Updates from Ocak, 2014 Toggle Comment Threads | Klavye Kısayolları

  • ihramcizade 12:57 on 21 January 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , KAMPLAR, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,   

    HAYATIN GÖRMEK İSTEMEDİĞİMİZ TARAFLARINDAN 


    KAMPLAR (ZAYIFLAMA-STRES ATMA) VE BİREYSEL TATİL YAPMANIN GÖSTERİLMEYEN YÜZÜ

    Yazları tatil yapma veya kampa gitme düşük gelirli insanlar için geçerlidir. Zenginler için tatil yapma mefhumu yoktur. Onlar, her zaman tatil yaparlar. Zenginlerin kendi aralarında aradıkları farklılık ise Extreme (uç değerler) /normüstü veya sapıklıkta nerede olduklarını araştırmaktır. Zenginler için sözü uzatmadan kriterleri aynı seviyede olan insanların tatmin oldukları dünyasına örnek verelim.

    Plajlar-Kamplar.

    İnsanlar, bireysel neden tatil yapar ve altındaki sorun nedir? (Ailelerini beraberinde alıp götürenler konu kapsamı dışındadır.)

    Bu gibi yerlerdeki tatil sağlık için mi yoksa “kişiliğini bulma/bütünlüğü bozulmuş olmanın çıkar yollarıdır?

    Bahsedilen yerler hakkında “sosyal bir ihtiyaç olduğu”umumî intibası vardır. Fakat günümüzde bu yerlerin bu şekilde olmayıp, yalnızlık / narsist duygular içinde palazlanmış insanların çıkmazlarına çare gibi görünmektedir.

    Neden mi?

    Tabii ki günümüzde akrabalık ilişkileri ve aile bağları kopmuş toplum olma yolunda ilerleyen ülkemiz (yabancılar için bu zaten yoktur) de bile bayramlarını kaçamak/tatile çeviren insanlarımızın içler acısı durumunu/ bakışımızı irdelemenin gerekeli olduğunu düşünüyoruz. Haber programları dahi magazin haberleri ve gençleşme hülyaları ile paparazzi gibi olunca çok söze gerek kalmıyor.

    Toplum ahlak ve düşüncede çeşitliliği barındırır. Eğer çoğunluk, aşağılanmış ve umut trendi yükseklerde olan insanlar tarafından oluşursa, bulunduğumuz yerler ve durumlar yetmez olmuştur, demektir. “Daha fazlası”, “her şey senin için”, varsa yoksa benlik/ narsizm.

    İnsanın, bir “Dur” diyeni olmazsa, tatmin olmasını ötekilerin ifâ edemeyeceğini bilmekteyiz. Çare üreticisi zannedilen âkillerde gerçekleri korkmadan söylemeyedikleri zaman, birileri yanlış tedavilere yönlendirmedeki başarıları sayesinde; güncel doğrulara uymak mecburunda hissetmeyi artırmıştır. Evet, bazı istismarcılar (firmalar) düzeneklerini bir ahtapot gibi hazırlamış ve insanları sarmalamaktadır.

    Korkunç bir durum.

    Mesela; son dönemlerde erkeklerde pek aşağıda kalmasa da en çok mağdur olan insanlar “kadın ve çocuklardır”. Kendini çirkin gören veya kilolu hisseden kadınlar, beğenilmek arzularını nasıl tatmin edecekler. Bu bir sorundur. Onlarında arzularına kavuşmaları gerekir kabilinden “normal hayat yaşamadığını hissettirmek” için propogandatif iletişimin paranoyası ile çöküşe uğratılmaktadır. Bu mazlum kişiler normal hayatını sürdürmediği hissinden kaçış/arayış içine düşmüşlerdir.

    Çare “kabuğu kırmak”tır. Fırsat yaratılmalıdır. tatiller ve Afrika gibi uzak diyarlar tercih sözkonusudur. “Uzaklık emniyeti”

    İşte kısa bir dönemde az bir kazancını harcayarak eziklik duygusundan kurtulmaya çalışmak bir umuttur.

    Yanlış mıdır?

    Bunun cevabı çok zordur. Her insan çıkmaz yolda kalmak istemez, bir şekilde çıkmak ister.

    Buradaki sorun tercih edilen çıkışın doğrusunun yapılıp/ yapılmadığını, anlamak / anlatmaktır.

    Ruhsal psikozun ve aşağılanmışlığın tedavi edilmesinde, meşruiyetin içinde gizlenmiş gayri meşru ilişkiler, ne kadar doğrudur. Bu hususa doğru taraftan bakmak gerekir. Normal hayatta herkesin dışarı çıkaramadığı arzu ve duyguları vardır. Bunu kısa dönemli ilişkilerle dışa vurmak/tatminini sağlamak ise tehlikeler barındırdığı gibi geleceği de ipotek altına alabileceği gibi, gerçek ruhsal tedavisi de olmayan yöntemlerdir.

    Tatil yerlerinin “Aşk Yazı” ritüellerini barındırması, insanın yozlaşmış ve vahşi tarafını tatmin ederken kendi cehennemini yaratışının mekânları olduğunu hatırlayalım. Bu durumun istatiksel verileri vardır. Bilinir, ama kimse söylemeye yanaşmıyor. Sonuçta, kampların, gerçeğinde ayak kaydırıcı yerler olduğu biraz anlayabildik.

    İnsan geçmişine bakarsa, üzüleceği çok yanlışlarını olduğunu görebilir. Ancak son kararında geçen geçmiştir dese de, geleceği bu geçmişin üzerine çoktan kurulmuştur. Bu nedenle aile yapısın kuvvetlendirilmesinde, devletin ve milletin hassas olması gerekir. Bunu söylemek çok zor.

    İnsanlık şirketlerin kapitalist rüzgarında köleler gibi olma yolunda ilerliyor.

    Bu oyun bozulmalı, hepinizle.

    ********************************

    YİYECEK SATAN FİRMALARININ PAZARLAMA HİLELERİ

    Unutmayalım ki, yiyecek rengi bize tat kategorisi hakkında bilgi verir.

    Kırmızı tatlıdır, siyah ise acıdır.

    Kırmızı yiyecekler genelde kabul görür ve çok tutulur. Kiraz, çilek veya kırmızı et gibi.

    Siyah yiyecekler çürüme ve ölüm anlamını taşır ve menfi şeyleri akla getirir.

    Böylece renk psikolojisi yiyeceğimizi değerlendirir ve satın alırken önemli bir rol oynar. Üniversitelerde yapılan denemelerde, Patatesleri siyaha, karnabaharı yeşile ve kuşkonmazı kırmızıya boyadılar. Tatları ayni olmasına rağmen kimse yemek istemedi. Tatlarını çağrıştırarak yemek istemediler. Tamamıyla değişik tatlarla eşleştirme yaptılar.

    Yiyecek endüstrisinin yeme psikolojisini uygulayarak ürünlerinin en iyi tarafını göstermektedirler.

    İyi takdim edilen ve ambalajları uygun olan ürünler daha çok satar.

    Unutmayın ki; şirketler en iyi neticeyi yani paramızı çalmak istediklerinden karşılığında her hileyi sunmaktan korkmazlar. Bu yapılanların yasal olarak bir cezâi yaptırımı şu an için mümkün görünmüyor.

    Allah Teâlâ’ya sığındık. Kulları aciz kalınca, yardımını muhakkak gönderir.

    İhramcızâde İsmail Hakkı

     
  • ihramcizade 16:54 on 20 January 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ağır darbe almak, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , casusluk, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , gişede başarısız, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , tek kelimelik film adı, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,   

    PARANOİA / Paranoya (2013) 


    İnsanlığın Başbelası Olan İletişim ve Teknolojisi

    Bahaneler üretmeyeceğim.  Bunların olmasını ben istedim.  Hepsini hem de.  Ve bunları yapabilmek için başka birine dönüşmem gerekti.  Daha fazlasını istedim.. 

    Bizler geleceği bizden çalınan nesle aitiz.

    Ailelerimizin inandıkları Refah Gelecek Rüyası, kendi zenginlikleri için,  yalan söyleyen, düzenbazlık yapan ve dolandıran kişiler tarafından yok edildi. 

    Eskiden iyi notlar aldığınızda, doğru okula girebilir ve doğru işe sahip olabilirdiniz. 

    15 yıllık zorlu bir çalışma hayatından sonra,  kendinize ait bir odanız olabilir.  Ama o dünya geride kaldı. 

    İnsanlar istedikleriniz konusunda her zaman dikkatli olmanız gerektiğini söyler.  Onlara hiçbir zaman inanmadım. 

    Bana nehrin karşısındaki ışıklar her zaman daha parlak geldi.

    Yönetmen: Robert Luketic
    Ülke: ABD, Fransa
    Tür: Dram | Gerilim
    Vizyon Tarihi: 18 Ekim 2013 (Türkiye)
    Süre: 106 dakika
    Dil: İngilizce
    Senaryo: Jason Dean Hall, Barry L. Levy, Joseph Finder
    Müzik: Junkie XL
    Görüntü Yönetmeni: David Tattersall
    Yapımcı: William S. Beasley, Jason Beckman, Jason Colodne
    Oyuncular:    Liam Hemsworth ,Gary Oldman, Amber Heard,    Harrison Ford ,   Lucas Till

    Özet

    Adam Cassidy uzun zamandır bir parçası olduğu Wyatt isimli önemli bir telekomünikasyon şirketinde iyi bir kariyere sahip olmak için var gücüyle ve büyük bir hırsla çalışmaktadır. Ancak anlık bir dikkatsizliğinden kaynaklanan ufacık bir hataya sebep olması şirketin önemli miktarda para kaybetmesine neden olur. Bu nedenle de patronu Nicholas Wyatt’ı bir hayli zor bir durumda bırakır. Bu hatayı telafi etmesi ise ilginç bir görevle mümkün olacaktır. Jack Goddard’ın yönettiği rakip firmaya transfer olup, Wyatt için muhbirlik yapması gerekecektir. Varlıklı bir adam olmanın ve lüks arabalara sahip olmanın hayallerini kuran Adam, acımasız ve iki yüzlü piyasanın maşalarından biridir.

    Legally Blonde ve 21 filmlerinin yönetmenliğini yapan Robert Luketic’in imzasını taşıyan filmin başrollerinde usta oyuncular Harrison Ford, Gary Oldman ve genç yıldız Liam Hemsworth bulunuyor.

    Filmden

    Yapabileceğimiz her şeyi yaptık. Gezegendeki en iyi teknoloji şirketlerinden biri olan, Wyatt Şirketi için çalışıyoruz. Bizi işe aldıklarında, dünyayı ele geçireceğiz sanmıştık.Altı yıl içinde, hala küçücük odalarda, girdiğimiz zamanki maaşlara sıkışıp kalmış olarak  patronlarımızın bize prim vermelerini bekliyorduk. Yeterince bekledik. Artık bizim sıramız. Kendimizi gösterme zamanımız geldi.

    Şimdi, bu oyunu oynamanın iki yolu var.

    Sen köpek misin yoksa at mı?

     At, korkuyla hareket eder. Kamçıdan kaçmaya çalışır. Buradaki kamçı, dolandırıcılık suçu.

    - O bir köpek.

    - Köpek ise açlıkla hareket eder. O sıradaki yemeğini, tavşanını kovalıyor.

    Eğer onu ikna edebilirsen, onun gibisindir, onunla aynı inançları paylaşırsan, sana güvenmesini sağlar.

    Küçücük bir adam sadece bir iğneyle tüm imparatorluğu ipe diziyor.

    Picasso ne demiş biliyor musun?

     “İyi sanatçılar kopya çeker. Mükemmel sanatçılar ise çalarlar.”Dünyada artık orjinal bir şey kalmadı, Adam. Hepimiz birinden bir şeyler çalıyoruz.

    Korkarım ki sosyal ağ olarak X Modeli için çok para kaybettiniz. Fakat askeri uygulamalar için bu cihaz biçilmiş kaftan. Hepinize bu sabah 3DPS ile kodlanmış e-mail ile bir nevi sizi tanımlayan veriler gönderdim. Bir kişi dışında, bu odadaki herkese e-mail gönderdim. Dost ateşi ile ölmek, savaşların acımasız gerçeklerinden biri. 3DPS, GPS’ten daha etkili ve kendi ekseninde çalışabiliyor. Bu ürün sivillere çok ağır gelirken, 12 parça eklemek, askerler için hiçbir şey demek. Böylelikle hangimizin telefonunun hangi katta olduğunu görebilirsiniz?

     Evet. Çünkü savaşın ortasındayken, düşmanı öldürmenizde fark yaratabilir. Veya kendi ölümünüze neden olabilir. X Modeli az önce onun hayatını kurtardı.

    Facebook gibi bir yerden buldum. Özel hayat için çok fazla. Özel hayat. Tamamen efsane, öyle bir şey yok.

    Bazı şeylerde başarılı olduğunda bazı şeyler üzerinde biraz kontrolün olduğunu sanırsın, fakat aksilikler herkesi bulur.

    Hücresel cihazının pilini çıkarmak isteyebilirsin. Ne?

     Onların sen telefon görüşmesi yaptığında seni dinleyemeyeceklerini mi sandın?

    Ben yokum. Yoksun ha?

     Sadece ben sana yoksun dediğimde yoksun, evlat. Şu anda bana aitsin. Görüyor musun?

     Herkese sahip olabilirim.

    Hiçbir şeyin olmadığını düşün, sadece cep telefonun yanında. Cüzdan yok, anahtar yok. Dijital cüzdan gibi. Ehliyetin o olacak, kredi kartın o olacak, ve daha birçok şey o olacak. Çok ince. Katlanabilir, ortamdaki herhangi bir enerji kaynağından şarj olabilen bataryaya sahip olacak. Nerede olduğunu, kimlerle olduğunu bilecek. Önceliklerini belirleyecek, harcamalarını, sağlık durumunu ve günlük listeni belirleyebilecek. Kim olduğunu bilecek. Ve bunların hepsi bizim. Sizce insanlar kişisel bilgilerinin tek bir çatı altında toplanmasını isteyecekler mi?

     Önemli olan tek bir çatı altında değil, Adam. Evinin sıcaklığı hissinin altında toplamak. Bugünlerde insanlar kendinden geçmişler, kim olduklarından bihaberler. Ama biz kim olduğumuzu bileceğiz. Biz onları, kendilerinden daha iyi tanıyacağız.

    Bu insanlar heryerdeler. Evinizin heryerine kamera koyuyorlar.

    BİR ZAMANLAR HIRSIZ OLAN, HER ZAMAN HIRSIZDIR.

    Nereden başlayacaksın?

     Başlarda bunun olmayacağını sanmıştım. Wyatt elemanlarını bana satmak yerine, öldürmeyi tercih eder. Sen de doymak bilmeyen hırsın yüzünden buraya geldin. Her şeyi kaydettik. Her konuşmayı, sen ve Wyatt arasında her cümleyi kaydettik. Nick’e şirketindeki çoğunluk hisselerini bana satmasını söyleyeceksin ya da çevirdiğiniz dolapların hepsi FBI’a gidecek. Beni kullandın. Evet. Yarın bu saatlerde Sutton Kulübü’nde olacaksınız. Sen, Nick ve ben. Başka kimse olmayacak. Ne avukat, ne yardımcı. Hiç kimse. Bırakın çıksın! Çok büyük hata yaptın.

    Asıl soru şu ki biz bu konuda ne yapacağız?

     Onların bana öğrettiklerini yapacağım inşa ettiklerini ben yıkacağım.

    Olabilenin en iyisini yapacağım. Sadece onun işlemcisinin çalışması gerek.

    - Kimsiniz?

     – Bay Goddard?

     Kimsiniz?

     E-maillerinizi okuduktan sonra silmelisiniz.Hepinize bu sabah 3DPS ile kodlanmış e-mail ile bir nevi sizi tanımlayan veriler gönderdim.

    Birileri her zaman dinliyor (Arada bir gelen mesajlar dinlemenin habercisi olduğunu anlamadın mı?)

     
  • ihramcizade 16:42 on 15 January 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: Aklı Silen Düşünceler, Alice Levitt, , , , , CLEAN, , , , , , , , , , , , , Jennifer MacDonald, , Megan Owen, , Molly Castelloe, Peter Greene, SHAVEN, , , , Temiz Tıraşlanmış, , , , ,   

    ŞİZOFRENİDE DÜŞÜNCE VE KONUŞMA BOZUKLUKLARI 


    DİL PATOLOJİSİ

    Şizofreni, mücerred düşünce kabiliyetini haleldar eden, kişiliğin iptidaî seviyelere gerilemesine sebep olan ve hasta insanın diğer fertlerle, içinde yaşadığı toplumla haberleşmesini, bilgi alışverişinde bulunmasını, komünikasyon kabiliyetini ileri derecede sakatlayan bir akıl hastalığıdır. Konuşma, düşüncenin bir taraftan mahsulü, diğer taraftan da mimarı olduğu için şizofren düşüncesi özel konuşma bozuklukları tarzında dışa akseder. Düşünce konuşma ilişkilerini ve konuşma bozukluklarını anlayabilmek için şizofreni denen akıl hastalığındaki özel düşünce ve konuşma patolojisini incelemekte büyük fayda vardır.

    Hastalığa “Şizofreni” ismini 1911 de İsviçreli psikiyatr Eugen Bleuler vermiştir. Daha önceleri bir isimlendirilme hatası olarak bu klinik tablo “erken bunama” (dementia praecox) adı ile tanınıyordu. Bleuler, bu hastalarda gerçek manasıyla bir bunama olmadığını, yani hafıza yıkılmasının bulunmadığını, hastalık belirtilerinin ruhî melekeler arasındaki bir yarıklığın sonucu olarak ortaya çıktığını, şahsın çevresi ile alâkalarının kaybolduğunu ve komünikasyon, haberleşme kabiliyetinin bozulduğunu göstermiştir.

    Şizofrenideki düşünce bozuklukları şöyle sıralanabilir:

    1.      Formel (şeklî) düşünce bozuklukları

    2.      Düşünce akımındaki bozukluklar

    3.      Düşünceyi kontrol etmede bozukluklar

    4.      Düşünce muhtevası bozuklukları.

    Formel (şeklî) düşünce   bozuklukları mefhum teşkilindeki aksama ile kendini gösterir, şizofrende düşünce içe dönüktür. Çeşitli fikirler arasında birleştirme olamamakta, mefhum teşkil edilememektedir. Tedailer (çağrışım) gevşemiş ve bozulmuştur. Bir fikir diğer bir fikri, delâlet ettiği mana bakımından ilgisi ile tedai ettirirken, şizofrenide ses tedaileri bunun yerini almıştır. Bir örnek vermek istersek, normal bir kimsede “masa” kelimesi, fonksiyon ve anlam bakımından onunla alâkalı “iskemle” yi tedaî ettirirken şizofren hastada bu tedaî, tıpkı kafiye yapar gibi, ses yolu ile olmakta, meselâ “masa”, “tasa” yı çağrıştırmaktadır.    Tedaîlerdeki bu bozulma, düşüncenin cümleler halinde dışa aksetmesi esnasında cümlelerin kopukluğu ile kendini gösterir. Buna “dikişsiz konuşma” diyoruz. Bir cümleyi teşkil eden ibareler birbiriyle alâkasız hale gelmiş, cümle elemanları yer yer kopukluğa uğramıştır.    Düşünceye    temel teşkil eden semboller yanlış kullanılmakta ve bu semboller eşyadan tecrid edilememektedir.

    Şizofren hasta, düşünce ve davranış bakımından içe dönük karakter gösterir. Peşin hükümler, önceden belirlenmiş kalıplar dış dünyayı değerlendirmede başlıca saiki (sebep) teşkil ederler. Bu peşin hükümler ve düşünce örnekleri, değer hükümleri de iptidaî, sapık mantıklı ve birtakım sihir ve büyülere inanır şekilde, psikolojik deyimiyle otistik (içe dönük), paleolojik (iptidaî, ilkel zamanlara ait), paralojik (sapık mantıklı) ve majik (büyü ve sihirlere bağlı) karakterdedir.

    Normal mantık sistemi içinde insan iki kaziye (öneri) arasında benzerlik kurarken bu kaziyelerin konuları, süjeleri arasında uygunluk arar. Meselâ,

    —     Bütün insanlar fanidir,

    —     Hasan da bir insandır,

    —     O halde Hasan fanidir.

    gibi mantıklı (lojik) bir hüküm verebilmek için her üç kaziyenin de süjelerinin aynı (insan) olması gereklidir. Şizofren, bir hükme varabilmek için süjeler arasındaki bu ayniyeti aramamakta, onların bir tek vasıflarından, süjeye yüklenen fiil veya sıfatların (attribut’lerin) bir tekinden hareket ederek aralarında benzerlik kurmaktadır:

    —     Kuş uçar,

    —     Uçak uçar,

    —     Kuş bir uçaktır.

    veya

    —     Babamın sakalı var,

    —     Ahmet Beyin de sakalı var,

    —     Öyle ise Ahmet Bey babamdır.

    gibi sapık mantıklı, paralojik, hezeyan mahiyetindeki hükümler bu hastalığın eseridir. İlerde pek çok misâlini vereceğimiz gibi, zamanımızda Türkçe diye uydurularak kabul ettirilmek istenen birçok kelimenin böyle bir paralojik mantık mahsûlü olduğuna sırası gelmişken işaret edelim. Meselâ “etmek” fiili “tesir etme” nin “attribut” sü iken ve sadece “tesir etmek” değil, meselâ “ateş etmek, aptes etmek, hasıl etmek” gibi birçok başka mürekkep fiillerde de “attribut”  (atribü) olarak kullanılırken paralojik bir genelleme ile “tesir” yerine ikame edilmesi, bu suretle “etki” gibi bir “fiilden yapma isim” imâl edilmesi hem gramer ve hem de mantık bakımından hatalıdır. Bu konuya kitabımızın sonunda tekrar döneceğiz.

    Bir şizofren hastamız kendisini hem “Hazreti Meryem”, hem “mum” ve hem de “bizzat kendisi” kabul ediyordu. Paralojik mantık şu şekilde işlemekte idi:

    —Mum alevinin etrafında bir hâle vardır.

    — Hazreti Meryem tasvirlerinin başının etrafında da ayni hâle bulunur.

    —Herkes bana düşmandır, ben de bir düşmanlık hâlesi ile çevriliyim.

    Netice. O halde ben hem mum, hem Hazreti Meryem ve hem de kendim’im.

    Hezeyan dediğimiz belirtiler bu şekilde sapık mantıkla verilen hükümler sonucu ortaya çıkmaktadır. Hasta, sakat mantığı ile yaptığı genellemeler sonunda meselâ kendisi ile hiç ilgisiz ve tanımadığı bir kimsenin gülümsemesini kendi üstüne alınmakta, alay etmek için güldüklerini zannedip o adamı öldürebilmektedir.

    Şizofren düşüncesi ile ilkel insanların düşünceleri arasında aşikâr benzerlikler tespit edilmiştir. İlkel insanların düşüncelerinde eşya, canlılar ve hadiseler ayni zamanda hem kendileri, hem de başka bir şey olarak kabul edilebilmektedir. İlkel insan dış olayların tesiri altında kalabildiği gibi, kendisini de o olayın içinde farz edebilmekte, olaya katılabilmektedir.

    Düşünce akımındaki bozukluk, düşünce akımının durması ve bambaşka bir düşünce akımının başlaması ile kendisini gösterir (düşüncenin blokajı ve parçalanması, fragmentation). Bazı şizofrenlerde düşünce baskısı görülür. Birbiri ile ilgisiz birçok fikir birden hastanın zihnine hücum eder.

    Şizofrenlerde kişilik, “ben” (ego) parçalandığı için hasta kendi düşüncesine sahip olabilme duygusunu kaybeder. Çevresine olduğu gibi, bizzat kendi düşüncesine karşı da yabancılaşmıştır. Kafasındaki düşüncelerin başka birisi tarafından gönderildiği, başka kuvvetlerin tesiri altında bulunduğu, düşüncesinin çalındığı, ne düşündüğünün gözlerinden anlaşılıp ona göre cevaplar verildiği gibi hezeyanlı fikirler gelişir. Kendi düşüncesine yabancılaşma sonucu,bizzat düşündükleri, dışardan duyulan sesler veya görülen hayâller halini alır. Artık kulağına konan bir cihazdan kendisine mesajlar gönderilmektedir. Onlarla konuşur, duyduğu seslere cevaplar verir ve hattâ böylelikle aldığı emirleri tereddütsüz ifa eder.

    Biraz önce kısaca bahsettiğimiz “hezeyan” tarzındaki düşünce kusurları, şizofren düşüncesinin muhteva bozukluğunu sergiler. Hezeyan, hastalıktan doğan, paralojik mantık ve hükümlerin sonucu ortaya çıkan, hastanın sosyokültürel temelinin dışında, yanlış ve sarsılmaz bir inanç olarak tarif edilebilir. Hekimlik tahsili yapmış, belli bir sosyokültürel seviyeye erişmiş bir hastamızın uçakların kendisi tarafından icad edildiğini sarsılmaz bir inanç tarzında iddia etmesi, bir başka hastamızın Vatikan kilisesini ziyareti sırasında papazın âyin esnasında yaptığı dinî işaretleri üstüne alarak kendisinin İtalya Kralı olduğunu iddia edip polise başvurması tipik hezeyan örnekleri olarak gösterilebilir.

    ŞİZOFREN KONUŞMASI

     Şizofreninin ana belirtilerinden biri olan şizofrenik konuşma kusuru, düşüncede mevcut patolojinin konuşma şeklinde dışarıya yansımasından ibarettir. Bunlar,

    1— Gramer ve sentaks bozuklukları,

    2— Mana ve muhteva bozuklukları,

    3— Ritm, ton, artikülâsyon ve üslûp kusurları,

    4— Karşılıklı mükâleme bozuklukları olarak tasnif edilebilirler.

    Gramer ve sentaks bozuklukları:

    Şizofren konuşması umumiyetle gramer kaidelerinden mahrum, birbiri ardına sıralanmış, tutarsız kelime dizileri halindedir. Devrik cümleler, zamir, fiil ve şahısların yer değiştirmesi, fiil çekimlerinin bozulması ve bazen mastar halinde fiillerin kullanılması, cümlelerin zamir, edat ve zarf gibi bağlardan fakir olması çok görülür. Telgraf yazılarında olduğu gibi kısa cümleler, başı sonu belli olmayan ve bir türlü bitirilemeyen uzun cümleler görülür.

    Sentaks yokluğu (asyntaxie) halinde gramer kaidelerinin tamamen ortadan kalktığı dikkati çeker. Cümle kopuk kopuk bir hal alır. Buna “dikişsiz konuşma” diyoruz. Gittikçe bu bozukluk, birbiri ile alâkası bulunmayan kelimelerin ard arda sıralanması halinde “kelime salatasına” dönüşür. Bazen sinonim, eş manâlı kelimelerin arka arkaya sıralandığı dikkati çeker (stereotipi). Böylece şizofren konuşması bilgiyi aktarma gücünü, informatif (bilgi verici)değerini tamamen kaybeder. Artık hasta ile muhatabının anlaşabilmesi imkânsızdır.

    Cümlelerin başlangıç ve bitiş noktaları konuşan hasta ve onu dinleyen muhatabı için başka başka yerlerdir. Bu da konuşmanın anlaşılmasını imkânsız hale getirir. Bir şizofren hastanın aşağıya naklettiğimiz yazıları dikişsiz cümleler, kelime salatası ve gramer bozuklukları bakımından tipik bir örnek teşkil etmektedir:

    “Efkârı umumiyeye maruzatım şudur?

    Türkiye Cumhuriyetinin başlıca vazifesi şudur; birinci vazifesi Türk milletine aklıselim yolu ile muamele edilmesidir, bunun içindir ki muhtelif sınıflardaki insanlar imtiyaz ve sınıf yoktur, bunun sebebi şudur; insanlar toplu olarak çalışırlarsa derece ve sınıflara münkasem (bölünmüş) olması zarurîdir, buna binaen hükümet buna dikkat ve teemmülle (düşünüp taşınma) çalışması lâzımdır…”

    Görüldüğü gibi, birtakım kelimeler “stereotipi” (aynısıyla çoğaltma) dediğimiz tarzda ve gereksiz yere tekrarlanmakta, cümlelerde yerli yerince fail, fiil ve mef’ul bulunmamakta, noktalama işaretleri ise tamamen ortadan kalkmış durumdadır. Böyle bir konuşma bilgi değeri taşımadığı için muhatabına bir manâ ifade etmez.

    Yüksek tahsil yapmış ve bir lisede yabancı dil öğretmeni iken hastalanmış diğer bir hastamızın yazıp yayınladığı kitaptan bir pasaj alalım:

    “Irgalıya ırgalıya…

    Grandük oğlanlar Rusyayı yıktı, lâkin Ophelia söğüdünde ve Lucy Gray tepelerinde yerleşen oğlanlar Lord’u yiyip yerine oturdular…

    Hukuk… vicdan… ve ahlâk ölçüleri… insanlığın başı…”

    Herhalde komünist ihtilâlini anlatıyor, fakat bir fikri belli bir kalıp içine döküp ifade edebilmek kabiliyetini kaybettiğinden yazısından bir mana çıkarmak mümkün değildir.

    Mana ve muhteva bozuklukları.

    Şizofrenik konuşmada rastlanan mana ve muhteva bozukluklarının başında kelime uydurma (neologisme) gelir. Başkaları için tamamen manasız ve yeniden uydurulmuş birtakım kelimeler hasta şahıslar tarafından kullanılmaktadır. Bu kelimelerden bir kısmı hasta için belli bir anlam ifade eder, bir kısmı ise bizzat hasta için dahî manâ taşımamaktadır.. Böylece yepyeni bir dil uydurulduğu, bunun kendine göre gramer kaidelerinin bile hasta tarafından icad edildiği görülmüştür. Bir hastamız, bütün aile efradını kendi uydurduğu yeni dille konuşmaya mecbur tutuyor, bu dille konuşmayanları ağır şekilde dövüyordu.

    Yeni uydurulmuş kelimeleri sıklıkla kullanarak konuşmaya “glossolali” adını veriyoruz. Şizofren akıl hastalarında, geri zekâlılarda ve uydurmaca konuşma illetine musab (isabet etmiş) kimselerde sıklıkla bu belirtiye rastlanmaktadır.

    Bazen şizofren hastalar birkaç farklı manayı ifade edebilen kelimeler imâl ederler veya birkaç kelimeyi birleştirerek bir kelime haline getirirler. “Çanta kelime” (mot valise) adı verilen bu çeşit kelimelerin de ya hiçbir manası yoktur veya farklı mefhumlara ayni zamanda karşılık teşkil edebilecek mahiyettedirler. Şizofren hastalarda “ambivalence” (ikili duygu) denilen bir çeşit duyarlılık bozukluğu dikkati çeker. İstemek ve istememek, sevmek ve nefret etmek, bilmek ve bilmemek, harekete geçmek ve geçmemek gibi zıt duyum ve haller ayni zamanda ve beraberce bulunur. Bu, hastayı bir teşebbüse geçmekten alıkoyacak ve irâdesini ortadan kaldıracak bir durumdur. “Ambivalence” halindeki hastada düşünce de iki zıt kutup arasında dalgalanır. Bir türlü doğru bir düşünce akımı başlatılamaz. Bu hallerde ambivalansı ifade eden ve zıt anlamlı kelimeler birleştirilerek kullanılır.

    Normal şahısların düşünce akımını çeşitli fikirler arasındaki tedai bağlantıları yönlendirir.

    Şizofrenlerde bu tedâî (çağrışım) kelimelerin ve mefhumların manalarına göre değil, seslerine göre yapılmakta, bu sebeple düşünce ve onun aksi olan konuşma parçalanmakta, bütünlüğünü kaybetmektedir. Klangassociation (ses tedaisi) dediğimiz bu durumdan şizofren düşüncesinin özelliklerini anlatırken   bahsettik. Gerek glossolalie ve gerekse Klangassociation bakımından bir hususa daha dikkat etmek gerekir. Şiirde de kafiye yapılırken bir çeşit ses tedaisinden, Klangassociation’dan faydalanılır. Gene, birçok yazarların yeni yeni kelimeler icad edip kullandıkları görülür. Her ne kadar şiirde bir mana bütünlüğü varsa da, sırf fonetiği tutturmak ve kafiye yapmak için cümlelerin ifade bakımından fakirleştirildiği, lüzumsuz devrik cümlelere yer verildiği, netice olarak da gramer hatalarına düşüldüğü, mısraların ifade gücünün fakirleştiği çok rastlanan hallerdendir. Şiirdeki fonetik tahdit, dili iyi kullanamayan kimselerde aşikâr kelime salatası örneklerine, şizofrenik konuşmaya benzer    mısralara ve ses tedailerine sebep olabilmektedir. Böyle bir şiir kitabından birkaç misâl verelim:

    Dün akşam içtik bir fâlifullik

    Lakır lukur luk Iık

    Kafada fes

    Karşıda tuval

    Bu ne festuval

    Dedem demirden deveyle doğrudan doğruya denize dönüyordu

    Dedem dalgalarla dolu dizgin dalıyor, deve denizi dört dönüyordu.

    Dam üstünde hamam

    Orta katta bir vapur

    En aşağıda kuyruklu şeytanlar

    Zile bastım kırmızı

    Padişah uyanmasın

    Kelime uydurmayı, “neolojizm”i dört grupta sınıflandırarak incelemek mümkündür:

    (1) sembolik varlıklar ve kişiler için kullanılan kelimeler,

    (2) yalancı ilmî (pseudoscientifique) kelimeler (hastanın hezeyanlarına tekabül eden keşiflerini, icatlarını isimlendirmek için kullanılır),

    (3) ruhî ve fizik durumlar, arzular ve cinsî duygular için kullanılan kelimeler,

    (4) manasız ve herhangi bir sisteme uymayan, bizzat hastanın kendisi için dahî mana taşımayan kelimeler.

    Ritm, ton, mafsallanma (artikülâsyon) ve üslûp bozuklukları:

    Şizofrenide konuşmanın ritmi bozulmuştur. Hasta sür’atli konuşurken birdenbire yavaş yavaş konuşmaya başlayabilir. Arada sırada sebepsiz duraklamalara rastlanır. Konuşmanın tonu da bozuktur. Yavaş, fısıltı halinde konuşma, dişlerinin arasından konuşma, genizden konuşma gibi kusurlar görülür. Kelimelerin telâffuzundaki ahenk kaybolmuştur. Uzamış ve incelmiş hecelere riayet edilmez. Bugün yazımızda uzatma işaretlerinin uzun zamandan beri kullanılmaması bu çeşit konuşmalara sebebiyet vermektedir. Bundan ilerde, sırası geldiğinde tekrar söz edeceğiz.

    Mafsallanma (artikülâsyon) bozuklukları, kekeleme, peltek konuşma, harfleri yanlış söyleme tarzında ortaya çıkar.

    Mükâleme (konuşma) bozuklukları:

    Şizofreni hastalığı şahıslar arasındaki karşılıklı konuşmayı, mükâlemeyi adetâ imkânsız hâle getirir ve şahsın toplum içindeki yerini almasını engeller. Bu bakımdan şizofreni bir çeşit “sosyal yabancılaşma” (alienation sociale)’ dır. Hasta bazen hayâlleri ile, bazen de monolog tarzında kendi kendine konuşur. Bazen konuşma tamamen bir homurtu, diş gıcırdatması halindedir. Konuşmada sık sık müstehcen kelimelere, küfürlere raslanır (koprolali). Hastanın hiç edep, haya duygusuna kapılmadan meselâ anası, babası yanında, birtakım cinsî ihtiyaçlarını en müstehcen kelimelerle anlatmaya başladığı görülür.

    Bazı şizofrenler duyduğu kelime ve cümleleri papağan gibi tekrarlarlar. Buna “ekolali” adını veriyoruz. Zaman zaman sorulan sualle ilgili olmayan cevaplar alınır (yandan konuşma). Bir misâl verelim:

    Sual:               — Bugün günlerden nedir?

    Cevap:           — Üç kişinin ellerinde parmakları vardır. Hadi hadi, sen daha iyi bilirsin…

    Sual:               — Beni tanıdınız mı?

    Cevap.           — İşte o kadar, şimdi kalkıyorum, nasihatim bitti…

    Son, olarak şunu belirtelim ki, şizofreni denen akıl hastalığının temel vasfı, gerek düşünce, gerek konuşma ve gerekse bütün davranışlarındaki saçmalık (absurdite) ‘tir. Hasta, içinde bulunduğu toplum ile sözlü, yazılı veya diğer vasıtalarla, jestlerle, mimiklerle, hareketlerle, sağlam ve sıhhatli bir münâsebet kuramayan, o topluma yabancılaşmış ve hareketleri o toplumca saçma kabul edilen bir kimsedir.

    Kaynak:

    Prof. Dr. Ayhan SONGAR; Dil ve Düşünce, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği Vakfı Yayınları. No: 7, Şubat 1986,Gür-Ay Matbaası İstanbul

    CLEAN, SHAVEN [(Temiz Tıraşlanmış) (Aklı Silen Düşünceler)] (1993) Film

     

    Yönetmen: Lodge Kerrigan       

    Ülke: ABD

    Tür: Suç | Dram

    Vizyon Tarihi: 01 Eylül 1993 (ABD)

    Süre: 79 dakika

    Dil: İngilizce

    Senaryo: Lodge Kerrigan            

    Müzik: Hahn Rowe       

    Görüntü Yönetmeni: Teodoro Maniaci               

    Yapımcı: J. Dixon Byrne, Lodge Kerrigan, Melissa Painter         

    Oyuncular: Peter Greene  ,  Alice Levitt,    Megan Owen ,   Jennifer MacDonald, Molly Castelloe

    Özet

    Yazar yönetmen Lodge H. Kerrigan bu ilk filmini 94’de çekmiştir. Sanıldığı üzere bir porno değil, neo-noir bir filmdir midesi sağlam olmayanların kaldıramayacağı çalışmanın konusu ise şöyledir:

    Peter Winter paranoid şizofrendir. Çok sevdiği karısı bir biçimde öldükten sonra, küçük kızı Nicole başka bir kadına evlatlık verilmiştir. Peter hastaneden çıkar ve kızını bulmak üzere yollara düşer, olaylar gelişir…

    Gerçekle hayal âlemini birbirine karıştıran bir şizofrenin dünyayı algılamaya çalışması üzerine ölesiye karanlık olan film, insan bu filme kötü diyemediği gibi, iyi de diyemez, ortada kalır. Amerikan küçük kasaba yaşantısını gayet acımasızca ortaya serisi ise, kasvetli ve gerçekçidir, insanın içini daraltır.

    Paranoid: paranoya ile ilgili
     Halk arasında, paranoya deyimi, genellikle bir şahsın, çevresindekiler hakkında aşırı şüpheciliğini tanımlamak için kullanılır. Böyle bir kişiye yapılan tavsiyeler, iyi niyetli bile olsa, o kişi tarafından kötü niyetle yapılmış olarak algılanır. Başkalarının kendisi hakkında komplo yaptığı kuruntusuna kapılabilir, kendilerine veya mülklerine karşı bir tehdit olduğu endişesi içine düşer. Bu düşünceler, o şahısa büyük rahatsızlık verir. Çevresindekiler de, bu durumdan rahatsız olur.
    Şizofreni, davranışı, düşünmeyi ve duyguyu çeşitli şekilde etkileyen, sıklıkla kronik, kalıcı bir ruhsal hastalığı gösteren psikiyatrik bir tanıdır. Şizofreni kelimesi, Yunanca ayrık veya bölünmüş anlamına gelen ‘şizo’ ve akıl anlamına gelen ‘frenos’ kelimelerinin birleşiminden gelir.
    Temel düşünce yapısının ve akıl işlevlerinin dağılması şizofreninin başlıca işareti olarak düşünülür.

    Filmden

    Peter’in annesi hastalanışını anlatıyor.

    Bütün gün beşiğinde uyurdu. Bu Miscou’ya gitmemizden hemen sonra. Köpek beslemesine izin verilmiyordu, bizde Mr. Miller’ınkine giderdik. Köpekle oynuyor. Sanırım ismi Dash’ti. Bütün gününü o köpekle geçirirdi. Sonra köpek öldü. Sonra herhangi bir hayvan besleyebileceğini söyledik ama ilgilenmedi. Sınıfında ilk beşteydi. Sonra kolej için Bathurst’a gitti. Fen çalışmak istedi. Ancak daha başta bıraktı. Anlayamadık. Bizimle birlikte olmak istemedi. Sonra botla Gaspé’ye geçti. Sanırım zorluk çekiyordu. İşte burada çok kilo aldığını düşünmüştü   ve diyete başladı. Bir aydan daha az bir sürede 20 kilo verdi ve sonra bu halden buna dönüştü. Sağlıklı bir görünüşü kalmadı. Sonra biraz kilo aldı ama yeterli değildi. Kendisi gibi olamadı. Bütün bu fotoğrafları kocam çekti. O iyi bir adamdı. Ailesine bakabiliyordu. Oğlum kız kardeşini görmeye geldi ve göremeyince gitti. Nicole’u evlatlık verdik.

     Oğlumun kötüye gidişini görmek nasıl bir şey biliyor musun?

     İlk zamanlarında sessiz bir çocuktu ama mutluydu. Sonra aniden değişti. Aynı şeyin ona da olmasına izin veremezdim.

    (Peter’in kafayı ütüleyen/silen iç konuşmaları/vehimleri )

    Kafandan atmak istediğin bir şey mi var?   Çünkü kafanı bir daha oynatacak olursan, onun için endişelenmene gerek kalmayacak.  Çünkü onu kafandan atacağım.  Anladın mı?

     Pek bir şeyden hoşlandığım söylenemez ve senden de hoşlanmıyorum.  Sabahları uyandığında ,   bugün birini öldürmeliyim diye düşünür müsün?

      Paranoya mı bu?

     Senin için paranoya. Benim için gerçeklik.

    Ve şu andan itibaren  “Şu andan” ne demek kim biliyor?

     “Şu andan itibaren.” Biri söyledi bana. Sonsuza kadar, öleceğim güne kadar. Tek bir hata yaparsan işin biter. Anladın mı?

     Bir sürü başağrıtıcı zil duyuyorum. Çalmadıkları zaman bile duyuyorum onları. Ben konuşurken suratıma bak, onun bunun çocuğu. Sıkı çocuk. Anladın mı?

     Ve sonra ne olacağını düşünüyorsun?

     Bunu aklında tut. Çünkü orada hepimizin birer ailesi var.

    Bununla ilgili bir şey mi yapmak istiyorsun?

     Neden?

     Hadi, bir şeyler yap. Yapman gereken tek şey beni geçip onu yakalaman.

    Hadi, hadi, seni görüyorum. Hadi. Sikeyim! Hadi. Hadi. Yolu yok. Bana asla vuramazsın, adamım. Asla, asla. Hadi, hadi. Asla. Yolu yok. Ben çok iyiyim. Hadi! Hadi! Hadi. Görüyorum seni. Hadi, gel buraya. Dön etrafında. Hadi. Seni görüyorum. Dön etrafında. Dön etrafında! Görüyorum seni! Hadi! Yapamazsın. Dön etrafında. Hadi. Görüyorum seni. Dön etrafında. Hadi. Sadece dön. Benden saklanamazsın. Hadi. Benden saklanamazsın. Sadece dön etrafında. Sadece dön. Benden saklanamazsın. Sadece dön. Sadece dön. Duydun mu beni?

     Benden saklanamazsın.

    Onu evlatlık vermiştiniz. Onu evlatlık vermiştiniz. Yardım edemem.

    Pekala, hadi bir şeyler yap. Tek yapacağın beni geçerek onu yakalaman. Burada geçirdiğim her gün için pişmanlık duyuyorum. Bunu almamakla gerçekten aptallık ediyorsun.

    - Burada olmamalıydım.

    - Bu çocuk oyunu değil! Burada ihtiyaçlar için oynarız. Ve ben seni öldüreceğim.

    Nicole Sen büyürken ben bir hastane yatağındaydım ve üzerimde operasyon yapılıyordu. Kafamın arkasına küçük bir alıcı,   parmağıma da bir verici yerleştirdiler. Ne olduklarını biliyor musun?

     – Radyo mu?

     – Evet. Radyo. Herneyse vericiyi almak için   tırnağımı çıkarmak zorunda kaldım. Nasıl yaptın bunu?

     Nasıl mı çıkardım?

     Ben  Daha iyi hissediyorum. Daha sağlıklı düşünebilirim. Ama hala alıcı kafamın arkasında. Eğer biraz daha yavaş olabilirsem   biliyorum bir çözüm bulabilirim.

    Lütfen. Beni yalnız bırak! Seni dinlemeyeceğim! Ben temizim. Kafamdan attım.

     
  • ihramcizade 16:59 on 10 January 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , çocuk istismarı, baba kız arası ensest, , , , , , , , , , , , , , , , kısa filmden uyarlama, , , , plansız gebelik, ,   

    SHORT TERM 12 “Kısa Dönem 12” (2013) 


    Hayatı vakitsiz kararanlar için

    Yönetmen: Destin Cretton

    Ülke: ABD

    Tür: Dram

    Vizyon Tarihi: 10 Mart 2013

    Süre: 96 dakika

    Dil: İngilizce

    Senaryo: Destin Cretton

    Müzik: Joel P. West

    Görüntü Yönetmeni: Brett Pawlak

    Yapımcı: Joshua Astrachan, Asher Goldstein, Frederick W. Green

    Oyuncular Brie Larson, John Gallagher Jr.,    Kaitlyn Dever ,   Stephanie Beatriz ,Rami Malek

    Özet

    Grace, bir çocuk bakım evinde çalışan, orada evlerinden alınmış kötü durumdaki çocuklar için elinden geleni yapmaya çalışan genç bir danışmandır. Her ne kadar kendi hayatını yaşamaya çalışsa da derinden yaralar almış çocuklarla ilgilenmek bunu kolaylaştırmamaktadır. Şimdi ise, uzun süredir birlikte olduğu sevgilisiyle ciddi adımlar atmaya hazırlanırken, onu derinden etkileyecek dönüm noktaları onu beklemektedir. Tüm bunlarla baş edebilmek için, kariyerini ve daha da önemlisi kendisini tehlikeye atabilecek kararlar alması gerekecektir.

    Filmden

    Babasının evindeyiz. Kimsenin evde olduğunu sanmıyorum ama yine de içeri girdi.

    Tamam, sağ ol. Evde yok mu?

     Dönmek ister misin?

     Tamam. İyi misin?

     Yarın görüşürüz. Yazdığım hikâyeyi duymak ister misin?

     Elbette. Çocuk hikâyesi. O yüzden öyle şaşaalı sözler yok. Tamam.

    Bir varmış bir yokmuş. Okyanus yüzeyinin millerce altında Nina adında genç bir ahtapot yaşarmış. Nina zamanının çoğunu taşlardan ve deniz kabuklarından garip şeyler yaparak geçirirmiş. Çok mutluymuş. Ama sonra bir pazartesi günü bir köpekbalığı gelmiş.
    “Adın ne senin?” demiş köpekbalığı. “Nina” diye yanıtlamış o da.
    “Arkadaşım olmak ister misin?” demiş köpekbalığı.
    “Tamam. Ne yapmam gerekiyor?” demiş Nina.
    “Pek bir şey değil. ” demiş köpekbalığı. “Kollarından birini yememe izin ver yeter.”
    Nina’nın daha önce hiç arkadaşı olmadığından acaba bu arkadaş olmak için yapılması gerekenlerden mi diye düşünmüş. Sekiz koluna bakmış ve bir tanesinden vazgeçmenin çok da kötü olmayacağına karar vermiş. Bir kolunu yeni ve harika arkadaşına bağışlamış. O hafta Nina ile köpekbalığı her gün birlikte oynamış. Mağaralar keşfetmişler, kumdan kaleler yapmışlar. Çok çok hızlı yüzmüşler. Ve her gece köpekbalığı acıktığında Nina, yemesi için bir kolunu daha vermiş. Pazar günü tüm gün oynadıktan sonra köpekbalığı Nina’ya çok aç olduğunu söylemiş.
    “Anlamıyorum. ” demiş Nina.
    “Altı kolumu çoktan verdim. Şimdi bir tane daha mı istiyorsun?”
    Köpekbalığı ona arkadaşça bir tebessümle bakmış ve “Bir tanesini istemiyorum” demiş.
    “Bu sefer hepsini istiyorum. ”
    “Ama neden?” diye sormuş Nina.
    Köpekbalığı da: “Çünkü arkadaşlar birbirleri için böyle yaparlar. ” diye yanıt vermiş. Köpekbalığı yemeğini bitirdiğinde çok üzgün ve yalnız hissetmiş. Birlikte mağaralar keşfedeceği, kumdan kaleler yapacağı, çok çok hızlı yüzeceği birine sahip olmayı özlemiş. Nina’yı çok özlemiş. Bu yüzden başka bir arkadaş bulmak için çok hızlı yüzmüş.

    Jayden?

    Baban sana hiç zarar verdi mi?

     Hâlâ zarar veriyor mu?

     Onun oraya dönmesine izin veremeyiz.

    Jayden nerede?

     Babası dün gece geldi ve hafta sonu için götürdü.

    - Ne?

     – Jack onayladı. Dalga mı geçiyorsunuz benimle?

     – Gitmesine nasıl izin verirsiniz?

     – Jan, sana sonra döneyim tamam mı?

     Adam aradı. Özür diledi. Kişisel acil bir durumu varmış. Bunun bir alakası bile yok Jack. Raporumu okudun mu?

     Tabii ki okudum ve çok endişelendim. Ama Jayden’dan sorumlu sosyal hizmet görevlisi konuyu ona açtığında babasının hiçbir zaman hiçbir şekilde taciz etmediğini söylemiş. Tabii ki öyle söyleyecek. Kız korkuyor ulan! Size üniversitede ne sikim öğrettiler?

     Jack, babası onun aklının hep bir köşesinde. Onu hep izliyor. Uyurken. Sıçarken. Terapistiyle yalnızken. Babası hep orada. Onu izliyor, saldırıya hazır bekliyor. Ve sen onun birden çıkıp gerçeği söylemesini mi bekliyorsun?

     Salak mısınız siz?

     Kız burada yardım arıyordu. Siz gittiniz, kızı köpekbalığının yanına gönderdiniz. Kızgınlığını anlıyorum Grace. Ama bana bağırmak etkili bir iletişim yolu değil.

    Tamam. Tamam

    Jack. Jack, üzgünüm. Bu olayı çözene kadar lütfen izni kaldır. Çünkü onu tanıyorum ve evdeki durumun iyi olmadığını biliyorum. Nereden biliyorsun bunu?

     Sana bir çocuk hikâyesi okudu diye mi?

     Benimle dalga geçme Jack. Her gün bu çocukların yanındayım ben. Dün gece o kız yanıma oturdu ve ağladı. Bildiği tek yoldan anlatmaya çalıştı. Grace, bu zincirin en altındasın sen. Gözyaşlarını yorumlamak senin işin değil. O iş için eğitim görmüş terapistler var. O zaman eğitim görmüş terapistleriniz bir bok bilmiyor. Babası tarafından tacize uğradığını söyledi mi?

     – Söylemesine gerek yoktu.

    - O çocuğu biyolojik babasının elinden alacaksam evet gerekiyor. Saçmalık bu. Grace, senin yaşından uzun süredir bu çocuklarla çalışıyorum ben. Her biri için canımı veririm. Onların o yıkılmış gözlerine bakıyorum. Bunu onlara yapan şerefsizleri çıkıp bulmak ve dövmek istiyorum. Ama bunu her gün hissetmeme rağmen onlara zarar vermiş her kişinin izine düşemeyeceğimi biliyorum. Tüm yaralarını iyileştiremeyeceğimi ve her birinin babalarını cinsel tacizci olarak suçlayamayacağımı biliyorum. Özellikle de arkadaşlarının arkadaşlarıysa değil mi Jack?

     Burada işimiz bitti Grace.

    Deliriyor musun?

     Muhtemelen. Senin yaşındayken bir dolu yabancının bulunduğu bir odada tacizlerini her yönüyle anlatmak zorunda kalmıştım. Beni neyle vurduğunu. Nasıl sarhoş olduğunu. Onunla banyo yapmam için beni nasıl zorladığını. Beni nasıl hamile bıraktığını. Onu hapishaneye ben gönderdim. Bu konuda hiç konuşmadım. Bu konuyu hiç düşünmedim. Seninle tanışana kadar. Ve bilmiyorum. İçimde bir bebek var ve bilmiyorum. Ne yaptığımı bilmiyorum. Sadece sana yardım etmeye çalışıyordum. Tanrım. Kemeri çok sever. Tam bir klişe.

    Jayden, bu konuda bir şey yapmalıyız.

    Uyurken beysbol sopasıyla yüzünü mü dağıtalım?

     Buradan gitmeliyiz.

    PiCCO (2010)

     
  • ihramcizade 15:23 on 10 January 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,   

    (CHARLES MANSON) Bir Seri Katilin Hikâyesi 


    “Bana tepeden bakarsanız, bir aptal görürsünüz. Bana aşağıdan bakarsanız, tanrınızı görürsünüz. Bana tam karşımdan bakarsanız, kendinizi görürsünüz”(Charles Manson)

    “Vay be, hakikaten uçtum.”
    (Manson ailesinin üyesi Susan Atkins, Sharon Tate’in ellerine bulaşan kanını yaladıktan sonra bu sözü söylemiştir)

    Manson, canı manyaklar arasında en özel olanıdır. Ona daimi kötü ününü kazandıran cinayetler – 1960’ların en şok edici olan 1969 Tate-LaBianca cinayetleri – aslında başkaları tarafından işlenmişti; kendisi ala bir silah ateşlememiş veya bıçak kullanmamıştır. Fakat onun karanlık cazibesinin kaynağı tam olarak budur: köle gibi kendisini takip eden ve onun en kanlı emirlerini yerine getirmeye hazır olan müritleri üzerindeki etkisi. Esasında Manson bazı büyülü sözler söyleyen zeki bir dolandırıcıdan daha fazlası olmamasına rağmen, kendisini şeytani bir Mesih, habis bir mürşit yapmıştı; o, barış, aşk ve çiçeklerin gücü vaazlarıyla başlayıp Rosemary nin Bebeği, Şeytan ve “Sympathy for the Devil”gibi satanist fantezilerle sona eren bir dönemin en karanlık güdülerinin vücut bulmuş haliydi.

    Ahlaksız bir annenin gayri meşru oğluydu. Söylendiğine göre, annesi bir defasında onu bir sürahi bira ile değiş tokuş etmeye çalışmıştı. Manson’ın terk edilmeler, dayak ve istismarla dolu karabasan gibi bir çocukluğu olmuştu. Gençliği de sonu gelmez bir suç tutuklanma, hapis ve kaçış döngüsüydü. (“İşin doğrusu şu ki,” demişti Manson kendini tahlil ettiği nadir anlardan birinde, “ben yakalanmadan bir şey çalmayı beceremeyen salak bir hırsızdan başka bir şey olamadım.”)

    18 yasındayken koğuş arkadaşlarından birine bıçak tehdidiyle livata uyguladığından, federal ıslah evinde kendine bir yer edindi. 1954’te şartlı tahliye edilmesinden sonraki 13 yılı sahte çek vermekten, kadın satıcılığına kadar muhtelif suçlardan değişik hapishanelere girip çıkarak geçirdi. 1967 de serbest bırakıldığında – tüm itirazlarına rağmen – 33 yasındaki Manson, hayatının büyük bir bölümünü demir parmaklıklar arkasında geçirmişti.

    Aşk Yazı diye anılan dönemin en cafcaflı zamanında, karşıt kültürün coşkunluğunun doruk noktasına vardığı günlerde serbest kaldı. San Francisco’nun Haight-Ashbury bölgesinde – hippiliğin anavatanı – Manson, uyuşturucuyu, özgür seksi ve dönemin büyüsünü keşfetmişti. Çok geçmeden meşum karizması, serserilerden ve kaybedenlerden oluşan bir “aileyi” etrafına toplamasını sağlamıştı.

    Los Angeles’ın dışındaki tozlu bir çiftlikte müritleriyle beraber yaşayan Manson, kısmen – diğer tüm etkilerin yanı sıra – bu güne dek kaydedilmiş en ılımlı ve mizahı rock n roll albümlerinden biri olan Beatles’ın White Albüm ünden esinlenerek çok tuhaf bir kıyamet teorisi geliştirmiştir. Özellikle “Helter Shelter”adli şarkıyı (bir lunaparkta çocukların bir alete binişlerini anlatan bir şarkıdır) siyahların ayaklanıp tüm beyazları öldürecekleri, yalnızca Manson ve onun az sayıdaki seçilmiş müridinin geri kalacağı ( çünkü Manşon ve taraftarları dünyanın hakimi olacaklardır) bir ırk savaşının habercisi olarak yorumlamıştır.

    Manson savaşı kışkırtmak için bazı önde gelen beyazları suçun siyah devrimcilere yıkılabileceği bir şekilde öldürmeleri için müritlerini sapıkça bir göreve gönderdi. 9 Ağustos 1969 da Manson’ın “ailesinden” 5 kişi, yönetmen Roman Polanski’nin evine girip hamile karısı aktris Sharon Tate ile birlikte 4 kişiyi daha vahşice öldürdüler. Ayrılmadan önce kurbanlarının kanlarıyla duvara kışkırtıcı yazılar yazdılar. Ertesi gece, Manson, “sürüngenleri”ne bizzat öncülük etti ve LaBianca soyadlı bir çifti aynı şekilde öldürüp parçaladılar.

    Cinayetler, Los Angeles bölgesinde panik yarattı ve tüm ulusu şok dalgaları sardı. Manson, en sonunda, olaylarla hiç ilgisi olmayan bir suçtan ötürü hapse düşen kadın taraftarlarından birisinin hücre arkadaşına işledikleri cinayetleri öğünerek anlatması sonucu tutuklandı.

    Manson, 1970 teki duruşmasını bir sirke dönüştürmüştür, ancak jüri hiç de eğlenmemiştir. Yakalandıktan sonra mahkemeye alnına büyük bir ‘x’ kazıyarak çıkmıştır. Kendisi ve 4 taraftarı gaz odasına mahkum edildiler, fakat California Yüksek Mahkemesi idam cezasını kaldırınca, cezaları ömür boyu hapse çevrildi.

    Amcası kendisini etekle okula yollar ve “Bir gün sen de erkek gibi olup kavga etmeyi öğreneceksin” dermiş. Daha 9 yasında hırsızlığa başlamıştır. Uzun süre hapse girip çıkmış, hiç bir olayı olmayan bir serseriydi. Hippilerin ortamlarına girip gitar çalmaya başladı. Oradaki çocuklardan ailesini oluşturmaya başladı.

    Sharon Tate cinayeti, aileden Susan Atkins adlı kızın itirafıyla aydınlandı. Kısa süre sonra da Manson tutuklandı.

    Bu kadar ünlü olmasının nedeni kurbanlarının kimlikleridir. Ayrıca diğer seri katillerden farklı olarak bir inanış yaratması da bir nedendir. (Helter Skelter saçmalığıyla kandırmış insanları, siyahlar ayaklanacak tüm beyazları öldürecek sadece Manson Ailesi kurtulacak)

    Hala yattığı cezaevine dünyanın her yerinden özellikle gençler tarafından binlerce mektup geliyor.

    Bir ara gazetecilerden birinin “Büyük bir hayran kitleniz var hapisten çıkmanızı heyecanla bekliyorlar” yorumuna, “Burada yemekler harika ayrıca kitabım ve gelen mektuplarımla uğraşıyorum, pek heyecanlanmasınlar, Amerika ilk kez iyi bir şey yapıyor bana ” şeklinde cevap vermiştir.

    Charles Manson kurduğu tarikatı Robert Heinlein’ın yazdığı Yaban Diyardaki Yabancı romanındaki yapılanmaya dayandırır. Hatta müritlerinden birinin oğlunun adı Valentine Michael Smith’tir.

    Genç güzel kızlardan kurulu haremiyle seri cinayetlere kalkışan komün sahibi kişi. Kızların mahkemeye çıkmadan önce koridorlarda kendilerinden geçerek şarkı söyledikleri görüntüler insanı ürpertir. Bunlardan bazıları hala Charles Manson’ın peygamber olduğuna inanırken Susan Atkins gibi kimileri kendini Hristiyanlığa adayıp kitaplar dahi yazmıştır. İçlerinden Linda Kasabıan’ın Türk kökenleri olduğu bilinir.

    Çete Üyeleri:

    Sharon Tate

    Vincent Buğliosi

    Susan Atkins

    Pat Krenwinkel

    Catherine Share

    Paul Watkins

    Kitty Lütesinger

    Abigail Folger

    Kurbanları:

    6/8/69 Gary Hınman

    8/8/69 Steven Earl Parent

    8/8/69 Voytek Frykowski

    8/8/69 Abigail Folger

    8/8/69 Jay Sebring

    8/8/69 Sharon Tate

    9/8/69 Leno LaBianca

    9/8/69 Rosemary LaBianca

    25-26/8/69 Shorty Shea

    Milyonlarca gencin hayranı olduğu Axl Rose (gün’s roses), bir Manson hayranıdır ve Spaghetti İncident albümünde şiirini kullanmıştır. Bu yüzden mahkemelerde süründürülmüş kurbanların ailelerine tazminat ödemek zorunda kalmıştır. Ayrıca Türkiye konserinde üzerinde Manson T-Shirtleriyle de gezindiği gözden kaçmamalıdır.

    Charles Manson’un Hz. İsa olduğunu zanneden çete üyesi, ömür boyu hapse mahkum Leslie Van Houten 1969 yılında 19 yasındayken 2 kişiyi tabanca ile öldürmüş. Tutuklandıktan 33 yıl sonra (28.06.2002) tahliye talebinde bulunmuş. Amerikan adlı makamları başvuruyu reddetmiştir.

    Hakkında Kitap:

    -Helter Skelter,1975, Vincent Buğliosi

    Hakkında Film:

    -The Manson Family,

    -13.hayalet filminde hayaletlerden biri Manson’a benzetilmiştir.

    -Bu arada Charles Manson çetesini ve cinayetlerini anlatan Helter Skelter adlı bir film çekilmekte olduğu söylenmektedir.

    Tüm akıllı insanlar bir zaman sonra öleceklerini biliyor ve Tanrı’nın önünde haklı olmak zorundadırlar. Kötünün karşılığını cehennem ödeyecektir. Yeryüzü de en kötü cehennem. Birilerinin ölmesi gerekiyorsa,  bu yanlış değildir. Bu hareketi birisinin yapması gereklidir.[Charles Manson]

    (http://forum.turksportal.net/vb/showthread.php?t=93382

    http://www.frmtr.com/garip-olaylar/1841989-bir-seri-katilin-hikayesi-charles-manson.html)

    MARİLYN MANSON

    Charles Manson’a büyük hayranlığından dolayı Manson soyadını aldığını söylemiştir. Her ne kadar müzik kritikleri çokça farkında olmasa da, Marilyn Manson’ın ‘weird’ goth ve endüstriyel sound’u son yirmi yılın en görkemli müziklerinden biri oldu ve Reverend Manson’ı ana akım popüler müziğin karşı kahramanlarından biri haline getirdi. Özellikle ülkesi Amerika’da ebeveynlerin ve politikacıların hakkında konuşurken nahoş bir ifade takındığı Manson’ın müzik medyasında da pek güzel duygular yaratmadığı kesin. Muhafazakar ve dinci yönetimler tarafından konserleri sık sık iptal edilen Marilyn Manson’ın ruhunu şeytana sattığı iddiaları bugün müzik medyasının en sevdiği iddialar arasında. Evinde bir simya laboratuvarı bulunan Marilyn hakkında kara büyü yaptığı iddiasıyla açılan soruşturma sonuca ulaşmamıştı. Amerikan panik tarihinin bir numaralı olayı Columbine Katliamı’ndan sorumlu tutulan Marilyn, bu konuda pek çok kez mahkemede tanıklık yaptı.

    Seri katil Jeffrey Dahmer’le yazıştığı için tepki çekti ve seri katil kurbanlarının akrabaları tarafından kurulan bir dernek Marilyn’in malikanesine saldırıda bulundu. İrili ufaklı Marilyn Manson suçlarının sonuncusu ise yakın bir tarihte vuku buldu. Sahne şovu sırasında sahneye davet ettiği bir güvenlik görevlisine cinsel tacizde bulunduğu iddia edildi ve hem mahkemelerde süründü hem de Güvenlik şirketleri tarafından tehdit edildi. Marilyn Manson FBI’ın yakından izlediği bir isim. Hayatı film desek yeridir.

    http://www.notdenizi.com/marilyn-manson-hayati-23903/

    Ek:

    Dünya, bizim dışımızda kendini nasıl eviriyor?

    Çocuklarımız bizim görmediğimiz cepheden dünyaya baktıklarından bildiklerini ve duyumlarını çok tahmin edemiyoruz ve bilemiyoruz. Sonuçta “bilmeyen noksan olur” kavlince; onların doğrularında, bizler yenilen ve mahkum sınıfında kalıyoruz.

    Neden, biz bilemiyoruz.

    Bilmek sıkıntıdır.

    Duymak sıkıntıdır.

    Günümüzde bir sorunun var mı diyene, çözmene gerek yok, halının altı ne güne duruyor, süpür, terke et diyoruz.

    Unutmayalım ki; sahte olan her şey tehlikelidir.

    Seri katil, ve tarikat lideri Charles Manson’u tanıyabiliyoruz. Onu bilgimize göre bir sınıfa dahil edip, mahkûm edebiliyoruz. Ama çocuklarımız…

    Sahteliğin hayatın hiçbir yerinde sağlam dayanağı yoktur. Değer verilen ilkelerde gerçek yüzümüzü/yüzünü göstereme erdemine ulaşamazsak; PAMELA MEYER: BİR YALANI NASIL FARK EDERİZ deki anlatılarla, dayanağımız ve gücümüz olan kudretin yıkılmasına sebep olduğumuz gibi, buharlaşmayada mahkûm oluruz. Yazık değil mi?

    Suçlu olan dört duvar ve içindekiler değil, onu inşa eden özelliklerimizdir. Üstâd Necip Fazıl’ın dediği gibi  “Kuduz köpek, ısırdığı adam için değil, kuduz olduğu için mahkûmdur.”

    Mahkûm hayatın ve yalanın gizeminden kurtulmak umuduyla

    THE TRUMAN SHOW-Truman Şov (1998)

    1984 NİNETEEN EİGHTY-FOUR (1984) FİLM

     
  • ihramcizade 16:15 on 09 January 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,   

    TWELVE MONKEYS/ 12 Maymun (1995) 


    Yönetmen: Terry Gilliam

    Ülke: ABD

    Tür: Gizem | Bilim-Kurgu | Gerilim

    Vizyon Tarihi:31 Mayıs 1996 (Türkiye)

    Süre:129 dakika

    Dil: İngilizce, Fransızca

    Senaryo: Chris Marker, David Webb Peoples, Janet Peoples

    Müzik: Paul Buckmaster

    Görüntü Yönetmeni:Roger Pratt

    Yapımcı: Robert Cavallo, Mark Egerton, Robert Kosberg

    Nam-ı Diğer:12 Monkeys

    Oyuncular    Joseph Melito,    Bruce Willis, Jon Seda, Michael Chance,    Vernon Campbell

    Özet

    1997’de ortaya çıkan bir virüs, 5 milyar insanın ölümüne yol açar. Çok az sayıda insan, yer altına çekilip virüsten korunmayı başarır. Kurtulanlar, çözüm bulabilmek için bir zaman makinesi geliştirirler. Henüz test aşamasında olan cihazı kullanmak üzere, mahkumlardan James Cole’u seçerler.

    Cole, ilk denemesinde yanlış bir tarihe gider. Başarılı olan ikinci denemesi sonucunda, kendisini 1990’da bir akıl hastanesinde bulur. Burada psikiyatrist Kathryn Railly ve çılgın oda arkadaşı Jeffrey Goines ile tanışır. Goines’un virüsün yayılmasında kilit rol oynadığından şüphelenen Cole, tekrar zaman yolculuğu yaparak birkaç yıl ileri gider. Ona inanmaya başlayan Dr. Railly’nin de yardımıyla Goines’un bu virüsü yaymasını engellemeye çalışan Cole, kendisini karmaşık olayların içinde bulur.

    Filmden

    “Bununla beraber, sayısız mikro dalga sinyalleri kızıl ötesi mesajlar, gigabaytlarca birler ve sıfırlar arasında  şimdi bayt büyüklüğünde kelimeler bilimden bile daha minnacık  belirsiz bir elektriğin içinde saklanıyor. Ama kulak verirsek  şairin bize hitap eden tek sesini duyuyoruz  bugünün çılgınlığı dün hazırladı  yarının çaresizliğinin sessiz zaferini. İç, çünkü bilmiyorsun nereden ve neden geldiğini. İç, çünkü bilmiyorsun neden ve nereye gittiğini.”

    Tabii, senin akıl hastası olmadığını söylemiyorum. Bildiğim kadarıyla zır delisin. Ama burada olmanın nedeni bu değil. Sistem yüzünden buradasın.

    Reklamlar!

     Artık üretici olmaktan çıktık.

    Bir şey yapmıyoruz. Her şey otomatik.

    O halde biz neyiz?

      Biz tüketiciyiz,

    Bir sürü şey satın al, iyi bir yurttaş olursun. Ama bir sürü şey satın almazsan, ne olursun?

      Ne?

      Akıl hastası olursun.

    Gerçek, bu Gerçek!

    Mal satın almazsan: tuvalet kâğıdı, yeni araba  elektrikli cinsel aletler  beyne yerleştirilmiş kulaklı stereo sistemleri  entegre radar cihazlı tornavidalar, sesle çalıştırılan bilgisayarlar

    Burada beni hayatımdan bezdiren  adı koyulmamış bazı gerçeklerden kaçtığım için  zihnen sapkınım. Oraya gitmekten vazgeçtiğim zaman iyileşmiş olacağım.

    Sen de sapkın mısın, dostum?   Burası deliler için.

     Ben deli değilim.

    Biz o “deli” terimini kullanmıyoruz, Burada tam anlamıyla kaçıklar var! Sizin bilmediğiniz bazı şeyleri biliyorum. Bunları anlayabilmeniz çok zor olacak. Kimseye zarar vermeyeceğim! Pekala. Bakın, aranızda On İki Maymun Ordusunu  duyan var mı?

      Bunu her tarafta binaların duvarlarına şablonla resmediyorlar. Bunu gördünüz mü?

    . “Deli” ne demek, biliyor musun?

    Deli, “çoğunluk iktidarı” demek.

    Ya. Örneğin, mikroplar. Mikroplar mı?

      18. Yüzyılda öyle bir şey yoktu. Nada. Yok. Hiç kimse bunu hayal bile etmemişti! Yani aklı başında olan hiç kimse. Derken bir doktor çıktı. Semmelweis! Semmelweis çıktı, insanları, esas olarak da başka doktorları  mikrop denen bu mini minnacık, göze görülmez kötü şeylerin  insanların vücuduna girip onları hasta ettiğine ikna etmeye çalıştı. Doktorların ellerini yıkamalarını sağlamaya çalışıyordu. Bu herife ne oluyor?

      Deli midir nedir?

      Mini minnacık, göze görünmez-

    - “Ne diyorsun onlara?

      Mikrop?

      Ne?

     ” Şimdi, 20. Yüzyıla atlıyoruz. Geçen hafta, aslında beni bu cehenneme sürüklemelerinden hemen önce! Bir fast-food dükkânında hamburger ısmarlıyordum. Herif onu yere düşürdü. Jim, sonra onu yerden aldı, sildi. Sonra da bir şey olmamış gibi bana uzattı.

    “Ya mikroplar? ” dedim.

    Dedi ki, “Ben mikroplara inanmam. Mikroplar, bize dezenfektan ve sabun satmak için bir komplodur.”

    Şimdi, o herif deli, değil mi?

      Gördün mü?

    Doğru yoktur.

    Yanlış yoktur.

    Yalnız halkın görüşü vardır.

    Sen, sen, sen mikroplara inanıyorsun, değil mi?

      Ben deli değilim.

     Tabii değilsin!

    - Öyleyse neden hastaneden çıkmıyorsun?

      – Neden kaçmaya çalışmıyor muyum?

      İyi soru. Çok iyi bir soru. Zeki. Çünkü kaçmam çılgınlık olur. Dışarıya haber gönderdim.

    - Benim işim ayarlandı.

    - Ne demek bu?

    Babamla temas kuracak olan bazı çömezlerle, habis ruhlarla  sekreterlerin sekreterleriyle ve çeşitli diğer  ayakçılarla temas kurmayı başardım. Ve babam böyle bir yerde olduğumu öğrenince  beni insanın insan gibi, misafir gibi muamele gördüğü  o klas hastanelerden birine naklettirir! Büyük otellerdeki gibi çarşaflar, havlular  bizim gibi kaçık, üşütük, manyak şeytanların tümüne iyi ilaçlar!

    Biraz heyecanlandım. Kaçma fikri aklımdan geçti.

    . Salaklar, kim olduğumu öğrenince görürsünüz siz!

    Babam çok kızacak. Ve babam kızınca, yer yerinden oynar. Babam Tanrıdır! Ben babama taparım!

    Hayvan hakları militanlarının gizlice elde ettiği bu çarpıcı  video bantları kamuoyunda öfke yarattı.

    Ama birçok bilim adamı şiddetle karşı çıkıyorlar. İşkence deneyleri.
    - Hepimiz maymunuz.

    “Büyük salgın hastalık dönemlerinde  alamet ve kehanetler ortaya çıkar.”  “Alexander Konferansları

    - Bu Gece” Ve dört yaratıktan biri yedi meleğe  sonsuzluklar boyunca yaşayan Tanrı’nın  öfkesiyle dolu yedi altın tas verdi.” Esinlemeler.

     14. Yüzyılda, o zamanın görevlilerinin anlattığına göre  1362 yılının Nisan ayında Stonehenge yakınlarındaki  Wyle köyünde birden bire bir adam ortaya çıktı. Bilinmeyen kelimeler kullanan ve garip bir şiveyle konuşan  adam salgın hakkında korkunç kehanetlerde bulundu  ve yaklaşık 600 yıl sonra salgının insanlığı yok edeceğini söyledi. Tabii bu salgın-kıyamet günü senaryosu, ister veba olsun ister çiçek hastalığı veya AİDS olsun  gerçekler tarafından desteklendiğinde çok daha inandırıcı olmaktadır. Şimdi ise, 1 . Dünya Savaşı sırasında hardal gazı saldırılarıyla  çirkin yüzünü ilk defa gösteren kimyasal savaş gibi  teknolojik iğrençliklerle de karşı karşıyayız. 191 7 Ekiminde, Fransız siperlerindeki böyle bir saldırı sırasında  şarapnel yarası alan ve görünüşte  isteri krizi geçirir durumda hastaneye kaldırılan  bir askerle ilgili bilgilere sahibiz. Doktorlar, Fransızca anlama yeteneğini tamamen yitirdiğini  ama yerel bir şiveyle olsa bile  akıcı bir şekilde İngilizce konuştuğunu saptadılar. Gazdan bedenen etkilenmemiş olmasına karşın  adam kendinde değildi. Gelecekten geri geldiğini  ve 1996 yılından başlayarak sonunda insanlığı  yeryüzünden silecek olan saf bir mikrop  aradığını söylüyordu. Yaralanmış olmasına rağmen, bu genç asker hastanede ortadan kayboldu. Şüphesiz başkalarını uyarma görevini yerine getiriyor  ve savaşın acılarının yerine  “Kassandra kompleksi”dediğimiz kendi yarattığı acıyı koyuyordu. Yunan efsanesinde, Kassandra geleceği görmeye  ama gördüklerini anlattığı zaman inanılmamaya mahkum edilir. Dolayısıyla da geleceği görme, ama bu konuda bir şey yapamamanın üzüntüsü.

    Gizli ordu ,  On İki Maymun Ordusu. Virüsü etrafa yayanlar.

    Bu yüzden buradayım. Onları bulmam lazım. Benim görevim bu. Onların yerini bulmam lazım, çünkü virüsün mutasyona uğramadan önceki  saf şekli onların elinde.

    Çılgınlık yapacak değilim, ama bunların hiçbiri düşündüğün gibi değil. Onlardan saklanamazsın, Bob. Onlardan saklanamazsın, dedim. Hayır, efend  kardeşim. Buna teşebbüs bile etme. Onlar her şeyi duyarlar. Sana o izleme aygıtını yerleştirdiler. Nereye gidersen git, seni istedikleri zaman bulurlar. O senin dişinde.Anladın mı,?

    O hasta, tamam mı?
    Gelecekten geldiğini sanıyor. Özenle kurulmuş ve çökmekte olan bir fantezi aleminde yaşıyor. Onun yardıma ihtiyacı var.

    Biliyor musunuz, siz mevcut değilsiniz. Aslında gerçek değilsiniz. Biz zaman içinde geriye gidemeyiz. Siz burada değilsiniz. Beni kandıramazsınız. Siz benim kafamın içindesiniz. Ben deliyim ve siz de benim deliliğimsiniz.

    Sen aklı başında bir insansın. Eğitilmiş bir psikiyatrsın. Gerçek olanla olmayanı birbirinden ayırt edebilirsin. Gerçek dediğimiz şey herkesin kabul ettiği şeydir, öyle değil mi?

    Psikiyatri en yeni dindir.

    Neyin doğru veya yanlış olduğuna, kimin deli olduğuna biz karar veririz. Burada zorlanıyorum.

    Gerçek olmadığımızı söyledin. Bence insan aklı  iki farklı boyutta  var olmaya uygun değil. Fazla stresli. Kendiniz de söylediniz ya. Çok kafa karıştırıcı.

    Neyin gerçek olduğunu, neyin olmadığını bilemiyorsun. Ama şimdi neyin gerçek olduğunu biliyorsun

    Kadın psikiyatrlar! Bir keresinde onun derslerinden birini dinlemiştim. “Kıyamet Kehanetleri.”Birden bire Jeffrey hakkında  en akıl almaz fikirlere kapılmış. Acaba kendi geliştirdiği “teorik”  “Kassandra” hastalığına mı yakalandı?

    Ben hastanede yatarken akıl sağlığı adı altında  beynimi kapsamlı bir şekilde incelediler. Sorgulandım, röntgenlerim çekildi ve iyice muayene edildim. Sonra da benim hakkımdaki her şeyi bir bilgisayara yüklediler  ve bilgisayarda beynimin modelini yarattılar. Evet! O modeli kullanarak  önümüzdeki on yılda benim kafamdan geçe bilecek olan  her düşünceyi üretmeyi başardılar  sonra da bunları bir çeşit olasılık matrisinden süzerek  o dönemde yapacağım her şeyi belirlediler. İşte görüyorsunuz  böylece On İki Maymun Ordusunu tarihin sayfalarına geçireceğimi  daha benim aklımın köşesinden bile geçmemişken o biliyordu. Yapacağım her şeyi o benden önce biliyor.

    Bir ihtimal eğer deli değilsem, bizi böyle Dişlerimizden buluyorlar. Beni hiçbir zaman bulmalarını istemiyorum.

    Tıpkı bizim başımıza gelenler gibi. Geçmiş gibi. Film hiç değişmiyor. Değişemez. Ama onu her gördüğünde farklı görünüyor, çünkü sen değişiyorsun. Farklı şeyler görüyorsun.

    Şimdi senden ben sorumluyum. Çinliler şöyle der.: birisinin hayatını kurtarırsan  sonsuza kadar ondan sorumlu olursun.

    . İşte orada! Şu adam!

    Öldürücü virüs taşıyor! Durdurun onu!

    Lütfen, durdurun onu!

    “….7 yılında öldürücü bir virüs yüzünden 5 milyar insan ölecek.

    Hayatta kalanlar gezegenin yüzeyini terk edecekler. Hayvanlar gene dünyanın hakimi olacaklar.”

    “Paranoyak şizofren teşhisi konmuş bir hastayla yapılan görüşmeden alıntılar

    “12 Nisan 1990,Baltimore İl Hastanesi.”

     

     
  • ihramcizade 11:34 on 09 January 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,   

    BİLGİYİ KANALDAN GİZLİCE AKITMAK 


    Misyonerler, Nasıl Çalışırın Arkaplanı

    Bu yazıyı yazmama neden olan geçenlerde bir siteye tesadüf etmemdir. Site içeriğinde kendince zıt bir konuyu anlatıyor görünürken birçok kişinin ulaşamayacağı bilgiler yığınına beş dakikada ulaşabilmesi için bilinçaltının yoğunlaşmasını sağlıyordu. Belki bu kişiler için yapılan doğru bir ilkenin tarafında olmaktı. Fakat doğru olan hayalinde bile düşünemeyeceği bir etkeni veya düşünmesini sağlayacak “ilk muharrik sebep” içeriği gazete küpürleri ile deklere ediliyordu. Yani ters bilgi ile bilmeden/bilerek “hedef yanlış düşünce bilgisi”nin duyurusu yapılıyordu.

    Bunun etkisinden kurtulmak mümkün müdür?

    Çok defa “Hayır” diyebilirsiniz.

    Hedef bilginin öz içeriğini, aktarım kanalının içinden gizlice alırken, yoğrulmuş zihin, bir dönem sonra doğrular kısmındaki verdiği tepkilerine kattığı etkilenmesi kalmamış ve yanlış bilgiyi kabullenmekten kurtulamaz.

    Psikanaliz bilimin temel esası, aslında günahların, rahatsılıkların ilmî alana aktarılarak, anlaşılmasını hazmını sağlayarak, mutluluğun ele edilmesidir. Bilginin arkaplanında gizlenen ortak payda “suçlu değilsin” yanında “saptığın zannettiğin şey seni rahatsız etmez, başkalarını etkiler,” olmaktadır.

    Yalnız değilsiniz!

    Kendinizi çıkmaz bir sokakta görmenize gerek yok. Bu sokakta çok kişi bulunmaktadır. Bunun ilişkilendirilmesini yapabilirsin. Bir video oyununda süper kahraman olan olabilme şansın ne kadar yüksek ise, öldüğünü görebilme, öldürme şansında o kadar varsayılır. Sonuçta sen her hareketinden sorumlu olmadan çıkacağın bir zamanın vardır. Hayatı oyunun gerçeğinden kendi gerçeğine, daha sonra sanal gerçeğe yönlendirebilirsin.

    Doğru Bilginin Zehirlenmesi

    Bilginin zehirlenmesinde veya çarpılmasında doğrunun tarafında olmak çok zaman şizofrenik bir alt yapıya sahip oluşundan [Doğru sözlüyü kırk kapıdan kovarlar.]  kapıları tam kapatmak yerine aralıklı bırakmak yerinde olur. Hayatta bütün kapıları kapalı tutmak mümkün değildir. Hepsinde sonuna kadar açılmasının da bir gereği yoktur. Asıl olan gerçeklerinde ötesinde olan hakikat pencerelerini kırmadan açmak için dikkat edilmelidir.

    Sözün imalı söylenmesi

    İstibdat ve dikta dönemlerinde fikri beyanda zorlukları aşmanın tek çaresi mecazi terminoloji kullanmak esas olabilir. Fakat korkunun zihni melekeleri mahkûm edişi baskısı altında birçok akıl sahibi dumura uğramaktan korkar. Bulanıklaşan mantığının içerinde dizüstü kapaklanıp kalır.

    Toplumun yanlış kabul ettiği bir konun reklamı imalı olarak yapmak aldatmanın geçerli sebebi olabilir. Yani, tenkit ettiğiniz şeyin reklamını yapmak yerine iyi bölümünü varsa onu beyan etmek uygundur. Reklamını “ters bilgi ile yapmak” hatadır ve aldatmadır. Beyanın hatıra içeriği gibi canlandırıcı özelliği olmamalıdır. Bu konuda örnek vereceğimiz birçok site var. Bizim sitede dahi bazen bu tür yanılgıya düştüğü olabilir. Fakat içeriğinde bilgi yükü ağırlıklı olduğundan tahammülü internet sörfçüsüne ağır gelmektedir. Yazının İmaj ve resim içeriği de çok düşük olunca günümüz insanı için ağır gelmektedir. Düşünürseniz günümüz insanın düşüncelerini bit twitter mesajına sığdırmak kadar aceleci bir hayatın girdabında olunca okumaya dahi çok zamanı olmuyor.

    Bir konuyu öğretebilmenin kolay yollarında biri zıddı olan düşünceyi anlatarak yapma metodudur.

    Bu durum beyan sahibini koruyucu olduğu gibi karşı tarafı etkileyicidir. Anlatan bu durumdan etkilenmediği gibi uzakta kalarak, normalden aktarması mümkün olmayan zıt ve hatalı meseleyi de karşı tarafına, konu genişliği ile etraflıca anlatmış olur. Günümüzde bu metodu kullanan birçok görüş ve etkinlikler bulunmaktadır. Bu usul aldatıcıların, misyonerlerin uygulamaları içerisindedir. Zaman ve gayretlerini bir konuya hasrederek zıt yönden anlatıyor görünerek asıl öğretmeleri gereken meseleye vukufiyet kazandırırlar. Örnekleri çoktur.

    Eskilerin söylediği şu söz çok manidardır. Sevap diye yaptığımız günahlar. Sevaplarımız meğer kuyumuzu kazarken biz üstüne cennet köşkleri bina eder zannından ferahlık duyar olmuşuz.

    Yükselen paradigmalarımız ağır ağır enigmaya dönüşürken doğrularımız yamulmaya başlamıştır. Yapılması gereken ölümlü olduğumuzu unutmadan yaşamalı eğer inancınız varsa onu da meşrulaştırmanın kaygan zeminden koruyarak ideal hedefe doğru yönelmeye çalışmalıyız.

    İhramcızâde İsmail Hakkı

    Not:

    Örnek vermek gerekirse aşağıdaki bir sitenin linkleri düşüncesinde hayale getiremediği şeyi hatırlatmak vazifesi gibi gazete manşetleri ile misyonerlerin hoşuna gidecek bilgileri temiz kanaldan sunuyorlar. İlk etapta bu durum başka gibi algılansada subliminal mesaj içeriği ile zihinler doğru akmaktadır. Bilginin görsel aktivitesine ihtiyaç olmadan sunulması mümkün iken bu kardeşlerimizin bu konuda duyarlı olmaları gerekir. Yukarıda beyan ettiğimiz üzere “Yalnız Değilsin” kategorisindeki günah çizgisini kalınlaştırmaktan başka bir şeye yaramaz. Yeri gelmişken bir konuyu da hatırlatalım. Pornografinin daha güncel hayata tam olarak oturmadığı 70 ve 80 li yıllarda gazetelerin yaptığı promosyanlar vardı. Ansiklopediler. Bu kitaplar görünüşte ülkenin en ücra köşesine ulaşırken içeriğinde denetimsiz olarak o zaman ki kültürün hazmedemediği resimleri içlerine serpiştirerek evlere sokmaya başladılar. Temiz suyun içindeki virüsler gibi. Denetimsiz kontrolsüz akan bu bedava kitaplar her yere ulaştı. Unutulmamalıdır ki Ansiklopedik bilgiler devamlı güncellenmesi gereken bilgi kaynağıdır. Çoğumuz bu kitapları kütüphanelerimizden atmaya başladık. On sene sonra içindeki bilginin yanlış olma ihtimali artmaktadır. Yani ansiklopedik bilgi süreğendir. İşte bu konuda misyonerler, dini çevrede tepki ile karşılansa da psikanalizmin metodlarını uygulamada çok mahirdirler. [Bkz: BEN ASRI]

     Allah Teâlâ, milletimizi ve Müslümanları muhafaza buyursun. Amin

    Örnek linkler

    http://www.islamustundur.com/batiranbati.html

    http://www.islamustundur.com/islamin_escinsellige_bakisi.html

     
  • ihramcizade 11:22 on 09 January 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,   

    YANLIŞ ANLAMALAR 


    İki yazı Hakkında Yorum

    MU’NUN ÇOCUKLARI

    Şaman TÜRKSOY
    01.06.2011

    Geleneksel Hristiyan anlatılarına göre; çarmıha gerilmiş ve ölmek üzere olan İsa yüksek sesle “Hele, hele, lamat zabak ta ni” diye bağırmış, olay esnasında hazır bulunanlar İbranice ya da Ön Asya dillerinden hiçbirine ait olmayan bu sözlerden bir anlam çıkaramamışlar, “Alahım, Allahım! Beni neden yalnız bıraktın?” anlamına gelen “Eli, eli lema şevaktani?”şeklinde Aramice bir cümle olduğunu sanmışlardır. Bu olay Matta İncili’nin 27.bölüm/46 nolu ayetinde şöyle anlatılır: “…Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, Elî, Elî, lema şevaktani? diye bağırdı…”.

    (İsa’nın bu söylemi bazı kaynaklarda “Eloi, Eloi, lama sabachthani”şeklinde geçmektedir.)

    Halbuki İsa çektiği büyük acıyı ve ıstırabı hazır bulunan düşmanlarına sezdirmemek için,senelerce Hindistan’da ve Himalaya manastırlarında öğrendiği Mu dili ile “Hele, hele lamat zabak ta ni “ yani “Fenalaşıyorum, fenalaşıyorum, yüzümü karanlık istila ediyor”anlamına gelen bu sözleri sarfetmiştir. Maya dili, Mu dilinin devamı niteliğindedir. Maya dili konusunda uzman bulunan Prof. Don Antonio Batres Jaurequi ‘in açıklaması kaynak gösterilerek kitaba konulmuş olan bu bilgi İsa’nın da bir Naa-caal rahibi olduğuna işaret etmektedir.

    Erişim: [ Yorumlar bölümünde] http://www.gavurege.com/webroot/home.php?op=ege&action=outview&article_id=1120&author_id=515&arsiv=yes

    ***********

    MÂ VEDDEAKE RABBUKE: “RABBİN SENİ TERK ETMEDİ

     Sabah olunca tüm başkâhinlerle halkın ihtiyarları, İsa’yı ölüm cezasına çarptırmak konusunda anlaştılar. O’nu bağladılar ve götürüp vali Pilatus’a teslim ettiler. İsa’yı ele veren Yahuda, O’nun mahkûm edildiğini görünce yaptığına pişman oldu. Otuz gümüşü başkâhinlere ve ihtiyarlara geri götürdü.  “Ben suçsuz birini ele vermekle günah işledim” dedi. Onlar ise, “Bundan bize ne? Onu sen düşün” dediler. Yahuda paraları tapınağın içine fırlatarak oradan ayrıldı, gidip kendini astı. Paraları toplayan başkâhinler, “Kan bedeli olan bu paraları tapınağın hazinesine koymak doğru olmaz” dediler. Kendi aralarında anlaşarak bu parayla yabancılar için mezarlık yapmak üzere Çömlekçi Tarlasını satın aldılar. Bunun için bu tarlaya bugüne dek `Kan Tarlası’ denilmiştir. (Matta; 27/1-8)

    İsa valinin önüne çıkarıldı. Vali O’na, “Sen Yahudilerin Kralı mısın?” diye sordu. İsa, “Söylediğin gibidir” dedi. Başkâhinlerle ihtiyarlar O’nu suçlayınca hiç karşılık vermedi. Pilatus O’na, “Senin aleyhinde yaptıkları bunca tanıklığı duymuyor musun?” dedi.  İsa bir tek konuda bile ona cevap vermedi. Vali buna çok şaştı. Her Fısıh bayramında vali, halkın istediği bir tutukluyu salıvermeyi adet edinmişti. O günlerde Barabas adında ünlü bir tutuklu vardı. Halk bir araya toplandığında, Pilatus onlara, “Sizin için kimi salıvereyim istersiniz, Barabas’ı mı, Mesih denilen İsa’yı mı?” diye sordu. İsa’yı kıskançlıktan ötürü kendisine teslim ettiklerini biliyordu. Pilatus yargı kürsüsünde otururken karısı ona, “O doğru adama dokunma. Dün gece rüyamda O’nun yüzünden çok sıkıntı çektim” diye haber gönderdi. Başkâhinler ve ihtiyarlar ise, Barabas’ın salıverilmesini ve İsa’nın öldürülmesini istesinler diye halkı kışkırttılar.Vali onlara şunu sordu: “Sizin için ikisinden hangisini salıvereyim istersiniz?”  “Barabas’ı” dediler. Pilatus, “Öyleyse Mesih denen İsa’yı ne yapayım?” dedi. Hep bir ağızdan, “Çarmıha gerilsin!” dediler. Pilatus, “O ne kötülük yaptı ki?” diye sordu. Onlar ise daha yüksek sesle, “Çarmıha gerilsin!” diye bağrışıp durdular. Pilatus, elinden bir şey gelmediğini, tersine, bir kargaşalığın başladığını görünce su aldı, kalabalığın önünde ellerini yıkayıp şöyle dedi: “Bu adamın kanından ben sorumlu değilim. Bu işe siz bakın!” Bütün halk şu karşılığı verdi: “O’nun kanının sorumluluğu bizim ve çocuklarımızın üzerinde olsun!” Bunun üzerine Pilatus onlar için Barabas’ı salıverdi. İsa’yı ise kamçılattıktan sonra çarmıha gerilmek üzere askerlere teslim etti. (Matta; 27/11-26)

    Dışarı çıktıklarında Simun adında Kireneli bir adama rastladılar. İsa’nın çarmıhını ona zorla taşıttılar. Golgota, yani Kafatası denilen yere vardıklarında içmesi için İsa’ya ödle karışık şarap verdiler. İsa bunu tadınca içmek istemedi. (Matta; 27/32-34)

    Bütün ülkenin üzerine öğleyin saat on ikiden saat üçe kadar süren bir karanlık çöktü. Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, “Elî, Elî, lema şevaktani?” yani, “Tanrım, Tanrım, beni niçin terk ettin?” diye bağırdı. Orada duranlardan bazıları bunu işitince, “Bu adam İlyas’ı çağırıyor” dediler. İçlerinden biri hemen koşup bir sünger getirdi, ekşi şaraba batırıp bir kamışın ucuna takarak İsa’ya içirdi. Diğerleri ise, “Dur bakalım, İlyas gelip O’nu kurtaracak mı?” dediler.  İsa, yüksek sesle bir kez daha bağırdı ve ruhunu teslim etti. (Matta;27/45-50)

     

    Henüz iki ile başlayan yaşlara yeni adım atmışım. Felsefe ve teoloji merakım en kibirli, en alevli safhasında. Özellikle bazı mukaddes şahsiyetlerin hayatlarına dair ayrıntılar üzerine okuyorum. Kutsal kitapları da öyle; altlarını çize çize, geniş paragraflı notlar çıkara çıkara. Ancak bu temel bilgileri aşan kaynaklara, yorum ve tartışmalara ulaşma becerim henüz çok zayıf. İngilizce yazılanları anlama yetim de öyle. Samimi bir arkadaşım var. Ablası Almanya’da yaşıyor uzun zamandır. Onunla paylaşıyorum arada kafama takılanları. O da meraklı biri. Sabahlara dek oturup konuştuğumuz oluyor. Böyle gecelerden birinde, Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği esnada ettiği o cümleden bahsediyorum: “Elî, Elî, lema şevaktani?”  dediğinden. O zamanlar bu cümlenin Hıristiyan teologları arasında da çokça tartışılan bir alan yarattığından haberli değilim.  Benim de çok kafama takıldığını anlatıyorum uzun uzun. Bir türlü işin içinden çıkamıyoruz. Derken arkadaşım; ablasının görüştüğü önemli sayılacak pozisyonda bir Katolik kilise görevlisi  olduğunu, ablasına bakılırsa adamın çok yetkin bir teoloji bilgisi bulunduğunu, adresini alarak ona yazıp, aklıma takılan bu şeyi sorabileceğimi söylüyor. Mal bulmuş magribi gibi atlıyorum bu fikrin üzerine. Ablasına telefon ediliyor, adamın adresine ulaşılıyor. Hemen kolları sıvıyorum bir İngilizce mektup yazmaya-ne de olsa papaz efendinin iyi derecede İngilizce bildiğini de öğrenmişiz abladan. Mektup sandığımdan çok daha uzun zaman alıyor. Kötü İngilizcemi yanımda envai sözlükler, şunlar bunlarla “Ben var size önemli bir şey sormak” mesabesine çıkarma derdindeyim. Nihayet mektup yazılıyor, postalanıyor. Aradan sanıyorum on gün falan geçtiğinde-her günü sabırsızlıkla geçirip, çok bekledim, iyi anımsıyorum- papaz efendiden mektup geliyor. Çok düzgün bir bitişik el yazısıyla, siyah dolmakalemle yazılmış tamı tamına yedi buçuk sayfalık bir mektup.

    Büyük heyecanla, evrenin sırlarını bana ifşa eden bir kriptoymuşçasına okuyup anlamaya çalıştım mektubu. Kendi anlayışımdan tatmin olmayıp, birinden yardım alarak yeniden okudum; hatta çevirisini saatlerce uğraşıp yazdım bir deftere. Hıristiyanlık propogandasına vardırmış olmasa da yer yer tebligatçı satırlar bir yana, sahiden çok içtenlikle cevap verme arzusu taşıyordu mektup. Adama bu bakımdan hayran bile oldum. Ancak sık sık yaptığı tekrar cümlelerine rağmen, kalın kafama takılı o şey, takıldığı yerdeki sabitliğini koruyordu. Bir çok kaynak adına atıf yapıyordu. Zerre anlamıyordum. Dahası açıklamaları, benim o güne dek ulaştığım izahatlardan dirhem fazlasını vaad etmiyordu. Kısa bir teşekkür mektubu yazıp, bu konuyu kapatmaya karar verdim. Papaz efendi bir kez daha yazdı bana. Genç yaşta, üstelik farklı bir din mensubu olarak ona bu tür sorular sorduğum için beni övüyor; ona ne zaman istersem yazabileceğimi söylüyordu. Bir daha yazmadım. Bir daha yazmadı. Kafama takılanı olduğu yerde bırakıp, konuyu kapattım. Bir anlamda dönem dönem soruyu rölantiye aldım. Her yanıtlama çabası, yeni soru dağarcıkları getirdiğinde, yıldım. Hz. İsa sorusuna yanıt alsa da, ben soruyu sorma nedeninin peşini bıraktım. Artık daha çok öykü ve roman okumaya başladım.

    Matta İncili’nin 27. Bölüm 46. Ayetinde; Markos İncili’ninse 15. Bölüm  34. Ayetinde yer alan  “Elî, Elî, lema şevaktani?” yani, “Tanrım, Tanrım, niçin terk ettin beni?” biçimindeki haykırış diğer iki kanonik İnciller olan Yuhanna ve Luka’da bulunmuyor. Aradan onca zaman geçmişken, tamamen rastlantı eseri, yine bu cümleye döndüm. Rastlantı dediğim şuydu: Kur’an’da yer alan güzel bir sure,Duha Suresi. Kuşluk vakti üzerine and olsun diye başlıyor Duha Suresi; 3. Ayet’te ise Mâ veddeake rabbuke ve mâ kalâ” deniyor. İşte bu cümleyi okur okumaz  birden durakladım. Çünkü “Rabbin seni terk etmedi” anlamına geliyordu: Rabbin seni terk etmedi.

     

    Zaman nedir? Doğumu milad olup, bir takvime sıfır noktası kabul edilen zat açısından bakıldığında hele zaman nedir? Bükülgen midir mesela, döngüsel mi, doğrusal mı? Sürekli genişlemekte olan evrenin esnemesine uyarlanmış bir tatlı rüyalar repliği mi? Zamanı Tanrı yaşar! Defaatle alıntıladım bu cümleyi; “Öd tengri yaşar, kişi ogli köp ölgeli törümiş.” Bundan yaklaşık 12 yüzyıl önce dikilenGöktürk Anıtları üzerindeki cümlelerden biri. Hakikaten de zamanı Tanrı yaşar. İnsanoğlu hep ölümlü türemiş. Hz.İsa da öyle. Tam kendini feda ediş, çarmıhta ruhunu teslim ediş esnasında sorduğu o yakıcı soruya, bizim zaman anlayışımız bakımından yüzyıllar sonra cevap geldi belki. Ama Tanrı açısından zaman neydi, nedir; var mıdır kimse bilmez.

    Duha Suresi’nin “iniş” sebebini elbette biliyorum. Kutsal metinlere ilişkin herhangi bir “tevil” küstahlığına kalkıştığımı düşünenlere tek bir şekilde karşılık verebilirim. Tanrı sözü konu olduğunda, verilmiş cevap kimindir? Soruyu kim en samimi iç yangınıyla sormuşsa, cevap onadır bana kalırsa. Kim figan etmiş ah çekmişse, kimsesizlerin kimsesi ona (da) cevaptır. 

    Şimdi bizim nezdimizde bambaşka zamanlarda, bambaşka dillerde sorulmuş soruyu yinelemek istiyorum: “Elî, Elî, lema şevaktani?/Tanrım, Tanrım, niçin terk ettin beni?” Belki ona (da) verilmiş cevabı da: “Mâ veddeake rabbuke ve mâ kalâ/Rabbin seni terk etmedi”

    Notlar:

    Öğleyin on ikiden üçe kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü.(Matta, 27/45; Markos, 15/33 )

    Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, “Eli, Eli, lema şevaktani?” yani, “Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?” diye bağırdı.(Matta, 27/46; Markos, 15/34)

    Kur’ân-ı Kerim; 93-Duha Suresi:

    1- Vedduha/Kuşluk vaktine andolsun,

    2- Vel leyli izâ secâ  /‘Karanlığı iyice çöktüğü’ zaman geceye,

    3- Mâ veddeake rabbuke ve mâ kalâ / Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı.

    4- Ve lel âhıretu hayrun leke minel ûlâ /Şüphesiz senin için son olan, ilk olandan (ahiret dünyadan) daha hayırlıdır.

    5- Ve le sevfe yu’tîke rabbuke fe terdâ/ Elbette Rabbin sana verecek, böylece sen hoşnut kalacaksın.

    6- Elem yecidke yetîmen fe âvâ./Bir yetim iken, seni bulup da barındırmadı mı?

    7- Ve vecedeke dâllen fe hedâ. / Ve seni yol bilmez iken, ‘doğru yola yöneltip iletmedi mi?

    8- Ve vecedeke âilen fe agnâ  / Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi?

    9- Fe emmel yetîme fe lâ takher/ Öyleyse, sakın yetimi üzüp-kahretme.

    10-Ve emmes sâile fe lâ tenher./ İsteyip-dileneni azarlayıp-çıkışma.

    11- Ve emmâ bi ni’meti rabbike fe haddis/Rabbinin nimetini durmaksızın anlat.

    Erişim: ESKİ TAS

    EK-YORUM:

    Kur’ân-ı Kerim’de geçen her söz bütün insanlığı ilgilendirir. Hz. İsâ aleyhisselâmın  son deminde söylediği cümleyi MU’NUN ÇOCUKLARI başlığı altındaki tevil ile anlamak daha yerinde olacaktır. Bilindiği üzere Nübüvvet çizgisinde olanın düşüncesindeki karamsar ifade  muhakkak Allah Teâlâ tarafından hemen çözüme kavuşturulmuştur. Eski Tas sitesinin yaptığı yorum ile Hz. Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem bir nevi İsâ aleyhisselâmın nüzülü imiş gibi bir mana çağrıştırtılma gayreti vardır. [Yani Hz. Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellemin beşeriyeti İsâ’nın bedeni demek gibi. (Reenkarnasyon) ]

    Bu meyanda Hıristiyan ilahiyatının bilgilerindeki karmaşa ve dolayısıyla nüzul etmiş olan İsâ’ya iman etmemeleri ile Hıristiyanların bir günahı daha ortaya çıkarır. Öyle ise Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve selleme iman etmeleri gerekirdi. Fakat Hıristiyanlar konuda küfür üzere kaldılar.

    Ayrıca  Kur’ân-ı Kerim’in diğer surelerinde Hz. İsâ aleyhisselâm ilgili ayetler gereksiz hale gelir ki, bu tevilin tamamen safsata olduğunu göstermektedir.

    Sonuç olarak; Kur’ân-ı Kerim’in bütünlüğünde Hıristiyanlar ehl-i kitap çerçevesi altında anılmıştır. İlk inen sûrelerden olan Duha sûresi 3. Ayet Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve selleme hitaben inmiştir. Hz. İsâ aleyhisselâmın son demindeki yanlış anlaşılmış sözlere cevap değildir. Bu konu hakkında MÜSLÜMANLARIN ÜZERİNDEKİ RAHMANÎ GÖRÜNEN KOMPLOLAR yazısında geniş bilgi mevcuttur.

    Allah Teâlâ temeli olmayan sözlerden beridir.

    İhramcızâde İsmail Hakkı

     
  • ihramcizade 12:48 on 08 January 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , , , , , Diane Kruger, , , , , , Güvercin İtikatı, , , , , , , , , , Linh Dan Pham, , , , , , , , , , , Rhys Ifans, , Sarah Polley, , , , , , , , , , , , , , , , ,   

    MR. NOBODY /Bay Hiçkimse (2009) 


    “Bizim sizi boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?”
     (Kur’ân-ı Kerim; Mü’minûn,23/115.)
    “İnsan, başıboş bırakılacağını mı sanıyor?”
    (Kur’ân-ı Kerim: Kıyame,75/36.)

    Yönetmen: Jaco Van Dormael

    Ülke:  Fransa,  Almanya,  Kanada,   Belçika

    Tür: Dram | Fantastik | Romantik

    Vizyon Tarihi: 12 Nisan 2010 (Türkiye)

    Süre: 141 dakika

    Dil: İngilizce

    Senaryo: Jaco Van Dormael

    Müzik: Pierre van Dormael

    Görüntü Yönetmeni: Christophe Beaucarne

    Yapımcı: Jean-Yves Asselin, Nathalie Gastaldo, Mark Gill

    Oyuncular:    Jared Leto, Sarah Polley, Diane Kruger ,   Linh Dan Pham ,Rhys Ifans

    Özet

    Başlıkta bahsi geçen Bay Hiçkimse, 2092 yılında dünyada kalmış son ölümlü olan 117 yaşındaki Némo adlı bir adam. Ölüm döşeğindeki Némo genç bir çocukken bir peronda durduğunu hatırlar. Tren kalkmak üzeredir. Annesiyle birlikte mi gitmeli, yoksa babasıyla mı kalmalıdır? Bu karar, sonsuz sayıda olasılığı doğuracaktır… Ve pek çok gezegen, iki ölüm arasında kalmak.

    “Bay Hiç Kimse” ile , aşk, sicim teorisi, nedensellik, belirlenemezcilik, bilinçaltı, felsefe, psikiyatri, zamanın lineerliği ile özgür irade sorunu, paralel evrenler gibi konular irdeleniyor görünse de inançsızlık almış gidiyor. Film Allah Teâlâ’yı bertaraf etmek isteyen insanın kendini kâinatta kaybedip arafa düşenler gibi [Bizim Evimiz (2010) Astral City: A Spiritual Journey filmindeki] reankarnasyonun değişik tarzda işlenilmesi; hesap kitap sorgusundan kurtulmaya çalışmanın, fizik ve metafizik karmaşasının garip hikayesi.

    Var mısın, yok musun?
    Yaratılışın başını inkar etmeye çalışan, zorunlu olarak sonunu da inkar edecektir.

    Filmden

    “Güvercin İtikatı”

    Birçok canlı gibi güvercinler de, düğmeye basmasıyla ödül kazanması arasında çabucak bir bağ kurar.   Fakat zamanlayıcı her 20 saniyede bir otomatik olarak kapağı açmaya başlarsa güvercin şöyle der: “Bunu hak edecek ne yaptım ben? ”   O sırada kanatlarını çırpıyorsa olanlar üzerinde belirleyici bir etkisi olduğuna ikna olana kadar kanatlarını çırpmaya devam edecek demektir.

     Büyük Patlama’dan önce ne vardı?

     Aslında öncesi yoktu çünkü Büyük Patlama’dan önce zaman kavramı yoktu. Zaman, evrenin genişlemesi sonucu ortaya çıkan bir şeydi. Peki evren genişlemeyi bitirdiğinde ve devim durduğunda ne olacak?

      Zamanın niteliği ne olacak?

      Sicim teorisi doğruysa evrende 9 uzaysal boyut mevcut. Bir de zamansal boyut. Başlangıçta, tüm boyutların birbirine bağlı olduğunu düşünebiliriz. Büyük Patlama sırasında; uzunluk, genişlik ve derinlik olarak bildiğimiz üç boyut ve zaman olarak bildiğimiz bir zamansal boyut dağıldılar. Diğer 6 boyut ufacık kalıp, birbirlerine bağlandı. Hasarlı boyutların bulunduğu bir evrende yaşıyorsak yanılsama ve gerçeklik arasındaki ayrımı nasıl yapacağız?

      Bildiğimiz kadarıyla zaman, sadece tek yönde hissettiğimiz bir boyut.

    Peki ya diğer boyutlardan biri uzaysal değil de zamanî ise?

        Püreyle salçayı karıştırırsanız, sonradan onları birbirinden ayıramazsınız.   Mümkün değildir.   Duman, babamın sigarasından çıkar; ama asla geri dönmez.   Biz de geri dönemeyiz.   Bu yüzden seçim yapmak zordur.   Doğru seçimi yapmanız gerekir.   Hiçbir seçim yapmadığınız sürece her şeyi mümkün kılarsınız. [Ancak insan seçim yapmaya mecbur tutuldu. “Görünmez varlıkları ve insanları yalnızca (Beni tanımaları ve) Bana kulluk etmeleri için yarattım” Kur’ân-ı Kerim: 51 / Zâriyât - 56  ]

    Deja-vu

    Babam, Mars’ın gökyüzündeki yerini tam olarak tahmin edebileceğimizi söylüyor.   100 sene sonraki yerini bile.   Tuhaf olan şu ki, babam 2 dakika sonra olacakları kestiremiyor bile.

    Baba! Bu mümkün değil. Kimse geleceği bilemez. Ama ben hatırlıyorum. – Geçmiş hatırlanır, gelecek değil. – Ama ben hatırlayabiliyorum. Bazen benim önceden olduğunu sandığım şeyler gerçekleşiyor. Buna deja-vu denir. – Ara sıra herkese olur.

      Ömrü yapay yollardan uzatılmalı mıdır?

    Kimse geleceği göremez.

    Nemo geleceği önceden görebileceğini sanıyor. Görebiliyorum. Babamın kazasını da görmüştüm. Evet, sürekli aklıma el frenini indirenin sen olduğu geliyor. Kimse geleceği göremez. Kimse neler olacağını bilemez.

    Ben biliyorum.

     Görebilseydin, bu tokatı yiyeceğini de bilirdin.

    Böyle söyleyeceğini biliyordum.

    Âşık olursak ne olur?

        Bazı uyarıcıların neticesinde hipotalamus, etkili bir endorfin salınımı sağlar.

    Peki neden özellikle o kadın ve adamda yaşanır bu?

        Tamamlayıcı genetik sinyallerimize tekabül eden kokusuz bir feromon salınımı mı olur?

        Yoksa farkına vardığımız fiziksel özellikler midir sebep?

    Aşk planın bir parçası mı?

      Üremenin iki biçimi arasındaki muazzam bir savaş planı. Bakteriler ve virüsler eşeysiz organizmalardır. Her hücre bölünmesinde, her çoğalmada dönüşüp, kendilerini bizden çok daha çabuk geliştirirler. Buna karşın biz en korkutucu silahımızla karşılık veririz: Seks. İki kişi kartları karar gibi genlerini karıştırır ve virüslere daha dayanıklı olan bir birey meydana getirir. Erkek ya da kız, daha farklı olurlar. Üremenin iki biçimi arasındaki savaşın katılımcılarının farkında değil miyiz?

    Kış uykusu

    90 günün sonunda, mekik bilgisayarı yolcuların metabolizmalarını uyku modundaki bir kurbağa seviyesinde sürdürmeye devam eder.   Yedi kurbağanın tüm kışı tamamen donarak geçirebilmelerine ve bahar geldiği zaman çözülüp tekrar birlikte yaşamaya başlamalarına hayranlık duymuştur her zaman – nokta.

    Bilgisayarın ekranında şöyle yazdı:   “Kış uykusu bitti”.

    “Tek bir kar tanesi, bambunun yaprağını bükebilir.”     Çin atasözü

     Küçülme:

    İnsan yaşlandıkça küçülüyor. Kimse küçülmez, saçmalık bu. Yanlış ayakkabıya bakmışsındır. Astronotlar Dünya’ya indikleri zaman 5 cm. küçülüyormuş.

    - Yer çekiminden miymiş neymiş.

    Neden moleküller birbirlerinden uzaklaşır?
      Neden dökülen bir mürekkep damlası yeniden biçimlenemez?

      Çünkü Evren, dağılım gösterme eğiliminde yol alır. Bu bir entropi ilkesidir. Evren’in artan bir düzensizlik konumuna geçme eğilimi var gibi derler. Değildir.

    Entropinin ilkesi Evren’in genişlemesinin bir sonucu olan zamanın tek yöne doğru akmasıyla ilişkilidir.

    Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem aramızda ayağa kalkıp şu beş cümleyi söyledi:
    Allah Teâlâ Hazretleri uyumaz, zaten O’na uyku da yakışmaz. Tartıyı, rızkı indirir ve kaldırır. Geceleyin yapılan amel, gündüzleyin yapılandan önce; gündüzleyin yapılan amel de geceleyin yapılan amelden önce Allah Teâlâ’a yükseltilir. O’nun hicâbı nurdur. Eğer o perdeyi açacak olsa, cemal-i İlâhî nurları ve celal ve azamet-i İlâhiye, kudret gözü herşeye ulaşır bütün mahlûkatını yakar yok ederdi..” [Müslim, İmân 293 (179).]

    Peki yerçekimi kuvveti, genişleme kuvvetine denk geldiğinde ne olacak?

      Ya da kuantum boşluğu enerjisi zayıf düşerse?

      O durumda Evren, daralma aşamasına geçebilir:

    Peki, Büyük Çöküş. Zamana ne olacak?

      Tersine mi dönecek?

      Kimse cevabı bilmiyor.

    Bazıları Büyük Çöküş 2092’de gerçekleşecek ve o zamana kadar dayanabilen insanların ertesinde zaman döngüleri olmayacak, diyorlar.

    Yani bu dünyada sen yoksun.   Hesaplamalarım doğruysa 12 Şubat 2092, saat 5:50’ye kadar hayatta olman gerekiyor.

    Anlattığınız her şey çelişkili. İnsan aynı anda iki yerde birden olamaz. Seçim yapmamız mı gerekiyor diyorsun yani?

      O hayatlardan, hangisi hangisi gerçek?

      O hayatların hepsi gerçek. Seçilen her yol doğru yoldur. “Yaşanılanlar bambaşka şekillerde vuku bulabilirdi ancak öyle olsa dahi yine de aynı mana ve değeri taşırdı.”

    Ölümden sonra yaşam var mı?

      Ölümden sonra demek…

    Sen kendinin var olduğundan nasıl bu kadar emin oluyorsun?

    Önceden, neler olacağını bilmediğinden seçim yapamıyordu. Şimdiyse neler olacağını bildiği için seçim yapması imkânsızlaştı.

    *****************

    [Tesadüf yoktur.
    http://www.birey.com/avnia/mc/all/zar.htm%5D

    “Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz, çünkü biz ona şah damarından daha yakınız. Onun sağında ve solunda oturan iki alıcı (melek), yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler.”
    [Kur’ân-ı Kerim; Kaf, 16-18]

    Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz. Umulur ki, böylece korunmuş (Allah’ın azabından kendinizi kurtarmış) olursunuz.
    [Kur’ân-ı Kerim: Bakara, 2/21]

    ZAMANDAKİ GEÇMİŞ VE GELECEK

    YOKLUK BİLGİSİ ve SAKLI SIRLAR

     

     
  • ihramcizade 09:56 on 08 January 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,   

    SECRET STATE / Derin Devlet (2012- ) Mini Dizi 


    Bu diziyi hikâye olarak izlemeyin.
    Biraz gerçek gibi.

    Yönetmen: Ed Fraiman

    Ülke: İngiltere

    Tür: Gerilim

    Senaryo: Robert Jones, Chris Mullin

    Tarih: 2012

    Müzik: Alex Heffes

    Görüntü Yönetmeni: Owen McPolin

    Yapımcı:  George Faber, Ed Fraiman, Johann Knobel

    Oyuncular : Gabriel Byrne, RalphIneson, Charles Dance, Jamie Sives, Gina McKee

    Hakkında

    Chris Mullin‘inA Very British Coup romanından esinlenilerek oluşturulmuştur.

    ChrisMullin, aynı zamanda eski bir İngiliz milletvekilidir.

    Siyasi çekişmeler, büyük şirketlerin ve gizli güçlerin devlet üzerindeki etkilerin anlatıldığı,  politik arenadaki geriliminin doruğa çıktığı sürükleyici bir mini dizi olan Secret State‘i gelin yakından tanıyalım.

    Konu

    İngiltere’deki Petrofex rafineri şirketinin tesislerinde büyük bir facia yaşanır. Patlamada 19 kişi ölür, 94 kişi yaralanır. Patlamanın meydana geldiği bölge savaş alanı gibidir. Bütün yaşam alanları kullanılamaz hale gelir.

    Secret State kül olmuş, canlı hayat izi kalmamış bir sokaktan başlıyor diziye. Öyle ki adını duymasanız ve geçmişte Battlestar Galactica izlediyseniz terk edilmiş bir gezegende veya bir nükleer felaketin sonrasında olduğunuzu düşünebilirsiniz.

    Şirketin Amerika’daki tesislerinde de 4 sene önce böyle bir tehlike yaşanma aşamasına gelinmiş. Şirket, gizli bir rapor oluşturarak tesisin güvenliğini sağlamak için gerekli tedbirleri sağlamıştır. Bu tedbirleri İngiltere’deki tesisler için uygulamadığı, faciayla birlikte belli olur. Bu bilginin medya aracılığı ile açığa çıkmasıyla halk öfkelenir; medya, hükümetin daha bir üstüne gitmeye başlar. Hükümet, şirketten mağdur olanların yakınları lehine tazminat koparıp, içinde bulunduğu kötü durumdan sıyrılmaya çalışır. Tazminat görüşmeleri için Amerika’da bulunan Başbakan’ın geri dönüş yolculuğunda uçağı Atlantik okyanusunda düşer. Seçimlere bir ay kala yaşanan bu iki facia, iktidardaki liderlik savaşını da kızıştırır.

    Bu siyasi gerilimde sadece politikacıların iç çekişmelerini değil büyük şirketlerin neler yapabildiklerine, gizli güçlerin nasıl etkilere sahip olabildiklerine büyük bir çıplaklıkla tanık oluyoruz. Öyle ki dünyanın en çok “izlenen” ülkesi İngiltere’de gerçeğe ne kadar yakın bilemiyorum ama dinlemelerin nasıl yapıldığını dahi tüm çıplaklığı ile görüyoruz. ..ki bu çıplaklık algısı dizinin her aşamasında uygulanmaya çalışılan bir ana olgu haline gelmiş.

    Google’da ufak bir Türkçe araştırma yaparsanız akla hayale gelmeyecek bir ton komplo teorisi bulabilirsiniz. Herkes Mason’dan İlluminati’ye, oradan CIA ve Mossad’a kadar son derece uçuk fikirlerle karşılaşırsınız. Ülkemizde, sahip olmadığımızda mütevellit olsa gerek çok uluslu şirketler bu konularda hep göz ardı edilir, düşünülmez. Fakat dünyada durum daha farklıdır. Git gide hükümetlerden çok, dev şirketlerle yönetilmeye başladığımız bir çağdayız. Bunu gerek Jericho gerek Continuum’un gelecek tasarımında görüyoruz. Aslında Secret State de bu dev şirketlerin güçleri ve cüretlerine ilişkin bir başka örnek sadece.

     Diziden Dikkatinizi Çekecek Kısımlar

    Secret State – 01×01

    Nankör olduklarını mı söylüyorsun?

    Hayır. Hayır. Biraz nankör bir görev. Başbakan yardımcısı olmak nankör görevlerin halefidir.

    Bugün böyle ulusal düzeyde bir trajedi yaşanırken Başbakanın ülkede olmamasının altını çizdi hükümetin kendilerine hizmet etmesi gerekenin sanlarla iletişimde bulunmadıklarını iddia etti.Son anket sonuçları da onun iddiasını destekliyor. Hükümet muhalefetin ortalama olarak dokuz puan gerisinde.

    Tazminat görüşmeleri için Amerika’da bulunan Başbakan’ın geri dönüş yolculuğunda uçağı Atlantik okyanusunda düşer.

    Başbakan Yardımcısı! Başbakan istifa edecek mi? Seçimlerde şansınız ne? Charles Flyte istifa edecek mi?

    Amerika’dan dönen başbakanımızı taşıyan uçakla bütün radar ve telsiz kontağımızı kaybettik.  Son kontak, uçak Atlantik üzerindeki Britanya Adaları’nın yaklaşık 1500 km batısındayken yapıldı.

    Peki ülkeyi kim yönetiyor Bay Dawkins? Charles’a ne oldu öyle Tom?

    Keşke bilseydim. Biliyor gibiydin. Senin gibi askeri arka planı olanlar böyle zamanlarda yararlarını görüyor sanırım.

    Baylar! Kapıda yazan bu Ros. Hiçbir şey kaçırmak istemiyorum.  Kimin uçağı Öncelikle bakanlar uzak yerlere dağılmışken Tom Dawkins’in önden böyle bir açıklama yapması etkili oldu. Ve başbakan Yardımcısı olarak Tom’un sular duruluncaya kadar bu şekilde devam etmesi süreklilik kazandırır.

    Anlaşıldı! Muvakkaten kendisinin duruma el koymasını tavsiye ediyorum. Güvenlik durumu ile ilgili Laura Duchenne’e sözü bırakıyorum.

    Her türlü senaryoyu inceliyoruz, Belli terörist açılardan, El Kaide, İrlandalı muhalif cumhuriyetçiler Scarrow patlamasında çift vardiya çalışanlar. Ama Scarrow’da bomba yoktu ki? Henüz emin değiliz, ama olmadığını düşünüyoruz. Şu var ki tarifesiz bir uçuştu ve çok az

    Kimin uçağıydı?

    PetroFex şirketine aitti.

    Söylemeye çalıştığım gibi başbakanın bu uçakla geleceğini çok az kişi biliyordu bir saldırı olması pek muhtemel değil ama tamamen elemiyoruz. Kaza olup olmadığını hâlâ bilmiyoruz. Bence her şey normale dönecek. Hâlâ havada dönüp durduklarını mı düşünüyorsun.

    Haber geldi. Enkazı bulmuşlar.

    O öldü. Bunu değiştirmek için yapacağımız bir şey yok. Seçimleri kaybettikten sonra başbakanı değiştirecektik zaten.

    Eğer Tom Dawkins Başbakan yardımcılığımı kabul ederse daha da fazlasını veririm. Ros, Felix, dayanışma göstermemiz gerekiyor. Güvenilir birine ihtiyacımız var! Siz bunun için güreşebilirsiniz. Ben tarafsız olarak Tom’un dizginleri ele almasını öneriyorum.

    Başbakan yardımcısı Tom Dawkins:

     Sabahın erken saatlerinde Kuzey Atlantik’ten gelen bilgilerle ulusumuzun başbakanını taşıyan uçağın enkazının teşhis edildiğini büyük bir üzüntüyle bildiriyorum.  Hükümet bu sebeple resmi olarak başbakanımızın öldüğünü esefle ilan ediyor.  Cenaze töreni önümüzdeki hafta içinde yapılacak ve parti seçime kadar bir lider seçecektir.  Hepimiz adına konuşarak bir insan, bir lider olarak çok özleneceğini düşünüyorum. Bu olayın olmasıyla Trajik bir şekilde Scarrow’daki olay meydana geldi. Ve ardından Bu ülkenin birçok insanı için zor geçecek birkaç yıl var. Sizler de benim gibi ulusumuzun zor bir şekilde sınandığını düşünüyor olabilirsiniz. Sınanıyor. Sınanıyor. Ama böyle bir trajedi politik farklılıklarımız ve ekonomik sıkıntılarımıza rağmen bizi birleştirebilir. Bu büyük ulusta yaşayan herkesin bunun bir parçası olacağına dair kuvvetli bir inancım var hatta böyle bir trajedinin ortasında bile daha iyi bir yol olacağına dair inancımızı korumalıyız. Charles Flyte ölmüş olabilir ama inanç ve umut fikri devam etmelidir. Eşine ve ailesini taziyelerimizi bildiriyoruz. Teşekkür ederim.

    Araştırmadan bir şey çıktı mı?

    Kara kutu yok, anlatılacak bir şey yok. Uçağın şirkete ait olması konusunda ne düşünüyorsun?

    Bu histerik komplo teorisini takip edip etmeyeceğimi mi soruyorsun? Başbakanın ekibinden birisinin yaptığı bir arama tehlikeli olabilir.

    Bu nedir John?

    Aramızda kalsın özel olarak küçük bir anket yaptım. Öyle mi? Başbakan olarak kimi görmek istersiniz diye sorup seni, Ros Yelland ve Felix’i seçenek verince Wayne Rooney dediler. Yüzde 56’sı seni söyledi. İstikrarı sağlayabiliyorsun Tom, insanlar bunu istiyor.

    Hayır. Ros Yelland bu iş için en iyi aday.

    Halk buna katılmıyor. Sevimli biri değil. Önümüzdeki beş yıl için onu bu pozisyonda istiyor musun gerçekten?

    Ben lider değilim.

    Geçen gün o konuşmayı yaparken gayet iyi bir liderdin. Orduda on yıl komutanlık yaptın.

    Dersimi orada aldım zaten. Artık farklı bir adamsın. Bunu sen de biliyorsun.

    Şimdi gözümün içine bak ve bunun doğru olmadığını söyle. Yardımcısı olmamı istiyor. Tom, taşaklı birine ihtiyacımız var. Ros Yelland’ın başbakan yardımcısı olarak sultanın haremağası gibi görünürsün! Lütfen!

    Yanık izlerindeki koyu kısımlar bomba olması ihtimalini gösteriyor. Öldüğü gün patolojistle konuştuğunuz doğru mu? PFX44 diye bir maddeden bahsediyor.

    Bugün bir spekülasyonla kaynıyor hükümet olarak genel seçimlere girecek lideri seçme kararı aldılar. İyi şanslar efendim.

    Secret State – 01×02

    Tom, Durum çok kritikti ama yine hükümetiz. Eğer bu masada oturabiliyorsan işini bu adama borçlusun. Kesinlikle! Ülkenin bize hâlâ inanıyor olması güzel bir haber. Tabii halletmemiz gereken büyük bir iş var. Kollarımızı sıvamaya başlamadan önce söylemek istediğim bir şey var. Kısaca alalım.

    Tom seçim süresi boyunca büyük iş sahipleri aleyhine konuşarak birçok puan topladı. Buna kimsenin itirazı yok. Ama o seçim süreciydi. Bu hükümeti yönetmek.

    Yani? Yanisi dostlarımızın kim olduğunu hatırlayalım.

    Evet kesinlikle dostlarımızın kim olduğunu hatırlayalım. Ama aynı zamanda bize oy verenleri de hatırlayalım.

    Tom, Heyecanlandığında kulağını çekme. Eğer ellerin titrerse podyumun üzerine koy. Unutma, konudan sapma ve olaylardan bahsetme.

    Evet sorularınız?

    Başbakan Charles Flyte’ın uçağının kayıtlarından haber var mı?

    Henüz bulunamadı. Muhakkak rapor edilecek bir şeyler vardır.

    Üç hafta geçti.

    Söyleyecek bir şey olsaydı size söylerdim. Saygısızlık etmek istemem ama birçok hükümet bilir ama söylemez. Bu hükümet söyleyecek. Onun başına iş açacak laflar –

    Başbakanın yardımcısı Sayed Khan’ın kuzeni geçen hafta salıverildi. Bu o konuyla ilgili araştırma kapandı anlamına mı geliyor?

    Sayed Khan başbakanlık istişare ekibinin güvenilir bir üyesiydi. Charles Flyte’ın uçağının planlarını kuzenine neden yollamış o zaman?

    O uçaklara çok düşkündü, kuzeni de öyleymiş. Gülebilirsiniz ama bu doğru.

    Peki uçağın güvenlik kaydı konusunda raporlar?

    O modelin örnek bir kaydı yok ama kara kutu olmadan, biz Kara kutuya gelince Amerikalılar buldukları her şeyi size sunuyorlar mı?

    - Neden sunmasınlar ki? –

     Scarrow’da durum nedir Sayın Başbakan?  En yüksek miktarda tazminat için baskı yapacağınızı söylemiştiniz.

    Sağlık ve Güvenlik Dairesi’nin raporunu tamamlamasına az kaldı. Bildiğiniz gibi kamu soruşturması konusunda Yüksek Mahkeme hakimi Holbeck’i atadım. İşte adam. Ne derse yapacağız. “Atla” derse atlarız biz de. Buna sen de dâhilsin Gecelambası. Hakim Holbeck patolojistin ölümünü de araştıracak mı? İntiharını mı? Evet. Patolojist zor şartlar altında işini yapmaya çalışan dürüst bir adamdı. Ona gösterdikleri tavır şahsi fikrime göre çok utanç vericiydi. Öldüğü gün onunla konuştuğunuz doğru mu? – Evet. Ve toksik anomaliler bulduğunu biliyordum Toksik anomaliler mi? Lord Holbeck’in tespit ettiği sonuçlar ne zaman açıklanacak? Adli tıptan bir açıklama yapılacak mı? Yüksek mahkemeden şirket ile adli tıp arasındaki bu kördüğümü de araştırmasını istedim.

    - Peki ya Scarrow araştırması?

    - Bu kadar soru yeterli. Sabrınız için teşekkür ederim. İyi günler. “Konudan sapma ve olaylardan bahsetmeme” kısmına ne oldu?

    Ben kendiminkileri aşamadım. Aşacaksın Tony. Aşacaksın. Gel buraya. Seni bekleyen penguenlerin yanına gitmeden aşağıda ki barda bir tek atalım mı?

    - Yapamam, gerçekten yapamam.

    - Evet yaparsın tabii. Sen başbakansın. Gitmeliyim Tony. Dadın kiminle oynayıp kiminle oynamayacağını da mı söylüyor artık? Kötü bir etki mi bırakıyorum? Bu mu? Hakkında çok şey biliyorum, değil mi?

    İyi geceler Tony.

    Bu El-Gamdi olmalı. Tom, Tanrı aşkına! Bizi görebilirler. Saklanacaklar. Başbakanım Tom.

    Namaz kılıyorlar. Onları şimdi vurabiliriz.

     Namaz kılarken bir adamı öldüremezsin. Tam zamanı elin güçlü olduğunda hamleni yaparsın. Bu adamları izlerken öğrendiğim tek bir şey var ve onu da Kur’an’da bulamazsınız.

    Kendimizi Tanrı yerine koyacaksak en azından bitirmelerine izin verebilir miyiz?

    -Araçlarına geri dönüyorlar. Tom!

    Başbakanım, zamanımız azalıyor. Harekete geçtiler. Bu son şansımız.

    Tamam. Vurun. Evet! Tamamdır!

    Tebrikler başbakanım. Bugün çok kötü bir adamı öldürdünüz. Bence buna içilir.

    Tom:

    Eğer uymazlarsa o zaman peşlerine düşmem için bana iki katı sebep verirler. Teşekkür ederim.  Elbette bu teröre karşı savaşımızın bittiği anlamına gelmez. Ülkemizde hâlâ demokrasi sürecini baltalamaya kararlı kötü niyetli güçler var. Ve eminim aranızda bazılarınızın operasyonla ilgili soracak soruları vardır. Ama şundan emin olun. İngiliz İstihbaratı ve İngiliz teknolojisi sayesinde binlerce insanın ölümünden sorumlu bir terörist durduruldu.

    PetroFex /Paul Clark, efendim. Havaalanında çalışan bir arkadaşım haber verdi. Görünüşe göre Clark Davos’a gidiyormuş. Buraya gelmekten başka her yere gidiyor! Pek sayılmaz efendim Biggin Hill’de yakıt almak için duracaklar. İsteğiniz üzerine onları bekletiyoruz ama uçaktan dışarı çıkmayı reddediyorlar.

    Peki ya ben ona gidersem?

    Bu bizi endişelendirir başbakanım. Çavuş? Bacaklarımı esnetebilirim efendim.

    Bizi vurmazlar değil mi?

    Amerikalılardan emin olamayız efendim.

    Sayın Başbakan sizden orada durmanızı isteyeceğim. Adamınız silahlı mı? Umarım öyledir. Gerçi çekilmenizi öneririm. Teşekkür ederim.

    Tom! Senin için ne yapabilirim?

    Dava etmekten başka tabii. Biz konuşurken avukatlarım çalışıyorlar. Bir şeyler bulacaklar. Amerikan iletişim bakanıyla da irtibat halindeler. PFX-44 nedir bilmek istiyorum. Ve Dermot Matthews’a neler olduğunu bilmek istiyorum. Bu alanı genişletmek için İngiltere Hükümetiyle yasal bir kontrat imzaladım. Polonya’ya götürebileceğim, 1600 kişiye iş imkanı sağladım. Dermot Matthews’a onun, ailesinin hatta onun jenerasyonunun dahi hayal edemeyeceği bir iş verdim.

    -Peki karşılığında ne aldım? Şirketin bu tesisten milyonlar kazandı. Ve bir de 19 ölünün ve 94 yaralının olduğunu hatırlatayım.

    Scarrow’lular onlara ödeme yapacak mısınız yoksa istifinizi bile bozmayacak mısınız bilmek istiyorlar.

    -Scarrow’lularla iyi geçinmemizi istiyorsan kırmızı kurdeleleri kes, mühlet vermeyi ve kamu soruşturmalarını bırak. Kendi kurallarını getirerek bunu sen yaptın. Akaryakıt patronları bu ülkeyi satın alabilirler. Ve seni de. Sözlü anlaşmamızı ödersek minnettar olun.

    -PFX-44 nedir?

    Scarrow’da geliştirdiğimiz yeni, hafif, insansız uçak yakıtı. Değerli ülkeniz için daha fazla iş, daha fazla sayı demek. Ya da isterseniz her şeyi Polonya’ya taşıyabiliriz. Bırakalım mı? Charles Flyte kabul etmişti.

    -Başka kim biliyor?

    Sana söylemek isterdim ama ne yazık ki Genel Kurmay Başkanınız söyleyemeyeceğimi bildiren bir kağıt imzalattı.

    Bu yakıtın felaketin oluşmasına ya da çoğalmasına sebep olduğuna dair hiçbir delil yok. Buna gerçekten inanıyor musunuz General?

    Yoksa ağzınızdan kelimeler öylesine mi çıkıyor?

    Biraz saygı gösterin Sayın Başbakan, lütfen.

    Rütbenizin yüzbaşıdan yukarı hiç çıkmadığını hatırlatmak isterim.

    Genel Kurmay Başkanı olmanız için size kim oy verdi?

    Bu yakıtla ilgili herhangi bir kötü reklam bu olayı tehlikeye atabilir diye düşündük.

    Hangi olay?

    El-Gamdi mi yoksa Scarrow’da ölen 19 kişi mi?

    -Bundan haberi olan herkesin listesini istiyorum. Uzun vadeli düşünün. 24 saat önce verdiğiniz vur emriyle kurtardığınız hayatları düşünün.

    Yeni yakıtı kullandınız.

    Beni bu komploya dâhil etmek belirli bir teşebbüs müydü?

    Bu ilk değildi Başbakanım. Umarım zırhını saklıyorsundur General. İhtiyacın olacak.

    Devlet sırlarını unutuyorsunuz.
    Kendi sırlarını devlet sırrı sanıyorsun.

    - Nills.

    - Paul. Dermot Matthews. Rafineri kapısında.

    Yani? Patlamadan hemen önce. Ve vardiyası yokmuş.

    Başbakan Tom:

    Şirkete verdiğim mühlet bugün öğle saatlerinde doldu.  Bir grup insanın PetroFex şirketiyle gizli olarak insansız hava uçakları yakıtı konusunda gizlice çalıştıklarını öğrendim.  Tamin al-Gamdi’nin öldürülmesinde kullanılan. Hiçbirimiz El-Gamdi gibi soykırımcı bir katilin arkasından gözyaşı dökmez ama benim kanaatime göre bu deneysel yakıt Scarrow’daki patlamadan ve ve birkaç gün önceki basın toplantısında size bahsettiğim toksik anomalilerden sorumlu olabilir.

    Dünyanın en büyük petrol şirketlerinden biri ülkemizin güvenlik yönetmeliğine ve İngiltere Hükümetiyle yaptığı anlaşma şartlarına burun kıvırıyor.

    Hepimizin ulus olarak harekete geçmesi gerektiğine inanıyorum.

    Bugün bana büyük petrol şirketlerinin bu ülkeyi satın alabileceği söylendi.

    Petrol dolarları çok güçlü bir para birimi olabilir, buna şüphe yok. Ama demokrasimizi bundan daha güçlü bir şey ayakta tutuyor.

    Biz ona oy diyoruz.

    Tom rahatsız ettiğim için özür dilerim. Şu bombalama. İranlılar sınırın kendi taraflarında olduğunu söylüyor. Bunu savaş sebebi olarak gördüklerini söylüyorlar.

    İranlılara karşı hiçbir şekilde askeri eylem düşünmüyoruz. Füzenin sınırı aştığında dair küçük bir ihtimal var. PetroFex rafineriyi Polonya’ya taşıyacağını söyledi. Tazminat tekliflerini askıya aldılar. Mal varlıklarını donduracağım.

    Secret State – 01×03

    Benzin fiyatları yükseliyor.  İşsizlik oranı yükselmeye devam ediyor.  İngiltere ekonomisi gittikçe hassaslaşıyor ve biz hâlâ Charles Flyte’a ne olduğunu bilmiyoruz.  Bu durum için aklıma gelen tek kelime şu Meclis Başkanı. Kaos.

    İranlıları elçiliklerinden atmak kimin fikriydi?

    Şirket Sayın Başbakan.

    General, bu bildirimlerinizi azaltmanızı açıkça söylediğimi sanıyordum. Bu son bilgilendirmem Sayın Başbakan.

    Şimdi Afganistan’da mı yoksa İran’da mı?

    Hangisi?

    Oradaki sınır eskiden beri tam olarak net değil. Coğrafi yapı açısından kesin konuşmak zor. Sınırların bu kadar yakın olduğu konusunda daha önce neden hiçbirinizin bir şey söylemediğini sorabilir miyim? Uçaklar herhangi bir bölgesel ihlal olursa bizi uyarmaya programlılar. O zaman sınırın öbür tarafında olamaz?

    Ufak bir ihtimal var füzenin atılmasında. Tekrar ediyorum, küçük bir ihtimal.

     İran’da seçim zamanı. Büyük bir ihtimalle muhafazakârlar savaş tehditleri ile seçim avantajı kazanmaya çalışıyorlar. Dayanakları olmadan böyle bir şey iddia ederlerse aptallık ederler. Eğer onlara gerçek savaş sebebi nasıl olur gösterirsek daha büyük bir aptal gibi görünürler. Modernistlere bir iyilik yapılabilir. İyi yerleştirilmiş bir ya da iki Cruise füzesi. Bu yüzden mi durdular?

    Güvende olduklarını düşündüklerinden? Namaz kılmak için durdular. Çünkü sağ salim sınırı geçtiklerini sanıyorlardı?

    Bu yüzden mi?

    Başbakanım Orada adamımız var mı?

    Pek uzak olmayan bir yerde özel operasyondan birileri var Kahrolası sınırın hangi tarafında olduğunu gidip kontrol edebilirler.

    İyi şanslar. İnanın buna ihtiyacınız var.

    Kara kutunun aramaları nasıl gidiyor General?

    Orası çok derin Sayın Başbakan. Okyanus.

    Bu oyunu oynamayacağız. İranlılar olayı büyütmek istiyorlar.

    Paul Clark Polonya’ya gitmelerini durdurmak için yapabileceğimiz hiçbir şey olmadığını söyledi.

    Banka, mal varlıklarını dondurdu mu?

    Tanrım! Michael Bey Sayın Başbakan. Davos’a giden uçağımın kalkmasına iki saatten az zaman var.

    Anlaşıldı. Lütfen oturun. Sizin aceleniz var, ikimizin de saklayacak bir şeyi yok. Lütfen.

    Parayı ne yaptınız Michael Bey?

    PetroFex hesaplarından mı bahsediyoruz?

    Mal varlıklarını yok ettiniz. PetroFex gibi çok uluslu bir şirket her zaman mülküne bir telefonla ulaşabilir.

    Sermaye son günlerde çok portatif, haklı olarak. Paralarını başka yerde istediler ve siz de onlar için transfer ettiniz. Fareye tıklamakla bunu yapıyorlar, çok büyük bir çaba gerekmiyor. Neredeyse üç milyar sterlinlik parayı bir anda başka bir ülkeye transfer etmeklerinde hiçbir tuhaflık sezmediniz mi?

    Biz bankayız. Verilen talimata göre hareket ederiz. Bize duyulan güveni kırmak istemeyiz. Ama biliyordunuz, kişisel olarak biliyordunuz. Bu fareye tıklama herhangi bir hesaptan yapılmamıştı. Bankanız şirketin en büyük hissedarlarından, değil mi?

    Şirket tanıtım ilanını okumuşsunuz. Ve onların en büyük hissedarı olarak büyük kararlarında etkiniz olsun istersiniz?

    Geç kalıyorum. Şirket tanıtım broşürlerinden okuduğum kadarıyla bankanızın en büyük hissedarı kim biliyor musunuz Michael Bey?

    Ben. İngiltere hükümeti. İngilizler. Ve biz de sizden o küçük fareye tıklayıp üç milyarı geri almanızı istiyoruz.

    Dünya böyle yürümüyor Sayın Başbakan

    O zaman onu yönlendirmeliyiz.

    Bu sabahın bir başka haberi de piyasalar gözle görülür derecede düşük seviyede güne başladı Metro şirketleri bankalarının kart işlemlerini ve ödemelerini teyit etmediklerini söyledi.

    Kapıları açarlarsa karışıklık çıkacak.

    Hangi banka?

    - RCB

    İngiltere Bankasına gitmen gerekiyor Felix. Onlardan yeraltı şirket işlemlerini yapacaklarının garantisini istiyorum böylece tekrar trenleri hareket ettirebileceğiz. Valinin ne dediğini biliyorsun. İngiltere Bankası hükümetten bağımsız bir banka. RCB böyle ortalığı karıştıracaksa bizim de onlara karşılık verebileceğimizi anlamalılar. İngiltere Bankası bu işe daha başlayamadan RCB bu konuyu çözer. Yollar açıldı ve çalışıyor. Sıcak saatler bitti. Biraz dürtülmeye ihtiyaçları varmış. İran konusunda ve Royal Caledonian’la olan bu karışıklık konusunda çözüme ihtiyacımız var Tom. Pound zaten düşük seviyede şimdi RCB de sterlini düşürüyor. Sonra ne olacak?

    İngiltere Bankası yabancı kaynakları bir süre satmak için destek olabilir. Ama bu sürekli gidemez.

    Anlatılacak bir şey yok. Gözlerinde görebiliyorum. Orada hiçbir şey yok. Şimdi müsaade edersen Michael Bey, benim ölçüsüzlüğümün piyasalardaki istikrarsızlığa katkısı olduğunu düşünüyor musunuz?

    Açgözlü tahvil sahipleri kesinlikle piyasalarda aptalca davranabiliyorlar. İngilizler bankanıza 50 milyar para akıttı. Bu kıymetler halkın yararına kullanılabilecek mi?

    İdeal bir dünyada bu dediğinize katılırım ama ne yazık banka sadece görevini yapıyor. Yatırımcıların menfaatine göre hareket eder.

    İyi o zaman. Biz yüzde seksen sekizi temsil ediyoruz. Bütün yatırımcıların menfaatine.

    Politika dar görüşlüdür Başbakanım. Finans ise globaldir.

    Evet ama siz benim yetkim altında işinizi hallediyorsunuz. Yarına toparlanıp gidebiliriz. İşte bu tarz yorumlarınız ölçümü kaçırmama sebep oluyor Michael Bey.

    50 milyar para yatırdınız ve evet bu parayla bankamda etki sahibi olabilirsiniz benim demeye çalıştığım şey eğer bu yetki konusunda baskı yaparsanız çok geriliriz. Ve bankanın geri kalan hissedarları da. Eğer gerilirsek hisse fiyatlarımız düşer. Ve eğer hisselerimiz düşerse sizin 50 milyarlık yatırımınız çöp olur. Ve bununla birlikte banka üzerindeki etkiniz de. Yani kullanmadığımız müddetçe banka üzerinde etkimiz var mı demek istiyorsanız?

    İsterseniz kullanın.

    İngiltere başbakanı Tom Dawkins birkaç şey söyleyecek.

    Birçok bankanın ayaklanıp Londra’dan ayrılacaklarına dair yorumlar aldım hiç şüphesiz sizin oralara gelip yerleşecekler. Onları kollarınızı açıp karşılamadan önce size hatırlatmak isterim tarlasını sürerek geçimini sağlayan İngiltereliler 2008 yılında bankalarına onlarca milyar para yatırdılar. Bu yatırımların karşılığında onlara küçük işyerleri açmaları konusunda katkıda bulunacaklarına söz verdiler. Bu konuda verdikleri sözleri tuttular mı? Kusura bakmayın ama sıçıp batırdılar!
    Ve bana Royal Caledonian Bankasının işlerine burnumu sokarsam ulusun yatırımını tehlikeye atacağım söylendi. Ama bana öyle geliyor ki ulusun yatırımı çok yakında değersiz olacak şimdi yapacağım şeye geliyorum. Kalan hisseleri almayı ve bankayı bir refah lokomotifine dönüştürmeyi teklif ediyorum ve işyerlerini yükseltmeyi, özellikle küçük işyerlerini ve bilhassa genç nesilden istihdam oluşturmayı.   Hindistan 300 yıldır kömür tedarik ediyor ve 400 milyon insan orada elektriksiz yaşıyor. Acilen ülke çapında güce ihtiyaçları var. İngiltere’de iki milyon insan işsiz dünyanın yenilenebilir enerji teknolojisine ihtiyaç var ve bugün itibariyle bir banka kendisini bu insanlara ve bu teknolojiye adıyor. Yeni Royal Caledonian Bankası büyük ölçüde yatırım yapacak. Evet, büyük ölçüde. İngiltere ve Hindistan ortak araştırmasıyla İngiltere temelli ve Hindistan kömürüne dayanarak tek amacı yenilenebilir alternatif enerji yaratmak geliştirme ve üretme projesi kuruyoruz. Aynı zamanda İngiltere Hindistan ulusal düzeyde elektriklenmeyi başarana kadar onlara iklim değişikliğini azaltma konusunda baskı yapan tüm uluslararası anlaşmaları geri çekecektir.

    Secret State – 01×04

     Bir başka haber de başbakanın Hindistan hükümetinin sterlini garanti altına alacağı haberine piyasalar olumlu sonuç verdi.  Pound toparlandı ve Amerikan dolarına karşı iki pens değer kazandı.  Bu, Tom Dawkins için kişisel bir başarı olarak tahlil edilebilir her ne kadar uluslararası anlaşmaları iptal ettiğinden dolayı çevreci kampanyacıları tarafından eleştirilse bile.

    Tüm petrol şirketleri onayların kaldırılacağı gün için İran’da yedek kadro tutuyorlar. Petrol şirketlerinin adamları yani?

    AB yaptırımları batılı petrol şirketlerinin İran’da faaliyette bulunmasını yasakladı bu yüzden bir anda İranlılar onların farklı bir kimlik altında orada durduğunu söylemeye başladı. Radikaller seçim öncesi davullarını çalıyorlar Vakitlerinin azaldığını biliyorlar. Vakitleri azalan sadece onlar değil. Bizden ortaya atlayıp tehditler savurmamızı emperyalist savaş çığırtkanı olarak bize biçtikleri rolü oynamamızı bekliyorlar.

    350 yıldır devam eden ticaret senin görevin sırasında bankamı dize getiriyor. Beni suçlama Michael. Ben şirketi yönetiyorum, ülkeyi değil.

    Michael:

    Geleceğin ne kadar önemli olduğu konusunda sanırım hepimiz hemfikiriz.  Bu ülkenin PetroFex ve RCB gibi şirketlere ihtiyacı var.  Uluslar ve şirketler her ikisi de hisse sahiplerinin menfaatine ve göreve yakışan bir liderlikle sorumluluk içinde yönetilmesi gerekir.  Şirketlerimizin geleceğini güvence altına almamız gerektiğine inanıyorum.  Şimdi hükümetimizdeki arkadaşlarımız için elimizden geleni yapmalıyız.

    Bugün, Tom Dawkins ve hükümet üyeleri için İran’a karşı nasıl bir duruş sergileyecekleri ve Charles Flyte’ın ölümüyle ilgili iddialara nasıl yanıt verecekleriyle ilgili hesap verme günü.

    Şirket adamı Felix:

    Tom, Şunları gözden geçirmenizi istiyorum PetroFex’le yaşanan mühlet verme fiyaskosu hava saldırısı boyunca devlet sırlarını ortaya dökmek savaş suçları ithamnameleri ve rupileri tahvil etmeyi teklif ederek büyük ulusumuzu aşağılamak. Ve şimdi de Charles Flyte’ı öldürdüklerine dair kesin delil varken İranlıları yatıştırmaya çalışmak.

    Şu anda bir çukurdayız. Kazıp durmayı bırak. Başbakanımızı öldürdüler, kabul et. Bu ülkenin büyük bir çoğunluğu İran’la savaş istemiyor. Önemi olan tek rakamlar bunlar. Seçme hakkın var. Ya meclise gelir İran’a karşı misilleme yapılacağını duyurursun ya da gelir istifanı verirsin.

    - Ya vermezsem? O zaman müzakereden sonra buraya gelir bu listede olan sağ elini kaldırmış adamlarla birlikte seni şu pencereden atarız.

    Paul Clark burada efendim. Bence söyleyeceklerini dinlemelisiniz. Neden her zaman sen ve ben kendimizi bokun içinde buluyoruz sence Tom?

    Doğru okullara gitmedik. Haydi oradan Clark. Bana yaptıklarını sana da yapacaklar. Ayağını kaydıracaklar. Hepsi savaş istiyorlar. Sorun bu. Bankalarla hapisten çıkabilirsin. Anlaşmazlık orada başlıyor sermaye yarın yokmuşçasına etrafta uçuşur geleceği yer burası. Bankamız sonuna kadar onu içecek. Ve petrol şirketleri, piyasalar, çok uluslular, Amerikalılar. Her seviyede işe yarar, değil mi Felix?

    Ben derim ki eğer birileri başbakanını öldürmüşse sen ona sert, daha sert cevap verirsin. Sharour terörist değil. İran’a bu kadar çok gitmesinin sebebi onu ben gönderdim. Ve New York’taki şu camii oraya yeğenini kulağından çekip çıkarmak için giderdi. Bilmek istersin diye düşündüm.

    Sorun ne Felix?

    Gerçekler stratejine uymadı mı?

    Gerçekler mi? Paul Clark’tan mı?

    Başbakan Tom, dürüst olabilmenin zorluğunu yaşarken, Felix, Başbakan olarak şirket hizmetine talip oluyor. Düzensiz düzen halkın başında devam ediyor.

    Meclisin saygıdeğer üyeleri, Başbakan!
    İranlılar başbakanımızı öldürmedi.
    PetroFex öldürdü.
    Öyle görünüyor ki şirket yeni insansız hava uçağına ait yakıttan bir örneği başbakanın olduğu uçakta taşıyormuş aynı yakıt bildiğimiz kadarıyla 19 kişinin öldüğü ve 94 kişinin yaralandığı Scarrow’daki patlamada .patlamanın başlamasına değil ama çoğalmasına sebep oldu. Yakıtı taşıyan kutu Teksas’taki Houston Havaalanında kaza ile hasarlandı ve muhtemelen uçak gök gürültüsü ve sağanaktan geçerken katalizör ile kontak haline geçti. Bu bilgiden emin miyim? Hayır, değilim.
    Sami Sharour’un İranlıların yönlendirmesi ile uçağı düşürdüğünden emin miyim? Hayır, değilim.  Eğer barış olursa piyasalardan, bankalardan büyük işletmelerden ve Amerikalılardan oluşan bu karanlık ittifakın dağılacağından emin miyim?  Aynı şekilde, hayır değilim.  Bu kararı size bırakıyorum doğruluğundan hiçbir şekilde emin olmadığımız bu bilgilere dayanarak sayısız İngiliz ve İranlının hayatlarını yok edecek miyiz? Siz söyleyeceksiniz. Çünkü bunu siz oylayacaksınız.  Aynı Agnes Evans’ın, Tony Fossett’in yaptığı gibi bir kere olsun kendimizi riske atalım. Partiye sadakati unutun, kazanılmış hakları unutun. güvenoyunu unutun. Her birimiz şunu bir düşünelim bu, savaşı haklı kılar mı? Doğru söylüyor! Bu ülkenin insanlarının istediği nedir?
    Bizim başarmak istediklerimizi başaracak mı? Peki başaramazsa ne olacak?
    Size ne yapmamız gerektiği konusunda ne düşündüğümü söyleyeyim. Biz bu ülkenin insanlarını temsil etmeliyiz. Bizi yedirip içiren lobi şirketlerini değil ya da bize dünyanın nasıl döndüğünü anlatan bankaları veya büyük işletmeleri borusunu öttürmeye çalışan sendikaları değil ya da memurların ve savaş yanlısı generaller ve güvenlik şeflerinin değil. Başkanlık merkezinde akşam yemeği talebinde bulunan fabrikatörler ve multi milyoner bağışçıları değil. Parti denetçileri, resmi ideoloji ya da statükolar değil. Bu ülkenin insanları buna siz karar vereceksiniz, başka bir savaş daha istemeyin. İstemeyeceğinizden eminim. O kadar eminim ki politik kariyerimi ortaya koyuyorum.
    Neyin yeteceğini size söyleyeceğim. Geçmişimizden ders almak ve başka bir mesnetsiz, yasadışı savaşın yolumuza çıkmasını engellemek bize yeter.
    Bu meclisin demokratik sisteme dönmesi ve ülkeyi temsil etmesi yeterli olacaktır. Bu amaçla emsali olmayan bir adım atıyorum ve sizi kendi hükümetine güvensizlik oyu vermeye çağırıyorum. N’apıyor bu?!
    İran’la savaş istiyor ve işlerin her zamanki gibi gitmesini diliyorsanız buyurun. Bana karşı oy verin. Ama gerçekten değer verdiğiniz bir şeyin doğru olduğuna inandığınız bir şeyin sorumluluğunu üstlenmeye hazırsanız bu alışılmadık durumda bir adım öne çıkın bana katılın ve bu hükümete karşı oy verin.

    Sonunda ancak kaderin bir cilvesi ile gelebilecek dürüst Başbakan Tom gider, yerine düzenin adamı Felix gelir.
    Gariban halk hiçbir zaman perdenin arkasındaki oyundan haberi olamayacaktır.

     
  • ihramcizade 10:34 on 07 January 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,   

    PAMELA MEYER: BİR YALANI NASIL FARK EDERİZ 


    pamela meyer

    [Yalan söyleyen doğrucuların gerçeğini öğrenmek için]

    Bu odadaki kimseyi telaşlandırmak istemiyorum, ama dikkati çeken birşey var ki sağınızdaki kişi bir yalancı.
    Solunuzdaki kişi de bir yalancı.
    Şu an oturduğunuz koltuktaki kişi de bir yalancı.
    Hepimiz yalancıyız.

    Bugün yapacağım şey hepimizin neden yalancı olduğu konusunda araştırmaların ne dediğini, nasıl bir yalan gözcüsü olabileceğinizi ve neden bir adım daha atıp, yalan yakalamaktan gerçeği aramaya ve nihayetinde güven kurmaya geçmek isteyebileceğinizi göstereceğim.

    Güvenden bahsetmişken, “Yalan Gözcülüğü”adlı kitabı yazdığımdan beri kimse benimle yüz yüze görüşmek istemiyor, hayır. “Önemli değil, sana e-posta atarız.” diyorlar. Starbucks’ta bir kahve görüşmesi bile yapamıyorum. Kocam da, “Canım, yalancılık mı? Belki de yemek yapmaya odaklanabilirdin. Fransız mutfağına ne dersin?”diyor.

    Başlamadan önce, yapacağım şey size amacımı açıklamak olacak, amacım “Yakaladım Seni” oyununu öğretmek değil. Yalan gözcüleri her şeye kusur bulan, odanın arkasından “Yakaladım seni! Kaşın seğirdi. Burun deliklerin genişledi. “Lie To Me” dizisini izliyorum. Yalan söylediğini biliyorum.”diye bağıran o çocuklar gibi değiller. Hayır, yalan gözcüleri yalancılığı nasıl yakalayabileceklerine dair bilimsel bilgiye sahiptirler. Bunu doğruya ulaşmak için kullanıyorlar ve deneyimli politikacıların her gün yaptığı şeyleri yapıyorlar; zor insanlarla zor görüşmeler yapıyorlar, bazen çok zor zamanlarda. Ve bu yola temel bir önermeyi kabul ederek başlıyorlar, ve bu önerme de şu:

    Yalan söylemek işbirlikçi bir eylemdir.

    Bir düşünün, bir yalanın yalnızca dile getirme ile herhangi bir gücü yoktur.

    Gücü, bir başkasının yalana inanmaya razı olması ile ortaya çıkar.

    arkadaş yalanı

    Biliyorum, bu kulağa sert gibi gelebilir, ama bakın, eğer herhangi bir zamanda size yalan söylendiyse, bu yalan söylenmeye razı olduğunuz için olmuştur.

    Yalan söylemek hakkındaki birinci gerçek:

    Yalan söylemek işbirlikçi bir eylemdir. Her yalan zarar vermez. Bazen sosyal itibar adına yalancılığa isteyerek katılabiliriz, belki sır olarak saklanması gereken bir sırrı saklamak için. “Güzel şarkı,”deriz. “Tatlım, o elbise içinde hiç şişman görünmüyorsun.”Ya da favorilerden birisi olan şunu söyleriz, “O e-postayı az önce spam dosyasında buldum. Çok özür dilerim.”

    Ama bazen yalancılığa istemeyerek katılıyoruz. Ve bunun da bizim için dramatik bedelleri var.

    Geçen yıl A.B.D.’de sadece kurumsal dolandırıcılıkta 997 milyar dolar gördük.

    Bu neredeyse bir trilyon dolar. Bu gelirlerin yüzde yedisi.

    Yalancılık milyarlara mal olabilir.

    Enron’u, Madoff’u, ipotek krizini düşünün.

    Ya da çift taraflı ajanlar ve hainlerin durumunda,Robert Hanssen ya da Aldrich Ames gibi, yalanlar ülkemize ihanet edebilir, güvenliğimizi riske atabilir, demokrasiyi zayıflatabilir, bizi savunanların ölümlerine sebep olabilir.

    Yalancılık aslında çok ciddi bir iştir.

    Bu dolandırıcı, Henry Oberlander, o kadar etkili bir dolandırıcıydı ki İngiliz yetkililer Batı dünyasının tüm banka sistemini yerle bir edebileceğini söylüyor. Ve bu adamı Google dahil hiçbir yerde bulamazsınız. Bir kez röportaj verdi, ve şunları söyledi:

    “Bakın, tek bir kuralım var.”

    Ve bunun Henry’nin kuralı olduğunu söyledi,

    “Bakın, herkes size birşey vermeye gönüllü. Aç oldukları her ne ise onun için size birşey vermeye hazırlar.”

    Ve bu da düğüm noktası.

    Eğer kandırılmak istemiyorsanız, bilmeniz gereken şey, neye aç olduğunuz.

    Hepimiz itiraf etmekten nefret ediyoruz.

    Herbirimiz daha iyi bir eş, daha akıllı, daha güçlü, daha uzun, daha zengin olmayı diliyoruz — liste devam ediyor.

    Yalan söylemek bu boşluğu doldurmak, kim ya da nasıl olmak istediğimiz hakkındaki dileklerimizi ve fantazilerimiz ile gerçek halimizi bağlamak için bir teşebbüstür. Ve bu boşlukları doldurmak için hemen yalanlara başvuruyoruz.

    Herhangi bir günde, araştırmalar gösteriyor ki 10 ila 200 sefer arasında yalana maruz kalıyoruz. Varsayalım ki onların birçoğu beyaz yalan.

    Ama başka bir araştırma yabancıların birbirleriyle tanışmalarının ilk 10 dakikasında üç kez yalan söylediğini gösterdi.

    Bu veriyi ilk duyduğumuzda, irkiliyoruz. Yalan söylemenin ne kadar yaygın olduğuna inanamıyoruz. Temelde hepimiz yalana karşıyız. Ama eğer daha yakından bakarsanız, olaylar dizisi aslında yoğunlaşıyor.

    Yabancılara, iş arkadaşlarımıza söylediğimizden daha çok yalan söylüyoruz.

    Dışa dönükler, içe dönüklerden daha çok yalan söylüyor.

    Erkekler kendileri hakkında, başkaları hakkında söylediklerinden daha çok yalan söylüyorlar.

    Kadınlar başka insanları korumak için daha fazla yalan söylüyor.

    Eğer ortalama bir evli çiftseniz, eşinize her 10 konuşmanızın birinde yalan söyleyeceksiniz. Şimdi bunun kötü olduğunu düşünebilirsiniz.

    Eğer evli değilseniz, bu sayı üçe düşüyor.

    Yalan söylemek karmaşık bir eylem. Günlük ve iş hayatımızın dokusuna işlemiştir. Doğru hakkında derinden karışık duygulara sahibiz. Doğruyu gerekli olduğu zaman kullanıyoruz, bazen çok iyi nedenler için, bazen de yalnızca hayatımızdaki boşlukları anlamadığımız için. Yalan söylemeye dair ikinci gerçek bu. Yalan söylemeye karşıyız, ama gizliden gizliye, toplumumuzun asırlardır onayladığı şekillerde yalan söylemenin lehindeyiz. Yalan söylemek nefes almak kadar eski bir eylem. Kültürümüzün bir parçası, tarihimizin bir parçası. Dante’yi, Shakespeare’i, İncil’i, Dünya Haberleri’ni düşünün.

    yüzdeki yalanlar

    Yalan söylemek bizim için bir tür olarak evrimsel değere sahip. Araştırmacılar uzun zamandır türler ne kadar akıllı olursa, neocorteks ne kadar büyük olursa, yalancı olmanın o kadar daha olası olduğunu bilmekteler.

    Koko’yu hatırlıyor olabilirsiniz. İşaret dili öğretilen gorilla Koko hatırlayan kimse var mı? Koko’ya işaret dili ile iletişim kurması öğretilmişti. Burada Koko kedisiyle beraber. Onun küçük, sevimli, tüylü evcil kediciği. Koko bir defasında evcil kedi yavrusunu bir lavabo’yu duvardan sökmekle suçlamıştı.

    Sürünün lideri olmak doğamızda var.

    Bu çok ama çok erken başlıyor.

    Ne kadar mı erken?
    Bebekler ağlama numarası yaparlar, kimin geldiğini görmek için susar ve beklerler ve sonra tekrar ağlamaya başlarlar.
    Bir yaşındakiler saklanmayı öğrenirler.
    İki yaşındakiler blöf yaparlar.
    Beş yaşındakiler düpedüz yalan söylerler. Övme yoluyla oyuna getirirler.
    Örtbasın efendileri dokuz yaşındakiler.
    Üniversiteye girdiğinizde, her beş etkileşimin birinde annenize yalan söylüyorsunuz.

    İş dünyasına girdiğimizde ve bir aile sahibi olduğumuzda, spam, sahte sanal arkadaşlar, taraflı medya usta kimlik hırsızları, birinci sınıf Saadet zincircileri, bir yalancılık salgını ile darmadağın olmuş bir dünyaya, kısaca, bir yazarın sözleriyle, doğru sonrası topluma giriyoruz. Uzun bir zamandır her şey çok karışık.

    Ne yaparsınız?

    Bataklıkta yolumuzu bulmak için atabileceğimiz adımlar var. Eğitimli yalan gözcüleri doğruya yüzde 90 ulaşıyorlar. Geri kalanımızsa, sadece yüzde 54’üne. Öğrenmesi neden bu kadar kolay?

    İyi yalancılar var, bir de kötü yalancılar.

    Gerçek esas yalancılar yoktur.

    Hepimiz aynı hataları yaparız. Hepimiz aynı teknikleri kullanırız. Bu nedenle yapacağım şey size kandırmanın iki örneğini göstermek olacak. Ve sonra sıcak noktalara bakacağız ve onları kendimiz bulabilir miyiz diye bakacağız. Konuşma ile başlayacağız.

    (Video) Bill Clintion:
    Beni dinlemenizi istiyorum. Bunu bir daha söyleyeceğim. O kadın, Bayan Lewinsky ile cinsel ilişki yaşamadım. Kimseden yalan söylemesini istemedim, bir kere bile, hiçbir zaman. Ve bu iddialar yanlış. Ve Amerikan halkı için çalışmaya dönmem gerekiyor. Teşekkürler.

    Pamela Meyer: Peki, yalan belirtileri nelerdir?

    İlk olarak anlaşmasız inkar olarak bilinen şeyi duyduk. Araştırmalar gösteriyor ki inkarlarında aşırı kararlı olan insanlar konuşma dili yerine resmi dile başvururlar. Ayrıca mesafeli dili de duyduk: “o kadın.”

    clinton yalanı

    Biliyoruz ki yalancılar dili araçları olarak kullanarak bilinçsiz bir şekilde kendilerini özneden uzaklaştırırlar.

    Şimdi eğer Bill Clinton şöyle deseydi: “gerçeği söylemek gerekirse…” ya da Richard Nixon’ın favorisi: “Tüm samimiyetimle…” sıfatlandırıcı dilin, adlandırıldığı şekliyle bunun gibi sıfatlandırıcı dilinöznenin itibarını daha da sarstığını bilen her yalan gözcüsü için kendini açığa vururdu. Eğer soruyu tümüyle tekrarlasaydı, ya da olayı, gereğinden fazla detayla açıklasaydı — ve hepimiz bunu yapmadığı için memnunuz — kendisini daha da sarsardı.

    Freud haklıydı. Freud dedi ki, bakın, ortada konuşmadan çok daha fazlası var: “Hiçbir ölümlü sır saklayamaz. Dudakları sessizse, parmak uçlarıyla gevezelik eder.”Hepimiz ne kadar güçlü olursak olalım bunu yapıyoruz. Hepimiz parmak uçlarımızla gevezelik ederiz. Size parmak uçlarıyla gevezelik eden Dominique Strauss-Kahn ile Obama’yı göstereceğim.

    obamanın eli

    Bu bizi sonraki örneğimize getiriyor, vücut dili. Vücut dili ile, yapmanız gereken şey şu.Varsayımlarınızı gerçekten sadece kapıdan dışarı atmanız gerekiyor. Bilimin bilginizi biraz kıvama getirmesine izin verin. Çünkü yalancıların her zaman kıpır kıpır hareket ettiğini düşünürüz. Doğrusu, yalan söylerken üst bedenlerini dondurmaları ile bilinirler. Yalancıların gözünüze bakmayacağını düşünürüz. Doğrusu, gözünüze biraz fazla bakarlar, yalnızca o söylentiyi dengelemek için. Samimiyet ve gülümsemelerin dürüstlük ve içtenlik içerdiğini düşünürüz. Ama eğitimli bir yalan gözcüsü bir kilometre uzaktan sahte bir tebessümü fark edebilir. Buradaki sahte tebessümleri ayırt edebiliyor musunuz?

    Yanaklarınızdaki kasları bilinçli olarak kasabilirsiniz. Ama gerçek gülümseme gözlerdedir, göz kenarındaki kırışıklıktadır. Bilinçli olarak kasılamazlar, özellikle Botox’u fazla kaçırdıysanız. Botox’u abartmayın; kimse dürüst olduğunuzu düşünmez.

    Şimdi sıcak noktalara bakacağız. Bir sohbette ne olduğunu anlayabiliyor musunuz?

    Birisinin sözleri ile hareketleri arasındaki tutarsızlıkları görmek için sıcak noktaları bulmaya başlayabildiniz mi?

     Şimdi çok bariz olduğunu biliyorum, ama yalan söylediğinden şüphelendiğiniz biri ile bir konuşma yaparken, tavır en çok gözden kaçırılan ama yalan işaretlerini veren şeydir.

    Dürüst bir insan işbirliği yapacaktır. Sizin tarafınızda olduklarını göstereceklerdir. Coşkulu olacaklardır. Sizin doğruya ulaşmanız için istekli ve yardımcı olacaklardır. Beyin fırtınası yapmaya, şüphelileri adlandırmaya, detaylar sunmaya hazır olacaklardır. Şöyle diyecekler:

    “Hey, o sahte çekleri yapanlar belki de kadrodaki insanlardır.”Eğer yanlış yere suçlandıklarını sezerlerse, çileden çıkacaklardır, sadece zaman zaman değil, ama tüm görüşme süresince; tüm görüşme boyunca çileden çıkacaklardır. Ve eğer dürüst birisine, sahte çekleri yapanlara ne olmalı diye sorarsanız, dürüst bir insan çok daha büyük olasılıkla hafif cezalandırma yerine katı cezalandırmayı önerecektir.

    Şimdi o aynı konuşmayı yalancı biri ile yaptığınızı söyleyelim. O insan içe dönük olabilir, aşağı bakabilir, sesini kısabilir, duraksayabilir, yerinde duramayabilir.

     

    Yalancı bir insandan hikayesini anlatmasını isteyin, hikayeyi her türlü saçma yerde gereğinden fazla detayla anlatacaktır.

    Ve sonra hikayelerini kronolojik dizide anlatacaklardır. Ve eğitimli bir sorgu yargıcı içeri girip şunu yapar, çok ince yollarla, birkaç saat boyunca o insana hikâyelerini tersten hikayesini tersten anlatmasını isteyeceklerdir ve sonra kıvranmasını izleyecek ve hangi soruların yalancılık belirtilerinin en yüksek sesini ortaya çıkardığını tespit edeceklerdir.

    Bunu neden yapıyorlar? Hepimiz aynı şeyi yapıyoruz. Kelimelerimizi prova ediyoruz, ama hareketlerimizi nadiran prova ediyoruz. “Evet” diyoruz, kafamızı “hayır” der gibi sallıyoruz. Çok inandırıcı hikayeler anlatıyoruz, hafifçe omuzlarımızı silkiyoruz. Korkunç suçlar işliyoruz ve paçayı kurtarmanın sevinci ile tebessüm ediyoruz. Şimdi o tebessüm, mesleki çevrede, “aldatıcı sevinç” olarak biliniyor.

    İleriki dakikalarda birkaç videoda bunu göreceğiz, ama önce şu video ile başlayacağız — tanımayanlar için söyleyeyim, evlilik dışı bir çocuk sahibi olması haberi ile Amerika’yı şok eden başkan adayı John Edwards. Babalık testi almak hakkında konuşmasını izleyeceğiz. “Evet” derken, başını “hayır” der gibi salladığını, hafifçe omuzlarını silktiğini görebilecek misiniz bir bakın.

    (Video) John Edwards: Babalık testi yaptırmaktan memnuniyet duyarım. Olayların zamanlaması nedeniyle bu çocuğun benden olması imkânsız biliyorum. Yani imkansız olduğunu biliyorum. Test yaptırmaktan mutluluk duyarım, ve gerçekleşmesini isterim. Sunucu: Bunu yakın zamanda yapacak mısınız? Biri var mı –
    JE: Ben sadece bir tarafım. Testin sadece bir tarafıyım. Ama testi yaptırmaktan memnuniyet duyarım.

    PM: Peki, bu baş sallamaları, dikkat etmeniz gerektiğini bildiğiniz zaman, fark etmesi çok daha kolay. Bazı zamanlar biri bir yüz ifadesi yaparken, bir diğerini saklar, ve bu ifade bir an için açığa çıkar. Katillerin hüzün sergiledikleri bilinir.Yeni iş ortağınız elinizi sıkabilir, sizinle kutlama yapabilir, yemeğe çıkabilir ve sonra bir kızgınlık ifadesi sergileyebilir. Burada bir gecede yüz ifadesi uzmanı olmayacağız, ama size öğretebileceğim çok tehlikeli bir tane var ve öğrenmesi kolay, ve bu da aşağılama ifadesidir. Şimdi kızgınlık ile eşit bir oyun alanında iki insan vardır. Bu yine de oldukça sağlıklı bir ilişkidir. Ama kızgınlık aşağılamaya döndüğünde, reddedilmişsinizdir. Bu ahlaki üstünlükle ilişkilidir. Ve bu nedenden dolayı, toparlanması çok ama çok zordur. İşte buna benziyor. Bir dudak köşesinin yukarı ve içeri çekilmesi ile belirtilir. Var olan tek asimetrik ifadedir. Ve aşağılama huzurunda, yalancılık takip ediyor olsun ya da olmasın — ve her zaman takip etmez — diğer tarafa bakın, diğer yöne gidin, anlaşmayı tekrar gözden geçirin, ve “Hayır teşekkürler. Sadece bir içki için daha gelmeyeceğim. Teşekkürler,” deyin.

    Bilim çok ama çok daha fazla göstergeyi su yüzüne çıkardı.

    Mesela, yalancıların göz kırpma oranlarını değiştireceklerini, ayaklarını bir çıkışa doğru çevireceklerini biliyoruz. Engelleyici nesneler alacaklar ve onları, kendileri ile onları sorgulayan insan arasına koyacaklardır. Ses tonlarını değiştirecekler, sıkça daha kısık sesle konuşacaklardır.

    Şimdi konu şu. Bu davranışlar sadece birer davranış. Yalancılığın ispatı değiller. Onlar kırmızı bayraklar. Biz insanız. Gün boyunca her yerde aldatıcı tavırlarda bulunuyoruz. Kendi başlarına bir anlam ifade etmiyorlar. Ama bir dizisini gördüğünüzde, sinyaliniz bu olur. Bakın, dinleyin, araştırın, zor sorular sorun, bilmenin o rahat modundan çıkın, merak moduna girin, daha fazla soru sorun, biraz saygın olun, konuştuğunuz kişi ile dostça bir ilişki kurun. “Law & Order”ve o diğer TV dizilerdeki insanlar gibi olmaya çalışmayın, hani faillerini teslim olana kadar vuranlar gibi. Aşırı agresif olmayın, işe yaramıyor.

    Şimdi yalan söyleyen biri ile nasıl konuşmak ve bir yalanı nasıl gözlemlemek hakkında biraz konuştuk. Ve söz verdiğim gibi, şimdi doğrunun neye benzediğine bakacağız. Ama size iki video göstereceğim, iki anne — biri yalan, diğeri doğruyu söylüyor. Bunlar Kaliforniya’da araştırmacı David Matsumoto tarafından ortaya çıkartıldı. Ve bence bunlar doğrunun neye benzediğine dair mükemmel birer örnek.

    Bu anne, Diane Downs, çocuklarını yakın mesafeden vurdu, onları kanlar içinde arabayla hastaneye götürdü, ince saçlı bir yabancının yaptığını iddia etti. Ve bu videoyu izlediğinizde göreceksiniz ki, acı çeken bir anne gibi bile davranamıyor. Burada görmek istediğiniz şey anlattığı korkunç olaylar ve onun çok ama çok soğukkanlı tavrı arasındaki inanılmaz bir tutarsızlık. Ve eğer yakından bakarsanız, video boyunca aldatıcı tebessümü göreceksiniz.

    (Video) Diane Downs: Akşam gözlerimi kapattığımda, ben arabayı sürerken, Christie’nin bana elini uzattığını ve ağzından durmadan kan aktığını görebiliyorum. Ve belki bu zamanla kaybolacak — ama ben öyle düşünmüyorum. Beni en çok üzen bu.

    PM: Şimdi size hakikaten acı çeken bir anne olan Erin Runnion’un kızına işkence eden ve öldüren kişi ile mahkemede yüz yüze geldiği videoyu göstereceğim. Burada hiç sahte duygu görmeyeceksiniz, sadece ızdırap içinde bir annenin gerçek ifadesi.

    (Video) Erin Runnion: Bu sözleri bebeği aldığın gecenin üçüncü yıldönümünde yazdım, ve ona zarar verdin, ve onu yıktın, kalbi durana kadar onu korkuttun. Sana karşı mücadele etti, biliyorum. Ama o şahane kahverengi gözleri ile sana baktığını biliyorum, ve sen yine de onu öldürmek istedin. Ve ben bunu anlamıyorum. ve asla anlamayacağım.

    PM: Tamam, bu duyguların doğrulundan şüphe duyamayız.

    Şimdi doğrunun neye benzediği çerçevesindeki teknoloji, bilim gelişmeye devam ediyor. Mesela artık özel amaçlı göz takipçiler ve kızıl ötesi beyin taramaları, kandırmaya çalıştığımızda bedenlerimizin yolladığı sinyalleri deşifre edebilen MRI’ların var olduğunu biliyoruz. Ve bu teknolojiler hepimize yalan için birer ilaç olarak pazarlanacaklar, ve birgün inanılmaz derecede faydalı olacaklar. Ama aynı zamanda kendinize şunu sormalısınız: Bir görüşmede sizin tarafınızda kimin olmasını istersiniz, doğruya ulaşmak için eğitilmiş biri mi yoksa kapıdan 400 pound değerinde bir elektroansefalo itecek biri mi?

    Yalan gözcüleri insan araçlarına güvenirler. Biliyorlar ki, eskilerin dediği gibi,

    “Karakter karanlıkta ortaya çıkar.”

    Ve ilginç olan şey ise günümüzde çok az karanlık var.

    Dünyamız günün her saatinde aydınlık.

     Yaşamlarını halka açık yaşama seçimi yapmış yepyeni bir nesil insanların seslerini yayınlayan bloglar ve sosyal ağlarla apaçık ortada. Çok daha gürültülü bir dünya. Bu nedenle sahip olduğumuz bir zorluk, aşırı paylaşımın dürüstlük olmadığını hatırlamak. Delice tweetlemek ve mesajlaşmak insan terbiyesinin — karakter bütünlüğünün — inceliklerinin hala önemli olduğu her zaman önemli olacağı gerçeğinden uzaklaştırabilir. Yani bu daha da gürültülü dünyada, ahlak kodumuz hakkında biraz daha açık olmamız, bizim için mantıklı gelebilir.

    Yalancılığı fark etmenin bilimi ile görme, dinleme sanatını birleştirdiğinizde, bir yalana işbirliği yapmaktan kendinizi kurtarırsınız. Biraz daha açık olma yolunda adım adım ilerlersiniz, çünkü çevrenizdeki herkese şunu işaret edersiniz:

    “Hey, benim dünyam, bizim dünyamız, dürüst bir dünya olacak. Benim dünyam, doğrunun güç kazandığı ve sahteliğin farkedildiği ve dışlandığı bir dünya olacak.”

    Ve bunu yaptığınızda, bastığınız zemin biraz da olsa hareket etmeye başlayacak.

    Ve doğrusu da bu.

    Erişim Kaynak:
    http://www.ted.com/talks/lang/tr/pamela_meyer_how_to_spot_a_liar.html

    ****************

    FİZYONOMİ : İLM-İ SİMA
    LİE TO ME (2009-2011)  Dizi Üç Sezon
    PAUL EKMAN ‘ LİE TO ME ‘ TİM ROTH ÜÇGENİ

    POLİTİKA: YALANINA İNANDIRMA SANATI MI?

    DİNDÂRIN CİNSELLİK KONUSUNDAKİ YALANLA İLİŞKİSİ

    “GERÇEK VE YALAN”IN EŞİĞİNDE

    FLİGHT-Uçuş (2012)- YALAN’IN TUTSAK EDEMEDİĞİ İNSAN: MÜMİN

    FİZYONOMİ İLM-İ SİMA (indir-PDF)

    İLM-İ SİMA YÜZ OKUMA SANATI (indir-PDF)

     

     
  • ihramcizade 14:39 on 06 January 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , , , , , , , Bill Nunn, , David Morse, , , , , , , , , , Hugh Grant, , , , , , , , , , , New York Gramercy Hastanesi', , , , , , , , , , Sarah Jessica Parker, , , , , , ,   

    EXTREME MEASURES/ Uç Noktalar (1996) 


    Yönetmen: Michael Apted

    Ülke: ABD

    Tür: Suç | Dram | Gizem

    Vizyon Tarihi: 10 Ocak 1997 (Türkiye)

    Süre: 118 dakika

    Dil: İngilizce

    Senaryo: Michael Palmer, Tony Gilroy

    Müzik: Danny Elfman

    Görüntü Yönetmeni: John Bailey

    Yapımcı: Chris Brigham, Elizabeth Hurley, Jeanney Kim

    Nam-ı Diğer: Body Bunk

    Oyuncular: Hugh Grant, Gene Hackman, Sarah Jessica Parker  ,  David Morse, Bill Nunn

    Özet

    New York Gramercy Hastanesi’nde Doktor Guy Luthan’IN (Hugh Grant) sorumluluğundaki bir hasta esrarengiz bir şekilde ölür ve Luthan bunun nedenini öğrenmek istemektedir. Nitekim, ölüm sonrası detaylarını incelerken, ne cesedi bulabilir, ne de ilgili notları…

    Film bittikten sonra bile uzun süre sizi düşündürecek olan, tıp ahlakı konusunda bir ikilem sunan bu esrarengiz gerilimde, Gene Hackman ve Sarah Jessica Parker da diğer başrolleri üsteniyor. Luthan, yanlışlıkla adım attığı tuhaf komployu çözmek konusunda kararlıdır. Ama, uçlara gitmeye cesareti olan tek kişi o değildir.

    Filmden

    İki yaralı geldi. Biri polis diğeri zanlı.  Müdahale için bir ameliyathane verirlerse doktor nasıl karar vermelidir?

     Zanlı olanın durumu ağırken polisi mi tutmalı?

    Doktor:  Evet, biliyorum. Ama öbür adamın durumunun çok daha kötü olduğunu biliyordun.

    - İkisi de yaşayacak.

     – Bunu bilmiyordun. Biliyordum.

    Sen tıbbi değil ahlaki bir seçim yaptın.
    Ahlaki seçim doğru mudur?

    Dr. Myrick, gayrı meşru yollardan yaptığı araştırmalarını savunurken dedi ki;

    Dr Guy,  68 yaşındayım. Fazla zamanım kalmadı. Üç yılımı bir fareyle mi harcayayım?

     Beş yıl sonra, eğer şanslıysam bir şempanzeyle deney yapabilirim belki. Bundan daha hızlı hareket etmemiz lazım. Tıpta kimsenin hayal etmediğini yapıyorum. Sinir oluşumunun temeli bu. İnsanları öldürüyorsun. İnsanlar her gün ölüyor. Ne uğruna?

     Hiç. Uçak kazası. Tren çarpışması. Bosna. İstediğini seç. Lokantaya dalan biri 15 kişiyi vuruyor. Haberlerde seyrediyoruz. Ne yapıyoruz?

     Sen ne yapıyorsun?

     Kanalı değiştiriyorsun. Bir sonraki hastaya bakıyorsun. Kurtarabileceğini düşündüklerinle ilgileniyorsun. İyi doktorlar gerekeni yapar. Büyük doktorlarınsa doğru olanı yapacak cesaretleri vardır. Babanda bu cesaret vardı. Sende de var. İki hasta var. Biri altın madalyalı bir polis öbürü belediye otobüsüne ateş açan bir manyak. Önce hangisine bakarsın?

     Biliyordun. Biliyordun. Eğer bir kişiyi öldürünce kansere çare bulacağını bilsen yapmaz mıydın?

     Bu cesur bir davranış olmaz mıydı?

     Bir kişi ölecek ve yarın kanser diye bir şey kalmayacak. Felç olduğunu sandığında tekrar yürüyebilmek için ne yapardın?

     “Her şeyi.” Bunu kendin söyledin. Her şeyi. Sen sadece 24 saat o halde kaldın. Helen 12 yıldır yürüyemiyor. Onu iyileştirebilirim. Ve onun gibi herkesi. Kapı açık. Buradan çıkıp gidebilirsin ve her şeye bir son verebilirsin. Ya da yukarı çıkıp tıbbı ebediyen değiştirebiliriz. Karar senin.

    Dr. Guy:

    Belki de haklısın. Belki yukarıda yatan o adamların hayatlarının fazla bir anlamı yok. Belki de dünya için büyük bir şey yapıyorlar. Belki hepsi birer kahraman. Ama bunu kendileri seçmedi. Onların yerine sen karar verdin. Karını ya da torununu seçmedin. Gönüllü var mı diye araştırmadın. Onları sen kendin seçtin. Ve bunu yapmaya hakkın yok. Çünkü sen bir doktorsun. Ve bir yemin ettin. Ve sen Tanrı değilsin. Söylediğin şeyi yapıp yapamayacağın beni ilgilendirmiyor. Ya da bu gezegendeki bütün hastalıkları iyileştirip iyileştiremeyeceğin. Yukarıdaki o adamları öldürüp onlara işkence ettin. Mesleğinin yüz karasısın. Umarım hayatının geri kalanını hapiste geçirirsin.

    —————

    Kim ne olursa olsun başkasının özlük hakkında kendi doğrusunu kabul ettirme ve icbar etme hakkı yoktur. Hakikat birdir. Doğruyu  insanlar bulabilir. Hep ben doğruyum ve doğru olmak benim tarafımda demenin sonucu yalnızca kaostur.

    İnsan örnek olur. Örneğin doğruluğu ve eğriliği söz götürebilir. Fakat diğer insanlar o örneğin iyi olanına yönelme eğilimini kendi içinde hissedebilir. Çünkü insanın yaratılışında temiz ve doğruluk esastır.

     
  • ihramcizade 10:23 on 06 January 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , Kaynak: Ken’an Rifâî, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,   

    BU HİKMETİ BİLENLERDEN MİSİNİZ? 


    Vaktiyle valinin biri azlolunmuş, hayli zaman açıkta kalmış. Bir gün uşağı: Efendi, demiş, filân ağaç kovuğunda bir zat oturur herkes gidip onun duasını alır, büyük bir zattır. Haydi, biz de gidelim de senin için duâ isteyelim!

    Efendi de uşağın sözünü dinleyerek kalkar ve beraberce o zâta giderler. Elini öpüp hacetlerini söylerler. O zat da:

    “Yâ Rabbî, der, ne ka­dar hayır sahipleri ne kadar sâlihler, âşıklar varsa onların yüzü suyu hürmetine bu adama yakında bir memuriyet ihsan et!”

    Bu duayı aldıktan sonra Efendi ve uşak evlerine dönerler. Biraz son­ra da bir yaver gelerek filân yere vali tayin olduğunu bildirir. Aradan beş on sene geçtikten sonra vali tekrar azlolunur. Yine uşağın teklifi üzerine ağaç kavuğundaki zâta gidip yeniden duâ isterler. Ama bu defa o zat:

    Yâ Rabbî, ne kadar meyhaneci, edepsiz, katil, hırsız kulların var­sa onların yüzü suyu hürmetine bu adama bir memuriyet ver,”

    diye duâ eder. Bu türlü bir niyaz beklemeyen valinin hayreti karşısında:

    “Merak etme oğlum, tecelli devir devirdir bu da hak, o da hak… Sen işine bak tayin olunursun,”

    diye cevap verir. Gerçekten de üç gün sonra tekrar bir tâyin çıkarak adamcağız yeni işine gider.

    Bazı kimseler görüyorsun, Hak yolunda oldukları halde birçok maddî mahrumiyetler ve elemler içindedirler. Fakat onların içinde bu­lundukları ateşte ne gülistanlar gizlidir. Allah Teâlâ’dan uzak kalan bir kim­se ise, ne kadar zevk ve safa içinde de olsa yine ateşin içindedir. Çünkü aslı ateştir neticede de yine ateşe munkalip olur.

    Fakat bu iki ateş arasında azîm farklar vardır. Biri ateş görünür içi gülistandır. Biri gülistan görünür içi ateştir. Fark bu..

    Kaynak: Ken’an Rifâî, Sohbetler, hzl: Sâmiha Ayverdi, İst, 2000 s. 160

     
  • ihramcizade 17:05 on 03 January 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,   

    HOUSE OF CARDS [Kartların Evi] (1990) Mini Dizi 


    “Ben asla yorum yapamam”

    Yönetmen: Paul Seed

    Ülke: İngiltere

    Sezon: 1.Sezon

    Tür: Dram

    Vizyon Tarihi: 25 Kasım 1990 (İngiltere)

    Süre: 50 dakika

    Dil: İngilizce

    Senaryo: Andrew Davies, Michael Dobbs

    Müzik: Jim Parker

    Görüntü Yönetmeni: Jim Fyans, Ian Punter

    Yapımcı: Jeremy Gwilt, Ken Riddington

    Oyuncular:    Ian Richardson,    Susannah Harker, Miles Anderson,    Alphonsia Emmanuel, Malcolm Tierney

    Özet

    1990 yılında   dört bölüm olarak çekilmiş  siyasi gerilim tarzında  televizyon dramasıdır.  

    Hikaye Michael Dobbs tarafından yazılmış bir romandan Andrew Davies tarafından uyarlandı  Dobbs’ın romanı ayrıca radyo için dramatize edildi. 1996 yılında  iki televizyon devam dizi filmi vardır ( The play the Kind ve Final Cut )

    Margaret Thatcher istifası sonrasında iktidardaki Muhafazakar Parti yeni bir lider, seçmek üzeredir.  Francis Urquhart siyasi parti denetleyicisidir. Devlet sırları elinin altındadır. Francis Urquhart’ın  ahlaksız ve manipülatif şekilde iktidardaki Muhafazakar Parti’nin gelecekteki lideri olmak ve İngiltere Başbakanı olmak  için yaptığı entrikalar.  Bu nedenle  Francis başbakan olmak için tüm sırları açık etmeye ve entrikalara hazırdır.

    http://en.wikipedia.org/wiki/House_of_Cards_(UK_TV_series)

    Eleştiri

    https://eksisozluk.com/house-of-cards–525157

    Diziden Kaçırmamanız Gereken Bazı Ayrıntılar

    House of cards – 1×01

    Hiçbir şey sonsuza dek sürmez. En uzun, en şaşaalı saltanat bile, bir gün bitmek zorundadır.

    Ben Baş Denetmenim. Sadece bir görevli. Birlikleri kontrol altında tutarım. Gözdağı veririm, onları ürkütürüm. Ve tabii ki liderim kim ise ona mutlak sadakatimi sunmam gerekir.

    Margaret Thatcher’dan İngiltere’nin yeni Başbakanı Henry Collingridge  seçimlerden sonra  partisine açılış konuşmasında “Bir araya gelelim” dediğinde Francis Urquhart ve arkadaşı şu yorumu yapar.

    Tüm insanlarımızın bir araya gelmesi için doğru yolu bulalım.
    Saçmalık. “Bir araya gelelim” mi?
    Marrakech’teki bir genelevin sloganına benziyor

     [Onun ahlâki temeli, arka sokaktaki tutucu Pazar okulunda, Peterborough veya Rugeley'de, ya da benzeri berbat bir yerde verilen ikiyüzlü vaazlardır. Ona karşı kin beslediğimden değil tabii. Ama onun gibilerin yukarı tırmanmasına izin vererek başımıza dert açtık. Benim geçmişim, gördüğünüz gibi biraz farklı. Ama ayrıcalık, sorumluluğu getirir. Ben devletin sadık bir hizmetkârıyım ve bundan gurur duyuyorum. Ayrıca, Henry Collingridge'e saygı duymayabilirim, ama bence o bana saygı duyuyor. İtiraf edeyim, yüksek makam istiyorum. Bana bu konuda söz verdi. Ama her şey sırayla. Kazanmamız gereken bir genel seçim var.]

    Gazeteci Mattie:  Başbakan uyuşmazlıkla karşı karşıyaysa, muhalefet edenleri neden kovmuyor?

     Yeni insanlarla siyasete neden yönelmiyor?

     Francis Urquhart : Böyle düşünebilirsin, ama o kadar kolay değil. Tehlikenin kaynağından emin değil. Ani değişiklikler de panik hissi uyandırabilir. – Resmi bakış açısı budur.

    - Katılmıyor musun?

     Elbette katılıyorum, buna mecburum.

    -Diğer taraftan, eğer Titanik’in kaptanı olsaydınız ”Viya böyle.” diyemezdiniz. Eğer Cevaplayabileceğiniz şekilde nasıl sorarım bilmiyorum. Deneyin.

     Eğer Titanik’in kaptanı olsaydım, hangi üst düzey çalışanlarımdan endişe etmem gerekirdi?

     ”Acelesi olan yaşlı adama dikkat et.” Bu sözü duydun mu, Mattie?

    -Hâlâ parti lideri olabileceğini düşünüyor olamaz. Bu yaşından sonra, bir lord olarak. Yani?

     Kendisi için istemiyor. Dizginleri elinde tutmak istiyor. Parti liderliğini, kendi yetiştirdiği biri için istiyor.

    -Böyle düşünebilirsin. Ben yorum yapamam-

    Evet, birkaç sızıntı işe yarar ama bundan çok daha fazlası gerekir.
    Büyük bir skandal belki.
    Bir politik skandal.
    Ya da insanların gerçekten anlayacağı bir skandal.
    Seks veya para.

    House of cards – 1×02

    Francis Urquhart : Ben dahil, bazı adamlar boş durmaya katlanamazlar. Başbakan ve kardeşinin birlikte inanılmaz bir ticarî suça bulaştıklarını halka açıklayabilirim. Ama önce olayın biraz gelişmesine izin verelim, değil mi?

     Öte yandan Charles ve Başbakan Henry Collingridge’i mümkünse halkın gözü önünde tutmalıyız. Basın da yaz sezonunda her türlü habere minnettardır. Başbakan utanç kaynağı kardeşini genelde Eylül sonuna dek gözlerden uzak bir yerde tutarak önlemini alır.

    Bu yıl Charlie, Poitou-Charentes’de rahatça kafayı bulabileceği kırsal bir Fransız kenar mahallesinde olacak. Başbakan parasını harcamayıp tatilini evinde geçirirken ve Chequers’da beyefendi pozları verirken. Yani birisinin Charles Collingridge’in tatildeki adresini basına sızdırması, çok talihsiz oldu.

    Başbakan Henry Collingridge: Adiler! Zavallı Charlie bunu hak edecek ne yaptı?

     Tek şanssızlığı benim kardeşim olması. Her ailede kendi başının çaresine bakamayan biri vardır.

    Doğru. Haklısın.

    -Kardeşim Charlie’nin yanında olursam, halk bunun için bana daha çok saygı duyar.

    Bunu kardeşin için yapmanı isterim, kamuoyu yoklaması için değil, Hal.

    Elbette. Görev ve kişisel çıkarın buluşması. Bir kereliğine.

    Patrick Wo:

     Margaret gittiğinde Henry’nin rakibiydim. En sıkı rakip bendim. Eğer tekrar rakip olursam desteğini beklerim, Francis. Ama çok erken. Halkı lider değişikliğine hazırlamak için birkaç aya ihtiyacımız var. Aceleci olursak suikastçi gibi görünürüz. Yavaş olursak parti mahvolur.Francis, bu konuyla senin ilgilenmene memnun oldum.

    Collingridge’i göndereceğiz. Sen ciddisin değil mi?
     Bu güven krizi politikayla ilgili değil, liderlikle ilgili. Henry Collingridge’i çok beğenirim. Ona pek çok yönden saygı duyarım. Ama bu ülkenin özgürlükleri savunacak güçlü bir sağcı lidere ihtiyacı var. – Ve artıracak. – Kesinlikle, tüm Avrupa öyle yapıyor. Burası kahramanların ülkesiydi Ben. Kâşiflerin, askerlerin, gezgin tüccarların. Köpeklerini tasmadan kurtaracak bir lider istiyoruz.
    - Biraz koşmamıza izin verecek.
    - Tabii ki. Biraz rahatını bozmaya, emek vermeye hazır bir lider istiyoruz. Dediklerin hoşuma gidiyor, Francis. Peki, aklında kim var?
     Patrick Woolton istediğimizi verebilir.
    - Kendin için istemiyor musun?

     – Ben mi?

     Hayır, hayır. Ben sadece Baş Denetmenim. Sadece birlikleri düzene sokarım. Baş Denetmenler daha önce zirveye yükseldiler. Bir gün o aşamaya gelirsem, bürokratik engellere takılmana izin vermem, Ben.

    Landless’ın orduları benim için çabalıyor, karanlıktan gün doğumuna dek hikâyeyi anlatıyorlar. Ulaşılmaz bir lider. Kurtulmak için çırpınan bir saman kuklası. Geleceği önünde bir yumruk gibi kapanıyor.

    Bu berbat dünyada kim lider olur ki?

     Özür dilerim Başbakanım. Görmeniz gerekir diye düşündük. Graham, kahvaltıda olmaz. Hal, konuşmasını hazırlamak için 4’e kadar oturdu. Biz de öyle Bayan Collingridge. Çok üzgünüm ama çok ciddi bir konu. İşaretlediğim kısmı okursanız Sayın Başbakan. Sadece bir sızıntı değil, bu bir kişisel saldırı.

    “Önde gelen bir bakan, ‘Partimizin normalde kusursuz olan konumu, liderin cazibesini kaybetmesiyle sarsılıyor.’ dedi.”

    “Bir başka önemli parti üyesi, partinin iyiliği için Henry Collingridge’in çekilmeye davet edilmesini önerdi.”

    Bunu kim yapıyor?

     Kim bu?

     Hepimizi mahvetmeye mi çalışıyorlar?

     Bu kim bilmek istiyorum, Graham. Bilmek zorundayım. Lord Billsborough’yu aramalı mıyım?

     Evet. Hayır! Hayır, Billsborough olmaz. Francis Urquhart’ı bul.

    Başbakan:

    ’80’ler yüzleşme dönemi ise bence ’90’lar da uzlaşma dönemi olacak. Dayanışma dönemi. Olgunluk dönemi. Baskıcı muhalefet, Doğru Yol’u bulmamıza yardımcı olmayacak. Doğu Avrupa’daki olaylar bize bunu kesinlikle gösterdi. İngiliz demokrasi yapısı özgürlüğün peşinde koşanlara Polonya’da, Rusya’da, Macaristan’da ve Çekoslovakya’da ilham kaynağı oldu. En azından ben, bununla gurur duyuyorum. İyi bir devlet, sadece açıkça ve dürüstçe gerçekleştirilen fikir alışverişi ile mümkündür. Güven ortamında yapılan, dürüst ve açık fikir alışverişi.

    Sayın Başbakan, programın son 5 dakikasında, kardeşinizin uygunsuz hisse alımıyla ilgili iddialara dönebilir miyiz?

     – Zevkle.

    - Bu hafta bir bildiri yaptınız. Ailenizin olayla ilişkisini reddettiniz ve isim karışıklığı olabilir dediniz.

    -Doğru. Elbette Observer’ın sıradışı hatasını açıklamak bana düşmez. Tek söyleyebileceğim, ailemin bu olayla bir ilgisi olmadığıdır. Bunun için şeref sözü veriyorum. Aile avukatlarımız Observer’a karşı işlem başlattı. Bu sahte ve hain iddiaları tekrar eden herkes için bunu yapacaklar.

    - Teşekkürler. Bunu dikkate alacağız.

    - Akıllıca olur. Siz ve kardeşiniz bir gazete bayiinde geçici bir adres –  açtığınızı yalanlıyorsunuz. –

    -Doğru. Ama bu Pazartesi, elemanımız Jane Hartston o adrese gitti. Kardeşinizin adına gönderilmiş mektupları fotoğrafladı.

    - Şimdi bakın

    - İlki Ottoman Union Bankası’ndan, Mendox hisselerini alıp satan banka. İkincisi, kardeşinize Muhafazakâr Parti’nin Smith Square’deki satış işleri bürosundan gönderilmiş. Bunlarla hiçbir ilgi kuramıyorum. Bu olay açıkça bir isim karışıklığı.

    - Sizi uyarmalıyım ki

    - Biz de sizin gibi Charles Collingridge yaygın bir isim olabilir diye düşündük. Gizli hükümet kararlarından faydalanan başka bir Charles Collingridge. Ama ilginçtir ki, Londra telefon rehberinde bir tek Charles Collingridge var. Kardeşiniz.

    Sayın Başbakan, bitirmek üzereyiz. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

     Başbakan adının karıştığı sözde Mendox hisseleri skandalı hakkında daha fazla youm yapmayı reddediyor. World Watch’tan bu gecelik bu kadar.

    Eğer aklına koyarsan bence istediğin her şeyi elde edebilirsin.

    House of cards – 1×03

    Acil kabine toplantısı. Her zaman heyecanlı bir beklentiye neden olur. Birinin başı dertte. Birinin başı gidecek. Ama bizimki değil.

    Başbakan Henry Collingridge:

    “ Size, bugün yayınlayacağım kısa bir demeci okuyacağım. Sizden bu mesajın içeriğinden kimseye bahsetmemenizi istiyorum, resmi olarak açıklanmadan önce. Teşekkürler.

    “Son günlerde basında aileme ve işlerime ilişkin birçok söylenti dolaşıyor.”
    “Daha önce de belirttiğim gibi, ben utanılacak hiçbir şey yapmadım.”
    “İleri sürülen iddialar, bir devlet çalışanı için çok kritik bir konuda.”
    “Erişimimdeki gizli bilgileri ailemi zenginleştirmek için kullandığım iddiası.”
    “Kabine Sekreteri’nden resmi ve bağımsız bir soruşturma yürütmesini istedim.”
    “Eminim ki, masumiyetim hiçbir şüpheye yer bırakmadan ortaya çıkacaktır.”
    “Bu esnada, Başbakanlık makamının sağlamlığı sorgulanmaya başlandı.”
    “Benim birinci görevim bu makamın sağlamlığını korumaktır.”
    “Bu nedenle bugün Majesteleri Kraliçe’den bir halef seçilir seçilmez, Başbakanlığı bırakmak için izin isteyeceğim.”

    Sabrınız için teşekkürler. Ayrıca bu fırsatı size teşekkür etmek için kullanmak isterim, bu zor zamanlardaki dostluğunuz ve sadakatiniz için. Bu kelimelerin, kendisine uyduğunu düşünenlere. Francis, geçen haftaki gayretlerin için özellikle sana teşekkür etmek isterim. Sana ne kadar borçlu olduğumu sadece sen ve ben biliriz. Teşekkürler.

    Francis:

    Bu kadardı. Ne hoş değil mi, emeklerinizin takdir edilmesi. Sonuçta bir hayli çaba gösterdim. Tamamen doğru olmasa da. Umarım suçluluk duymuyorsunuzdur. Merhamet duygunuzu hemen parçalayın. Ayağınızın altında izmarit gibi ezin. Ben bu ülkeye bir iyilik yaptım. Büyük Britanya’yı yönetecek beyine, yüreğe veya mideye sahip değildi. İyi bir adam, ama çok zayıf. En derin ihtiyacı insanlar tarafından sevilmek. Bu takdir edilesi bir özellik. Bir köpek veya bir fahişe için. Bir Başbakan için değil. Ona bir iyilik yaptığımızı keşke bilse. Makama geldiği an tuzağa kapılmış, çığlık atıyordu. Biz sadece zavallı piçin acısını dindirdik.

    “Hayatın düzensiz ateşinin ardından, artık rahat uyuyor.” Alınganlık göstermekten kaçınalım. Olur mu?

     Çünkü, bu sadece başlangıç. Onları gördünüz. Masanın etrafında gözlerinin nasıl parladığını. Samuels, Woolton, Harold Earle, McKenzie. Anlamalılar ki, hepsinin de ne mal olduğunu bilirim. Gözdağını ben veririm. Onları ben telaşlandırırım. Şimdi, izninizle. Bir arama yapmalıyım. İnsan zavallı Hal’in güzel bir uğurlamayı hak ettiğini düşünüyor.

    Kimsenin oyuncağı değilim. Ben seçilmem, seçerim. Yaşla ilgili tabular beni ilgilendirmiyor.

    Bir beyefendinin asla konuşmayacağı şeyler vardır.

    - Hisseleri alman için para verdi mi?

     – Hayır.

    Öyle bir para değil.

    Hayır.

    Sıkıştığımda bana 50 pound verir. Bazen 100. Hal dünyadaki en iyi kardeş. Bu kadar. – Hikâyenin sonu. – Daha önce hiç hisse satın aldın mı?

     Tanrım hayır. O işi zeki adamlara bırakırım. Oynadığım tek kumar at yarışları. Ondan da çok anlamam.

    Burada pek fazla iş yok Mattie.

    Ben sadece arka oda adamıyım. Bu işe uygun ve hırslı çok adam var. Bu konuya biraz zaman ayırıp doğru seçimi yapacağız. Güzel. Birinci sınıf. Mükemmel.

    - Bırakalım birbirlerini yok etsinler, mi?

     – Aklıma gelmedi diyemem. Ama Pat Woolton’a karşı daha fazlası gerekecek. Woolton’a hizmet etmekten gurur duyarım. Başbakan olmak istemiyorum. Berbat bir iş. Tabii. Baş Denetmen olmak daha iyi. Tüm sırları bilmek, gözdağı vermek. Telaş yaratmak, benim zevkim.

    House of cards – 1×04

     Öğleden sonra saat dört. Basın açıklaması yapmak için en elverişli zaman. Hayır, falcıların ağına düşmedim. Dörtte yapılan açıklamlar akşam haberlerine ve ülkedeki gazetelerin ilk baskılarına yetişir.

    Politika, kişisel hırslardan fazlasıdır.

    Nereden bileyim?

     Bomba olsa çoktan patlardı. “Patrick Woolton kongrede.” Emin misin?

     “Konuşması” veya “Avrupa Kongresi” olmasın?

     Hayır, başka bir şey yok. Kaseti tak bakalım, neymiş görelim.

    Brighton’daki sevişmemizin ses kaydı olan bir kaset. Eşim kahvaltı masasında bunu dinledi! Bunu kaydeden de, gönderen de sen olmalısın! Seninle yattığımı kimsenin bilmesini istemem! Hiç hoşlanmadım, düşüncesinden bile nefret ediyorum! Ben orospu değilim, kimseyi tehdit etmem! İhtiyacım olan paraya sahibim! Sadece güvenebileceğim insanlar tanımak isterdim!

    Sen değilsen Kim?

    Onu nasıl suçlayabilirim?

     Ondan yapmasını istediğim şeyler görev tanımında asla yoktu. Kimsenin görev tanımında olmamalı, bir fahişenin dışında. Bazen artık hepimiz fahişe gibiyiz diye düşünüyorum. Fahişe olmaya içiyorum. Şu hariç, o gerçekten buna mecburdu. Yastığı ısıran asla ben olmadım. Artık beni sevmiyor. Artık beni sevmiyor ve zavallı kalbim çok acıyor.

     Gerçekten acıyor. Bu çok garip değil mi?

     Kendimden başka suçlayacak kimse yok. Yani bugün olduğum yere geleceğimi kim tahmin ederdi ki?

     Çocukken, hayatının nasıl olacağını düşünür müydün Francis?

     Bir çocuğun kalbiyle. Tanrının bizim için istediği bu muydu?

     “Eğer zamanın tohumlarını seçebilirseniz, hangi tanenin büyüyüp hangisinin büyümeyeceğini bilebilirseniz “

    - Şimdi seni düşünüyordum.

    - Hiç sanmıyorum. Düşünüyordum. Mücadele bittiğine göre artık sana yardım edebilirim. Mattie?

     Bir sorun mu var?

     Yapabileceğim bir şey var mı?

     Bir şeye üzülüyorsun, nedir Mattie?

     Doğru olmadığını söyle. Neyin?

     Doğru olmadığını söyle. Neyin doğru olmadığını?

     Neden bahsettiğini bilmeliyim Mattie. Pek çok yeteneğim var ama zihin okuyamam. Sensin. Başından beri hep sendin. Collingridge ve kardeşine iftira atan. Utanç belgelerini sızdıran. Beni korkutmaya çalışan. Roger O’Neill’ı öldüren. Doğru olmadığını söyle. Söyle. Mattie, Mattie Bana bak, haydi ama. Böyle daha iyi. Bana inanıyorsun değil mi?

     Yaptın mı ?

     Roger O’Neill’ı öldürdün mü?

     Mattie, bunun beni nasıl incittiğinin farkında mısın?

     Sana karşı hislerim çok içten. Benden şüphelenmene dayanamam. Sana güvendim, Mattie. Sen neden bana güvenemedin?

     Bunu istedim. Hâlâ da istiyorum.

    - Öyle mi Mattie?

     – Seni seviyorum. Düzgünce söyle. Babacığım de. Seni seviyorum babacığım.

    - Sadece bilmek istiyorum. – Neyi?

     Roger O’Neill’ı öldürdün mü?

     Evet.

    - Nasıl?

     – Fare zehiri. Susturulması gerekiyordu. Merhametin bir göstergesiydi. Artık huzurlu. Korkacak bir şeyi yok.

    - Mattie – Ne?

     – Mattie – Ne?

     Sana güvenebilir miyim?

     – Biliyorsun ki evet.

    - Mattie. Bunu söylemek bana acı veriyor. Ama sana inanmıyorum. Sana güvenebileceğime inanmıyorum. Babacığım !

    Arkamı dönmüştüm. Onu dinlemeliydim. Onu durdurmak için şansım olmadı. Evet, onu uzaktan tanıyordum. Çok yetenekli bir genç kadındı, ama çok öfkeliydi. Kendisine birkaç röportaj vermiştim. Milli bir gazetedeki politika muhabirliği işini kaybettiği için çok üzgündü. Ölüm her zaman üzücüdür. Ama kariyerinin başındaki yetenekli bir gencin ani ve beklenmedik ölümü özellikle üzücü.

    Francis Urquhart’ın genç bir gazetecinin bugünkü talihsiz ölümüyle ilgili yorumuydu. Buckingham Sarayı’na gitmekte olan Bay Urquhart, Kraliçe tarafından Hayır. Söyleyecek bir şeyim yok. Hayır. Hayır. Göremiyor musunuz?

     Buna mecburdum. Ona nasıl güvenebilirdim?

     Pekâlâ böyle düşünebilirsiniz.

    Ben asla yorum yapamam.

     
  • ihramcizade 09:11 on 03 January 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,   

    WE STEAL SECRETS: THE STORY OF WİKİLEAKS/Sırları Çalıyoruz: Wikileaks’in Öyküsü (2013) 


    “Işık açılırsa, sıçanlar kaçar.”

    Yönetmen:Alex Gibney              

    Ülke: ABD

    Tür:Belgesel

    Vizyon Tarihi:21 Ocak 2013

    Süre:130 dakika

    Dil:İngilizce

    Senaryo:Alex Gibney   

    Müzik:Will Bates             

    Görüntü Yönetmeni:Maryse Alberti     

    Yapımcı:Sam Black, Alexis Bloom, Javier Alberto Botero              

    Oyuncular    Julian Assange,    Chelsea Manning ,   Adrian Lamo, James Ball, Timothy Douglas Webster  

    Özet

    Amerikan tarihindeki en büyük güvenlik ihlalinin gerçekleşmesine neden olan Julian Assange’ın tartışmalara yol açan web sitesinin detaylarını anlatan bir belgesel.

    Belgesel Metni

    Nükleer karşıtı gruplar, perşembe günü fırlatılacak olan radyoaktif plütonyum yüklü  uzay mekiği Atlantis’in yolculuğuna engel olmak için mahkemeye gidiyor.  Mekik ve yasal mücadeleler.  NASA avukatları yarın mahkemeye çıkarak  benzersiz bir çevre mücadelesine karşı uzay mekiği Atlantis ile  uzay aracı Galileo’yu savunacak.  Uzay yolculuğu fırlatma rampasında kalabilir.  Anlaşmazlığın merkezindeki Galileo plütonyumla çalışan bir uzay aracı ve mekikten fırlatılmak üzere programlanmış.  Biz kaza durumunda kansere neden olduğu bilinen  plütonyum parçacıklarının Florida’da geniş bir alana yayılabileceği iddia ediliyor.

    UZAYDA PLÜTONYUMU YASAKLAYIN

    Ekim 1989  Bir pazartesi sabahıydı, Galileo’nun fırlatılmasına birkaç gün vardı. John “Fuzzface” McMahon NASA Network Yöneticisi 1989-1990 Yönetim gelir gelmez beni yakaladı.  Ağda bir bilgisayar solucanı tespit edildiğini söylediler.  Solucan, kendini çoğaltan bir programdır.  Bir bilgisayara girer ve sistemden sisteme atlar.  O sırada henüz pek yaygın değillerdi. Ne yapacağını bilmiyorduk. Kötü bir şey olduğunu biliyorduk.  Solucan bir makineye girerse,  duyuru iletisini değiştirip küçük satır ve karakterlerle  şunu yazıyordu:  W-A-N-K, yani Nükleer Katillere Karşı Solucanlar.  Altında da, “Herkes için barış zamanı diyorsunuz,  “sonra savaşa hazırlanıyorsunuz.” Tanrım, nedir bu?

      Çoğu kişi, “WANK” in anlamını bilmiyordu.

    SİSTEMİNİZ RESMEN WANK’LENDİ

    Solucan panik yarattı.

    Makinenize bağlandığınızda şu iletiyi alıyordunuz:  “Biri sizi gözetliyor  Anarşistlere oy verin!”  Birdenbire “1. dosya silindi, 2. dosya silindi, 3.  Dosya silindi” yazısı görünüyordu ve bu böyle devam edip gidiyordu.  Şifreleri değiştiriyordu, o yüzden sisteme girip onu durduramıyordunuz.

    HİÇBİR DOSYA BULUNAMADI.

    Birçok kişinin ödünü koparmıştı.  WANK yüzünden fırlatmanın başarısız olacağından korkuyorlardı.  Nükleer pil, patlayan bir uzay aracından aniden uçup gidecekti.  Tüm sistemler hazır. On bir, on, dokuz   Bunu nasıl durduracağız?

      Acaba nereye kadar yayıldı?

       Ana motor çalışmaya hazır.  Altı, beş, dört, üç, iki, bir.  Jüpiter’e gidecek olan uzay aracı  Galileo ve Atlantis kalkışa hazır!  Mekik olaysız bir şekilde fırlatıldı.  Ama WANK solucanı yayılmaya devam ederek  dünyanın her yanında 300.000’den fazla bilgisayarı etkiledi. 

    Bir uyarı, silah veya siyasi şaka olarak mı tasarlandığı asla anlaşılamadı.  Soruşturmayı yürütenler WANK solucanının izine Avustralya’da rastladılar.  Ulusal polis Melbourne şehrinde  küçük bir hacker grubundan şüphelense de bundan bir sonuç alamadı.  Ama bizzat mesajın kendisinin önemli bir ipucu olduğu anlaşıldı.  Avustralyalı grup Midnight Oil’in şarkı sözleri  ülkenin en ünlü hacker’ı olacak kişinin favorisiydi.

    HERKES İÇİN BARIŞ ZAMANI DİYORSUNUZ, SONRA SAVAŞA HAZIRLANIYORSUNUZ.

    Evet.  Böyle bir şey daha önce hiç olmamıştı.  Bir web sitesi tarafından kamusal alana aktarılan korkunç miktarda sır

    Julian Assange. Bir özgürlük kahramanı mı, yoksa yargılanması gereken bir terörist mi?

       Birleşik Devletler aleyhine enformasyon  mücadelesine girişmiş aktif bir düşman savaşçısı   Bir zamanlar,  yanlış yaptığında hükümetimize karşı çıkmak vatanseverlik sayılmaz mıydı?

    Birleşik Devletler Bay Assange’ı durdurmak için bir şey yapmalı mı?

       Bence Assange katledilmeli, aslında  Hayır, o bir kahraman   Yaptığı şey müthiş yıkıcıydı  Bu adam yine vuracak.

    Julian Assange’a özgürlük! Julian Assange’a özgürlük!

    Sizi motive eden nedir?

      Yaratıcı olmayı seviyorum. Yani, uzun zamandır sistemler ve süreçler tasarlıyorum. Ayrıca kurbanları savunmaktan da hoşlanırım. Mücadeleci bir kişiliğim var ve piçkurularını mahvetmeyi severim. Böyle bir meslek de bu üç şeyi bir araya getiriyor. Yani şahsen benim için çok tatminkar.

    Ama piçkurularını mahvetmek kendi başına adil bir dava mı?

      Piçkurusuna bakar. Meseleyi tamamen dünyayı karşısına almış bir adam olarak görüyorum. Dünyayı karşısına almış bir adam. Julian çok radikal bir vizyoner. Julian olağanüstü bir şeyin peşindeydi. Olağanüstü zeki, cesur, adanmış, çalışkan ve parlak bir fikri olan biri. Bunu gerçekleştirmeyi de başardı. WikiLeaks:

    DİĞER HERKES YAN ÇİZERKEN BİZE HAKİKATİ GÖSTERİYOR.

    Julian Assange sırlara kafayı takmıştı,  kendi sırlarını korurken, hükümetlerinkini ve şirketlerinkini açığa çıkarıyordu.  İnternet sırlar için uygun bir yer değil.

    Siber uzay, geçitlerden oluşan bir galaksi gibi,  sürekli veri akışı var.  Basit bir bilgisayarla herkes içine girip keşfe çıkabilir.  Julian Assange’ın sevdiği şey de buydu, keşfetmek.  Gizli kapıları kullanmayı, girmemesi gereken yerlere girmeyi,  sırlar bulup onları ifşa etmeyi seviyordu.  Sırları sızdırmak için bir makine yaptı ve ona “WikiLeaks” adını verdi.

    Web sitesi, kim olduklarını açık etmek istemeyen kişilerin  sırlar yollayabildikleri  elektronik bir posta kutusuna sahipti.
    WikiLeaks sırları ele geçirince  bunları sunucular, alan adları ve ağlar vasıtasıyla yayıyordu.  Bu yollar o kadar çok sayıdaydı ki, bilgi ortadan kaldırılamıyordu.

    Web sitesinin ana sayfasına gidince göreceğiniz şey bu.  Burası WikiLeaks, hakikati yaymanıza yardım ediyoruz.

    Dünyada olumlu siyasi reformlar başarma şansı olan bilginin  kamuoyuna ulaşmasını sağlamak istiyoruz.

    Herkes anonim olarak ve iz bırakmadan gönderimde bulunabilir.  Bazı şeylerin kamuoyuna ulaşması için, paylaşmak isteyen kaynakları  korumanız gerekir,  ayrıca saldırı karşısında yayın yapabilme becerinizi de korumalısınız.

    Julian Assange:

    Hepsini benzeteceğiz  dünyanın içini açıp yeni bir şeyin filizlenmesine izin vereceğiz. WikiLeaks dünyanın en güçlü istihbarat teşkilatı olabilir, kamuya ait bir istihbarat teşkilatı.  Yolsuzluğu nasıl durdurabiliriz diye düşünüyor.  Yolsuzlukları haber veriyor.

    Julian Assange ne bir sağcı liberter ne de standart bir solcu.

    Prof. Robert Manne La Trobe Üniversitesi, Melbourne Bence o insancıl bir anarşist. John Lennon’vari bir devrimci, daha iyi bir dünya düşlüyor.  Daha medeni, daha adil bir toplum oluşturacaksak  bu, hakikatler üzerine inşa edilmeli   Julian’ı konuşurken duyduğumda aşırı idealizmi ve inandığı şeyler konusundaki samimiyeti beni çarpmıştı. Heather Brooke Gazeteci İfade özgürlüğü konusunda hiç taviz vermiyordu. Söylediği hemen her şeye tamamen katılıyordum, böyle bir şeyi daha önce hiç yaşamamıştım. Müthiş biri olduğunu düşündüm.  Her hafta haksızlardan hesap sormak ve haklı olanlara  yardım etmek konusunda önemli başarılar elde ediyoruz.

    “Üç şey uzun süre saklanamaz:
    “Ay, Güneş ve Hakikat”
    Siddhartha

    WikiLeaks manşetlere çıkmadan önce de küçük çaplı başarılar elde edilmişti. 

    Web sitesi, vergi kaçıran bir İsviçre bankası ile  Kenya’daki hükümet yolsuzluğu ve cinayetlere dair kanıtlar  ve yasadışı zehirli atıklarla ilgili gizli bir şirket raporu yayımlamıştı. 

    İlk sızıntılardan biri Ulusal Güvenlik Teşkilatı’ndan oldu. 

    11 Eylül’de hayat kurtarmaya çalışan çaresiz işçilerden gelen telaşlı mesajlar. Yüksek seviye DEFCOM alarmı DERHAL İSTASYONUNUZA DÖNÜN! 

    11 Eylül sırlar dünyası için bir dönüm noktası oldu.  Hem sızdıranlar, hem sır saklayanlar açısından. 11 Eylül’den sonra yeterince hızlı ve kolay ulaşılır şekilde bilgi paylaşmamakla suçlandık ve bunu çok ileri götürdük.

    Michael Hayden sırlar konusunda bir uzman.  Ulusal Güvenlik Teşkilatı ve CIA’in müdürlüğünü yapmış biri.  Odağımız açısından, ilk seçenek, NSA Başkanı, 1999-2005 CIA Başkanı, 2006-2009 bilgiyi saklamak ve akışı zorlaştırmak yerine paylaşmaktır.

    11 Eylül’den sonraki yıllarda anlamadığı düşman karşısında  ABD hükümeti farklı teşkilatlar arasında  daha fazla bilgi paylaşmaya başladı.  Aynı zamanda, ABD, vatandaşlarından daha fazla sır saklamaya da başladı.

    ABD, ülkenin her yanında peyda olan veri merkezlerinde NSA/CSS Kriptoloji Merkezi  istihbarat toplamak için operasyonlarını muazzam şekilde genişletti.

    Ulusal İstihbarat Direktörlüğü  Yıl başına düşen gizli belge miktarı sekiz milyondan 76 milyona çıktı.
    Gizli bilgiye erişimi olan insan sayısı Ulusal Güvenlik Teşkilatı İş Parkı  dört milyonu aştı.  Hükümet, telefon görüşmelerini ve e-postaları izlemeye başladı,  hem de saniyede 60.000’lik bir oranla.  Kimse ne kadar para döndüğünü bilmiyor, bu bir sır.

    Kongre bile bütün bütçeden haberdar değil. Gizlilik dereceleri sınıflandırma sistemi çok etkili bir ulusal güvenlik aracı olabilir, tabii amaca uygun ve hassas bir şekilde kullanılırsa.  Bush hükümeti sırasında Bill Leonard sınıflandırma şefiydi  ve hangi bilginin gizli kabul edileceğini denetlemekle sorumluydu. İstihbarat ortamı kökten bir şekilde değişmişti.

     İnsanlık tarihinde görülmemiş derecede istihbarat ürettiğimiz gibi, J. William Leonard ABD Hük. “Sınıflandırma Şefi” 2002-2008 insanlık tarihinde görülmemiş derecede sır üretiyoruz, ama sırları kontrol becerimizi  hiç adamakıllı değerlendirmedik.  Bu artan gizlilik ortamında,  Assange yayımlanacak sırların peşindeydi.

    İspiyoncuları yemlemek için en çok istenen bilgilerin listesini yayımladı. 2009’un Sızdırılması En Çok İstenen Bilgileri Uzun zamandır işin içinde olanlarımız bu günün geleceğini biliyorduk, geminin tüm sızdırmaz kapılarını ortadan kaldırdığımız için gemi su almaya başladığında sorun çıkacağını biliyorduk.

    21 MAYIS 2010 (13:40:51) ŞİFRELİ MESAJ ALINDI ÖZEL İLETİŞİM KURUYORSUNUZ merhaba  nasılsın?

      Ben doğu bağdat’ta görev yapan bir askeri istihbarat analistiyim çok yakından tanıdığım “biri”  ABD gizli ağlarına girip veri arıyor  bu bilginin öğrenilmesi önemli  bir şeyleri değiştirebilir bilgi serbest olmalı

    İZLANDA 2009 – 2010

    İzlanda’da kışlar zorludur,  ama bu yıl çekilen sıkıntının büyük kısmı insan yapımı.  Geçen Ekim ayında, İzlanda’nın üç bankası da iflas etti.  Normalde sabırlı ve makul olan İzlandalılar protesto etmeye başladılar.

    2009 Temmuz ayında WikiLeaks ülkenin iflas eden  en büyük bankası Kaupthing’e ait gizli bir dahili memoyu yayımlayarak  kitlenin öfkesini körükledi. Özel ve Gizli  WikiLeaks, Kaupthing’in kredi defterini ele geçirmişti.  Defter, birçok İzlanda bankasında olan şeyi gözler önüne seriyordu. Gerçek kredi değerlerine tamamen aykırı kredi notları verilmişti. Hepsi de içeridendi, bu bankadan milyarlarca dolar hortumlayıp iflas ettirdiler, zaten kısa süre sonra iflas edecek haldeydi.

    Alman enformasyon teknisyeni Daniel Domscheit-Berg  WikiLeaks’in ikinci tam zamanlı üyesi oldu.  Önce Internet üzerinden tanıştık, sonra 2007 aralık ayında  Berlin’deki Kaos İletişim Kongresi’nde şahsen görüştük.  Beklediğiniz hacker tiplemesine hiç uymuyordu, tamamen farklı görünüyordu, tamamen farklı konularla ilgileniyordu.

    Daniel Domscheit-Berg Eski WikiLeaks Sözcüsü  Kaupthing sızıntısı Daniel ve Julian’ın o güne dek en büyük başarılarıydı.  Kredi defteri ortaya çıkmış ve ülkeyi kasıp kavurmuştu.  Ulusal yayın kuruluşu R Ù V konuya geniş yer ayıracaktı. Smári McCarthy İzlanda Dijital Özgürlük Derneği  Ama yayın yasağı geldi. Bu akşam Kaupthing’in hissedarlarının çeşitli şirketlerine verdiği kredilerle ilgili kapsamlı bir haber yayımlayacaktık. Ancak bunu yapmamız engellendi

    Tarihimizde ilk kez devlet televizyonuna bir konu hakkında haber yapma yasağı getirildi.

    Birgitta Jónsdóttir İzlanda Milletvekili Hem de haberi yayımlamalarından hemen önce. Onlar da hiçbir şey yapmamak yerine web sitesine koydular.  Kaupthing kredi defteri ile WikiLeaks.org penceresi açılıyor  ve herkes lnternet’e bağlanıp sayfayı inceliyor. WikiLeaks’tekiler bununla epey destek topladılar.  O yıl daha sonra İzlandalı genç siber-eylemcilerden oluşan bir grup  WikiLeaks organizasyonunun temsilcilerini Reykjavik’te bir konferansa çağırdılar.  İzlanda ve WikiLeaks çok iyi uyuyor. Bu, toplumumuzda çok ihtiyacımız olan bir şeydi, medya bizi hüsrana uğrattı.  Onlarla tanışacağım için heyecanlıydım. Konferanstan önceki güne dek kimin geleceğini bilmiyorduk.  Dev bir organizasyon da olabilirdi, küçük bir organizasyon da.

    Merhaba. Bu çalışıyor mu?

      Tamam.  Başlangıçta hiç para kaynağımız yoktu, ne insan gücü ne organizasyon açısından bir düzenimiz vardı, çoğu şey doğaçtan gelişiyordu.  Şu anda yapmaya çalıştığımız şey bir konseptin kanıtlanması.

    Yani teknik açıdan beta aşamasındayız, bu da   Beta aşamasında değiliz.  Beta aşamasında değiliz

    Gmail beta aşamasındayız.  İnsanları koruma becerimiz açısından beta aşamasında değiliz.  Şu açıdan  Bırak da sözümü bitireyim. Tamam. Bazı açılardan garip bir deneyimdi, çünkü orada çok ünlüydük. WikiLeaks için çalışıyorsunuz. WikiLeaks şimdi İzlanda’da çok ünlü, çünkü Kaupthing’le ilgili bilgileri sızdırdı. Kaupthing avukatlarından bir mektup aldık, İzlanda bankacılık işlemlerinin gizliliği kanununa göre bir yıl hapsi hak etmişiz. Biz de İzlanda’ya gelip

    - Bizzat görelim dedik. –  bizzat görelim dedik.

    Hortumcular mahkemeye çıkarılmalı ve adalet yerini bulmalı. Güçlen İzlanda!  Julian, politikaya atılan bir şair olan  Birgitta Jónsdóttir ile birlikte  İzlanda’yı bilgi alma özgürlüğü cennetine çevirecek bir plan yaptı.  Ama Julian aynı zamanda yeni bir kaynakla ilgileniyordu,  bu kişi gizli ABD devlet bilgilerine erişebiliyordu  ve onları sızdırmaya niyetliydi.

    Video, etki alanımızdaki bir sunucudan geldi Ve kimse fark etmedi Aşağıda duran kalabalığa bak  Daha başka gelenler var, biri de silahlı. Reuters Journos’a hava saldırısı  çok açık görülmüyor ama oldukça sıradan insanlar  ve siviller AK-47’li beş altı kişi var. Müdahale izni istiyorum.

    Irak’ta devriye gezen bir Apache helikopterinden çekilmiş bir videoydu. Şu anda onlara erişemiyorum çünkü binanın arkasındalar.  Yerden yarım mil yukarıda olduğu için aşağıdakiler tarafından görülmüyor. Bu bir silah. RPG’si var. RPG’li biri var.
    Ateş edeceğim. Müdahale serbest, tamam. Parlat şunları.  Ateşe devam et. Ateşe devam et.  Ateşe devam et. İşte bu, şu ölü heriflere bak.

    Öldürülen adamlardan ikisi Reuters haber ajansı için çalışıyordu. Güzel.  Yukarıdan bakınca silah gibi görünen şey fotoğraf makinesinin objektifiydi.

    Bushmaster. Yaklaşıp cesetleri alan bir minibüs var. Evet, müdahale izni almaya çalışıyoruz.  Burası Bushmaster-Yedi. Anlaşıldı, müdahale edin.  Bir-Sekiz. Müdahale. Temiz. Hadi. Temiz. Temiz.  Müdahale ediyoruz  Evet, şuna bak. Tam ön camdan!  Minibüsün içinde iki çocuk vardı, yaylım ateşi sırasında yaralanmışlardı.

    Çocuklarını çatışmaya getiriyorlarsa bu onların suçu.  Doğru. Ben  böyle şeylerin sistemin içinde kalmasına izin veremezdim Zihnimin içinde kalmasına da ben sadece, garip biriyim sanırım Ben  önemsiyorum

    2010 mart ayında Assange ve bir grup İzlandalı aktivist  Reykjavik’te kiralık bir eve kapanıp  videoyu yayımlanmak üzere kurgulayıp hazırladılar. İşimizin çoğunu burada yaptık. Operasyon masası buydu.  Çok büyük kargaşa ve telaş vardı ve sinirler yıpranmıştı. Sonradan çıkıp bir tomar Post-it aldım ve ne yapmamız gerektiğini bulmaya çalıştım.

    YAPILACAK-Yapılıyor – Yapıldı

    Benim zorlu görevim, bütün filmi elden geçirip web sitesine konacak fotoğraflar seçmekti.  Aynı zamanda da etlerinin bedenlerinden ayrıldığını görebildiğim  bu insanların kim olduğunu öğreniyordum. ABD askeri tarafından çekilmiş fotoğraflar  Ordu “düşman kuvvetine karşı çarpışmaya” girdiğini iddia ediyordu.  Ama bir soruşturma da başlatmıştı. Minibüsün şoförünün  çocuklarını okula götüren bir baba olduğu anlaşıldı. Sanırım bir cesedin üzerinden geçtim. – Sahi mi?

      – Evet.

    Perdeler kapalıydı.  Ama izlendiğimizi hissetmemiştim, yani fiziksel olarak.  Bu konuda çok şakalaştık. Fazlasıyla paranoyak olmuştuk. Casusluk meselesi değildi, bir başka süper projeydi. Herkes bilgisayarların başına toplandığımızı  ve ortamın çok ciddi olduğunu sanıyor.  Aslında harika vakit geçiriyorduk.  Sondan ikinci gece hep birlikte dışarı çıktık,  hepimiz aynı gümüş rengi kar kıyafetleri giymiştik. WikiLeaks! Lava-leaks!  Müthiş samimi bir dönemdi, çünkü çok yakın çalışıyorduk  ve başımızı ciddi belaya sokabilecek bir şey için uğraşıyorduk.  Hepimiz bunun sonuçlarına göğüs germeye hazırdık.

    WASHINGTON D.C. ULUSAL BASIN KULÜBÜ 5 NİSAN 2010

    Benim adım Julian Assange. WikiLeaks’in editörüyüm.
    Adınızı heceleyebilir misiniz?

      Julian, A ile. Assange.  Olağanüstü bir hızla halka malolmuştu.  Görece muğlaklıktan tam bir dünya figürü olmaya geçmesi 2010 Nisan ayında gerçekleşti. Ve bunu isteyerek yaptı. Ne yaptığını biliyordu. WikiLeaks önemli malzemeleri dünyaya açıklamanıza yardım etmek için var.  Amerikan devletini alenen karşısına aldı. Gizli kaynakları korumada kırılmamış bir rekora sahibiz.  Ekip kurgulanmamış videoyu WikiLeaks web sitesine koydu.

    Bizimle Temas Kurun.  Daha kısa bir versiyon da http://www.wikileaks.org  azami etki sağlayacak şekilde kurgulanmıştı.
    Julian ona “Sivil Cinayet” adını verdi.

    Ve Washington’da tepki uyandırması sürpriz olmadı.  Ordumuz, sivillerin güvenliğini ve emniyetini sağlamak için ROBERT GIBBS Beyaz Saray Basın Sözcüsü  gereken tüm önlemleri alacaktır.  Pilotlar bilgisayar oyunu oynar gibi davranıyorlar.  Bütün dertleri adam öldürmek.  Pentagon bunu daha fazla soruşturmaya gerek görmediğini söylüyor. Kendi araştırmaları, gazetecilerin fotoğraf makinelerinin silah sanıldığını ortaya koydu. Ama müdahale kurallarına uyulmuştu.  O ölümler müdahale kurallarına göre kanuniyse,  o zaman müdahale kuralları yanlış demektir. Çok yanlış.  Sahneyi gördünüz. Bazıları etik açıdan rahatsız olabilir. Açıkçası ben rahatsız değilim. Ama bundan rahatsız olanları ve Amerikan halkının bunu bilmesini isteyenleri anlayabilirim, çünkü Amerikan halkı devletlerinin onlar için neler yaptığını bilmeli. Bu görüşü paylaşıyorum. CIA başkanıyken 300 milyon Amerikalının bilmesini istediğim şeyler yaptık. Ama bunu bilmesi gerekmeyen ve o görüntüyü, gerçeği, veriyi veya mesajı vatandaşlarıma zarar vermek için kullanabilecek başkalarının haberi olmadan Amerikan halkını bilgilendirmenin bir yolunu bulamadım.

    Ulusal güvenlik açısından  o video kaseti saklamanın haklı bir gerekçesi yoktu. Bir kere, ateş eden helikopter videosu Irak ve Afganistan’daki askerler arasında değiş tokuş ediliyordu. Serbestçe ileri geri dolaşıyordu. Garip olan şu ki  işaretlenmemiş CD’lerle birçok veri naklettik Herkes yaptı  videolar  müzik  filmler hepsi açıkta

    En İyi Apache Saldırıları 1. Bölüm İletişim ağlarına CD getirip götürmek sıradan bir olguydu/olgudur bunu saklamam gerekmezdi  Daha da rahatsız edici olan, bunun, bilinen gerçeklere ait görüntüleri saklama çabalarından biri olmasıydı.  Reuters, çalışanlarının öldürüldüğünü biliyordu.  Haber ajansı videoyu istedi, ama ordu bunu reddetti,  videonun gizli olduğunu iddia etti. Masum insanların o helikopter saldırısında öldürülmüş olması gizli olmayan, bilinen bir gerçekti.  Olayın kaydı  ve pilotların konuşmalarının kelimesi kelimesine deşifre edilmiş metni  ordu içinden bir yazarın The Good Soldiers adlı kitabında yayımlanmıştı bile.  Ordu daha sonra bu bilginin gizli olmadığını doğruladı.  Yine de videoyu WikiLeaks’e sızdıran kişi hakkında kovuşturma açıldı.  Ordu ne biçim bir oyun oynuyordu?

       Deşifre metin, neden görüntüden daha az gizli oluyordu?

       Artık ateş etmeyeceğiz. Hükümet imgenin gücünün farkında. Ama imgenin nihai gücü, insanların hepimizin bildiği bu gerçeği anlamasını sağlamasında.  Bayrak sarılı tabutlar çocuklarımızı savaşa göndermenin sonuçlarını anlamamızı sağlıyor. 

    Ebu Garib’de taciz edilen tutukluların resimleri  neler olduğunu anlamamıza yardım ediyor.  Masum insanların öldürüldüğü o talihsiz olayın videosu  bunun savaşın kaçınılmaz bir sonucu olduğunu anlamamızı sağlıyor.
    Video nasıl ele geçirildi?

       Videoyu nasıl elde ettiğimizi söyleyemeyiz. Videonun yarattığı tepki bana büyük ümit verdi  Twitter patladı insanların gerçeği görmesini istiyorum  kim olurlarsa olsunlar çünkü bilgi olmadan halk bilinçli kararlar veremez. Veya belki sadece genç, saf ve aptalım  info@adrianlamo.com: Sence hangisi?

       Adrian Lamo, “evsiz hacker” olarak biliniyordu.  Başkalarının evinde kalan bu bilgisayar korsanı  The New York Times’ın bilgisayarına girmekten hüküm giymişti.

    2010’da, Sivil Cinayet videosunun yayımlanmasından kısa süre sonra,  Lamo Twitter’ı kullanarak takipçilerinin WikiLeaks’e bağışta bulunmalarını istedi.  Sadece bir gün sonra, biri onunla temasa geçti, adı “bradass87″ idi.

    Bradass87: Merhaba  nasılsın?

      Doğu bağdat’ta görev yapan bir istihbarat analistiyim

    Açıkçası, başta söyleyeceklerini pek de ilginç bulmamıştım. Fakat sonra sırları yaymaktan söz etmeye başladı.

    Bradass87: Varsayımsal soru: Gizli iletişim ağlarına serbestçe girebilsen ve inanılmaz şeyler görsen korkunç şeyler korkunç şeyler Kamuoyu tarafından bilinmesi gereken şeyler ne yapardın?

      info@adrianlamo.com:

    Detaylar nedir?

      Bradass87: 6,7 milyar kişiyi etkileyecek şeyler Irak savaşındaki yarım milyon olayın veri tabanı  260.000 bakanlık iletisi  çok yakından tanıdığım *biri* ABD gizli ağlarına girip veri arıyor  ve bunları çılgın beyaz saçlı bir Avustralyalıya yolluyor

    Adam bir ülkede fazla kalamıyor  çılgın beyaz saçlı adam = Julian Assange

    O noktada, bunun oyun olmadığını anladım.  Bu gerçekti ve çok zor seçimler yapmak zorunda kalacaktım.  Star Trek’te geleceğin birlik komutanlarının “Kobayashi Maru” adlı bir testi geçmeleri istenir.

    KOBAYASHI MARU “KAZANAN YOK DURUMU”

    Uzay gemisi Atılgan Gamma Hydra’ya eğitim görevine gidiyor.  Alarm. Klingon mayınları etkinleştirildi. Alarm. Kaçınma manevrası!  Testi geçmek mümkün değildir. Sadece kazananın olmadığı bir durumda ne yapacaklarını görmek için tasarlanmıştır. Kazanan yok durumu, her kumandanın karşılaşabileceği bir şey.

    Bu aklına gelmemiş miydi?

      Hayır efendim, gelmemişti.  Burada, kazananın olmadığı durumu söz konusuydu, her halükarda birinin canına okuyacağınızı bilerek karar vermeniz gerekiyordu.  Ne yapacağından emin olmayan Adrian, arkadaşı Tim Webster’la temas kurdu.  Tim eski bir askeri istihbarat ajanıydı.

    Adrian beni arayıp şöyle dedi:  “Selam Tim, biri sana gelip ‘Sır sızdırıyorum’ dese,  “ne yapardın? “

    Aptalca bir soru olduğunu düşündüm, Tim Webster Eski Askeri Karşı İstihbarat Ajanı çünkü Adrian böyle bir durumda ne yapacağımı pekala biliyordu. Ne yapardınız?

      Tabii ki onu ihbar ederdim. Öyle bir durumda  Öyle bir durumda başka bir şey yapamazsınız.  Ama Adrian etik açıdan ikilemdeydi.  Bir yandan gizli bilgileri sızdıran bir çocuk vardı,  bunlar cana malolabilirdi. Öte yanda, Adrian’a inanıp güvenerek ona başvurmuş olan bir çocuk vardı. Adrian bunu çok ciddiye aldı.

    O kişinin kim olduğunu bilmediğini ifade etti,  sadece ekran ismi vardı.  Tabii kısa sürede herkes bu adamın kim olduğunu merak etti.

    info@adrianlamo.com: Hey sen  orada mısın?

      Bradass87: Evet

    info@adrianlamo.com: Neden benimle konuşuyorsun?

      Bradass87: Çünkü çok yalnızım hayatım darmadağın  konuşacak kimsem yok

    info@adrianlamo.com: Ben gazeteci ve bir papazım  bunu günah çıkarma veya röportaj olarak düşün (hiç yayınlanmayacak) ve bir miktar yasal korumanın keyfini sür ama senin için bir kaynak değilim  dediğim gibi, bunlar basılacak şeyler değil kimi desteklediğimi bilmek istiyorum sanırım biraz kendimden söz edebilirim  orta Oklahoma’da doğdum  İncil öğretisine sıkı sıkıya bağlı bir kasabada  kilisedeki yer sayısı insan sayısından fazlaydı

    1994-95 HİLAL KAPLANLARI SİYAHA DÖNÜŞÜ

    bilim şenliği meraklısıydım  arka arkaya üç yıl büyük ödülü kazandım dayak yemek veya gey olarak yaftalanmaktan hoşlanmadığım için spor takımlarına katıldım bilgisayarlarla giderek daha fazla haşır neşir olmaya başladım yıllarca cinsiyetimi sorguladım  cinsel yönelimi anlamak kolaydı.

    info@adrianlamo.com Ben biseksüelim

    bradass87: Bi kısmından haberdarım kendime ne diyeceğimi bilmiyorum

    Bradley Manning’le bir yılbaşı partisinde tanışmıştım.  1930’lar temalı bir partiydi.  Ben Galler Prensi kılığındaydım. Brad ise kostüm giymeden gelmişti. Jason Edwards Bradley Manning’in Arkadaşı Ona baktım, ufak tefekti ve yüzünde saf genç kız ifadesi vardı.  Parlak sarı saçlar  Ben de “Jean Harlow” dedim.  Bunu bir etikete yazıp göğsüne yapıştırdım,  sonra geceye devam ettik. Onunla partide tanıştığımda bana orduda olduğundan söz etmemişti. Bu benim için sürpriz oldu. Hayatta bir yerlere varma umuduyla orduya katıldım  ırak savaşının kızıştığı günlerdi  Üniversite için devlet yardımı almak amacıyla  Bradley Manning orduya yazılmıştı.  2007’de Manning temel eğitime başladı. 19 yaşındaydı.  Başladıktan birkaç hafta sonra orduda kalıp kalmayacağına  karar verilmek üzere bir birliğe yollandı. Dolabım onunkinin yanındaydı, onunla o zaman tanıştım.  Kimse kız kardeşiyle yan yana poz verdiği resmi asmaz. Garip bir şeydi, ama  “Nick” Bradley Manning’le askerlik yaptı Eşcinsel olduğunu hemen anladık. Çok açıktı. Ama bununla bir sorunum yok.  Ufak tefekti, biraz efemineydi, bu da onu talim çavuşları için dayakla adam etmeye kalktıkları bir numaralı düşman haline getiriyordu.  Profesyonel ordudan söz ediyoruz, 30-40 yaşında adamlar  sırf eziyet olsun diye ona sataşıyorlardı.  Peki ne oldu?

      Ordudan atıldı mı?

      Hayır, işin garibi, orada orduyla en az alakası olacak kişiydi. Hepsi atıldı, o atılmadı.  Manning’i ordudan atmak yerine  istihbarat analisti yapmaya karar vermişlerdi.  Bu işin pek çok unsuru vardır. ABD Ordusu İstihbarat Asker Alma Videosu  Güvenlikten sorumluyum, belge güvenliği,  fiziksel güvenlik, personel güvenliği, erişim yetkileri. Kendimi biraz James Bond gibi hissediyor muyum?

      Evet, bir ölçüde. Halkın ordu hakkında ne bilmesini isterdim?

       Yaptığımız şeyi seviyoruz.  Toplumun bilgisayar manyağı diyeceği biriydi. Gecelerini belirli bilgisayar programları yazarak geçirirdi. Bilgisayar konusunda sıra dışı becerileri mi vardı?

      Orduda bilgisayarlar konusunda Uzman Jihrleah Showman Bradley Manning’in Amiri onun kadar yetenekli biriyle tanışmamıştım.  Ama birçok kez uykusuz kaldığı için onu kenara çekmek zorunda kaldım.  Kola bağımlısıydı. Her gece yaklaşık bir iki litre içerdi. Dolayısıyla hiç uyumazdı.  Bir keresinde içtimaya geç kalmıştı ve fiziksel bir gösteri sergiledi.  Yukarı aşağı sıçrıyor, kollarını sallayıp var gücüyle bağırıyordu.  Daha önce böyle bir şey yapan bir asker görmemiştim.  Başka bir sebebi olmalıydı. Nöbet falan geçiriyor olmalıydı, çünkü çok radikal hareketlerdi bunlar.  Ama ardında başka bir şey yoktu. Zırvalık yapmaktan hoşlanmıyordu.  Her şeyi kusursuz olmalıydı. Üç kez ona görev verilmemesi için tavsiyede bulundum.

    Merhaba, Brad Manning’e görev telefonundan ulaştınız.  Lütfen mesaj bırakın veya daha sonra arayın. Teşekkürler.  2009 Ekim ayında Bradley Manning lrak’a gönderildi.  Bağdat’ın hemen dışındaki İleri Harekat Üssü Hammer’a tayin edilmişti. Burası sıcak, kuru  ve aşırı sıcak [sıcak iki kere vurgulanıyor]

    GİRİLMEZ ASKERİ TRAFİK KARŞI GELENLER VURULABİLİR Bağdat

    Bağdat civarında gidebileceğiniz en doğudaki üs bizimkiydi. Hammer Üssü Tayininizin çıkabileceği kesinlikle en iyi, en olaysız yerdi.  Hiç düşman ateşiyle karşılaşmadık.  Savaş teçhizatı olmadan dolaşabiliyorduk.  Jimnastik salonumuz, bilardo masaları, basketbol sahası vardı.  Küçük bir sinemamız vardı.  Pizza Hut, Burger King de vardı.  Saç kestirebileceğiniz bir yer. Masaj yaptıracağınız bir yer.  Klimalı koğuşlarımız vardı.  Odanıza kablolu televizyon ve Internet bağlatabiliyordunuz. Evden uzakta bir ev gibiydi. Çöldeyim, komşularım da bir grup aşırı erkeksi eli tetikte cahil köylüler  evet, futbol amigo kızları  Moral Sağlık ve Dinlence projeleri kapsamında (omuz silkme) sebebi ne olursa olsun kendimle ilgili rahat değilim  kimse aslında kim olduğumu bilmiyor  bu işlemci bu ana kart için yapılmamış  elimdeki tek güvenli yer bu uydu Internet bağlantısı uzmanlığım, Şii bir grubu izlemek  El Kaide’dekiler onların yanında çocuk gibi kalır İstihbarat çok ham bir halde gelir. Birçok kez Irak dilindedir,  dolayısıyla tercüme ettirip  komutanın askeri kararlar verebilmesi için işlemek gerekir.  Ama Manning’in birimine gelen istihbaratın çoğunun  günlük muharebe harekatlarıyla bir alakası yoktu.  Analistlerin hepsinin Silahlı Kuvvetler ve Dışişleri Bakanlığı  merkezi bilgisayar ağlarına erişimi vardı.  Becerikli bir kullanıcı birkaç tuşla  gizli e-postalara, notlara  ve dünyanın her yanından raporlara ulaşabilirdi. Er Manning’in tüm bu enformasyona erişebilmesinin sebebi neydi?

      Philip J. Crowley Eski İçişleri Bakan Yardımcısı 11 Eylül. Çok basit. 11 Eylül’den sonra, bilmeliyim anlayışı, paylaşmalıyım anlayışına dönüştü. Erişebildiği veri tabanı devletin bir organının bir başka devlet dairesiyle faaliyetleri hakkında geniş kapsamlı bilgi paylaşma ihtiyacını temsil ediyordu. Kaç kişinin erişimi vardı?

      Bu soruyu yanıtlamak güç.  Manning birimdeki en zeki istihbarat analistlerinden biri olarak görülüyordu.  Ama gördüğü raporlar onu diğerlerinden daha fazla strese sokuyordu.

    “BİRÇOK TUTSAK BULUNDU [IRAK POLİSİ] TARAFINDAN ŞİDDET GÖRMÜŞLER [ÖLDÜRÜLMÜŞLER] TARİH: 14 HAZİRAN 2005 “OPEL EL KOL İŞARETLERİNİ GÖRMEZDEN GELDİ  MÜDAHALEDE 7X SİVİL ÖLDÜ (2X ÇOCUK).”

    beni en çok etkileyen  Irak Federal Polisi  “Irak karşıtı yazılar” basmaktan 15 kişiyi tutukladı yazının zararsız bir politik eleştiri olduğunu öğrendim başlığı “Para nereye gitti? ” idi neler olduğunu açıklamak için subaya *koştum* bana çenemi kapamamı söyledi *DAHA FAZLA* tutuklu bulmaya yardımcı olmalıymışız. Ondan sonra her şey kaymaya başladı tamamen karşı olduğum bir şeye bulaşmıştım.   Hep karşılık verirdi. Sürekli tartışmak istiyordu. Herkesle takışan kişi olmak istiyordu.  Küçük bir konferans salonumuz vardı.  Kapı boşluğu vardı, ama kapatabileceğiniz bir kapısı yoktu. Oraya gidip çığlık atardı.

    Bradass87: Sana anlattıklarıma inanamıyorum çok fazla zayıf noktam vardı:'( ben kırık bir ruhum

    info@adrianlamo.com: *kucaklama* sağ ol:'(bunun anlamı büyük şimdi ne yapacağımı bilmiyorum  yazmaya devam et )3 Deneme 1, 2, 3  bu, şey  baş aşağı çekim, sadece ses  Assange için.  Sivil Cinayet videosundan sonra onun peşine düştüm,  ama kaçak oynuyordu.  Evi yoktu, ofisi yoktu, yani bu kolay bir iş değildi. Haftalardır onun peşindeydim ve bir kez telefon teması kurdum. Mark Davis Gazeteci ve Sinemacı Ama Norveç’te konuştuğunu duyunca uçağa atladım. Oslo’ya ulaştım ve bir şeyler yerine oturana dek birkaç gün gölge gibi onu takip ettim. Bu hepimizin hayalini kurduğu liberal demokrasi değil. Bu, sinsice yayılan özelleştirilmiş sansür rejimi. Çok utanç verici.

    - Nedir o?

      – Bana doğrultulmuş kahrolası kamera. Tebrikler. Teşekkür ederim. Harika bir konuşmaydı. O sırada yeraltında takipçileri vardı, bunun farkındaydım. Avustralyalı, Melbourne’lu.  Ama halk onu tanımıyordu.  Avustralya kamuoyunun dikkatini  ilk kez WikiLeaks’le çekmiyorsunuz.  Sorun yaşadığınız bir dönem daha oldu.  Askeri bilgisayar sistemlerine  sızmaya çalışan  bir gruba katılmıştınız.  Oradaki motivasyon neydi?

      İki motivasyon vardı. Biri, entelektüel keşif ve bunu yapmanın zorluğu.

    O dönemde Melbourne banliyösünde bir yeniyetmeyseniz ve bu, lnternet’e kamusal erişim sağlanmasından önceydi, çıkıp dünyayı zihninizle keşfetmek entelektüel açıdan müthiş özgürleştirici bir şeydi. MELBOURNE, AVUSTRALYA 1990’ların BAŞI Merhaba dostum! Hayır, bir hacker, kurbanını öldürüp parçalayan, ufak ufak doğrayan biri değildir. Hacker’lar bundan daha fazla zarar verirler. Hacker’lar, Internet’in gizemli operatörleri. Kanun gözünde birer suçlular. Ama kim bunlar?

      90’lı yılların başı, Melbourne’da gerçekten ilginç bir dönemdi. Dünyada lnternet’e, Internet öncesine gerçekten uyum sağlayan pek az yer vardı.  Ayrıca Melbourne’da bir isyan duygusu,  bir nevi alternatif politik kültür mevcuttu. Tüm bunlar bir araya geldi. Ve Julian kesinlikle merkezdeydi  Yeniyetme hacker, adeta bir klişeydi. 72 milyon kişi mi ölmüş?

      Bu bir oyun mu, yoksa gerçek mi?

      NE FARK EDER?

       Devlete karşı mücadele ediyorlardı. Ve devletin gözetlemesi olasılığına karşı zeki bireylerin zaferinin Prof. Robert Manne La Trobe Üniv., Melbourne yaptıkları şeyin özünde olduğunu düşünüyorlardı.  O sırada genç bir hacker olan Julian Assange da  bu dünyaya girmişti.

    Onlara göstereceğiz yavrum.  Ve önemli biri haline geldi.

    Grubun adı International Subversives’ti.  Aralarında Julian Assange da vardı,  çevrimiçi Mendax adıyla biliniyordu,  yani “soylu yalancı” anlamına gelen Latince ifadenin kısaltılmışı. MENDAX “SOYLU YALANCI” 

    Melbourne’daki hacker’lar WANK solucan saldırısının da şüphelileriydi,  ancak bundaki payları kanıtlanamadı.  WANK solucanından iki yıl sonra  Assange bir başka saldırıyla gündeme geldi.
    Julian Assange’ın lnternet’teki zayıf halkalar vasıtasıyla dünyanın her yanındaki bilgisayar sistemlerine girdiği iddia ediliyordu.  Yani “Bilgisayar onun karşısında açılıyordu  “ve tanrı gibi içinde dolaşabiliyordu.”
    Hacker’lar polis devletine dönüştüğümüze, bilginin toplumun genelinden saklandığına inanıyorlar.  Ken Day, hacker’lar konusunda Avustralyalı bir uzmandı  ve Julian Assange’ı Hava Durumu Operasyonu adı verilen  gizli harekatın parçası olarak araştıran ilk kişiydi.

    Çok zor bir vakaydı,  çünkü bu tarz bir soruşturmayı ikinci kez yapıyorduk ve hala öğreniyorduk. Ken Day Avustralya Federal Polisi  Telefon hattından iletilen sesi yakalayıp  ne yazıldığını ve geri gelen sinyali görmeye çalışıyorduk.  Hacker’lar ABD Hava Kuvvetleri’ne, Donanma’ya  ve ABD savunma ağına girmişti.

    Bu ağlar ülkelerin Internet erişimini engelleyecek güçteydi. ABD askeri güvenlik koordinasyon merkezinde bir arka kapımız vardı.

    Bu güvenliğin zirvesi  Amacı ABD askeri lnternet’i MILNET’in güvenliğini kontrol etmek.  İki yıl boyunca bunun kontrolü tamamen elimizdeydi.  Internet, insanların çıkıp kendilerini ifade etmeleri, “Buradayım, ilkim, güçlüyüm” demeleri için yeni bir mecraydı.

    Hacker’ların ortak teması bu.  Ego güdümlü, “En iyi benim” iddiası. MENDAX NİHAYET ÖNSEZİLERİM GÜÇLENDİ. KONTROLÜ ELE GEÇİRDİM.

    Julian hakkında, devlet verilerine nüfuz etmek, onları değiştirmek  ve yok etmekle ilgili 29 suçlama vardı.  Savunma, mahkemeden müsamahakar davranılmasını istedi,  çünkü Assange zor bir çocukluk geçirmişti,  şehirden şehre taşınmış,  uzun süreli ilişkilere sahip olmamıştı. Dış dünyayla tek sürekli bağlantısı Internet üzerindendi.  Beş yıllık soruşturma ve mahkemeden sonra  Julian 24 bilgisayar korsanlığı suçlamasını kabul etti.  Üç yıl şartlı tahliye verdiler.

    Yaptığı şeyin yanlış olmadığına inanıyor.  Muhtemelen suçlu olduğunu kabul ettiği için pişmanlık duyuyordur.  Julian yargılanmaktan hoşlanmaz. Şöyle fikir yürütür: “Evet, hüküm giydim, ama bu haksızlıktı. “Adil değil. Ben bir kurbanım.”  Bunu kabullenmedi. Hacker’lar “soruşturmacılarla alay etti”  Julian’ın hep katı bir politik görüşü olmuştur. Keşfedilmesi gereken sırlar olduğuna inanıyordu.

    Julian 17, 18 yaşlarında pek de anlayamadığı şeylere bakıyordu.  Hepsi kısaltmalar halinde, orada buradaki hareketlerin,  silahların veya birliklerin tanımları.  Bunlarla bir şey yapmaya hazır değildi. Gerçekten de bunu tekrar görmek için 20 yıl bekledi. Tekrar gördüğündeyse, bu sefer ne yapacağını biliyordu. En İyi Julian Assange Konferansları 23. Bölüm  Helikopter videosunu almadan aylar önce  Assange hacker konferanslarını tavaf edip sızıntı arıyordu.

     Sizlerle neden konuşuyorum ki?

       Burada “bayrağı yakala” yarışması yapıyorsunuz.  Bizim kendi bayrak listemiz var  ve onları yakalamanızı istiyoruz.

    Google’da “WikiLeaks En Çok Arananlar 2009″ yazarsanız  bir belge listesi göreceksiniz.

    Bu malzemeye ulaşacak konumdaysanız veya o konumda birini tanıyorsanız, bize verin, soru sorulmayacak,  tarihi değiştirmeye yardımcı olacaksınız.  Manning’in görevlendirilmesinden bir ay sonra  WikiLeaks 11 Eylül mesajlarını yayımladı.  Bu, Manning’in dikkatini çekti. 11 Eylül “mesajlarını” yayımladılar bunlar Ulusal Güvenlik Teşkilatı veri tabanından geliyordu kendimi yeterince rahat hissederek .  Ancak günler sonra  Julian Assange’ın iletişim bilgisini bilgisayarına kaydetti. Doğrudan İzlanda’daki soruşturma editörümüzle temas kurabilirsin 24 saat hizmet: Julian Assange’ı iste!

    Sonra WikiLeaks En Çok Arananlar Listesi’nden  bir ipucunu izleyen Manning, CIA tutuklu sorgulama videolarını  kendi erişimindeki gizli iletişim ağlarında araştırmaya başladı. CIA tutuklu sorgulama videoları.

    Öteki potansiyel ispiyoncular gibi  halkın bilmesi gereken gizli bilgilere erişimi olup olmadığını  merak etmeye başladı.  Çalışmaları sırasında  Irak ve Afganistan’dan binlerce askeri rapor indirmişti bile.  Bayraklarını orada ele geçirdi. Hem de bir sürüsünü.

    WASHINGTON, D.C. OCAK_2010 Ocak sonu / Şubat başında izne ayrıldım  Irak ve Afganistan’dan gelenlerin %99,9’u eve gelmek, ailelerini görmek, sevişmek istiyor  ben  bir kadın olarak yaşamayı denemek istedim trene bindim

    DC’den Boston’a baştan aşağıya kadın gibi giyinmiştim, peruk, takviye meme, elbise, ne lazımsa  Manning yeni bir kimlikle oynarken kendine yeni bir rol de biçiyordu.  Boston’daki erkek arkadaşını ziyaret etti  ve üniversite hacker’larının bir partisine gitti.  Orada kameraya yakalandı. Bu dönemde, hatta belki o anda,  Manning’in elinde Irak ve Afganistan savaşlarına ait  yaklaşık 500.000 gizli belge bulunuyordu.  İzni sırasında The Washington Post  ve The New York Times ile temas kurdu.  Manning onlardan ilgi göremeyince  “savaş günlükleri” ni WikiLeaks’e gönderdi.

    En kötü şöhretli “hacktivist” olmanın eşiğindeyim ömrümün kalanını hapiste geçirmek veya idam edilmek umurumda değil  keşke dünya basınında boy boy fotoğraflarım çıkmasa çocukken çekilenler  Günaydın. O mu?

       Ordudaki bir er çok gizli bilgilere nasıl erişebiliyor?

      Ordu bu gizli videonun sızdırılmasıyla ilişkili olarak bir ABD askerini tutukladı.  Baş şüpheli 22 yaşındaki Er Bradley Manning.  Sivillere saldıran Apache helikopteriyle ilgili gizli videoyu  sızdırdığı iddia ediliyor.  Er Manning’le ilgili bu sorunu duymamızdan sonraki birkaç gün  bu durumu olabilecek en kötü senaryo gibi gördük.  O sırada bizim için öneminin ve gerçekte neler olduğunun pek de farkında değildik.  Er Bradley Manning,  Sacramento, Kaliforniya’da eski bir bilgisayar korsanını bulmuş,  bu hacker da gittikçe paniğe kapılarak sonunda onu ele vermişti.  Bir dosta ihtiyacı vardı ve keşke o dost olabilseydim. Sadece Bradley Manning’in ihtiyaçlarındansa birçok kişinin ihtiyaçlarına karşı bir sorumluluğum vardı.  Lamo federal ajanlarla buluştu  ve onlara Bradley Manning’le yaptığı sohbetlerin kopyasını verdi.  Bir kopyayı da Kevin Poulsen’a vermişti,  Kevin şimdi Wired.com’da editörlük yapan  bir dostu ve eskiden hüküm giymiş bir hacker’dı.  Adrian’ın akıl hastanesine girmesiyle ilgili bir haber yapmıştım. Eski Hacker Adrian Lamo Hastanede. Asperger Teşhisi Kondu  Hastanede yeni ilaçlara geçtiler. Yeni ilaçlarının  Kevin Poulsen Haber Editörü, Wired.com ona iyi gelmediğinden şüphelenmeye başlamıştım.  A Beautiful Mind durumuydu, tüm bunları hayal ediyordu sanki.  Lamo, Poulsen’ın hikayeyi yayımlamasına onay verdi  ve günler sonra Wired.com Manning’in tutuklandığını bildirdi. İstihbarat Analisti WikiLeaks Video Soruşturmasında Tutuklandı  Kimse Adrian’ın medyaya gitmesini istemiyordu  ama anlaşılan olan olmuştu. Sonradan medyaya pek çok kez başvurdu. Tim Webster Eski Askeri Karşı İstihbarat Ajanı Olay adeta patladı. Manning’i ele verdiğinizde kendinizi vatansever mi hissettiniz?

      Bu sızıntıya engel olamamak beni çok üzüyordu.  Eylemlerinin hayatları tehlikeye attığına inanıyordum   Adrian hayatını sanki bir roman yazıyormuş gibi yaşıyor. Her romancı okunmak ister. MUHBİR  Bana biçilen rolü elimden geldiğince iyi oynamak benim işim,  her oyuncu böyle yapar. Halkın gözünde kendiniz olamazsınız.  Bizi insan yapan tüm küçük şeyler kameraların karşısında dağılır gider. Şunu da belirtmek istiyorum ki, bence bundan böyle, WikiLeaks, kaynaklarının gizliliğini koruduğunu söyleyemez.

    Manning’le ilgili son durum nedir?

       Son haberleri verin, sadece iki gün oldu. Casuslukla suçlandı.  En az 50 gizli telgrafı bir başkasına  gönderdiği iddia ediliyor. Öteki tarafın adı verilmiyor.  Bradley Manning tutuklandıktan sonra, dikkatler Julian’a yöneldi. Bu artık bir sır değildi.  Bu dönemdeki baskı çok yoğundu. Julian malzemeyi nereden edindiğini söylemiyordu, ama malzeme onun elindeydi, bu aşikârdı.

    Kaynaklarımızın kim olduğunu bilmemek için çok çaba gösteriyoruz. Şifreleme teknolojimiz, kaynaklarımızın kimliklerini öğrenmemizi engelleyecek şekilde tasarlandı.

    Julian’ın kaynağının  Bradley Manning olduğunu bilmemesi gerçekten mümkün müydü?

       Yoksa öyle söylemek eski bir Mendax taktiği miydi?

       Soylu bir amaç uğruna yalan mı söyleniyordu?

       Er Bradley Manning’in 260.000’den fazla belgeyi  WikiLeaks’e aktarmış olduğunu itiraf ettiği söyleniyor. Bu doğru değil.  Eğer kaynak oysa, daha birçok şey açıklanacak demektir.  Stephen Grey, Kanal 4 Haber. Sağ ol Stephen, sağ ol  artık tüm silahlar bana doğrultulmuş durumda.

     Julian daha ne kadar malzeme olduğunu biliyordu.  Ama Manning tutuklandığı için WikiLeaks’in  Manning’in malzemelerini yaymaya devam ederek  onu daha fazla tehlikeye atıp atmayacağı merak konusuydu.  Kesinlikle çok problemli bir durum. Daha ciddi olamazdı.  Bradley Manning adlı genç bir adamın  Sivil Cinayet videosunun kaynağı olduğu iddia ediliyor.  Kaynağımızın Bay Manning olup olmadığını bilmiyoruz.  Ama şunu biliyoruz ki, kaynağımıza bize verdiği her şeyi  yayımlayacağımıza söz verdik.

    Potansiyel kaynağı tutuklanmış olsa bile  Assange, WikiLeaks’in misyonundan caymıyordu.

     Ele geçirdiği yüz binlerce ABD devlet sırrı elini yakıyordu.  Julian bir sonraki hareketini hayata geçirmek için Avrupa’da dolaşıyordu.  Brüksel’de araştırmacı gazeteci Nick Davies onun izini buldu.  Julian’a teklifim şu oldu:  Gizli malzemeyi WikiLeaks web sitesine koymak yerine,  The Guardian ve aralarında The New York Times’ın da bulunduğu diğer medya gruplarıyla paylaşabilirdi. Bunlar bir anda milyonlarca insana ulaşabiliyordu

    Nick Davies Araştırmacı Gazeteci -The Guardian ve aynı zamanda kendi bölgelerinde doğal politik bağlantılara sahiplerdi. Yani ona bir çeşit siyasi dokunulmazlık kazandırmaya çalışıyorduk, böylece yaptığı açıkça kışkırtıcı ve bir ölçüde tehlikeli şeyi, belli bir güvence ve başarı garantisi altında sürdürebilecekti. Düşman Eylemi Patlayıcı Tehlikeli Madde WikiLeaks’in daha kuvvetli bir megafondan faydalanabileceğini anlayan Julian  Nick’in önerisini kabul etti.  Peki, belgeleri Londra’ya nasıl götüreceğim?

    Bir miktar risk vardı. Yetkililer onun iletişimini izliyorsa, ki bu pekala mümkündü, onunla alakamın farkında olacaklardı. İngiltere’ye döndüğümde beni tutuklayıp bilgisayarımda olması halinde malzemeye el koyabilirlerdi. USB bellek kullanmayı düşündük. Belki gözden kaçardı. O çok daha iyi bir çözüm buldu. Bir web sitesi yapacağını söyledi.
    Kullanıcı adı: Nick_Davies Şifre:  Web sitesine girebilmek için şifreye ihtiyacım olacaktı.

    Brüksel’de oturduğumuz kafedeki masanın üstünde duran kağıt peçeteyi aldı ve reklam logosundaki çeşitli kelimeleri birleştirip  “Büyük harf yok” yazdı.

    Onu cebime attım. Tutuklanmam halinde bunun burnumu sileceğim bir şey olduğu sanılacaktı. Bu şekilde İngiltere’ye döndüm ama kimse beni durdurmadı, yani her şey yolundaydı.

    Julian aynı zamanda  Londra’da bulunan Araştırmacı Gazetecilik Bürosu ile işbirliğine girecekti.  Merkezi Londra’da önceden kararlaştırılan bir teslimat noktasında lain Overton’la buluştu. Geldiğimizde Julian oradaydı. Kurşun geçirmez yelek giyiyordu. Orta Doğu yemekleri yedik.  Tarihin en büyük sızdırılmış askeri belge arşivine sahip olduğunu söyledi. Lain Overton Eski Yönetici Editör Araştırmacı Gazetecilik Bürosu  Iain’in genç bir meslektaşı, James Ball adlı bir bilgisayar uzmanı  kendisini bu casusluk öyküsünün ortasında bulmuştu. Gecenin 1’inde bir USB bellek üzerinde James Ball Gazeteci 390.000 gizli ABD askeri kaydını teslim aldım.  Gitmek üzereydim ki Julian nereye gittiğimi sordu.  “Eve gidecektim” dedim.  Durakladı ve “Hayır, bunu yapma” dedi.  “Adresinin bu adresle bağdaştırılmasını istemiyorum.  “En az dört beş saatliğine başka bir yere gidebilir misin? ”  Bir kulübe falan gidebileceğimi sanmam. Biraz sarhoş oldum diye 400.000 gizli belgeyi nasıl kaybettiğimi açıklamak zorunda kalmak istemem.  Daha önce kimse böyle bir şey yapmamıştı.  Bunun altından kalkacak ekipleri nasıl kurarsınız?

      Benim gazetecilik deneyimime sahip hiç kimse bu malzemenin onda biriyle bile karşılaşmamıştır. Gavin MacFadyen Araştırmacı Gazetecilik Merkezi Yarım milyon satırlık veriden söz ediyoruz. Eski günlerde yarım milyon satırlık veriyi dışarı çıkarmak için Pentagon’un ön kapısından 16 el arabası çıkarmanız gerekirdi. Bu gezegenin tarihindeki en büyük gizli malzeme sızıntısıydı bu.

    Julian ilk yayımlanacak malzemenin  Afgan Savaşı Günlükleri olmasına karar verdi.  Ama önce onları anlamalıydı.  Londra’da, The Guardian gizli bir operasyon düzenleyerek  The New York Times ile  Alman dergisi Der Spiegel’den önemli askeri muhabirleri bir araya getirdi.  Bu deneyimli gazeteciler askeriyenin esrarlı dilini çözebilirdi. Burada çok daha fazla bilgi var. Ama en önemlisi   Muhabirlerin  Afgan Savaşı Günlükleri üzerinde çalıştığı dört beş haftada bunların yayımlanması halinde Afganistan’da insanların zarar görebileceğinden endişelenmeye başladık.

    Bu büyük saldırı 22 saat falan devam ediyor. Burada başlıyor.  Bu özellikle bir operasyon veya benzeri bir olay sırasında  Koalisyon kuvvetlerine bilgi vermiş olan  sıradan Afgan sivilleri ilgilendiriyordu.  Ve kayıtlar bu sivillerin teşhis edilebileceği şekilde tutulmuştu.

    BİR YEREL BELEDİYE BAŞKANI – DOROGH YEREL BELEDİYE BAŞKANI – DOROGH

    Julian’a bu durumdan söz ettim, “Bir Afgan sivil, Koalisyon güçlerine yardım ediyorsa ölmeyi hak etmiştir” dedi ve onlara işbirlikçi veya muhbir denebileceğini anlatmaya koyuldu. Şimdi  Bundan emin misiniz?

      Söylediği bu muydu?

      Bu konuda hiçbir şüphem yok. Sadece ikimizdik ve bunu nasıl ele alacağımızı konuşuyorduk. Bu sorun, bu potansiyel sorun daha önce gündeme gelmişti. Bir kere bu bir ahlak sorunu, insanların ölümüne yol açabilecek malzemeyi yayımlamayız. İkincisi, gerçekten insanlara zarar veren veya vermesi ihtimal dahilinde olan bilgileri yayımlarsanız, politik dokunulmazlığınızı kaybedersiniz, kötü adamlara yardım ettiğinizi söylemek için fırsat bekleyenlerin propaganda saldırılarına karşı müthiş savunmasız kalırsınız.

    Julian bir bilgisayar korsanı,  her bilginin iyi olduğuna ve her şeyin yayımlanması gerektiğine dayanan  bir ideolojiden geliyor.

    Julian’a web sitesine gönderilen ve masum insanların ölmesine  yol açabilecek bilgileri yayımlar mı diye sordum. WNYC – “Medya Üzerine” Mart 2009  Örneğin bir kentin su sistemine şarbon bulaştırmanın yolları gibi bir bilgiyi.  Evet. Bir olasılıkla  cana malolsa bile  cana malolsa bile

    Bu insan, dünyayla ancak dijital yollardan  iletişim kurabilen biri. Bir ölçüye kadar insan doğasının sınırlarıyla lekelenmemiş. Bazen insan faaliyetlerini kimi formüllere indirgiyor ve orada çarpan insan yüreğini görmüyor.

    Çok basit bir formüle indirgedi.  “İşgalci bir kuvvetle konuşuyorlar, kötü olmalılar,  “muhbirler ölmeyi hak eder.” afgan sivil + koalisyon kuvvetleriyle konuşuyor = ÖLMEYİ HAK EDİYOR

    Gazeteciler koalisyonu  Assange gibi şeffaf bir radikalle çalışmaya alışık değildi,  Assange da hala gazetecilik etiğini öğrenmekle meşguldü.  Sadece bir konuda hemfikirdiler,  belgeleri yayımlayacaklardı.  Londra’da tüm ortakların haberi aynı anda duyurması için bir tarih belirlendi.  Julian sonunda redaksiyon yapılmasını, isimlerin karartılmasını kabul etti ve ortaklarına,  kaynakların kimliğini belgelerden silecek özel bir işlemden söz etti.  Ama yayım tarihine bir haftadan az bir süre kala  Berlin’deki Domscheit-Berg’e haber vermeyi ihmal etti.  90.000 belgenin yayımlanmasına  dört gün kalmıştı ve hiçbir redaksiyon yapılmamıştı.  Köylerindeki bu Afganlılardan bazılarını bu malzeme hakkında haberdar etmemiz imkansız.  Bazılarının isimlerini redakte etmemiz gerekecek.  Bu sizin için yeni bir şey mi?

    Kendiniz de biraz sansür yapıyorsunuz.
    Evet, bu bizim için yeni, ama unutmayın ki   Zaman azalıyordu.  Yayımdan hemen önce  Assange en çok isim içeren 15.000 belgenin  bir kısmına odaklandı.  Çaresizlik içinde, olmayacak bir kaynaktan yardım istedi.  WikiLeaks’in Geoff Morrell Basın Sözcüsü, ABD Savunma Bakanlığı  yetkisiz ve usulsüz bir şekilde elde ettiği yaklaşık 15.000 gizli belgenin  kamuoyuna sunulmadan önce  Savunma Bakanlığı tarafından  gözden geçirilmesini istediği bildirildi.

    Julian The New York Times’ı Pentagon’a mektup yazarak  redaksiyona yardımcı olmalarını istemeye zorladı,  reddettiler ve bu yayımdan 24 saat önce oluyordu.  Gizli ve hassas bilgi  O malzemede ne olduğunu umursamadığı doğru değil. Mark Davis Gazeteci ve Sinemacı Aslında bu malzeme ve az sayıda kaynak ona epey azap veriyordu.  Kendi başına gece gündüz  yayımlanacak şeyleri ayıklamak için çalıştı. WikiLeaks bu devasa ölçek için küçücük bir organizasyon.  Bazı hatalar yapacak. Spiegel, “I-E” diye mi yazılıyor, “E-I” diye mi?

      I-E. Tamam. Basın bülteninin o tarafını siktir et.  Arkasında onu destekleyecek bir yapı yoktu ve bir basın toplantısı düzenleyecekti. Ona şöyle dedim: “Julian, orada birine ihtiyacın var. “Biri bir basın bülteni yazmalı “veya en azından telefona cevap vermeli.”  Yayımdan birkaç gün önce  birkaç gönüllü öğrenci geldi.  Şimdi gidiyorum, ama şunu düşünmenizi istiyorum, yarın basın toplantımız var. Akına uğrayacağız. Tamamen akına uğrayacağız. WikiLeaks’ten bir örgüt gibi söz edelim. Apple veya IBM veya  Çok zeki çalışanları olan bir benzinci. Çok büyük bir organizasyon olduğu izlenimini vermeye çalıştığı doğruydu. Oysa Julian Assange’ın, sadece 300 dolarlık bir dizüstü bilgisayarı, 10 SIM kartı ve röportaj yapılırsa giyeceği ucuz bir ceketi vardı.

    AFGAN SAVAŞI GÜNLÜKLERİ YAYINI 25_TEMMUZ_2010

    Geç uyandı tabii. Kapıyı çaldım. “Julian, hadi dostum.”  Kalktı. Normal hali. Saat kaç?

      Saat kaç?

      25 var. – Küçük bir liste hazırlamalıyım.

    - Peki.  İki dakika sonra gelirim. Kendini nasıl hissediyorsun?

      Yorgunum. Uyumadım. Ama iyiyim.  Bu sabah The Guardian’da 14 sayfa var. “Sızdırılan çok sayıda gizli dosya gerçek Afgan savaşını gösteriyor.” Kaynaklarımıza azami politik etkiden söz ediyoruz, sanırım bu sefer epey yaklaştık. Dışarıda 10 minibüs var. 10 medya minibüsü. Evet. Çok gelen olacak.  O kapıdan geçkin serseri öğrenciler gibi çıktı. O 50 metreyi yürüyüp bitirdiğinde  bir rock yıldızı olmuştu.  Dünyanın en ünlü adamlarından biriydi. Vay canına.  Çoğunuz sabah gazetelerini okumuşsunuzdur.

    Bu sabahki The Guardian. Bu konuya 14 sayfa ayrılmış. Sızdırılan dosyalar gerçek Afgan savaşını gösteriyor  Savaşla geçen son 6 yılın nasıl olduğuna  ve savaşın gidişatının değişmesi gerektiğine dair The New York Times Afgan Savaşı: Gizli Arşiv  bir anlayış getireceği açık.  Savaş günlükleri vatandaşlara anlatılandan çok farklı bir çatışma ortaya koyuyordu.  Sivil kayıplar bildirilenden çok daha fazlaydı.  Amerika’nın müttefiki olması gereken Pakistan çift taraflı oynuyor,  ABD’den askeri yardım alırken  Taliban’la çalışarak Afganistan’da saldırılar planlıyordu.

    Savaş günlükleri ayrıca gizli bir Amerikan suikast timinin  kadın ve çocukları yaralayıp öldürmekte korkunç bir rekoru olduğunu gösteriyordu.
    Ulusumuz için hiçbir şey, savaşın vahşetini gözler önüne sermek kadar  büyük sonuçlar doğuramaz. Böyle kararlar vermek, böyle gizli müzakereler yapmak J. William Leonard ABD Hük. “Sınıflandırma Şefi” – 2002-2008 Amerikan halkına büyük kötülük etmektir, çünkü burada onlar adına yapılan şeyler söz konusu.

     İster katılın ister katılmayın, bunların özgürce yayımlanması gerekiyor. Bütün materyal yedi aydan daha eski tarihli ve herhangi bir operasyonel önemi yok. Hangi koşullarda bilgiyi yayımlamazsınız ya da bilgiyi yayımlamayacağınız durumlar var mıdır?

      Zararı en aza indirgemek için çalışmalarımız var.  Amacımız reform, yöntemimiz saydamlık. Ama bizim için yöntem amaçtan daha önemli değil. Pardon.  Julian’ın bütün dünyaya, “WikiLeaks her zaman zararı “en aza indirgemeye çalışır,” diye ilan etmesi beni çok şaşırttı. Julian’ın zararı en aza indirgeme diye bir çalışması yoktu.

    WikiLeaks tarafından redaksiyon yapıldı mı?
    Hayır. Sonuçta 15.000 belge yayımlanmadı.  Ama 75.000 belge yayımlandı  ve onların içinde yaklaşık 100 isim vardı.

    Gazeteler sadece birkaç yüzü redakte edilmiş belgelerle  makaleler yayımladılar.  Ama kısıtlamalara ve Julian’ın verdiği sözlere karşın  WikiLeaks web sitesinde, redakte edilmemiş  75.000 belge yayımladı.  Bu belgelerin yayımlanmasının savaş alanındaki sonuçları askerlerimiz, müttefiklerimiz ROBERT GATES Savunma Bakanı  ve Afgan ortaklarımız için  potansiyel olarak çok ciddi ve tehlikelidir.  Bu yüzden bir kişinin zarar görüp görmediğini bilmiyorum. Materyalin orada olması ve potansiyel olarak tehlikeli olarak tanımlanabilmesi siyasi zarara yol açtı.

    Materyal ilk yayımlandığında Siviller başarısız askeri politikanın bedelini ödediler  dünya Afganistan’daki sivil zayiatı  ve Taliban’ın peşine düşen ölüm mangalarını konuşmaya başladı.

    Task Force 373 Taliban’ı alt etti ABD Ordusu Risk İçeren Sızıntı Araştırıyor  Ama Beyaz Saray haberleri kontrolüne aldı  ve hikaye, “WikiLeaks’in eline kan bulaştı,” şeklini aldı. Eline kan bulaştı  Bay Assange kendisinin ve kaynağının yaptığı şey hakkında istediğini söyleyebilir Amiral Michael Mullen Genel Kurmay Başkanı ama gerçek şu ki, şu anda ellerine genç bir askerin veya bir Afgan ailesinin kanı bulaşmış olabilir. WikiLeaks’teki insanların eline kan bulaşmış olabilir. Eline kesinlikle kan bulaştı. Ellerine kan bulaştı.  İşte burada bilgi savaşına giriyoruz. Bu spekülatif kan gerçek kandan daha önemli oldu.

    OPERASYON KALICI ÖZGÜRLÜK
    Ölen koalisyon askeri: 3.936 Ölen Afgan sivil: 15.500 – 17.400 Ölen Taliban: 15.000 – 25.000

    Bütün bu korkunç şeyleri zaten biliyoruz.  Bunları biliyoruz.  Kabuslarınızı konuşalım.  Hükümetin sırları açıklandığı için bu insanların ölebileceğini konuşalım.

    WikiÖldürür  Elinde kan olduğu ifadesini kullanmaya başladıkları anda  WikiLeaks izole edildi  ve siyasi açıdan bakıldığında  Beyaz Saray akıllıca bir adım atmıştı. Bu büyük haber örgütleriyle her türlü savın çevresinden dolaştılar  ve Julian’ı izole ettiler.

    WikiLeaks’in Julian Assange’ı: ‘Anarşist,” “kışkırtıcı,” “kibirli” ve gazeteci  Assange ve gazeteler arasında bir ayrım yaratarak  hükümet ana akım medyasıyla bir savaşa girmekten kaçınmış oldu  ve Bradley Manning’in  “beyaz saçlı, deli Avustralyalı” diye adlandırdığı  mükemmel bir düşman yarattı. Adınız neydi?

       Eskiden neydi bilmiyorum, şimdi ne biliyorum. Adınız ne?

      Julian. Bu duruma alışmak zaman alıyor mu?

      Medya açısından bakıldığında, yakın zamana kadar pek ortalıkta değildiniz. Biraz büyüdük, şimdi böyle yapma zamanı geldi. WikiLeaks’in bir yüze ihtiyacı var mı?

      Evet insanlar bir yüzünün olmasını talep ediyor. Aslında biz, daha doğrusu ben bir yüzü olmamasını tercih ederdim. Ve bir süre bunu yapmaya çalıştık. Ve insanlar  Talep o kadar büyüktü ki, insanlar yüzler icat etmeye başladı.  Bazıları ona kahraman diyor,  bazıları onu ulusal güvenliğe bir tehdit olarak görüyor. Julian, katıldığın için teşekkürler  Bu öğleden sonra sızıntıların arkasındaki adamla konuştum

    - Julian Assange.

    - Julian Assange.

    Günaydın Bay Assange.  Sızıntılar neyi başardı?

      Dünyadaki bütün gazetelerin yayımladığından daha fazla gizli belge yayımladık. Yani, bu gazetecilik.

    Şu ifadeyi daha çok seviyorum:
    “Işık açılırsa, sıçanlar kaçar.”

    Bu belgelerin yayımlanmasıyla yapmak istediğiniz şeyi başardığınızı düşünüyor musunuz?

      Henüz değil.

    - Sen. –

     Ne?

      Tanrım. Kapakta ikinizin resmi var. Tanrım, bak  Yine karşılıklı iki sayfa. Bence en iyi fotoğraf bu. Fena bir fotoğraf değil. Bence çok güzel.  Sonra  The Times’ın üç sayfasında, en tepede ambleminiz var. Artık bu ülkede dokunulmazım.

    - Dokunulmaz mı?

      – Dokunulmaz. Buna kibir derler.  Buna kibir derler. Birkaç gün boyunca. Geçebilir. Ama birkaç gün boyunca dokunulmazım. WikiLeaks’in kurucusu bugün yine haberlere konu oldu. Uluslararası SORUŞTURMA İsveç, Julian Assange için tutuklama emri çıkardı.  İsveçli yetkililer WikiLeaks’in kurucusu  Julian Assange’ı sorgulamak için arıyor. İsveçli yetkililer iki ayrı cinsel taciz ve tecavüz kuşkusu nedeniyle tutuklama emri çıkardı.

    STOCKHOLM, İSVEÇ AĞUSTOS_2010

    21 Ağustos Cumartesi uyandım. Bir başka gazeteci bir e-posta yollamış  ve İsveç gazetesi Expressen’in web sitesinin linkini vermişti.

    WikiLeaks’in kurucusu tecavüz şüphelisi  Web sitesine gittim, şöyle düşünüyordum, “Bu bir şaka, “bu sahte bir gazete.” Kocaman manşetler atılmıştı,  birinde Julian Assange’ın iki kadına tecavüz ettiği yazıyordu. “Bu nedir böyle? ” WikiLeaks’in Stockholm’deki koordinatörü olan birine telefon ettim. Bu şahsı buldum ve, “Neler oluyor? ” diye sordum.

    İsveç’teki bu kişi Donald Boström idi. Donald Boström Araştırmacı Gazeteci  Julian Assange’a ülkedeyken  yardım etmeyi kabul etmiş bir araştırmacı gazeteciydi. Sanki  yeni bir Mick Jagger gibiydi. Evet, gerçekten. Hayranlar, takipçiler, medya  herkes Julian’a o sıralarda çok büyük ilgi gösteriyordu. O da bundan hoşlanıyordu.

    - Hoşlanıyor muydu?

      – Tabii.  Assange merkezi WikiLeaks’in sunucularının bulunduğu İsveç’e taşımayı düşünmüştü.  Orada yasalar basın özgürlüğüne daha olumlu yaklaşıyordu  ve Assange’ın giderek artan bir hayran kitlesi vardı.

    Julian Assange: Aktivist, Yasa Dışı  Seks Sembolü?

       Şöhret Assange’a bir platform sağladı ama aynı zamanda onu görünür bir hedef haline getirdi. Julian’a şöyle dedim: “Sanırım listedesin ” “bazı hükümetlerin istenmeyen insanlar listesindesin.” “Geçenlerde Rusya’da” “bazı gazetecilerin başı” “mini etekli kızlar yüzünden belaya girdi.” “Bu çok kolay bir numara.” “Lütfen dikkatli ol.” Bu, olayların patlak vermesinden tam bir hafta önceydi.

    - Flaş haber  – Internet platformu WikiLeaks

     Avustralyalı suçlamaları asılsız olarak reddetti  Julian Assange 35 ve 25 yaşlarındaki iki kadınla rızaları olmaksızın ilişkiye girdiğini kabul etmedi. Kadın Assange’ın zor kullandığını, kendisinin de onun sarkıntılarına karşı koyduğunu söyledi. Sadece prezervatif kullanmayı kabul ettikten sonra seks yapmaya rıza göstermiş. Ama her nasılsa prezervatif yırtılmış.  Bilinmeyen bir kaynak polis raporunu basına sızdırdı.  Rapor Assange’ın ve iki kadının ifadesini  ve şaşırtıcı bir biçimde  yırtık bir prezervatifin fotoğrafını içeriyordu.  Başka tuhaf şeyler daha oluyordu. İsveç tecavüz suçlamasından vazgeçti

    Bir kadının dosyası kapatıldı, daha sonra yeniden açıldı. İsveç Tecavüz Soruşturmasını Yeniden Açıyor Genel olarak bu suçlamaların çok utanç ve zarar verici Gavin MacFadyen Direktör – Araştırmacı Gazetecilik Merkezi bir sızıntıdan sonra yapılması çok ilginç bulunuyordu. Birkaç olasılık vardı. Birincisi, gazetelere bir hikâye satmak isteyen kadınlar ona tuzak kurmuştu. Bir diğeri, İsveç’teki aşırı sağcı bir grup ona tuzak kurmuştu. Belki gizli bir Birleşik Devletler örgütü bunu yapmıştı. Ve en aşırı ihtimal olarak da, kendisi böyle bir şey yapmıştı! Bilemiyorum. Bu kadınlarla aranızda cinsel zorlama veya tecavüz olarak nitelendirilebilecek herhangi bir şey oldu mu?

      Bir kelime, eylem veya şiddet yok. Tecavüz olarak nitelendirilebilecek hiçbir şey olmadı. Hiçbir şey. Peki, cinsel zorlama?

      Bunun ne anlama geldiğini bilmiyorum. WikiLeaks’i Yok Etme Planı Hiç kuşku yok ki, bu organizasyon bir kuşatma altında  Bu açıkça bir karalama kampanyasıydı  “Bu açıkça bir karalama kampanyası.. Sorun işin içinde kimin olduğu ”  Avustralya haberalma örgütünden Assange: “Pentagon faullü oynayacak demişlerdi.” böyle bir saldırı yapılacağına dair uyarı gelmişti.

    WikiLeaks kurucusu Julian Assange buna “karalama kampanyası” diyor. Yandaşları tutuklama emrinin amacının onu susturmak olduğunu söylüyor. Bunun bir cadı avı, bir karalama kampanyası olmadığını mı söylüyorsunuz?

      Yapmayın. Suçlayanlardan biri Kübalı göçmenlerle çalışıyormuş ve bir CIA ajanı mıymış?

      Julian Assange “tecavüzcü değil” CIA’in karalaması mı?

       Pis kokular göklere kadar yükseliyor. Hükümetlerin ve şirketlerin insanların peşine bu tür yalan ve karalamayla düştüğünü yeterince kez gördüm. Bence bütün bunlar zırva. Bu gerçekten sürreel bir İsveç peri masalı. Sahneye bir tek troller çıkmamıştı. Onların da çıkmasını bekliyorum.  Benim görevim paratoner olmak,  çalışmalarımız nedeniyle örgüte yapılan saldırıları üstüme çekmek. Bunun bir yönü sizin İsveç’teki hukuki durumunuz. Bu konuyla ilgili olarak konuşmayacağım. Ama WikiLeaks’i ilgilendiriyor.

    - Konuşursan giderim

    - Siz hala  Bir keresinde  Bu son derece ciddi röportajı kişisel hayatımla ilgili sorularla kirleteceksen  Bunu WikiLeaks’e bir saldırı olarak mı gördüğünüzü soruyorum. Pekala, tamam. Julian, diğer soruya geçebilirim. Tek sorduğum  Kusura bakma. Bunu sen istedin.  İsveç’teki olay hala çözüme kavuşmamıştı.  Soruşturma sürerken savcılar Assange’ın, geri gelmesi kaydıyla İsveç’ten ayrılmasına izin verdiler.  Ama Assange bir daha dönmedi.  İsveç’in bir tuzak olduğundan emin olarak Londra’da izini kaybettirdi.  Julian’da biraz paranoyaklık var.  Ama onunla birlikte olduğum zaman içinde güvenlik arzusunun yüksek olması bence doğruydu, uygundu. Şunu da söylemek lazım, son beş on yıldır böyle yaşamasının doğru olmadığı zamanlar böyle yaşıyordu. Önümüzdeki iki üç hafta içinde WikiLeaks’ten başka şeyler gelecek mi?

       Paranoyak olmak için bir nedeniniz olamaz.  Dikkatli olmak için bir nedeniniz olur.  Kaybedecek çok şey var, bu yüzden her gün çok dikkatli olmak lazım.

     Telefon değiştirme, pillerini çıkarma, bilgisayar değiştirme gibi  gizlenme taktikleri konusunda bu an için eğitim almıştı. 

    Daha öncekiler belki gerçek değildi  ama şimdi gerçek olunca çok işine yaradı.  Amansız düşmanların hedefiydi.

    Şu anda Pentagon’un çok büyük miktarda gizli belge yayımlamak üzere olan Julian Assange’ı aradığı söyleniyor. Kafasını siperden çıkarıyordu. Kendisini tehlikeli bir duruma sokuyordu. Ve bence genel olarak tehlikelerle iyi başa çıkıyordu. Bu adamın harika bir yönü var ama bir de çok yıkıcı olan gizli bir yönü var.  Doğuştan bir masalcı, hikaye anlatıcısıdır  ve yoğun biçimde hayal dünyasında yaşar ve bir ölçüye kadar yaşadığı bu hayal dünyası hepimizin yaşadığı sıradan gerçeklikten daha gerçek olur.

    Prof. Robert Manne La Trobe Üniv., Melbourne Evet.  Sizin ve bazı WikiLeaks çalışanlarının  saldırgan bir şekilde izlendiğinizden söz ettiniz. İzlanda’da kesinlikle izlendik. Şahsen ben, beni videoya çeken bazı insanları kovaladım.  Oslo’daki bir konferansa gitti ve kendisini izleyen iki Dışişleri Bakanlığı yetkilisinin İki Dışişleri Bakanlığı yetkilisi editörümüzü İzlanda’da takip etti  kendisiyle aynı uçakta olduğunu iddia etti  ama bir kanıtı yoktu. İşte bu, zaman içinde çoğumuzu yormaya başladı. CIA WikiLeaks editörüne suikast planını onaylamıyor, inkar etmiyor Julian sürekli olarak çok büyük tehlike içinde olduğumuzu ve buna benzer şeyler yayıyordu.

    Bunlar sadece yalan ve propaganda idi. Aleyhimizdeki operasyonlar hakkında bilginiz varsa https://secure.wikileaks.org ile irtibat kurun

    Nedeni belki şöhret, belki ilgi çekme, Smári McCarthy Eski WikiLeaks Gönüllüsü belki de, böyle bir ortamda çalışmanın getirdiği baskıydı ama bir şekilde, tanıdığım bu idealist kişi hikayenin bir noktasında başka bir şeye dönüştü.  Bu konu çok kötü bir yöne evrildi. Assange’ı WikiLeaks Başkanlığından Devirme Çabaları  Newsweek’te bir makale çıktı. Julian onu, basınla konuştuğumun kanıtı kabul etti.  O günden itibaren ona göre bir haindim,  onu sırtından hançerlemeye çalışıyordum. Sonuçta organizasyondan atıldım.

     Julian’ın ifadesiyle şu gerekçelerle: “Sadakatsizlik, itaatsizlik ve kriz zamanında istikrarsızlığa yol açmak.”

    Bu dil nereden çıktı?

      Bilebildiğim kadarıyla 1917 tarihli Casusluk Kanunu’ndan.  Bu acımasız bir ironiydi.  Atlantik’in öbür kıyısında Birleşik Devletler Adalet Bakanlığı  Julian Assange’ı hapse atmak için Casusluk Kanunu’nu  kullanıp kullanamayacağını araştırıyordu.  Casusluk Kanunu temelde bireylerin ulusal güvenliği ilgilendiren bilgileri, düşmanın bize zarar vermesini sağlamak amacıyla, düşmana verdiği durumları kapsar.  The New York Times’ın veya The Washington Post’un her gün yaptığı  bir şeyden farklı bir şey yapmayan bireylere karşı  Casusluk Kanunu kullanmak bir ilk olacaktı.

    LONDRA, İNGİLTERE 22_EKİM_2010 

    İçeri önce onlar mı girsin?

       Sıradaki büyük yayın Irak Savaş Günlükleriydi.  Bu kez WikiLeaks redaksiyon sorunlarını çözmek amacıyla  bir bilgisayar programı geliştirmek için gönüllülerle çalıştı.

    Yaklaşık 400.000 belge Irak Arşivi: Savaşın Kıyıları  ABD Ordusunun sivil zayiat ve sistemli işkence konularındaki bilgiyi Iraklı sivillerin ölümleri  kasten gizlediğini ayrıntılarıyla gösteriyordu. Gizli dosyalara göre ABD Irak’ta işkenceyi umursamıyor

    Başkan Obama, Amerikan ordusunun elinde bulunan lain Overton Araştırmacı Gazeteci Iraklı savaş esirlerinin  Iraklı yetkililere teslim edilmesine izin verdi.  Cenevre Sözleşmesine aykırı olan şeylerden biri savaş esirlerini, işkence yaptığını bildiğiniz bir başka otoriteye teslim etmektir. Tutuklulara kötü davranıldığı durumlarda müdahale etmediğimiz iddialarını cevaplamak istiyorum: Doğru değil.

    Irak ordusunun ve polisinin tutukluları, James Ball Gazeteci korkunç işkencelerden geçirdiği tıbben kanıtlanmış  1.300 iddia vardı.  Tecavüzden söz ediyoruz,  tacizden, hortum sokmaktan söz ediyoruz,  insanları dövmekten, öldürmekten söz ediyoruz.

    Irak’ı “kurtardığımızı” söylediğimiz türdeki işkenceden söz ediyoruz. Amerikan hükümeti, Bush ve Obama yönetimlerinde, bu gerçeği bilmesine rağmen, tutukluları teslim etmeyi sürdürdü. Bu Cenevre Sözleşmesine aykırıdır. Obama yönetiminin savaş suçu işlediği görülüyor.  Bunu daha önce kim biliyordu?

      Irak ve Afganistan savaşlarıyla ilgili tarihsel önemde belgeler.  Bu, muhtemelen çağımızın en önemli belgelerinden biridir, savaşın sisini dağıtmakta ve 21. yüzyılın asimetrik savaş tarzının gerçek doğasını gözler önüne sermektedir. İyi günler.  Bradley Manning’in WikiLeaks’e mektubu  Manning ne yapmıştı?

       Eylemi, Ordunun dediği gibi, sorumsuz bir veri aktarımı mıydı?

       Yoksa bu, bir süper gücün perdesinin arkasına bakan ve bu gücün yaptığı şeyin yanlış olduğuna karar veren bir insanın eylemi miydi?

       Sızıntılardan sonra, tutuklanmadan hemen önce  Manning yapmış olduğu şeyi ve gideceği yeri  kabullenmeye çalışıyordu. Üç sinir krizi geçirdim  her biri kuşkularımı ve duygusal olarak güvensiz oluşumu bir öncekinden daha açık bir şekilde gösteriyordu 8 ay önce bana kendimi bir kadın olarak tanımlayıp tanımlamadığımı sorsaydın sana, delisin derdim  Tek bir kişinin bile onun bir kadın kişiliğine sahip olduğu olasılığını düşünmüş olması mümkün değil. Uzman Jihrleah Showman Bradley Manning’in Şefi Kadın olmak istediğini mi kastediyorsunuz?

      Hormon tedavisi görmek istediğini biliyorduk ama kimsenin umurunda değildi. Yani, “Artık kadınlarla duş yapmalı,” diye düşünmüyorduk.  Kimsenin umurunda değildi. Bu noktada hiçbir şey umurumda değil  Beni arayıp ağlardı.  Hıçkıra hıçkıra tıpkı her şeyini yitirmiş bir bebek gibi Jason Edwards Bradley Manning’in Arkadaşı  ve, “Yapmayacağım,  “yapamayacağım, bunu yapamayacağım,” derdi. Sonumun kafama sıktığım 5.56’lık bir kurşun olmasını istemiyorum.

    Sürekli olarak, “Biri var mı?  “Konuşabileceğin biri var mı, “orada olan, her gün gördüğün biri? ” diye sordum. Olmadığını söyledi. Bundan kurtulmaya çok ama çok çalıştım

    (CİNSEL KİMLİK BOZUKLUĞU)  Manning en az bir kez kıdemli çavuşuna yardım için başvurdu. Gitmiyor   Manning e-postasına kadın kılığına girmiş olarak çektirdiği resmi ekledi. Istırabımın ve kafamın karışıklığının nedeni bu  Bütün hayatımı sona ermeyen bir kabusa çeviriyor  bu noktada artık burada değilmişim gibi hissediyorum.  Birkaç hafta sonra akşam yemeği sırasında  Manning yerde yatarken bulundu.  Bir bıçakla sandalyeye şöyle kazımıştı:  “İstiyorum.”  Manning aynı gece iş başı yapmaya çalıştı.  Vardiyam sona ermişti, onun bulabilmesi gereken bir şeyi bulmaya gelmiştim. Aşağı yukarı yürüyor, benimle ukala ukala konuşuyordu. Ona şöyle dedim: “Manning, benimkini temizlemeden önce neden kendi pisliğini temizlemiyorsun? ” Bir çığlık attı ve ben otururken suratıma bir yumruk patlattı. Adrenalinim derhal zirve yaptı. Ayağa kalktım ve sandalyeyi geri ittim. Benimle dövüşmeye çalıştı ama ben onu güreşçilerin deyimiyle “giyotin” e aldım, yere yatırdım, üstüne çıktım ve ellerini başının yanında yere çiviledim. O sırada bana bulaştığına inanamıyorum. Pazılarım 40 santim kalınlığındaydı.  Muhtemelen yumruk atması gereken son kişi ben olmalıydım. Üstlerim bu sorunun çok büyüdüğüne, oradan uzaklaştırılmasına ve silahının alınmasına karar verdiler. Bir lezbiyenin suratını yumrukladım  bundan gurur duymuyorum  Bir daha ofise gelmedi. Artık çavuşla posta odasında çalışıyordu. En azından erişim hakkımı almadılar [şimdilik]  Manning posta odasında da Internet bağlantısıyla askeri ağlara erişebiliyordu.  Silahı elinden alınmıştı  ama hala milyonlarca gizli belgeye erişimi vardı.  Personel güvenlik programlarımız var.  Erişim hakkı verdiklerimizi araştırırız.  Bu gence o hak verilmeli miydi?

      Geriye bakıldığında, hayır. Geleceğe bakınca, kim bilir?

      NSA Başkanı, 1999-2005 CIA Başkanı, 2006-2009

    Bunlar vermesi zor kararlardır. Size şöyle söyleyeyim, iki yüzyıldan fazla bir süredir Amerikan Ordusunda son derece aptal erler olmuştur ve erler zaman zaman son derece aptal şeyler yaparlar. Üzgünüm, şu anda berbat haldeyim :'( ve kimse farkında değil ki, bu “görünen” berbat durumun içinde benim yarattığım bir berbat durum var, kimse bilmiyor  henüz Tutuklandığını görmedim. Ama dört askeri inzibatın arasında  koridorda yürürken gördüm.  Yüzünde bir gülümseme vardı, sanki, “Dünyanın en tepesinde ben varım,” diyordu.  Ondan aldığım en son e-postada bütün dünyayı şoke eden bir şey duyacağımı yazıyordu.

    Merkezi bir sunucuda depolanıyorlardı  elimde bir müzik CD’si ile içeri girerdim  CD’nin üzerinde “Lady Gaga” falan yazardı  müziği silerdim  sonra sıkıştırılmış bir dosya yaratırdım kimse bir şeyden kuşkulanmazdı amerikan tarihindeki muhtemelen en büyük veri sızıntısını gerçekleştirirken  Lady Gaga’nın Telephone şarkısını dinler ve eşlik ederdim

    Oldukça basit bir işlemdi. Bilgisayarınıza CD’yi koyuyorsunuz ve çok büyük miktarlarda bilgi yüklüyorsunuz. Pek sofistike bir şey değildi.  Bu pek doğru değil.  Manning bilgisayarlarını çok etkili dışarı sızdırma makinalarına çevirmişti.  Manning birkaç ay boyunca Dışişleri Bakanlığı sunucusuyla  794.000’den fazla bağlantı yaptı.  Hiç kimse fark etmeden yüzbinlerce belge indirdi.  Bir engelle karşılaştığında  şifre kırma konusunda tavsiyeler almak için başka hackerlarla yazıştı.

    - LM-Hash kırma konusunda iyi misin?  – LM için gökkuşağı tablolarım var. Bizim çocuklara aktardım.  Manning daha sonra onunla yüklemelerin ilerleyişi hakkında konuştu. Elimdeki her şeyi sana gönderiyorum  Manning’in arkadaş listesinde bu adresin altında tanıdık bir isim vardı

    Tamam, harika  Ne zaman bize ulaşır?

       Julian Assange. 11-12 saatte  6 saati geçti Hilary Clinton ile dünyadaki bütün diplomatlar bir sabah kalkıp  bütün gizli dış politika belgelerinin  halka sunulduğunu gördüklerinde  kalp krizi geçirecekler. Dünyadaki herkesi ilgilendiriyor bu açık diplomasi  dünya çapında anarşi  çok güzel ve dehşet verici   28 Kasım 2010 tarihinde  WikiLeaks ve onun medya ortakları  Bradley Manning’in temin ettiği, dikkatle redakte edilmiş, Sızdırılan Telgraflardan ABD Diplomasisine bir Bakış  az sayıda Dışişleri Bakanlığı telgrafını yayımlamaya başladılar.  Amerikalı diplomatların yolladıkları günlük notlar  dünyanın gerçekte nasıl işlediğine dair çok dürüst bir resim sunuyordu.

    Tam bir Oz Büyücüsü anıydı.

    Hepimiz politikacılara bakarız, “Ne kadar da güçlüler!” deriz. Heather Brooke Gazeteci
    Sonra küçük köpek perdeyi çeker.

    Telgraflar Mısır, Tunus ve Libya diktatörlerinin  işledikleri suçları ve yolsuzluklarını ifşa ediyordu.  Bu da karşılığında, bir öfke patlamasına  insanların baskıya karşı ayaklanmasına,  Arap Baharı’na yol açtı.  Telgraflarda aynı zamanda  Amerika’nın sözde müttefiklerinin hataları, DÜNYAYLA DALGA GEÇİYORLAR  güçlerinin ve meşruiyetlerinin aslında sahte olduğunu  gösteren bir şekilde anlatılıyordu.

    KÖTÜ – GERİ ZEKALI -ZAYIF – DELİ

    Bu sızıntının ölçüsü çok büyük.  Birleşik Devletlerin dünya yüzünde ilişkide olduğu  bütün ülkeleri ilgilendiriyor. Birleşik Devletler ve diğerleri bunun etkisini gidermeye çalışsa bile, Philip J. Crowley- Eski Halkla İlişkiler Bakan Yardımcısı bu, tekrar tekrar açılan bir yara olacak.

    Raporların Tarihçesi Tehditler ve Gerilimler  Telgrafların suçların örtbas edildiğini ve diplomatların  sistematik olarak casus olarak kullanıldığını ortaya çıkarmasıyla  Birleşik Devletlerin tutumu da ifşa edilmiş oldu.

    Casus ile Diplomat Arasında Belirsizleşen Çizgi
    Herkesin sırrı vardır.

    Ulus devletlerin halklarını güvenli ve özgür yaşatmak için yürüttüğü bazı faaliyetlerin Başarılı olması için gizli olmaları gerekir. Eğer herkes tarafından bilinirlerse işinizi başaramazsınız. Bu konuda çok açık konuşacağım. Biz sır çalarız. Başka ulusların sırrını çalarız. Bunu açıkça yapıp, uzun bir süre başarılı olmak mümkün değildir.  Bu tür ifşaatlar sorumlu hükümetin  doğru işleyişine zarar verir. İyi niyetli insanlar ulusal çıkarlar ile küresel çıkarları korumak için hassas diplomatik iletişimin gerekli olduğunu kabul eder.  Amerikan hükümetinin önceki sızıntılara  öfkeli olduğu açıktı ama birden çok sert davranmaya karar verdiler.

    Obama yönetiminin WikiLeaks’e hak ettiği şekilde, bir terör örgütü olarak  muamele etmesinin zamanı geldi. Yapmamız gereken şey Assange’a Birleşik Devletler’e karşı bilgi savaşına giren düşman askeri muamelesi etmektir. O bir şantajcı, zorba ve teröristtir. Kafadan çatlak, cinsel tacizci  O, avlanması, yakalanması ve yargılanması gereken bir suçludur. Çok ciddi bir cezai soruşturma yürütüyoruz ve bilgi sızıntısını durdurmak için yapabileceğimiz şeyleri araştırıyoruz. Kanunların gerektirdiği en şiddetli biçimde yargılanmalıdır ve bu bir sorun oluyorsa, kanunları değiştirmemiz lazımdır. Özel kuvvet birliklerimiz var. Ölü biri bir şey sızdıramaz  vuracaksın o  Bu küçük serseri

    Şimdi Obama’ya sesleniyorum. Obama, bugün bizi dinliyorsan, bu adamın icabına bakmalısın. Bence Obama onun öldürülmesine izin vermeli, hatta bir İHA kullanmalıdır. Bir İHA’nın Assange’ı vurması çok hoşuma gider. ABD WikiLeaks Kurucusuna Dava Açmayı Görüşüyor  Bütün tehditler Assange’a yöneltiliyordu.  Kimse The Guardian’a veya The New York Times’a saldırmıyordu.  Bunu çok şaşırtıcı buluyordum. Eğer Julian Assange Amerikan yasalarına göre bir suçtan dolayı tutuklanırsa,  o zaman The New York Times editörü de onunla birlikte hapiste olmalıydı.  Aniden, Dışişleri Bakanlığı telgraflarının  ilk bölümünün yayımlanmasından sadece iki gün sonra  Interpol, seks suçlamaları nedeniyle  sorulacak soruları cevaplamak için İsveç’e gitmeyen  Assange için bir tutuklama kararı çıkardı.

    SEKS SUÇLARI

    Bunun arkasındaki politik motivasyonlar  beni biraz kaygılandırıyor. İsveç esir taşıyan uçaklar ve işkence için Mark Stephens Assange’ın Avukatı kaynaklarını ve tesislerini kullandırtan yaltakçı devletlerden biri. Yani, İsveç’e giderse Amerika’ya gönderileceğini mi düşünüyorsunuz?

      Bu fikir aklıma çok yatıyor.

    - Ve bu tezle mi itiraz edeceksiniz?

      – Kesinlikle.  Assange için mühürlü bir tutuklama emri çıkarıldığı söylentileri vardı.  Bir ABD büyük jürisi WikiLeaks destekçilerini  hedef alan celpler çıkarmıştı.

    GERÇEK SİZİ ÖZGÜRLEŞTİRMEYEBİLİR

    Siyasi baskılar nedeniyle  VISA ve MasterCard web sitesine bağış yapılmasını durdurdular. VISA ve MasterCard hiç çekinmeden Ku Klux Klan’a, dünyadaki her türlü örgüte bağış yapılmasını zevkle sağlıyor ama hiçbir suçlama, uyarı, herhangi bir şey olmadan bu örgüte yapılan bağışları durdurmakla kalmadıkları gibi, aracıların yapmasına da izin vermiyorlar. Bu arada, WikiLeaks kurucusu hala polisten kaçıyor SİBER SAVAŞ ama bugün online olarak seslendi.

    GERÇEK HER ZAMAN GALİP GELECEKTİR.

    WikiLeaks saldırıya geçti. Bizi keserseniz daha güçlü oluruz.

    Julian Assange tutuklanırsa WikiLeaks’e ne olur?

    Olay devam ediyor, çok büyük miktarda çok önemli materyal var ve herkes bu materyali yayımlamak için çalışıyor.
    WikiLeaks’in sözcüsü her zaman Julian olmuştu  ama Julian saklandığı için boşluğu ben doldurdum.

    Julian Assange, bu mitik karakter nerede?

      Doğrusu onu en son nerede gördüğümü hatırlamıyorum.  Birçok TV programına çıktım,  neredeyse 16’sında gösteriyordum.  İnsan kendini Golyat’la çarpışan Davud gibi hissediyor. Örgütünüzün ve web sitenizin saldırı altında olduğunu düşünüyor musunuz?

    Evet, bir haftadır saldırı altında. WikiLeaks web sitesi siber saldırıya uğradı  ve sık sık çevrimdışı oldu.  Buna karşılık olarak WikiLeaks destekçileri dünya çevresindeki  1000’den fazla sunucuda sitenin yansısını yapmaya başladılar.  WikiLeaks’i lnternet’ten atmak olanaksızdı.

    Dijital çağda Internet hükümetlere her zamankinden daha fazla bilgi ve güç sağlar, daha fazla iletişim sağlar. Ama vatandaşların da aynısını yapmasını sağlar. Hükümetler daha güçlü ama aynı zamanda daha kırılgandır.

    Şu anki savaş  lnternet’i kontrol eden bilgiyi kontrol eder savaşıdır.

    ANONYMOUS’TAN MESAJ
    Merhaba. Bu, Anonymous’tan gizli bir mesajdır.  Doğruları yayan WikiLeaks’e defalarca yapılan saldırılar ANONYMOUS hacker kolektif videosu  ve finans kaynaklarının kapatılması üzerine  çok açık bir şekilde belirtiyoruz ki,  ifade özgürlüğü ve özgür basın için savaşacağız.  Biz Anonymous’uz.
    Sayımız çoktur.
    Affetmeyiz.
    Unutmayız.
    WikiLeaks’in gelirlerinin engellenmesine karşılık olarak ‘Operation Payback’ Fell Visa.com’a Saldırdı  Anonymous VISA, MasterCard, ve PayPal’e siber saldırılar düzenledi  ve web sitelerini kapattı. Web Saldırıcıları WikiLeaks’te Kendilerine Dava Buldu  Julian Assange’ı serbest bırakın!  Bradley Manning’e özgürlük!  Savaşı sona erdirin.
    JULIAN ASSANGE VE BRADLEY MANNING’E ÖZGÜRLÜK

    Yoldan çekilin lütfen!  Yoldan çekilin.

    LONDRA, İNGİLTERE 07_ARALIK_2010

    Siyasi mahkum! Uyarıldınız! Seni seviyoruz! İfade özgürlüğü! İfade özgürlüğü!  Tutuklama emrinin çıkarılmasından bir hafta sonra  Assange Londra’da polise teslim oldu.  Kaçma ihtimalinin olduğu kabul edilerek,  kefalet duruşmasına kadar hapiste kalmasına karar verildi. Birçok kişi Bay Assange’ın masum olduğuna inanıyor ve birçok insan bu yargılamanın siyasi amaçlı olduğunu düşünüyor.  Assange’ın tutuklanması mitik bir ana dönüşmüştü  ama gerçekte neler oluyordu?

    İsveç Birleşik Devletler’in bir ajanı gibi mi davranıyordu?

    İsveç’e iadesi Guantanamo’ya tek yönlü bilet mi demekti?

    Yoksa WikiLeaks’in misyonu iki kadınla bir erkek arasındaki  kişisel bir konuyla mı karıştırılmıştı?

       Neden görüntünü değiştirdiğimizi  ve seni böyle filme çektiğimizi anlat.  Yüzümün karartılmasının önemli olduğunu düşünmemin nedeni almış olduğum tehditlerdir.  Yüzümün farklı yayın organlarında iznim olmaksızın gösterildiğini biliyorum.  Birçok online topluluk  benim ve diğer kızın kim olduğumuza dair  spekülasyonlar yapmaya başladı.  Yüzüm ne kadar az görülürse, Anna Eski WikiLeaks Gönüllüsü beni ne kadar az insan tanırsa o kadar güvende olacağımı düşündüm.  Anna’ya dava sonuçlanana kadar  Assange ile yaşadığı cinsel ilişki konusunda  konuşmaması tavsiye edildi.  Ama herkesin kabul ettiği bazı gerçekler var.  Stockholm’deki bir WikiLeaks seminerinin düzenleyicisi olan Anna,  kendisi şehir dışındayken Julian’a dairesinde kalabileceğini söylemiş.  Daha sonra da şehre vaktinden önce dönmüş.  Ertesi gün seminerde  Julian’a bir başka WikiLeaks gönüllüsü yanaşmış.  Adı Sofia’ydı. Sofia Julian’ı görmek, Julian’a dokunmak Julian’ın yanında olmak istiyordu. Doğrusu, bence o bir rock yıldızı gibiydi ve meyveleri topluyordu.  Savaşın ilk zayiatı gerçektir. Seminerden bir hafta sonra Anna beni aradı ve şöyle dedi: “Donald ” “gezegenin en ateşli adamını” “dairemde, hatta yatağımda ağırlamaktan büyük gurur duydum.” “Ama daha sonra hoşuma gitmeyen bir şey oldu.” “Prezervatifi yırttı.” “Bu beni çok rahatsız etti.” Sonra da, Sofia’nın onu aynı konuda aradığını söyledi. Hamile kalabilir veya HIV bulaşabilir diye çok korkuyordu çünkü Julian onunla prezervatifsiz seks yapmıştı. Julian HIV testi yaptırırsa polise gitmeyeceklerini söylediler. Arkadaşlarına bunu hızlı ve olaysız bir şekilde halledebileceğimizi söylemeye çalıştım çünkü bu olayın gazetelerde boy göstermesini istemiyordum.  Ama o bu işi büyütmeyi tercih etti.  Julian defalarca test yaptırmayı reddetti.  Sonunda fikrini değiştirip test yaptırmayı kabul ettiğinde, artık çok geçti. Kadınların sabrı artık tükenmiş,  Nick Davies Araştırmacı Gazeteci -The Guardian Julian’ın reddedişlerine çok kızmış ve polise gitmişlerdi.  Aynı anda ikisiyle de sevgili olduğumu, korunmadan seks yaptıklarını öğrendiler ve cinsel yolla bulaşan hastalık olabilir diye çok gerildiler.  Polise gitmek için çok saçma bir sebep.  Kadınlar Assange’ı HIV testi yaptırmaya zorlamak için polise gittiklerinde  ifadeleri bir suç isnadının mümkün olduğu düşüncesini uyandırdı.  Polis, kendiliğinden, soruşturmayı derinleştirmeye karar verdi.  Prezervatif kullanmayı reddetme başroldeydi.  Assange’da HIV var ve o bunu biliyor idiyse, bu bir tecavüz davası olabilirdi. ” Assange  [Anna'nın] kollarını tutuyor, bacağını açmaya çalışıyordu ” “Anna Assange’ın prezervatifi yırtığından emindi ” ”  ve  sevişmeye devam etti ve sonunda boşaldı.”  Kadınların ifadeleri bir başka konuyu gündeme getirdi.  Assange kadınları hamile bırakmak için mi prezervatif kullanmayı reddetmişti?

       Bazı kişiler onun dünyanın değişik yerlerinde dört değişik kadından dört çocuk sahibi olduğuna işaret etti. Bu adam, insanların arasına çıkmayan, sürekli bir yerden bir başka yere giden, hiç kökü olmayan biri. Ve bir sürü çocuğu var. İçinde üremek için, dünyaya sağlam bir temel atmak için bir temel içgüdü olabilir. O tam bir dijital insan ama insanların dijital dünyada yaşaması mümkün değil. ” [Sofia] [Assange'ın] içine girdiği hissiyle uyandı.” “İçindeydi, devam etmesine izin verdi.” “Hemen şöyle sordu, ‘Bir şey taktın mı? ‘ O da cevap verdi, ‘Seni.'”  Bunun bir sadakat tuzağı olduğunu hiçbir zaman söylemedim. Bunun bir sadakat tuzağı olmadığını hiçbir zaman söylemedim. ‘Bunun ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yok.’ Kim olduğumuzu bilmediğini iddia ediyordu. Bu doğru değil. Kim olduğumuzu çok iyi biliyordu,  ve biz polise gitmeden önce polise gideceğimizi biliyordu.  Bu karalamaları yapmak için nedenleri olan güçlü çıkarlar var.

    “Kirli oyunlar” konusunda uyarılmıştık. Birincisi gerçekleşti:  Julian’ın yaptığı şey küçük bir kartopunu dağdan aşağı yuvarlamak oldu. Bu bir komploydu. O aşamada başka şey yapmasına gerek yoktu. ‘Tam bir Rezaletti’  Yuvarlandı ve hız kazandı. ‘Seks tuzakları konusunda uyarılmıştım.’  Tamamen hayal ürünü birçok söylenti çıktı. Bir Seks Tuzağına mı Düşürüldü?

      En inanılmaz söylenti de bir CIA ajanı olduğumdu. Böyle tuhaf bir hikayeye inanacak birinin olabileceğine inanamıyordum. Dışarıdan bakınca anlayabiliyorum bir komplo olmalı. Ama ben olayın tam içindeydim. Üzgünüm, onlar CIA tarafından yollanmış mini etekli iki kadın değil. Onlar Julian’a ve WikiLeaks’e hayran iki hoş kadındı. Hiçbir şey söylememeye çok dikkat ettin. Neden?

      Çünkü bu bir hukuk davası, tartışma programı değil. İsveç! Yazıklar olsun İsveç! Yazıklar olsun! İsveç! Yuh sana!  Julian’ın kişisel ilişkilerinin WikiLeaks’inkilerle birleştirilme şeklini  çok rahatsız edici buluyorum. Bir noktada iki konuyu ayrı tutma çabası vardı. Bu tersine çevrildi ve iki olayı birleştirme kararı verildi. Ve  Nasıl tersine çevrildi?

      Bir toplantı mı yapıldı?

      Yoksa  O yöne doğru mu evrildi?

      Julian tersine çevirdi. Açıkça. İsveç’te olanların saydamlık gündeminin bir parçası olarak görülmesini çok istiyordu.  Ve işe yaradı.

    CADI AVI! GERÇEĞİ SUSTURMAK

    Buradayım çünkü ABD ve İsveç yetkilileri gerçeği susturmaya çalışıyorlar. Bu suçlamalar tamamen siyasi amaçlı ve yargılama ile hiçbir ilgisi yok. Bu bir eziyet, yargılama değil.

    SAVAŞ SUÇLARINI İFŞA ETMEK SUÇ DEĞİL ASSANGE’A ÖZGÜRLÜK 

    İnanılmaz olan şey, bu iki kadının sanki hiç hakları yokmuş gibi tamamen unutulmaları

    ASSANGE İSVEÇ’TE SADAKAT TUZAĞINA DÜŞTÜ  ya da karikatürize edilmeleri, lanetlenmeleri.

    Dikkat ŞEYTAN: CEHENNEMDE işkence etmen için iki YALANCI FAHİŞE daha! Web postu asan Assange destekçisi  İki yıldır çeşitli şekillerde taciz ediliyorum.  İnsanlar evime geliyor, beni tehdit ediyor, sorguluyor veya dostlarımı ve ailemi takip ediyor. Bazı ölüm tehditleri de aldım ama çoğunlukla ırzıma geçilmesi gerektiğini söyleyen cinsel tehditler alıyorum.

    YALANCI!  WikiLeaks’e yakın olan 99.95 dolara her erkeği tecavüzle suçlarım!  Birçok Twitter hesabı ve blog  doğru olmayan şeyler yayımlıyor, bunların doğru olmadığını Julian da biliyor. Anna- iyi para alır, sağcı CIA’in İsveç’teki yemi.

    - Karar: Suçlu Ona hayranlar ve o bunları kolaylıkla durdurabilirdi.  Julian Assange’ın destekçileri inanılmaz miktarda yanlış ve yalan bilgi yaydılar. Ve insanlar Julian’ın kendilerine yalan söylediğini fark ettikçe, Julian’ın ahlaki ve siyasi otoritesi azaldı. O gerçeği savunuyor olmalıydı.  Bilgi özgür olmalıdır! Bu demokrasi değil!  İfade özgürlüğü istiyoruz! Ellerinizi WikiLeaks’ten çekin!  İfade özgürlüğü istiyoruz! Ellerinizi WikiLeaks’ten çekin!

    - Ne istiyoruz?

      – İfade özgürlüğü!

    - Ne zaman istiyoruz?

      – Hemen şimdi! Julian Assange’ı serbest bırakın! Julian Assange’a özgürlük! Julian Assange’a özgürlük! İyi akşamlar ve ifade özgürlüğü için bu bağış toplama yemeğine hoş geldiniz. Bu akşam cismen yanınızda olamayacağım çünkü ev hapsindeyim ama en azından ruhen sizinle olabileceğim.

    NORFOLK, İNGİLTERE ELLINGHAM HALL

    Destekçileri 300.000 dolarlık kefaleti toplayınca,  Assange dokuz gün sonra hapisten çıktı.  Julian, İsveç’e iade edilmemesi için temyize başvururken  Vaughan Smith isimli yerel bir gazeteci Julian’ı kendi evinde misafir etmeyi önerdi.  Ellingham Hall Londra’nın 200 kilometre kuzeybatısındadır. Bu ev yaklaşık 250 yıldır aileme aittir. Vaughan Smith Video Gazetecisi  Burada çiftlik hayvanları, sığır, koyun var.  Tabii av hayvanları, sülün ve keklik de var.  Onları vurup yiyoruz.  Ellingham Hall harika bir yer ama etrafta hiçbir şey yok ve biz 15-20 kişi orada kalıyoruz.  Durumumuz Büyük Birader (1984) ve casus romanı karışımı bir şey.  Vaughan’ın yemeklerle ilgili katı kuralları durumun uygar kalmasını sağlıyor.  Vaughan harika bir ev sahibi ve bize günde üç öğün yemek yapıyor. Hatta yemekte şarap bile ikram ediyor, tabii şarap sağdan sola geçiyor.

    Şu anda öyle bir durumdayız ki,  WikiLeaks bağış kampanyası videosu Birleşik Devletlerin Washington yönetimi tarafından şiddetle sansür ediliyoruz.

    Assange hukuki savunması için para toplamak amacıyla  çok cazip bir paket satmaya başladı:  Julian’la akşam yemeği.  WikiLeaks bir bağış karşılığında,  yemekte bulunamayan hacker’ın  yerine konulan bir bilgisayarda izlenmek üzere  Julian’ın bir videosunun linkini veriyordu. Ve birlikte dünyayı bütün düşlerimizi gerçekleştirebileceğimiz bir yer yapacağız.  Bu İfade Özgürlüğü Yemeği  aslında Julian’ın işlediği seks suçunun savunma parasını sağlıyordu. Artık kimse WikiLeaks’e verilen paranın Julian’a mı, başka yere mi gittiğini bilmiyor.  Julian’ın hukuki sorunları şöhretini daha da artırdı  ama aynı zamanda eski medya ortaklarıyla arasındaki anlaşmazlığı artırdı.  Onun yayımlama hakkını savunuyorlardı  ama Assange’ın kendisine karşı cephe almaya başladılar. Bala üşüşen arıları görecek kadar onun yakınındaydım.  Yuvaya çomak sokmuştu,  onlar da onu sokmaya onun beklediğinden daha fazla sayıda gelmişlerdi.

    JULIAN ASSANGE VE SIRLARIYLA UĞRAŞMAK 

    Ocak ayında Assange’ı  “eksantrik,” “pek görünmeyen,” “insanları kullanan,” “çabuk parlayan,”  “saldırgan,” “utangaç,” “ofis manyağı,”  “terk edilmiş,” “kibirli,” “alıngan,” “komplocu,”  “tuhaf biçimde saf” olarak nitelendiriyorsunuz. Bir gazetecinin kaynakları hakkında böyle konuşması doğru mu?

       Bill Keller Baş Editor, The New York Times  İçeri girdiğinde dilenci kadınlara benziyordu.  Soluk haki renkte bir spor ceket giyiyordu,  ayağında eski spor ayakkabıları vardı,  çoraplar bileklerine düşmüştü.  Birkaç gündür banyo yapmadığı açıkça belliydi.

    The New York Times  Tam bir ikiyüzlü tutum içindeydi. Materyali istemişlerdi. Materyalin yayımlanmasında tam bir işbirliği yapmışlardı. Mark Davis Gazeteci ve Film Yapımcısı Ama ortalık kızışır kızışmaz bu işten ellerini yıkamak istediler.  Assange ile videoya alınacak bir röportaj yapmak için aylarca uğraştım.  Birçok toplantı ve e-postadan sonra, sonunda Norfolk’taki malikaneye  altı saatlik bir görüşme için çağrıldım. Julian para istiyordu.  Onunla yapılacak bir röportajın pazar fiyatının  bir milyon dolar olduğunu söyledi.  Ben kabul etmeyince bir alternatif önerdi:  Diğer röportajlarımdaki konuşmaları kendisine bildirebilirdim.  Bunu da kabul etmedim.  Ev hapsi sırasında daha ketum ve paranoyak olmuştu.  Düşmanlarından şikayet ediyordu. Yakınındakilerden  bir gizlilik sözleşmesi imzalamalarını istiyordu.  Bilgi sızdırmanın cezası  19 milyon dolar. Bunu tuhaf buldum çünkü bir saydamlık örgütü bütün dünyada bilgi sızdıranları susturmak için onlara imzalatılan belgenin aynısının imzalanmasını istiyordu. Çok rahatsız ediciydi. Reddettim.  Bütün örgütlerin önünde iki yol vardır. Açık, dürüst ve adil olabilirler veya kapalı ve adaletten uzak olabilirler  ve dolayısıyla başarısız olurlar.  Sır sızdıran sır saklayan mı olmuştu?

       Giderek sırlardan daha fazla hoşlanıyor olmuştu.  En büyük esrar da Birleşik Devletler’in rolüydü.  İlk sızıntının üzerinden iki yılı aşkın bir süre geçmişti  ama ABD herhangi bir suçlamada bulunmamıştı.  Assange ABD’nin fırsat kolladığını,  İsveç’e gitmesini beklediğini söylüyordu.  Ama bu yönde bir kanıt yoktu.  Hatta Assange’ın hukuk ekibi  İngiltere’nin onu iade etmesini sağlamanın  Amerika için daha kolay olacağını kabul ediyordu.  Amerika ile iade konusunda  özel anlaşma yapan İngiltere’ydi. Ama İsveç insanların iadesi konusunda Barones Helena A. Kennedy Julian Assange’ın eski hukuk danışmanı son derece katıydı. Onlar bunu İngiltere’den daha güçlü bir şekilde savunurlardı. Biz ise Birleşik Devletler’le özel bir ilişkimiz olduğunu düşünürüz.  Bu özel ilişkiye rağmen  Assange İsveç’e iade edilmemek için umutsuzca savaştı  ama bütün başvuruları reddedildi. Julian, yanındayız!  Hukuk savaşı bütün parasını tüketti  ve bir yıldan fazla bir süre bir aile çiftliğinde kapalı kalmasına neden oldu.  Beklenen paralar gelmedi ve WikiLeaks operasyonlarını askıya aldı.  Uluslararası organizasyonu darmadağın olmuştu.  Berlin’de Daniel Domscheit-Berg organizasyondan ayrıldı.  Gizli bilgi verme sistemini kuran esrarengiz kişi de ayrıldı.  Artık Assange’ın yeni sızıntılar için bir posta kutusu yoktu.  Londra’da bir WikiLeaks elemanı gazeteci Heather Brooke’a  Dışişleri Bakanlığının bütün telgraflarının redaktesiz kopyalarını sızdırdı.  Julian’ın bilgiyi ilk verdiği insanlar vardı sonra onlar bunu kaç kişiye verdiler, o kişiler de bunu kaç kişiye verdi?

       Telgraflardan bazıları Avrupalı bir diktatöre de sızdırıldı,  o da bunları muhaliflerini ve ifade özgürlüğünü bastırmak için kullandı. Yanlış giden işlerin merkezinde bu vardı ve WikiLeaks bu belgelerin yayılması üzerindeki  kontrolünü kaybetmişti.

    Sonunda bütün telgraflar WikiLeaks.org web sitesinin  yansıları üzerinden bütün lnternet’e sızdı.

    Gizli ABD Elçilik Telgrafları  Julian’a kala kala şöhreti kalmıştı. Nasılsınız Bay Assange?

      Bu benim kişisel bilgim ve senin bunu bilmeye hakkın yok!  Julian Rus devlet televizyonunda bir sohbet programında ev sahipliği yapmaya başladı.  Neredesin?

      İngiltere’de mi?

      İngiltere’deyim, 500 gündür ev hapsindeyim.  Beş yüz gün.  Konuklarından biri Ekvador başkanı Rafael Correa idi. Zulme uğrayanlar kulübüne hoş geldin! Teşekkür ederim Başkan Correa.  Programın gösterilmesinden bir ay sonra,  Assange TV konuğundan sığınma hakkı talep etti.  Bu sabah güneş başka bir dünyaya doğdu  ve cesur bir Latin Amerika ulusu adaletin yanında yer aldı. Ekvador Büyükelçiliği Londra, İngiltere  Bu ironik bir seçimdi.  Ekvador gazetecileri hapse atmakta rekor sahibi bir ülkeydi  ve bir WikiLeaks telgrafında yolsuzlukla suçlanıyordu.  Birleşik Devletler WikiLeaks’e karşı başlattığı cadı avından vazgeçmelidir.  Bir ABD-İsveç komplosuna dair hiçbir kanıt olmamasına rağmen  Ekvador ona sığınma hakkı verdi.  İngiliz hükümeti, elçiliğin dışına çıkması durumunda onu tutuklayacağını bildirdi  ve Assange kendini uzun bir kalışa hazırladı.  Şöyle yazılar gördüm:  “Bradley Manning’e özgürlük” ve “Julian Assange’a özgürlük.” Bunu çok saçma buluyorum. Bu iki olayın birbiriyle hiç alakası yok.  Julian hapiste bile değil.  İsveç’e gelmemek, birkaç basit soruyu yanıtlamamak için kendisini hapsetti.

    “EVRENSEL YALAN DÖNEMLERİNDE DOĞRUYU SÖYLEMEK DEVRİMCİ BİR DAVRANIŞ OLUR” GEORGE ORWELL

     İyi bir Dava Uğruna Kötülük diye bir olgu var.  Bu temelde, başkası yaptığında  doğru kabul etmeyeceğiniz bir şeyi yapmanızdır. Ama siz kendinizin iyi bir insan olduğunuzu bildiğiniz için sizin için bu geçerli değildir.  Sanırım yapabileceklerini yapmaya  başından başlamadığı için Julian’ı suçlayamazsınız.  Adı Mendax, doğası Mendax.  WikiLeaks’i düşünen ve yaratan  o olağanüstü kişilik  aynı zamanda WikiLeaks’i yok eden kişilik. WikiLeaks nefret ettiği ve dünyayı ondan kurtarmak istediği şeye dönüştü.  Julian’ı her şeyi değiştirecek  bir kurtarıcı, bir guru, bir kahraman, bir pop yıldızı gibi görmeyi bırakmalıyız. Julian (WikiLeaks) Assange devlet terörünü ortaya çıkardı, o bir kahraman.  Övgüyü hak etmiyor.  Herkes Julian’ı bilgi sızdıran biri olarak övüyor.  Öyle biri değil. Bradley Manning bilgi sızdıran olarak kabul edilebilir ve eğer öyleyse, cesur olan kişi o. Bütün riski alan o ve şimdi, sonunda  Acı çekiyor.

    QUANTICO, VA DENİZ PİYADE TUGAYI Bradley Manning’e özgürlük!

    SAVAŞI DURDURUN – YALANLARI İFŞA EDİN MANNING’E ÖZGÜRLÜK

    Manning tutuklandıktan sonra iki ay boyunca  Kuveyt’te 2.5×2.5 büyüklüğünde bir hücrede tutuldu.  Daha sonra Quantico, Virginia’daki Deniz Piyadeleri Tugayı’na getirildi.  Manning herhangi bir suçtan dolayı yargılanmadığı halde  yaklaşık bir yıl hücre hapsinde tutuldu. Yuh olsun! Otur aşağı!  Bilgileri sızdırmakla suçlanan Bradley Manning şu anda hapiste 2010 Dünya Gezegeni Hacker Konferansı  ve ömür boyu hapiste kalabilir.  Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

       İşkence görebilir.  Bradley Manning’in işkence göreceğini söylemek  bence biraz saçma. Vatandaşlarımıza böyle davranmayız. Bradley Manning’i serbest bırakın!  Yüksek rütbeli bir general  hapishane doktorlarının itirazlarına rağmen Manning’in intihar gözetimi yapılarak  hücre hapsinde tutulmasına izin verdi.  Elbisesi ve çarşafları alındı.  Hücresindeki ışıklar sürekli açıktı.  Bu uygulamaya itiraz edince gardiyanlar gözlüğünü aldılar  ve sabah yoklamasında onu çıplak olarak ayakta durdurdular.  Geceleri gardiyanlar hücresini ısıtmıyor ve sık sık onu uyandırıyorlardı.  Bu uygulama Guantanamo’daki uykusuz bırakma programını akla getiriyordu.  Manning’in destekçileri  ABD yönetiminin Assange’ı suçlaması için  Manning’i zorlamaya çalıştığını düşünüyorlardı. Bradley Manning’in Quantico’da gördüğü muameleye sizin tepkiniz ne oldu?

      Uykusuz ve çıplak bırakmaya ben “ağırlaştırılmış sorgulama tekniği” derim.

    - Bunlar bir bireye uygulanıyordu.

    - Hayır. Olayın ayrıntılarını bilmiyorum. Quantico’daki Deniz Piyadesi Tugayı’nın hapis kurallarını bilmiyorum.

    Robert Gates Savunma Bakanı, 2006-2011

      Bob Gates son derece dürüst biridir.  Genel Kurmay Başkanı Mike Mullen son derece dürüst biridir. Amiral Michael Mullen Yapılan şeyler uygundur yolundaki yargılarına büyük saygı duyarım.  Quantico’da gördüğü muamele,  hücre hapsinin düzeyi, geceleri elbiselerinin alınması değerlerimizle ve çıkarlarımızla uyuşmuyordu. Bradley Manning’i, benim onu gördüğümden çok daha sempatik biri haline getiriyordu. MIT’deki bir konuşmada bu konu bana sorulduğunda içten bir cevap verdim.  Dışişleri Bakanlığı sözcüsü P. J. Crowley  Bradley Manning’in Pentagon’dan gördüğü muameleyi  “saçma, amaca zararı dokunan ve aptalca” olarak nitelendirdi.  Buna katılıyor musunuz?

       Pentagon’a  onun hapiste tutulma koşullarının uygun olup olmadığını  ve standartlarımızı karşılayıp karşılamadığını sordum.  Karşıladığına dair bana teminat verdiler. Çok şaşırmıştım. Başkan’ın Başkomutan olarak sorumluluğu nedeniyle çok şaşırmıştım. Her komutan  Her komutan birinci ve en önemli sorumluluğunun bütün askerlerinin sağlığı olduğunu bilir, buna hapiste olanlar da dahildir.  Kaygılarının ayrıntılarına giremem  ama bunun bir kısmı Er Manning’in güvenliği ile ilgilidir.  P. J. Crowley’ye katılmıyor musunuz?

      Sanırım size bu konuda bir cevap verdim.  Sözlerim Birleşik Devletler Başkanı’na sorulduğunda yapmam gereken tek şeyin istifa etmek olduğunu düşündüm. Söylediklerimin arkasındayım.  Söylenmemiş olan şey, Amerikan tarihindeki  en büyük güvenlik ihlaline izin verdikleri için Manning’in üstlerinin  sorumlu tutulup tutulmayacaklarıydı. Zayıf sunucular, zayıf logging, zayıf fiziksel güvenlik  mükemmel bir fırtına  Manning’in komutanı küçük bir tenzili rütbe aldı.  Ordu Manning’e karşı 22 ayrı suçlamada bulundu.  Suçlamaların arasında “düşmana yardım etmek” de vardı  ama düşmanın kim olduğu belirtilmiyordu.  Manning bu suçlamalar karşısında müebbet hapse  veya idam cezasına çarptırılabilirdi.  Sızıntıdan hoşlanmayan insanlar, bunun ulusal güvenliğe zarar verdiğini söylemeye çalışıyorlar. Amerika’nın ulusal güvenliğinin herhangi bir şekilde zarar gördüğüne dair bir kanıt gördünüz mü?

    ABD Dışişleri Bakanlığı WikiLeaks pek az kalıcı zarar verdi diyor  Bilgi sızdıranın online sohbetinde söylediği şeye bakın ve bir de söylemediği şeye bakın. Ya ben daha kötü bir kişi olsaydım   “Para istiyorum,” demiyor.  “Rusya’ya ya da Çin’e gideceğim. Rusya veya çine satıp çok para kazanabilirdim?
    “El Kaide’ye gideceğim ve onlara vereceğim,” demiyor.  Böyle bir şey olmuyor. Bu kamusal bir data  kamusal alana ait  “Dünya halklarının bu materyale sahip olması lazım,” diyor.

    Bu materyalle ne yapılacağını önceden düşünmeyerek hepsini boca etmek saflıktı. Ama bu kişiyi yıllar boyu hapiste tutup, ona çeşitli işkenceler uygulamak zorunda değilsiniz. Bu, ulusal güvenliğe zarar vermeyen sadece utanç verici bir duruma yol açan birine karşı girişilen politik amaçlı bir intikam eylemidir.  Şunu açıkça kabul edelim. Bu ifşaat sadece Amerika’nın dış politika çıkarlarına değil, uluslararası topluma karşı da bir saldırıdır.

    Amerikan hükümeti, “Bunu yayımlayamazsınız.  “Tehlikeli. Uluslararası ilişkilere, diplomasiye zarar verecek,” dedi.

    Clinton müttefikleri yatıştırmaya çalışırken ‘sabotajı’ kınadı Ama yine de yayımlarsınız çünkü insanlara bilmeleri gerekeni söylemek  çoğunluğun iyiliğinedir.  Soru şu oluyor: Önemli mi ve değişen ne?

       Bir şeylerin başladığını söylemek zorundayız  ve bu WikiLeaks ile ilgili bir şey olmayacak. Saydamlık, hesap verebilirlik,  iktidarı kontrol etmek,  hükümetleri sorumlu tutmak hakkında olacak  ve bunu kimin yaptığı kimin umurunda, yeter ki biri yapsın.  Bilgi, doğası itibariyle akmak zorundadır. Bilgi saklamak, bir bakıma yerçekimi yasasına karşı çıkmak gibidir. Kısa bir süre başarılı olabilirsiniz ama er ya da geç özgür kalacaktır. İşte şimdi tam bir hacker gibi konuştunuz.  Manning’in doğru şeyi yaptığına inanıyorum  sen ise yaptığınla yaşamak zorundasın!  Bence senin yerin Guantanamo!

    ARANIYOR

    Adrian Lamo  Bradley’ye çoğu destekçisinden daha fazla önem veriyorum.  Kısa da olsa arkadaş olma fırsatı yakaladık ve  Kişisel hayatıyla ilgili olarak bana açıldı ve bunu insanın ancak güvenebileceği birine yapacağı şekilde yaptı. Ama tehlikeye attığı onca insan uğruna ben bu güvene ihanet etmek zorundaydım. Keşke hiç böyle bir şey olmasaydı diyorum.  Bradley Manning’in tanımadığı birine neden açıldığı,  böylesine büyük bir sırrı neden onunla paylaştığı çağlar boyu sorulacak.  Düşünebildiğim tek şey, sızıntının sonuçlarını görünce,  herhalde bunu biriyle paylaşma ihtiyacı hissetti. Birine söylemesi gerekiyordu ve Adrian’ın doğru insan olduğunu düşündü. Bilgi sızdırmak gerçekten insanı soyutlayan bir eylemdir. Büyük cesaret isteyen olağanüstü bir şeydir ama bunu yaparken meslektaşlarınızın ve dostlarınızın yapmanızı istemedikleri ve anlayamayacakları bir şeyi yapıyorsunuz. Bu sizi onlara daha yabancılaştırıyor. Biriyle konuşma ve yaptıklarını açıklama ihtiyacı duyan bir kaynağın bunu yapması için güvenilir birinin olması lazımdır. Assange ile ilişki kurdum  hakkımda çok az şey biliyor  “bana yalan söyle” diyor “bana yalan söyle”  Loglarda Manning, WikiLeaks ile konuşamadığını,  onların böyle çalışmadığını söylüyor. Bu yöntem bilgi sızdıranları mı yoksa WikiLeaks’i mi koruyor?

      izole olmaktan kurtulmaya çok ihtiyacım var  Sonuçta herkes insan. Birine bir bilgi sızdırıyorsanız, bir gazeteciye iyi bir hikaye gerçekten fark yaratan bir şey anlatıyorsanız, insani açıdan bakıldığında, sanırım insanın bir övgü almaması oldukça zor. Çünkü kimse sırtınızı sıvazlayıp. “İyi iş çıkardın. “Çok cesurca bir şey yaptın,” demez. Sana itiraf ettiğim şeye inanamıyorum  İşin karmaşık tarafı da bu.  Kaynağınızın kendisini tehlikeye atmamasını nasıl sağlarsınız?

      http://www.kxol.com.au/images/pale_blue_dot.jpg )- bana açıkça gösteriyor

    Bir sohbet sırasında Manning “Pale Blue Dot” a bir link gönderdi.  Bu, astronom Carl Sagan’ın yazdığı  bir makaleyi okurken gördüğü ünlü bir dünya fotoğrafı idi.

    “Burası evimiz,” diyordu Sagan.

    “Bu biziz.”  “Türümüzün tarihindeki gelmiş geçmiş bütün azizler ve günahkarlar burada yaşadı,  “bir güneş ışınında asılı olan “bir toz zerreciğinde.  “İçinde bulunduğumuz bilinmezlikte, bütün bu enginlikte  “bizi bizden koruyacak yardımın  “başka bir yerden geleceğine dair bir ipucu yok.  “Bunu yapacak olan biziz.”

    Ben  umursuyorum Uluslararası baskı sonucu ABD Ordusu Bradley Manning’i hücre hapsinden çıkardı. Şubat 2013’te Manning WikiLeaks belgelerini sızdırma suçunu kabul etti. Ordu onu “düşmana yardım etmekten” yargılamaya devam etti. Bradley Manning 3 yıldan fazla bir süre yargılanmadan hapis yattı. Mart 2013’te Julian Assange hala Londra’daki Ekvador Büyükelçiliğinde küçük bir odada yaşıyordu. Daha başka belgeler yayımlama sözü verdi ve Avustralya’da senatörlüğe adaylık kampanyasını başlattığını açıkladı.

    **************************

    WİKİREBELS:
    THE DOCUMENTARY (2010) Film

    WİKİLEAKS’Lİ YENİDÜNYA

     
  • ihramcizade 15:43 on 02 January 2014 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , Geoffrey Rush, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , Jamie Lee Curtis, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , Leonor Varela, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , Pierce Brosnan, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , İHANET EDEN BİR KAHRAMAN ÇOK GEÇMEDEN UNUTULUR, , İngiliz gizli ajanını, , ,   

    THE TAİLOR OF PANAMA/ Panama Terzisi (2001) 


    Yönetmen: John Boorman

    Ülke: ABD, İrlanda

    Tür: Dram | Gerilim

    Vizyon Tarihi: 30 Kasım 2001 (Türkiye)

    Süre: 109 dakika

    Dil: İngilizce, İspanyolca

    Senaryo: John le Carré, Andrew Davies, John Boorman

    Müzik: Shaun Davey

    Görüntü Yönetmeni: Philippe Rousselot

    Yapımcı: Kevan Barker, John Boorman, John le Carré

    Firma: Columbia Pictures Corporation | Merlin Films

    Oyuncular:    Pierce Brosnan,    Geoffrey Rush ,   Jamie Lee Curtis, Leonor Varela, Brendan Gleeson

    Özet

    Soğuk savaş dönemi casus romanlarıyla ünlü olan John Le Carre’ın aynı isimli romanından uyarlanan kara mizah türündeki casusluk filminde Pierce Brosnan Panama’ya sürgüne gönderilen Andy Osnard adlı oldukça etkili bir İngiliz gizli ajanını canlandırmakta. Andy Osnard Panama’ya sürgüne gönderilir ama geri dönmeyi kafasına takan Andy orada boş duracak değildir. Panama’da ağzı iyi laf yapan Harry Pendel isminde ünlü bir terziyi tanımaktadır. Aslında eski bir dolandırıcı olan Harry artık Panama’nın en zenginlerinin terziliğini yapmaktadır. Andy ondan bölgedeki en son dedikoduları öğrenmek istediğinde, Harry eski kimliğinin açığa çıkmaması için kendi kafasında uydurduğu hikayeler ve olayları Andy’e anlatmaya başlar. Ama bir süre sonra Harry’nin hikâyeleri kontrolden çıkar ve ülkenin kaderini etkileyecek olaylar zincirinin başlamasına neden olur.

    Filmden Çarpıcı Sahneler

    - Elimden bu kadarı geldi Andrew. İşlediğin günahları düşünürsek  Gözlerini kan bürümüştü. Ben seni savundum. “

    Terazinin bir kefesinde  “bunca yıllık hizmeti ve parlak zekası, diğer kefesinde  “kumar borçları, açığa çıkan kimliği ve kadınlar.”

    Hele o kadınlar. Bu son şansın. Panama.

    Fazla göze batmayayım yani.

     – Zaman öldüreyim.

    - Pek öyle değil Andrew. Orada çıkarlarımız var: O kanal can damarımız. Yapılacak çok iş var.Ama Tanrı aşkına biraz dikkatli ol bu kez. Orada pislik diz boyu: Para aklama uyuşturucu kaçakçılığı, rüşvet.

    Sahi mi?

     Panama’da sadece 200 İngiliz vatandaşı var ama hiç şüphesiz biraz araştırırsan seni hükümet çevrelerine sokacak bir iki kişi bulursun.

    Panama Kanalı

    İki Amerika arasındaki köprü. Biliyor musunuz, kanal kıtayı ikiye ayırdığından beri  Kuzey ve Güney Amerika arasındaki tek bağ bu köprü. Bir düşünsenize. Dünyanın sekizinci harikası diye anılan Panama Kanalı Amerikalı mühendisler tarafından inşa edilmiş ve 85 yıl boyunca Amerikan ordusunun kontrolünde kalmıştır.

    1999’un sonunda, tartışmalı bir şekilde Panama’ya iade edilmesi bu önemli su yolunun geleceği hakkında büyük endişeye yol açtı. Bu arada Panama City’nin bir köşesinde mesleğini icra ediyordu

    Bence hepimiz gerçekte olduğumuzdan daha üstün olmayı hayal ediyoruz.

    Sarah, şu saçlarının haline bak. “Hangi ölümsüz el ya da göz Biçimlendirdi o ürkütücü semeterini” Hayır, simetrini. Simetri. Nasıl olsa anlamını bilmiyorum.

    Ramon:

    Bankamıza olan borcunu nasıl kapatacaksın Harry?

     Sen söyle Ramon. Çiftliği satmayı düşünsen iyi olur Harry.

    -Satmak mı?

     O bir altın madeni Ramon. Angelo orayı hale yola sokuyor.

    O çok iyi bir adam Ramon. Çok çalışkan. Duyduğuma göre su sorunun varmış.

    Vardı Ramon. Vardı. Ama o işi hallettim. Şimdi şey gibi akıyor

    Sular seller gibi. Evet Ramon. Belki de orayı hiç satın almamalıydın.

    Senin tavsiyene uydum Ramon. Doğruya doğru. Banka, önümüzdeki ayın sonuna kadar toplam borç miktarının  büyük kısmının ödenmesini istiyor.Yoksa  mecburen tahsil edeceğiz.

    Ne?

     Tamamını mı?

     Elbette ki tamamını.

    Sen dostumsun. Bu hiç hoşuma gitmiyor  ama elim kolum bağlı. Ne yapabilirim ki?

    Sol paçada mı pay bırakayım, sağda mı?

     Bu aralar çoğu müşterim sol tarafı yeğliyor, siyasi anlamı yok herhalde.

    Şeyim ne tarafta hiç belli olmuyor.

    Rüzgargülü gibi dönüp duruyor meret.

    Adım Andy Osnard. İngiliz Elçiliği’nin yeni elemanıyım, kente ısınmaya çalışıyorum. Aramızda kalsın, ben İngiliz Gizli Servisi’nin Panama’daki adamıyım. Karanlık ve yalnız yapılan bir iş. Tıpkı oral seks gibi, ama birinin bunu yapması lazım Harry. Küçük bir casus ağı oluşturuyorum. Kanalla ilgili bilgi edineceğiz.

    Bunun benimle ne alakası var Bay Osnard?

     Ben topluma olan borcumu ödedim, ne hakla dükkânıma gelip geçmişimi başıma kakıyorsunuz?

     Korkma. Başına talih kuşu kondu. Pekala. Ne istiyorsunuz?

     Hafızanı. O keskin terzi gözlerini. Terziler böyle olmaz mı?

     Bir sürü şey bilirsiniz farkında bile değilsinizdir. Hem ücret de dolgun olacak.

    Defol buradan. Hemen. Dışarı.

    Enayilik etme Harry. Biz birbirimiz için yaratılmışız. Senin borcun var, benim de param. Vatanseverliğin nerede kaldı?

    Hapiste ameliyatla aldırdım, hem de narkoz olmadan.

    Burada 5000 dolar var. Dikeceğin elbiselerin karşılığı olarak. Buna “eğlence masrafları” da diyebilirsin, ne istersen de. Dost olalım istiyorum Harry. Haydi al. Tek yapman gereken bana etrafı gezdirmek. – Seçim şansım var mı?

     – Bu işi böyle görme. Bu bir oyun. Çok eğleneceğiz.

    Aslen buranın önde gelen 30 ailesi, avukatları ve bankacıları. Bir de terzileri herhalde. Amerikalılar Noriega’yı düşürdüğünde  “Harry” dedim kendi kendime, “Ali Baba’yı yakaladılar, ama 40 haramiyi bıraktılar”.

    - İşte onlar bunlar.

    - Biraz aydınlat beni. Panama’da hiç kimse itibarını kaybetmez. Kat yerleri düzelsin diye birkaç aylığına gardıroba asarlar. Tekrar üstlerine giydiklerinde yeni alınmış gibidir.

    Panama’ya hoşgeldin. Kahramanların olmadığı bir Casablanca.

    Sen bir altın madenisin Harry. Harry!

    Mickie. Mickie, galiba biraz kafayı bulmuşsun. Gel otur lütfen. “Bir erkek ayaklarının üstünde dimdik durmalı!” “De pie o muerto.”

    Bunu hatırlayan var mı?

     “Nunca de rodillas.” Devamı da böyle, değil mi?

     “Asla dizlerimizin üstünde değil”, evet! Ya da kıçımızın üstünde.

    Sen de kimsin dostum?

     – Mickie, seni Andy Osnard’la tanıştırayım.

    - İngiliz Elçiliği’nden. Mickie gerçek bir kahramandır Andy.

    O malum adama karşı gelecek kadar cesareti olan birkaç kişiden biridir.

    Lütfen otur Mickie.

    Herkes bize bakıyor. O salaklar umurumda değil. Bunlar o salak Noriega’yı başımızda tutan salaklar. Ne yapardım biliyor musunuz Bay Andy?
     Panama cumhurbaşkanı olsam ne yapardım biliyor musunuz?
     Bu salondaki bütün salakları öldürürdüm. Hepimizi. Şu halimize bakın! Tanrı bize bu cenneti bahşetmiş. Ama biz ne yapıyoruz?
     Birbirimizi satıyoruz. Ülkemizi satıyoruz. Her şeyi satıyoruz.

    Harry, onu biraz dışarı çıkarsana. Şu insanlara bak! Siz ruhunuzu satmışsınız, farkında bile değilsiniz. Aptallar! Daha fazla sorun çıkarırsan, sana bir daha elbise dikmem. Haydi gel. Seni eve götüreyim. Kusura bakma, o eski bir dostumdur.

    . Ne oluyor Mickie?

     Haydi Mickie. Sen iyi bir adamsın Harry. Panama City’de ikimizden başka iyi adam kalmadı.

    - Hepsi bu kadar.

     Bir tek sen ve ben.

    Onun hikayesi nedir?

     Mickie’nin mi?

     O benim ilk müşterimdi. Panama’nın en yakışıklı erkeğiydi. Tanrı gibiydi. Noriega, sesini kesmek için onu hapse atana kadar.

    Ama bu pek işe yaramamış galiba.

    Mickie Abraxas ilk bakışta göründüğü gibi değildir Andy.

    Eminim değildir. İçi geçmiş ihtiyar bir ayyaşın geçmiş başarıları  üstlerimi ilgilendirmez. Onlar ciddi şeylerle ilgilenir. Bugünkü adamlarla. Yarınkilerle, geçmiştekilerle değil. Biz yeniklerin sığınacağı bir hayır kurumu değiliz.

    Umarım seni seçmekle hata etmemişimdir.

    Mickie Abraxas’ı hafife alma. Ne yani?

     Hala iş başında olduğunu söylesem?

     Ne işi?

     Hala o işin içinde. Sessiz Direniş. Sessiz Direniş mi?
     Sıradan, namuslu insanlarla bağını hiç koparmadı. Mağdurlarla. Rüşvetten, açgözlülükten yılan insanlarla. Fakirler şunlara ne der biliyor musun?
     Kokain Kuleleri. 85 bankamıza da para ağartıcıları derler.
    - Onu satın alabilir miyiz?

     – Mickie’yi mi?

     Asla. Ama davasına katkıda bulunmana izin verebilir.

    Madrid’de alelacele görevden alınan Osnard olmasın sakın?

     Dışişleri bakanının karısıyla yatmıştı.

     Karısı değil, metresiydi. İngiltere uğruna yapmayacağım şeyler de var.

    Resminiz gazetelerde çıktı, değil mi?

     İşte bu yüzden Panama’ya sürüldüm.

    Sizin suçunuz neydi? Bu sadece bir sürgün mü, yoksa burada bir amacınız var mı?

     Var tabii. Bizimkiler, dünyanın en büyük ticari su yolunun  yanlış ellere düşmeyeceğinden emin olmak istiyor. Zaten şimdi de yanlış ellerde.

    Kusura bakmayın, küstahlık etmek istemem  ama elçiliğimizin düzenli olarak ilettiği bilgilerden  farklı bir şey öğreneceğiniz su götürür.

    Sessiz Direnişi biliyor musunuz?

     Buyurun bakalım. Hızlı çalışıyorsunuz. Zahmete değecek bir şey görünce peşine düşerim.

     Acaba elçiliğimiz ne zaman edindiğiniz bilgilerden haberdar olacak?

     Patronum, onayı olmadan kimseye bilgi vermememi istedi.

    Ama bu benim açımdan pek sorun değil.

    Mesela bu odadaki dört kişi desek?

    Noriega, sözde Şeref Taburlarını oluşturdu. Görevleri, Noriega’yı azıcık eleştirmeye yeltenenlerin şerefini iki paralık etmekti. Bu canavarı, Dr. Frankenstein George Bush  CIA’nın başındayken yarattı. Sonra Noriega’nın  uyuşturucu şebekesi ve vahşeti CIA’ya bile fazla gelmeye başlayınca  artık başkan olan George Bush bu sefer onu devirmeye karar verdi.

    İşlerini sağlama almak için de  eski şehrin büyük kısmını bombaladılar. Ne acıdır ki o bölgede Noriega karşıtı asiler vardı. Noriega’nın zulmünden geriye kalan bir avuç adam. Yani ne sessiz ne de sesli, direniş falan kalmadı. Hepsi yandı  dağıldı  kaçtı.

     Ya da küllerinden doğdular.

    Mickie. Gelsene. Geçen gece için özür dilerim. Çok zor günler geçiriyorum. Para meselesi, değil mi Mickie?

     Belki bir yardımım dokunur. Senin mi?

     Senin borcun benimkinden fazla. Değil mi çiftçi efendi?

     Hani şu eski günlerdeki  direnişçilerle, öğrencilerle görüşüyor musun hala?
     Hayır, hepsi avukat, bankacı oldu şimdi. Haberin yok mu?

     Artık bu ülkede demokrasi var.

    Hala mücadele edecek çok şey var Mickie. Hiç içimden gelmiyor. Bir polis gördüm mü elim ayağım boşanıyor. Tabii sarhoş değilsem, o zaman onu dövmek istiyorum. Böyle işte.

    Ya Marta’nın arkadaşları?

     Onlar seni severdi. Sana saygı duyarlardı. Benden umudu kes Harry. Bende iş yok artık.

    Ne kadar borcun var Mickie?

     Kumarhaneye mi?

     Sana mı?

     Hepsi, tamamı. Haydi söyle. 20.000 dolardan aşağı değil. O parayı senin için bulurum Mickie. Hem sana yeni bir elbise dikeceğim. İpekli moher kumaştan balıksırtı bir takım. Tamam mı?

     Tamam.

    Günaydın Sinyor Pendel. Sinyor Pendel mi?

     Ben ne yaptım ki Marta?

     Hiç. Sorun da bu ya. Şu hesaplara bir bak. Dostun Rafi Domingo iki aydır borcunu ödemiyor. Süreyi bir ay daha uzat.

    O iyi bir müşteridir.

    Pis herifin teki. Servetini Noriega sayesinde kazandı. Ondan faizini de isteyeceğim.

    - Bunu yapamazsın.

    - Yaparım. Çok yumuşaksın, para istersen seni sevmezler diye korkuyorsun. Bu adettendir. Beyefendiler, terzilerinin parasını geç öder hep.

    Beyefendiler mi?

     Kimmiş onlar?

     Senin Bay Osnard’ın beyefendi olmadığı kesin.

     – Ne istiyormuş?

     – Bir takım elbise.

    Karşında ben varım Harry.

    Bilgi istiyor. Ona kibar davran. Somurtmak yok. Söz mü?

     – Kötü bir adam o. – Kim demiş?

     Gözlerinden belli.

     Onunla sadece sohbet ediyoruz. Bana öyle bakma Marta. Ben basit bir terziyim.

    Hayır Harry, basit bir terzi değil, bir hayalcisin. İşte bu yüzden sana göz kulak olmam lazım.

    Marta namuslu kızdır. Çok kötü şeyler yaşadı. Sahi mi?

     Mesela?

     Buyurun. Noriega’nın zamanında. Hepimiz sus pus olmuş otururken o mücadele etti. Bu yüzden yüzünü mahvettiler. Kutsal davasına bağlı mı hala?

     O ilkelerine sadıktır. Marta öyledir. – O halde onlardan biri. – Kimlerden?

     Sessiz Direnişten. Elbette. – Harry, dur. – Duramam. Görevi ne?

     Eylem sorumlusu mu?

     – Baş casus mu?

     – Daha fazlası.

    - Çok daha fazlası.

     Ne kadar fazla?

     Beni çok sıkıştırıyorsun Andy. Hayatım  sen sıkışmak nedir bilmiyorsun daha.

    Çiftliğini düşün. Marta onların Jeanne d’Arc’ı. Ruhani önderleri.

    Çok abarttın Harry.

    Onu satın alabilir miyim?

     Ona vereceğin para, son kuruşuna kadar  dava için harcanacaktır.

    Bedeli ne?

     Sessiz Direnişin kalbi ve ruhunun mu?

     Marta’nın. Örgütü toparlamak için Mickie’ye 20.000 lazım. Marta’nın da o kadar alması gerek.

    - Sanırım bunu ayarlayabiliriz.

    - Teşekkürler Bay Osnard.

     Senin şu Sessiz Direnişi duyunca Londra zevkten dört köşe oldu.

    - Bu arada çiftlik ne durumda?

     – Hiç sorma. Komşun kim biliyor musun?

     Hani şu suyunu kesen adam. O bir şahıs değil, yabancı bir toprak sahibi. Miami’de bir şirket.

    Aşağılık herifler.

    Parası hangi bankada biliyor musun?  Dostun Ramon’unkinde. Açık konuşmak gerekirse, o adam dostun Ramon’un ta kendisi. Yani Ramon arazinin üçte ikisine sahip.

    Üçte biri de Bay X’e ait. Bay X kim biliyor musun?

     Hayır, Bay X kim bilmiyorum.

    Hani şu çiftlikteki kahya dostun vardı ya. Angelo muydu adı?

     Hayır!

     Diyetine ne oldu anne?

     İnkar ediyorum.

    - İnkar ne demek?

     – Amerika’da eski bir uygarlık.

    - Bravo. – Sağol.

    - Haydi okula.

     - Anne. Okulda bir kız dedi ki, çalışan anneler  çocukları için suçluluk duyarmış. Sen niye duymuyorsun?

     Belki de baban, çok iyi bir anne olduğu içindir.

    Ekselansları. Hoşgeldiniz. Okuduğuma göre, bir haftada beş başkent gezmişsiniz. Yedi günde Paris’ten Tokyo’ya. Dünya çapında devlet adamları arasında bu bir rekor olsa gerek.

    Artık Panama’nın yerini öğrenmişlerdir, değil mi?
     Artık bizi harita üzerinde ortasından bir kanal geçen  küçük bir solucan gibi görmezler, değil mi?

    Bana içini döküyor. Böyle durumlarda terziler de rahip gibidir. Benim için prova odası günah çıkarma hücresi kadar kutsaldır.

    Londra’daki meslektaşlarımın kafası karışmış biraz. Galiba Washington’la konuştular. Madem kanal gizlice satılacak, nasıl oldu da bizim kulağımıza gelmedi bu?

     Onların da bu soruyu sorduklarından eminim, bir diplomat olarak

    - İtibarın sarsılacak Nigel. – Ya Amerikalılar?

     Adamlar istihbarata milyarlarca dolar yatırıyor. Nasıl haberleri olmaz?

     Belki haberleri vardır da bize söylemiyorlardır.

    Çünkü pek çok meselede olduğu gibi Harry’ciğim, istihbarat konusunda da  Şen İngilterenin kıçından, Amerikalılar hiç ayrılmaz. Buna “Özel İlişki” diyorlar.

    Başka çare yok, ona gerçeği söylemek zorundayım. Gerçeği öğrenmeyi hak ediyor. Oğlum Harry, kaç kere söyledim sana  gerçeği söyleyen bir adam er ya da geç açık verir. Samimi olmayı dene, bu bir erdemdir. Ama gerçekler, başa beladır.

     

    Kendi evimde hırsızım. Ama niyetin iyi. Kalbinde kötülük yok. Her şey ailen için.Benim için de neler yaptın. Bu doğru. Sen benim canımsın Harry. Ağzını kapalı tut yeter, ben hep yanında olacağım.

    LEYDİ JANE DIGBY-FORTESCUE
    Hizmetkarlarının sevgilisiydi – 1860-1921

    Not: Harry bu mezar taşını rastgelemi seçti acaba, hayır. Bu isme benzer diğer bir şahsın hayatı size fikirler verebilir.

    Jane Elizabeth Digby, Lady Ellenborough (3 Nisan 1807 – 11 Ağustos 1881) on yıl ve iki kıtayı kapsayan, romantik bir macera skandal hayat yaşamış bir İngiliz aristokratı. O Bavyera Kralı Ludwig I, oğlu Yunanistan kralı Otto, devlet adamı Felix Schwarzenberg, ve bir Arnavut çete genel (Bulgar Hacı Christo) olmak üzere dört kocası ve pek sevgilileri oldu. O 20 yaş küçük olan Arap Şeyh Medjuel el Mezrab ile evlendi  eşi gibi Suriye- Şam’da öldü.

     [http://en.wikipedia.org/wiki/Jane_Digby]

    Gazeteci Hymie:

    Harry, Haber kokusu alıyorum.

    -Haber falan yok.

    -Bir haber uydurayım mı?

     Uydurma. Eşim Louisa senin dedikodu sütununu okuyor. Borçlandığımı bilsin istemem.

    -Bana karşı dürüst ol. Muhtemelen sütunumda yazmam. Ben böyleyimdir. Ne kadar çok şey bilirsem, o kadar azını yazarım. Ne işler çevirdiğini öğrenirim, biliyorsun  değil mi?

    , Sessiz Direniş. Kesin bir işaret bekliyorum. Doğrudan eyleme geçecekler mi?

     Doğrudan eylemden kasıt ne?

     Terörizm tabii ki. Proleterlerin bilincini yükseltmek. Bankalara bomba koymak, bir iki milyoner vurmak. Hiç sanmam. Mickie de Marta da öyle şeyler yapmaz. Ne yapıyorlar?

     Silah alıyorlar mı?

     Kimden?

     Nerede?

     Ne zaman?

     Nasıl?

     Silahlarla ne yapacaklar?

     Bu sefer beyaz gömlekler içinde salınıp  işkence görmekle yetinmezler herhalde!

    Biliyor musun, sana gerçeği söylemedim. Seni oyalıyordum. Ama Mickie’nin emriydi bu. Yüklü bir silah teslimatı bekliyor. Ama parayı başka birilerinden bulmayı düşünüyor. Öyle mi?

     Kimmiş bakalım o birileri?

     Söylemedi. Tabii. Söyler mi hiç?

     Ne kadar?

     Çok para Andy. “Harry,” dedi bana, “seninkiler çok az para veriyor. “Bu iş onları aşar.” Bu ilginç bir gelişme Harry. Bana yuvarlak bir rakam söyle. On. Tam 10 milyon dolar lazım. 10 milyon dolar mı?

     Evet. 10 milyon dolar. Evet.

    . Prestijimiz söz konusu, anlıyor musun?

     Bak Andrew. Bunca yolu sırf gözlerinin içine bakarak sana şunu sormak için geldim. Bu hikayenin temeli var mı?

     Bilgilerimiz sağlam mı?

     Evet. Ne kadar istiyorlar?

     15 milyon dolar. 15 milyon ha. Bu parayı bulursam, ayaklanmayı garantiler misin?

     Kesinlikle.

    Onların peşine düş Andrew. Kışkırt. Demir tavında. Dövme zamanı.

    Bütün ülke lağım çukurunun dibini boylayacak. Kimsenin umurunda değil! Birilerinin sorumluluk üstlenmesi lazım. Birilerinin kalkıp “Buradayım. Bu benim sorumluluğum” demesi lazım. Mükemmeliyetçilik ve eski moda bir tutarlılık. Bunu beğenmiyorsanız, yokuş aşağı gidin bakalım. Size bir şey söyleyeyim. Yokuş aşağı gittiniz mi bir daha geri dönemezsiniz. Yokuş aşağı gittiniz mi iş bitmiştir. Nokta. Hem sadece Panama’yı kastetmiyorum ben. Bütün insanlığı kastediyorum.

    Teddy, Mickie’yi görmeye gelmiş. Yanında iki kabadayı varmış. İçişleri Bakanlığından olduklarını söylemişler. Teddy mi?

     Tabii ki Teddy. En beterleri odur. Zengin aileler ona para yedirir. Arkadaşlarını ispiyonlamak için para alır. Sağda solda bizi sormuşlar. Bana da geldiler. Teddy, sisteme karşı siyasi bir hareketin içinde olduğumuzu düşünüyor. Eski günlerdeki gibi. Marta’yla senin mi?

     Mickie’yle senin. Bunu da nereden çıkarmışlar?

     Nedenini sen biliyorsundur belki Harry.

    Buna bir daha katlanamam. Bir daha hapse giremem. İnsanı orada eziyorlar. Hayatın içinde insan cesur oluyor. Ama içeri girince o da bitiyor. Benim cesaretim tükendi. Hislerini anlıyorum. Ben de hapse girmiştim, bilirim.

    Demek sana da geldiler. İri yarı bir Çinli. Eskiden onu döven adam. Sana ne yaptılar?

     Hiç. Bilgi istediler. Eğer konuşmazsam  yüzümün öteki yanının da aynı olacağını söylediler. Ne bilgisi?

     İkiniz hakkında. Ne sıklıkta buluşup neler konuştuğunuz hakkında. İkiniz de kent dışına çıkacaksınız.

    Önderleri Michelangelo Abraxas diye biri. Çoğunuz biliyorsunuzdur, General Manuel Noriega’ya karşı  halk hareketinin Gizemli Pimpernel’iydi bu adam. Abraxas ahlakıyla kendini kanıtlamış, gizli savaş tekniklerinde usta biri. Kumanda zincirinde ikinci kişi, ama emin olun ustalık ve kararlılıkta ona denktir  kod adı Marta olan biri. Noriega karşıtı direnişin eski tüfeklerinden biri daha. Kimliğini saklamak amacıyla muhasebeci olarak çalışıyor. Panama’daki baş casusumuz gözüpek Buchan’ın yanında. Evet ama Elliot, ismi üstünde, Sessiz Direniş,  telsiz mesajı göndermezler tabii. Yarısının evinde telefonu bile yok. Bu yüzden kendilerine “sessiz” diyorlar ya.

    Onlar bir grup eylemci, elçilik değil. Balıkçılar  küçük çiftçiler, köylüler, baldırı çıplaklar, züğürt öğrenciler  ahırımıza bile sokmayacağımız insanlar.

    Öyleyse neden onları destekleyelim Henry?

     Çünkü biz desteklemezsek, başkaları destekler.Çünkü Sessiz Direniş, yeni binyılda yeni Panama olacak. Bu adamlarla başında iyi bir ilişki kurmak  kanalı kurtarmanın en hoş, en ucuz yolu olur. Bu Abraxas’tan başkan olur mu dersin?

     Scotty. Abraxas dünya çapında biri. Mert  temiz, namuslu. Bir milletin kaderini tayin ederken lazım olan bir adam. Ama Abraxas tek başına başaramaz. Bizim desteğimize ihtiyacı var. Amerikan ordusu arkasında olursa  Sinyor Abraxas ve örgütü, hükümete karşı silahlı saldırı başlatacak.Radyo istasyonlarını ve Kanal İdari Bürosu’nu işgal edecekler. Ama silah, teçhizat ve tıbbi malzemeler için bir avans ödemek lazım. Ne kadar?

     Sizlerin bahşiş olarak bıraktığınız miktarda bir para Elliot. Ne kadar?

     20 milyon dolar. Elliot, bir şey söyleyebilir miyim lütfen?

     Ben aslında acemi sayılırım. Siyasetin içini dışını pek bilmem, ama şu kadarını biliyorum. Ben Panama’daki son Amerikalı komutandım. Ve adamlarımızı oradan çıkarmakla sorumluydum. Meslek hayatımdaki tek gerileme. İçime oturdu. Bayrağımızda bir yıldız eksik beyler. Bana öyle geliyor ki şimdi Tanrı bize ikinci bir şans verdi.

    Bir aksilik oldu efendim. Mickie Abraxas. Başına bir kurşun yemiş. İntihar. Aksilik mi?

     Bilakis. Muhtemelen gözaltındayken kendini öldürdüğünü iddia edeceklerdir. Bu tür rejimlerde işlenen cinayetler genelde böyle örtbas edilir. Kimse bunu yutmaz. Hayır. Demokratik İsyan Hareketinin önderi öldürüldü. Evet. Bence aradığımız dayanağı bulduk Andy. Amerikalı kuzenlere haber vereyim. Söylesene Andrew, Buchan İki sorununu halledebildin mi bari?

     O kadın bayağı kaygılı göründü gözüme. Duygularına hakim olmanın önemini altında çalışanlara anlatmalısın. Andrew  Beyler! Bu çok önemli! Kimse yok mu?

     Büyükelçiyle görüşmem gerek. Ben İngilizim. Bu son derece önemli bir mesele. Mickie Abraxas üç saat önce ölmüş. Hükümetin ölüm timi tarafından öldürülmüş. Başkanı durumdan haberdar ettim. Saldırmamız için tam yetki verdi. Anlaşmaya göre, kanal tehdit altındaysa, bu hakka sahibiz.Düz Ok Harekatı sizindir general. En çabuk ne zaman harekete geçebilirsiniz?

     – Bana dört saat verin efendim. – O kadar çabuk mu?

     Acil harekat birimlerim sürekli alarmda efendim. Uçak gemisi Alaska, Panama sahili açıklarında. Sekiz F22 uçağı alarmda. On iki kruvazör. Bir donanma müfrezesi.

    Hepsi uydurma başkanım. Bir sürü yalan, tam bir maskaralık. Kanal güvende. Emin ellerde. Tehdit altında değil. Askerleri durdurun. Durdurun onları. Mesele çözüldü sayılır.

    Görev iptal edildi. Üsse dönün

    Neden?

     Bilmiyorum. Bunun bir oyun olduğunu düşündüm. Arkamdan iş çevirdin. Cumhurbaşkanı ve Delgado hakkında onca yalan.

    Evet ya, yalanlar.

    O yalanlar için gerçekten özür dilerim. Louisa. Ben hiç Savile Row’da çalışmadım, biliyor musun?

     Pratikte hayır. Terziliği hapiste öğrendim.Düze çıksın diye Benny amcanın dükkanını yakmıştım. Sonra cezamı çekince  Benny amca sigorta parasından payımı verdi  ve başım belaya girmesin diye beni buraya yolladı. Ben de onu Arthur Braithwaite yaptım. Görüyorsun ya, insan hapiste yalan söylüyorLou. Sevginin yerine geçiyor bu. Bir şeyi olması gerektiği gibi anlatıyorsun çünkü o haliyle gerçekte olduğundan daha iyi. Anlatabiliyor muyum?

     Neden bunu bana ta başından söylemedin?

    **************************

    QUEİMADA, BURN, THE MERCENARY İSYAN (1969) Film

     

    Yönetmeni: Gillo Pontecorvo

     Türü: Aksiyon, Dram, Tarihi

     Yapım Yılı: 1969

     Ülke: İtalyan, Portekiz

     Yayınlanan Tarih: 21 Aralık 1969

     Senaryo yazarı: Franco Solinas, Giorgio Arlorio, Gillo Pontecorvo

    Oyuncuları: Marlon Brando, Evaristo Márquez, Norman Hill , Thomas Lyons, Renato Salvatori, Valeria Ferran Wanani, Giampiero Albertini, Carlo Palmucci, Dana Ghia, Joseph P. Persaud, Álvaro Medrano, Alejandro Obregón, Enrico Cesaretti, Cicely Browne, Maurice Rodriguez

    Özet:

    İsyan, 1969 İtalya – Fransa ortak yapımı politik dramatik filmdir. Özgün adı Queimada olan film ABD’de Burn! adıyla gösterime girmişti. Türkiye’de ise ilk kez Ekim 1971’de ve Ocak 1974’te sinemalarda gösterilen filmin bir diğer Türkçe adı da Kanlı Ada’ydı.

    Gillo Pontecorvo’nun yönettiği filmin başrolünde Marlon Brando oynamıştır. Film Haiti tarihinden esinlenmiştir.Ana kahraman ünlü Amerikalı haydut William Walker’dır.

    Filmin Konusu

    Sir William Walker (Marlon Brando) adında bir İngiliz ajanı hayali bir Portekiz sömürgesi olan Queimada isimli adaya ajan provokatör olarak gönderilir. Amacı siyah köleleri örgütleyip Portekiz yönetimine karşı ayaklandırmaktır. Ada çok önemli bir şeker kamışı üreticisi olduğu için İngiltere adada ekonomik olarak hakim olmak istemektedir.

    Plana göre Portekiz yönetimi devrilecek ve yerine İngiltere’ye bağlı ve sözde egemen bir melez çiftlik sahibi sınıf iktidara gelecektir. Bu planı uygulamak için William Walker siyah köleleri, köleliğe karşı ve özgürlük için savaşmaya ikna eder.İsyanın başı José Dolores (Evaristo Márquez) isimli bir köle olur.

    Ayaklanma sırasında zengin sınıfa mensup olanlar Portekiz valisini öldürerek yönetime halk adına el koyarlar. Portekiz yönetiminin devrilmesinden sonra İngilizler kukla bir hükümet kurarlar, bu sırada Dolores ve ordusu gittikçe düzen dışına kayar.

    Kölelik resmen kaldırılmıştır ancak yeni gelen mülkiyet sistemine göre artık teorik olarak özgür olan köleler çok daha kötü koşullarda şeker kamışı tarlalarında çalışmak zorunda bırakılır.

    Devrimden sonra William Walker adayı terk eder. Adaya yıllar sonra tekrar geri döndüğünde görevi tekrar silaha sarılmış olan Jose Dolores ve ona bağlı siyahlardan oluşan ordusunu yok etmektir. Onun özgürlük fikirlerini takip eden Dolores ve isyancı ordusu adadaki İngiliz kukla yönetimine karşı silahlı ayaklanma başlatmıştır.

    Walker artık İngiliz hükümeti için değil “İngiliz Kraliyet Şeker Şirketi” için çalışmaktadır. Şirketin silahlı ordusu vardır ve doğrudan ada siyasetine müdahale etmektedir, hatta eski kukla cumhurbaşkanının idamına karar verip uygulamıştır. İsyancılarla savaşmak için İngiltere Ordusu adaya asker çıkartır. Saldırı planları isyancıların saklandıkları yoğun ormanlık araziyi tamamen yakarak onları ortaya çıkartmaktır. Bu strateji işe yarar ama sonuçta İngiltere’nin başta bu adayla ilgilenme sebebi olan şekerkamışı tarımına büyük zarar verilmiş olur. Sonunda isyancı ordu yenilir ve Dolores yakalanarak idam edilir, ancak bu bile isyanı durdurmayacaktır. Filmin sonunda William bir isyancı tarafından öldürülecek ve Dolores’in intikamı alınmış olacaktır.

    Filmin Analizi

    Film aslında Haiti Devrimi ve bu devrimin lideri Toussaint L’Ouverture ile ilgilidir.Aynı zamanda filmin çekildiği yıllarda sürmekte olan Vietnam Savaşına da göndermeler yapılır. Günümüz siyaset arenasıyla bir önemli benzerlik ise devrimden sonra başa gelen zengin çiftlik sahiplerinin kukla cumhurbaşkanı Sanchez’dir. İktidarı aldıktan sonra İngilizlerin faaliyetlerini eleştiren ve isyancılarla yeterince sert mücadele etmediği için eleştirilen Sanchez, İngilizler ve ordu tarafından darbeyle koltuğundan indirilerek idam edilir. Sonu Güney Vietnam Devlet Başkanı Ngo Dinh Diem’inkine çok benzemektedir. Diem de benzer gerekçelerle CIA ve Güney Vietnam Ordusu tarafından 1963 yılında devrilmiştir. William Walker gerçekte yaşamış olan Amerikalı bir korsandır ve 1850’li yıllarda kendi ordusuyla Nikaragua’yı işgal etmiştir. Başa gelen Walker yönetimi demiryolu karteli Cornelius Vanderbilt’in işlerini tehdit edince devrilmiştir. Marlon Brando bu filmle ilgilendiği dönemde Butch Cassidy rolü için teklif almış ama teklifi geri çevirmiştir.

    Eleştiriler

    Esas esere göre ada İspanyol sömürgesidir ama Francisco Franco yönetimindeki İspanyol yönetimi filmin yapımcılarına baskı yaparak senaryoyu değiştirtmiş ve ada Portekiz sömürgesi olmuştur. Ancak filmdeki yer isimleri İspanyolcadır. Gerçekte Portekiz ve İngiltere hep müttefik olagelmiştir ve İngiltere’nin Portekiz denetimindeki bir adada hükümet darbesi yapmak istemesi alışıldık bir durum değildir.

    Filmin Brando İçin Önemi

    Brando ile birlikte başrolü paylaşan Evaristo Márquez, oyuncu değildir ve gerçek hayatta da bir şeker kamışı işçisidir. Rolü aslında Sidney Poitier’in oynaması planlanmış ama yönetmen Pontecorvo bu rolün oyuncu olmayan gerçek bir işçi tarafından oynanmasında ısrar etmiştir. Larry King ile yaptığı bir röportajda Brando çalıştığı filmler arasında en beğendiğinin Burn! olduğunu söylemiştir.

    Filmden önemli diyaloglar:

    José Dolores:

     Üzgünüm, arkadaşlar; ama Portekizliler geliyor. Burada olduğu için üzgünüm, ama askerlerin bizi yakalamalarına izin veremeyiz. Sizce de öyle değil mi? Belki çoğunuz gitse iyi olur. Dağlara. Yaşlıları saklasanız iyi olur kadınları ve bebekleri. Ama eğer içinizde yaşlı olmayan kadın olmayan varsa     ve gerçekten erkek iseler     hayatında en az bir kez     Portekizli efendisini öldürmeyi   düşünmüş olan     işte şimdi harekete geçme zamanıdır. Portekizliler öldürülebilir. Size kanıtlayacağım.

    **

    Katliam yaptık,

    Altını neden çaldık? Söylediğin gibi, zengin ve özgür olmak için. şimdi? ya bundan sonra?

    **

    Walker:

    Eğer sana söyleseydim José, bir ihtilal başlatmanı beni anlamazdın. Bir banka soymak? Evet, bu mümkündü. Önce, kendini korumak için öldürmeyi öğrendin. Ve sonra diğerlerini korumak için öldürmek zorunda kaldın.

    - Ve arkası kendiliğinden geldi.

    - Ya sen? Sen ne elde ettin?

    Hiçbir şey. İngiliz Donanması’ndan maaş Oldukça mütevazı bir maaş.

    - Ya sen? Sen ne elde ettin?

    - Hiç birşey. Ben sadece mutlu bir adamım.

    İyi  bende, senin kadar, ya da enazından.

    - Ya İngiltere, onun payı ne bunda?

    - Portekiz İngiltere’nin düşmanıdır ve İngiliz gemileri Queimada Limanı’nda olmasalardı Portekizliler şimdiden geri gelmiş olurlardı.

    - Ya kaç İngiliz gemisi var?

    - Çok hırslı olma José.

    **

    José Dolores:

     Ramón, beyazları dışarı çıkar! Hepsini!

    Walker:

    Adanı kim yönetecek José?

    Sanayini kim çalıştıracak?

    Ticaretini kim yapacak?

    Hastaları kim tedavi edecek? Kim okullarında öğretim verecek?

    Yoksa şu adam mı?

    Şu adam mı? Yoksa öbürü mü?

    Uygarlık basit bir şey değildir José. Bir gecede sırlarını öğrenemezsin. Bugün uygarlık beyaz adama ait   ve onu kullanmayı öğrenmelisin.. O olmadan, ileri gidemezsin.

    José Dolores:

    - Ama nereye gitmek İngiliz? Sen de uzaklaşsan iyi olur.

    **

    José :

    Beyazlara benim gideceğimi söyleyebilirsin. Adamlarımın silahlarını bırakacaklarını söyle. Plantasyonlara dönecekler. İngiltere sevinecek İngiliz.

    Walker:

    Sadece İngiltere değil José. O kadar tehlikeli mi oldum?

    Evet. Kendi halkın için bile José. Çünkü tarihte mucizeler yoktur, sadece doğru zamanlar ve ahenk vardır. herşeyin bir mantığı var. Eğer zorlarsan, sonunda rotanı kaybedip akıntıya kapılırsın ve yeniden başlaman gerekir Kendi kararımı vermişken, niye beni ikna etmeye çalışıyorsun?

    Ama beyaz arkadaşlarına söyleyebilirsin.

    - Onlar arkadaşlarım değil José.

    - Pekâlâ, fark etmez. Onlara söyle, “Dikkatli olun”. Çok dikkatli. Şeker satmayı bilebilirler; ama kamışı kesen biziz!

    Çantanız sinyor?

    - Bir general çanta taşımaz. – Ama bir dostu için taşır. Pekâlâ José. , herkese bir çanta. José, ne yapacaksın?

    Ya sen? Çin Hindi diye bir yer duyduğunu sanmıyorum. İşte, beni oraya yolluyorlar.

    **

    Walker:

    Şimdi, bilgilerinize göre, José Dolores’in 100’den az adamı var, az silahı, çok az cephanesi; teçhizatı hiç yok. Ama sizin yüzlerce askeriniz ve modern silahlar ve ekipmanınız var. Ama yine de altı yıldır, onu yenemediniz. Neden? Çünkü üsleri burada. Sierra Madre’de. Ve Sierra Madre’de, yaşama imkânı yok. Ağaç yok, ot yok ve hayvan olarak sadece engerekler ve akrepler var. Bunca yüzyılda, insan bu kadar yükseğe hiç ulaşamadı. Ama yine de, son altı yılda gerillalar karargâhlarını buraya kurdular. Görüyorsunuz, orada, bu dağların zirvelerinde bir avuç küçük köy var. Şimdi, bunlar yoksul insanlar insanlık dışı yaşam standartlarında ve onların da kaybedecek hiç bir şeyi yok. Gerillalar onların tek umutları. Bir, iki ve üç köy. Şimdi bu köylüler gerillaların ayakta kalmasını sağlayan köklerdir. Ve bu kökler kesilmeliler.

    **

    Başkan Sanchez :

    Bu savaşı José Dolores istedi. Ama hükümet size söz veriyor yakında bu savaş bitecek. Barış gelecek. Ve düzen yeniden kurulacak. o zaman geri dönebileceksiniz; evlerinize ve işlerinize. Biraz daha inancınızı koruyun. Acılarınızı hafifletmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Size yalvarıyorum yurttaşlarım, beni dinleyin. Bana inanın. Bize güvenin.

    Ve şimdi, size ekmek dağıtılacak. Bizzat Başkan Sanchez tarafından size gönderildi.

    **

    Başkan Sanchez :

    Eğer Kraliyet Şeker olmasaydı bir José Dolores olur muydu?

    **

    Queimada yurttaşları, özel askerî mahkeme, eski Başkan Sanchez’i vatana ihanetten suçlu buldu. Yurttaşlar, yeni hükümete bağlılığınızı belirtmeniz görevinizdir;    kahraman ordumuza ve cömertçe yardımımıza gelen İngiliz askerlerine. Queimada yurttaşları, José Dolores’in haydutları yok edileceklerdir. Sevgili ülkemize yeniden barış gelecektir. İmza, General Alfonso Prada, geçici hükümet başkanı.

    **

    Walker:

    Böylece plantasyonlar kalmadı, hepsi yakılıp yıkıldı. – Yeniden canlanacaklardır.

    - 10 yıl sonra Sör William. İyi, onları sömürmek için 89 yılınız daha var.

    - Yenilenebilir sözleşmenizde yok mu bu?

    - Evet. Sizin sözleşmeniz bizim çıkarlarımızı koruyacağınızı belirtiyor. Bunun yerine, onları yok ediyorsunuz. Pekâlâ, kâr mantığı budur, değil mi sevgili Shelton? Para kazanmak için yaparsınız. Ve kazanmaya devam etmek için veya daha fazlası için bazen yok etmek gerekir. Evet, sanırım bu belki de kaçınılmaz. Öyleyse neden bunu daha önce söylemediniz?

    - Evet, neyi söylemedim?

    - İşin nerede biteceğini? Size söylediğim gibi José Dolores’in sonunun gelmesiyle. Bu fiyata, artık bu kârlı değil. Bedeli ödeyen siz değilsiniz; hatta Kraliyet Şeker de değil.

    **

    Asker:

    - Ama José Dolores yok.

    - Üzüldün mü?

    - Hayır. Onu böyle bulmak istemezdim. Peki, bunu daha önce düşünebilirdin. Ramon. Hayır söylediğim; José Dolores yaşadığı sürece, İşim var ve iyi bir maaşım. Sizin için de öyle değil mi? ingiliz.

    Hayır, tam tersi. ben götürü bir fiyata çalışıyorum.

    **

    - Londra’ya rapor vermeliyim.

    - Bunu yapın Bay Shelton.

    -  Onlara durumu anlatacağım.

    -  Evet, umarım. Adanın tamamen yakıldığını onlara bildirmeliyim. ve José Dolores’in kuşatmamızı yine yardığını. Onlara söyleyin bunu Bay Shelton. Ve benim midemi bulandırdığınızı da söyleyin. Sör William! Bu adanın ismi neden Queimada biliyor musunuz? Çünkü zaten bir kez yakıldı ve neden biliyor musunuz? Çünkü o zaman bile, halkın direnişini yenmenin tek yolu idi. ve ondan sonra Portekizliler, adayı huzur içinde sömürdüler; yaklaşık 300 yıl boyunca. Evet, ama ben sadece   Bilirsiniz yangın denizi geçemez; çünkü söner. Ama bazı haberler, bazı fikirler gemi mürettebatı ile yolculuk eder. Kraliyet Şeker’in kaç ada üzerinde imtiyazları var bir fikriniz var mı? Bilmelisiniz. Ve en ufak bir fikriniz var mı José Dolores örneği bu adalara ulaşırsa   işverenlerimize ne olur?

    Sinyor?

    Bay Shelton, ben   Bilmiyorum, tam olarak ..burada ne yaptığımdan emin değilim. Para önemlidir, ama yine de sizinkine kıyasla maaşım düşük. Dolayısıyla, daha az önemli. Yaptığım şeyi neden yaptığımdan da emin değilim. Belki sadece zevk için. Ya da belki başka bir şey yapamadığım için.

    -  Ama bildiğim, bir şey yapmaya çalışırken onu iyi yapmaya çalışırım. Ve onu net olarak algılayıp sonuna kadar giderim. Anlıyor musunuz?

    **

    İşte, bu José Dolores. Askerlerin koştukları yerde. Onu görüyor musunuz?

    -  Evet.

    -  Güzel bir örnek, değil mi? Yani, örnek bir hikâye. Başta bir hiçti. Bir hamal, bir su taşıyıcı. Ve İngiltere onu bir ihtilal lideri yaptı. ve artık ona hizmet etmediğinde onu bir kenara attı.Ve aşağı yukarı, İngiltere’nin ona öğrettiği fikirler adına tekrar isyan ettiği zaman. İngiltere onu yok etmeye karar verdi. Bu bir küçük başyapıt değil mi sizce?

    -  Ve siz de yazarısınız Sör William.

    -  Hayır, sadece kalem.

    **

    José Dolores:

     Hayır, yangının her şeyi yok ettiği doğru değildir. Her zaman biraz yaşam kalır. bir yaprak, bir karınca, bir ot   Peki beyaz işgalciler nasıl kazanıyor?

    Nasıl oluyor da sonunda kazanıyor? Bizden biri hep kalacak. Sonra başkaları da doğacak. Ve bu başkaları da anlamaya başlayacak. Sonunda, siz de anlayacaksınız. Ve beyazlar sonunda size de kızacaklar. Çevresi kuşatılınca beyaz canavar daha da delirir. ve beyaz canavar son bir kez kaçacak. Tüm adada takip edilecek ve avlanacak; bizzat kendisinin yaktığı büyük ateşlerden birine düşene kadar. Ve bu ölmekte olan canavarın inlemeleri bizim ilk özgürlük çığlığımız olacak. Bu adanın çok, çok uzağından duyulacak.

    **

    Walker:

    Şimdi beni dinle José Dolores, kara maymun seni! Beni dinle! Bu savaşı ben icat etmedim. Ve dahası bu kez, başlatmadım bile. Ben buraya geldiğimde siz birbirinizi doğruyordunuz zaten.

    José Dolores:

    er veya geç, beni öldürecekler. Belki de değil General. Belki yaşamana izin verirler. Eğer yaşamama izin verirlerse onlar için uygunu bu demektir. Ve bu onlara uygun ise benim için ölmek uygundur. Neden?

    Çünkü: avcı, sadece bir yem istediğinde veya yerine avlanması için, şahinin yaşamasına izin verir.Hayatta bırakılır; ama bir kafesin içinde. Ama bir süre sonra, belki seni serbest bırakırlar. Mümkün degil küçük asker, Bu iş öyle olmaz dostum. Eğer biri sana özgürlük verirse bu özgürlük değildir. Özgürlük senin, sadece senin, elde etmen gereken bir şeydir.

    Anlıyor musun? Pekâlâ, bir gün anlarsın; çünkü üstünde düşünmeye başladın bile.

    **

    Walker:

    Evet, şimdi sadece ona ne yapılacağına karar vermek kaldı. Pekâlâ, bakalım boğma mengenesini kullanamayız tabii. Fazlaca Portekiz’i hatırlatır. Onu ya vururuz, Teddy Sanchez gibi   veya İngiltere’de yaptığınız gibi asarız. Her şey düşünüldüğünde, asmak daha iyi. Daha ağırbaşlı olur.

    -  Daha kesin.

    -  Doğru. Doğru. Ama bakın, bir fikir için savaşan bir insan, bir kahramandır. Ve öldürülen bir kahraman bir şehit olur ve bir şehit derhal bir efsane olur. Bir efsane bir insandan daha tehlikelidir; çünkü bir efsaneyi öldüremezsiniz. katılıyor musunuz Shelton? Yani, Antillerde onun hayaletinin dolaştığını düşünün. Efsaneleri ve şarkıları düşünün.

    -  Ordular olacağına şarkı olsun.

    -  Şarkı olacağına sessizlik olsun. Ve bu? İHANET EDEN BİR KAHRAMAN ÇOK GEÇMEDEN UNUTULUR. Pekâlâ, bakalım ihanet etmeye istekli mi? Şimdi düşünelim, José Dolores kime karşı ayaklandı? Teddy Sanchez’e karşı. Ve siz General, Teddy Sanchez’i bertaraf ettiniz. Şimdi bu, sanıyorum size ortak bir nokta sağlar. Bakın, burada José Dolores’in çok utanca düşmeden açıklayabileceği bir mantığın başlangıcı var.

    -  Sizce bunu yapar mı?

    -  Siz olsanız yapar mıydınız? Ben mi? Tanrı aşkına Sör William! Hayatta kalmak için her şeyi yapardım. Ama, José Dolores   Hayatta kalmak için bir insan ne yapar bilemezsiniz. Onu deneyene kadar asla bilmezsiniz. Evet, Queimada’yı terk ederse. Ve Antiller’i, General. Ve Antiller’i, Mr. Shelton. Bununla ilgilenir misiniz? Ben bitirdim General. Bu sizin göreviniz.

    **

    General

     José Dolores’e ne teklif ettiysem gülmeye başladı. Bir şehit daha olacak Sör William. Ya siz, beni mi bekliyordunuz?

    Yatmaya gidiyordum. Mümkün olan her şeyi kullandım ve ona çok para önerdim. ve özgürlüğünü tabii ki.

    -  Sör William.

    Walker:

    -  Ben uyumaya gidiyorum.

    **

    Walker: Görüyor musun Paco? İngiltere’de işte böyle yaparlar. Seni kamp dışına çıkaracağım, atımı alabilirsin. Çok geç olmadan fark etmemelerini sağlayacağım. Pekâlâ, haydi. Fakat José Bir şey kaybetmiyorsun José. Hiçbir şeyden vazgeçmiyorsun. Senden hiçbir şey istemiyorum. Sadece bir daha yakalanmamaya çalış. Haydi, ama fazla zamanın yok. Tanrı’m, be adam, git! Zamanın tükeniyor. Haydi, özgürsün! José, özgürsün. Özgür. Anlamıyor musun? Neden? Ne yararı olur? Ne anlamı var José? Bu bir meydan okuma, belki? Bu bir tür intikam mı? Ama öleceksen eğer ne tür bir intikam bu? Bilemiyorum José! Sadece çılgınlık gibi görünüyor. Neden?

    **

    José Dolores:

     İngiliz. Ne demiştin hatırlıyor musun? Uygarlık beyazlara ait. Ama hangi uygarlık   ve ne zamana kadar?

    **

     

     
  • ihramcizade 11:45 on 31 December 2013 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,   

    HOUSE OF CARDS (2013–) Tv Dizisi 


    Yönetmen: James Foley, Allen Coulter, David Fincher

    Ülke: ABD

    Tür: Dram

    Vizyon Tarihi:01 Şubat 2013 (Türkiye)

    Süre: 60 dakika

    Dil: İngilizce

    Senaryo: Andrew Davies, Michael Dobbs, Beau Willimon

    Müzik: Jeff Beal

    Görüntü Yönetmeni:Eigil Bryld, Tim Ives

    Yapımcı: Dana Brunetti, Andrew Davies, Joshua Donen

    Çekim Yeri:Baltimore, Maryland, USA

    Oyuncular: Kevin Spacey, Robin Wright, Michael Kelly, Kristen Connolly, Kate Mara

    Özet

     “House of Cards” Washington’da hırslı bir politikacının zirveye tırmanışını anlatıyor. Kevin Spacey tarafından canlandırılan Francis Underwood yıllarını Beyaz Saray koridorlarında geçirdikten sonra, artık başkanlık seçimlerine adaylığını koyması gerektiğini düşünüyor. Ne de olsa bunca zaman o koridorlarda gördüğü tüm üst düzey bürokratlar ile ilgili her türlü bilgiye sahip. Kimi hangi dosyayla tehdit edeceğini biliyor. Bu gözü kara politikacının Robin Wright tarafından canlandırılan eşi Claire’in de ondan aşağı kalır yanı yok. Francis Underwood’un başkanlık koltuğuna ilerlemek için adeta iskambil kağıtlarından bir ev gibi itinayla inşa ettiği stratejisini ilgiyle takip edeceksiniz.

    Hakkında

    90’lı yıllarda, politikacı yazar Michael Dobbs tarafından yazılan aynı adlı kitaptan esinlenen ve BBC’ye mini dizi olarak uyarlanan “House of Cards”, şimdi Amerikalı yapımcılar tarafından bir kez daha, üstelik muhteşem bir kadro eşliğinde televizyona aktarıldı. Son yıllarda “The Curious Case of Benjamin Button” ve “Social Network” filmleriyle ses getiren David Fincher tarafından yapımcılığı ve yönetmenliği üstlenen dizinin başrollerinde, Fincher’ın filmlerinde de rol alan iki ünlü yıldız yer alıyor. “Seven” filminde birlikte çalıştığı Kevin Spacey ve “The Girl with the Dragon Tattoo” filminde rol alan Robin Wright.

    Ünlü yönetmen David Fincher’ın yönetici yapımcılığını üstlendiği “House of Cards”ta Kevin Spacey anasının gözü, zeki ve ahlaki değerleri umursamayan entrikacı bir politikacı rolünde. New Yorker dergisinin yazarı Emily Nussbaum “Bir köpekbalığını, köpekbalığını oynarken görmek bir gerilim yaratmıyor” dese de Washington’da herkesin kirli sırlarını bilen Temsilciler Meclisi’nde vekil Francis Underwood’un hikayesinin sürükleyiciliğini teslim ediyor. Kendisine vaat edilen dışişleri bakanlığı koltuğu başka birine verilince binbir entrika çevirmeye başlayan Spacey, bazen kameraya dönüp meramını doğrudan seyirciye anlatıyor.

    “House of Cards” siyasi skandallarda medyanın nasıl kullanıldığı ya da basının skandalları nasıl kullandığı konusunda iyi bir beyin egzersizi. Online DVD kiralama sitesi Netflix için yapılan ve 13 bölümü aynı anda internete yüklenen “House of Cards” televizyonun devrinin bitip bitmediğine dair tartışmalar için de iyi bir “meze”.

    Diziden Kaçırmamanız Gereken Bazı Ayrıntılar

    House.of.Cards.S01E0. 1

    İki tür acı vardır seni güçlendiren türde acı ya da faydasız acı sadece canını yakan acı. Benim faydasız şeylere tahammülüm yoktur. Böyle durumlarda, harekete geçecek, tatsız ama gerekli şeyi yapacak biri gerekir. Yani öldürmek.

    Artık acı yok.

    Sana söz verdiğini biliyorum fakat şartlar değişti. Söz vermenin doğasında değişen şartlardan etkilenmeme vardır.

    Bu kadını seviyorum. Onu köpekbalıklarının kanı sevdiğinden daha fazla seviyorum.

    Bize çok büyük bir iyilik yaptılar Doug. Sadakat borcumuz kalmadı. Kimseye kulluk etmeyiz. Bizim bir tek kuralımız vardır. Bir daha kendimizi böyle bir duruma sokturmayacağız. Partinin hepsi. Hepsi bu işten sorumlu.

    - İntikam mı istiyorsun?

      – Hayır, hayır. Daha fazlasını. Bir adım geri at. Daha büyük resme bak.

    . Benim tabağıma konmayı o seçmedi. Onu parçalara ayırıp köpeklere attığım zaman anca merhametsiz, kaçınılmaz gerçekle yüzleşecek.

    “Tanrım hayatım boyunca sadece bir bağırsak kadar önemim varmış.”

    “Ve kendini alçaltan yüceltilecektir.” Matta, 23. bölüm, 12. ayet.

    Partinin Gayri Resmi Başkanına tam tersini önerdim.

      Şu andan itibaren seninle aynı kayıktayız Zoe. Alabora etmemeye dikkat et. Sadece birimizi boğulmaktan kurtarabilirim.

      Ben oylamaları denetliyorum. Bilmek benim işim.

    Bak beni serbest bıraktılar. Dava dava da olmayacak. İcabına bakıldı.

    Peter, sahiden bu işlerin öylece kendi icaplarına bakabileceklerini mi sanıyorsun?

      Sen  Sadece bir seferlikti Frank. Yemin ederim. O zaman Tanrı’yı bayağı hafife alıyor olmalısın çünkü ikimiz de bunun bir yalan olduğunu biliyoruz.

    Suça teşvik, uyuşturucu sınırını ihlal madde etkisi altında araç sürmek. Bayağı uzun bir hobi listen var. Ne istiyorsun?

      Senin mutlak hiçbir şeyi sorgulamayacak sadakatini. Daima. “Sadakat” ile ne kastettiğimi yanlış anlama. Ne olursa.

    ” Güç, gayrimenkul gibi bir şeydir. Mesele tamamıyla mevki, mevki, mevki. Kaynağa ne kadar yakınsan malının değeri o kadar artar.

    House.of.Cards.S01E0. 2

    Sırada milyarlar varken ortaya çıkmamam gibi bir durum söz konusu olamaz. İyi. İhtimamın için sağol. Sekiz hanesi sen ve DCCC’ye. [D Triple C(DCCC): Demokrat Parti'yi temsilen Temsilciler Meclisi'ne gidecek kişileri seçen parti organı.] Kendi adını vereceğin kütüphaneyi kurman için altı milyon.

    - Biliyorum.

    - Parayı bir sonraki dönemde rakibine vermelerine sebep olma.

    - Söylediklerin açık ve net. Öyle mi?

      Umarım. Yeteneğine çok yazık ediyor. Parayı güce tercih etti. Bu şehirde neredeyse herkes aynı hatayı yapıyor.

    Para, Sarasota’da modern ancak çürük malzemeden yapılmış, on yıl sonra dökülmeye başlayan bir evdir. Güç ise yüzyıllar boyu dimdik duran eski bir taş ev.
    Aradaki farkı göremeyen birine saygı duymam imkansız.

    Davası uğruna ölmeyi göze alan kişi keskin kılıçtan başka neyi ister ki.  Sen de kılıcının ağzını bileylersin, doğru açıda tutarsın sonra üç, iki, bir. Hamle.

    Kendime daha iyi bakmalıyım. Ama işte prensip meselesi. Ücretsiz hatlardan sipariş edebildiğim bir fitness aletin ya da birinin kölesi olmayacağım.

     Hukuk var mı ya?

    Demek istediğim, kukla geçidinde kaz adımı yürüyüşüne başladı. Sol-sağ, kırmızı-mavi, demokrat-cumhuriyetçi. Hepimiz aynı ipten sarkıyoruz. Eline balyozu al ve Punch ve Judy Gösterisi’ni yerle bir et.

    - Bunu yapmamız gerekiyor.

    - Seni vatansever sanırdım. Tabi ulan. Kalan birkaçından biri.

    - Kamu hizmetinin nesi var peki?

     – Kamu hizmeti mi?

     – Yapma ama.

    Efendilerin kim olduğunu anlaman gerek. IMF, Dünya Bankası, Rockefeller Üçlü Komisyonu. Onların ölüm mangalarını finanse ediyorsun. FEMA diyorlar, Alkol, Tütün ve Ateşli Silahlar Bürosu diyorlar. NATO, Sınır Kontrolü. Sen Katrina’yı beceriksiz mi sanıyorsun?

    Rockefeller Üçlü Komisyonu: 1973′ te David Rockefeller ve Zbigniew Brzezinski tarafından kurulmuş bir örgüttür.
    Resmi sitesinde “Japon, Avrupalı ve kuzey Amerikalı elitler tarafından dünyanın bu demokratik ve sanayilesmiş kesimleri arasında yakın koordinasyonu sağlamak, uluslararası arenadaki liderlik sorumlulukları hakkinda kafa yormak gibi laflar edilmekte ise de gerçekte ne halt ettiği konusunda şüpheler olduğundan gizli örgütler arasında sayılmaktadır. ABD başkanlarının ve Avrupa, Amerika ve Japonya’daki yönetici kadroların çoğunun tr üyesi olduğu söylenmektedir.

     

      Öyle bir dümen çevrildi ki. Waco’ya bak, Uluslararası Af Örgütü’ne, ACLU’ya. Hepsi duman perdesi. Hepsinin eli kanlı. Tabii ki de. İnsanlara yalan atmamı istiyorsun. İnsanları başka bir riyadan korumanı istiyorum.

    Sana ne faydası var?

    - İlahi adalet.

    Çalışanları önce birini kovdurursun sonra onu da işten atarsın.

      – Adamın biri binaya girmeye çalışıyordu. Giremezsin diyince, elbiselerini yırtmaya başladı. Kimse seni duyamaz. Kimsenin seni taktığı yok. Bu yaptıklarından bir şey çıkmaz. Bu beyefendiler seni evine götürsün, olur mu?

    House.of.Cards.S01E0. 3

    Şu küçük hesaplardan resmen nefret ediyorum.

    Gerçekçi olmaya çalışıyorum sadece. Frank biliyorum ki meseleye direkt dalıp günü kurtarmak istiyorsun fakat burada bir prensip sözkonusu.

    -Bu genç kızın yüzünden kendimizi  Orrin jürinin bu ölü kızın ardından salya sümük ağlamasını sağladığında Gaffney milyon dolarlarda olacak tazminatı ödeyemeyip sermayeyi kediye yüklediğinde, hepiniz koltuklarınızdan olup ben Chase’e karşı mağlup olduğumda işte o zaman prensipler konusunda başımın etini yiyebilirsiniz

    Çünkü buna bol bol zamanımız olacak. O zamana kadar ya katkıda bulunursunuz ya da çenenizi kaparsınız

    Orası çok kalabalık efendim.

     İki kederli ebeveyni teselli ederken vurulur ya da bıçaklanırsam kıyamete kadar kahraman kalırım. Oyunu başlatalım. Gidelim mi?

    Kongre üyemiz Frank Underwood, sabah kısa bir konuşma yapmayı benden talep etti.

    - Günaydın. – Günaydın. Muhterem papaza ve bu güzel ilahi için kilise korosuna teşekkür ederim. Bugün size bir yazarın sözlerini  Hayır.

    Kimsenin konuşmak istemediği şeyin ne olduğunu biliyorsunuz. Nefret.

    Nefret hakkında herşeyi bilirim. Nefret midenizde başlar aşağılarda, burada. Burada canlanır ve köpürür. Sonra da yükselir. Hızlı ve hiddetli biçimde yükselir. Nefesinizden sıcak halde püskürür. Gözleriniz ateşle büyür. Dişlerinizi o kadar sıkarsınız ki kırılacak sanarsınız.

    Senden nefret ediyorum Tanrım! Senden nefret ediyorum! Bu cümleyi daha önce kurmadığınızı söylemeyin bana. Söylediğinizi biliyorum. Hepimiz söyledik eğer ezici bir kayıp yaşadıysak. Bugün aramızda bu acıyı acıların en fecisini bilen iki ebeveyn var. Genç yaşta çocuğunu kaybetmek. Şimdi Dean ve Leanne kalkıp bağıra çağıra nefret içeren kötü sözler sarfederse onları suçlayabilir miyiz?

      Ben suçlayamam. En azından nefretlerini anlayabilirim. Bunu idrak edebilirim. Fakat Tanrı’nın lakaytlığı acımasızlığı neresinden başlasam  Babam kalp krizinden gittiğinde 43 yaşındaydı. 43 yaşındaydı. Öldüğünde, kafamı kaldırıp Tanrı’ya baktım ve o kelimeleri söyledim. Çünkü babam daha çok gençti kendisi hayat dolu, hayal doluydu. Neden Tanrı onu bizden ayırsın ki?

      [Doğrusunu söylemek gerekirse, ne onu ne de hayallerini hiçbir zaman tam olarak bilmiyordum. Sessizdi, çekingendi, neredeyse görünmezdi. Annem onu pek düşünmezdi. Annemin annesi ondan nefret ederdi. Adam hayatın yüzeyini bile eşelememişti. Belki de o kadar genç yaşta ölmesi en iyisiydi. Pek bir iş yapmıyordu ama yer kaplıyordu. Ama şimdi bunlardan güçlü bir anma konuşması çıkmaz, değil mi?]

      Gözyaşı döktüm. Ve bağırdım, “Neden Tanrım benden şu dünyada en çok sevdiğim en çok hayranlık duyduğum insanı çalmışken senden nasıl nefret etmeyeyim?

      Bunu anlamıyorum ve bundan ötürü senden nefret ediyorum.” İncilde atasözü olarak geçer  “Yaratıcıya bütün kalbinle güven kendi kavrayışına ise güvenme.” Kendi kavrayışına ise güvenme. Tanrı, cahilliğimize rağmen ona güvenmemizi ve onu sevmemizi istiyor. Neticede, en çok sınandığımız anda yok ise inanç neye yarar ki?

      Tanrı’nın neden Jessica’yı ya da babamı ya da başka birini neden aldığını hiçbir zaman anlamayacağız. Tanrı bize cevap vermiyor olsa da bize sevgi kabiliyeti vermiş. Bizim işimiz ise onun planını sorgulamadan onu sevmektir. Ben de sana dua ediyorum, Aziz Yaratıcı’m sana olan sevgimizi güçlendirmene yardım etmeni ve karşılığında kendi sevginin sıcaklığıyla Dean ve Leanne’i sarmanı senden diliyorum. Nefretimizi defetmek için sana dua ediyorum ki hepimiz sana tüm kalbimizle samimiyetle güvenelim ve de kendi kavrayışımıza güvenmeyelim. Amin. Amin.

    Tanrı’nın işleri böyle bizim vasıtamızla yürür. “Bu kadar manasız acılar karşısında ne yapmamız gerek?

     ” Peder bana şöyle dedi

    “Manasız görünen şeylerden mana çıkarmaya çalışmaktan başka ne yapabiliriz ki.”

    Doğru.

      Halkım hakkında anlamanız gereken onların soylu insanlar olduklarıdır. Tevazu onların kibir şeklidir. Onların gücü, onların zayıflığıdır. Onlardan önce mütevazi olmayı başarırsanız istediğiniz her şeyi yaparlar.

    Kovulmayı dilemediğin hiçbir yerde çalışmak istemezsin. Suda dik durmak senin ve benim gibiler için boğulmakla eşdeğerdir.

    House.of.Cards.S01E0. 4

    Yani ona yalan söyledin.

    Hayır, vaadimin değişkenlerini düzelttim. O da yalan söylemek oluyor. O da politika oluyor Bob senin uzmanı olduğun tarzda politika.

    Benim fikrimi kendine mal etmeye çalışıyordu. Benden tavsiye almaması kabul edilemez. Benim kârımı kesiyorken mallarımı satmasına izin vermem.

    Her şeyin bir ilki vardır.

    Peter senin bölgendeki tersaneyi kapatmalıyız. BRAC [BRAC Commission: Vikipedi'ye göre Savunma Bakanlığı'nın kullanmadığı gayrimenkulleri elden çıkarmayı amaçlayan kurum] duruşması yarın. Her zamanki mücadeleni sergilemeyeceksin. Ekleyecek bir ifaden yok.

    -Bunu yapamam.

    -Evet, yapabilirsin Peter

    -O ifade üzerinde aylarımı harcadım ben. Kurulda lobicilik yaptım. Bütün işyerim

    Eminim olağanüstü işler başarmışsındır fakat ne yazık ki meyvesini alamayacaksın.

    - Neden?

      – Politika. İkimizden de büyük güçler var bu kulvarlarda.

    On iki bin kişi. Biliyorum. Çok yazık.

    -Benim seçilmemi sağlayan şey o tersaneyi açık tutmam. O insanlar benim arkadaşlarım. Bunu tartışmak için gelmedim

    Peter. Karargah kapanacak. Tek soru şu, onu hızlı mı öldüreceksin yoksa acı çektirerek mi?

      Bu mümkün değil. Elimi kolumu bağlamayacağım.

    Bunun senin için zor olacağının farkındayım.

    Nasıl olacağını henüz bilmiyorum ama gönlünü almanın bir yolunu bulacağım. Ben şu anda güçlü bir arkadaşım muhtemelen de tek arkadaşınım o yüzden bana kafa tutma.

    Aile sevgisi. Bir çok siyasetçi devamlı olarak şu slogana bağlıdır, aile değerleri. Fakat sen fahişelerle samimileşmeye başladığında ben bunu öğrenirsem bu ikiyüzlülük canını yakar.

    Hediye atın ağzına bakmak yerine ona semer vuran biriyle çalışmak insanı ciddi anlamda dinçleştiriyor.

    House.of.Cards.S01E0. 5

    Kaybedeceğini bildiğin bir savaş açma. Sen beni düzersen, ben de seni düzerim.

    - Sen neredesin?

      – Toplantıya girmek üzereyim.

    - Kiminle?

      Cezalandırmam gereken biriyle.

    - İsim ver.

    - İsim yok. Bu kişi ne yanlış yaptı?

      Bana yalan söyledi.

    Ben  Sağlama almadan devam edemem. Ne zaman çalışıp ne zaman oynayacağımı kimse bana söyleyemez. Makul davranmıyor değilim Zoe.

    -Eğer bana güvenmiyorsan bunu hiç yapmamalıyız. O zaman aramızdaki güveni nasıl saptayacağız?

      Şimdiye dek ağzımı sıkı tuttum. Profesyonel ağız sıkılığı, evet. Ama şimdi yeni bir bölgedeyiz. Telefonunda kamera var. Fotoğraflar  Babamın görmek istemeyeceği tarzda olanlar. Bundan daha fazlasına ihtiyacım olacak.

    Uzan şöyle. Hayal gücünü kullan.

    Tek yapmamız gereken bundan istifade edip etrafını en iyilerle sardıktan sonra makineyi üretip “başla” düğmesine basmak. Yani kazanabileceğini düşünüyorsun.

    Yemek herkesin ihtiyacı. Sen de bir tabak kaburga alabilirsin. Hadi, hadi.

    - Alamam.

    - Alabilirsin tabii. Hadi. Sağol ama alamam.

    Çok sayıda sendika sempatizanı işçi galadakilerin grev yapanlara yiyecek ve içecek sunmalarıyla grev dağıldı.

    Hangi tarafta olduğunuzun bir önemi yok. Yemek herkesin ihtiyacı.

    House.of.Cards.S01E0. 6

    Grevler neredeyse bir aydır sürüyor ve bu süreçte milyonlarca çocuğumuz okullarından uzak, evlere tıkılmış durumda.

    Bundan Beyaz Sarayı mı Kongreyi mi sorumlu tutuyorsunuz?

     Şahsen öğretmenlere pek az sempati duyuyorum.  Grevler üç haftayı aşkın süredir devam ediyor.  Bunun ülkeye trilyonlarca dolar bilançosu var yetkililer ise çözüm sunmak yerine,  tavrını belli etmek ile istifini bozmamak arasında büyük bir fark var.  Bilmiyorum buna korkaklık mı denir yoksa   Mesele gündeminde olanlar sorun bunların muhafazakar fikirler barındırması.  Yaptığı tek akıllıca şey kendi programını cumhuriyetçilerin programından ayırması.  Kabul ediyorum Linda.

    Bu iş beni aşmış durumda.  Ama zamanı geriye çeviremeyiz. Durumumuzu korumalıyız.  Memnuniyet anketlerinde dibi vuruyor iken de mi?

      Spinella ve ben, işçiler ile bağlantılı bir çok tasarıda yıllarca beraber çalıştık.

     – Makul davranacağını düşünmüştüm.

    - Bunda yanıldın. Ne greve girecek kadar deli olabileceğini ne de grevin bu kadar uzun sürebileceğini düşünmemiştim. Yani iki kez yanıldın. Neden tutumumuzu devam ettirme düşünceni haklı bulayım?

      Biz performans standartlarını ve sözleşmeli okullara fon oluşturmaya razı olsunlar diye toplu sözleşme ile tehdit ettik. Yaptığımız anlaşma buydu. Biz böyle bir tavır takındık. Şimdi vazgeçtik mi herşeyi kaybederiz.

    Reform diye bir şey olmaz, sadece boş bir tasarı olur.

    Mantığını anlıyorum Frank ama şu an hasar kontrolü aşamasındayız. Bir yarayı başka bir yara açarak kapatamayız. Ama bizler demokratlarız. Asıl bizim öğretmenlerimizi koruyor olmamız gerekir. İki tarafta da kazanamazsın Linda.

    Hem istediğin reformu yapıp hem de öğretmenleri memnun edemezsin.

    Bu işe başladığımızda bunu biliyordun. Peki o zaman, birini seçmemiz gerekiyorsa öğretmenleri memnun etmeyi seçiyoruz.

    Hata yapıyorsun Linda. Geriye dönme noktasını çoktan aştık. Sana şöyle diyorum, başkan tasarıyı değiştirmek istiyor. Bunu üç hafta önce yapmalıydık. Yapmadık. O yüzden şimdi yapmalısın. Bana biraz daha zaman ver Linda, lütfen.

    Eğer bu grevi dağıtır da istediğimiz herşeyi tasarıya alırsam bunun çekilmeye tercih edileceği hususunda hemfikir miyiz?

      Tabii ki. Eğer buna güvenebilirsek

    O zaman bana yalnızca bir hafta daha güven. Eğer grev bir haftaya bitmezse, tasarıyı değiştiriyorum.

    - Frank

    - Hayır. Bir hafta daha. O kadar. Muhtemel durumlardan en kötüsü başıma geldi. Eğer tasarıyı yumuşatırsam, başkan beni beceriksiz görmeye devam edecek.Eğer grev bir haftaya bitmezse, kendi kendimi köşeye sıkıştırmış olacağım. Yalnızca tam bir zafer kazanarak tekrar onun gözüne girebilirim. Bir diğer ihtimal sürgün ki bu da son beş ayın boşa gittiği anlamına gelir. Sil baştan başlamayı kaldıramam.

    Dış dünyadaki en güçlü adama “hayır” demek kolay bir şey değildir. Ama bazen üstünüzün saygısını kazanmanın tek yolu ona karşı meydan okumaktır.

    Benim küçük bir uğraşımı gerektirse de işten çıkarılan korumama  için dünyalar demek. Masrafı çok az olan bir yatırım.

    . Efendim şefle görüştüğünüz için size teşekkür etmek istiyorum. Sizin aradığınızı söyledi size ne kadar minnettar olduğumu anlatamam. Şimdi diyeceklerimi çok iyi dinlemeni istiyorum. Şu andan itibaren, sen bir kayasın. Hiçbir şey geçirmiyorsun, hiçbir şey söylemiyorsun ve hiçbir şey seni kıramaz. – Anlaşıldı mı?

    Grevi bir tuğla bitirir.

    House.of.Cards.S01E0. 7

    Cömertlik başlı başına bir güçtür.

    Çoğu insan korkuyu zayıflık olarak görür. Öyle olabilir de. Bazen işim gereği başkalarını korkutmam gerekiyor. Bunun doğru olmadığının farkındayım. Ama dürüst olmak gerekirse, dördüncü adımın bizden istediği gibi acımasız olmak zorundayım. Çünkü başarısızlık gibi bir seçeneğimiz yok. Aynı şey için alkol için de geçerli. Kendime karşı acımasız olmak zorundayım. Korkumu kullanmak zorundayım.Bu beni daha güçlü biri yapıyor. Bu odadaki herkes gibi kendime hakim olamıyorum. Ama sıfıra hakim olabiliyorum. Siktir et sıfırı.

    Bir şüphe damlasının hakkından gelmenin en iyi yolu salt gerçeği sel gibi akıtmaktır. Eğitim tasarısı bu yüzden bu kadar önemliydi. En çok ihtiyacım olan anda bana itibar kazandırdı.

    House.of.Cards.S01E0. 8

    - Onlarla büyümedin.

    -Empati yapmam için kıt kanaat geçinerek büyümüş olmam gerekmiyor.

    -Empatine bakmaz onlar.

    Tersane kapanacaktı. Bu sene olmazsa, seneye. Ya da bir sonraki sene. Hepimiz bunun farkındaydık. Size yalan söyleyebilirdim. Kendimi daha fazlasını yapacakmış gibi gösterebilirdim. Ama ben geçmişte yaşamaya inanmam. Yalnızca geleceği düşünürüm. Hazmetmesi zor olacak bir gerçek daha. Elinizdeki tek kişi benim. Washington’daki hiç kimse sizi zerre takmıyor. Hiç kimse. Haklı.

    Petey hakkında ne düşünürseniz düşünün ya onun dediklerini kabul ederiz ya da elimizde hiçbir şey olmaz.

    Genç öğrencilerin çoğu muhtemelen kim olduğumu bilmiyordur. Bir siyasetçi, bir isim, birkaç başarı. Ama suç sizde değil. Ben de sizin yaşınızdayken saçları grileşmiş adamların ne yaptıklarına ya da ne dediklerine pek bakmazdım. Keşke tarif edebilseydim ahengi veya uyumu . Bu kelime aklıma kazındı. Ahenk. Önemli olan neyin yıllar sonra yerinde kaldığı ya da baki olduğu değil. Önemli olan münferit seslerin bir araya gelişi. Bir anlığına. O an ki nefes alıp vermek kadar.

    House.of.Cards.S01E0. 9

    Tek seçeneğim oransızlık. Muhalefet eden herkesi ormanda dürbünlü tüfek kullanır gibi teker teker vurmak. Remy’yi hedef alacağım zaman da gelecek ama daha değil. Gaffney’de iken söylediğimiz gibi “Kimseye tütün çiğniyor diye tokat atma.”

      Belki de kendi zamanının benimki kadar değerli olduğu yanılgısına kapılmıştır. Güce yakınlık bazılarını aldatır ve gücü kendilerinin kontrol ettiğini sandırır. Ben ise bu tarz düşünceleri başlamadan bitiririm.

    Asla benim radarımda ürkek bir bip sesinden fazlası olmadı. Karşılıklı olarak birbirimizin amaçlarına hizmet ettik. Eğer yetişkin olmak istiyorsa baksın bakalım yuvayı bir kez terk ettikten sonra nasıl uçuyor.

    Kanayan kalplerin ironik biçimde kendi kanlarından korktuğunu çok kez fark ettim. Tek damla yere düşsün, donar kalırlar. Fakat o kalplere şefkatli ellerinizle masaj yaparak onları hayata döndürdüğünüzde, kısa sürede doğru tempoyu tuttururlar.

    House.of.Cards.S01E0. 10

    Bir adamın ideallerini yok etmek sadece on saniyenizi alır. Kendi ideallerimi koruma konusunda dikkatli olmam gerek.

    House.of.Cards.S01E0. 12

    Tusk güç ve para arasındaki farkı biliyor. Bu yüzden tehlikeli biri zaten. Servetini özel jetleriyle değil satın aldığı ruhlarla ölçüyor. Amacıma erişmek için çok çalışmıştım ama tam alacakken engel oldular.

     
  • ihramcizade 11:35 on 31 December 2013 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,   

    GİT VE SÖZLERİMİ ÇARPIT 


    ALINTI
    Çınar Oskay
    14 Aralık 2013

    Kimse neden bahsettiğini tam olarak anlamasa da Slavoj Zizek dünyanın en ünlü filozofu. 

    Ona ‘felsefenin rock starı’ diyorlar. 

    Dehayla delilik arasında gidip gelen bir hiperaktif, gördüğüm en süratli düşünen insan ve müthiş sevimli bir karakter… 

    ‘Sapığın Sinema Rehberi’ adlı muhteşem filminin devamı ‘Sapığın İdeoloji Rehberi’ dünyada gösterime girdi. 

    İstanbul’da otelinin resepsiyonunda buluşmak istiyor. 

    Çok uykusu olduğu için bastıra bastıra “Sadece yarım saat” diyor. 

    Neyse ki konuşmaya başladı mı kendini durdurabilmesi epey zaman aldığı için söyleşi bir buçuk saat sürüyor. 

    Barda kola shot’larıyla (içki içmiyor) ve kahkahalarla devam ediyor! 

    Röportaj sonrası beynimin genleştiğini hissediyorum! 

    İşte Sloven filozof ve psikanalist Zizek’ten Gezi Parkı, aşk ve dünyanın gidişatıyla ilgili uyarılar…

    Son kitabınızın kapağında arkanızda alevler içinde bir araba, üzerinizde İstanbul yazan bir tişört var. Nedir anlamı?

    -Tamamen fotoşop, bir anlamı yok gerçekten.

    Gezi Parkı eylemlerini izlediniz mi?

    -Beni ilgilendiren tarafı şu: Yunanistan, İspanya gibi ekonomileri çöken ülkelerde protesto normal. Ama Türkiye, Brezilya hatta İsveç’tekiler son derece gizemli. Bu ülkeler model, ekonomik patlama yaşıyorlar. Henüz zengin olmasanız da 30 yıl önceye oranla durumunuz çok iyi. O zaman protesto neden? Bu sizin bilmeceniz. Benim cevabım karamsar ve hüzünlü.

    Nedir?

    -İnsanlar işler berbatken isyan etmez. Devrimler, ayaklanmalar hiçbir zaman böyle başlamaz. Tersine, hayat iyileşirken beklentiler artar. Fransız Devrimi, monarşi çok sert ve acımasızken ortaya çıkmadı. Kral 1750’den beri güç kaybediyordu. Anti komünist ayaklanmalar da öyle. 1956 Macaristan’ında liberal komünist başbakan Nagy İmre zaten iktidardı. Açılma başlamıştı ama yetmedi. Bu sebeple Kuzey Kore’de devrim olmayacak. Bu çok üzücü bir ders. Diktatörlere tavsiyem şudur: Sonuna kadar acımasız olun ve asla geri adım atmayın.

    DÜNYAYLA İLGİLİ 4 UYARI
    1- AKIL KONTROLÜ

    -Tüm devletlerin gizli polisleri aklımızı nasıl kontrol edebilecekleri üzerine çalışıyor deliler gibi. Çin’de Biogenetik enstitüsünden biriyle tanıştım. Bana hedeflerinin Çin ulusunun fiziksel ve ruhsal iyiliği olduğunu söyledi. Bunu resmen söyledi! Ütopya değil, geliyor!

    2- YA İÇİNDESİN YA DIŞINDA

    -Rusya’da Moskova’da ya da Leningrad’da yaşamak bir ayrıcalık. Diğer yerler ise ‘dışarısı’. Moskova’dan trenle iki saat uzaklaş bak ne oluyor! Eminim Anadolu’da da öyledir. Bu, eski tip sınıf ayrımından bile sert.

    3- BİYO-GENETİK AYRIM

    -Hindistan’da bebek fabrikası. Birkaç gün önce ilk bebek fabrikası açıldı! Her an yüzlerce kadın hazır bulunuyor. Diyelim ki paran var: Batılı bir adamsın ama karınla çocuk yapamıyorsun. Ya da karın vücut güzelliğini kaybetmekten korkuyor. Bir doktora gidiyorsun, spermini veriyorsun,oraya gönderiyorsun. Kadın senden hamile kalıyor. Çocuk gelirken gidip siparişi teslim alıyorsun! Yüzlerce kadın var! İşleri yılda bir kez hamile kalmak! Bu iş zenginler ve fakirler biyolojik olarak farklı türler haline gelinceye kadar sürecek!

    4- TEKNO SINIF SAVAŞI

    Matt Damon’ın Elysium’unu gördün mü? Dünya büyük bir varoş. Tepede büyük bir uzay istasyonu var. Bahçeler içinde, yönetici sınıf burada yaşıyor. Felaket sonrası, kıyamet sonrası filmlerin, dizilerin, bilgisayar oyunlarının popülerliğine bak… Hep bir sınıf meselesi var. Bir varoş, döküntü bir yer… Karşısında izole, ayrıcalıklı bir hayat… Bir şekilde buna doğru gidiyoruz. Dünyada adam başı en çok helikopterin düştüğü Sao Paolo gibi.

    Yani iyi yola giren ülkeler isyana daha müsait…

    -Biri bu, evet. Ama ikinci bir şey var. Her ilerlemenin bir bedeli, karanlık yanı vardır.

    Nasıl?

    -Mesela Çin… Her Çinli 40-50 yıl önceye oranla aşırı derecede daha iyi yaşıyor. Ama toplumsal ayrışma hat safhada. Mısır’a bakın… Mübarek’in altında hayatları biraz iyileşti. Ama yeni eğitimli orta sınıf çok daha fazla şey istiyordu.

    Bazı entelektüeller Gezi Parkı olaylarına “Haysiyet isyanı” dedi.

    -Buna katılırım. Ama haysiyet nötr bir kavram. 10-20 yıl önce daha az mı hakarete uğruyorlardı? Hayır. Değiştiler. Türkiye gelişti ve standartları yükseldi. 40 yıl önce, daha çok ezilirken neredeydi bu haysiyet? Normal karşılıyorlardı. İlerleme sayesinde hassasiyet geliştirdiler.

    BU SİZİN TRAJEDİNİZ!
    Bu ilerlemeyi Türkiye’de bir ölçüde protesto edilen hükümet sağladı.

    -Daha ne paradokslar var. Bazı ilüzyonlardan kurtulmak gerek. Mesela geleneğin ve kökten dinciliğin ilerlemeye engel teşkil etmesi… Hindistan’da solcu arkadaşlarım harika bir şey söyledi. Hindistan geleneğe, kast sistemine, babaerkil düzene rağmen ilerliyor. Ama esasen tam da bunlar sebebiyle aşırı dinamik, iş bitirici genç işadamları, yöneticiler yetişiyor. En başarılılarına neden bu kadar çalıştıklarını sorun… Gelenekle cevap verirler: Eve ekmek götürebilmek için! Bunu Çinli ve Singapurlulardan da duydum. Çok tuhaf, standart liberal Batı kapitalizminden çok daha dinamik bir kapitalizm beliriyor.

    Ve daha vahşi…

    -Çok daha vahşi! Ama ortalama bireye bakarsanız geleneğe, etik kodlara, dine sıkıca bağlı olduğunu görüyorsunuz. Dinin yeniden icat edilmesi gibi. Post modern kapitalizmde daha çok çalışmanız için gereken tüm geleneksel değerler devrede! O yüzden “Türkiye’de hem modernleşme var hem İslamcılık” dememelisiniz. Hayır! Bunlar aynı madalyonun iki yüzü. Bu sizin trajediniz. Batılılaşmacı Kemalistlerin ekonomik gelişmeye daha az yatkın olması…

    Belki siyasi değişime bile…

    -Günümüzün paradoksu bu. Sevmediğim, yeni bir dünya bu. Çin, Singapur… Umarım Türkiye böyle olmaz. Batı’dan bile iyi işleyen bir kapitalizm; yarı otoriter bir rejimde muhafazakâr etik, öncelikler, kaygılar vs. Bence geleceğimiz bu. Rusya buraya gidiyor. Aşırı sert kapitalizm, yolsuzluklar… Ama kiliseden hükümete tam destek!

    İslam’da aslında özgürleştirici unsurlar olduğunu yazmıştınız

    -İslam’a özel bir hayranlık beslediğimi söyleyemem. Batı’daki bazı solcular İslamofobi ile suçlanmaktan korktukları için korumacı davranıyor. Ama iki-üç yıl önce Osmanlı İmparatorluğu’nu ironik olarak övmüştüm. Beni muhafazakârlara koz vermekle suçladılar. Her din faydacıdır. Kutsal metinlerde ne ararsanız bulursunuz. Harika bir tarih kitabı okudum. 1800’lü yıllarda Fransız bir gezginin İstanbul izlenimleri… Osmanlı’ya karşı biri. “Ortodoks rahiplerin yahudilerle konuştuğunu görebiliyorsunuz” diyor şaşırarak ve eleştiriyor: “Nerede ulusal kimlikleri!” diye soruyor. Şimdi İslamcılar hoşgörüsüz olarak biliniyor, 200 yıl önce Avrupa onları fazla hoşgörülü buluyordu. Yani her dinde her şeyden bol bol vardır. Bugünkü İslamcılık geleneksel İslam filan değildir. Tipik modern; hatta post modern bir fenomendir.

    Allahım! Bunu hatırlayacak kadar yaşlandım! 40 yıl önce Afganistan en çoğulcu, en laik Ortadoğu devletiydi. Sivil, laik, Batıcı bir kralları; güçlü bir Komünist partileri vardı. ABD’ye bakalım… FBI, iki milyon Amerikalıyı köktenci Hristiyan potansiyel terörist olarak gözetim altında tutuyor. Teröristlerin topluma oranına bakarsanız Arap ülkeleriyle benzer rakamlar görürsünüz. Modern kapitalizmde insanları köktenciliğe sürükleyen bir şey var.

    İNSANLARI UYANDIRMAYA ÇALIŞIYORUM
    Brezilya’da protestolar dünyanın en gelişmiş şehirlerinden Sao Paulo’da başladı.

    -Evet. Buradaki gösteriler otobüs parasıyla ilgili filan değildi. Yunanistan’daki gösteriler ne kadar farklı görünürse görünsün, bir şeyle birbirine bağlı: Küresel kapitalist dinamiklere başkaldırı… Şimdi korkunç bir şey söyleyeceğim: Tarihin herhangi bir noktasında ortalama insanın bu kadar iyi yaşadığı bir zaman olmuş mudur? Muhtemelen hayır ama yine de sokaktalar. Kapitalizmin sorunu burada.

    Yanlış bir hayat doğru yaşanılamıyor. Peki ne yapmalı?

    -Basit formüllerimiz yok. Sophie Fiennes ile yaptığımız ‘Sapığın İdeoloji Rehberi’ filminde bunu yapmaya çalıştım. İnsanları uyandırmaya çalışıyorum. Dini bir anlamda değil; “Aman Tanrım! Bu normal mi? Neden böyle yapıyoruz?” desinler… Alain Badiou ile Güney Kore’deydik. Türkiye’den bile iyi, tam bir ekonomik zafer modeli! Japonya’yı yakalamak üzere. Samsung Apple’ı geçiyor vs. Ama dünyada kişi başı intihar oranı en yüksek ülke. Çok acı çektikleri 20’nci yüzyıl sonrası -Japon işgali, Kore Savaşları vs.- hiçbir emniyet kemeri olmadan kendilerini modernizasyona bırakıyorlar. Hipnotize olmuş gibiler. Özellikle genç nesil. Delice bir ritim; çalışma temposu, eğlence ama mecburi gibi, sanki eğlenmek zorundaymışçasına… Rahatlayacak vakit yok. Çünkü rahatlamak da onlar için organize edilmesi gereken, son derece aktif bir şey. Bilgisayar oyunlarında hep şampiyonlar. Oğlumdan biliyorum. Uluslararası bilgisayar oyunu müsabakalarını hep kazanıyorlar. Şunu dinle! Bir teknik var: Kendini serumla besleyip, penisine bir sonda bağlıyorsun. Yemek yemeden, tuvalete gitmeden 2-3 gün bilgisayar oynayabiliyorsun. Bunun altında hep bir korku var: Bir saniye için bile aktif olmayı bırakırsam bir anda hayatımın manasız olduğunu hissedeceğim, çökeceğim.

    Ve hep yalnız olarak…

    -Bunu fark etmen güzel. Ama bu eski, bildiğimiz yalnızlık değil. Kalabalıkta yalnız olmak. Mesela bugün facebook’a pornografik çıplak fotoğraflarını koyarsan eski teşhircilik gibi olmaz. Milyonlar senin çıplak halini bile görse hâlâ yalnızsın. Gerçek sekste bile insanlara birer plastik penis, plastik vajina gibi davranıyoruz. En azından Batı’da ana kural şu: Diğer insanlara çok bağlanma. Çok âşık olma, mesafeni koru. Budizm bu yüzden tutuyor. Star Wars’ta dedikleri gibi: “Nesnelere çok bağlanma” yani uzakta durarak özgür kal. Bir kadına ya da bir erkeğe çok tutkulu şekilde âşıksan bu hastalıklı bir durum sayılıyor. “Nedir bu takıntı?” diyorlar.

    CHOMSKY HÂLÂ ESKİ SOLCU BİR PARANOYAK!
    Eyvah! Daha dün en yakın arkadaşıma benzer bir şey söyledim!

    -Ne yaparsan yap, ben bir liberalim. Farklı tatminsizlik biçimlerimiz var. Dışarda bırakılanlar var. Afrika’nın ortasında Fildişi Sahilleri’nde dünyanın en büyük gettosu var. 50 milyon kişilik dev bir varoş. Görünmez insanlar var. Görünmez koca ülkeler var! Kongo gibi! Sürekli savaş, yerel savaş tanrıları… Ama dünya ekonomisiyle mükemmelen bütünleşmiş… Bu yüzden insani yardım fikrinden tiksinirim. Fakirleri bir yerde tutmak, kendini iyi hissetmek içindir. Çevre de öyle. Büyük soruları sormak yerine terörize ediliyoruz. Aman, bütün gazeteleri ayırdınız mı? Kola kutularını geri dönüşüme soktunuz mu? Ama kimse Kanada’nın nasıl petrol çıkardığını sormaz.

    Bu sistemin sorumlusu kim?

    -Kendiliğinden. Burada Chomsky’den ayrılıyorum. Bence o hâlâ eski solcu paranoyak. Yalan söyleyen, hile yapan insanları suçluyor.

    Mısırlı İslamcı yazar, şiddet İslam’da şiddetin babası sayılan… Kitabını okudun mu?

    Seyid Kutb mu? Birazını…

    Korkunçtu. Mesela Amerikan hayatına karşı haseti. Gerçek köktencilere saygım var. Amerika’daki Amish’ler, Tibetli Budistler… Onlar bizi kıskanmaz. Dostça bakar. Nefret etmez. Sadece biz Batılıların aptal olduğuna inanırlar. Beni gıcık eden sahte radikallerdir. Nefretleri kendilerine gerçekten güvenmemelerinden kaynaklanır. Onlar yeterince köktenci değildir, gerçek inançlı da değildir. İslam’a ne kadar dostça yaklaşırsak bizden o kadar tiksinirler. Çünkü bizden tam da bu yüzden, özgürleşmiş, rahat hayat tarzımız yüzünden nefret ederler.

    Babam bir akademisyendi. Ve ciddi bir şey anlatırken sürekli espriler yapıp güldürürdü. “Yoksa dinlemezler” derdi. Siz de kendinize “Popüler komedyen” diyorsunuz. Bu bir taktik mi?

    -Evet, belki onun gibi ben de bilerek yapıyorum. Bir-iki belaltı espri yapıp dikkati toplar, sonra zehri verirsin! Kim teorinin sıkıcı olması gerektiğini söylemiş! Hegel’de pis espriler gırladır. Diyalektik, esprilerle doludur. Ayrıca her şey sarpa sardığında sadece komedi işe yarar. Mesela Holocaust ile trajik tüm söylemler sahtedir. Auschwitz’teki dehşet korkunçtu. Ama bundan sadece çılgın bir mizah üretilebilir. Mesela İtalyan ‘Pasqualino Sette Bellezze’ yi görmelisin. Auschwitz’te bir adam, Giancarlo Giannini canlandırıyor. Hayatta kalmak için çirkin bir Alman kadını tavlaması gerekiyor. Müstehcen bir komedi ama ne kadar yerinde! Bir trajedide, kurban olarak haysiyetini koruyabilirsin. Ama bunu Auschwitz’ta yapamazsın. Auswitz’te haysiyetini kaybetmen gerekir.

    ÇOĞU FİLOZOF UCUZ ONLARI SATIN ALABİLİRSİNİZ
    Gazetecilerden nefret ettiğinizi duydum…

    -Hayır, kendilerini çok ciddiye alan entelektüellerden nefret ederim. Neyi keşfettim biliyor musun Bosna’da… Bir şairin onaylamadığı bir diktatörlük ya da ırkçı soykırım yoktur. Gazetecilerde minimum bir onur düzeyini korumaya çalışanların oranı diğerlerine göre en yüksek olabilir. Bence çoğu filozof ucuz, onları satın alabilirsiniz.

    Yine de günlük gazeteci işleri yerine felsefe daha iyi geliyor. Söyleşiye hazırlanmak için iki gündür filmlerinizi izledim, kitaplarınızı okudum. Stres, sıkıntı kalmadı…

    -Kendini suçlu hissetme. Kendini iyi hissedersen tüketim ideolojisinin parçası olursun duygusuna kapılma.

    Yo, tam tersi. Acayip iyi hissediyorum.

    -İşte protestolarımızı böyle, kahkahalarla yapmalıyız! Sana süper bir örnek vereyim… Saraybosna kuşatma altındayken kabareler patladı. Kendileriyle alay ettiler. Sırplar şehri kuşatmış, elektrik ve gaz sürekli kesiliyordu. Çok garip bir şaka vardı: “Auschwitz ile Saraybosna arasındaki fark nedir? Auschwitz’te en azından gaz hiç kesilmiyordu..” Olay budur! Bu kadar umutsuz bir durumda bile kurbanı oynamadılar. Kadınlar açlıkta ölmek üzereyken bile sokağa çıkarken ruj sürdü. Bu yüzden gelip de onlara gıda yardımı yapan insani yardımcılardan nefret ettim. Birleşmiş Milletler sadece havaalanını kontrol altına aldı. Karadzic “Bir tabur ile kuşatmayı yaracak serbest koridor açabilirlerdi” dedi. Batı bunu neden yapmadı? “Ah, zavallı Bosna, keskin nişancılar herkesi öldürüyor” dedikçe sapıkça bir zevk alıyorlardı. Belki bilirsin. O zamanlar Berkeley’de Alfred Hitchcock ile ilgili bir konferansa katıldım. Amerikalı bir ahmak bana saldırdı: “Ülken bu durumdayken sen nasıl Hitchkock filmleri gibi fuzuli bir konuda konferansa gelirsin” dedi. Patladım: ‘Yok ya! Yani sen Hitchcock ile ilgili konuşabilirsin ama biz kurban gibi davranmalıyız öyle mi! Neden sen Yugoslavya’daki acıları anlatmıyorsun ve ben Hitchcock ile ilgilenmiyorum?” Tabii, o ülkem Slovenya’da bir çatışma olmadığının farkında değildi. Onlar için hepsi aynı. O yüzden asla unutmamalıyız: Evet, köktencilikle mücadele etmeliyiz ama esas sorun hakim liberal ideolojidir. Tıkandık. Bir şey yapmazsak ortaya çıkacak toplum hiçbirimiz için iyi olmayacak. Çıldırmış bir toplum olacak. Berlusconi gibi. Terry Gilliam’ın Brazil filmini gördün mü?

    Evet, harika bir film.

    - Geleceğimiz bu. Diktatör ama çıldırmış. Bence gelmiş geçmiş en iyi İngiliz filmlerdinden biri. Dahice.

    GİT VE SÖZLERİMİ ÇARPIT

    Türkiye’ye sık sık geliyorsunuz galiba?

    -Neden Türkiye’yi sevdiğimi biliyor musun? Çünkü ilkokulda beynimi yediler, Türkler hep kötü adam, her kötülüğün sebebiydi. Sırp tavrı şuydu: ‘Türk işgali olmasaydı, Batı’dan daha ilerde olurduk. Her şey sizin suçunuz!” Sonra kitap okumaya başladık ve gördük ki siz göreceli olarak hoşgörülü işgalcilerdiniz. Tamam, kafirler için verginiz vardı ama yine de! Bu belki okuyucularınızı eğlendirir. Tarihçiler anlattı. Türk İmparatorluğu’nun çöküşü sence ne zaman başladı? Sadrazam bizden biri olunca! Sokullu Mehmet Paşa!

    Biz onu en iyilerden biriydi diye biliriz.

    -Ben öyle duymadım. Bir de bütün akrabalarını getirmiş. Bizden birini alma şapşallığını yapmışsınız!

    Size haksızlık yapamayacağım! Sultan Süleyman’ın veziriydi. Osmanlı, gücünün zirvesindeydi onun zamanında!

    -Ya, sen öyle san. Yavaş yavaş çökmeye başladınız sonra.

    Hahaha. Olabilir.

    Bir de Padişahınızın İstanbul’u fethettiği filmi gördüm.

    Hadi canım! Fatih dizisini mi?

    -Hayır, bir film. Havaalanından almıştım. Sonunda Ayasofya’ya giriyor. Elinde Hristiyan bir bebekle yürüyor.

    ‘Fetih 1453’ mü?

    -Evet! Fetihten sonra Hristiyanlara garanti verdiği doğru ama üç gün boyunca askerlerinin yağma yapmasına izin verdi. Hristiyanlar Kudüs’ü aldığında Arapların hepsini öldürmedi, köle yapmak için esir aldı. Ama Yahudilerdin hepsini öldürdüler. Selahaddin Kudüs’ü geri aldığında Yahudilere şunu söyledi: “Şimdi geri dönmekte özgürsünüz.” İnsanlar Yahudi-Müslüman gerginliğinin ne kadar yeni bir şey olduğunu bilmiyor. Saraybosna’daki Yahudilerin çoğu İspanya’dan gelme. İspanyollar o kadar aptaldı ki Arapları kovdu, Yahudileri kovdu ve fiyasko başladı.

    Peki. Söyleşi için çok teşekkür ederim…

    -20 yıl önce Kudüs’te bir gazeteci bana neden psikanalist olmadığımı sordu. “Büyük sorumluluk. Tek bir yanlış kelime etsem, krizdeki birini intihara sürükleyebilirim” diye yanıt verdim. Ertesi gün gazetede resmim, üstünde başlık: “Slavoj Zizek: Bir insanı tek bir kelimeyle öldürebilirim!”Şimdi git ve sözlerimi çarpıt. ‘The Thin Blue Line’ diye bir belgesel var. Orada biri şunu diyor: ‘Ortalama bir savcı bir suçlunun ceza almasını sağlayabilir ama suçsuz birini kodese tıkmak için gerçekten yetenekli olmak gerekir.’ Bence ortalama bir gazeteci sözlerimi aktarabilir ama sözlerimi alıp, söylemek istediğimin tam tersini söyletebiliyorsan, işte gerçekten iyi bir gazetecisin demektir!

    THE THİN BLUE LİNE- İnce Mavi çizgi (1988) Film
     
  • ihramcizade 16:31 on 30 December 2013 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,