SONUÇ

Hz. Ebû Tâlib’in bu kasidesiyle onun İslâm’a girdiği ve gerçek manada Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme itaat ve yardım ettiğini anlıyoruz. Yine bu kaside onun hakkındaki yersiz ithamlara çok iyi bir cevap olacağı kanaatindeyiz. Ayrıca [bu kaside, Mekke’nin o zamanki sosyal dokusunu anlatması açısından önemlidir. Kasidenin giriş bölümünde Mekkelilerin hac ibadetine bir düğün havası içinde […]

HZ. EBÛ TÂLİB’İN “KASİDE-İ ŞI’BİYYE”Sİ VE AÇIKLAMASI

[1] Kaside, herhangi bir maksat için söylenmiş, aynı kafiyeye sa­hip birçok beyitten oluşan manzumelere verilen genel addır. Ka­side, “kasdedilen şey” anlamındadır. Genellikle medih kasdıyla söylenirler. Arap edebiyatında Lâmiyye-i Ebî Tâlib olarak bilinen Hz. Ebû Tâlib’in Kaside-i Şı’biyyesi İslam tarihinin önemli bir bölümünü büyüteç altına alması bakımından değerlidir. Bugüne kadar müslümanların zihinlerinde oluşturulan Câhiliyye kavramının bilgisizlik […]

ÖZ YURDUNDAN HİCRET

Ebû Leheb’in himayeyi kaldırması karşısında Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem dini neşretmek için Mekke’den daha emin bir yer te’min etmek maksadıyla Taif’e gitti. Ne var ki orada, yaptığı bütün temaslara rağmen istediği genişliği bulamayarak geri döndü. Dönüşte ise Mekkeye almadılar. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem, Mut’im b. Adiyy radiyallâhü anhın himayesi ile Mekke’ye girebildi. Rasûlüllah […]

EBÛ CEHİL’İN PROVAKATÖRLÜĞÜ

Hz. Ebû Tâlib’den sonra Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Kureyşîlerin azabından daha çok rahatsız olmuş, hayatı her an tehlikeye girmeye başlamıştı. Bir defa, Kâbe’de namaz kılarken, Ebû Cehil’in teşviki ile Ebû Muayt oğlu Ukbe, yeni kesilmiş bir devenin bağırsaklarını getirip, secdede iken üzerine koymuş, Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem başını secdeden kaldıramamıştı. Kızı Hz. Fâtıma […]

ASHABIN RASÛLÜLLAH SALLALLÂHÜ ALEYHİ VE SELLEME SEVGİ VE SAYGISI

[Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin Allah Teâlâ katındaki değerini kavramış olan Sahabe, Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemden gelen bütün emir ve talimatları, gereğince yerine getirmeye çalışmışlardır. Kendilerine mükemmel örnek olan ve yol gösteren Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin açtığı bu yola mallarını ve canlarını adayan Sahabe O’nu o kadar saygı ve dikkatle dinlemişlerdir ki, bu […]

RASÛLÜLLAH SALLALLÂHÜ ALEYHİ VE SELLEMİN MERHAMETİ

Allah Teâlâ, Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin kalbinin mahzun olmasına hiç razı olmamıştır. Dünyevi ve uhrevi ne dileği varsa vermiştir. Onun için risaletinde eziklik duymasını istemezdi. Buna örnek olarak şu hatıraları hatırlamak uygundur. [Bir gün Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem, Âişe-i Sıddîka radiyallâhu anhanın evinde oturuyordu. Hazret-i Osman radiyallâhu anh dört deve yükü buğdayı Fahr-i […]

HZ. EBÛ TÂLİB’İN HAKKINDAKİ İTHAMLARDAN BAZILARI

1- [Hz. Ebû Tâlib’in, bir keresinde Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme: “Kavmin senin hakkında ne düzenler kuruyor biliyor musun?” diye sorduğunu, O ise: “Evet, bana büyü yapmak, beni öldürmek ve beni yurdumdan çıkarmak istiyorlar” seklinde cevap verdiğini, bunun üzerine Hz. Ebû Tâlib’in: “Bunu sana kim haber verdi?” sorusuna da “Rabbim haber verdi.” dediğini, Hz. Ebû […]

HZ. EBÛ TÂLİB GERÇEĞİ

1400 yıldır hakkında küfür ithamından kurtulamayan Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin amcası hakkında vicdanımıza rahatsızlık veren yargılardan arınıldığında birçok şeyin yerine oturmadığı görülecektir. Bu nedenle İslâm’ın en zayıf döneminde bütün sıkıntılara göğüs geren Hz. Ebû Tâlib’in manevi şahsını yaralayan bu durumu düzeltmemiz lazımdır. Hz. Ebû Tâlib hakkında doğruyu görmemiz, bazı şeyleri hatırlamamız gerekmektedir. Zamanımıza kadar […]

EHL-İ BEYT’İN ÖNEM VE DEĞERİNİ ORTAYA KOYAN BAZI RİVAYETLER

[1] Ehl-Beyt’in önem ve değerini belirten birçok rivayet vardır. Ancak bu rivayetlerin sıhhati konusunda net bir şey söylemek oldukça güçtür. Zira gerek Şîa gerekse Ehl-i Sünnet kaynaklarında nakledilen rivayetlerden birçoğu hem senet hem de metin yönüyle tenkit edilmektedir. Ancak her türlü tenkide karşı Ehl-i Beyt sevgisinde aşırılıktan bahsetmek Ehl-i sünnet açısından bir noksanlık meydana getirmeyeceği […]

HZ. EBÛ TÂLİB’İN RASÛLÜLLAH SALLALLÂHÜ ALEYHİ VE SELLEMİ HİMAYESİ

[Hz. Âmine radiyallâhü anhın da bu dünyadan göçmesinden sonra, Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin kefaleti dedesi Abdülmuttalib’e geçti. Hz. Abdülmuttalib, Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi evine aldı ve onu bütün evlâtlarından daha çok sevdi. Hz. Abdülmuttalib yetim torununu biran bile gözünden uzak tutmuyordu. Her zaman yanında bulundururdu. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi, Abdülmuttalib’in ister halvette […]

HZ. FATIMA B. ESED

Hz. Ebû Tâlib’in Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme olan sevgisi altında yatan en önemli sebeplerden biri eşi Hz. Fatıma binti Esed radiyallâhü anha’dır. Hz. Ali’nin annesi Fâtıma Hatun, Hâşimoğullarındandır. Kendisinin gerek Hz. Ebû Tâlib’le ve gerek Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem ile soyu Hâşim’de birleşir. Hz. Fatıma b. Esed, Hâşim oğulları kadınları içinde, Hâşimî erkek […]

HZ. EBÛ TALİB

Hz. Ebû Tâlib’in iman edip etmediği geçmişten günümüze kadar tartışma konusu olmuştur. En zor dönemlerde Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin bu fedakâr koruyucusunun küfrüne hükmedenler tarih, hadis ve tefsir kitaplarında naklettikleri zayıf ve meçhul rivayetlere dayanmışlardır. Ancak Hz. Ebû Tâlib’in imanını ispat etmek için birçok kitaplar, makaleler ve risaleler yazılmış olsa da üzerindeki şüpheler kalkmamıştır. […]

İTİKADDA DÖRT MEZHEP VARDIR

Perdeler kaldırılınca itikat da dört mezhep olduğu görülür. 1—Kaderiyye: Kaderi tamamen ortadan kaldırırlar. Bütün fiillerinde kulun serbest olduğunu söylerler. Kul fiilinin ya­ratıcısıdır Sahih hadiste Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem bunlar için: “Ümmetimin mecusi (ateşe tapan) sidir”[1] itabını[2] layık görmüştür. 2— Cebriyye: Bunlar kulun iradesini (İyiyi-kötüden seçme hassasını) tamamen ortadan kaldırmışlardır. Sadece kadere itimat etmişlerdir. Suç […]

ALLAH TEÂLÂ KULLARINA NİÇİN AZAB EDER?

Zulüm eden (zalim), azim ve isteği ile ve Allah Teâlâ’nın razı olmadığı fiili ile zulme meyletmek ve onunla münasebet kur­mak sureti ile zalimlik sıfatını kazanır. Bu azim ve istekte ayrıca bir günahtır.[1] Bu zulmü işlerse o da ayrıca bir günah olarak yazılır. MAZLUMLAR İnsanlar, bazen Allah Teâlâ’ya kullukta hata ederek, bazen da büyük günah ve […]

KAZA VE KADERİN TARİFLERİ

Kelam kitaplarında Kaza şöyle tarif edilir: Kaza: İcmâli[1] bir hüküm manasına gelir. Mesela: Umumi olarak bütün insanların öleceğine hükmetmek gibi: “Her nefis ölümü tadacak…”[2] Bu âyeti kerime bu çeşit manaya bir delildir.[3] Kader: Tafsili bir hükümdür. Mesela: Bir kulun falan gün­de, filan yerde, falan sebepten öleceğine hükmetmek gibi. Kader kulları istidadına tabiidir.[4] İmam Gazali rahmetullâhi […]

TEVHİDİN MANASI

Şeyh Muhyiddin-i Arabî kaddese’llâhü sırrahu’l azîz, Fütuhat-ı Mekkiyesi’nde: “Ehli Sünnet Mezhebinin İhtiyar seçme dileme görüşünde olduğunu” söylüyor. Ciddi bir şekilde düşünüp tefekkür edersek, itikadımız sarsılmaktan kurtulur. Burada müellif iki çeşit tevhitten bahseder. 1 — Havassın Tevhidi: Bu avam için cebirdir. Kamil kişi­lerin hayat bahşeden tevhitleri Allah Teâlâ’nın zatı üzerine hiç bir kusur kondurmamaktır. O’na kusur […]

KAZA VE KADER RİSÂLESİ

Hamd, ancak kendisine ibadet etmemizi, yalnız kendisine boyun eğmemizi emreden Allah Teâlâ’ya olsun. Yerde ve gökte Ondan başka ilâh yoktur. Salât ve selam, beşeriyetin efendisi, müminlerin izzet ve şere­finin dayanağı olan Hz. Muhammed Mustafa sallallâhü aleyhi ve selleme Onun âline ve “Lâ İlâhe İlla’llah” ilkesinde Onunla ittifak eden ashabına olsun. Salât ve selâmdan sonra; devlet […]

ABDÜLMECÎD-İ SİVÂSÎ EFENDİ

Kaddese’llâhü sırrahu’l azîz Halvetiyye yolunun Şemsiyye kolu kurucusu Şemseddîn Sivâsî (Kara Şems) kaddese’llâhü sırrah’ül azîz Hazretlerinin kardeşi Şeyh Muharrem Efendinin oğludur. İsmi Abdülmecîd, künyesi Ebü’l-Hayr, lakabı Mecdüddîn’dir. Şiirlerinde Şeyhî mahlasını kullanmıştır. Sivâsî nisbesiyle meşhur olmuştur. 1563 (H.971) senesinde Tokat’ın Zile ilçesinde doğdu. 1639 (H.1049) senesinde İstanbul’da Hakk’a yürüdü. Kabri saadeti, Eyüb Nişancası’ndaki evinin bahçesindedir. İsmi […]

ÖNSÖZ

İnsanı, mahlûkatın en şereflisi olarak yaratan, Rahman ve Ra­him olan Allah Teâlâ’ya hamd ü senâ olsun. Salât ve selâm, iki cihanın mânevi güneşi Hz. Muhammed Mustafa sallallâhü aleyhi ve selleme, O’nun hidâyet yolundan ışık alan âline ve ashabıma olsun. Milletlerin yaşaması, büyümesi ve gelişmesi için geçmişi ile geleceği arasında kopmaz ve sarsılmaz bağların kurulması lâzımdır. […]

SONUÇ Ebedi âleme kavuşmak

Allah Teâlâ dostlarının “Ey güvenilir insanlar! Öldürün beni öldürün ki benim ölümüm hayat içinde hayattır.” buyurmaları dâimî hayât-ı talep etmeleridir. Bu sebeple “yakîn gelince vücûd mahvolmuş (istekler tükenmiş) olacaktır.” Yine; “Varlığın günahtır. Bu günaha başka günah kıyas bile edilmez.” denilmiştir. Varlığı yok etmekle ilâhî âleme dönüşü sağlamak ebedî hayâtı bulmak için ancak bahsettiğimiz bu sulûk […]