TAHMİS-İ DERVİŞ AZBÎ DİVAN-I MISRÎ 6. Bölüm 116-142


116

Zâhid sana şerh eyleyem guş [1] eyle bir destân kamû

Doğru haberler söyleyim fehmeylesin yâran kamû

Hiç bilmezem ki neyleyim kılam ıyan beyan kamû

Bir şehre erişti yolum dört yanı düz meydan kamû
Ona giren görmez ölüm içer âb-ı hayvan kamû.

Gaflettedir uykusu var Hakk’tan katî korkusu var

Yirmi dokuz bârusu [2]var otuz iki incisi var

Itır gibi kokusu var her yanı kaplarûsu [3]var

Bir hoş güzel yapısı var otuz iki kapısı var,
Cümle şehirlerden ulu her yanı bağ bostan kamû.

Âşk ehli ol eyledin kesil âb-ı revân ol selsebil

Dağları sünbül zencebil çağlar akar Ceyhun Nil

Onda döğülmüş misli gül altın cevâhir fî sebil

Âb u havâsı mu’tedil giren çıkamaz ay u yıl,
Dağları lâle ak kızıl bağlar gül-i handan kamû.

Dertlilere dermân eder âşıklara ihsan eder

Her sırrı sır-cünban [4]eder âb[5] u revân efgân eder

Âşk ehlini mestân eder hâlin perişân şân eder

Bülbülleri nalân eder cân-u dili hayrân eder,
Bahçeleri seyrân eder her köşede hûbân kamû.

Her emrine fermân olur her ne ararsın bulunur

Bilmediğin hep bilinir görmediğin hep görünür

Dostlar başına derilir [6]canla sohbet olunur

Eşçârda sazlar çalınır dallarda meyve salınır,
Sen sunmadan ol bulunur her emrine fermân kamû

Deryâ misali çuş eder her ne dilersen hoş eder

Cananı sana eş eder huriler dem-keş[7] eder

Düşman kaddin ham-keş[8] eder şeytanla yâdaş[9] eder

Kim Selsebil’den nûş eder rahik anı bi-hûş eder,
Tesnîm ebed sarhoş eder olur içen mestân kamû.

İllet bana hüccet değil gösterdiğim illet değil

İşret ve hem sohbet değil hem işret ve sohbet değil

Hakk’tan bize rahmet değil sanma ki bu kudret değil

Bu dediğim Cennet değil anlara ol minnet değil,
Bunun safâsı zevkine ehl-i cinân hayrân kamû.

Baldan şekerden hoş tadı can bülbülü olmuş tûtî

Oldu beyân sırrı-ebî[10] Hakk’tan gelen âdem gibi

Cismi hakikatten idi Hakk âdeme dostum dedi

Şehr-i hakîkattır adı,  Hakk sırrını bunda kodu,
Ol sırra vâkıf olanı,  Hak eyledi mihman kamû.

Bu sözlerim gel levha yaz bu şehre gelmez yaz güz [11]

Bunlardır ehli temiz Hakk’tan ıyan bunlarda yüz

Hakk’tır bularda[12] Hakk’tan öz yokuş değil her yanı düz

Özleri canlardan aziz sözleri ballardan leziz,

Yok anda sen,  ben,  siz ü biz birlik ile yeksân kamû.

Bu dediğim ehli necat bulmaz bulur kesb kesad [13]

Ateş değil sudan nebât bunlar değil hâk ile bâd[14]

Haktır hakikat iş bu âd işit onu bâd şâd

Olmaz anlarada hiç fesad buğz u hased kibr ü inad,

Cümle biliş yok asla yâd birbirine ihvân kamû.

Bağışladımdı almadı bu sırrı bâtıl bilmedi

Âşkımdan âgah olmadı teşvişe kendin salmadı

Nefsî yüzüne gülmedi bunlar hakikat olmadı

Ol şehre Mürsel gelmedi,  anları dâvet kılmadı,
Anlar yolu yanılmadı evsafları Kur’ân kamû.

Epsemlik [15]olmuş dilleri iki cihan merkebleri [16]

Yok bunların ucbları [17] iman olur edepleri

Hakk bunların mucipleri Hakk’tan mühürlü lebleri [18]

Hak mezhebi mezhebleri,  deryâ-yı zât meşrebleri,
Hâsıl kamû matlableri,  kadr içredir her an kamû.

Bilmez bular lâfügüzaf [19] Hakk bunları kılmış muâf

Bunlar kamuya sine-sâf olmuş bular Ankâ-i Gâf

Hayr ile şer bunlarda lâf her sözleri nûn ile kâf

Yoktur onlardan ihtilâf günden ayân Hakk bî hilâf,
Her işleri Hakk’a muzâf ruh eylemiş Yezdân kamû

Makbuli Hakk olmaz rezil olmuş bulur ayn-ı Halil

Hakk iledir bunlara eyle makbul edüprabb’ül celil

Bundan müberra vekil canlar verirler fî sebil

Terk eylemişler kâl u kil lâl olmuş anlarda bu dil,

Her halleri Hakka delil hep mazharı Rahmân kamû.

Bî-din görür mezhepsiz Hakk’tan ıyandır Hakk yüzü

Bulmuş seâdet yıldızı piri izi Hakk’ın izi

Kehli uyun payi tozu birdir [20]geçile gündüzü

Gerçi sana bakıp gözü,  sohbet eder söyler sözü,
Lâkin Hakk’ı bulmuş özü,  söyleştiği Furkân kamû.

Sarhoş olup bayılmadı içenleri ayılmadı

Esrârları yayılmadı hep dilleri duyulmadı

Kimseye gönül vermedi çalışmadı yorulmadı

Dünyâya anlar gelmedi,  geldiyse de eğlenmedi,
Şeytân oları görmedi, anda olar pinhân kamû

Cândır Hüdâ’ya peşkeşi onun için yeter işi

Zâhirdedir âdem kişi doğmuş hakikat kuşu

Erkek değildir hem dişi hem hakkıyla Hakk cünbüşü

Ana girerse bir kişi gider gönülden teşvişi,
Başına bu devlet kuşu konan olur Sultan kamû.

Olmazdan evvel çün olur maksudu candan alır

Fânide ol bakî kalır istediği zâhir olur

Cânın verir canan alur nefsin bilir rahman olur

Hemen ki ol şehre gelir her korkudan azâd olur,
Yollarda bellerde kahr div u peri şeytân kamû.

Ölmezden evvel ey püser[21] can iline kılmış sefer

Bunlara yok arzı hüner her işleri cümle biter

Mahv bulur her derdi sırrı Hakk’tan gelir ona haber

Dâr-ül emândır ol şehir lâkin girer yüzbinde bir,
Sanma ana dâhil olur hûri melek rıdvân kamü.

Aklını kurban eyledi ol neylediyse eyledi

Bu tahmîsim [22]kim değildi esrar Hakk’ı anladı

Dostun izin kim izledi Hakk’ın cemâlin gözledi

Kim ki o şehri özledi erenler izin izledi,
Adâb-ı Hakk’ı gözledi irşâd eder Pîran kamû.

Âlemler onun kuludur onlar velinin âlidir[23]

Bî-mağrifet kim dilidir kiminki bu söze belî dir[24]

Can bülbülünün gülüdür âşk şâdînin bülbülüdür

Her semt o şehrin yoludur, lâkin girenler velidir

Anın için dopdoludur Türk ü Arab Süryan kamû

Seyr eyledim sünbüllerin mest eylemiş bülbüllerin

Hay oldu verdi dillerin Hû koktu cümle güllerin

Oynamaz kâküllerin kâfir inanmaz kulların

Ehlini bul ol illerin sarpın geçersin bellerin,
Yırtar yalnız gideni kurd u peleng arslan kamû.

Bu şehrin aslı bülbüldür kâmil olan bî-dillidir

Aşıkları kanlıdır erkânı böyle yolludur

Sünbülleri hoş tellidir bülbülleri hoş güllüdür

Ehline anlar bellidir, zirâ bilir bir illidir,
Her birisi ahsen sıfat her müşküle bürhân
kamû.

Etme muhabbet mülküne her mâl her emlâkine

Eyle nazar eflâkına katma siva imsâkine

Sa’yeyle nefsin terkine sultan olasın mülküne

Gir Enbiyânın silkine bin bu vücûdun fülküne,
Kahreyle nefsin askerin gark eylesün tûfan kamû.

Gel sen özüne bende ol tâ Hakk yoluna çıka yol

Bahri hakikat içre dal ferdâ gamın ferdâya sal

Kalmaya sende kıl u kâlî dâhi taşa çal

Var “Semme vechu’llâh” ı bul tâ görüne sana ol il,
Senden sana eyle sefer kim idesin seyrân kamû.

Sa’y eyle ol ehli ede sana misilin acep

Etme sakın arzı nesep cehlin ıyan etme ki hep

Cümle acem ile arab emrinde ola rûz şeb

Candan riyâzat-ı taab çeksin anı edip taleb,
Olur riyâzat sonu derdlerine dermân kamû.

Yok onda hem bülbüle zağ [25]yok anda matem hem ferağ

Yok onda kara yüzü ağ yok onda lâle bağ u dağ

Yok onda hem yakın irağ var anda hem nurdan çırağ

Çek sinene dağ üzre dağ şol hasta gönlün ola sağ,
Şayet ola dağ üstü bâğ yâdlar ola yârân kamû.

Bakma kişinin fiiline onun nazar kıl nesline

Dünyayı koymuş meyline mağrur olanlar ilmine

Cahilin olanın fazlına düşmüş bu zulmet cehline

Can ermeyince aslına bülbül gibi gül faslına

Hep cenneti arz eylesen olur ana niran kamû

Cân u dil nûr  ettiğim ben kendimi çürüttüğüm

Derdimi tefsir ettiğim hâlimi tabir ettiğim

Takdirce tedbir ettiğim uşşâka tebşir ettiğim

Can ilidir vasfettiğim derd ile ta’rif ettiğim,
Bundan inip döküldüler bu tenlere her cân kamû.

İhlâs edip imânını fehm eyle gel izânını

Nefsin bilip düşmanını hor eyle gel şeytanını

Tâ bulasın rahmanını dilde tutup mihmânını

Gel tende koma cânını a’lâya çık bul kânını,
Lâyık mıdır insâna kim yeri ola zındân kamû.

Ben Azbî’nin koyma izin tâ göresin Hakk’ın yüzün

Candan işit cânım sözün payine vâr hem sür yüzün

Pendini tutma söz sözün hemdemi olma göz sözün

Tut bu Niyâzî’nin sözün bunda aça gör gözün,
Bir gün gidersin ansızın görmez seni karbân kamû.

Yuyan imânın küfrüne bağlan Hüdâ’nın emrine

Sabr eyle yârin cevrine kâil olup her kahrine

Tâ kim eresin zevkine aldanma nefsin mekrine

Var ol hakîkat şehrine er anda Hakk’ın sırrına,
Dolsun senin de gönlüne deryâ olup irfân kamû.

 
 

117

 

Hakikat şemsi çün doğdu zemin u esmâ içre

Güman[26] gitti ıyan içre ıyan oldu beyan içre

Ne yüzden âdem oldum ben gülünce cismim ve cân içre

Ezelden nârına aşkın ben yâne geldim cihân içre,
Akıttım nîce dem yaşlar gözümden dolu kan içre.

Gedâ sûret iyan oldum âtâya feyz kân iken

Libâsım rehberim oldu anâsır bî-nişân iken

Noktâ-i kevn u mekân içre zemin u asumân iken

Hak ile bî-nişân iken kamû canlara cân iken,
Düşürdü bî-mekân iken beni kevn ü mekân içre.

Nice düştüm nice kaldım nice dem ağladım güldüm

Nice kâmil nice sâlik nice nâdan olup kaldım

Çü benden ben cüdâ düştüm onun için derdmend oldum

Nice geldim,  nice gittim nice doğdum, nice öldüm,
Nice açtım,  nice soldum,  şol gül gibi cihân içre.

Nice dem serseri gezdim nice dem oturup kaldım

Nice dem malik oldum ben çariğ u şeb çerağ [27]oldum

Gelince bu fena dehre nice oldum nice doğdum

Bulut olup göğe ağdım,  matar olup yere yağdım,
Güneş olup gehi doğdum zemîn u âsumân içre.

Benimle bâkidir bâki benimle fânidir devrân

Benimdir sikke-i [28]efdâl benimdir kisve-i insan

Benimle devr eder devran benimle seyr eder seyranım

Nebat olup nice devrân nice demde olup hayvân
Geyürdü sûret-i insân bana devr-i zamân içre.

Nice doğdum nice oldum işit seyranımı buldum

Nice makbul merğubum[29] ne yüzden mağrifet buldum

Hakikat şehrine sultan olup hayli hüner aldım

Çü insân sûretin buldum Hakk’a hamd-ü senâ kıldım,
Fenâ ender fenâ
oldum bekâ-yi câvidân içre.

Vücudum sidresin [30]bildi bilenler Beyt-İ Ma’mur’u[31]

Bilenler istiva nur Hüdâ’dan ittiler fahri

Hakikat şehrine sultan ben Azbî’dir Hüdâ emri

Erişti ma’rifet nûru gönül oldu Hakk’ın Tûru,
Niyâzi duydu çün sırrı gümân etti ayân içre.

 

118

Sen gayri yüze bakma yalvar güzel Allâh’a

Hem nefsine aldanma yalvar güzel Allâh’a

İzinden izin ayırma yalvar güzel Allâh’a

Uyan gözün aç durma yalvar güzel Allâh’a,
Yolundan izin ayırma yalvar güzel Allâh’a.

Gel hılye-i [32] âlem ol hem ruhuna hâdim[33] ol

Gel vakıf-ı hâlim ol maksudu maalim[34] ol

Her demde hayalim ol lutf ile kemâl ol

Her geceyi kâim ol her gündüzün sâim ol,
Hem zikr ile dâim ol yalvar güzel Allâh’a.

Şüphe ile iş bitmez Hakk ehli yolu gütmez

Sırrını öyle vermez cahille yola gitmez

Maksuduna kim eremez evvel Hakk’ı meğer bilmez

Bir gün bu gözün görmez hem kulağın işitmez,
Bu fırsat ele girmez yalvar güzel Allâh’a.

Sen zilleti devlet bil bu devleti sıhhat bil

Her zerre-i kudret bil her kudreti hikmet bil

Yen nefsini izzet bil bu izzeti rahmet bil

Sağlığı ganîmet bil her saatı ni’met bil,
Gizlice ibâdet kıl yalvar güzel Allâh’a.

Nefsinden özün kurtar kendi özün âzade et

Ma’mur ediben kalbin gel kendini âbâd et

Şehr-i dili ma’mur et nefs ilini berbâd et

Allâh’ın adın yâd et can ile dili şâd et,
Bülbül gibi feryâd et yalvar güzel Allâh’a.

Gel Azbî niyâz eyle niyazı dırâz [35] eyle

Gel hâcetin Allah’a sen dol dırâz eyle

Kimdir sana Allah’a niyazını az eyle

Gel imdi Niyâzi’yle Allâh’a niyaz et,
Hâcâtı dırâz eyle yalvar güzel Allâh’a.

 

119

 

Hemen durma gece gündüz Hakk’a yalvar seherlerde

Bu cümle masivadan geç Hakk’a yalvar seherlerde

Tâ mevlâya erişince Hakk’a yalvar seherlerde

Uyan gafletten ey nâim Hakk’a yalvar seherlerde,
Döküp acı yaşı dâim Hakk’a yalvar seherlerde.

Unutup cümle efkârı kerem eyle meded ey yâr

Eğer dildârı bildinse senin yârin olur ağyar

Ola tâ hemdemin ey dost hakikat dilberi hünkâr

Kapusında durup her bâr yüzün dergâhına tut var,
Yürekten kıl demâdem zâr Hakk’a yalvar seherlerde

Eğer sen cânı bunda verirsin fî-sebil[36] ey dil

Hakikat ehli olmaksa muradın var Hüdâyî[37] bil

Eğer zâhir eğer bâtın muradın hâsıl olsun gel

Seherlerde açılır gül anın için zâr eder bülbül,
Uyanıp derd ile ey dil Hakk’a yalvar seherlerde.

Seher kalkıp yatğında Meded ey zâr biçâre

Yapışıp dâmeni pirin yakin ol lutf dildâre

Alınma nefsi gaddare uyma sen ağyare

Gel ey miskin bi-çâre dolaşma gezme âvâre,
Dilersen derdine çâre Hakk’a yalvar seherlerde.

Eğer ki rûhu sultânî ederse sana ihsanî

Alırsan âşkta meydânı eğer bildinse cânânı

Bilirsen hükmü yezdânı müdam kıl âh u efgânı

Açılır bâb-ı Sübhânî çekilür hân-i sultânî,
Dökülür feyz-i Rabbâni Hakk’a yalvar seherlerde

Gel Azbî âşkla her ân edegör canla efgânı

Ede ihsan sana sultan edersen sıdk ile vicdan

Namazda hazır ol ey cân girerse kalbine irfân

Seherde uykudan uyan Niyâzî durma derde yan,
Ola kim erişe dermân Hakk’a yalvar seherlerde.

 
 

120

 

İlişkin kalmaya alında ve turanda [38]

Ortaklığın bulunur  görmez öyle görende

Akılla hilm u edep hem bendedir hem sende

Deme kim Hakk’ı sende mevcûd ola ya bende,
Ne sendedir ne bende sığmaz ol bir mekânda.

Cân belâda canândır canân mihmâna cândır

Her mekândır nişânı her nişânı mekândır

Dinsiz imânsız nedir hem evvel bana imandır

Mekânı bi-mekândır nişânı bi-nişândır,
Yine zuhûr eden ol mekânda ol zamanda

Miskin ona ey kişi yer eyle gök ten olur

Ruyu Hakk’ı seyr eden ağlamadan şen olur

Hakk’ı ıyan anlamak fen içinde fen[39] olur

Hem cân u hem ten oldur hem sen ve hem ben oldur,
Cümle görünen oldur uzakta vü yakında.

Âhu [40]dediğin budur [41] budur dediğin âhudur

Lü’lü-yi inci sanan incü değil lü’lü-üdür

Aşikâre sandığın âşikâre saklıdır

Sanır mısın kim oldur istediğin ya budur,
O bu kamû bir Hû dur gidende vü duranda.

İbretle baktığın Allah olsun ona bâkî

Yak sinene âteşini seninle oda sen yak

Azbî irağ sandığın yakındır olmaz ırak

Niyâzî gözün aç bak her şey olup durur Hakk,
Sanma ânı kim ola nihanda ve ayanda.

 
 

121

 

Eder def’i keder Elhamdü-li’llâh

Kılar arz-ı hüner Elhamdü-li’llâh

Budur doğru haber Elhamdü-li’llâh

Hüdâ davet eder Elhamdü-li’llâh,
Bu can Hakk’a gider Elhamdü-li’llâh.

Bugün yek zerre hikmet oldu

Bu hikmet dediğin hoş kudret oldu

Bize Hakk’tan devlet oldu

Hakikat şehrine çün rihlet oldu,
Gönül durmaz uyar Elhamdü-li’llâh.

Aramaz taşradan derde tabîbi

Özüne yâr edenler bin rakîbî

Bilür ayin erkânı adâbî

Tuyaldan cân-ü dil vasl-ı Habîbi,
Hem okur,  hem yazar Elhamdü-li’llâh.

Dilersen olasın hayr ile merhum

Bir öze kim edesin hırz-ı[42] ma’sum

Hüdâ’nın rahmetinden olma mahrum

Yakın geldi tulûa şems-i rûhum,
Bugün kevnim doğar Elhamdü-li’llâh.

Bulundu kesret içre vahdeti yâr

Bulundu yâr ağyar celvetî yâr

Bu cennet dediğimiz sohbeti yâr

Ölüm dedikleridir halveti yâr,
Kamû ağyâr gider Elhamdülillâh.

Veliler zümresine ola mensup

Ona hazır ola her yerde matlup

Görüne sana düşmanın olup hûb[43]

Şehâdet mansıbıdır âli mansıb,
Bize veriliser Elhamdü-li’llâh.

Edenler aşka arz-ı kemal

Yezid ile yezid olmak fiâl[44]

Budur kârı velinin Hak zevâli

Göründü manâ yüzünden cemâli,
Bozuldu hep suver Elhamdü-li’llâh.

Nice dertlilere dermanlar etti

Bu biz âşıklara fermânları etti

Bize ta’lim vaslı canlar etti

Biliştik bunda hem ihsanlar etti,
Nasîbimiz kadar Elhamdü-li’llâh.

Kavme Azbî niyâzi sen dırâzı

Cefâsıyla habibin anla nazı

Budur âşıkların sözü güzârı[45]

Ne gam giderse dünyâdan Niyâzî,
Visâline erer Elhamdü-li’llâh.

 
 

122

 

Aklımı hayran eylesem bu halvetin şerbetine

Fikrim postunu beklesem bu halvetin şerbetine

Kavlimi metin eylesem bu halvetin şerbetine

Bilmem n’etsem n’eylesem bu halvetin şerbetine,
Bu cânı teslim eylesem bu halvetin şerbetine,

Ağlar iken güldürseler çeşmim yaşın sildirseler

Ayıklığım bildirseler mey küpüne daldırsalar

Muradıma erdirseler sakiler kadeh verseler

Hep bu gökleri indirseler şerbet ile doldursalar,
Biricik bizi kandırsalar bu halvetin şerbetine.

Tulum tulum olsa arak[46] sarhoş olsam yalın ayak

Dağlar taşlar olsa çanak meze olsa tabak tabak

Afitabı etse sancak hem bulutlar olsa yaprak

Şerbeti gönderdikte Hakk öğünce gün olsa çerak,
Yıldızlar olsa hep çanak bu halvetin şerbetine,

Sır sözümden haber alan vahdette meskenet bulan

Münkirlere olsa yalan bilir bunu ehli iman

Hamdülillâh olmuş nihan[47] bu nihan sır değil ıyan

Duysa bunu halk-ı cihân katresine verirdi can,
Olmaz bahâ kevn ü mekân bu halvetin şerbetine.

Derûnda lezzeti kalır tadın unutulmaz anılır

Bu şerbetten kanan bilir kanmayan ahmaktan olur

Aklın olur canın verir âşk ehlinin aklın alır

Bu bir aceb ilden gelir ancak bunu içen bilir,
Kim tatsa hayrette kalır bu halvetin şerbetine,

Bu içen görmez azap vasıl olur ol bî-nikâp[48]

Bülbüllerle bir mi gurab [49]münkirlere hoş ızdırap

Bu bir şarabdır bir şarab her katresi yüzbin savab

Her kime olsa feth-i bâb içer anı görmez azab,
Cism ü cânı eyler kebâb bu halvetin şerbetine.

Azbî hâli anlamadı hiç gafletten uyanmadı

Yar neki günü saymadı emri Hüdâ saymadı

Aşk rengine boyanmadı âşıklara inanmadı

Şerbetimiz tükenmedi içenleri usanmadı,
Niyâzî hergiz kanmadı bu halvetin şerbetine.

123

 

Kâmu mevcud olanın â’zamısın yâ Resûlallâh

Dilberi biçârenin sen merhemisin yâ Resûlallâh

Kâmunun â’zamısın ekremisin yâ Resûlallâh

Zuhûr-u kâinâtın ma’denîsin yâ Resûlallâh,
Rumûz-u Künt-ü kenz’in mahzenîsin yâ Resûlallâh.

Atâ bahşâyişi [50]âlem olan ihsân feyzindir

Muhibbi nûru yezdânısın çevsayık [51]nûru mahzındır[52]

Sana her vechile bende olan kes abdi hâsındır

Beşer denen bu âlemde senin sûretle şahsındır,
Hakîkatta hüviyette değilsin yâ Resûlallâh.

Senin şanında levlâk [53]nidâsın Hakk kıldıysa

Senin zâtı şerifinden o kim bir lem’a olduysa

İki âlemde lâ-şüphe[54] veli olada geldiyse

Vücûdun cümle mevcûdâtı nice câmi olduysa,
Dahî ilmin muhît oldu kamûsun yâ Resûlallâh.

Hakikat yok eden her varı ilm-i ledündür

Kaşın mihrabı sözün her bar ilmi “min ledün”dür

Cemâlin mazharı esrârı ilm-i “min ledün” dür

Dehânın menba-i esrâr ilm-i “min ledünnâ”dır,
Hakâyık ilminin sen mahremîsin yâ Resûlallâh.

Senin kadrin bilen kadrin özün ağlaya biliserdir

İki âlemde teşbihin cemâlin pâkin oluserdir

“Ve yabkâ vechike” [55]remzin bugün zâtın biliserdir

Ne kim geldi cihâna hem dahî her kim geliserdir,
İçinde cümlenin ser-askerîsin yâ Resûlallâh.

Şeriattan elin her kim çekerse kaldı çırılçıplak

Kapında bende-i kemter gedâdır nice bin ishâk[56]

Hakikat âleme senden açıldı alem ile sancak

Cihân bağında insân bir şecerdir gayriler yaprak,
Nebîler meyvedir,  sen zübdesisin yâ Resûlallâh.

Nice dem sırrını Azbî dahî ahdini gördü

Gamınla âşıkın oldum beni âşkınla yedirdi

Cefânı kessen ey dilber ölümden bana beterdi

Şefâat kılmasan varlık Niyâzî’yi yok ederdi,
Vücûdu zahmının sen merhemîsin yâ Resûlallâh.

 
 

124

 

Kıl ile kâlı[57] gizlidir âşıka hâl içinde

Lutfunu gördüm ıyan [58]saklı zevâl içinde

Cehlini seyr eyledim gizli kemâl içinde

Ey bî-misâl vâhid-i hüsnün misâl içinde,
Âyînenin göründü bir hub cemâl içinde.

Serviyle topu [59]senin kaddine [60] olmuş melil [61]

Kimki seni görmedi cehliyle oldu zelil

Yoluna her kim verir can u dili fî-sebil

Düştü kamû heyâkil kâmetine mukâbil,
Cünbüşü gösteren sen şekl ü hayâl içinde.

Ârif olur er kişi bu sohbeti kim görür

Sohbetiyle cân olur bu sohbeti kim görür

Vuslatına tez erer bu farkı kim görür

Bu san’atı kim bilür,  bu kudreti kim görür,
Bu vuslatı kim bulur ceng ü cidâl içinde.

Cennet olur tâlibe sırrın eyle külhânın

Düzâh olur münkire müşkül eyle gülşenin

Aşkınla âşıkın cennet eder meskenin

Kande bulur isteyen lütfunu ey dost senin,
Çünkim anı gizledin kahr ü celâl içinde.

Ehl-i gamın pendini canla çün geldim

Hayli zamandır senin vuslatını bekledim

Tâ bilicek sırrını nice zaman eğledim

Mushaf-ı hüsnüne çün tefe’ül eyledim ben,
Burc-u belâda gördüm kendimi fâl içinde.

Derdinle serseri sarhoş iken eyledim

Nice nice ben sana arzı mâil eyledim

Nice zaman âşkınla derde düşüp eğledim

Taliimi yokladım mihnet evinde buldum,
Anın için yürürüm herdem melâl içinde.

Cevr u cefâsın çekip umma vefâ güzelin

Yâri kadîmim [62] olmaya hiç ecilden

Olmaya herkez nasip kurtuluş bu keselden[63]

Bizim de mihnet imiş kısmetimiz ezelde,
Kaldı başım anın çün fitne vü âl içinde.

Ehl-i dilin içinde kim ki olur hemdemi

Anlar Elest emrini fehm ediben bu demi

Sırrı Hakk’ın sen onu sanma sakın mahremi

Gamsız olan adamı sanma anı âdemi,
Hayvandan ol edaldir kaldı dalâl içinde.

Hayr ile şer haktır âdemi sanma deli

Cismi şeriât olur dili hakikat ili

Dîli olandır veli kimine velidir beli

Şadlık ehl-i aşka,  aşkın gamıdır veli,
Şol ayrılık güzeldir ola visal içinde.

Hayli zamandır senin âşkınla giryanım

Senden olur derdime lutfunla dermanım

Meded müddam eyle bana meded sultanım

Haddin tecellîsine müştak olur bu cânım,
Görmedi çoktan anı şol zülf ü hâl içinde.

Hakk’a giden râhı ger bana soraydı zâhid

Hubbu sivâ eğer Hakk’a vereydi zâhid

Baktığına Hakk deyü doğru göreydi zahid

Mescide varmak ile zevke ereydi zâhid,
Kılmazdı da’vâyı ol bu kîl ü kâl içinde.

Çünkü Hakk’ı bilmişim yahşi yaman yermezem

Hakk’ı ıyan görmüşem kimseye yol sormazam

Kendi özümü kimseden çünkü gani görmezem

Meyhânede bir kadeh nûş etmeği vermezem,
Bin şuğluna sofinin tekyede şâl içinde.

Cennet oluptur bana kûşe-i fakr u rıza

Hayr şerri bu dem Hakk’tan okudum şehâ

Kande ki baksa gözüm Hakk’ı görüp bî-riya

Mescidi meyhâneyi fark eylemem zâhidâ,
Göründüm ise ne var hâ ile dâl içinde.

Ver serini Niyâzî sırrını verme yâda
Nadâna sırrın veren kalur vebâl içinde

 

125

 

Devre-i ârşı oku bu halka-i tevhid ile

Tâ cihâna şâh olasın kise-i[64] tevhid ile

Gel budem tevhidi Hakk’a kisve-i[65] tevhid ile

Kalbini bâğ-ı cinân et ravza-i tevhid ile
Can dimâğın kıl muattar nefha-i tevhid ile.

Âşıkı kurbu Hüdâ’ya çekti zillet yolları

Kasrı işret gâhiçıktı anla gurbet yolları

Oldu bin birden ziyâde yâre vuslat yolları

Kâbe-i nûr-i siyâhın bî-nihâyet yolları,
Kat’eder erbâb-ı aşk
bir lemha-i tevhid ile.

Ger kıla Mührü Süleymânı ahd ü peymânın seni

Ola canından azizin sana cânânın seni

İrgörür[66] dermâna âhir derde dermânın seni

Her ne denlü rû siyâh ettiyse isyânın seni,
Ağarır bî-şek yüzün bu garra-i tevhid ile.

Vuslatın sırrın bilir ilmi ledünden hoş habâr[67]

Sırrını fâş eylemez munis olur ona yâr

Evliya ve enbiyanın kadrini okuryazar

Mâ-verâ-i ins ü cinni seyredip arşa çıkar,
Kim ki mi’râç eylediyse cezbe-i tevhid ile.

Azbî’yi mıknatıs âşkı feyz Hakk’ı cezb eder

Sanma Hakk’tan söyleyen kudretin sözünü kizb [68] eder

Masivâyı terk eder hubbu Hüdâ’yı kesb eder

Ey Niyâzî Ârif-i billâh gönülden selb eder,
Onsekizbin perdeyi bir lem’a i tevhid ile.

 

126

 

Ehl-i âşk mesti mey olmaz âşk şarabı olmasa

Gülemezdi sırrı Hakk’ı dilde tâbi olmasa

Ger bu zülmetten bezerdi ızdırâbı olmasa

Zerreler zâhir mi olurdu afitâbı olmasa,
Katreler kande yağardı hiç sehâbı olmasa.

Dertden özüne hangi derttir derdi var dermanı yok

Yârine âşık yakîn olsa dîni imânı yok

Her kimin ısyanı çok kadr bil onun gufranı yok

Bahr-ı zâtın mevcinin hiç haddi vü payânı yok,
Zâhir olmazdı cihân anın habâbı olmasa.

Ten kulağıyla işittim sözünü ey dost senin

Koymaz elden ölünce izini ey dost senin

Kim koyup gitmiş ayağı tozunu ey dost senin

Herkes anlar hem görürdü yüzünü ey dost senin,
Kibriyâ-yı “len terâni”den nikâbı olmasa.

Lâ ile ilâ’nın idrâk eyleyen aksâsını[69]

Ehli iman oldu bildi hazreti mevlâsını

Kim bilirdi lâm- elif ten âşıkın esmâsını

Kim bilürdü zülfün ile kaşların ma’nâsını,
İki âlem gibi şerh eyler kitâbı olmasa.

Âb u hayvandan ne fark var bu âb’dan zülfünün

Yok rehâyab [70] olmağa baisi mekandan zülfünün

Bir teli yektir keserse bin tuvandan[71] zülfünün

Ukdesin kim halledeydi ol kitâbdan zülfünün,
Anın insan denilen âhirki bâbı olmasa.

Ehrimen sırrı nebiye haşâ mahrem mi olur

Âdemi inkâr eden şeytandır âdem mi olur

Cahile kâmil bu yüzden oldum  ekrem mi olur

Haşri inkâr eyleyen mülhidler ilzam mı olur,
Sâl-be-sâl evrâk-ı eşcâr inkılâbı olmasa.

Mûnisi yâri refikî Azbî’nin Allah idi

Âşıkın hâli mükedder münkirin gümrâh idi

Bu fenâ dünyada olmak Hakk’a doğru râh idi

Kabri vahdet kûşesi haşri temâşâgâh idi,
Ey Niyâzi kimde kim cehlin azâbı olmasa.

 
 

127

Cevrine âşık Habibin bende-i ferman ola

Tâ ezel âdet oluptur kâmile pünhân ola

Kimine bu söz gümandır[72] kimine imân ola

Devredüp geldim cihâna yine bir devrân ola,
Ben gidem bu ten sarâyı yıkıla virân ola.

Ötmeye cân bülbülü bu ten gülü bir gün sola

Yine haldâşım gelip bu sırrıma vakıf ola

Yıkulup bu dert deyü vârım bir kuru âdem kala

Cûş edüp ummân-ı can cismim gemisin dağıda,
Yerler altında tenim toprak ile yeksân ola.

Olmadı bu sırra mahrem hamdülillâh ecnebi

Kandedir sırrı ilâhî kandedir sırrı nebi

Çünkü bir zıllı hayaldir bende bu sırrı ebî

Bu vücudum dağı kalka atıla yünler gibi,
Şeş cihâtım açıla bir haddi yok meydân ola.

Mebde-i sırrı maadı fehmeder ehli hüner

Dört kitabın remzini bir noktadan ezber eder

Er kişi maksudun ister eyleyüp azmi sefer

Yevm-i Tüblâ’dır o gün her mânâ bir sûret giyer,
Kimi nebat ve kimi hayvan,  kimisi insân ola.

Bir imiş savm u zekât hac sücüd ile kıyam

Böyle bir hâli vücudum olmaya rûşen zalâm [73]

Harf u savtım kalmaya tekmil ola külli kelâm

Dağıla terkibim otuziki harf ola tamâm,
Nokta
-i sırrım kamûnun cevherine kân ola.

Edeler yağma olmadan cümle kîl u kâli

Cübbe ve destâr[74] ile zâhir görenler şâlımı

Ben bile fark etmez olam hâli mâ fî’l bâlimi

Kabrime dostlar gelip fikredeler ahvâlimi,
Her biri bilmekte halim vâlih ü hayrân ola.

Derviş Azbî bir olur hâl ehline ıssı ziyan[75]

Ehli hâl olan kişiye sığmıya şek ve güman

Tâ gire bir şehire salik olmaya gerçek yalan

Her kim ister bu Niyâzi derdimendi ol zaman,
Sözlerini okusun kim sırrına mihmân ola.

128

 

Bildim nice gezdim bu hikmete erince

Cân ile sülûk ettim ben hizmete erince

Kaldım nice hizmet tâ rahata erince

Ahvâl-i serencâmım bu saate erince,
Demem sana icmâlin tâ gâyete erince.

Bu âleme yol bulduk hep vârımız yüzdük

Ser seddini bir kesdin maksudumuza erdin

Suret yine bir oldu zulmet evi nur oldu

Biz beş er idik çıktık bir demde yola girdik,
Kırk yılda Pîr’e erdik bu sohbete erince.

Çün Hakk ile Hakk’landık yayan iken atlandık

Birlik ile bağlandık bir fend ile avlandık

Sanma bize aldandık ikrar ile sağlandık

Her yanına çalındık çok adları takındık,
Dört tekbiri bir kıldık ta kâmete erince.

Çar ile şeşe baktık ol nur ile uyandık

İmam Hakk’a erdik esrârı duyduk

Akıl ile dil verdik maksudumuza erdik

Çün kâmet alıp durduk divânına el bağlı,

Veçhini ayân gördük bu hayrete erince.

Hikmet bu imiş ancak kudret bu imiş ancak

Rahmet bu imiş ancak hüccet bu imiş ancak

Şefkat bu imiş ancak zillet bu imiş ancak

Tâat bu imiş ancak, râhat bu imiş ancak,
İzzet bu imiş ancak bu hizmete erince.

Münkir gözü kör oldu ikrar eden er oldu

Pirim bana pir oldu sâlik bana mûr [76] oldu

Sûret yine bir oldu zulmet evi nûr oldu

Kesret idi bir oldu,  sûret idi sır oldu,
Zulmet idi nûr oldu bu âyete erince.

Esrârı Hakk’ı açtım derya dil olup taştım

Hep berzahımı eştim aklım ile barıştım

Yârim ile buluştum hasretime kavuştum

Bindörtyüz kanat açtım altıyüz dani koştum,
Tâ onbeşe dek uçtum bu hâlete erince.

Mestâne idik gamdan âşkın ile ayıldık

Birden bine dek yüzbin tâ bire değin sayıldık

Çün mahvi vücud ettin hem ferd ile yayıldık

Çün cân ile bir idik ebdân ile dağıldık,
Âhirki deme erdik bu vahdete erince.

Lutfî ile çün halk Azbî ola uyanık

Derdinle olup hâzık dermâna ola layık

Nefsim yolu karanlık ruhum yolu aydınlık

Dünyâyı n’ider âşık,  ukbâyı n’ider sâdık,
Mısrî ola gör ayık, sen vuslata erince.

 
 

129

 

Eyle eziyet nefsine rûhun dilek bilmez ola

Âşık olan vuslat için kaydı gerek bilmez ola

Hakk’al yakîn îzan bula âşk ehli şek bilmez ola

Devrân odur kim devrini devr-i felek bilmez ola,
İnsân odur kim sırrını ins ü melek bilmez ola.

Yârin cefâsın çekmedin âşık gerek usanmasın

Mevlâdan özüne kimse yok hiç kimseye dayanmasın

Ârif o derdimin göre ferdâ safâsın ekmesin

Merkep izinde su görüp deryâyı gördüm sanmasın,
Deryâ odur kim ka’rını aslâ semek bilmez ola.

Ehli sulukun şartıdır bâkî ten ile cân ola

Her ne gelir dostundan gelir cân ile bir fermân ola

Sahn-ı rıza içre girip hem hâk ile yeksan ola

Âdem odur kim nârı ola hem mâ u hem zemân ola,
Hayvandan ol adal durur nân ü nemek bilmez ola.

Dâim ede mestânelik âşk meyini içmiş ola

Dehrin bu ak ve karasın atıp kamu geçmiş ola

Tâ kim vâra ılliyyine Hakk’tan kanad açmış ola

Kâmil odur kim aç susuz çok çok emek çekmiş ola,
Nâkıs o çiğdür bunda kim hergiz emek bilmez ola.

Âşkın elinden Azbî’ya mesken kafesdir bülbüle

Duymaz cefâ senden onun cânın verir bülbül güle

Bu remzi kâmil gerek zâhir ile batın bile

Herbir Nebî,  herbir velî zilletle erdi menzile,
Mısrî’ye söğsün şol ağız Allâh demek bilmez ola

 

130

 

Şerha şerha yareler bu sinemde hicrânımdır

Başka başka kan mıdır bu damlayan mercân mıdır?

Katre katre dökülenler dürr müdür bârân mıdır?

Zerre zerre görünenler hat mıdur reyhan mıdır?

Karâr etmez bu cânım kalmadı hîç dermanım

Cemâlimi göresim geldi dîvânında durasım geldi

Kana kana kan mı içmek hâlin senin

Yare yare bu vücudum oldu çün derman mıdır?

Taze taze açılan gül mü cemâlin mi senin

Yane yane inleyen bülbül mü yahud cân mıdır?

Karâr etmez bu cânım kalmadı hîç dermanım

Cemâlimi göresim geldi dîvânında durasım geldi

Sîğe sîğe yâre varmak yâr olmak hemnişin[77]

Sîne sine girmek ister koynuna yaşan mıdır?

Halka halka salınan kâkül mü yâ hablü’l-metîn

Sûre sûre yazılanlar hat mıdur Kur’ân mıdır?

Karâr etmez bu cânım kalmadı hîç dermanım

Cemâlimi göresim geldi dîvânında durasım geldi

Çeke çeke cevrini kadîmi gümân eyledin

Sala sala bendeni ferdâya bu ihsan mıdır?

Pare pare eyleyüp bağrum kızıl kan edeli

Kana kana içdigim sahbâ mıdır yâ kan mıdır?

Karâr etmez bu cânım kalmadı hîç dermanım

Cemâlimi göresim geldi dîvânında durasım geldi

Ura ura [78] taşlara şişe-i nâmusu

Güle güle hâlime hâz eyleyen insan mıdır?

Dâne dâne görünen hâl mi yâ vahdet sırrı mı?

Lâle lâle kızaran haddün mi yâ mercan mıdır?

Karâr etmez bu cânım kalmadı hîç dermanım

Cemâlimi göresim geldi dîvânında durasım geldi

Geze geze buldum bir yâr mahrem sırrıma

Dolu dolu içtiğim sır bâdesi ya can mıdır?

Döne döne yanmadan derman umardım derdime

Gûne gûne mihnetin derd mi yâ derman mıdır?

Karâr etmez bu cânım kalmadı hîç dermanım

Cemâlimi göresim geldi dîvânında durasım geldi

Dile dile bağrını çün Azbî’ya giryan[79] senin

Yâne yâne bâliş[80] mihnet bana denmi ya pister [81]midir?

Ata ata kirpik okun bu Niyâzînin dilin

Şerha şerha eyleyen cânum mı yâ cânan mıdır?

Karâr etmez bu cânım kalmadı hîç dermanım

Cemâlimi göresim geldi dîvânında durasım geldi
 

131

 

Bihamdillâh vel’minne[82] ki dermandan haber geldi

Bu derdin çaresin buldum çü Lokman’dan haber geldi

Bugün mısrı dile [83]adl işi sultandan haber geldi

Bugün Ya’kûb-ı kalbe Yûsuf-ı cândan geldi,
Kâmîsi pur- nesîm ile o cânândan haber geldi.

Göründü çün ıyan bize hüner arz-ı kemâlinden

Özümdür vuslatın dilde hakikat hâli hayalinden

Dîli bîçare zâr eder temenâyı visâlinden

Açıl ey gözlerim envâr-ı vech-i zül-celâlîden,
Dilâ bedr ol kim mehr-i dırahşândan haber geldi.

Özümü eyledim tasdik hayal ehlini gördükçe

Ona hemdem olur gönlüm visal ehlini gördükçe

Temâşayı cemal eyler cemâl ehlini gördükçe

Yerinme nâkısım deyu kemâl ehlini gördükte,
Kamû noksânı tekmil eden insanlardan haber geldi.

Bugün oldum emîn-i’llah emânettir bana esrâr

Eriştim ilmi Yezdân’a inâyet eyledi settâr

Çü feyzin eyledi ihsan cenâbı Hazret-i Gaffâr

Ne kim yağma olundu çekme gam şimden geru sen var,
Dil-i vîrandaki ol kenz-i vîrândan haber geldi.

Bu hasret iştiyâkından sana sanma ziyân ede

Sana ihsan ere Hakk’tan vücudun ayn-ı can ede

Kâmu derdi dile dermân ola bâkîde fânîde

Edip dilhâneyi tamir otur bu beyt-ül ahzanda,
Bu şeb bana seher vaktinde mihmândan haber geldi.

Müsemma ola ta esma bırakma dilden Allah’ı

Yorulup kalma gel yolda gece gündüz edüp ahı

Ben Azbî’nin vücudundan eser kalmadı vallâhi

Bu Mısrî’nin vücûdu Mısrî’nin oldur şehinşâhı,
Ezelden tâ ebed hükm-i Süleyman’dan haber geldi.

 

132

Bir menzilde kalındı arzı hüner kalındı

Bahri ilme dalındı sana haber olundu

Nusret kösü çalındı aşikâre kılındı

Zevâle gün salındı,  kal’a-i Vân alındı,
Bâtıl vücûd dolandı,  vücûd-ı Hakk bulundu.

Lütfu Hüdâ’ya tapan gafleti ko gel uyan

Sana rivayet beyan eyleyeyim dâsitan[84]

Bu sözüme gel ıyan sanma bunu sen yalan

Vücûd-ı insâna cân,  muhakkak oldu Sultân,
Şeytânı sürdü Rahman,  levhinden ol silindi.

Hem demi hünkâr idi her sözü inkâr idi

Münkiri inkâr idi zalim gaddâr idi

İbkis ile yâr idi çün inâdı var idi

Bir mahfî sahhâr idi,  kattâl u cebbâr idi,
Câdü-yı mekkâr idi,  caduluğu bilindi.

Güneşi sorma köre haberi eğri verir

Bin yıl olursa ömrü dayanıp etme garre[85]

Tanrı cezasın vere sanma murada ere

Tevbe ederdi hayre,  niyet ederdi şerre,
Küp olmuş idi hamre hamrin küpü delindi.

Batıl idi hüneri mala idi seferi

Yok idi hiç hazeri sevmez idi geri

Girmiş ona dipdiri oluru cehennem yeri

Sevmezdi ol beşeri, eâm idi hep zararı,
Ehl-i Hakk’ın ciğeri, dilim dilim dilindi.

Sordum onun halinden geçmez idi malından

Zahid kıl u kâlinden bülbül cüda gülünden

Bezmiş idi kavlinden âlem onun dilinden

Ol zâlimin elinden, çıktı çoğu yolundan,
Cüdâ düşüp ilinden,  defterleri çalındı.

Kendin bednam eyledi san eyi nâm eyledi

Arzı meram eyledi azmi zülam eyledi

Azbî kelam eyledi ona düşnâm [86]eyledi

Yezîd-i bed-nâm idi,  ilimde haham idi,
İt idi Bel’am idi taşra dili salındı.

133

Böyle idrâk eylemiş Hakk’tan bunu can bülbülü

Fî’lmisli hârdır müzeyyen eyleyen nâzın gülü

Kim hakikatle şeriat emrine etmez beli [87]

Kıldan ince ve kılıçtan keskin ol şâhın yolu,
Her kemâl ehli,  kapusunda anın ednâ kulu.

İki âlem rağbeti yanında ednâ yolu olur

Âleme sultan olan bir zereye bin kul olur

Yine kendi emrine hâkim meğer ol olur

Okları kavs-i kazânın kuvvetince yol alır,
Putesine kalb-i sultandan geçer okun yolu.

Sahibi genç nübüvvet şâh sultanı’r-rusûl

Padişâhî ba’si kevn ve mekâni’r-rasûl

Büsbütün âlemlere sultân şâhi’r-rasûl

Çün mukaddem “Fakr-i fahri” dedi sultânı’r- rusûl,
Yâ aceb mi “fahr-i züllî” dese bu âhir veli.

Gel rumuzun eyle idrâk hâb-ı gafletten uyan

Acı tatlı yanındadır oldu bir sûr[88] îkân[89]

Kim bu dem iksire sa’ edenlere olmaz yalan

Ferha terha iki deryâ “Mecmail Bahreyn” olan,
Taht-ı akdâm-ı erâzil Arş-ı Rahmân menzili.

Kâmilin bir nutku pâki oldu vechi intizâm

Ger hakikat ger şeriat bî-sebeb olmaz kelâm

Hakk teâla ılmini çün kim tamam etmiş

Ârifin bir himmeti var ana arş olmaz makâm,
Sidre vü Tûbâ gözetmez kâmilin cân u dili.

Nice bin gördüm cihânda hâle hâldaş olmadı

Kimsenin ahvâline hiç kimse âgah olmadı

Bir kimsenin hiç kimseden hiç ricâsı kalmadı

Âkilin mizân-ı aklın mâverâsın almadı
Âşıkın âkiller içre adı mülhid ya deli.

Şerha şerha olsa sinen dön yüzün Hakk’tan yana

Lem’a lem’a zât-ı pâktir Hüdâ’ya rûşena[90]

Yâne yâne âşıkın olmuş bu kemter Azbi’ya

Zerre zerre kıldı Mısrî’nin vücûdunu kaza,
Katre katre kıldı zâtını anın aşkın yeli.

134

Zâhid yola ben kâilim ya sen beni, ya ben seni

Kurban için gelmiştim ya sen beni, ya ben seni

Sanma beni hâinim ya sen beni, ya ben seni

Kasab elinde koynum, ya sen beni, ya ben seni,[91]
Cellâd önüde boynum, ya sen beni, ya ben seni

Sırrımı hâs eyle âmm[92] çünkü geliptir cümlesi

Merdi târikât olduğum zâhid biliptir cümlesi

Cânile bâşım cümle bâkî kalıptır cümlesi

Irz u vakâr mal menâl yağma olundu cümlesi,
Soyunmuşum bu yolda ben, ya sen beni, ya ben seni

Seyrângâhımdır bu zemin dönmem yemin ettim yemin

Halvette oldum hemnişin zât-ı Hakk’a oldum yâkin

Anlar sözüm illâ leîn [93]kurbanı Hakk oldum hemin

Habsüm bugün kırk erbâîn oldu tamam Deccâl laîn,
Kıldı beni Rabbim emîn,  ya sen beni, ya ben seni

Münkirlere görünmezem meydandayım bilinmezem

Hakk’tan olup ayrılmazam nâdana sırrım vermezem

Tallı hayalim olmazam billâh sözümden dönmezem

Vallâhi senden korkmazam dâ’vâyı bâtıl kılmazam,
Hak-tır yolum yanılmazam ya sen beni, ya ben seni

Âşık gerek kalbe gire âşk ehli kalmam sırra

Filden büyük oldu pire üçyüzyirmiden göre

İniş yokuş düpdüz ova sırrımı açım münkire

Vardı çıkalı göklere Binaltıyüzdoksanbir’e,
İndim senin için ben yere ya sen beni, ya ben seni

Tığ u teber [94] hılmimdir hem çûşunam[95] ilmimdürür

Isyan benim kâlemdir yer gök benim zulmüm dürür

Hakkı Mustafa teslim dürür hem Murtaza aslım dürür

Mehdî benim adlim durur,  İsâ benim fazlım dürür,
Âhir amel katlim durur,  ya sen beni, ya ben seni

Azbî sana Hakk’tan atâ olmuş bu ilm-i verâ

Kaydı beka kaydı fenâ gelmez bana bir zerre mâ

Merdâne geldim ben sana varsa hüner göster bana

Meydâna çık gel ey kaba avret gibi giyme kaba,
Ben Mısrî’yem geydim abâ,  ya sen beni, ya ben seni

 
 

135

 

Zâhid talebi Hakk’ta iken mal göründü

Şimden geri bu söylemeğe lâl [96]göründü

Pirimle olan ahdi diyemem dâl [97]göründü

Dost illerinden menzili key âli göründü,
Derd-i dile dermân olan Elmalı göründü.

Bir yerde gönül kanmadı dünyayı gezerken

İdrâk ile bu Lâ ile İllâ yı gezerken

Bin derd ile bu zât tecellâyı gezerken

Mecnûn gibi sahralara ağlayı gezerken,
Leylâ dağının lâlesinin alı göründü.

Derd ile gezip yâri bulup gelse aceb mi?

Cân ile dil şâd u ferah olsa aceb mi?

Dil hal dili derde nihân kalsa aceb mi?

Ten Yakûbunun gözleri açılsa aceb mi?
Can Yûsuf’unun gül yüzünün hâli göründü.

Gel sevdiğine Azbî Meded eyleme nazı

Yoklukta özün var ediben anla bu râzı

Nâz etme sakın yârin terk etme niyâzı

Kâl ehlinin ahvâlini terk eyle Niyâzî,
Şimden gerû hâl ehlinin ahvâli göründü

 
 

136

 

Ten gemisin süremezliğin atsın yokluğu

Taşradan pâk görürsün içi murdar kabağı

Poyraz ile doldurmuş meze için tabağı

Ey kefere o ığrıb avlar mı bu balığı
Yanlış haber söylemiş size viren salıgı

Çünkü karnın aç imiş rüzgarla doyar mı

Tarhanesiz gemide deniz suyu yanar mı

Kıla binse karınca karınca kıl duyar mı

Yer ile göğe sığmayan bir iğrıbe sıgar mı
Karnı içiyken anun deryâların yatağı

Serendipten [98] bin arşın tufan gibi aşırdı

Kuvvetinden yer çekip gök silkinip düşerdi

Yerde gökte her ne var gölgesine üşürdü

Ver ile gök arası dolar dahi taşardı
Eğer zahir olaydı cihâna bir tırnağı

Cennet ile cehennem bir zeredir işinde

Bad-ı sarsar[99] kim eser senin kovar başında

Yüzyirmibin ay güneş ıyandır bir kaşında

Yer götüren sarı öküz ondörtyüzbin yaşında

Ondan dahi büyüktür bu balığın kulağı

Bundan artık söyleme âşık yeri değildir

Eğer Hakk’ın kuluysan adın diri değil

Kimse onun vasfının mehdi eri değil

Ne denlü vasf edersem binde biri degildir
Zîra bunun alnıdır levh u kalem durağı

Âşıka lazım olan emr olan bir nefhadır

Münkir sanma bu emri puhte[100] olmuş lokma

Men u selva kudret Hakk’tan bize nüshâdır

Merkezi de belirsiz zahir küçük noktadır
Arş ile kürsî anın gıdâsının çanağı

Âleme eyler atâ bunu Hakk cânın gülü

Medhini onun dilâ Hakk’tan okur Hakk’ı veli

Azbî dolu her cihan kudret feyzi Ali

Bu Mısrî’nin sureti aldar bu halkı velî
Manîde her bir kılı bu dünyânın kâf dağı

137

 

Küfr-ü zülfü yâr ile hayran olan anlar bizi

Zahidâ yek din olup imân olan anlar bizi

Vâkia dürr-ü yetime kân olan anlar bizi

Zât-ı Hakk’da mahrem-i irfân olan anlar bizi,
İlm-i sırda bahr-ı bî-pâyân olan anlar bizi.

İlm-i sırrın hâlini zahir bilenler anlamaz

Feyzi Hakk’ı davâ-i ırfan olanlar gelemez

Mâsiva sultanını ten-bin[101] olanlar anlamaz

Bu fenâ gülzârına bülbül olanlar anlamaz,
Vech-i bâkî hüsnüne hayrân olan anlar bizi.

Hamdülillâh dahme-i [102] İsfendiyâr’i [103]açmaz

Ol sebebten âleme dürlü cevâhir saçmaz

Âlemin ak ve karasından onun için kaçmaz

Dünyâ vü ukbâyı ta’mir eylemekten geçmişiz,
Her taraftan yıkılıp vîrân olan anlar bizi.

Hamdülillâh kimseye ma’lum değil ahvalimiz

Kalmadı elde iradet dilde kıl u kâlimiz

Oldu bir dostla bir post dü-cihanda [104]malımız

Biz şol abdalız bıraktık eğnimizden şâlımız,
Varlığından soyunup üryân olan anlar bizi.

Arife geldi emirden bu hitap müstetâb[105]

Katresin nûş eylemektir feyzi Hakk’ın bin sevap

Her işi Hakk’tan bilen cân şüphesiz görmez ıtab[106]

Kahr u lûtfü şey’i vâhid bilmeyen çekti azab,
Ol azabdan kurtulup sultân olan anlar bizi.

Hakk’ın yüzü pîrin yüzü pîrin sözü Hakk’ın sözü

“İnnâ fetehnâ” [107]ayetin yârin okur kaşı gözü

Bu remzi idrâke gel Hakk’tır yine Hakk’ın yüzü

Zâhidâ ayık dururken anlamazsın sen bizi,
Cür’ayı sâfî içüp mestân olan anlar bizi.

Zâhirin Kur’ân ma’na sırrına mihman gerek

Bâtının esrârı hikmet sahnına meydan gerek

Hem tarikattir şeriat sıdk ile merdân gerek

Ârifin her bir sözünü duymaya insân gerek,
Bu cihânda sanmanız hayvân olan anlar bizi.

Başımız bir olmadık sevdâya saldık biz bugün

Aklımız haddi yok sahraya saldık biz bugün

Varımız Azbi’ya yağmaya saldık biz bugün

Ey Niyâzî katremiz deryâya saldık biz bugün,
Katre nice anlasın ummân olan anlar bizi.

Var idim âlemden evvel âlem âdem olalı

Bî-nişandır sohbetin zâtın tecellî kılalı

Aklı ile fikri hayali bahri ferde salalı

Halkı koyup lâ mekân ilinde menzil tutalı,
Mısrıyâ şol canlara canân olan anlar bizi.

 
 

138

 

Vârı idrâk eyledinse orda vâr kalmadı

Yoğu vâr eyledinse gayrı efkâr kalmadı

Bir kişi sultan olunca onda deyyâr[108] kalmadı

Ben sanırdım âlem içre bana hiç yâr kalmadı,
Ben beni terk eylerim bildim ki ağyâr kalmadı.

Zâhida çünkü ezelden aslıla efkârı yok

Hem Hakk’a birdir dedin hem misline uyar yok

Bilmedin inkâr ile ikrârı sende yâd yok

Cümle eşyâda görürdüm hâr var gülzâr yok,
Hep gülistân oldu âlem şimdi hiç hâr kalmadı.

Kûşei kuyu ceybî[109] subhdem beklerdi dil

Hasreti ruyun gummetinden[110]âh edip ağlardı dil

Sırrını bizim ezelden cân gibi saklardı dil

Gece gündüz zâr u efgân eyleyüb inlerdi dil,
Bilmezem n’oldu kesildi âh ile zâr kalmadı.

Çünkü yâr oldu ezelden bana zillet dost ile

Rahatım zevkim çü bildim cümle mihnet dost ile

Ara yerde kalmadı nefsimle ülfet dost ile

Gitti kesret,  geldi vahdet oldu halvet dost ile
Hep Hakk oldu cümle âlem çarşı pâzar kalmadı.

Kaşların gözlerin Azbî’ye verdi galgale [111]

Vechini gülden görenler oydu aşkı bülbüle

Geldi çün yârin hayali sırrı Hakk’tan Hakk güle

Dîn diyânet âdet ü şöhret kamu vardı yele,
Ey Niyâzî n’oldu sende kayd-ı dindâr kalmadı.

 

139

 

Kıl u kâli zâhidin hâl ehline hâl oldu

Âşk hâlini ne bilsin zâhide hâl kâl oldu

Bir âlemden ayrıldım yüzyetmiş bin sâl [112]oldu

Can yine bülbül oldu hâr açılıp gül oldu,
Göz kulak oldu hep bir her ne ki vâr ol oldu.

Akl u fikri cânla kapladı her vâr âşk

İkrâr ile inkârdan çekti ilk yâri âşk

Kimde nümâyan olur feyz ile esrârı aşk

Uyandı çün nâr-ı aşk kaynadı ebhâr-ı aşk,
Her yanaya çağlayup aktı gözüm sel oldu.

Firakından dilbera benzim hazâna döndü

Kaşlarının derdinden belim kat kat büküldü

Cemâlinmiş bülendi mağzı kur’ân bulundu

Gönül ol bahre daldı dilim tutuldu kaldı,
Girdim anın zikrine azâlarım dil oldu.

Bana muhabbet eden gönül içre bulundum

Kendimi onda görüp zâtım için kılındım

Zâtla sıfatla gizli iken bilindim

Ferhâd bugün ben oldum varlık dağını deldim,
Şirin’ime varmaya her cânibim yol oldu.

Kânde imiş bilmedin seni beni yaratan

Ata ana hakkı kimdir Azbî vâr eden

Hakk’ı bilen geçmedi münkire müdâradan

Geç ak ile karadan halkı bırak aradan,
Niyâzî dön buradan durma sana gel oldu.

 

140

Hasretin ben derdmendi zârı giryân eyledi

Başıma uçtan uca dünyayı zindan eyledi

Hâlimi illeti perişân kârım efgân eyledi

Dilberâ gamzen oku içim dolu kan eyledi,
Şol siyah zülfün teli aklım perişân eyledi.

Ebcedi hevvez[113] bilirsen ahdine gelmez zarar

Dört kitabın remzini bir noktadan okuryazar

Gel bugün dâr’üş-şifâdan[114] anlasın doğru haber

Türlü türlü fitneler saçından oldu âşikâr,
Halk-ı âlem sandılar kim anı şeytân eyledi.

Gel bir ibret gözle seyret kâribânın[115] halkını

Sanma mahrem-i Hakk’tan bu zamanın halkını

Anla sen Hakk ehlidir sûd [116] ziyânın halkını

Hatt-ü hâlin iki bölmüş bu cihânın halkını,
Birini kâfir, birini ehl-i îmân eyledi.

Mahrem-i esrârı Ahmedî’ya velidir Yâ Ali

Çün Ali’dir sırrı Hakk’ın yâ velidir Yâ Ali

Rûhu sultânı enel Hakk sırrına dedi beli

Gizli sırrından haber verdikçe uşşâkın dili,
Âbid ve zâhidlerin aklını hayrân eyledi.

Dilberin vechinden nûrun ayeti seyr etmeye

Kaşlarında Hakk Teâla sanatı seyretmeye

Vahdet-i aşkında yârin kesreti seyr etmeye

Gör ne gayrettir ki sırr-ı vahdeti seyretmeğe,
Cem u tafsîli o gayret kul u sultân eyledi.

Hayr şerde Hakk’tan özüne cümlede hiç ayrı yok

Yani bu âlemde eğri görmedim hiç doğru yok

Ilm-i zâtından habîbin hem gamından ağrı yok

Cümle esmâ ve sıfâtındır görünen gayri yok,
Her biri bir vechile hûb zâtın ilân eyledi.

Gel imân getir o mâhin cünbüş pür tâbana

Kalma kesret âleminde aldanıp lezzâtına

Çün bedel olmaz cihanda zâtının mir’âtına[117]

Kudretin insanı mazhar kıldığı için zâtına,
Yüzünün nakşını hep âyât-ı Kur’ân eyledi.

Aldanır mı zıllı [118]dünyaya beni ve Hakk veli

Mâ sivallâhı ıyan bil böyledir Hakk’ın yolu

Sırrı Hakk’ın mahreminin lâl olur aklı dili

Örttü bu bâzâr-ı kesret gözlerin halkın veli,
Ârif olan cümle yüzden seni seyrân eyledi.

Münkire inkâr âdem ulu illettir görün

Hizmeti irfana ârif veche sohbettir görün

Bu ne izzet bu ne ülfet bu ne hüccettir görün

Bu ne hikmet bu ne kudret,  bu ne san’atır görün,
Zerreyi kevn,  katreyi deryâyı ummân eyledi.

Âdemi inkâr eden kes ehl-i hâcetinden olur

Evliyâullahı sanma sırrı kâşifden olur

Ahmed u Mahmud bende çünkü ma’nîden olur

Kim ki bu sırdan haberdâr oldu âriften olur,
Kurtulup hayvân adından kendin insân eyledi.

Âyine erkân-ı Hakk’tan sana ihsandır dinin

Çü mutaf kudsiyândır ehl-i âşka mektebin

Ehl-i imân mezhebidir Azbî’ya hak mezhebin

La’l-i cânân olalıdan ey Niyâzî meşrebin,
Sözlerin uşşâk içinde âb-ı hayvân eyledi.

141

 

Onun için başıma bu kavga düştü

Zahidâ başıma hem sevdâ düştü

Vefâ sana cefâ bana düştü

Çün sana gönlüm mübtelâ düştü,
Derd ü gam bana âşinâ düştü.

Cehdinle sevdiğim nâr idim evvel

Hem senin âşkınla zâr idim evvel

Cümleden akdem vâr idim evvel

Zühd ü takvâya yâr idim evvel,
Aşkla benden hep cüdâ düştü.

Ârif isen âşık gel doğru söyle

Âşık isen âşık bunda değil

Subhdem âşkla âşık ol inle

Vâiz eder gel aşkı terk eyle,
Nideyim sabrım bî-vefâ düştü.

Her kim bu yolda olduysa sadık

Ol olur lutfuyla ihsana layık

Bî ihtiyar olur âşk ehl-i Vâmık[119]

Nice terk etsin aşkı şol âşık,
Ana karşı sen meh-likâ düştü.

Yerlere göklere yayılır aklım

Âlemden büyük sayılır aklım

Âşkını rehber bulunur aklım

Vechini görsem dağılır aklım,
Zülfün ona çün muktedâ düştü.

Kim gaib oldu ol seni buldu

Dünyâyı terk eden âşkınla doldu

Derdinle âşık divâne oldu

Kim seni buldu kendi yok oldu,
Vaslına ey dost can bahâ düştü.

Dilber vechin hüccet etmişsin

Tâlibe arz-ı âyet etmişsin

Âşk için âdeme izzet etmişsin

Aşka,  uşşâkın dâvet etmişsin,
Can kulağına ol sadâ düştü.

Pirinle olan ahdini güde

Doğru yol bilmem kim Hakk’a gide

Azbî derdmend [120]bilmezem kim bende

Bu Niyâzî’nin hiç vücûdunda,
Zerre komadı hep bekâ düştü.

142

Ol dilberin nâzın tenin mecnun olur divânesi

Her kim yüzün seyrân eder asrın olur hayrânesi

Düzâh ise cennet olur âşk ehlinin kâşânesi

Bir yüze dûş oldu gözüm yüzbin gezer divânesi,
Olmuş cemâli şem’nin ayı ile gün pervânesi.

Söyler enel-hakk sözünü âşık olan lâyıklara

Etme sakın mestânelik mestânesin ayıklara

Her kim olursa cânıyla hemdem bugün sâdıklara

Kendi sunar dolu dolu peymâneler âşıklara,
Bir kez elinden nûş eden olur ebed mestânesi.

Her kim hakikat anladı aşk hakikat lem’asın

Nuru hakikat ondır seyr eyledim Hakk şu’lesin

İstek eyle kim ki giyer Hakk’tan melâmet hırkasın

Şunlar ki tatmadı ezel bezminde anın cür’asın,
Tatmaya dahi bunda ol aşk
ehlinin bigânesi.

Çünkü Süleyman hükmünü etmiş ıyan ol padişâh

Sırrı hakikat resmini ihfâ eden ol padişâh

Geçtinse nefsin eyledin dü-cihân ol padişâh

Bir mülke mâlik eylemiş uşşâkını ol pâdişâh,
Mülk-i Süleymân onların yanında bir virânesi.

Azbî cemâli yâr sana Hakk’tan olur hüccet yeter

Ruhsar ile bu kaşları hem kavline âyet yeter

Vulat içinde râhatım düzah bana cennet yeter

İki cihanda Mısrî’ye devlet dahi izzet yeter,
Geldikçe yâr’in sunduğu gevherlerin her dânesi.

Her kimin sırrında vardır sırrı Ahmed mayesi

Mahv olur cismi olur nûr nûrun olmaz sâyesi[121]

Çünkü levlâk dedi Hakk Cebrâil’dir dâyesi

Tâlib-i Hakkın devâsızdır olur sermâyesi

Onun için âh u zâr olur hemîn hemsâyesi


İçindekiler

AZBÎ BABA kaddese’llâhü sırrahu’l azîz 2

Oldu nokta bâ-i bismillahda kenzi Hûda. 9

Duyunca sırrı ednâ ona hünkâr olur peyda. 11

Zihi kenz-i hafî ki ondan gelür her var olur peydâ,  Gâhi zulmet zuhur eder,  gâhi envar olur peydâ. 11

Ey din ve imân isteyen besdir demi insan sana. 16

Vechin oldu dostum “İnnâ hedeyna” “ kul kefâ”. 19

Peykânın oldu âşina şekvâ idim senden sana. 21

Gel evi akl-ı maada geç maaş gafletinden dâna. 23

“La tahâfû” “irciî” çün oldu mevlâdan nida. 25

Hû deyü feryâd edersin mâsivâdan şöyle bil 27

Aşk meyinden hayranım hayr ender hayran bana. 29

Essalâ hûbân gönülden bâd-ı aşkâ essalâ. 31

Hem ebu’l vakit olmadan ibn-i vakit ol bî-nikab. 32

Sure-i seb’ul mesânî çünkü oldu dört kitap. 35

Hayli talep kıldım menzilgehim savm-u salât 37

Onsekiz bin âlem içre devr eder zât sıfat 40

Zerre iken şemsi cihan hünkârıdır varidât 42

Hakikat âlemin idrak edüp arzuyu Tevhid et 44

Kamu derdin devâsıdır şerîat 46

Bülbül olup gülzar çağırıram dost dost 52

Kakül müşkînin eyler buy’i reyhâniyle bahs. 55

Fehm edip tahkik ilmin şanı bulmazsa ne güç. 57

Ey! deyin kimdir ki derde çünkü olmaz ilaç. 59

Geçe gör  kibri riyadan bul ferah. 61

Özünü nefsinden eyle gel ırah. 64

Zahidin savmı hevası kıldı Hakk’tan anı yâd. 66

Dil u cân sırrını bekler Muhammed. 69

Ben sanırdım yârim ağyar olmuşum Yâ Rab  72

El-amân ey bendegân dil-nüvâz 74

Kimisi güle bülbül olup zâre gelirler. 76

Eğer zahir eğer batın gönül hak haseb halindir. 78

Kime ki sırrın gele yoktan ona var olur. 80

Yine bildim yemâne  kasdın var. 83

Bahr-i nefesinde senâverlik  eden can bî-haber. 85

Ebcedde olan noktai ba’dan haberim var. 88

Bu sözümü cana yaz ehli dilin perveri 92

Aşk haberin cahile söyleme küfr eyleme. 93

Kimi hiç gelmeyip mekri âl eyler. 94

Sure-i seb-ul mesânî vechinin şanındadır. 98

Kal ile kıl ehlinin hali perişan olur. 101

Hakk ile Hak olmak için ayn-ı vefa halvettedir. 103

Dersi onun “leyse fî-‘d-diyâr”i olur. 105

Yezid mezid doğar bir vasi’ yerdir. 108

Olanlar âşkla fâni olur elbette meydanı 110

Rasülün şerini gütmek ne güzeldir,  ne güzeldir, 112

Celâli kibriyayı vârına cebbâr olandan sor. 113

Her ahdine sadıkların eğlencesi tevhid olur. 114

Âh dil düz çeker sanma ki kalakana değer. 116

İhsânı feravan et cennet yolunu göster. 118

Ânın kim yoksa salâhı kuru meydânı neylerler. 120

Kimi İsâ der kimi Mûsa acep cahil nedir. 122

Nice bir yahşi yaman söyleye bu il nice bir. 123

Âşıkım eyler isem iftihar. 124

Ey gönül namusu arın kandedir. 126

Ey garib bülbül diyârın kândedir,  126

Kimi inkâr eder beni kimi Yezdân görür. 128

Gönlümde benim nefsle hayli kederim var. 130

Senden benim umduğum sanma bu gün vefâdır. 132

Âkil isen ey gönül bir teftiş eyle. 134

Bu “ene’l hakk” davasıdır bunda oynar başlar. 136

Cânımız kurbandır illâ tendedir cânânımız. 138

Geçmişiz Mecnunluğu sirette Leylâ olmuşuz. 141

Hakk bir imandır her nadan bilmez. 144

Esrar sözü cahile kâmil gibi dinlemez. 145

Olmaz ankâ ile yek-dil mekes. 147

Buldum aradım geldim mürşid bana Kur’an imiş. 149

Her biri bir yüzde tayran eylemiş. 152

Ne sa’nat gösterir üstad onu haddin rahim etmiş. 155

Kendini aşk ehline zahid niçin eyler çün has. 157

Sûre-i seb’ul mesâni Hakk’tır ayetten garaz. 158

Çün şerîattır hakikât ehline hâza  sırat 159

Bize ta’n eylese gam-ı özün bilmez meğer vâiz. 161

Gel tevekkül abdi ol bî irtifâ. 163

Âşk-ı Hakk’a dûş olup kıl iki âlemde ferağ. 165

Oldun ise âşk ile gerisine  saf 167

Şirin tek isbat-ı Hakk’tır kâf-ı sâf 169

Vech-i âşk-ı kıl temaşa suret-i insana bak. 170

Cennet deminin demi bin ömre imiş ancak. 172

Âkıl isen batılı koy Hakk’a bak. 174

Paslı dilin envârı nefsi dürur  Kâmilin. 176

Ey dil yine sen âşkla meydana mı geldin. 178

Sen nefsine galip ol ihsana erem dersen. 180

Pîr-i âşk olup bu yolda “küllü men aleyhâ fân”. 182

Sıdk ı pâk ile davran ahd ile peymân gerek. 186

Ya Nasara’dır ya mülhid ya firenk. 188

Bu yolda canından geçen âşık yolunda Vâmık. 190

Gel hakikat şehrine gir şâhı bul 191

Sevdâ ise yeter oldu gel Allâh’a dönelim gel 193

Âşıka ta’n adüvden yok karar eksik değil 195

Bâkî ateşle fenâda yâne gel 197

Âşk-ı yolunda bende ki merdâne kıl 199

Hâne-i dilde gam yâr oldu mihmânım benim.. 201

Dinle bu künhe sarâyıda nice mihman olur. 204

Bu bendene eyle nigah lûtfeyle açıver yolum, 207

Mukaddem pâkine secde eyledi beyt-ül haram.. 209

Cemâlin ayni Yezdandır sözündür derde dermân. 211

Kaydı müstakbelle mazi mihnette bi gamım ben. 212

Yapılmak kasdım virâne geldim.. 214

Ol şehî âlemlerin emrine kurban olayım.. 216

Mükerrem oldu çün Ahmed mukaddem.. 218

N’ola birkaç gün ey gafil yüzüne gülsün bu düny. 221

Dilde zikri fikri Kur’ânımdır Allâh hû diyen, 223

Bu dildeki efkârım yağmadır alan alsın. 225

Ne ma’niden seçer zâhid ki bilsem lâ’yı illâ’dan. 227

Teşebbühe behre mend olmaz rızadan almayın. 229

Fenâ dünyaya mayil n’idersin. 231

Ey nice nâçâre el-hak feyzini ızhâr eden. 234

Ormanlıktan çıkmadın bostanı arzularsın. 236

Bildiğinden geçmedin irfânı arzularsın. 238

Cânımdır bu arzuyu vaslı cânan eyleyen. 240

Kâmil-i fi’llâha cahil cehlile yâr olmasın. 243

Bî tarikat bî hakikat olana eş neylesin. 245

Âdem’den alup nüsha-i kübrâ haberin sen. 246

Sıfâtu’llâhı seyr etsen kimin dürdanesiyim ben. 249

Sırrı “sübhânellezi esrâ”da dil mihmân eden. 251

Cân u dilden âşkla gel yâne yâne Hû deyu. 253

Aşkıyla mest efkâr olayım şimdengerû. 254

Zâhid sana şerh eyleyem guş  eyle bir destân. 256

Hakikat şemsi çün doğdu zemin u esmâ içre. 264

Sen gayri yüze bakma yalvar güzel Allâh’a. 266

Hemen durma gece gündüz Hakk’a yalvar seher. 268

İlişkin kalmaya alında ve turanda 270

Eder def’i keder Elhamdü-li’llâh. 272

Aklımı hayran eylesem bu halvetin şerbetine. 274

Kâmu mevcud olanın â’zamısın yâ Resûlallâh. 276

Kıl ile kâlı gizlidir âşıka hâl içinde. 278

Devre-i ârşı oku bu halka-i tevhid ile. 281

Ehl-i âşk mesti mey olmaz âşk şarabı olmasa. 283

Cevrine âşık Habibin bende-i ferman ola. 285

Bildim nice gezdim bu hikmete erince. 287

Eyle eziyet nefsine rûhun dilek bilmez ola. 289

Şerha şerha yareler bu sinemde hicrânımdır. 290

Bihamdillâh vel’minne ki dermandan haber geldi 292

Bir menzilde kalındı arzı hüner kalındı 294

Böyle idrâk eylemiş Hakk’tan bunu can bülbülü. 296

Zâhid yola ben kâilim ya sen beni, ya ben seni 298

Zâhid talebi Hakk’ta iken mal göründü. 300

Ten gemisin süremezliğin atsın yokluğu. 301

Küfr-ü zülfü yâr ile hayran olan anlar bizi 303

Vârı idrâk eyledinse orda vâr kalmadı 305

Kıl u kâli zâhidin hâl ehline hâl oldu. 307

Hasretin ben derdmendi zârı giryân eyledi 308

Onun için başıma bu kavga düştü. 310

Ol dilberin nâzın tenin mecnun olur divânesi 312


[1] Guş: f. Kulak.   Mc: İşitmek.

[2] Bar: i. 1. çubuk, sirik. 2. engel. 3. bar (içki içilen yer). 4. huk. baro. 5. su içindeki kum seti. 6. müz. ölçü çizgisi. f. (–red, –ring) 1. sürgülemek. 2. engel olmak. 3. sokmamak, almamak. edat -den baska, hariç

[3] Kaplayan

[4] Cünbân: f. “kımıldanan, kımıldatan, sallanan, oynayan, oynatan, hareket eden” mânâlarına gelir ve sıfatlar yapar.

[5] Ab: f. Su.   Mc : Yağmur.   Letâfet, güzellik.   İtibar.   Irz, nâmus.   Vakar.   Cilâ.  Keskinlik.

[6] Toplanır

[7] Dem-keş: f. Nefes çeken, soluk çeken.   Devamlı öten bir güvercin cinsi.   Kaval, ney gibi çalgıları devamlı üfürenler.   Bazı kuşların, kübbül gibi uzun uzun ötenleri.   Şarap içen

[8] Ham-keş: f. Bükülmüş, kıvrılmış, eğrilmiş.

[9] Anılırsın

[10] Sırr-ı ebî: Babalık sırrı

[11] Güz: Sonbahar

[12] ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİ

Xlll. yy’ın  sonlarına kadar tek bir koldon devam eden Tük yazı dili, aynı yy’ın sonlarında dallanmalara uğramıştır. Doğuda Doğu Tükçesi (çağatayca), Kuzeyde Kuzey Batı Tükçesi (Kıpçakça), Batıda ise Güney-Batı Tükçesi (Oğuzca) adlarıyla anılan Tük yazı dilinde bugün kullandığımız yazı dilinin temelini Batı Oğuzcası (Anadolu’ya göç eden Tükler tarafından işlenerek yazı dili haline getirilen ) teşklil etmektedir.

Batı Oğuzca’sını gösterdiği değisimler göre devrelere ayırdığımızda Xlll-XV. Yy’lar arasında kullanılmış olan, içine Selçuklu dönemi Tükçesi’ni de alan Eski Anadolu Tükçesi devrinin ilk sırayı aldığını görüüz. Değişik kaynaklarda bu devrenin “Eski Osmanlıca”, Eski Tükiye Tükçesi “ adlarını da aldığı görülmektedir.

XV, asrın ll, yarısı bir geçiş devresidir. Bununla birlikte EAT’si devri özellikleri XVl. Yy boyunca devam etmiş ve XVll. Asırda da etkisin sürdümüştü.

Bu dil kullanımı özellikleri ile “bunun, anın, bularnın, onlarnın, bunun, şunun, onun, bularun (bunların), şularun (şunların), olarun onlarun) şeklinde yuvarlar ünlülü kullanılmıştır.

[13] Kesb: Kazanç. Çalışmak. Sa’y ve amel ile kazanmak. Elde etmek. Edinmek. Kazanç yolu. Kesad: Alış veriş durgunluğu. Kıtlık. Eksiklik. Verimsizlik.

[14] Hâk: Toprak Bâd: f. Yel. Rüzgâr. Soluk. Nefes

[15] Epsem/epsera:Suskunç

[16] Merkeb: (Rekb. den) Binilen vâsıta. Binilen şey.   Eşek.

[17] Ucb: kibir, gurur, kendini beğenme, ameline, yaptıkları işe güvenme.

[18] Leb: f. Dudak. Şefe.   Kenar.   Sahil. Kıyı.

[19] Lâfügüzaf: Boş söz

[20] Ayağının tozu göz sürmesi ile birdir

[21] Püser: (C.: Püserân) f. Erkek çocuk, oğul

[22] Tahmis: (Hums. dan) Bir şeyi beş kat veya beş köşe haline getirmek.   Edb: Bir şiirin her beytine üçer mısra ilâve ederek beşe çıkarmak

[23] Âl: Sülâle, soy, hânedan. Akrabâ ve taallukat.

[24] Beli: f. Evet.

[25] Zag: (C.: Ziygan) f. Karga ve kuzgun.   Fitneci, gammaz

[26] Güman: f. Zan. Tahmin. Sanmak. şüphe.

[27] Çerağ: f. Işık. kandil. Lâmba. Mum.   Kutlu, mutlu.   Otlak. Mer’a.   Otlama.   Tekaüd.   Talebe.

[28] Sikke: Damga. Nereye ve kime ait olduğunun bilinmesi için konulan işaret, mühür. Umumi damga.   Dirhem.   Para üstüne vurulan damga.   Düz, doğru yol.   Mevlevilerin keçe külâhlarının ismi.   Basılmış madeni para

[29] Mergub(E): Rağbet edilmiş. Beğenilmiş. Çok kıymet verilen. Çokları tarafından istenen.

[30] Sidre: ağaca teşbih ile benzetilen, yedinci kat gökte bir makam ismi.

[31] Beyt-i Ma’mûr: İ’mar edilmiş ev.   Melekler Kâbe’sinin bir ismi.

[32] Hilye: Güzel sıfatlar. Süs. Zinet. Cevher. Güzel yüz.   Kılıcın sapındaki veya kınındaki zinet.   Suret. Hey’et. Görünüş.

[33] Hâdim: hizmet eden, hizmetkâr.

[34] Maalim: (Ma’lem. C.) Dinî inançlara, itikadlara dair mes’eleler.   İzler. Nişanlar. Eserler.

[35] Dıraz: f. Uzun

[36] Yoluna

[37] Hudayî: f. Hudâlık, uluhiyyet. Allah’lık.   Allah Teâlâ’ya mensub.

[38] Turra: (Tuğra) Alındaki saç. Tura. Mühür. Pâdişah damgası. Pâdişahın imzası.   Kumaşın etrafındaki nişan ve işaret. Kumaşta ipekten çevrilen kenar.   Herşeyin ucu ve kenarı.

[39] Fenn: Hüner. Mârifet.   San’at.   Tecrübe.   İlim.   Nevi, sınıf, çeşit, tabaka.

[40] Ahu: f. Ceylân.   Gözleri çok güzel olan. Çok güzel göz.   Gazâl.   Mc: Dilber. Mahbub.

[41] Bu(y): f. Koku, râyiha.

[42] Hırz: Melce’. Sığınılacak yer.   Tılsım. Cenab-ı Hakk’ın muhafaza etmesine dair yazılı duâ.   Fık: Bir malın âdet üzere muhafazasına mahsus yer.   Muhafaza etmek.

[43] Hubb: (Hibâb – Hibb – Mehabbet) Sevgi, muhabbet, bağlılık, dostluk. Bir şeyi birisine sevdirmek.   Hulus, lüzum ve sübut.   Muhafaza ve imsâk.

[44] Fial: (Fiil. C.) Fiiller, yapılan şeyler

[45] Güzar: f. Geçiş, geçme.   Beceren, halleden, yapan.   Geçiren, geçirici mânâlarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Dem-güzar  : Zaman geçiren, vakit öldüren.

[46] Arak: rakı

[47] Nihan: f. Gizli, saklı. Bulunmayan. Mevcut olmayan.   Sır.

[48] Nikap: yüz örtüsü, peçe, perde, örtünme.

[49] Gurab: (C: Garbân-Egribe) Karga.

[50] Bahşayiş: f. Bağışlayış. İhsan. İhsan etmek. Afv. Atiyye

[51] Cevsak: Kasr, köşk, konak.

[52] Mahz: Safi ve hâlis. Katıksız. Sırf. Hâs. Hulus ile muhabbet.   Tâ kendisi.   Sadece.   Su katılmamış hâlis süt

[53] “Sen olmasaydın” nidası

[54] şübhesiz

[55] وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلالِ وَالاِكْرَامِ “Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak.” (Rahmân, 27)

 

[56] İshak: nebi, resul; bilhassa Allah Teâlâ için söz söyleyen kimse, kâhin, kehanet sahibi.

[57] Dedikodu

[58] Ayan: (İyân) Aşikâr. Belli. Herkesin bilebileceği ve görebileceği.

[59] Serviyle topu: Baştan ayağa. toplam, tüm, bütün, toptan, hepten

[60] Kadd: Boy, bos.

[61] Melîl (Melile): Kül içinde pişirilen ekmek.   Hararet, sıcaklık.   Üzgün, kederli. Melul.

[62] Kadîm: Eski zaman.   Başlangıcı olmayan. Uzun zamandan beri var olan.   Evveli bilinmeyen hâl ve keyfiyet

[63] Kesel: Tembellik. Uyuşukluk.   Yorgunluk.   Ağırlık.

[64] Kise: (Kis-Kese) f. Küçük-büyük torba kab.   Para kesesi. Kumaştan çanta biçiminde torba kab.   Yoğurt kesesi.   Para. Para hesabı. Öz para.   Kestirme yol.

[65] Kisve: Elbise. Kılık. Hususi kıyafet. Küsve. Kisbet

[66] İrgörür: Ulaştırmak, götürmek

[67] Habar: (C.: Habârât) İmzâ. Mühür, damga.

[68] Kizb: yalan; yalan söyleme.

[69] Aksa: En uzak. En son. Kusvâ. Nihayet. Irak

[70] Rehayab: f. Kurtulan.   Yolcu olan.

[71] Tuvan: f. Güç, kuvvet.

[72] Güman: f. Zan. Tahmin. Sanmak. şüphe

[73] Zalâm: Karanlık. Zulmet.

[74] Destar: f. Sarık, imâme, başa sarılan tülbent.

[75] Azbî Baba’nın divanında burası “ümmi zebân” geçiyor

[76] Mûr: olgun

 

[77] Nişin: f. “Oturan, oturmuş” gibi mânâya gelir ve başka kelimelerle birleşir

[78] Vura vura

[79] Giryan: f. Gözyaşı döken. Ağlayan.

[80] Baliş: f. Yastık.   Altın.   Nakit.

[81] Pister: f. Yatak, döşek.

[82] Allah Teâlâ şükür minnetle beraber

[83] mısrı dile: Gönül Şehri

[84] Dâsitân: (Dâstân) f. Destan, sergüzeşt. Geçmiş hâdiseleri anlatan nesir veya nazım halinde yazı.   Şöhret.

[85] Garre: Gafil kişi, gaflette bulunan kimse.

[86] Düşnam: f. Sövme, sövüp sayma, ta’n.

[87] Beli: f. Evet.

[88] Sûr: emin, güvenli

[89] İkan: İyi ve yakînen bilmek.   Sağlam bir iş.   Yakin hasıl etmek ve edilmek suretiyle bilmek.

[90] Rûşen: f. Parlak, aydın. Belli, âşikâr.

[91] Azbî Baba “ya o beni,  ya ben onu” yerine “ya sen beni ya ben seni olarak tahmiste kullanmıştır.

[92] Âmm: herkese âit, umuma âit, umumi.

[93] Lein: Vallahi eğer

[94] Tîg: f. Kılıç, seyf. Teber: f. Balta

[95] Cuş: f. Coşmak, kaynamak. Taşmak. Deprenmek

[96] Lâl: f. Dilsiz. Söz söyleyemiyen

[97] Dal: Ağacın ilk verdiği kol.   Kur’ân hattiyle yazılan () harfinin okunuşu (Ebcedi değeri dörttür.) Noktasız olduğundan “dâl-i mühmele” de denir.

[98] Serendib: (Hintçe) Hindistan’ın güneyindeki Seylân adasının ismi.

[99] Sarsar: Gürültü ile gelen pek soğuk rüzgâr, yel. Kasırga.

[100] Puhte: (C.: Puhtegân) f. Pişmiş, pişkin. Olgun, kâmil insan.

[101] Bîn: f. Kelime sonuna ilâve ile “gören, görücü” mânalarına gelir.

[102] Dahme: f. Mezar, kabir. Türbe.   Donanma geceleri atılan hava fişeği.

[103] İsfendiyâr: Efsânevi İran Hükümdârı, Gustaps’ın Oğlu. Firdevsi’nin Şahnâmesinde macerâları anlatılır.

[104] İki cihanda

[105] Müstetab: İyi, güzel, âlâ.   Devâ.

[106] İtab: paylama azarlama

[107] Fetih, 1

[108] Deyyar: Bir kimse. Ehad.   Yurt sahibi birisi.   Manastır sahibi.

[109] Ceyb: (C.: Cüyûb) Cep. Gömleğin (yarığı) açıklığı.   Yaka.   Kalb.  Geo: Sinüs.

[110] Gumme: Tasa, keder.   Kırba, tuluk gibi şeylerin derinliği.   Belirsiz mühim nesne.

[111] Galgale: Sür’atle gitmek.   Gecenin gitmesi.   Haber vermek.

[112] Sal: f. Sene, yıl.

[113] Ebced tekerlemesi

[114] Şifa yurdu

[115] Kâriban: f. Kervan.

[116] Sud: (Sevda. C.) Rengi kara olan şeyler. * Sevdalar. Ziya: parlak ak şeyler

 

[117] Mir’at. Ayine. Ayna. * Meşhur bir cins lâle.

[118] Zıllî: Gölge ile alâkalı.

[119] Vamık: Seven. Âşık, sevdalı. * Meşhur bir hikâyede Azra’nın âşığının ismi.

[120] Derdmend: f. Tasalı, kaygılı, dertli.

[121] Saye: f. Gölge. Dâye: çocuk hizmetçisi,

About these ads

Yazabilirsin

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s