وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الأُولَى وَأَقِمْنَ الصَّلاةَ وَآتِينَ الزَّكَاةَ وَأَطِعْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنَّمَا يُرِيدُ اللهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا
“Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” (Ahzab, 33)
İnternette sörf yaparken “Talkan Katliamı” adlı yazıda Türklerin Arablar tarafından nasıl katledildiği yazısını görünce araştırma yaptım. Anladım ki, Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin ehl-i beytinin “kaderi planda” gelecek zamanlarda çıkacak hadiselerde yani, İslam’ın dünya sahnesinde devletleşmesinde siyasî, içtimâi, vb. açıdan oluşacak sıkıntılarda geçirmesi gerekeceği olgunlaşma evresinde hatalardan dolayı korunması gerekeceğini Allah Teâlâ bu ayette bildirmiştir.
İnsanların cennetlik olması onların günah işlememesi değil, sevap kısmının ağır gelmesi olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak rahmet nebisi Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin soyununun dünya iktidarları için günahlara girmemesi gerektiği Allah Teâlâ tarafından bir şekilde talep edilmiştir. Bu dünyevi hususlarda hiçbir şeye karışmasın demek değildir. Bu daha önceki yazımızda (Kader affetmez, iyi olmaya mecburuz) değindiğimiz konular muvacehesinde “leke” olacak hallerden muhafaza içindir. Mesela; aşağıda linklerini vereceğim iki tezde Türklerin Müslüman olmalarının geçiş dönemindeki sıkıntıların Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin ehl-i beyti olan bir iktidar tarafından olmaması açıkça görülmektedir.
Hak olan bir dava için dahi olsa zulme düşecek isabetli bir amelin yapılması bir nevi noksanlıktır. Kur’ân-ı Kerim’de;
ذَلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيكُمْ وَأَنَّ اللهَ لَيْسَ بِظَلاَّمٍ لِّلْعَبِيدِ
“Bu (azab), ellerinizin işlediği (günahlar) yüzündendir; yoksa muhakkak ki Allah, kullar(ın)a zulümkâr değildir.” (Al-i İmran, 182)
Allah Teâlâ’nın zât-ı için dahi “Zalim”i bırakın “Zallâm”ı (Çok zulmeden, Çok zâlim) kelimesini tekitli olarak kullanarak haksızlık ve zülümden uzak olduğunu belirtmiştir. Bu konu üzerinde yorumları artırabiliriz.
Sonuç olarak, terör, şiddet ile emellere kavuşulur zannedenlerin sonlarının hüsran ve akim olduğu açıkça görebiliyoruz.
Bir hususun temelinde bulunan zayıflık yıkılmayı mukadder kılar.
Tarih zulmedenlerin kısırlığını her zaman göstermiş ve gösterecektir.
İbretlik bir kıssa olarak şunu da hatırlayalım.
Dâvud aleyhisselâm Musa aleyhisselâmın çadırı büyüklüğünde Bety-i Makdisi inşa etmeyi düşünmüştü. Zaten namaz kılarken oradaki sahraya yönelirdi. Çünkü orada meleklerin nurunu görmüştü. Bununla beraber birkaç def a inşaata başlamış ve her defasında inşaatı yıkılmıştı, hattâ bu yüzden Allah Teâlâ’ya şikâyette bulunmuştu. Allah Teâlâ:
- Kan akıtan kimse Benim beytimi inşa edemez, buyurdu. Dâvud aleyhisselâm,
- Ben Allah rızası uğrunda gazâ ve cihad ederek kâfirleri öldürdüm, dedi. Allah Teâlâ
- Evet, dediğin doğru, fakat nihayet bunlar Benim kullarım değiller mi idi? buyurdu. Dâvud aleyhisselâm:
- O halde bu beyti kim inşa edecek? diye sordu. Allah Teâlâ:
- Oğlun Süleymen yapacak, buyurdu.
Dâvud aleyhisselâm, Hakk’ın rahmetine kavuşup yerine oğlu Süleyman aleyhisselâm halife olunca Allah Teâlâ ona Mûsa aleyhisselâmın çadırının bulunduğu sahranın üzerinde Beyt-i Makdis’i inşa etmesini emretti.[1]
Günümüz uzay çağı olduğu için kan dökenlerin feci akıbetlerini daha kısa zamanda göreceğiz.
Her amelin iyi tartılması gerekir. Bu nedenle Allah Teâlâ’dan sevap olsun diye işlediğimiz günahlarımızın affını niyaz edelim.
İsmail Hakkı
İLGİLİ TEZLER:
Taberî Tarihindeki Türklerle İlgili Rivâyetlerin Tespiti ve Değerlendirilmesi PDF 7,41 MB
Türkler Arasında İslâmiyet’in Yayılmasında Tasavvuf PDF 783 KB
[1] Yazıcıoğlu Ahmed Bican, ENVARÜ’L AŞIKÎN