Vizyon tarihi: belirsiz
Yönetmen: Kevin Munroe
Oyuncular: Brandon Routh, Sam Huntington, Anita Briem,
uzun metrajlı film ABD .
Tür: Fantastik , Korku , Komedi
Yapım yılı: 2010
Özet: Londra’dan New York’a taşınan hikayede, doğaüstü olayları araştıran Dylan Dog,[1] babasının gizemli bir yaratık tarafından öldürüldüğünü düşünen genç ve çekici bir kadının isteği üzerine araştırmalarına yeniden başlayacaktır.
FİLİMDEN ALINTILAR
New Orleans ölmek için kötü bir kent olabilir. Ancak ölüp de dirildiğinizde, beni ararsınız. Dylan Dog’u. En azından, aramışsınızdır. Eskiden gecenin yaratıklarının her birini korurdum. Yalnızca filmlerde görebileceğinizi sandığınız o keskin dişli canavarları. Neden mi? Gerçek oldukları için. Evet, aklınızdan ne geçtiğini biliyorum. Eskiden ben de öyle düşünürdüm. Ama buyurun.
Para isteyen avareye yakından bir bakın. Komşunuza, can dostunuza bir bakın. Hatta sevgilinize bile bir bakın. Yürüyen ölüler dışarıda, gözünüzün önünde saklanıyor. Eski günlerimde, aranızdaki sınır çizgisi bendim. Barış bendim, şişeyi kapayan mantar bendim, kumdaki sınır çizgisi bendim. Ama sonradan her şey değişti. Ölmek için birden fazla yol olduğunu keşfettim. Kalbiniz atmaya devam edebilir, ancak bazen bu yalnızca gösteriş içindir. DYLAN DOG
Yürüyen ölü araştırmacılığı eski moda yöntemlerle yapılır.
Neler oluyor?
Etrafına bak.
Onlara bir bak. Senin gibi olduklarını sanıyorsun, ama değiller. Bu sokaktaki biri bir taklitçi. Yaşayan ölülerden biri. Küçükken hikâyelerde okuduğun canavarlar gerçekler ve buradalar. (Kurtadamlar, vampirler) Her yerdeler. Saklanıyorlar, hayatta kalmaya çalışıyorlar. Hayatta kalmalarını sağlayan şey, kimsenin onların gerçek olduğunu bilmemesi. Bu nedenle, New Orleans onların Mekke’si oldu. Gece yaratıklarından biri olsaydın, başka nerede saklanabilirdin ki? Peki bütün bunları sen nereden biliyorsun? Yaşayan ölüler, aralarında bir anlaşma yaptı. Bir insanı, tarafsız bir müfettiş olarak tayin edeceklerdi. Bir dedektif. Sen yaşayan ölülerden birisin, Marcus. Yaşayan ölü olmanın iyi yanı ne, biliyor musun? Artık koşu yapmak yok. Bununla ilgili ne biliyorsun? Önemli bir şey değil. Eski bir hayalet hikâyesi. Borelli, bunu öğrenmem gerek. Bunun yüzünden insanlar ölüyor. Bu ne? Sana bunları anlattığımı kimseye söyleme, olur mu? Buna Belial’ın Yüreği (Şeytanın Yüreği ) diyorlar. Yüzyıllardır kayıptı. Beş bin yıl önce, Belial yeryüzünde yürürdü. Ölülerin en güçlü olanı oydu. Tüm dünyanın üstüne karanlık ve ölüm yaydı. Buna Belial’ın Yüreği derler. çünkü Yürek’in içinde Belial’ın kanı bulunur. Belial yok edilemez, yalnızca muhafaza edilebilir. Efsaneye göre, dolunay gecesi… Belial tekrar yaratılabilirmiş. Yaratacak kişinin, Yürek’e ve bir ev sahibine, sahip olması yeterli. Ev sahibi mi? Yaşayan ölülerden birinin bedeni Belial’ın Yüreği, ev sahibine kanı enjekte ediyor. Bu gerçekleştiğinde, ev sahibi mahvoluyor. Belial tekrar canlanıyor ve yalnızca yaratan kişiye itaat ediyor. Yaradan neden nefret ediyorsa, Belial da ondan nefret ediyor. Yaradan neyi yok etmek istiyorsa, Belial da onu yok ediyor. Ama Belial’ı öldürmek için önce efendisini öldürmelisin. Nasıl diyorsunuz, aralarında simbiyotik [2] bir ilişki oluşuyor. Ruhları ayrılmaz bir biçimde birbirine bağlanıyor. Harika Dylan, 400 yıl önce Yürek çalınmıştı. Bu sembol, harika monstro venatorum’ların sonuncusunun arması. Yürek’i buldular ve tüm yaşayan ölüleri yeryüzünden silmeyi planladılar. Ama avcılar daha kullanamadan katledildiler. Efsaneye göre, Yürek’i yüzyıllarca saklama ve sırrını saklama görevi bir kurt adam ailesine verilmiştir Gabriel. (Cebrail)
YORUM:
Yabancılar film çekiyorlar ve filmlerini hep uyduruk zannediyoruz. Ancak bazen öyle şeylerine rast geliyorsunuz ki, onlar İslama dahi inanmasalar da literatüründen alıntı yapıp istedikleri şekilde kafalarına göre senaryo türetiyorlar. İşin doğrusu İslamıda bizden daha iyi tanıyorlar.
Filimdeki yaşayan ölüler olarak bahsedilenlere Yasin suresinin 70. Ayetini ve Aziz Mahmut Hüdai kaddese’llâhü sırrahu’l azizi hatırasını misal verelim.
“Bu Kur’an’la, Diri olanları uyarsın ve kâfirler cezayı hak etsinler diye.” (Yasin; 70)
“Diri” olmak özelliğini taşıyanlar mü’minlerdir Çünkü Kur’an’dan yararlananlar onlardır. Kâfirlere azabın farz olması için de gönderdik. Çünkü onlar ölüler gibidir, kendilerine söylenenleri anlamazlar Beyzâvî tefsinde şöyle der: Yüce Allah, inkârlarından, delillerinin tutarsızlığından ve düşüncesizliklerinden dolayı gerçekte ölüler olduklarını bildirmek için onları dirilerin karşılığında zikretti”
Filimdeki “Para isteyen avareye yakından bir bakın. Komşunuza, can dostunuza bir bakın. Hatta sevgilinize bile bir bakın. Yürüyen ölüler dışarıda, gözünüzün önünde saklanıyor.” Sözler bu durumu açıklamaktadır.
Yine ayrı bir misal verelim
Zîrâ Aziz Mahmud Hüdâyi Hazretleri, girdiği sıkı bir riyâzâtla nefsinin terbiyesi yolunda helâllerden istifâdeyi bile asgarîye indirmiş ve gönlünü tamamen Hakk’a râm ederek rûhunu kuvvetlendirmeye muvaffak olmuştu. Neticede bu güzel hâlin bereketlerine nâil olmuş, ayrıca dirilerden çok ölülerle görüşüp konuşur bir hâle gelmişti. Bir defasında dergâhın yolu üzerinde daha evvel vefât etmiş bulunan bir müezzine rastlayıp ona selâm verdikten sonra bunu üstâdına arzetti. Hazret-i Üftâde de:
“-Evlâdım! Yapmış olduğun riyâzât sayesinde ruhunu iyice kemâle erdirip kuvvetlendirmişsin. Biz dahî riyâzâtımız zamanında aynı hâl içinde idik.” buyurdular. (Prof. Dr. H. Kâmil Yılmaz, AZÎZ MAHMÛD HÜDÂYÎ Ve Celvetiyye Tarîkatı)
Bu misal bize görünen ve görünmeyen dünyanın birbiriyle ilişkili olduğunu ayrılma ve kopmanın olmadığını göstermektedir. Ayrıca “görülenin görende farklılaşmasına” da dikkat çekiliyor.
Yine filmde şeytanın insanlar ile olan mücadelesinde insan şeytanlarını nasıl kullandığı ve olduğunu da görmekteyiz.
“Böylece biz, her peygambere, insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Eğer Rabbin dilemiş olsaydı onu yapamazlardı. Onları ve iftiralarını bırak.” (En’am, 6/112)
Ayette geçen “İnsan ve cin şeytanları” tamlamasının, Arapça gramer kaidelerine göre “beyaniyye” veya “lamiyye” olması hakkında iki görüş vardır:
Beyaniyye olduğuna göre, “insandan olan şeytanlar ve cinden olan şeytanlar” demek olur. Ve şeytanların bir kısmının insan cinsinden, bir kısmının da cin cinsinden olduğu anlaşılır.
Lamiyye olduğuna göre de “insanlara mahsus”, yani insanlara musallat, insan aldatmaya mahsus şeytanlar; “cinne mahsus”, cinnîleri aldatmaya mahsus şeytanlar demek olur. Ve bu şekilde şeytanın, ne insan, ne cin değil, üçüncü bir cins olduğu ve fakat bir kısmını insana, bir kısmı da cinne musallat olmak üzere iki çeşidi bulunduğu anlaşılır.
İkrime, Dahhâk, Süddî, Kelbî gibi bazı tefsirciler izâfetin lamiyye olması ve başkalık ifade etmesi asıl olduğundan dolayı, şeytanların insan ve cinden başka bir cins ve hepsinin İblis’in çocukları olduğuna kâni olmuşlardır.
Fakat İbn-ü Abbas’dan Ata, Mücâhid, Hasen ve Katâde beyaniyye izâfeti tercih ederek demişlerdir ki, şeytan, insan ve cinden herhangi bir isyancı ve inatçıdır. Yani gerek insan ve gerek cinden olsun serkeş, kibirli, fitneci, inatçı, ele avuca sığmaz, kaypak, yola gelmez olanların hepsine şeytan denilir. (bk. Bakara, 2/14) Adı geçenler demişlerdir ki, cinden de şeytanlar vardır, insanlardan da şeytanlar vardır. Ve cinden olan şeytan mümini aldatmaktan aciz kalınca inatçı bir insana, yani bir insan şeytanına gider ve mümini aldatmaya teşvik eder. Ve böyle insanlardan şeytanlar bulunduğuna şunu delil göstermişlerdir:
“Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Ebu Zer radiyallâhü anh’e: ‘Cin ve insan şeytanlarından Allah’a sığındın mı?’ buyurmuştu. Ebu Zer:
‘İnsanın da şeytanları var mıdır?’ dedi. ‘Evet onlar, cin şeytanlarından daha zararlıdır’ buyurdu.” (Müsned, 5/165, 178; Taberani, Kebir 8/217)
Buna göre, insanlardan olan şeytanlar, daha zararlı ve daha tehlikelidir.
İşte birçok tefsirciler(bk. İbn-i Kesir, ilgili ayetin tefsiri), bu âyette bu manayı tercih etmişlerdir. Çünkü âyetin gelişi, kâfirlerin düşmanlık ve düşüklüklerine karşı Resulullah’a teselli verme hakkındadır. Şu halde insan şeytanları, göze görünür şeytan insanlar; cin şeytanları da göze görünmez, bakışlardan gizli şeytanlar demek olur. Bilinmektedir ki ins, insan türü, beşer, âdemoğlu demektir. Tekilinde “insî” denilir. Ve buna karşı olan cin de alışılmamış, gizli, rûhânî bir yaratık demek olur ki, bunun tekiline de “cinnî” denilir. Demek olur ki, burada cin, insan karşılığı zikredildiği “Kâfirler, cinleri Allah’a ortaklar yaptılar” (En’âm, 6/100), “Cinlerden olan İblis ise Rabb’inin emrinden çıkmıştı” (Kehf, 18/50) âyetlerinde olduğu gibi genel mânâya sarf edilmiştir.
Diğer taraftan, “Cinleri de daha önce (vücudun gözeneklerine) nüfuz eden güçlü bir ateşten yarattık” (Hıcr, 15/27) âyeti gereğince cinlerin yaratılışı insanlardan öncedir. Bu âyette de cin, açıklandığı üzere, genel mânâda kullanılmıştır.
Belial (İblis) yeryüzünde yürürdü. Ölülerin (Allah Teâlâ’yı inkar edenlerin) en güçlü olanı oydu. Tüm dünyanın üstüne karanlık ve ölüm (fitneyi) yaydı. Buna Belial’ın Yüreği (vesveseyi almaya müsait kalb) derler. Çünkü Yürek’in içinde Belial’ın kanı (vesvesi) bulunur. Belial yok edilemez, yalnızca muhafaza edilebilir. (Kalbdeki vesvese yok edilmez ancak kontrol edilir.)
Belial tekrar yaratılabilirmiş. Yaratacak kişinin, Yürek’e ve bir ev sahibine, sahip olması yeterli. Ev sahibi mi? Yaşayan ölülerden birinin (kafirin) bedeni Belial’ın Yüreği, ev sahibine kanı enjekte ediyor. Bu gerçekleştiğinde, ev sahibi mahvoluyor. (Küfre düşüyor)
Filmde Yahudilerin inançlarına vurgu yapılarak;
Efsaneye göre, Yürek’i yüzyıllarca saklama ve sırrını saklama görevi bir kurtadam ailesine verilmiştir Gabriel. (Cebrail)
De ki: “Kim Cebrâil’e düşman ise iyi bilsin ki, bu Kur’ân’ı daha önceki kitapları tasdik etmek, inananlar için bir rehber ve müjde olmak üzere, Allah’ın izniyle senin kalbine o indirmiştir Kim Allah’a, meleklerine, resullerine, Cebrâile, Mikâil’e düşman ise, iyi bilsin ki Allah da kâfirlerin düşmanıdır (Bakara 97-98)
Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Medine’ye hicret buyurduklarında Fedek Yahudilerinin bilginlerinden Abdullah ibn Sûriya, münazara için bir grupla geldi Sorduğu dört müşkül soruya doğru cevaplar aldıktan sonra; vahiy getiren meleği sorup “Cebrâil” cevabını alınca
“O bizim düşmanımızdır, o savaş ve şiddet getirir, bizim elçi meleğimiz Mikâil’dir ki o müjde, bereket, ucuzluk getirir Eğer sana o gelseydi iman ederdik” Bu uzun kıssa üzerine bu âyet nazil olmuştur
Yahudiler, nesillerinin menşeini Şeytana dayandırırlar. Şeytan ile Hz. Havva’nın birleşiminden ürediklerine inanırlar. Hz. Âdem aleyhisselâm ile hiç bir münasebetlerinin olmadığına inanırlar. Kendi ırklarının dışındaki diğer insanlara Âdem’in çocuğu, âdemoğulları anlamında Goim derler. Goyimleri, bir nevi hayvan olarak telakki ederler.
Film içerik ile satanizm çağrışımlarını ve karıştırmalar ile içeriğini bulandırsa da görülen şudur ki, senaristi öylece uydurma üzerine hareket etmediğini görmekteyiz. Ancak film ateizmi çürüterek inancın kuvvetlenmesi için gizliden bir gayret gösterilmesini istiyor. Tabi ki filmde Hristiyanlık ve Yahudi propagandası yapılıyor.
Sonuç olarak bazı bilgilerin hakikat olduğunu bilerek geniş kültür sahibi olmamız gerektiğine ulaşmaktayız. Senaryoları basitlikten kurtulmayan yurdumuzda daha ne kadar sapık konulu dizilerine ve filmlerine mahkûm olma gerekçesini dışarılarda aramamak gerekir. Çünkü millet olarak okumayan bir millet olduk.
İsmail Hakkı
[1] Dylan Dog: Kâbuslar detektifi lakaplı çapkın, kısmen paranormal, Scotland Yard’dan terk detektifin maceralarını konu alan çizgi roman dizisi. Yaşayan Ölülerin Şafağı adlı ilk macerası İtalya’da 1986′da çıkmıştır. Yaratıcısı Tiziano Sclavi, bu ilk macerada çizer Angelo Stano ile çalışmıştır.
Çıktığı günden beri İtalya’nın en çok ilgi gören çizgi romanı Dylan Dog olmuştur. Bunda, yazar Sclavi’nin trendlere uygun yaklaşımı kadar, zengin çizer kadrosunun da rolü vardır.
Dylan Dog’un klasik serisi, bazı maceraların AD Yayıncılık tarafından yayınlanmasından sonra, ikişer maceralı kitaplarla Rodeo Yayıncılık tarafından basılmaya başlanmıştır. Rodeo Strip dergisinde de, biri renkli olmak üzere iki kısa Dylan Dog macerası çıkmıştır.
[2] Simbiyoz beslenme: Simbiyoz beslenme, ortak beslenme olarak da bilinir, iki canlının tek bir organizma gibi birbirleriyle yardımlaşarak bir arada yaşamaları.