—Siyaset âleminde insaf bir hırsız feneridir, ne tarafı dilerse orayı aydınlatır.
—Siyasiyatta (siyasette) doğru yürümeği bilmeyenlerdir ki şimdi koşarlar, şimdi yerinde sayarlar.
—Lâfla peynir gemisi yürümez, ama siyaset gemisi haydi haydi!
—Sarhoşluk çok kötü hal; ömrümde bir kere başıma geldi, ve yalnız o gün ruhumda siyaseti andırır birtakım hisler vardı!
—İçtimai (sosyal) meselelerde kelimelerle söyle, fakat asar (eserler) ve vukuaat (olaylar) ile düşün: İş yerinde lâf koyunca siyaset değil edebiyat yapmış olursun
—Siyasette herkes sahil—i selâmeti (selâmet sahilini) kendi fikri ucunda görür.
—Siyasette çok kere hekimlerin hastalardan ziyade muhtaç ı tedavi (tedaviye muhtaç) oldukları iddia olunabilir
—Siyaset i hâzırada (bugünkü siyasette) bir çıkar yol görmek ister misiniz? Gözünüze gözlük değil, belinize kılıç takınız.
—Muvafıklar, muhalifler siyaset salatasında zeytinyağı ile sirke gibidirler: Biri eksik olsa salatanın tadı kaçar.
—Cemiyetin (toplumun) yerinde sarf olunmayan her kuvveti bir siyasi muhatara (tehlike) teşkil eder.
—İstibdat her miskin kavimin siyâsi cezasıdır.
—İstibdat her âciz milletin cezayı siyasisidir (siyasi cezasıdır)
—Siyasi bir ihtiras içinde hareket edenlere hakikati anlatmak çölde kumları ve ummanda (okyanusta) dalgaları idare etmekten daha güçtür
—Politikada iyilik ve kötülük bir zafer ve mağlubiyet meselesidir: Teşebbüsünde muvaffak olan her idare faikiyetini (üstünlüğünü) ispat etmiş olur
—Bizde mevki i iktidara (iktidar mevkiine) geçen her siyasi fırkanın (partinin) ilk eser i icraatı (yaptığı iş) bir “mazlumlar alayı” (zulme uğramışlar) teşkil etmek oluyor
—Bizde mevki i iktidara (iktidar mevkiine) geçen her siyasi fırkanın (partinin) ilk eser i icraatı (yaptığı iş) bir “mazlumlar alayı” (zulme uğramışlar) teşkil etmek oluyor.
—Hakikaten mahir (maharetli) politikacı düşmanlarını bile kendi lehinde istihdam etmenin (kullanmanın) yolunu bulur
—Vukuât ı siyâsiye (siyâsi olaylar) kâh facia, kâh mudhikedir (komedidir): Büyük diplomatlar o mahir (becerikli) aktörlerdir ki ikisinde de güzel oynarlar
—Tekgözlerden ve körlerden ziyade memleketimizde bostana su aksın diye dolabı çeviren gözü bağlılara acırım!
CEMİYET
—Bir cemiyeti yükseltmek mi istiyorsunuz, efradına (fertlerine) mes’uliyet (sorumluluk) hissini tevzi ediniz (dağıtınız)
—İnsan ne kadar hür olsa cemiyet i muhita (çevre) içinde mevzuatın (yasaların) esiri kalır!
—İnsanı insan eden cemiyettir, sırtlan eden de o
—HANGİ CEMİYET TEDENNİDEDİR (GERİLEMEDEDİR) BİLMEK İSTER MİSİN? BAK Kİ YÜKSEK ADAMLAR NEREDE YÜKSELMEKTEN MENEDİLİYOR (ALIKONULUYOR)
—Ferd unutmaz affeder; cemiyet bilâkis (aksine) affetmez, unutur
—ACI TECRÜBELER BİR ADAMI USLANDIRABİLİR, FAKAT BİR CEMİYETİN AKLINI BAŞINA GETİREMEZ.
—Avamı ümitli oldukça bir cemiyet ölmez: En kötü idare avamı me’yus edendir (ümitsizliğe düşürendir).
—Cemiyet bir saat gibi işlemeli: Geri kalmak gibi ileri gitmek de bir kusurdur.
—Umumi harb (I.Dünya Savaşı) bize ne acûbeler göstermedi: FUKARAYA MUAVENET (FAKİRLERE YARDIM) CEMİYETLERİNDE SERVET KAZANANLARA KADAR!
—Hakiki fazilet itikadımca (inanışımca) cemiyete faydalı işlerdir: Kâtibin fazileti kaleminden damlar, çiftçininki alnında terler.
—Hürriyet mecraları cemiyetin nefes borularıdır: Tehlikesiz tıkanamayacağını mutlakiyyet idareleri anlayamazlar
—Ancak cemiyet sahnesinde rolü olmayan hakirlerdir ki hayatlarını hiç komedyasız yaşayabilirler
—Tabiatın ilm i halinde “düşünmek” bir farz ı kifayedir (yalnız şartlarını hâiz olanlara gerekli farz): Her cemiyette birkaç kişinin ifası (yapması) ile sakıt olur (hükmü kalmaz).
—Her cemiyet (toplum) lâyık olduğu edebiyatı sever
—CEMİYETLER ŞEHİRLER GİBİDİR; HARAB OLSALAR DA BÜYÜK VE SAĞLAM PARÇALARI AYAKTA KALIR.
—Söz içinde dürub-ı emsal (darbımeseller) ne ise cemiyet içinde insanların bir kısmı da odur: Her ağıza uymaları manasızlıklarını unutturur.
—Bir cemiyeti defaten (bir defada) mesut edebilecek düstur ı icazı (kısa düsturu) keşfeden bile karşısında kuvvetli bir fırka i itiraz (itiraz fırkası) bulacağından emin olmalıdır
—Mefhumat ı külliye (genel kavramlar) hüsn- i inkilabı (iyi gelişmeyi) ve mefhumat ı cüz’iye (özel kavramlar da) hüsn i idareyi (iyi idareyi) temin eder (sağlar)
—Hiçbir fikir yoktur ki galattan (yanlıştan) doğsun da kuvvet doğursun
—lcab ı muvâzene (denge gereği) odur ki sıklet i içtimaiyenin (sosyal ağırlığın) her cüz’ünü (parçasını) bir selâhiyet deruhte etmeli (üzerine almalı)
— Zengin bir amcası olan kimsesiz sayılmaz; bilakis (aksine) yükselememiş bin dayınız olsun, cemiyet içinde bi kes (kimsesiz) tanılırsınız
—Koyunlar, kurtlar, çobanlar, çoban köpekleri: En medenisine varıncaya kadar işte her cemiyetin alettakrib (aşağı yukarı) tertibi!
—Ferd olsun, cemiyet olsun, bir gün gelir ki yorulur, yorulunca dinlenmek ister ve dinlenince mevkiini kaybeder
— Ahlâk, son tahlilde, ferd için hıfzıssıhha (sağlığı koruma) ve cemiyet için menfaattir
—Her cemiyette teceddüt (yenileşme) aşağıdan başlar: Avam (halk) eski halinde kaldıkça terakkiye (ilerlemeye) inanma!
—Alıklarla kaçıkları çıkarınız, cemiyet i beşeriye (insan toplumu) öyle tenhalaşır ki
—Bir cemiyetin (toplumun) lüzumundan ziyade kuzu olması o cemiyet içinde ergeç bir kurt sürüsü yaratır
—Kan içinde temel kurmak isteyen cemiyet(toplum) daima çürük kokar
—Ferd (kişi) olsun cemiyet (toplum) olsun hayatını tayin eden başlıca şu üç âmildir: Kan, zaman ve mekân (yer)
—Hiç ağlamamış gözler her şeyi görseler de ağlayanları görmezler
—Ben cemiyet giriz yaratılmışım: Kalabalıkda bana ruhum dağılıyor gibi gelir
—Kırda gezerken süprüntü görmeğe başladınız mı, anlayınız ki biraz sonra bir insan cemiyetine rast geleceksiniz.
— Bâzı üdeba (edipler) diyorlar ki: “Biz halka doğru gitmeliyiz!” bâzıları da: “halk bize doğru gelsin!” diyorlar. Acaba en doğrusu yarı yolda buluşmak değil midir?
Kaynak:
Cenab ŞAHABEDDİN, Tiryaki Sözleri, Hazırlayanlar: Dr. Orhan F. Köprülü Dr. Reyan Erben, Tercüman Gazetesi’nin bir kültür hizmeti olarak yayınladığı 1001 TEMEL ESER Serisi’nin 116. kitabı Cenab Şahabeddin’in “TİRYAKİ SÖZLERİ”, Kervan Kitapçılık Basın Sanayi ve Ticaret A.Ş. Ofset Tesisleri’nde dizilmiş ve basılmıştır. (Ocak 1978)
