur ki;
“Bir gün Evrâd-ı şerifi bir ihvan gardaşımız cahil olan ağabeyinin yanında okurken gardaşı dinlemiş ve bir müddet sonra da ölmüş, gardaşı ağabeyinin ahiret hali nice olur diye merak etmekte iken bir rüya görür. Bakar ki, ağabeyi Cennet’i âlâda yüksek bir makamda,
“Gardaş! Sen bu makama nereden nail oldun” demiş, ağabeyi de
“Gardaşım sen bir gün Evrâd-ı Bahâiyye’yi okuyordun onu dinlediğim için Allah Teâlâ bu makamı verdi” demiş, bu sebeple Evrad-ı Bahâiyye’yi behemehâl okuyun, okumayanlara da dinletin” [8]
Cânını sen terk etmeden cânânı arzularsın,
Zünnârını kesmeden imânı arzularsın.
Şol uşacıklar gibi binersin ağaç ata,
Çevkânı ile topun yok meydânı arzularsın.
Karıncalar gibi sen ufak ufak yürürsün,
Meleklerden ileri seyrânı arzularsın.
Var sen Niyâzi yürü atma okun ileri,
Derdiyle kul olmadan sultânı arzularsın.
Niyâzi Mısrî kuddise sırruhu’l-azîz
II-EDEBÎ ŞAHSİYETİ
1-YAR-E YADİGÂR -MEVLİD-İ NEBİ ALEYHİSSELÂM-
İhramcızâde Hacı İsmail Hakkı Efendi Hazretlerinin yazmış olduğu Yâr-e Yadigâr isimli manzume eseri, Sivaslı Hacı Mustafa Tâki kuddise sırruhu’l-azîzin yazdığı Tarih-i Nur Muhammedi eserin şiirsel ifadesidir. [9]
Bu eserde sanatsal bir zorlamaya gidilmeden saf bir dille Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellemin maddî âleme doğuşu ve O’na olan aşktan bahsedilmiş ve mesnevi türünde yazılmıştır.
191 beyittir. 175 beyti Türkçe 8 beyti Muhammed redifli gazel, 8 beyitlik Arapça Naât ilavesi vardır.
YÂR–E [10] YADİGÂR
MEVLİD-İ NEBİ ALEYHİSSELAM
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Elhamdülillah, Elhamdülillah
Sen ekrem ettin bizleri Ey Şâh
Hem o Nebî-i Ahir zamâne
Ümmetlik ile verdin nişane
Ana hem Âli ve sahbına her an
Olsun salâtü selâm firâvan [11]
Anlar ki, etti bu dîni ihya
İzlerince gitti eslâfım [12] amma
Bu aciz Hakkı bilmem ne etsem
Râh-ı selefte[13] bir adım atsam
Derdim dem-â dem [14] aczim bildirdim
Lakin O Hâdî daimdi virdim
Tarih-i Hicret olmuştu ta ki,
Bin üç yüz elli hem de iki [15]
Rebi’ul–evvel on dokuzuncu
Çehar-şenbe [16] günü silk [17] ettim inci
Râh-ı selefte bir kadem [18] attım
Hamden ve Hamden [19] bu lutfa yettim
Yatmışdım der-rûz [20] kaylûleye [21] ben
Gördüm menamda [22] bir Zât-ı Ahsen [23]
Der ismim Tevfik [24] sana verildim
Bu son seferinde ben sana erdim
Her emrine Hakk etti müheyyâ [25]
Lâkin sen oku hoşça bir ma’na
Elimde buldum bir dürr-i mevzun [26]
Andan okudum ve oldum mahzûn
Mevlüd-ü Pak-i Rasülullahi
Görsem n’olurdu O yüzü mâh-i [27]
Derken uyandım kendimi buldum
Dürr-i mensurla [28] çok meşgul oldum
Üstadım Takî aleyh-ir rahme
Yazmıştı mensur [29] etmişti tuhfe[30]
Geldi dile ben eyledim cür’et
Aldı beni çok hüzn ile haclet [31]
Şikeste- beste [32] dürr-i mensurdan
Okudum nazm ettim nûr-i mevfurdan [33]
Âdem atamız cennetten indi
Nur-i Ahmed-i alnında gördü
Babadan oğula o nur-i celil
Gelmesine olmuş bir güzel delil
Seyyid-ül Enbiya ol Mustafâ’nın
Kân-ı Kerem [34] ol bâ-vefânın [35]
Kim hâmili [36] olsa O nur-i evham [37]
Herkes tanırdı kalmaz bir fer’i [38]
Ana bizden her nefes yüz bin selâm
Al ü ashabına tâ yevmi’l kıyam [39]
KASİDE-İ MEVLİDİ ŞERİF
Bize lutf-u mecid [40] oldu bu Mevlûd-i [41] Muhammed’dir
Yine Uşşâka [42] id oldu bu Mevlûd-i Muhammed’dir
Feriştehler [43] bi-izni Rab nüzul eyler yere bu
Sunarlar cam-ı vahdet [44] hep bu Mevlûd-i Muhammed’dir
Küşad [45] olur dürr-i rahmet nisar [46] olur dürr-i vahdet [47]
İyan [48] olur nice hikmet bu Mevlûd-i Muhammed’dir
Yine Şehr-i Rebi’ [49] geldi yine kadr-i refi’ [50] geldi
Bize Hakk’tan şefi’ [51] geldi bu Mevlûd-i Muhammed’dir
Çü doğdu nûr-i ersalnan [52] nur ile nur oldu dünya
Güm [53] oldu Lat ile Uzza [54] bu Mevlûd-i Muhammed’dir
Yıkıldı Köşk-ü Kisra’nın [55] ocağı söndü Kebrânın [56]
Beli büküldü şeytanın bu Mevlûd-i Muhammed’dir
Sınıp putları Tersâ’nın çekildi suyu İran’ın [57]
Nizâmı geldi dünyanın bu Mevlûd-i Muhammed’dir
Selâmı Kabr-i Hâkine [58] riyaz-i ıtır nakine [59]
Salat et rûh-i Pak’ine bu Mevlûd-i Muhammed’dir
Salâtullah selâm’ullah
Aleyke Ya Rasülullah
Gerek erkek olsun gerek kadın
Âşık olurdu sorarlardı adın
Yağmur duası gibi bir afet için
Andan istifşa [60] ederlerdi bütün
Elhamdülillahi münşiyyü’l halkı min âdemi [61]
Sümme’s-salatü ale’Nebiyyi fi’l- kıdemi [62]
Mevlâya salli ve sellim dâimen ebeda [63]
Ala Habîbike Hayri’l Halk’i küllühimi [64]
İşte bu şöhret tuttu âlemi
Geldi dünyaya Eb’i Nebevi [65]
İsmi Abdullah kavmi Mudari
Zevcesi Âmine Hâmil-i Nebi
Altı ay bilmedi hamilliğini
Melekler ederdi âmilliğini [66]
Nurlar içinde kalmıştı ol mâh [67]
Ulema tebşir [68] ederdi gâh ü gâh [69]
Doğacak Muhammed ol şan-ı âli
Medh ederler anı Âlem maâli [70]
Ol vakte kadar İsmi Muhammed
Arab’ta tesmiye [71] edilmemişti ebed
Birçokları düştü ulu sevdâya
Bu azîz gelseydi bizden dünyaya
Doğan çocuklara Muhammed ismi
Koyup tecessüse [72] düştü bir kısmı
Lakin O dürr-ü Meknûn [73] ser-â ser [74]
Nasiye-i [75] Âmine’de olmuştu ber-ser [76]
Vakti gelince On iki Rebi’ [77]
Pazartesi gecesi ve şehr’i- şefi’
Hem Nisan ayının yirminci günü
Belirdi Nice alâim-i Kevni [78]
Ol alâmetler Âmine mâh-i
Havf [79] ettirdi kâh-i kâh-i [80]
Kuşlardan ana tebşir [81] inerdi
Kanatlarıyla sırtını sığardı
Kalmazdı havf, haşyetten eser
Mübarek terleri misk idi amber
Uzun boylu güneş yüzlü çok kızlar
Asiye ve Meryem anlar pek özler
O nur-u kâmili överler idi
Yanlarında hublar [82] görürler idi
Âmine’nin gözlerinden perde açıldı
Meşrik ve Mağrib [83] arasın gördü
Yerden göğe kadar bir beyaz atlas
Asılmış gördü dünya ve herkes
Güya bu veli-nime’ye pay endaz [84] olmuş
O Meclis-i Mağbud-u Arş [85] rahmetle dolmuş
Yine O Âmine analar hası
Gördü Şam köşklerindeki raks-ı
Dahi üç âlem biri meşrikte [86]
Biri Ka’be üzerinde biri mağribte [87]
Görenler dediler bu dîni pür-tâz [88]
Cihanda imtiyaz pek mümtaz
Cenab-ı Âmine bir zülal [89] içinde
Anınla bütün varlıktan geçti
Muhammed Seyyid’ül Kevneyn-i ve’s-sekaleyn [90]
Ve’l ferikayni min Arab’in ve min Acemin [91]
Mevlaya salli ve sellim daimen ebeda
Ala Habibike Hayr-il Halkı küllühimi
Zülâli [92] vermişti Asiye ve Meryem
Sığarlardı Batn-ı Şerife’sini [93] hem
Bismillah uhruç [94] ve bi-izni’llah [95]
Dediler o anda ol iki Mâh
Şefi’ul- Ümem [96] Ser-tacı Adem [97]
Zübde-i Mahlûkat [98] ol Ruhi-efham [99]
Âlem-i şuhuda [100] teşrif ettiler
Arz ve sema kainat gör ki, ne ettiler
Tekbirât [101] ve Tehlîlat [102] Salevât-ül ‘llah
Kamu [103] âlem doldu tahiyyat [104] ile
ALLAH-Ü EKBER ALLAH-Ü EKBER
LAİLÂHE İLLA-LLAHÜ VALLAHÜ EKBER
ALLAHÜ EKBER VE LİLLAH-İL HAMD
ES- SELÂTÜ VE- SSELAMÜ ALEYKE YÂ RASÜLLULAH
ES- SELÂTÜ VE -SSELAMÜ ALEYKE YÂ HABİBALLAH
ES- SELÂTÜ VE-SSELAMÜ ALEYKE YÂ SEYYİDEL EVVELİNE
VEL AHİRİN VE ALA CEMİ-İL ENBİYAİ VE-L MÜRSELİN
VE-L HAMDÜ-LİLLAHİ RABBİL ÂLEMİN
بِسْـــمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
مَا كَانَ مُحَمَّدٌ اَبَا اَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ وَلكِنْ رَسُولَ اللهِ وَخَاتَمَ النَّبِيّنَ
وَكَانَ ٱللهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَليمًا صَدقََ ٱللهُ الْعَـظِــيمِ
(Bu kısımda Kaside-i Ha-iyye okunur.)
Essubhu bedâ mi tal’atihi
Velleylü deca min vefratihi
Fâka’r-rusüla fazlan ve ula
Ehda’s-sübülâ li delâletihi
Kenzül keremi ve Mevlen-niami
Hadî’l-ümemi li şerîatihi
Ezke’n-nesebi eğla’l-hasebi
Küllü’l-Arab-i fî hidmetihi
Seat-i’ş-şecerü nataka’l-haceru
Şakka’l-kameru bi işâretihi
Cibrilü etâ Leylete –esrâ
Ve’r-rabbü deâ li-hazratihi
Nâle’ş-şerefa vallahü afâ
Ammâ selefâ min ümmetihi
Fe Muhammed’üna hüve seyyid’d-üna
Fel-izzü lena li icâbetihi [105]
Tıflü mesûd aleyhisselam
Geldi dünyaya neşr-etti İslâm
Ve hem anda andı ümmetlerini
Hüdâ ya arz etti ümmetlerini
Koyup baş yere secde eyledi
Cihan pür-nur oldu felek uyandı
Necip [106] ümmet buldu o an rahmeti
Duasının kabülünün idi nur alâmeti
Umum parmaklarını örtük tutardı
Şehâdet parmağı ile tevhit ederdi
İş bu işaretler olmuştu kabul
Ki ortaya geldi bir dîni makbul
Dîn-i Muhammed’dir bu tâkı eyvân[107]
Hakkın celâli ile gösterdi burhan
O anda dedi hem Allah’ü ekber
Ve sübhânallah’ı ederdi ezber
İki Cihan Seyyid’i-ins-ü-cin Muhammedî
Hak ana bend eyledi her Arab ve Acem-i
Mevlaya salli ve sellim daimen ebeda
Ala Habibike Hayr-il Halkı küllühimi
Yine bir nur andan feverân [108] etti
Maddi ve mânevî cihân-ı tuttu
Göründü o anda Şam Çarşıları
E’naku ibilin [109] tâ karşuları
Hâzin-i [110] Cennet-Rıdvan geldi ve etti tebşir
Dünya görmüştü, Sen–tek [111] nezir-u Beşir [112]
Ulûm-i enbiya sana verildi
Cennet bahçeleri senden dirildi
Akîb-ü tulu’da o şems-i Enver [113]
Bir avuç toprak aldı arz-ı kıldı münevver [114]
Mekke ukalâsı [115] dediler heman
Ehl-i arza galip oldu bî-kuman [116]
Çünkü ol Âmine ol sedef paye [117]
Cümle yıldızlarla cevv-i sema [118]
Aşinâlık ile nigâh [119] ederdi
Aşk ile şevk ile âh ederdi
Gökyüzünde gezen kuşlar melekler
Minkarları [120] zümrüt ve yakuta benzer
Anlardan biri gelip ol nûra
İşaret eyledi durdu huzûra
Şeceat ve nusret [121] anahtarları
Verilmişti sana felek [122] mazharı [123]
Azametini göklere vaz [124] eylediler
Her kim ânı görür yüreği titrer
Bir güvercin kuşu göründü nâ-kâh [125]
Minkarlarıyla [126] fem-i saâdet [127] edildi agâh [128]
Tattırdı Âna şarab-ı lahut [129]
Görmemişti mislini âlem-i nasut [130]
Guya ol şeyden daha isterdi
Mübârek parmağı ile ağzını gösterdi
Muhammed’ün Seyyid’ül Kevneyn-i ve’s- Sakaleyn [131]
Ve’l-ferikayni min Urub’in ve min Acem’in [132]
Mevlaya salli ve sellim daimen ebeda
Ala Habibike Hayr-il Halkı küllühimi
Hazreti Âmine ol nur-u cevvâl [133]
Göründü gözüne nurani rical [134]
Ellerinde Zümrütten leğen
Diğerinde ibrik ve şal-i me’men [135]
O vücudu Es’at [136] anda yıkandı
Kendisinden hemân bir nur parladı
Sardılar vücudun harirler [137] içre
Götürdüler ervâh-ı enbiyâ [138] içre
Cem-í enbiyâ, ervah-ı Güzîn [139]
Öptüler sevdiler o nazik yüzün
Hususan İbrahim Halil-i Hüdâ
Ve Hazreti Âdem o büyük ata
Sinesine bastı ettiler dua
Ki zira olmuştu Ürvetü’l Vüska [140]
Dünya ahiretin izz-ü şerefi
Ânınla fahr [141] eder umum selefi [142]
Kitfi[143] saâdette bir dürr-i meknun
Görenler oldular bi-takat meftûn [144]
Hüve’l Habîbü’llezi türci şefâatühü [145]
Li-külli hevlin mine’l ehvali muktahimi [146]
Mevlaya salli ve sellim daimen ebeda
Ala Habîbike Hayr-il Halkıllâhi küllühimi
Ricali ruhani [147] zevât-ı şerifi [148]
Vücud-u Seadetle ettiler teşrif
Gözlerine sürme çekti gittiler
Dahi koku sürdü ta’zim ettiler
Havadan bir bulut yere oturdu
Vücud-u Es’at-ı alup götürdü
Gözden nihan oldu sehâb-ı Enver [149]
“Umum şarkı garbı gezdirdin bir, bir”
Diye bir nidâ-i Hâtif-i [150] geldi
Atlas libaslarla geriye döndü
İkinci bir sehâb-ı latîf-i enver
Vücud-u Es’at-ı götürdü tekrar
İşitildi derhal insanlar sesi
Tutmuştu âlemi at kişnemesi
Âdem’in safvet-i [151] Nuh’un rif’ati [152]
İsmail lisân-i[153] İbrahim hilleti[154]
Yusuf cemali [155] Yakup beşâreti [156]
Eyyüp sabrı [157] Davut savt-ı [158]
Yahya zühdü [159] İsa keremi [160]
Verildi sana Ey Avâlim Muhteremi [161]
Denildi ve bulut münkeşif [162] oldu
Cihan o vücudun nuruyla doldu
Müahhiran [163] bir beyaz nur-i latif
O hazreti kucakladı etti taltif
Enbiya makamı ana açıldı
Cümle deryalara rahmet saçıldı
İşitildi bir sada-i ruhâni
Anı Habîb etti Zât-ı Sübhâni
Dördüncü defa yine bir kıt’a-i nur
Aldı götürdü oldu gözden dur [164]
Bu defa ziyâde [165] kaldı semâda
Diyar-ı ruhâni ve mesîha [166] da
Büyük bir harîre [167] sarılı geldi
O harirden âb-ü zülâl [168] damladı
Dünya kabzasına [169] tav-i [170] rağbetle
Dâhil [171] oldu dindi bir mehâbetle [172]
Elhamdülillah munşi-il halki min âdemi [173]
Sümme’s-salâtü ala’l Muhtâri fi’l- kademi [174]
Mevlaya salli ve sellim daimen ebeda [175]
Ala Habibike Hayr-il Halkı küllühimi [176]
Nevzâd-i [177] risalet Hateme’n –Nebiyi [178]
Süt aktı ve emdi parmaklarını
Mevlid-i seâdet ol ali mekân
Dört âlem dikildi ve dendi heman
Dört köşe olmuştu cihan bu zata
Nere dönse erer çok futûhâta [179]
Siyâdât-ı [180] ana tebşir [181] edildi
Mahşerde ümmetin senindir dendi
Velâdet [182] gecesi yıldızlar tamam
Arz-a meyl ettiğin gördü sakfi-nam [183]
Ve hîni vaz’ında [184] hânenin içi
Nurlandı demiştir o hatun kişi
Doğunca aksırdı dedi Elhamdülillah
Mevlid-i Müfahham [185] ol Rasülullah
Abdurrahman İbn-i Avf’ın anası
İsmi Şifâ Hatun ol nur paresi [186]
Aksırınca O Nevzad-ı [187] Kureyşi
İşittim hâtiften [188] o sadâyı arşı
Dedi ve hem Şam’ın saraylarını
O nur ile gördüm alaylarını
Buluğ-i bi’setini [189] etti intizâr [190]
Nuzülü vahyi de iman eyledi izhâr [191]
Safiyye Bint-i Abdulmuttalib
Kabîlelik etti tayyib [192] mutayyib [193]
Kaldırınca başını secdeden Rasül
Allah birdir dedi ben oldum Rasül
Göbeği kesilmiş sünnet tekmil [194]
Cismi münevverdi [195] ve yunmuştu bil
Muhammed’ün Seyyid’ül Kevneyn-i ve’s- Sakaleyn [196]
Ve’l-ferikayni min Urub’in ve min Acem’in [197]
Mevlaya salli ve sellim daimen ebeda [198]
Ala Habibike Hayr-il Halkı küllühimi [199]
Cenâb-ı Âmine [200] ol peri-i haslet [201]
Ana denmiştir eylesin dikkat
Üç gün tamam melâike ziyaret
Etmedikçe yoktur beşere ruhsat
Bu mealde gaibten bir sadâ geldi
Cümle hâne halkı yanından gitti
Abdulmuttalib gördü ne etti
Safâ’dan geçerek Merve’ye gitti
Hane üzerinde gördü bir beyaz kuş
Kanatları Mekke dağlarını tutmuş
Takarrub [202] ettikçe bir beyaz bulut
Yakinen gördü ve etti sukûn
Acep rüya mıdır hayal midir bu
Dedi ve aldı bir güzel koku
Kendisini âlemden tecerrüd [203] etmiş
Zan etti cennet bağına gitmiş
Kapıyı vurdu içeri girdi
Cenab-ı Âmine’yi pek zayıf gördü
Alnındaki nuru görmeyince
Bilmedi hikmetini düşündü ince, ince
Bir zat-ı görünce Muhib [204]
Gayetle havf [205] etti Abdulmuttalib
Dedi Ya Âmine korktum çâk [206] ettim
Ka’be’yi titrer gördüm ben helâk oldum
Putlar yere düştü Ka’be doğruldu
Makam-ı İbrahim nur ile doldu
Muhammed doğdu diye bir sadâ geldi
Bu sesle Huda’dan bir atâ [207] geldi
Acele ben O Nevzad-ı göreyim
Rahmet kokusunu andan alayım
Cenâb-ı Âmine şimdi görülmez
Çünkü üç gün beşer yanına girmez
Beni helak mi edeceksin nerde dedi
İçeri girdi yalınkılıç bir şahsı-haşin [208] gördü
Âmine’nin sözünü o zat söyledi
Abdulmuttalib Hazretleri sabreyledi
Nas’a [209] söylemek isterse ol ced [210]
Olurdu ebkem[211] dudağı hem sed
Bu macera kendisine kâr etti
Üç gün tamamına intizâr [212] etti
Ulema-i nucum [213] ve Yahûdiler
Peygamberân-ı Ahir zaman geldi dediler
Kızıl yıldız doğduğunu görenler
Dediler tevellüt etti Peygamber
Cem’i âleme velvele [214] düştü
İşitenler bu habere üşüştü
Mecûsi’den Nasara’dan Yehud’dan [215]
Birçokları geçti haç ile puttan
Yine velâdet-i seniyye [216] günü
Medine’de söylendi o güzel ünü
Hüve’l Habîbü’llezi türca şefâatühü [217]
Li-külli hevlin minel ehvali’l muktehimi [218]
Mevlaya salli ve sellim daimen ebeda [219]
Ala Habibike Hayr-il Halkı küllühimi [220]
Hasan’ül Ensârî ederdi rivayet
Zabd-ü ketb [221] edilmiş Leyle-i velâdet [222]
Hemân on günlük yoldan bu habere
Bir gecede neşr-i harika iber [223]
Daha nice bu gibi halât [224]
Ruy-i arza [225] verdi büyük beşârât[226]
Mülûki [227] arzın dili tutuldu
Nûşirevan’ın [228] köşkü yıkıldı
Sarayları tezelzele [229] uğradı
Hükümdarlar bundan çok havf [230] eyledi
Sava Gölü o gecede kurudu
Semâve Deresi’ni [231] sular bürüdü
Dahi yıldızların sık, sık sukûtu [232]
Habt etti[233] âlemi verdi sukûtu
Cesim [234] putlar yere düştü bi’t-temam [235]
Rahip Ays Abdulmuttalibe etti ihtiram
Bilâd-ı Fârisi [236] deki ateşgedeler [237]
O gecede hemen söndü dediler
Daha birçok zuhur etti havârik [238]
Yazdılar cümlesini eslâf sevabik [239]
Lakin bu asî ettim ihtisar [240]
Ve ismine dedim “Yâr-e Yadigâr”
Ne mümkün vasf etmek o kerem kânı [241]
Ana nazil oldu Seb’ül Mesani [242]
Okuyan-ı dinleyeni yazanı
Nail etsin gufrânına [243] ol Gâni [244]
Eslaf-ı ahlâfım [245] hissedâr etsin
Hem nâm-ı ahiret gününe gitsin
İşitenler okusunlar fatiha
Şuracıkta verdim anı hitâma [246]
Ve selâmün alel Mürselin [247]
Ve’l hamdülilahi rabbil âlemin
İhramcızâde
Hacı İsmail Hakkı TOPRAK
Kuddise sırruhu’l-azîz
[1]—İhramcızâde M. Kâzım Toprak’ın anlattığına göre bu kitapların büyük bir kısmı inceleme amaçlı olarak Darendeli Hulusi kuddise sırruhu’l-azîz Efendi tarafından alınmıştır. Fakat bu kitapların dönüşü olmamıştır. Şimdi bu kitapların Darende’de Efendi Hazretlerinin diğer şahsi eşyaları ile muhafaza edilmesini de Hulusi kuddise sırruhu’l-azîzin bir hizmeti olarak görmek gerekir.
[2]—Hafız Şirazi
İranlı Şair Şiraz d.?-h.y.t. m.1390 Gerçek adı Şemsettin Muhammed’dir.
Kur’an-ı Kerim’i ezberlemesi ona hafız unvanını kazandırmıştır. Şiirini besleyen Arapça, Cahiliye dönemi Arab Şiiri hadis, fıkıh, kelam ve tasavvuf kaynakları da hem bilgisini hem eğilimlerini aydınlatır. Sanatına ilgi duyan yöneticilerce korunmasına karşılık özgür düşünce yapısı nedeniyle bu gibi yardımlara pek ilgi göstermemiştir. Eski Arab Şiir bilimindeki Kaside içinde bulunan duygusal şiir bölümünü (tegazzül) geliştirerek Divan edebiyatında gazel diye ünlenecek birimi olgunlaştırmıştır. Kendinden önceki ustaların Firdevsi’nin (930–1020) en iyi örneğini verdiği destan (Şehname), Muallakatü’l Sab’a şairlerinin olgunlaştırdığı kaside, en seçkin deyişler ile Ömer Hayyam’ın (1044–1136) yoğunlaştırdığı rubai, örneğin Mevlana ile (1207–1273) Sadi-i Şirazi(1213–193) ve Genceli Nizami’nin(1150–1214) önde geldikleri düşünsel ve bilgice öykücülerce dolu mesnevi gibi nazım biçimleri yerine gazelde derinleşen Hafız, bu türün en eksiksiz örneklerinin sahibi oldu. Dünya güzelliklerini, yaşam tatlarını, tükenmez bir aşk duyarlığını, aşkın getirdiği doğal bir özlem, ayrılık, acı, yalnızlık, kıskançlık gibi yan duyguları insanca işledi. Beyitli ana birim ve bağımsız sayacak ilerdeki sakat anlayışa karşın Hafız gazelde tam bir konu bütünlüğü yanı sıra ses ve uyum etkisi sağladı. Bu etkide ahiret inancına uzak kaldı. Dünya ve doğa güzelliklerini coşkuyla diler getirirken yer yer gerçek zaman zaman simgesel bir gücü şarabı yüceltti.
Hafız yüzyıllar boyu süregelen ününü, tek yapıtı olan Divan-ı ile sağladı, Yapıt, birçok eski şairlerinki gibi aşk, şarap, sarhoşluk, ikiyüzlülük, şikâyet gibi konuları içerir. Diğerlerinden farklı, bu konulardaki duygularını çok güzel bir biçimde dile getirmesidir. Şiirlerinde duygusallığın yanı sıra felsefi ve mistik bir hava da egemendir. Bütün bu üstün nitelikler karşısında Divan’ın henüz yüzde yüz onun gazellerini içeren bir nüshası ele geçmemiştir. Söylentiye göre Hafız’ın şiirlerini ilk kez Gülendam adlı bir öğrencisi bir divan’da topladı, Gülendam’ın bir de önsözünü içeren bu nüshalardaki gazel sayısı 650–1000 arasında değişir.
[3]—İran Edebiyatının önemli şair ve yazarlarından biri olarak kabul edilir.
Asıl adı, Ebu Abdullah Müşerrifûddin bin Müslih eş- Şirazi’dir. (1213–1292)
Rivayetlere göre; hayatının ilk üçte birinde tahsille meşgul olmuş, ikinci üçte birini seyahatle geçirmiş, kalanını da ibadete hasretmiştir.
Bilginler yetiştiren bir soya mensup olduğu bilinir. Tahsiline Şiraz’da başlamış, Bağdat’ta Nizamiye medresesinde devam etmiş, çağının büyük simalarıyla tanışmıştır. Dini terbiye almış, bu konuda tanınmış kişilerle konuşmuştur. Hayatı daima öğretici, düşündürücü ve çekici bulmuştur. İnsanlarla konuşmak ve seyahat etmek onun sevdiği şeylerdir. Çok kez Hac’ca gittiği de rivayet edilir.
Ebu Bekir ve oğlu Sad için “BOSTAN ve GÜLİSTAN” isimli yapıtlarını yazdı. Güneydoğu Anadolu ve Azerbaycan’ı gezdi. Karışık ve hareketli hayatının nihayetinde tekrar Şiraz’a gelerek, burada yerleşir ve ölümüne dek, tenha bir yerde yaptırdığı tekkede, vaktini okuyup yazarak, ibadet ederek ve ziyaretleri kabul etmekle geçirir. Birçok büyükler ona saygı göstermişler. Büyük bir tevazu ile her zaman içinde yaşadığı halk, hayatının sonlarına doğru, onu ermişlerden biri olarak tanımıştır. Sâdi, 1292 yılında Şiraz’da Hakk’a yürüdü. Mezarının bulunduğu semt O’nun adı ile anılır. Kusursuz bir anlatış biçimi olan Sâdi’nin üslubu basit gibi görünür, ancak kolay taklit edilemez. Eserlerinden başlıcalar: “Takriz-i Dibace,” “Mecalis-i Pençgane,” “Gazeliyet”
En meşhur eseri “ Bostan ve Gülistan” İslâm dünyası medreselerinde okunmuş, açıklamaları yapılmış ve çeşitli dillere çevrilmiştir.
[4]—Mehmet Niyazi Mısri kuddise sırruhu’l-azîz
II. Osman devrinde, hicri 1027, milâdi 1617 yılında Malatya’da doğmuştur. Babasının (Ali Çelebi) bir Nakşibendî tarîkatı mensubu olmasına rağmen, henüz 21 yaşında genç bir vaiz iken Halvetî Tarîkatı şeyhi Malatyalı Hüseyin kuddise sırruhu’l-azîz Efendiye intisap etmiş, Kadirî bir mutasavvıftan istifade etmiş olan bu şair sufinin kabiliyetlerini geliştirebilecek kişileri bulabildiği söylenebilir.
Diyarbakır ve Mardin’de mantık ve kelam okudu, o zamanlar hocası yalnız Mısır’da bulunan “Miftah-ı Ulum il Gayb” (Gayb ilimleri anahtarı) ilmini öğrenmek üzere Mısır’a gidip Ezher Camii civarında Kadirî bir şeyhe bey’at etti. Bir gün şeyhi ona “Zahir ilim talebinden tamamen vazgeçmedikçe tarîkat ilmi sana açılmaz” dediğinde niyaz ile Allah Teâlâ’ya istihare ettiğini, rüyasında Abdülkâdir-i Geylânî kuddise sırruhu’l-azîz Hazretlerinin Niyâzi’ye nasibinin bu şehirde olmadığını ve “Senin şeyhin bu şehirde değildir” diye Anadolu tarafını işaret ettiğini Mevaidu’l-irfan (İrfan Sofraları) adlı eserinde anlatmaktadır.
Bunun üzerine şeyhinden ısrarla izin ister, rüyasını duyan şeyhi, kendisine hilafet vermeyi teklif eder ise, de o gitmede ısrar eder ve izin alıp Mısır’dan ayrılır Anadolu yoluyla İstanbul’a gelir. Sokullu Mehmet Paşa Medresesi’nde bir hücrede irşada başlar (1646).
İstanbul’dan Bursa’ya gidip orada Veled-i Enbiya Camii kayyımı Ali Dede’nin evinde ve Ulu Cami yakınındaki medresede oturan Niyazi-i Mısri kuddise sırruhu, yine bir rüya üzerine Uşak’a giderek Halvetiyye’nin Elmalılı Yiğitbaşı Ahmet Efendi kolundan ve Ümmi Sinan Halifelerinden Şeyh Mehmed’e intisab eder. “Akıbet şeyhim, gözbebeğim, kalbimin devası” olarak ifade ettiği Şeyh Ümmi Sinan Elmalı kuddise sırruhu’l-azîz ile Elmalı’ya giderek şeyhinin dergâhında imamlık, hatiplik ve şeyhinin oğluna hocalıkta bulunur. Kırk yaşına ulaştığında Mısri, Ümmi Sinan’dan hilafetini alarak irşada başlar. İşte onun mücadele hayatı bundan sonra başlar. Uşak, Çal ve Kütahya’da bulunmuş; Bursa, Edirne’den sonra bir müddet İstanbul’a yerleşmiştir. Üsküdar’da Azîz Mahmud Hüdâyi kuddise sırruhu’l-azîz Hazretleri ile komşu olmuştur.
1669 tarihinde Bursa’ya gelmiş, Bursa’da Ulu Camii civarında bir hücrede irşad, camide vaazlara devam etmiş; bir yandan da geçimini temin ve yoksullara yardım maksadıyla mum yapıp satmıştır. Abdal Çelebi adlı bir tüccar Niyâzi’ye bir dergâh yaptırır. Bursa’da Ulu Cami’nin kıble tarafında şu anda postanenin bulunduğu köşede, dergâh 1080 (1669–1670) tarihinde merasimle açılmıştır. Bursa’da tekkesini kurduğu yıllar tekke– medrese tartışmalarının en yoğun olduğu yıllara rastlar; sesli zikir meclisleri yasaklanmıştır. Mısri bu karara uymamış ve açıkça mücadele etmiştir. Hacı Mustafa adlı birinin kızı ile evlenir. Bir kız çocuğu olur.
Sadrazam Köprülüzâde Fazıl Ahmet Paşa’nın daveti üzerine Edirne’ye giden Niyâzi, cifre dayanarak bazı sözler söylediğinden 1087 (1673)’ te Rodos’a sürülür. Dokuz ay sonra affedilerek Bursa’ya döner. Dönüşte Bursa’da çalışmaya devam etmiş, 1677’de Rusya seferi için halkı cihada davet etmek amacıyla 300 kişilik bir derviş grubuyla Edirne’ye geçmiş, Selimiye Camii’ndeki bir hutbesinden dolayı bu kez Limni Adası’na sürgün edilmiştir. İki sene sonra affedilmesine rağmen dönmez ve Limni’ de Mısrî dergâhını kurar. On beş yıl sonra tekrar Bursa’ya gelir.
Padişah II. Ahmed’ in, şeyhe mahsus bir koşu araba, dervişler için de para gönderdiği bilinmekte olup, Niyâzi’yi çok saydığı anlaşılmaktadır. Niyazi Mısri kuddise sırruhu’l azizin padişaha, işbaşında bulunan hainleri keramet ile birer birer haber vereceği şayiası, devlet adamları arasında telaş uyandırır. Sadrazam Bozok’lu Mustafa Paşa, Mısri Efendinin duasını almak isteyen ve sonra sefere çıkılmasını münasip gören II. Ahmed’i, bu zat geldiği takdirde büyük bir fitne zuhur edeceği yolundaki telkinleriyle fikrinden vazgeçirdi. Niyâzi, 26 Şevval, 1104 (30 Haziran 1693) Salı günü Edirne’ye gelip vaaz etmek üzere Selimiye Camii’ne indiği zaman, halk caminin etrafını almış, kalabalıktan içeriye girilemez olmuştur. Bu durum karşısında Sadrazam, Niyâzi Mısrî kuddise sırruhu’l-azîz Efendinin eğer derhal sürgün edilmezse büyük bir karışıklık çıkacağını padişaha telkin ederek, Niyâzi Mısrî kuddise sırruhu’l-azîz Efendinin Limni’ye gönderilmesi hususunda bir ferman alır. Tekrar Limni’ye sürülür (1693). Orada, bir müddet sonra 20 Recep 1105 (16 Mart 1694)’te, 78 yaşında Hakk’a yürümüştür.
[5]— “Meselâ yine Ahmet Âmış kuddise sırruhu Efendi buyururlarmış ki;
“Tasavvuf kitabı okumayın. Onlar sizi idlâl (yanlışa götürür) eder. Yalnız Niyazi Divanını okuyun. Zira O, sülûkü bitirdikten sonra söylemiş ve yazmıştır.” (ERGİN, a.g.e. s. 75)
[6]—Bu konuda Necmeddin Kübra kuddise sırruhu’l-azîzin hali ayrı bir görüş açısı vermektedir.
“Bir gün halvette yalnız olarak zikirle meşgul olurken şeytan geldi. Halvet ve zikir hayatımı karıştırıp bozmak için hile ve tuzaklarını artırdı. O anda elimde bir himmet kılıcı hâsıl oldu. Ucundan kabzasına kadar üzerinde: “Allah,” “Allah” kelimeleri yazılı idi. O kılıçla, insanı meşgul eden ve Allah Teâlâ’yı zikirden alıkoyan hatıraları kovuyordum.
O anda kalbime “Hıyelu’l-merîd ale’l-mürîd” (Azgın şeytanın mürid için kurduğu tuzaklar) ismi ile halvette bir kitap yazmak hatırıma geldi. Şeyhim izin vermeden böyle bir eser yazmam sahih olmaz, dedim. Benimle şeyhim arasındaki rabıtanın sıhhatli olması sebebiyle sesini işittim. Şöyle diyordu: “Bu hâtırı (düşünceyi) bırak..” Şeyhime gaibte (rabıta yolu ile) danıştım. Allah Teâlâ bundan uzaktır bu hâtır şeytandandır. Şeytan, kendisine merid (azgın ve inatçı gibi çirkin ve kötü) bir isim verdi. Böylece şeytan kendine sövmez (kötü isim vermez) zannettin onun böyle yapacağını uzak bir ihtimal saydın. Gayesi seni (kitap yazmakla) meşgul edip Hakk’ı zikirden alıkoymak ve işini sarpa sarmaktır.” (Necmeddin Kübra kuddise sırruhu, Tasavvufî Hayat, trc. Mustafa KARA, İstanbul, 1996,s.103)
[7]—Hacı Bayram Veli kuddise sırruhu’l-azîzin müridlerinden Yazıcızade Mehmet kuddise sırruhu’l-azîz Efendi, Muhammediye adındaki büyük manzum eserini yazıp mürşidine takdim ettiği zaman:
“Böyle kocaman bir eser yazacağına bir sine hak etseydin, Mehmet.” Demiş ve bununla, bir adam yetiştirseydin, bu suretle canlı, nâtık bir kitap yazmış ve daha iyi etmiş olurdun, demek istemiştir.
Nitekim bu fikri taşıyan Hacı Bayram Velî kuddise sırruhu’l-azîzin iki, nihayet üç küçük manzumesinden başka kâğıt üstüne konulmuş eseri yoktur. Fakat yetiştirdiği insanların, yâni canlı kitapların sayısı çoktur ve bu canlı kitaplar asırlarca okunmuştur; şimdi de okunmaktadır ve ilâ nihâye inşâallah da okunacaktır.
Türbedar Ahmed Âmış kuddise sırruhu Efendi, tenevvürü ve yüksek hakikatlere erişmeyi kastederek:
“Bu iş kitapla olmaz; fakat kitapsız da olmaz” buyururlarmış. Yine bu zat, daha ileri giderek Muhyiddin Arabî kuddise sırruhu’l-azîze atfen:
“Allah Teâlâ benden ne istersin dese: Ya Rabbi, beni tekrar dünyaya gönder, yazdığım kitapları toplayıp yakayım” demiştir.” (ERGİN, a.g.e. s. 74)
[8]— Evrâd-ı Bahâiyye
Manen Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin Şah Muhammed Bahâüddîn Nakşibend kuddise sırruhu’l-azîz Hazretlerine ta’lîm ettirdiği rivayet olunan, seçilmiş dua ve virdlerden oluşan bir tesbihat evraddır.
Evrad-ı Şerif, bir mürşid-i kâmilden izin alınarak okunmalıdır. Fakat Efendi kuddise sırruhu’l-azîz Hazretlerinin kendine bağlı yeni ihvana, yâni sülûk derslerini ikmal etmemiş bile olsa izin vermiş olduğu rivayeti meşhurdur. (Mustafa Takî kuddise sırruhu’l-azîz Efendinin arkadaşı olan Hasan Basri Çantay Evrâd-ı Bahâiyye için okuma izni istemiştir. Fakat uzun bir müddet bu izni alamamıştır.)
Evrad-ı Şerifi okumak için kıbleye karşı diz çöküp şu şekilde okunur:
3 adet Salâvat-ı Şerife
5 adet Estağfirullah
1 adet Fatiha Suresi
3 adet Kehf Suresinin 10. ayeti
3 adet İhlâs Suresi
7 adet Salâvat-ı Şerife
Okunduktan sonra, okunan sure ve dualardan hâsıl olan sevap silsile yoluyla Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemden itibaren bütün pîrana ve akraba-i taallukata bağışlanır, daha sonra da Evrad-ı Şerif okunmaya başlanır.
Bu evrâdın içinde İsm-i Âzam olduğu için okuyanın istekleri Allah Teâlâ’nın iradesinin takdiriyle icâbeti muhakkaktır.
[9]— Kitabın kapağı şu şekildedir.
Yâre Yadigâr
İbrahim Yılmaz – Ali Altın (Uğur Terzi, Mehmet Bayrak eliyle Taşköprü) (Bekir Sarı ve Basmacı Mehmet Efendi eli ile)
Osmanlıca ve Türkçe yazılmıştır. İçinde silsile, hediye etme şekli, Efendi kuddise sırruhu’l-azîzin birkaç sohbetten alınmış kelâmları yazılmıştır.
Sayfalar ayrı ayrı numaralanmış Türkçe 24 sahife. Osmanlıca 29 sahifedir.
[10]—Hz. Muhammed Mustafa sallallâhü aleyhi ve sellem
[11]—Çokça, fazlaca
[12] —Öncekiler ve geçmişler.
[13]—Öncekilerin yolu
[14] —Sık sık
[15]—Şiirin yazıldığı tarih Hicri 19 Rebi’ul –evvel 1352 Çarşamba- 11 Temmuz 1933 Salı (İkindiden sonra Çarşamba sayılır) Efendi Hazretleri bütün hayırlı işlerine Çarşamba günü başlamıştır.
[16]—Çarşamba
[17]—Dizdim
[18]—Ayak
[19]—Şükür, binlerce şükür
[20] —Gündüzleyin
[21]—Öğle uykusu
[22]—Uykumda
[23]—Güzel bir insan
[24]—Allah Teâlâ’nın yardımıyım
[25]—Emrine hazır.
[26]—İnci dizisi gibi mısralar
[27]—Ay yüzlü Sevgili
[28]—Nesir ile yazılmış inci gibi satırlar
[29] —Düzyazı, nesir,
[30]—Hediye
[31]—Utanma
[32]—Mahcupluk ve eziklik ile
[33] —(Vefir-den) Tam olan şey. Çoğaltılmış. Çok. Kesir.
[34]—Kerem sahibi
[35]—Vefalı Efendim
[36]—Taşısa
[37]—Hayale sığabilecek (Gerçekte olması düşünülemeyecek kadar büyük)
[38]—Parlaklık ve aydınlık
[39]—Kıyamet günü.
[40]—Büyük lütuf
[41]—Dünya’ya Teşrifi
[42]—Âşıklara
[43]— Melekler
[44]—Birlik kadehi
[45]—Açılır, feth olur
[46]—Saçılır
[47]—Birlik incileri
[48]—Açık
[49]—Hicri üçüncü ay, Rebî’ul-evvel ayı,
[50]—Kıymeti Yüksek ve yüce
[51]—Şefaatçi
[52]— “Seni başka değil, bütün âlemlere bir rahmet olmak için gönderdik.” (Enbiya, 107)
[53]—Parçalandı
[54]—Put isimleri
[55]—Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimizin doğduğu gece, İran kralı (Kisrâ’nın) sarayı sallandı ve on dört burcu yıkıldı.
[56]—Büyük Mecusi Ateşi
[57]—Save gölü kurudu.
[58]—Kabir toprağına
[59]—Güzel kokan bahçesini
[60]—Sulanırlar, içerler
[61]—Allah Teâlâ’ya şükürler olsun Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi beşer olarak gönderdi.
[62]—Sonra en önce seçilmiş nebi olana salât ve selam olsun.
[63]— Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimize ebediyete kadar selam olsun.
[64] —Bütün yaratılmışların en hayırlısı Allah Teâlâ’nın sevgilisine olsun.
[65]—Babası Hz. Abdullah radiyallâhü anh
[66]—Hizmetçiliğini
[67]—Ay parçası
[68]—Bilenler müjde ederdi
[69]—Zaman zaman
[70]—Ulvî âlemler
[71]—İsimlendirilmemişti önceden
[72]—Olabilir mi diye araştırmaya düştüler.
[73]—İnci dizileri
[74]—Baştanbaşa
[75]—Alnında
[76]—Yüzünü kaplayan
[77]—Rebî’ul-evvel ayının 12 si
[78]—Dünyevî harikalar
[79]—Korkuttu
[80]—Zaman zaman
[81]—Müjde
[82]—Güzeller
[83]—Doğu batı
[84]—Pay veren
[85]—Allah Teâlâ’nın arşı
[86]—Doğuda
[87]—Batıda
[88]—Çok yeni
[89]—Cam fanustaki şerbet
[90] —Dünya ve ahiret, insanların ve cinlerin Efendisi
[91]—Arap ve Acem fırkasının Efendisi
[92]—Cam fanustaki şerbet
[93]—Mübarek karınları
[94]—Teşrif et Ya Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem
[95]—Allah Teâlâ’nın izniyle
[96]—Ümmetlerin şefaatçisi
[97]—Beşerin baş tacı
[98]—Mahlûkatın özü
[99]—Yaratılışı büyük ruh
[100]—Dünya âlemine
[101]—Tekbirler
[102]—Tehliller
[103]—Bütün
[104]—Selamlar
[105] — (Türkçe Açıklaması)
Gün, O’nun varlığı ile parladı. Gece O’nun heybetinden karardı.
Diğer rasüllerden fazilet ve ululukta üstün oldu. Hidayet yolları O’nunla bulundu
Kerem hazineleri ve Allah Teâlâ’nın nimetlerin sahibi, şeriatı ile ümmetleri hidayete erdirdi.
En temiz nesebli, en yüce soyluya; bütün Araplar hizmetkâr oldu.
O’nun işaretiyle ağaç yürüdü, taş konuştu, ay yarıldı.
Cebrail aleyhisselâm İsra gecesi gelip,
Allah Teâlâ’nın huzuruna çağırdığını müjdeledi.
Şerefe nail oldu; Allah Teâlâ O’nun ümmetinin geçmiş ve gelecek günahlarını affetti.
Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem bizim Efendimizdir.
Şerefimiz bizi ümmetliğe kabul etmesidir.
[106]—Temiz
[107]—Kemerli büyük bina
[108]—Fışkırdı
[109]—Şam’da bir mevki adı
[110]—Bekçisi
[111]—Bir tanesin
[112]—Müjdelemede ve korkutmada
[113]—Erkek evlatların erkek ve kız çocukları arasından doğmuş nurlu güneş
[114]—Nurlandırdı
[115]—Aydınları
[116]—İnsan, erkek demektir. Yardım edeni olmadan
[117]—Rütbe
[118] —Atmosfer
[119]—Bakış
[120]—Gagaları
[121]—Yardım
[122]—Dünya
[123]—Şerefi
[124]—Koydular
[125]—Yiyecekle
[126]—Gagasıyla
[127]—Saadet ağzı
[128]—Bilerek
[129]—İlâhi şarabı
[130]—İnsanlık âlemi
[131]—Dünya ve ahiret, insanların ve cinlerin Efendisi
[132]—Araplar ve Acem fırkasının Efendisi
[133]—Hareketli
[134] —Adamlar
[135]—Yıkanılacak emin bir çadır
[136] —Mutlu, temiz
[137]—İpek
[138]—Nebilerin ruhları
[139]—Bütün Nebiler ve seçme ruhlar
[140]—Sağlam ip, dayanak
[141] —Öğünür
[142]—Öncekiler
[143]—Omuz, kürek kemiği
[144]—Mecalsiz âşık oldular
[145]—O Allah Teâlâ’nın sevgilisidir ki, şefaat ancak O’ndan umulur.
[146]—Korkulacak bütün hallerde sığınılacak yer O’dur.
[147]—Ruhanî adamlar
[148]—Şerefli zatlar
[149]—Nurlu bulutlar
[150]—İlâhî bir ses
[151]—Âdem aleyhisselâmın sıfatı: Berrak, temiz
[152]—Nuh aleyhisselâmın sıfatı: Yücelik
[153]—İsmail aleyhisselâmın sıfatı: Fasih, güzel konuşmak
[154]—İbrahim aleyhisselâmın sıfatı: Allah Teâlâ’nın dostu
[155]—Yusuf aleyhisselâmın sıfatı: Cemal güzelliği
[156]—Yakup aleyhisselâmın sıfatı: Müjdesi
[157]—Eyyüb aleyhisselâmın sıfatı: Sabrı
[158]—Davut aleyhisselâmın sıfatı: Sesi
[159]—Yahya aleyhisselâmın sıfatı: Takva ve zühd
[160]—İsa aleyhisselâmın sıfatı: Şeref, ululuk ve güzel işler sahibi
[161]—Yaratılmışların en kıymetlisi
[162]—Açıldı
[163]—Sonra tekrar
[164]—Uzaklaşıp kayboldu
[165]—Fazlaca
[166]—Hz. İsa aleyhisselâmın makamında
[167]—İpekler
[168]—Tatlı su
[169]—Ortamına
[170]—Elverişli alışarak
[171]—Döndü
[172]—Sevgi ile
[173]—Allah Teâlâ’ya şükürler olsun Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi beşer olarak gönderdi.
[174]—Sonra en önce seçilmiş nebi olana salât ve selam olsun.
[175]—Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimize ebediyete kadar selam olsun.
[176]—Bütün yaratılmışların en hayırlısı Allah Teâlâ’nın sevgilisine olsun.
[177]—Yeni doğmuş
[178]—Son nebi
[179]—Fetihler
[180]—Efendilik, sultanlık
[181]—Müjdesi
[182]—Dünyaya teşrif
[183]—Bulunduğu yerin tavanı
[184]—Teşrif ettiği vakit
[185]—Büyük kutlu doğum
[186]—Parçası
[187]—Yeni doğmuş sultan
[188]—İlâhî ses
[189]—Nebilik zamanı
[190]—Bekledi
[191]—Açıkladı
[192]—Kavmini güzelce övdü
[193]—Gönlü razı
[194]—Tam olarak
[195]—Nurlu
[196]—Dünya ve ahiret, insanların ve cinlerin Efendisi
[197]—Araplar ve Acem fırkasının Efendisi
[198]—Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimize ebediyete kadar selam olsun.
[199]—Bütün yaratılmışların en hayırlısı Allah Teâlâ’nın sevgilisine olsun.
[200]—Ulu Âmine radiyallâhü anh
[201]—Güzel yaratılışlı kadın
[202]—Yaklaştıkça
[203]—Sanki çıkmış
[204]—Sevgili dost
[205]—Korktu
[206]—Korkudan ödüm yarıldı
[207]—Hediye
[208]—Sert bakışlı
[209]—İnsanlara
[210]—Ata, dede
[211]—Dilsiz
[212]—Bekledi
[213] —Falcılar
[214]—Gürültü
[215] —Mecusiler, Hıristiyanlar ve Yahudiler
[216]—Ulu doğum günü
[217] —O Allah Teâlâ’nın sevgilisidir ki, şefaat ancak O’ndan umulur.
[218]—Korkulacak bütün hallerde sığınılacak yer O’dur.
[219]—Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimize ebediyete kadar selam olsun.
[220]—Bütün yaratılmışların en hayırlısı Allah Teâlâ’nın sevgilisine olsun.
[221]—Yazılmış
[222]—Doğuş gecesi
[223]—İbretler
[224]—Olaylar ve haller
[225]—Yeryüzüne
[226]—Müjdeler
[227]—Eşyası mülkü
[228]—Adaletiyle meşhur İran hükümdarlarından
[229]—Sarsıldı
[230]—Korktu
[231]—O gece Sava Gölü battı. Onun yerine bir deniz çıktı. Şöyle ki; Kufe yakınında bulunan Fırat suyu taştı. Dımışk ile Irak arasında bulunan çölü doldurdu deniz gibi eyledi. (Yazıcıoğlu Muhammed, Muhammediye, İstanbul, 1984, s,145)
[232]—Düşmesi
[233]—Âlemi susturdu
[234]—Büyük putlar
[235]—Hepsi birden
[236]—İran Şehirleri
[237]—Ateşe tapan Mecusiler
[238]—Harika olaylar
[239]— Öncekiler geçmiş olayları
[240]—Kısalttım
[241]—Yüce Şeref Sahibi’ni
[242]—Fatiha Suresi
[243]—Af ve mağfiretine
[244]—Zengin olan Allah Teâlâ
[245]—Öncekiler ve sonrakiler
[246]—Sona erdirdim
[247]—Bütün Nebilere selam olsun