KAYNANA İLİŞKİSİ


Site analizinde arama motorlarında bazı kişilerin “kaynana ile cinsel ilişki” sorusunu girdiğini gözlemlemekteyiz. Daha önce yazdığımız “Gelin-Kaynana-Damat Üçgeni” yazısını tekrarlayarak konuyu hatırlatmak istiyoruz.

Ailevi sorunların başında gelen bu durum hakkında birçok yorum yapılırken tam bir çözüm üretilememiştir. Sıkıntının psikiyatrik sebeplerin göz ardı edilmesinden kaynaklandığı düşünülmekle birlikte konuya çeşitli yönlerden yaklaşılarak huzursuzluğun çıkış noktasının tespitine çalışılmalıdır.

İslâm, büyüklerin küçükleri sevmesini, küçüklerin de büyüklere saygı duymasını emreder. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem “Küçüklerimize şefkat, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir” buyurmuştur. [1]

Ancak, meşru olan bir şeye ulaştıran yolların da meşru olması esastır. Bir haram işlenerek, bir emir yerine getirilmez. İslâm’da bu, kurallaştırılmış ve “Bir emirle bir yasak çatışırsa, yasaktan kaçınmak tercih edilir” denilmiştir.

Bu nedenle aşağıda da belirtildiği gibi sarılmanın-el öpmenin haram, mekruh, mubah ve müstehap olduğu durumlar söz konusudur.

Kadının, mahremi olmayan erkeğin elini öpmesi, sarılması erkeğin de mahremi olmayan kadının elini öpmesi, sarılması haramdır. Kişiye makamı, dünyalık şöhreti, ya da parası ve malı için saygı gösterip, elini öpmek mekruhtur.

Takvâ ehli, âlim ve sâlih kimselerin, ana-babanın elini öpmek ise müstehaptır. Çünkü bunda, gerçekte ilme ve takvâya saygı vardır.

Bunların dışında kalanlardan küçüklerin, büyüklerin ellerini öpmeleri de mubahtır. Yapıp yapmamakta bir sakınca yoktur.

Konumuzla ilgili olarak gelinin kayınpederinin elini, damadın da kayınvalidesinin elini öpmesine gelince; bunlar birbirlerinin ebedilik mahremleridirler[2], dolayısı ile birbirlerinin ellerine, kollarına, başlarına ve ayaklarına bakabilirler ve genel kural olarak, bakılması helâl olan yerin tutulması da helâldir. Ancak Hanefî bilginleri, bazı ayet ve hadisleri diğerlerinden farklı anlamışlar ve dokunma ile doğacak şehvetin de hısımlık oluşturacağına karar vermişlerdir. Yani milyonda bir ihtimal de olsa, birbirlerinin elini tutan kaynana – damat, ya da kaynata – gelinden birinin bu sırada şehvet duyması, derhal aralarında yeni bir hısımlık oluşturur ve sanki karıkoca imişler gibi hüküm alırlar. Meselâ bu olayın gelinle kayınpederi arasında olduğunu düşünürsek, onların karı-koca oldukları varsayıldığında, damat babasının eşiyle evlenemeyeceği için hanımı kendisinden derhal boşanmış olur. Damatla kayınvalide için de aynı şeyler geçerlidir.

Hatta bu durumun geçerliliği sadece uyanık ve ayık hale ait değildir. Meselâ karanlıkta hanımı sanarak, şehvet duyulacak yaşa gelmiş kızını, şehvetle tutan babaya artık kendi hanımı haram olur.

Ancak bu tür sonuç doğuracak tutmanın, teni tenine değerek olması, ya da altının sıcaklığını iletecek kadar ince bir örtüden olması gerekir. Kalın elbisesinden tutarak, ya da vücuduna bakıp düşünerek şehvet duymak, bu tür bir haramlık oluşturmaz.

Bu tür hısımlık haramlığı oluşturan olaylar, sadece tutmaktan ibaret değildir. Erkeğin kadının iç fercine, kadının da erkeğin organına bakmasıyla şehvet duyması da aynı sonucu doğurur.

Yalnız, şehvet duymak, sırf kalbinden kötü bir ilişki geçirmek demek değildir. İkisinde birden bulunması şart değildir. Bunun, sadece birinde bulunması bile söz konusu haramlığın doğmasına yeter.

İşte, çok az da olsa böyle bir ihmalden ötürü, damadın kayınvalidesinin elini, gelinin de kaynatasının elini öpmemesi daha iyidir, denilmiştir.

Bu anlatılanın psikolojik yönünü inceleyecek olursak Freud un aşağıdaki açıklamaları bizi aydınlatacaktır:

[Kadınların psiko-cinsel gereksinimlerinin aile yaşamında ve evlenmede doyurulmamış olduğu yerlerde, karı koca ilişkisinin eksik bir biçimde son bulması ve kadının cinsel heyecanlarını yaşayışının tekdüzeleşmesi sonucunda, sürekli bir doyumsuzluk durumunun ortaya çıkma tehlikesi vardır.

Yaşlanmakta olan anne, çocuklarının yaşamını yaşama yoluyla kendini onlarla bir sayma, onların heyecanlarını kendi heyecanı yapma yoluyla kendini bu tehlikeye karşı korur. Ana baba çocuklarıyla genç kalır, derler. Gerçekte ana babanın en değerli ruhsal kazancı da budur. Kısır kadın, evlilik yaşamında katlandığı yoksunluklara karşılık avuntuların ve ödünlerin en iyisinden yoksun kalmaktadır. Kızıyla bu duygu katılımını anne o kadar ileri götürebilir ki, kızının sevdiği adama bile âşık oluverir. Bu aşk bazı durumlarda, bu tür duygusal eğilimlere çevrilmiş olan şiddetli ruhsal direnç yüzünden şiddetli nevroz biçimlerine yol açar.

Bütün olaylarda böyle bir çılgınca sevdaya karşı, kaynananın ruhunda yaşayan karşıt güçlerin çatışması da katılır. Çoğu kez damada gösterilmesi yasak olan sevgi duygularının örtbas edilmesine neden olan etken, kaynananın damadına duyduğu aşkın bu haşin ve sadistçe içeriğidir.

Kocanın kaynanayla ilişkisi de, başka kaynaklardan gelmekle birlikte buna benzer duygularla karışıktır. Kendisine nesne seçerken hep annesinin ya da belki de kız kardeşinin imgesi egemen olur; fakat “ensest’’ [3] yasağı yüzünden çocukluk yaşamının bu iki sevgili kişiliğine karşı olan bu yeğlemesi yön değiştirir, o zaman onların imgesini yabancı nesnelerde bulmayı başarır. O zaman kaynanasının, kendi annesinin ve kız kardeşinin annesinin yerini tutmakta olduğunu görür ve içinde direnmekte olduğu eski seçişine doğru bir eğilim uyanmaya başlar. Oysa “ensest’’ korkusu bu aşk nesnesinin “geçmişi”nin anımsanmamasını buyurur. Annesinin imgesi bilinç dışında değişmemiş olarak kaldığı halde, bilinç dışında öteden beri değişmeden süren bir kaynana imgesinin bulunmaması bu inkâr etmeyi kolaylaştırmaktadır. Bu dirence katılan ve kaynanaya karşı gösterilen rahatsızlık ve kıskançlık karşılığı bir duygu, gerçekte kaynananın da damatta bir “ensest’’ hevesi uyandırdığından bizi şüphelendiriyor. Nitekim eğilimlerini daha kızına yansıtmadan gelecekteki kaynanasına âşık olan kimseler vardır. İlkeller arasında kaynanayla damat arasındaki kaçmayı gerektiren faktörün, bu “ensest’’ faktörü olduğunu kabul etmemek için bir neden göremiyorum.

Öyleyse, insanların bu kadar dikkatle uydukları bu kaçma âdetlerinin açıklamaları arasında ilk olarak Fison tarafından ileri sürülen bakış açısını yeğlememiz gerekir; çünkü Fison bütün bu kurallarda, olası bir “ensest’’ girişimine karşı bir korunma çaresi olmaktan başka bir şey göremiyor. Aynı şey, gerek kan, gerekse evlenme yoluyla akraba olanlar arasında geçerli olan kaçmalar için de doğrudur. Yalnızca bir fark vardır ki, o da birincisinde “ensest’’ doğrudan doğruyadır, böylelikle de kaçmadaki amaç bilinçlidir; kaynanayla damat ilişkisine ilişkin kaçmadaysa “ensest’’ bilinçli olmayan ara evrelerin getirdiği düşsel bir hevesten başka bir şey değildir. Buraya kadar psikanaliz yönteminin uygulanmasıyla toplumsal psikolojinin yeni bir ışık altında görülebileceğini kanıtlamamıza pek fazla fırsat düşmedi; çünkü insanların “ensest’’ ilişki yapmaktan korktukları çoktan beri bilinen bir şeydir ve daha fazla yoruma gereksinimi yoktur. “Ensest’’ korkusunun daha iyi anlaşılabilmesi için bizim ekleyebileceğimiz şey, onun esas itibarıyla bir çocukluk niteliği olduğunu ve nevrozluların ruhsal yaşamına kesin olarak benzediğini göstermektir. Psikanaliz bize çocuğun ilk nesne seçişinin “ensest’’ eğilimini gösterdiğini, bu eğilimin anne ve kız kardeş gibi yasak olan nesnelere çevrildiğini öğretmiştir. Yine psikanaliz, bize ergin bireylerin kendilerini bu türden eğilimlerden nasıl kurtardıklarını da göstermektedir. Bununla birlikte çocukluğa özgü psiko-cinsel eğilimlerden kurtulamamıştır ya da bu eğilimlere dönmektedir (ki buna gerileme ya da “regression’’ diyoruz). Bu yolla libidonun[4] “ensest’’ isteğine saplanması onun bilinçli olmayan ruhsal yaşamında aynı rolü oynamayı sürdürmekte ya da yeniden oynamaya başlamaktadır. “Ensest’’ isteklerinin anne ya da babaya karşı kışkırttığı bu duygular nevrozun merkez düğümüdür diyecek kadar ileri gidiyoruz. “Ensest’’in nevrozlarda oynadığı rol hakkındaki bu düşünce elbette ergin ve normal kimselerin genel güvensizliğiyle karşılaşacaktır. Bu “ensest’’ konusunun ne dereceye kadar şairlerin ilgi merkezini oluşturduğunu ve sayısız tür ve biçim değiştirme altında nasıl şiir gereci olduğunu gösteren Otto Rank’ın araştırmaları da aynı biçimde karşı çıkışlarla karşılanacaktır. Bu direncin, her şeyden önce, bugünün tümüyle bastırılmış eski “ensest’’ isteklerine karşı insanların duyduğu derin nefretin ürünü olduğuna inanmak zorundayız.

Buna dayanarak, sonraları bilinçli olmamaya mahkûm olan “ensest’’ isteklerinin tehlikesini sezen ilkellerin [5] bu isteklere karşı en şiddetli savunma yollarıyla kendilerini koruduklarını göstermek önemlidir.][6]

İhramcızâde İsmail Hakkı


[1] Câmiu’s-sağîr V/388 (Tirmizî, Tabarânî ve Müsned’den).)

[2] Mahrem: Gizli. * Dince ve şer’an müsaade olunmayan. * Birisinin hususi hâllerine ait gizli sır. * Nikâh düşmeyen, evlenilmesi haram olan yakın akraba. (Baba, dede, anne, nine, erkek ve kız kardeş, amca, dayı, hala ve teyzeler arasında bir nesep yakınlığı, bir ebedî mahremiyet vardır. Bunlar arasında nikâh asla caiz değildir.)

[3] Ensest: yakın akraba ile cinsel ilişki

[4] Libido: (i.) şehvet; (psik.) cinsiyet içgüdüsü veya yaşama iradesi gibi esas içgüdü, libido.

[5] Dinin bu konuda ön tedbirler alarak sınırlandırma ve tedbir getirmesi demektir.

[6] FREUD; Sıgmund, Niyazi Berkes,Totem Ve Tabu, Bölüm 1, İlkellerin “Ensest” Korkusu, İstanbul, Aralık 1998

About these ads

Yazabilirsin

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s