TOZUN GİZLİ HAYATI


Bir Toz Tanesinin İçindeki Dünya

Güneşin altında verandanın parmaklığına konulmuş bir meyve suyu bardağını gözünüzün önüne getirin. Size boş görünebilir, ama içinde en az 25.000 parça mikroskobik toz dolanmaktadır. Bu toz parçacıklarında Yerküre deki her şeyden biraz vardır. Ansızın karşınıza Sahra kumlarından dökülmüş minik parçacıklar ve gözle görülemeyen devetüyü lifleri çıkabilir. Sonra rüzgâr yön değiştirir ve orman mantarı sporları ve kurumuş menekşe parçaları çevrenizi sarar. Yakınlarda bir otobüs yolcu almak için durur ve minicik siyah kurum parçalarıyla karışık insan derisi döküntüleri bir anlığına ortalığı kaplar.

Her nefes alışınızda binlerce ve binlerce zerre vücudunuza girer. Bazıları burnunuzun dehlizlerine yerleşir. Bazıları genzinize yapışır. Diğerleri derinlerde, akciğerlerinize sığınır. Siz kitapta bu sayfaya geldiğinizde, yeryüzündeki bu zerrelerinden 150.000 kadarını soluyarak içinize çekmiş olabilirsiniz; tabii dünyanın en temiz köşelerinden birinde yaşıyorsanız. Daha kirli bir yerde yaşıyorsanız, muhtemelen bir milyondan fazlasını solumuşsunuzdur.

İnsanlık tarihinin büyük bir bölümü boyunca tozlar, göz ardı edilmiş olsalar da bu kitapta çok önemli sonuçlara yol açabileceğini göreceğiz. Bazı tozlar gezegen ve üzerinde yaşayan canlılar için tehlike taşır. Bazıları insanlar, bitkiler ve hayvanlar için yararlıdır. Bazıları açıkça büyüleyicidir. Burada hepsi mikroskobun altına alınacak ve tozların gizli yaşamları gözler önüne serilecektir.

Bilinmesi gereken en etkileyici şeylerden biri, ne kadar fazla tozla çevrelenmiş olduğumuzu kavramak; yani Yerküre’nin yüzeyinden havalanan maddenin tonlarla ölçülen miktarını öğrenmektir. Bu zerreler çok küçük olduğundan ve sık yer değiştirdiğinden miktarla ilgili tahminler hâlâ kabacadır. Yine de her yıl inkâr edilemeyecek kadar büyük miktarda küçük şeyler rüzgâra karışmaktadır.

Her yıl bir ilâ üç milyar ton çöl tozu göğe yükselir. Bir milyar ton 14milyon vagonu doldurur ki, böyle bir tren de ekvatorun çevresinden Yerküreyi altı kez dolanır.

Bir de okyanuslardan yükselen üç buçuk milyar ton tuz zerresi var.

Ağaçlar ve diğer bitkiler rüzgâra bir milyar ton organik kimyasal bırakır ve muhtemelen bunların üçte biri yoğuşarak minik yüzen damlalar oluşturmaktadır.

Planktonlar, volkanlar ve bataklıklardan 20 ilâ 30 milyon ton sülfür bileşiği sızar; bunun yaklaşık yarısı havada taşınan küçük parçacıklar oluşturmaktadır.

Yanan ağaçlar ve otlar 6 milyon ton kurum oluşturur.

Dünyadaki buzullar kendilerine ev sahipliği yapan dağları yavaş yavaş aşındırıp toz haline getirmekte, bu toz da rüzgâra karışmaktadır, ama ne miktarda olduğunu kimse bilmemektedir.

Aynı şekilde, acaba kaç tane camsı volkanik kül parçacığı gökyüzüne savruluyor?

Ya canlı tozlar; yani uçuşan mantarlar, virüsler, diatom denilen mikroskobik boyutta su yosunları, bakteriler, polenler, çürüyen yaprakların lifleri, sineklerin gözleri, örümceklerin bacakları, kelebek kanatlarından dökülen pullar, kutup ayılarının tüy parçacıkları, fillerin deri döküntüleri; bunların kim bilir kaç tonu atmosferde dolanıyor.

Yaklaşık 4 milyon yıl önce atalarımız doğanın verdiği tozlu nefese katkıda bulunmaya başladılar. Büyüleyici bir araç olan ateşi ustalıkla kullanır hale geldikçe, insan olarak yaptığımız katkı kurum oldu. Daha sonra metallerin mucizesini öğrendiğimizde ateşlerimizden çıkan dumanlara mikroskobik büyüklükte sıcak bronz, demir, bakır, altın ve gümüş parçacıkları katıldı. İplik eğirme ve dokumacılığın gelişmesi hayvan ve bitki liflerinden gözle görülemeyecek kadar küçük parçacıkların çıkmasına yol açtı; rüzgâr bunları yerleşim yerlerimizin dışına taşıdı. Son olarak sanayi devrimiyle birlikte toz üretimimiz yüksek vitese geçti.

Bugün büyük bölümünü kömür yakan enerji santrallerinin oluşturduğu dünyanın fosil yakıt kullanılan dev fırınlarından her yıl yaklaşık 90 ilâ 100 milyon ton sülfür göğe yükselmektedir. Ayrıca yakıt olarak petrolün kullanıldığı fabrikalar ve dizel motorları da bunların arasında yer almaktadır. Gökyüzündeki her doğal sülfür damlasına artık insan yapımı üç ilâ beş damla daha katılmakta; Yerküre her gün daha fazla yakıcıya ev sahipliği yapmaktadır.

Çiftliklerimizden, otomobillerimizden ve yakıt tüketen diğer icatlarımızdan 100 milyon tonu aşkın nitrojen oksit havalanıyor ki, nitrojen oksit de sülfür gazı gibi gökyüzünde tozlu parçacıklar oluşturma eğilimindedir.

Gökyüzündeki 8 milyon ton kara kurumun varlığı, ağaçların ve otların değil, fosil yakıtların, özellikle de kömürün yakılmasının sonucudur. Ağaç ve ot yangınlarından yükselen 6 milyon ton kurumun bile büyük bölümünün izi sürüldüğünde insan elinden çıktığı görülebilir.

Göklerde ister 1 milyar, ister 3 milyar ton çöl tozu olsun, en az yarısından herhalde biz insanlar sorumluyuz. Tarımsal faaliyetlerimiz ve çevreye yönelik başka saldırılarımız havada doğal olarak var olan çöl tozu miktarını artırmış olabilir.

Bunlara ilave olarak 20. yüzyılın sinirleri etkileyen cıva ve zihni aptallaştıran kurşun içeren dioksinden poliklorine bifeniller (PCB) gibi türlü kanserojenler ile nükleer felaketler, böcek ilaçları, asbest ve zehirli dumanlardan çıkan radyoaktif taneciklere kadar çok çeşitli tozları vardır. Her yıl bunların kaç tonu göklere yükseliyor? Bunu bilen yok.

Toz miktarını ölçmek güç olsa da, tozla ilgilenen bilim insanları çeşitli tozlara bir büyüklük biçmekte fazla zorlanmıyorlar. Genelde çevremizde dönüp duran tozlar o kadar küçüktür ki yerçekiminin onları kontrol altına alabilmek için uğraşması gerekir. Bir toz parçasının yüzeyindeki statik elektrik, hatta bir atomun bir diğeriyle etkileşimi gibi kuvvetler, yerçekiminin gücünü aşabilir. Toz, masanın üzerine konabildiği kolaylıkla tavana da konabilir.

Bilim insanları tozu mikronla, yani bir inçin (2,54 cm) 25.000’de biriyle ölçerler. Kolunuzdaki kılları düşünün. Tek bir kıl 100 mikron genişliğinde olabilir. Şimdi bir makas alıp 100 mikron uzunluğunda bir kısmı kestiğinizi düşünün. Ancak nerede arayacağınızı biliyorsanız görebileceğiniz bu küçücük parça bile toz olamayacak kadar büyüktür. Bilim insanlarının gözüyle, bu parça kum ailesinden sayılabilir.

En büyük toz parçacıkları teknik olarak bir kılın yalnızca üçte ikisi genişliğinde olurlar. Bu tombul tozlar genellikle doğanın eseridir. Polen zerrelerinin çapları, tam bir kıl genişliğinden onun onda birine kadar değişir. Kumsaldan ya da çölden bir avuç kum aldığınızda, avucunuza yapışan belli belirsiz toz çok çeşitli büyüklükleri içerecek, zerrelerin çoğu tombullar kategorisine girecektir. Gömleğinizin dokumasından süzülüp etrafınızda görünmez bir hale oluşturan ölü deri döküntüleri, bir kılın onda biri genişliğinde ve bir kılın onda ikisi uzunluğunda dikdörtgenlerdir. Okyanuslardan yukarıya yükselen tuz parçalarının birçoğu 5 mikron genişliğindedir. Bunlar yine de toz parçacıklarının en büyüklerinden sayılır. Sağlıkla ilgilenen bilim insanları büyük tozlardan çok, küçük olanlarından korkarlar. Bunun nedeni, insan vücudunun doğanın büyük yaratıklarının giı işini engelleyecek biçimde evrimleşmiş olmasıdır. Örneğin, polenlerin neredeyse hepsi o kadar büyüktür ki burnun içinde asılıp kalırlar; alerjisi olanlar bunu gayet iyi bilir. Ama küçük tozlar insan kafasının içindeki tuzakları kolayca geçip hassas akciğeri erinizin derinlerine yol alırlar.

Kısa süre öncesine kadar bilim insanları güvenli ve tehlikeli tozlar arasındaki sınırı kıl genişliğinin onda biri olan on mikron olarak belirliyordu. Fakat tozla ilgilenen araştırmacılar, bu minik araştırma konularına daha yakından baktıkça bu sınırı değiştirmeye karar verdiler. Tıbbi araştırmalar artık çoğu hastalığa ve ölüme, bu büyüklüğün dörtte birinden daha küçük yani kılın 25’te biri kadar büyüklükteki tozların yol açtığını gösteriyor. Bilim insanları, ciğerlerimizi korumak üzere toz sınırını yeniden belirlemiş olsalar da, hâlâ küçük tozların ölüme nasıl sebep olduğunu anlamaya çalışıyorlar.

Peki hangi tozlar, sınırın küçük olanlar tarafında kalıyor? Ancak birkaç tane doğal toz bu ayrıma uyuyor. Bakteriler ve mantar sporları rahatça 10 mikrondan küçüktür. Fakat bu “minikler’’ kategorisinde yer alan başat güç, sanayi tozlarıdır. Böcek ilaçlarından kaynaklanan tozların genişliği genellikle bir mikronun yarısı ile 10 mikron arasında değişir. Tütün dumanının içindeki parçacıkların genişliği bir mikronun yarısından daha azdır; bu da kılın iki yüzde birine denk gelir. Otomobil egzozundaki en küçük parçacıklar bir mikronun yüzde biri, yani kılın 10.000’de biri büyüklüğündedir. Bu alana, kirliliğe yol açan gazlar yoğuşup havada damlacığa dönüştüğünde oluşan minik parçacıklar da girer. Virüsler ve büyük moleküller de kabaca aynı büyüklüktedir. Artık bu küçük parçacıklardan 25.000’inin bir meyve suyu bardağının içinde fark edilmeden nasıl dolanıyor olabileceğini gözünüzün önüne getirmeye başlamışsınızdır. Bu kitap boyunca, işlediğini öğreneceğimiz bütün cinayetlere ve yaptığı bütün muzırlıklara rağmen toz yine de vazgeçilmezdir. Etrafında döndüğümüz Güneş, koruyucu uzay tozundan oluşan devasa bir rahmin içinde yaratılmıştır. Sigara dumanındaki küçük zerreler büyüklüğünde olan bu tozun bir bölümü birleşip gezegenimizi oluşturmuştur. Kozmik anlamda büyük sayılacak miktarlarda toz Samanyolu nu karartmakta, yıldızları görmemizi engellemektedir. Ayrıca ölen her yıldızdan, sanki siyah bir havai fişekten çıkar gibi, galaksimize daha fazla toz yağmaktadır. Bir sonraki kuşaktaki Güneşleri, Dünyaları ve göklerdeki diğer cisimleri yaratacak olan, sönmüş yıldızlardan gelen bu tozdur.

Biz de Dünya’da tozsuz kalmak istemezdik. En başta şunu söyleyelim: temiz bir dünya boğucu derecede rutubetli olurdu. Gezegenimizin su döngüsünde, denizler ve göllerdeki su buharlaşır, havada yoğuşur ve yere iner. Fakat bu yoğuşma aşamasında tozla dolu bir gökyüzü gerekmektedir ki su buharı tozların minik yüzeylerinde birikebilsin. Toz olmazsa, su buharı, görece rutubet yüzde 300’e yaklaşmadan yoğuşmaya başlayamazdı. Bir karşılaştırma yapacak olursak en sıcak ve nemli yaz günü bu duruma kıyasla kuru ve serin sayılırdı. Ayrıca daha uygun bir çekirdek olmadığı için de su buharı vücudumuzun üzerinde yoğuşurdu.

Bulutlar çeşitli tozların çevresinde yoğuşmuş su damlacığı öbekleri olduğundan, tozun azlığı, gökyüzünde bulutların da az olması demektir. Bulutlar kendilerine çarpan güneş ışığının büyük bölümünü yansıtarak, gezegene gölge yaparlar. Bulutlar her zaman Yeryüzü’nün yarısını gölgeyle örtmektedir. Onlar olmasaydı bizim buraları bir hayli sıcak olabilirdi.

Yeryüzü’nde dolaşan tozların birçoğu canlı parçacıklardır; onların rüzgârla taşınabilir olma becerileri gezegeni sağlıklı ve yeşil tutar. Örneğin mantarlar, çok çeşitli maddeleri parçalayarak yaşarlar; bunlara bitkiler ve hayvanların ölü etleri, hatta kayalar bile dâhildir. Mantarların bu faaliyeti, sıkışıp kalmış besinleri serbest bırakır ve toprağı zenginleştirir. Mantar türlerinin ezici çoğunluğu, sporlarını rüzgâra salacak biçimde uyumlaşmıştır. Bu dayanıklı sporlar dünyayı dolaşır, rüzgârın ve yağmurun keyfine tabi olarak yeniden toprağa düşerler.

Birçok polen rüzgârdan yararlanacak biçimde evrimleşmiştir. Büyük zerreler arıların ve başka nektar avcılarının sırtında taşınır. Ama küçük olanlar havada kendi başlarına dolaşırlar ve rastlantıyla uygun bir çiçeğin üzerine konduklarında, yeşil ve canlı varlıkların sürekliliğini sağlarlar.

Cam kabuklu algler olan mikroskobik boyutlardaki diatomlar da bu şekilde yayılabilirler. Nematod denilen çok küçük kurtçuklar bile küçük boyutları sayesinde rüzgârın sırtında taşınarak soylarını çoğaltabilirler. Örneğin, Antarktika üzerindeki yaşam muhtemelen son buz devrinde silinip gitmişti. Fakat artık nispeten daha büyük nematodlar da dâhil olmak üzere çok çeşitli mikroorganizmalar Antarktika’daki McMurdo Kuru Vadileri’ndeki soğuk toprak yüzeylerin üzerinde koloniler kurmuşlardır. Bu kolonilerin varlığının en olası açıklaması, atalarının Güney Amerika, Afrika ya da Avustralya’dan uçarak gelmiş olmalarıdır.

Tozla ilgili araştırmalar alanındaki birçok harika alt konu başlığı arasında, en çok dikkat çekenlerden biri, bazı küçücük yaşam biçimlerinin rüzgârla taşınmakla kalmayıp bu tozlu ortamda üredikleri fikridir. Çeşitli araştırmacılar bazı bakterilerin su buharının gökyüzünde yoğuşmasını sağladığını sonra, yarattıkları bu damlacıkların içinde bölünüp çoğaldıklarını ileri sürüyorlar.

Çöllerden esen rüzgârlarla birlikte havayı tıkayan milyarlarca ton cansız kaya tozu bile Yeryüzü için değerlidir. Çöllerin ve yanardağların üzerlerine çöken kumu olmasaydı, Karayipler’deki bazı adalar çıplak gri kayalardan fazla bir şey olmazdı. Oysa bu adalar yemyeşil, sağlıklı bitkilerle kaplıdır. Benzer şekilde Amazon yağmur ormanları da yapısını toza borçludur. Böyle yağmurlu bir iklimde su topraktaki besinleri hızla akıtır. Ama her kış alize rüzgârları Sahra’nın güneybatısından esmeye başladığında, verimli tozlar Güney Amerika ormanlarına yağıp toprağı tazeler.

Yere düşen kaya tozları, dünyanın en ıssız bazı yerlerindeki canlıları besler. Yeryüzünün buzulları üzerine konan tozlar, buralara bir yiyecek servisi sunar gibidir; bilinen en dayanıklı yaşam biçimleri için çeşitli yiyecekler dağıtırlar. Bir buzulun içinde bile, çok yer dolaşmış bir tozun küçücük bir yaşam ağını sürdürebildiğini görüyoruz. Okyanusa düşen tozlar da bitkilerin üremesine yol açabilir. Bu bitkiler mikroskobik boyutlardaki fitoplanktonlardır. Dikkat çekmeyecek kadar küçük boyutlarda olsalar bile, planktonlar, denizlerdeki besin zincirinin baş malzemesidir. “Tozdan toza” döngüsünde yarattıkları bir farklılıkla, bazen yere düşen çöl tozundan besin alıp, bulutların oluşumunda kilit bir rol oynayan sülfür bakımından zengin tozları yukarıya salarlar.

Bilim insanları canlı ve ölü toz karışımının havayı nasıl etkilediği hakkında bir ölçüde bilgi sahibi olmuştur. Tozun, uzun vadede dünyanın iklimini değiştirdiği de artık açıklık kazanmaktadır. Genelde iklim bilimcilerin korkuları, ısıyı Dünya’nın yakınında biriktiren gazlara odaklanmıştır; fakat Yerküre ısındıkça havadaki küçük zerrecikler de artık önemli bir konu haline geldi. Bilim insanları artık tozlarımızdan bazılarının güneş ışığını yansıtıp dünyayı serinlettiğini biliyor. Başka tozlar, özellikle de kara kurumlanınız gökyüzünde dolanırlarken büyük miktarlarda ısı çekiyor olabilir. Hatta bazı harika kuramlar, son buz devrinin bitiminde buzulların aniden geri çekilmesiyle küresel bir toz fırtınası olduğunu ileri sürmektedir. Fakat şimdilik, Dünya’daki en üstün zekâlar bile, tozların iyi de olsa, kötü de olsa, hava ısısını nasıl etkilediğini tam anlamıyla söyleyememektedir.

Toz ile insanlık arasındaki ilişki binlerce yıldır hep karmaşık olagelmiştir.

Sekiz bin yıl önce, Çinli çiftçiler Çin’in orta bölgelerinde havadan inen çok büyük miktarlarda çöl kumunun yararlarını keşfetmişlerdi. Yaklaşık 100 metre kalınlığındaki bu tabaka, çok kolaylıkla sürülüp işleniyordu ve bitkiler için çok besleyiciydi. Bugün de, Amerika Birleşik Devletleri’nin orta bölgeleri de dâhil olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerinde benzer toz rezervleri yoğun bir biçimde ekilip biçilmektedir. Ancak birazdan göreceğimiz gibi, bu antik tozun dağıtılması, ne yazık ki bazen felaketlere yol açabilmektedir.

Çinli çiftçilerin toz tabakasını işlemelerinden belki de dört bin yıl sonra, antik Mezopotamya’da insanlar kendi yörelerindeki tozları eritip taş imal ediyorlardı. Arkeologlar kısa süre önce Mashkan-shapir denilen yerleşimde, bileşimleri doğal bazalta bezemeyen, büyük düz siyah kayadan dikdörtgen bloklar keşfettiler. Kayaların kimyası, yöredeki nehrin kıyısında biriken toza uyuyordu. Arkeologların yürüttüğü tahminlere göre doğadaki odun ve taş kıtlığı Mashkan-shapir halkını bölgedeki tozları derece kadar ısıtmaya, sonra da erimiş tozu kalıplara dökerek taş yapmaya yöneltmişti.

Aynı antik dönemlerde Finlandiya’da yaşayan insanlar da oraya özgü özel bir tozun nimetlerini fark ediyorlardı. Tuhaf, lifli kayaların parçalanmasıyla elde edilen bu toz, çömlekçilikte ve ev yapımında sıva olarak kullandıkları kili sertleştiriyordu. Zaman içinde Avrupa’nın daha güney bölgelerinde yaşayan insanlar da aynı kayanın, yani asbestin liflerini dokuyup ateşe dayanıklı kumaş haline getirmeyi öğrendiler. İlk doğa bilimciler bile, asbest dokumacılarının hepsinin sağlıksız olduğunu fark etmişlerdi.

Dünyanın öbür yakasındaysa Guatemala’daki Tikal bölgesinde yaşayan Maya halkı çömleklerini sertleştirmek için, çok miktarda volkanik toz ya da kül toz eklemeye özellikle dikkat ediyorlardı. Bu gelenek büyük bir kül birikimi gerektiriyordu ki bu hâlâ bir gizem olarak durmaktadır: Çünkü en yakın kül rezervleri pek de yakında değildi. Volkanik toz, cangılın içinden yüz kilometre yoldan taşınmaya değecek kadar değerli miydi? Alternatif şu açıklama da aynı ölçüde ilgi çekicidir: Amerika’nın orta bölgelerindeki volkanlar sandığımızdan çok daha kısa süre öncesine dek çok daha fazla faal idiler ve küllerini Tikal’e kadar savuruyorlardı.

Bugün insanlık tahıl ekiminde, inşaatlarda, çömlekçilikte ve daha binlerce başka amaçla hâlâ tozdan yararlanıyor. Çimento duvarlar kaya tozu ve çakıl taşı karışımıdır. Alçıpan, sıkıştırılıp istenen biçime sokulmuş bir mineral tozudur. Boyaya rengini renkli tozlar verir. Temizleme tozlarına ovma gücünü, diş macununa parlatıcı niteliğini, talk pudrasına ipeksi özelliğini kaya tozları verir. Göz farı, talk pudrasından, toz haline getirilmiş balık pullarına ve pigmentlere kadar değişen pırıltılı tozların bir karışımı olabilir. Aspirinler ve vitaminler sıkıştırılmış tozlardır. Dergilerin kâğıdı, kurutulmuş kil tozundan çok ince bir tabakayla kaplanarak parlaklaştırılır. Kurşun kalemlerin içinde sıkıştırılmış grafit tozu vardır. Ekmek ve makarna da, toz haline getirilmiş buğday tanelerinden elde edilir. Sarı hardal, hardal tohumlarının tozudur, yumuşak kakao da sert kakao tanelerinin tozudu. Çağdaş hayat büyük ölçüde toza dayanmaktadır.

Bu kadar çok şeyi toz haline getirmemizin bir nedeni, tozun işlemek için çok büyük bir yüzey alanı sağlamasıdır. Kimyasal tepkimeler genellikle bir nesnenin yüzeyi üzerinde gerçekleştiği için ne kadar fazla yüzey sağlanırsa, tepkime o kadar yoğun olacaktır. Elli tane kahve çekirdeğini sıcak su dolu bir fincana bastırdığınızı bir düşünün. Olmadı, değil mi?

Peki şimdi de elli kahve çekirdeğini çekip toz haline getirdiğinizi ve aynı deneyi tekrarladığınızı düşününüz. Ya da çamaşır makinesine yıkanacak çamaşırlarla birlikte bir kalıp sabun attığınızı gözünüzün önüne getirin. Şimdi de o sabunu kıyıp toz haline getirdiğinizi ve işlemi tekrarladığınızı düşünün. Daha çok yüzey alanı daha fazla etkileşimi mümkün kılar.

Bu durum, hem harika, hem de istenmeyen sonuçlara yol açabilir.

Etrafımızda dolaşan tozların bazıları ürkütücü ve görünmez suçlulardır, insan eliyle geliştirilen sanayinin yarattığı zehir parçacıklarını bir anlığına unutunuz. Bildiğimiz basit çöl tozunun bile kendine özgü karanlık bir yanı vardır.

Örneğin, 75 milyon yıl önce, basit çöl tozunun, çok sayıda dinozora zor fark edilen bir tuzak kurmuş olduğu sanılmaktadır. Bu görkemli yaratıklar hayatlarını bildikleri gibi sürdürürken, birdenbire çevrelerindeki kum tepeciklerinden kalkan toz onları gömmüştür. (Birazdan göreceğimiz gibi, böyle eski bir cinayet sahnesini yeniden kurmak ve toz gibi kolayca gözden kaçırılabilecek bir şeyi suçlayabilmek için gereken detektiflik çalışması hatırı sayılır boyutlardadır.)

Belki de bu dinozorlar şanslıydı. On milyon yıl sonra, devasa bir meteoritten kaynaklanan ve tüm dünyayı kaplayan bir toz bulutunun etkisiyle gökyüzünün kararması ve Güneş’in kapanmasıyla birlikte, dinozor hikâyesi daha yavaş ilerleyen ancak daha kesin bir sona ulaşacaktı. Bu toz, sadece dinozorları değil, kuşları, denizlerdeki yaşamı ve küçük, öncü memeli türlerini de öldürmüştü.

Çöl tozu bugün de sorun yaratmaya devam ediyor. Tozla ilişkili bir hastalık mor deniz yelpazesi mercanlarının ölümünden sorumlu tutuluyor. Sahra Çölü’nün tozu uzun zamandır Atlantik Okyanusu’nu aşıp Karayipler’e yağmaktadır. Fakat 1970’ler<le Sahra Çölü’nün güneyindeki Sahel bozkır bölgesinde yaşanan korkunç bir kuraklık gökyüzünün bu bölümünden daha fazla miktarlarda tozun akmaya başlamasına yol açtı. 1980’lerin başlarında Karayipler’e yağan tozlar kalın bir tabaka oluşturdukça bilim insanları mercan resiflerinde bir salgının baş gösterdiğini tespit ettiler. Toz istilasıyla eş zamanlı olarak iki mercan türü yok olmaya yüz tuttu, bir denizkestanesi türü çok aza indi ve mor deniz yelpazelerinde koyu renkli yumru biçimli yaralar oluştu. Biraz yoğun araştırma çabasından sonra bir bilim insanı deniz yelpazelerinde baş gösteren salgını Sahra tozundaki bir mantarla ilişkilendirmeyi başardı.

Bilim insanları artık bu tozu daha yakından inceliyor ve radyoaktif elementlerden cıvaya ve şaşırtıcı bir mantar çeşitliliğine dek pek çok şey buluyorlar. Uzun zamandır tozla ilgilenen bir araştırmacı, uzaklardan uçup gelen bu çöl tozunun, yazları güney Florida’da gökyüzünde en yaygın olarak rastlanabilecek parçacıklardan biri olduğunu söylüyor. Bunun insan sağlığı açısından da etkileri olabilir.

Sağlık uzmanları bazı tozların insanlar için ölümcül olabileceğini zaten biliyor. ABD kentlerini havada kirlilik yaratan toz miktarına göre sıralayıp, aynı kentleri bu kez ölümcüllük sırasına koyduklarında bir eşleşme görüyorlar. Kent ne kadar tozlu olursa, ölüm oranı o kadar yüksek oluyor. Federal bir kurumun tahminlerine göre kirlilik yaratan tozlar Amerika Birleşik Devletleri’nde her yıl 60.000 insanın ölümüne yol açıyor. Bu kitlesel cinayet villasında en can alıcı soru şu: Cinayeti hangi tozlar işliyor?

Bazı tozların öldürücü olduğu aşikârdır. Örneğin kömür tozu, Amerika Birleşik Devletleri’nde her yıl 1500 madencinin ölümüne yol açıyor. Dövülmüş kuvars tozu bu ülkede 250 madencinin, püskürtme kum temizliği işçisinin ve başka kollarda çalışan işçilerin ölümüne neden oluyor. İğne şeklindeki asbest tozları ölümcül akciğer ve bağırsak kanserlerine yol açıyor. Fakat bu tozların hiçbiri kentlerde havada kalın bir tabaka oluşturmuyor. Belli ki işin içinde başka bir şey var. Kendi yarattığımız minicik kimyasal tozlar aleyhine kanıtlar birikiyor.

Evlerimizin içinde bulunan tozlar da dışarıdakiler kadar hem iyi, hem de acımasız olabilir.

Kanepenin altında ve buzdolabının arkasında biriken toz pamukçukları, uzay elmaslarından Sahra tozuna, dinozorların kemiklerinden modern oto lastiklerinden çıkan kauçuk parçalarına kadar her şeyi içeriyor. Ama aynı zamanda, zehirli kurşun ve uzun zaman önce yasaklanmış böcek ilaçlarını, tehlikeli küfleri ve bakterileri, kansere neden olan duman parçacıklarını ve temizlik adına evlerimizin her yerine bilmeden dağıttığımız bütün kimyasallardan bir miktar da içeriyorlar. Toz pamukçuklarının içinde alerjiye sebep olan ve toz akarı denilen mayt parçacıkları, maytların kendileri ve yırtıcı maytlarla, onları izleyip öldüren yalancı akrepler kaynaşıyor.

Bunun yanı sıra ev tozu, çocuklar arasında yaygın olan kurşun zehirlenmesinin de sorumluluğunu kısmen taşıyor. Çocuklar halının üstünde, özellikle de eskimiş, tozlu halıların üstünde emeklerken ıslak, küçük avuçları toz toplar. Sonra bu avuçlarını ağızlarına sürerler. Çocuğun kanında ne kadar kurşun bulunacağına dair en iyi göstergelerden biri hah tozu numunesinin içerdiği kurşun miktarıdır.

Tuhaftır, eğer ev tozunu kirleten kimyasallar ve metaller olmasa, toz pamukçuklarımızı sevmemiz için neden olabilirdi. Alerji uzmanları yıllardır bazı hastalarına doğrudan elektrikli süpürgenin torbasından alınıp damıtılmış tozlarla aşı yapıyor. Bu tuhaf tedavinin başarısının sırrı bilinmiyor olsa da, alerji uzmanları bunun toz alerjilerini yatıştırdığına yemin ediyorlar. Tozla ilgilenen bilimlerin tamamında en dikkat çekici araştırmalar, artık tozlu evlerle sağlıklı çocuklar arasında bir bağlantı bulunduğuna işaret ediyor. Gelişmiş ülkelerde çocuklar arasında bir astım salgını patlak veriyor. Fakat bir dizi araştırma da, tozlu, mikroplu evlerde emekleyip parmaklarını emen bebeklerin bu solunum hastalığına yakalanma ihtimalinin daha düşük olduğunu gösteriyor. Doktorlar, ev tozunda bulunan bir şeyin, bebeğin bağışıklık sistemini güçlendirdiğinde ısrar etmektedirler.

İçeride ya da dışarıda olsun, tozdan kaçınmak mümkün değildir. Bu tozun harika bir parçası ise, geçmişimizin sırlarını taşıyor.

Etrafımızda dönen tozun bir kısmı, milyonlarca yıl önce uzaklarda çarpışan asteroidlerden gelmektedir. Bir kısmı da, birkaç yıl ya da birkaç yüzyıl önce Dünyamızın yakınından geçmiş olabilecek kuyruklu yıldızlara aittir. Hâla o antik yıldız tozu zerreciklerini taşıyan bu maddeler, günde bir metrekareye bir zerre oranında Yeryüzü’ne düşmektedir.

Bu olağanüstü tozlar kozmik geçmişimizin sırrını taşıdığından, bilim insanlarının onları yakalamak için çok büyük çabalar harcadıklarını görüyoruz. Mikroskobik boyutlardaki bu zaman kapsüllerini yakalamak mücadelenin ancak yarısıdır: duman halinde oluşacak kadar küçük boyutlardaki bu parçaları analiz etmek kimi zaman imkânsızdır. Fakat tozla ilgilenen bir araştırmacı ne zaman bir uzay tozu parçacığının kimyasal parmak izini çıkarsa, dünyamızın kökenlerini anlamaya o kadar çok yaklaşmaktadır.

Geçmişimizin sırrı budur.

Geleceklerimizin — kişisel, bireysel geleceklerimizin — sırrı da göze görünmeden burnumuzun dibinde dolaşıp durmaktadır. Nasıl bugün dinozorların tozu havada uçuşuyorsa, bizim de çürümüş varlığımızın tozları öyle uçuşacak. Vücudumuz toprağa gömülürse kaçınılmaz olarak onu saran toprakla birleşecektir. Yüzlerce, hatta milyonlarca yıl sonra, erozyon nedeniyle mezarımız açılacak ve biz de dünyaya saçılacağız. Eğer yakılır ve küllerimiz havaya saçılırsa tozlaşmaya giden yolumuz da hızlanmış olacaktır.

Bugün bazı insanların, toz haline dönüşmekten kaçınmak için giriştikleri en kahramanca çabalar bile kaçınılmaz olanı erteleyemeyecektir. Bir ceset Dünya’nın sonu gelene dek varlığını sürdürse de geleceği toz olmaktır. Artık tartışılmayan bir görüşe göre Güneş birkaç milyar yıl içinde yavaş yavaş yok olacak ve bunun yan etkisi olarak gezegenimiz fırına girmiş gibi kızaracak. Bir zamanlar dünyamız olan duman bulutu güneş rüzgârlarına kapılarak, tozlu galaksi içinde savrulup gidecektir. Sh:7-20

Tozdan Toza

İnsan vücudu, esasen sudan ve kemikten oluşur. Kemik ise büyük ölçüde kalsiyum fosfat ve kurşun benzeri kirlilik yaratan depolanmış maddeler de dâhil olmak üzere eser miktarda başka elementlerden meydana gelir. İnsan vücudundaki sulu kısımlarda karbon ve azot, demir ve sülfür, klor ve sodyum ve arsenikten çinkoya kadar eser miktarda bir dizi element bulunur. Bütün bu elementler tabii ki, uzayda oluştular ve güneş sisteminin doğuşu sırasında gezegende toplandılar. Ömür boyu bizimdirler.

Fakat öldüğümüz zaman, ödünç aldığımız bu elementler hemen vücudumuzdan çıkmaya başlar ve yeniden dolaşıma girerler. Modern mumyalama yöntemlerini ve paslanmaz çelik kapsüller içinde saklanmayı tercih eden insanlar dahi sonsuza kadar var olamayacaklar. Güneş aşırı yüklenmiş bir kalp gibi atmaya başladığında, kuralın hiçbir istisnası olmayacak: Tozdan yaratıldık, toza döneceğiz.

Oda sıcaklığında, mikroplar çabucak ölü bir vücudun hücrelerini parçalamaya başlar. Aslında bu hücreler kendi başlarına da parçalanmaya başlayabilirler. Çürüme, sıvıların ve gazların serbest kalmasına yol açar. Mantar, ölü deri üzerinde çabucak koloniler oluşturur, eti doğrudan mantar sporlarından oluşan küçük bir bulut haline getirir.

Ölü vücutların çoğu morgda bir buzdolabına kaldırılır, burada günlerce “tazeliklerini” koruyacaklardır. Fakat özellikle ABD’de birçok aile, sevdikleri birinin toza dönüşecek olmasına karşı ısrarlı bir savaş açmışlardır. Bir vücudun içine formaldehit ve başka koruyucu maddeler enjekte eden bir ölü ilaçlama uzmanı tahripçi birçok mikrobu öldürerek ölü dokuya canlıya benzer bir sertlik kazandırabilir. Makyaj, çeşitli dolgular, zamk, ağız biçimlendiriciler, gözkapağı biçimlendiriciler ve başka yardımcı maddelerle bir ceset birkaç gün daha, bazı durumlarda çok daha uzun süre boyunca canlıya benzer bir görünümde kalabilir.

İlaçlama işlemlerinden geçmiş bir cesedi bir tabutun içine hava almayacak biçimde kapatmak, çözünmesini biraz daha erteleyecektir. Gelgelelim bildiğimiz tabutlar yer altındaki su ve toprağın gücüne karşı pek de fazla dirençli değildir. Bu yüzden bir tabutun üstünü örten toprak çabucak kapağı çökertebilir. Bu da bakteriler, mantarlar ve çok çeşitli başka ayrıştırıcıların tabuttan içeri girmesi demektir Bu istenmeyen durum mezarlara beton duvarların yapımını yaygınlaştırmıştır. bu kaplamalar, aslında tabutun içine konulduğu ikinci bir tabuttur. İlaçlanmış bir ceset bu şekilde korunduğunda, kuru bir iklimdeyse eğer, yıllarca çözünmeden kalabilir.

Fakat önünde sonunda nem bir yolunu bulup tabutun içine girecektir. Toprakta yeniden dönüşümü sağlayan küçük yaratıklar işe koyulacaklar, yavaş yavaş bir vücudu oluşturan elementler çevresindeki toprağa gömülecek ve Dünya’nın taşlı-topraklı örtüsünün bir parçası haline gelecektir.

Bir tabutun içindeki sert malzemeler tozlaşmaya en uzun süre boyunca direnç gösterir. Günümüzde cerrahların da, cenaze ilaçlayıcılarının da ölü vücutlara yerleştirdikleri plastik ve metaller daha yavaş parçalanacaktır. Metal mücevherler ve fermuarlar, plastik düğmeler, ayakkabılar, tabutun içine anı olarak konulan dayanıklı ı eşyalar da varlıklarını sürdürecektir. Bir de kemikler. Dinozorların da tanıklık edebileceği gibi, kemikler bazen toz oluşturan güçlere o kadar uzun süre direnirler ki, damlayan su kemiği yavaş yavaş çözecek zaman bulabilir. Yavaş yavaş, su, yumuşak kemiğin yerine sert minerali koyar.

İnsan kemikleri kuşkusuz fosilleşmeye uygundur. Vücudumuz uygun türdeki toprakla çok kısa sürede örtülecek olsa, milyonlarca yıl içinde iskeletimiz taşlaşırdı. Fosiller teknik anlamda vücudumuz sayılmayacaktır. Su, orijinal kemik moleküllerini alıp götürecek, bunları toprak ve tozlarla karıştıracaktır. Kemiklerimizin mineral kopyaları çok daha dayanıklı olabilir. Ne var ki mineral haline gelmiş fosilimiz bile, sonunda mezarımız erozyon yüzünden açıldığında parçalanıp toza dönecektir. Fosil avcıları genellikle keşiflerini, Dünya’nın yüzeyinde tozlaşmakta olan dağınık fosillere rastladıklarında yapar. Koruyucu kayanın içine kadar kazdıklarında fosilin geri kalanını el değmemiş bir halde bulurlar.             

Eğer kemikleriniz fosilleşecek kadar şanslı değilse, parçalanıp toz olmaya varan akıbetleri muhtemelen daha çabuk gelecektir. Erozyon mezarınızı kazıyarak açacaktır. Muhtemelen vücudunuzdaki demirle siyah siyah lekelenmiş, yine vücudunuzdaki kalsiyumla kaplanmış toprak parçacıkları bir su akıntısıyla akıp gidecekler ya da yükselip rüzgâra karışacaklardır. Dünyanın hareket eden plakalarının mekaniği sizi yukarı değil de aşağı gönderirse, öğütülecek, erimiş kayalara karışacak, belki de daha sonra volkanik kül olup yeniden ortaya çıkacaksınızdır.

Özenle saklanmış insan vücutları kimi zaman, Yeryüzü nün hareketiyle değil, diğer insanlar tarafından toz haline getirilir. Avrupalılar Ortaçağ dan başlayıp 18. yüzyıla dek Mısır’daki mumyaları güçlü ilaçlar olarak görmüştür: Bu durum, keşfedilme talihsizliğine uğrayan eski cesetlerin toz haline getirilip ilaç niyetine yutulabileceği anlamına geliyordu. Death to Dustadlı kitabın yazarı Kenneth Iserson mumyaların gübre olarak kullanılmak üzere de toz haline getirildiğini söylüyor; ayrıca ABD’ye şemiler dolusu gönderilen mumyaların üzerindeki bez sargılar burada fabrikatörler tarafından kâğıt hamuru yapımında işe yarayıp yaramayacağım görmek için kullanılıyormuş. Iserson, “Ama sargılar o kadar lekeliydi ki, iyi kalite kâğıt üretilemiyordu,” diyor.

Küllerin, kurtçukların, erozyonun, hatta mumya öğütücülerin çabalarına rağmen, ağır ağır toz olmaya giden yol, hâlâ gömülmektir. Mezar kuruysa, erozyon araziyi bozmazsa, gömülmek, tozdan gelip toza dönme düzeninin işlemesini uzatabilir.

Hindistan’ın, Asya’nın ve Afrika’nın bazı kesimlerinde uygulanan, cesedin etlerinin ayıklanması daha hızlı bir süreçtir. Ceset genellikle bu amaç için belirlenmiş bir yere, ya da bir ağaca yerleştirilir. Sonra, kimi zaman bu ritüele gayet alışık oldukları gözlenen hayvanlar, gelip cesedi parçalarlar. Örneğin Tibet’te ölen bir insanın ailesinin, bir grup cenazeciye, yakınlarının cesedini bir tepeye taşıyıp orada, bekleyen olan akbabalar için parçalara ayırtmaları hâlâ yaygın bir uygulamadır.

Tibet’e yardım toplayan Güney Californialı Pamela Logan, yerel olarak gökyüzüne gömülme olarak bilinen bu uygulamaya tanıklık etmiş az sayıdaki yabancıdan biridir. “Akbabalar cenazecilerin tepeye tırmandığını gördüklerinde, havada dönmeye başladılar,” diyor. Logan’ın anlattığına göre cenazeciler taş bir platformun üzerinde, cesede hızla birkaç kesik atmışlar. “Yaklaşık 50 tane, muazzam büyüklükte akbaba geldi,” diyor. “On beş dakikayı bulmadan geriye et namına bir şey kalmamıştı. Sadece kıkırdak ve kemikler kalmıştı. Sonra adamlar ellerinde çekiçlerle geldiler ve kemikleri döve döve hamur haline getirdiler.” Ardından da bunu unla karıştırıp, tıka basa doymuş akbabalar gittikten sonra, kenarda bekleyen kargalara ve şahinlere vermişler.

Logan, böylece yaklaşık 45 dakika içinde, ölmüş bir insanın kendisinde zaten ödünç olan elementlerinin yeni vücutlara girdiğini anlatıyor. Böyle bir tören düzenleyecek maddi imkânları olmayan Tibetliler için, cesedi tepede kuşların, köpeklerin, böceklerin ve bu töreni gönüllü olarak gerçekleştirecek başka yaratıkların eline bırakmak âdettendir.

Bu kanatlı, pençeli, kıskaçlı yeni ev sahipleri cesedi sindirirken, bazı elementleri hazmedip diğerlerini reddederler. Reddedilmiş bileşenler hayvanın gerisinden çıkıp çabucak kuruyarak toz haline gelir. Sindirilmiş elementlerin bir bölümü ise tozlaşmaktan ebediyen kurtulabilir. Konakçı akbaba öldüğünde, yeni bir yırtıcılar grubu onun elementlerinden paylarına düşeni alacaklar, bunları bir süre kendilerinde taşıyacaklardır. Böylece cesedin bazı parçaları bir akbabadan bir köpeğe, ondan bir sinek larvasına aktarılacak, ancak bundan sonra toz haline gelecektir; muhtemelen bir sineğin ölüsünden çıkan bir küf sporu olacaktır.

Ne yazık ki bazı titizlikler ve kamu sağlığıyla ilgili kaygılar yüzünden, öldükten sonra parçalanma ABD’de yaşayanların kullanabileceği bir yöntem değildir. Vücudu çabucak toza çevirmek isteyenlerin başvuracağı yöntem yakılmak olacaktır. Gerekli belgeleri düzenlediyseniz, ölümünüzü izleyen birkaç saat içinde bir duman bulutuna ve birkaç kilo ağırlığında kemik tozuna dönüşebilirsiniz.

Yakılma, bir cesede uygulanan çok eski bir yöntemdir. Antik Yunan’da bu dumanlı uygulama benimsenmişti, çünkü sadece hastalıkları önlemekle kalmıyor, ölünün düşmanlarının da cesedine karşı saygısız hareketlerde bulunmasını engelliyordu. Roma’da yakılma o kadar yaygın hale gelmişti ki, kentin yöneticileri bu uygulamayı şehir içinde tamamen yasaklamak zorunda kaldılar. İngilizce’deki “bonfire” [şenlik ateşi] kelimesi Britanya halkının ölülerini “bir kemik ateşinin’’ [bone fire)] üzerinde yaktığı günlerden kalmadır.

Hangi kültürde olursa olsun, olağan uygulama kemik ateşi soğuduğunda, soluk renkli kemikleri toplamaktır. Vücuttan geriye kalan bu parçalar gömülebilir ya da yerin üstünde saklanabilir. Birçok kültürde kemikler ve küller yakmanın kendisi kadar önemli değildi, hâlâ da değildir; yükselen tozlar ve gazlar vücudu yok etmenin, ruhu özgürleştirdiği yolundaki yaygın kanıyı güçlendirmektedir.

Fakat tozdan gelip toza döneceğimiz kuralına rağmen, ilk Hristiyanlar yakma eyleminden hazzetmemişlerdi. İsa’nın doğumunu izleyen birkaç yüzyıl içinde gömülme, Avrupa’nın büyük bölümünde cenazeler için uygulanan yöntem olarak benimsenip moda olmuştur.

Fakat Hristiyanlardan emir almaya alışık olmayan bazı Vikingler, kahramanları gemilerinin içinde yakmayı sürdürüyordu. İskandinav ülkeleri bugün bile yakma konusuna meraklıdır. Dünyanın Hristiyan olmayan bölgelerinde, özellikle Japonya ve Hindistan’da, yakılma cenazelere uygulanan en gözde yöntemdir.

Cenaze yakılmasına içtenlikle inanan bir avuç insan 1800’lerde bu uygulamayı İngiltere’de ve ABD’de yeniden canlandırdılar. Yavaş yavaş her iki ülkede de krematoryumlar boy göstermeye başladı. Yakılma bugünlerde ABD’de oldukça gözdedir.

ABD’de cesetlerin yaklaşık yüzde 25’i yakılmaktadır. Bu yaklaşık yarım milyon cenaze demektir. 2010’a gelindiğinde bu oranın yüzde 40’a yaklaşması beklenmektedir. Bu eğilim eşit olmayan bir dağılım gösteriyor. Ülkenin batıda kalan üçte birinde yaşayanlar, New England sakinleri de dâhil, kendilerini toza çevirme konusunda pek acelecidirler. Ülkenin orta kesimleri, toprağın altındaki yavaş süreci tercih etmektedirler. Mississippi’de yaşayanların yalnızca yüzde 7’si yakılmayı tercih ediyor.

Cenazeler genellikle krematoryuma sert karton tabutlar içinde getirilir. Yakılacak cenazelerin çok azı ilaçlanmış olarak gelir. Gerçi tümüyle ilaçlandıktan sonra, makyaj yapılıp giydirilen ve geleneksel bir cenaze töreni yapıldıktan sonra parlak metal veya ahşap bir tabutla krematoryuma getirilenler de vardır. Bir ceset nasıl gelirse gelsin, yakma işleminden sorumlu operatör genellikle tabutu olduğu gibi 760 ila 980 derece arasında ısıtılmış bir ocağın içine sürer. Karton kutu ya da ahşap tabut bir anda alev alır ve gözden kaybolur. Cesedin yanması biraz daha vakit alacaktır.

Paul Lemieux, EPA’da görev yapan bir kimya mühendisi ve yanma uzmanıdır. Bundan sonra olanları, her gün evlerin arka bahçesinde yapılanlara benzetiyor. “Bu işlemin çok büyük bir bölümü yemek pişirmeye benzer,” diyor. “Ceset, bütün suyu çekilene dek 100 derecede kalacaktır. Izgarada hamburger pişirdiğinizde, etin suyu çekildikten sonra geride kalan malzeme ısınır. Yağ yanmaya başlar. Vücut bildiğimiz organik bir yakıt gibi yanmaya başlar. Kemikler ve dişler, ısı ancak çok yükseldiğinde yanmaya başlar.”

Yaklaşık bir saat içinde, cesedin büyük bölümü gaza dönüşmüş olur; bu gazlar özel bir odada yeniden yakılır ve sonra da bacadan dışarı salınır. Karbon kurumu zerreleri su buharını ve kaynamayla cesetten çıkan başka gazları karartabilir. Nitrojen oksit gazı buhara hafif bir turunculuk verebilir. Diş dolgularındaki cıva buharlaşır ve havaya karışır. Yanmış yağlar karmaşık hidrokarbonlara dönüşür. Ateş vücudun bereketli tuz içeriğine saldırdığında, klor bacadan dışarı yükselir. Klor soğurken küçük dioksin izleri oluşturma fırsatı bulur.

Atmosferi kirletmeksizin toza dönüş süreçlerini hızlandırmak isteyenleri memnun edecek bir haber, yakılmanın çok az kirliliğe neden olmasıdır; öyle ki EPA bu işlemi kurallara bağlama açısından öncelik sıralamasında altlara yerleştirmiştir. New York’ta Bronx’taki bir krematoryumda 1999’da yapılan bir hava kirliliği testi, ev faaliyeti olarak barbeküyle değil ama şömine yakmakla kıyaslandığında, son derece hafif kalmaktadır.

Araştırmacılar, turuncu alevleriyle bir saat boyunca keyif veren bir şöminenin, çevrenin havasını yaklaşık 250 gram ağırlığında parçacıklarla doldurabileceğini yazmışlardır; yani havada uçuşan her boyuttan, her türden toz. Hâlbuki bir saat boyunca yanan bir ceset, toplamda 15 gramdan biraz daha fazla parçacık çıkarır. En kirli koşullarda ve krematoryum en yüksek sıcaklıkta yanarken, her vücut yaklaşık 250 gram mikroskobik boyutta toz üretir. Sonuç şudur: dış ortamı tozlandırma bakımından, ölü yakmak, şöminede kütük yakmanın eline su dökemez.

Ancak yakılmaya can atanlar için kötü haber şu ki, ülkedeki 1-400 krematoryumun her biri havaya her yıl buharlaşmış diş dolgularıyla yaklaşık bir kilo zehirli cıva salıyor olabilir. Ortalama bir ceset, toplama bu zararlı metalden çeyrek gram katkı yapar. Havayı kirletmeksizin bu dünyadan ayrılmak isteyenler, yakılmadan önce diş dolgularının çıkarılmasını isteyebilir. (Cenaze sorumluları, bir cenazeyi krematoryuma göndermeden önce kalp pillerini çıkarıyorlar.)

Yakılma devam ederken, ceset küçülüp bir kemik yığınına iner,, bu kemikler de sıcakta ufalanır. Krematoryum fırını söndürüldüğünde, bir vücudun yaklaşık yüzde 90’ı dışarıdaki havadaki: canlı ve ölü tozlardan oluşan yoğun döngüye karışmış olur. “İnsan parçacıkları“nın bazıları yavaş yavaş Yeryüzü ne inebilir. Bazıı gazlar yoğunlaşıp atmosferdeki nemi toplayan damlacıklar oluşturabilir ve yağmur damlasına dönüşebilir. Bu yağmur damlaları düşerken havadan başka insan tozları da indirebilir. Dolayısıyla bir vücudun ödünç aldığı unsurların birçoğu sonunda Dünyaya geri döner.

Yanmayan elementler ise fırının zemininde kalır.

♦♦♦

Yakılmadan arta kalan “küller” ” iki ilâ altı kilo kemik ve buna karışmış olan eser miktarda sert metalden oluşur. Kemik parçacıkları genellikle beyaz ya da gridir. Operatör bunları fırından kazıyarak toplarken, ince tuğla parçaları da kemik parçalarına karışır. Daha sonra krematoryum çalışanları metal diş köprülerini, giysileri tutturmaya yarayan metal kopçaları, ya da ameliyatla yerleştirilmiş metal iğneleri, plakaları ve protez eklemleri bulabilmek için külleri mıknatısla tararlar. Az sayıda krematoryum geride kalan beyaz taneleri ve uzun kemik parçalarını aileye iade eder. Artık birçoğu, özel öğütücüler kullanarak en büyük parçası kum tanesi kadar hatta daha da ince hale gelene dek bütün artıkları toz halinde öğütmektedir. Neden mi? Daha iyi dağılsınlar diye, tabii.

Kenneth Iserson, geçen yüzyılda “cesetlere yapılan uygulamalarda pek az yenilik olduğunu” söylüyor. “Küllere yapılan işlemlerde daha da az oldu,” diyor. Fakat bu, insanlar hiç çaba göstermiyorlar demek değildir. Külleri bir dağın tepesinden savurmak ya da okyanusa saçmak olarak başlayan iş gelişip, kemik tozunun uzaya fırlatılması, mücevherlere, olta saplarına, tebrik kartlarına, seramik biblolara doldurulmasına kadar geldi. Azteklerin kutsal saydığı harabelere kemik tozu saçmak güneybatı eyaletlerinde moda olmaya başlamıştı, ta ki Ulusal Park Hizmetleri birçok parkta kemik tozu saçmayı yasaklayana kadar.

Her yıl havaya savrulacak kül miktarı artıyor. Kuzey Amerika Kremasyon Derneği’nin (CANA) yaptığı bir araştırmaya göre 1998’de 10 küçük kutu dolusu kemik tozundan yalnızca dördü bir mezarlığa teslim ediliyordu. Bu toz paketleri ya gömülüyordu, ya yerin üstünde sıra sıra oyuklardan oluşan bir “ölü saklama mahzeninde” saklanıyordu ya da özel bir “toz serpme bahçesine” dökülüyordu.

Peki, ama yüz binlerce kutu toza ne oldu? Eh, krematoryum çalışanları ailelerin isteğine uygun olarak yaklaşık 64.000 kutuyu suya, diğer bir 24.000 kutuyu da karaya saçtılar. Kül kutularının neredeyse yüzde 6 sı aile bireyleri tarafından krematoryumlardan alınmıyor ve öylece beklemeye mahkum bırakılıyor. Geri kalan 176.000 kutu kül mü? CANA’nın araştırmasına göre, bu kemik tozu kutuları ya da kavanozları “eve götürülür”. Fakat küllerin buradan alınıp nereye götürüldüğü sorusunun yanıtı olarak, en uçuk tahminler bile fazla uçuk kaçmayacaktır. Kendilerine özgü parlak fikirler üretemeyen aileler için, artık birçok şirket, tozları huzura kavuşturma konusunda bir dizi çözüm sunmaktadır.

Örneğin Creative Cremains şirketi, çiçek tohumları ve bir parça külden kâğıt hamuru karıştırıp el yapımı kartlar hazırlamaktadır. Bedeli 25 dolar olan bu kartların gönderildiği kişilerin, bunları parçalayıp, kemik tozu, tohum demeden toprağa dikmesi istenmektedir. San Francisco daki bu şirket, değerli heykelcikleri ve başka eşyaları saklama kavanozlarına dönüştürmeyi de önermektedir. (Özel bir ‘‘serpme kavanozu”nun tozu saçma işini güzelleştirilesi amaçlanırken, “saklama kavanozu” merhumun kalıntılarından bir tutamını içerir ve şömine üstünde ya da çalışma masasında durur. “Saklama kolyesi” tozla doldurulmuş mücevherlerdir.)

Calilornia’da Claremont’ta bulunan bir şirket de ölenleri, beyaz kemik külünden bir parçasını kalın bir cam kürenin içine koyarak ölümsüzleştiriyor. Başka bir şirket bir parça saydam akriliğin içine külden yapılmış yunuslar yerleştiriyor. Spor sevenler için, orta batı bölgesinde yakılma işleminden arta kalan külleri, av tüfeği fişeklerinin içine yerleştirip, avcının istediği av hayvanına ateş etmesi için hazırlayan biri var; bu arada tüfekten çekinenlere aynı hizmeti bowling topları, ördek tuzakları, hatta balık yemi olarak da sunuyor. Balıktan laf açılmışken söyleyelim, Georgia’da bir şirket bir miktar külü bir parça betonla karıştırıyor. Bu karışımdan, mantar şeklinde yapay resifler oluşturuyor. Bunlar daha sonra mercanları çekmesi ve balıklara barınak olması için denize bırakılıyor. (İsteğe bağlı olarak ölen adına kitabe yazılı bronz bir levha da yerleştirilebiliyor.) Eğer merhum küllerinin saçılmasını istemiş ama bunun için zor bir yer seçmişse, sayıları giderek artan profesyonel kül saçıcılar sizin için bu hizmeti de yapabilirler. Sunulan çeşitli hizmetler arasında küllerin bir tekneden ya da motordan saçılması, bir uçaktan saçılması, Idaho’da bir ormana ya da Kutsal Topraklar’a serpilmesi bulunuyor.

Bir uçaktan kül saçmak, kül çılgınlığına kapılmış bu çağda biraz fazla tekdüze gibi görünebilir. Fakat bu ince tozları uzun bir yolculuğa göndermenin ince bir yoludur. Kemik parçacıklarının büyük bölümü, yere hızla inecektir (Demek ki kemik parçalarını öğütmek gerekli) . Fakat iyice incelmiş tozlar, rüzgârların ve hava durumunun izin verdiğince uzağa uçabilir. En ince zerreler günlerce havada süzülerek uçabilir, okyanusları aşar, uzaklardaki çölleri ve hiç çaba harcamadan egzotik sıradağları geride bırakır.

Havai fişekler küllerin rüzgârlara daha dramatik bir biçimde açılmasını sağlar. Güney California’daki Celebrate Life Şirketi, külleri birkaç bin dolara, özel olarak tadil ettiği havai fişek kapsüllerine yerleştirmektedir. Daha sonra ölen kişinin dostları ve ailesi bir araya toplandığında, şirket ekibi hem geleneksel, hem de kül yüklü havai fişekleri, geride kalanların seçtiği müzik eşliğinde fırlatmaktadır. Tıpkı bir uçaktan saçılan küller gibi, bu küller de canlı bir rüzgâr yakalama ihtimalinin tadını çıkarabilirler.

Bu seçenekler de mi çok ağırbaşlı görünüyor? Bu küllerin uzaya fırlatıldığını bir düşünün. 1997’de Celestis Şirketi, ilk yakılma artığı yükünü Dünya’nın çevresinde yörüngeye yerleştirmiştir. Celestis’in kül kapsülü, tek kullanımlık bir motora yüklendi; bu motorun başlıca görevi ticari amaçlı bir roketi yörüngeye sokmaktı. Motor işlevi bitip yandığında üzerinde Celestis kapsülü olduğu halde roketten ayrıldı. Şimdi 24 öncü müşterinin yakılmış cenazelerinden arta kalanlar, nispeten alçak bir yörüngede Dünya’nın etrafında dönmeye başladı. Ya da artıklarının bir kısmı diyelim.

Şirketin sözcüsü Christopher Pencheri “Yaklaşık yedi gram [koyuyoruz],” diyor. “Bizim sunduğumuz bir anma hizmeti.” Şirket, ailelerin uzay gezginlerinin küllerinden geri kalanını ne yapacaklarına karışmıyor.

Bu ilk parti kül, roket motoruyla 2007ye dek Dünya’nın etrafında dolanacak. Sonra bütün bu teçhizat Dünya’nın yapışkan atmosferine yaklaşınca alev alacak. Pancheri, “Tıpkı kayan bir yıldız gibi,” diyor. Kemik tozlan, roket motoruyla birlikte buharlaşıp atmosferin üst kısımlarında dönmeye başlayacak.

Şimdiye kadar yaklaşık 700 gram, insan kalıntısı roket uçuşuna çıkmış bulunuyor; bunlar arasında uzayın korkusuz kâşifi Timothy Leaıy de bulunuyor. Roketin yükseldiği irtifaya bağlı olarak bu toz parçacıklarının bir kısmı Dünya nın etrafında 200 yıl boyunca dolanıp, her gün 15 dönüş yapabilir. Maliyetine gelince, tozun gramı başına 1000 doların biraz altında bir fiyat ödersiniz.

Fakat Celestis’e göre Dünya’nın yörüngesi yalnızca bir deneme uçuşudur. 1998’de şirket NASA’yla işbirliği yaparak, kuyruklu yıldızlarla ilgili çalışmalar yürüten tanınmış bilim insanı Eugene Schoemaker’a ait birkaç gram tozun Ay’a gönderilmesini sağladı. İlerde, sıradan insanların küllerinin Ay’a gönderilmesi kişi başına 12.000 dolara mal olacak. Celestis şimdi de en ileri hedefe yönelik yolculuk rezervasyonlarını alıyor. 2001 yılı sonunda Celestis Encounter2001 uzay aracına bir kül kutusu yerleştirecek. NASA’ya ait olmayan bu araç, taşıdığı insan saçı, şiir, sanat eserleri ve kemik tozu ile birlikte, güneş sisteminden dolaşa dolaşa boşluğa çıkacak.

Eğer yakılmış cesedinizden arta kalanların uzayda dolaştığını, hatta çöl tozları, mantarlar ve kurumlarla birlikte gezegenin çevresinde esiyor olduğunu düşünmek size hoş görünmüyorsa, mumyalanmak sizin için uygun olabilir. Bugünün geniş bir hayal gücüne dayalı seçenekler sunan piyasasında, toza dönüşmenizi önleme konusunda bu yöntem kadar umut vaat eden pek az hizmet var. Merkezi California’da bulunan — başka nerede olabilir ki? — Summum şirketi, birkaç gram külünüzü Ay’a gönderme maliyetine, bu işi yapacaktır. Patenti alınmış bu işlem çerçevesinde DNA’nız korunur; uzun vadeli planlarınız arasında klonlanma da varsa bu işlem önemlidir. Çağdaş mumyalama yöntemini geliştiren ve kâr amacı gözetmeyen bu şirketin başkanlığını yapan Corky Ra, “Ben olsam sadece bilim yararına klonlanmak isterim,” diyor. “O noktaya eriştiklerinde beni klonlamak isterlerse, bunu yapabilirler.”

Tozlu akıbetinizden gerçekten de uzunca bir süre boyunca kaçınmak için, paranızı Summum’ın 36.000 dolarlık “mumyaform ’una harcayabilirsiniz. Hem pırıl pırıl paslanmaz çelik kapsül, hem de daha geleneksel bir havası olan Mısır motifleriyle süslü bronzdan yapılma dış kapsülün kalınlığı yaklaşık yarım santim. Rüzgâr ve havanın, sizi ufalamaya başlamadan önce, metali parçalamaları, mumyaformu dolduran sentetik kehribar dolguyu aşındırmaları, sonra da üstünüzdeki sargıları eritmeleri gerekecek. Şimdiye dek Ra, bir tıp fakültesinde, otuz insan cesedinin yanı sıra bazı evcil hayvanları da başarılı —ve oldukça zarif bir biçimde— mumyaladı. Summum bu iş için para ödeyen hiç kimseyi şimdiye kadar mumyalamadı ancak, 100’ii aşkın kişi bu hizmeti almak için önceden ödeme yapmış bulunuyor. Mumyalama işlemi birçok cenaze evinde gerçekleştirilebiliyor.

Peki, mumyalama tozlu akıbetinizi ne kadar geciktirebilir? Corky Ra, bu soru üzerine içini çekiyor. Bronz Devri, bu konuda iyi veriler sunamayacak kadar yakın bir dönem. ‘‘Dört bin, beş bin yaşında bronzların varlığı biliniyor,” diyor.

Fakat mumyaformunuz Dünya saatine göre 100.000 yıl boyunca varlığını sürdürecek olsa da, bu süre göz açıp kapayana kadar geçecek. Zaman geçtikçe, toza dönüşmeniz kaçınılmaz. Olacak Olağandışı bir şans eseri rüzgârlar ve suyun elinden kurtulsanız, hatta Dünya’nın kabuğunda sürekli dönen tektonik tabakaların sürtünmesinden de kurtulsanız bile yine de bu olacak:

Toza dönüşeceksiniz.

Aslında Dünyanın kendisi de toz olacak. Güneş’in merkezindeki ocak, sahip olduğu tüm hidrojen atomlarını helyum atomuna dönüştürdükten sonra, Güneş ısınacak, genleşecek ve “kırmızı bir dev” haline gelecek. Bugün, Güneş’i küçük bir üzüm tanesi gibi düşünecek olursak, Dünya onun bir buçuk metre ötesinde yörüngede dönmekte olan bir kum tanesi olurdu. Ama Güneş kırmızı bir dev haline geldikçe, üzüm tanesi bizim kum tanemizi yutacak kadar şişecektir.

Daha önceki hesaplamalar Dünyanın bu felaketten kaçabileceğini söylese de, Lee Anne Willson durumun hiç de böyle olmayacağını düşünüyor. Iowa Eyalet Üniversitesi’nde fizikçi ve gök bilgini olan Willson, 2000’li yılların başında, hazırladığı bilgisayar modelindeki karamsar tahminleri kendi kuşağından araştırmacılara sunduğunda medyanın çok ilgisini çekmişti.

Canlı bir kişi olan Willson, “Yaptığım hiçbir şey Dünya’nın kızaracağını söylemem kadar popüler olmadı, ” diyor.

Daha önce hazırlanan bazı modeller yaşlanan Güneş’in dışarıya doğru genişlemeye başladığında uzaya büyük miktarlarda gaz salacağı tahmininde bulunuyordu. Güneş’in kütle kaybı, Dünya üzerindeki kütle çekimi etkisini zayıflatacak, Dünya daha tehlikesiz bir yörüngeye doğru çekilecekti.

Willson, “Kütle kaybı, en büyük farkı yaratır; Dünya’nın toz haline gelecek olması da, insanlık için hatıra kabilinden küçük bir külçe olarak kalması da buna bağlıdır,” diyor. Fakat hesaplamaları, kavrulmuş küçük bir külçenin bile, umut edebileceğimizden fazla olduğunu gösteriyor.

Elbette bu çaresiz durumumuzu bizler görecek değiliz. Güneş’in seyrek atmosferi Dünya nın yörüngesine doğru genişlerken gezegendeki koşullar önce son derece sağlıksız, sonra da son derece tozlu bir hal alacaktır. Bunun sebebi bizim kirlilik yaratan alışkanlıklarımız değil, Güneş’in doğal olarak her gün biraz daha ısınmasıdır.

Ken Caldeira Lawrence, Livermore Ulusal Laboratuvarı’nda görevli bir araştırmacı. O da gezegenin kaderini okumak için bir bilgisayar modeli kullanıyor. Fakat Caldeira, şimdiki zaman ile Lee Anne Willson’a göre güneşin kızaracağı zaman arasında kalan dönem üzerinde odaklanıyor. Caldeira’nın tahminine göre, yaklaşık yarım milyar yıl sonra, gezegenin sürekli ısınması atmosferin kimyasını toptan değiştirecek. Bütün bitkiler kuruyup ölecek ve canlıların mezara doğru ağır yürüyüşünün başını çekecekler. Gerçekten tozlu zamanlar geldiğinde bizler ortada olmayacağız bile.

Caldeira, “Yaklaşık bir buçuk milyar yıl içinde, Dünya ısınırken okyanuslardan daha fazla su buharı atmosfere girecek, ” diye tahmin ediyor. Bu buharlaşmış su, nemli ve atmosferin hareketli bölümü olan troposferin düzeyinde kalmakla yetinmeyecek. Caldeira, su buharının yukarıya doğru tırmanıp yüksekte, stratosferdeki ince gazlarla birleşeceğini söylüyor.

“Su buharı stratosfere çıktığında, güneşin radyasyonuna maruz kalır, bu da moleküllerini parçalar,” diye devam ediyor Caldeira. “Hidrojen atomları o kadar fazla enerji yükleneceklerdir ki, gezegeni sonsuza kadar terk edebilirler. Peki, suyu kaybedince ne olur? Sanıyorum ki Dünya biraz tozlu bir yer haline gelecektir.”

Belki de bazı dayanıklı bakteriler, geride kalan kurak ve sıcak tozlu kayaların üzerinde barınabileceklerdir. Fakat onlar bile tozlu bir akıbetten kaçamayacaktır. Okyanusların kurumasından birkaç milyar yıl sonra, Güneş’in genişleyen atmosferi belki 3315 derecede kaynayan kırmızı bir duvar gibi Dünyaya yaklaşacaktır. Ve tıpkı yörüngede dönen bir roketin motorunun Dünya’nın dış atmosferi tarafından yavaşlatılması gibi. Dünya’nın büyüyen Güneş’in etrafındaki hızı, kırmızı devi çevreleyen gaz halesiyle mücadele ettikçe yavaşlayacaktır.

Lee Anne Willson, “Dünya içe doğru sarmal çizerek yaklaşacak,” diyor. “Güneş’in mat iç kısmına doğru yaklaşırken daha da ısınacak. Sonra Güneş’in içine girdiğinde, buharlaşacak.”

Dünya’nın kuvars ve granitinden, demir ve altınından, taze ve fosilleşmiş kemiklerinden, bir yerlerdeki paslanmaz çelik mumyaformlarından çıkacak buhar, kırmızı devin atmosferine karışacak. Çöller ve dağlar, dökülen kanla kararmış topraklar ve eski petrol yatakları, hepsi de yanıp gaz olacak. Her toz yumağı ve her elektrikli süpürge Güneş’in kırmızı sıcak krematoryumunda bir an parlayıp yanacaktır.

Ve sonra bu tuhaf buharlar yeni tozlar oluşturabilecekler. Willson, “Bir kırmızı dev, hayatının sonuna yaklaşırken, genelde bir yıldan daha kısa süren bir döngü içinde, çarpan bir kalp gibi atan büyük, kabarık bir şey haline gelir,” diyor. Bu ağır ağır çarpma hali, yıldızın atmosferini boydan boya kat eden muazzam şok dalgalarının oluşmasına yol açar.

“Bir şok dalgası gazı sıkıştırdığında, gaz ısınır. Ama sonra gaz yeniden genişlediğinde, soğur ve o zaman toz oluşabilir. Toz bir sonraki ısınma aşamasını da geçirmeyi başarır ve her soğuma aşamasında biraz daha büyür. ”

Bu çarpan kalbin atmosferinde, gezegenimizden çıkan buharların bazılarının yeniden yoğuşması mümkün olacaktır. Kimyasal olarak kuvars kayalarına ve nikel-demire benzeyen minicik boyutlardaki kabarık toz taneleri büyüyecektir.

Sonra güneş rüzgârlarının önüne katılan bu Dünyalı duman bulutu galaksiye doğru esecektir. Bundan kısa bir süre sonrada, Güneş dış tabakalarını uysalca uzaya dökecek, burada sıcak gazların bir kısmı da soğuyup basit tozlar haline gelecektir.

Şurası unutulmamalı ki, Dünyanın aslında hem Güneş’in pençesinden, hem de ölüm sancılarından kaçıp kurtulması ihtimali mevcuttur. Michigan Üniversitesi’nde fizikçi ve Willson’in eski öğrencilerinden olan Fred Adams, The Five Ages of the Universeadlı sürükleyici kitabında, Dünya nın önünde bulunan seçeneklerden bazılarını tanımlıyor. Adams’ın sunduğu alternatiflerden biri, yakından geçecek kırmızı bir cüce yıldızın, kütle çekimiyle Dünyayı yörüngesinden fırlatması ve soğuk uzayın derinliklerine göndermesi, iyi haber, bu seçeneğin gezegenin evrendeki ömrünü yaklaşık 10 trilyon trilyon yıl daha uzatacak olması. Kötü haber ise bu yılların soğuk ve ıssız yıllar olarak geçecek olması ve sonunda gezegenimizin inceden inceye işleyen, “proton çürümesi” denilen bir süreçle, atom altı bir halde buharlaşıp uzaya karışacak olması. Adams, bunun soğumayı izleyen 2 milyar yıl içinde gerçekleşmesi ihtimalini hesaplamış.

“İhtimal yaklaşık yüz binde bir. Böyle zayıf bir bahse kimse para koymaz,’’ diyor gülerek. “Fakat aslında şansı pek çok piyango biletinden daha iyidir.”

Adams’in daha iyi dediği olasılık ise daha karamsar bir tablo sunuyor. Eğer fırıldak gibi dönüp duran bir çift kırmızı cüce yıldız yakınından geçecek olursa, Dünya belki zorla bu aileye katılma fırsatını bulabilir. Kırmızı cüce yıldızlar soğuk ve güçsüz yanarlar. Dolayısıyla bu aileye dâhil olması, Dünyayı trilyonlarca yıl boyunca güvenli ve sıcak tutabilir; böylece bizim sıcak Güneşimizin yanında kalmasına kıyasla ömrü binlerce kat daha uzun olacaktır. Bu senaryoya göre Dünya’nın sonunu getiren yine atom altı süreçlerle gerçekleşen bir buharlaşma olacaktır. Peki, bu alternatifin gerçekleşme ihtimali nedir? Uç milyonda birdir.

Adams “Toz yapmanın en iyi yolu Dünya’nın Güneş tarafından yutulması olacaktır,’’ diyor. Willson ile Adams bu senaryonun gerçekleşme ihtimalinin çok yüksek olduğunda hemfikirler.

Akbabalara yem olan bir insan vücudu hayatın geniş ağı içinde dolanmayı sürdürür; yenir, sonra dışkılanır, yenir ve dışkılanır. Dünyamızdan kalanların başına da muhtemelen aynı şey gelecektir.

Güneş sistemimizi oluşturan uzay tozu üzerinde bize 10 milyar yıllık kullanım hakkı tanınmış. Ama bu hak sona erdiğinde dahi, evren hâlâ bebeklik evresinde olacak. Evrenden ödünç aldığımız toz daha birçok kereler hayat bulacaktır.

Tozumuz, galaksinin ürkütücü uzaklıklarına sürüklenmesinden milyarlarca yıl sonra, kendini bir yıldız çekirdeğinin etrafında toplanmakta olan karanlık bir bulutun içine karışmış bulabilir. Tozumuzun küçük bir bölümü yeni yıldızın çekirdeğine doğru sürüklenebilir. Birazı daha bir araya gelip bu yıldızın çevresinde dolanan bir gezegenin içine karışabilir. Ve bu yıldız eğer büyük bir yıldızsa, hızla patlayıp hem eski, hem de yeni tozları galaksiye geri püskürtebilir.

Ve böylece her yeni yıldız kuşağıyla birlikte, evren biraz daha tozlanacaktır. Trilyonlarca yıl geçip giderken, geceleri toz lekeleri daha fazla yıldız ışığını kapattıkça gökyüzü kararacaktır. Yıldızlar, kendilerini bu tozlu yakıta uyarladıkça daha sönük yanacaklar ve pırıltıları giderek daha soluk bir hal alacaktır. Fred Adams’ın evren yaşlandıkça oluşacağını tahmin ettiği tuhaf yıldızlar kuşağı yalıtıcı tozlarla öylesine dolu olacak ki, atmosferlerinin içinde buz kristalleri dolanacak.

Ve sonra, tıpkı tavan arasında kalmış eski bir gazete gibi, yıpranmış evren, kalınlaşmakta olan toz tabakasının altında yavaş yavaş gözden kaybolacaktır. Sh: 285-301

Tozla ilgili Web Siteleri

YILDIZLARIN HAYATI VE ÖLÜMÜ

Çok çok fazla toz içeren galaksimiz Samanyolunun çok güzel bir portresi için,

http:// http://www.star.ucl.ac.uk/ -apod/apod/ap980128.html.

Başlangıçtaki tozlu disk içinde Dünyanın oluşumunun resimli bir günlüğü: http://www.psi.edu/projects/planets/planets.html

Kızılötesi teknolojisi astronomların sanki X-ışını kullanıyormuşçasına tozun ötesini görmesini sağlamaktadır. Bu site kızılötesini iş başındayken görmenizi sağlayacak: http://www.ipac.caltech.edu/Outreach/Edu

Yıldızlar arasındaki tozun bir stereogramı: http://www.astro.ucla.edu/-wright/dust

Zodyak ışığının hayret verici fotoğrafları, Hale-Bopp kuyruklu yıldızı manzaraya renk katmış: http://educeth.ethz.ch/stromboli/photos/photocom/index-e.html

Dünyaya hayatı uzay tozundaki büyülü moleküller mi getirdi? NASA’nın Ames Araştırma Merkezindeki astrokimya laboratuarı konuyla ilgili araştırma linkleri ve son makaleleri sunmaktadır: http://web99.arc.nasa.gov/-astrochm/

Astrobiyoloji ya da (bizimki de dahil) yıldızlarda hayatın araştırılması, genişlemekte olan yeni bir araştırma alanıdır. NASA’nın sitesinde haberler, söyleşiler, soru ve cevaplar ve araştırma haberleri bulunmaktadır: http://.astrobiology.arc.nasa.gov

Hayatın hammaddelerinin nasıl uzayda oluştuğunu aktaran bu makale iyi resimler içermektedir ve bilim adamı Max Bernstein ve meslektaşları tarafından kaleme alınmıştır: http://www.sciam.com/1999/0799issue/0799bernstein.html

MERAK UYANDIRAN HAFİF UZAY TOZU YAĞMURU

Kuyruklu yıldız tozu yakalayıp Dünya ya getirme misyonu Stardust’m da kendine ait bir web sitesi vardır: http://stardust.jpl.nasa.gov/mission/msnover.html

NASA’nın toz toplama bölümünün minik zerreciklerin güzel portrelerini içeren zengin bir sitesi vardır: http://www-curator.jsc.nasa.gov

Kuyruklu yıldızlar Hawaii Üniversitesi’nde kuyruklu yıldız uzmanı olarak görev yapan astronom David Jewitt’in web sitesinde hayat buluyor: http://www.ifa.hawau.edu/fa- culty/jewitt/kb.html

Bu Ay ve Gezegen Laboratuarı sitesinde asteroidler günlerini gün ediyor: http://seds.lpl. arizona.edu/ nineplanets/nineplanets/asteroids, html

Buz devirlerine kozmik toz mu yol açtı? Berkeley’de profesör olarak görevli Richard A. Muller’in sitesi kendisinin bu konuyla ve Güneş’imize eşlik eden görünmeyen bir yıldız olduğu kuramıyla ilgili araştırmasını sunuyor: http://muller.lbl.gov/

Meteoritlerden kazıp çıkardığı kadim tozları inceleyen Larıy Nittler’ın da güzel bir web sitesi var, sitede uzay elmaslarının da bir görüntüsü bulunuyor! http://www.ciw.edu/lrn/ psg_main.html

ÇÖLLERİN ÖLÜMCÜL TOZU

Woody Guthrie yi “The Dust Pneumonia Blues’u söylerken dinleyin: http://chnm.gmu. edu/courses/hist409/dust/dust.html

Rüzgar erozyonu, Toz Çanağı yıllarıyla birlikte uçup gitmemiştir. Rüzgar Erozyon Araştırma Biriminin de ortaya koyduğu üzere sorun devam etmektedir: http://www. weru.ksu.edu

Rüzgardaki toz ve bu tozun çöller ve kayalar üzerindeki etkisi USGS’ye ait bu sitedeki harika fotoğraflarla incelenmiştir: http://pubs.usgs.gov/gip/deserts/eolian/

Oviraptor’un -ve başka birçok dinozorunportreleri şu adreste bulunabilir: http://web. syr.edu/-dbgoldma/pictures.html

“Earth from Space” (Uzaydan Dünya), NASA’nın mekiklerden çekilen fotoğrafların bulunduğu galerisidir, bu fotoğraflar arasında Çin’deki Taklamakan Çölü nün ve Çad’daki Djourab Kumul Bölgesi nin de fotoğrafları vardır: http://earth.jsc.nasa.gov/

YUKARI DOĞRU YAĞAN TOZ YAĞMURU

Pan Amerikan Aerobiyoloji Derneği basın bültenini ve konferans özetlerini internette yayınlamaktadır. Ortalıkta dolanan küfler ve yağmacı polenlerle ilgili son haberleri şu adreste bulabilirsiniz: http://www.paaa.org

NASA’nın gezegene ayrılmış bölümü yangınlar ve başka küresel meseleler hakkında çok zengin bilgiler sunuyor, fotoğraflar da: http://earthobservatoiy.nasa.gov/

Arizona’daki Meteor Krateri faciası dinozorların ölümüne sebep olmamıştır, ama gezegene gelen bir asteroitin verebileceği hasara iyi bir örnek teşkil etmektedir: http://www. barrin gtercrater.com

Bu site antik polenler, sporlar ve mikroskobik boyutlardaki başka fosillere ayrılmıştır. “Ayın polen zerresi’’ ve çocuk köşeleri de vardır: http://www.geo.arizona.edu/palynology

Yanardağlar ABD Jeolojik Araştırmalar kurumu sitesinin yıldızıdır, sitede çeşitli yanardağ gözlemevlerinin linkleri de vardır: http://vulcan.wr.usgs.gov/home.html

Orman yangınlarından çıkan dumanlar o kadar büyük duman bulutları oluşturur ki, bunlar uzaydan kolayca görülür. Astronotların çektiği bir dizi foto şu linkte bulunabilir: http://eol.jsc.nasa.gov/newsletter/smoke/page I. html

Diatomlar, çarpıcı derecede ayrıntılı bir biçimde şu sitede kataloglanmıştır: http://www. bgsu.edu/departments/biology/algae/html/Image_Archive.html

RÜZGÂRA KAPILMIŞ TOZ SİNİR TANIMAZ

Bu uydu fotoğrafları dizisinde devasa bir toz fırtınasının Asya’dan kalktığı, Pasifik’i geçtiği ve ABD’nin batı eyaletlerini toza buladığı görülüyor: http://daac.gsfc.nasa.gov/ CAMPAIGN_DOCS/OCDST/asian_dust.html

Artık “Nisan 1998 Asya Tozu Olayı” olarak anılan toz fırtınası, şu sitede, konuyla ilgilenen bilim insanları tarafından yeniden yaratılmış, canlandırılmış, tartışılmış ve açıklanmıştır: http://capita.wustl.edu/Asia-FarEast/

Ulusal Okyanus ve Atmosfer Idaresi’nin “önemli olaylar” dedikleri şeylerin uydu görüntülerinin bulunduğu bir sitesi vardır. Bu görüntüler tutulmalardan, toz fırtınalarına, büyük duman bulutlarına varıncaya dek geniş bir yelpazede yer almaktadır: http://www. osei.noaa.gov

Weather Modification Inc.’in web sitesinde bulut tohumlamanın nasıl işlediğiyle ilgili birçok bilgi vardır, dolu yaratan bulutlara dair de grafikler bulunmaktadır: http://www. wmi.cban.com/services.html

Uzaydan çekilmiş fotoğraflarıyla çöller ve başka yeıyüzü şekilleri, çevrenin değişimi vurgulanarak şu sitede sunulmuştur: http://edcwww.cr.usgs.gov/earthshots/slow/table- ofcontents

BUZ DEVRİNİN SONUNU TOZ MU GETİRDİ?

Ulusal Buz Numunesi Laboratuarı buz numunesi toplayıp bilim insanlarına dağıtır. Bu sitedeki “nasıl yapılıyor” bölümünde, koca bir buz hasadı sürecine dair dondurucu bir slayt gösterisi vardır. Sıcak tutacak şekilde giyinin: http://nicl.usgs.gov/index.html Kendrik Taylor’in kaleme aldığı, American Scientist’te yayınlanan “Rapid Climate Change’’ başlıklı makalede Dünya’da ısı artışının gösterebileceği baş döndürücü hıza dair son keşifler ayrıntılı olarak sunulmaktadır: http://www.maxey.dri.edu/WRC/waisco- res/Amsci/T aylor.html

Bu sitede USGS’nin ABD’nin güneybatı bölgelerinde iklim ve tozun nasıl bir etkileşim içinde olduğunu anlamak için yürüttüğü çalışmalar özetleniyor. Sitede San Joaquin Vadisini etkisi altına almış bir toz fırtınasının havadan çekilmiş çarpıcı görüntüleri de bulunuyor. Bu sayfa, USGS projeleri ve keşifleriyle ilgili doyurucu nitelikte özel bir dizinin yalnızca bir sayfası: http://geochange.er.usgs.gov/sw/impacts/geology/dust/

EPA’nın küresel iklim değişikliğiyle ilgili sayfaları basit ve düzdür, “Ben ne yapabilirim?” gibi bir sorunun cevaplarını da içerir: http://www.epa.gov/globalwarming/

Burada Daniel Rosenfeld’in “kirlilik izlerini” belirlemek için kullandığı uydu desteksi yöntemi anlatılıyor. Sitede linkler ve izlerle şifrelenmiş görüntüler de bulunuyor: http:// earthobservatoiy.nasa.gov/Study/Pollution/

AŞAĞI DOĞRU YAĞAN TOZ YAĞMURU

Tozun en ateşli hayranlarından bazıları, daha büyük, daha fazla ürün almak için bahçelere toz serpilmesini savunur. Büyük bir tarih, ifadeler: http://Remineralize-the-Earth.org

Bu NASA sitesindeki heyecan verici fotoğraflar arasında toz fırtınaları, devasa duman bulutları ve geniş ölçekli başka fenomenler bulunuyor. Şu linke bakın: http://www.gsfc. nasa.gov

Sahra tozu ile Karayipler’deki mercan resiflerinin hikayesi metinler ve birçok fotoğraf eşliğinde şu sitede anlatılıyor: http://coastal.er.usgs.gov/african_dust

Amerika Akciğer Derneği web sitesinin konusu akciğerler, akciğerler, akciğerler ve akciğer rahatsızlıkları: http://www.lungusa.org/

Birleşmiş Milletler Çevre Programı uzun ömürlü ve yüksekten uçan kirleticilerle ilgili küresel bir bakış sunuyor. Milyonlarca linke ve tonlarca bilgiye ulaşabilirsiniz: http:// irptc.unep.ch/

Çok küçük toz zerreciklerinin tehlikeleriyle ilgili yararlı bir makale ve akciğer dokusuna dair hoş bir grafik bu siteden indirilebilir. Makalenin başlığı “Küçük Parçacıklar — Büyük Sorun.”: http://www.tsi.com/hsi/homepage/applnote/iti_067pdf

ÇEVREDE DOLAŞAN BAZI TATSIZ TİPLER

Bu sitede Kapadokya’nın siyah ve gizemli kilometrelerce uzanan hayret verici “yeraltı şehirleri”, fresklerle süslü kiliseler ve evleri içeren muhteşem mağaralarının çok güzel fotoğrafları var: http://www.hitit.co.uk/regions/cappy/About.html

Hangi sanayilerin şehrinizdeki tozu artırdığını EPAnın Toksik Salım Envanteri programıyla öğrenin. “Explorer” aygıtı bölge bölge incelemenizi sağlıyor: http://www.epa. gov/tri

İşyeriniz tozlu mu? Ulusal Mesleki Güvenlik ve Sağlık Enstitüsü nün sitesinde işyerinde tozla ilgili tonlarca araştırma var: http://www.cdc.gov/niosh/homepage.html

NIOSH’un “İşle İlgili Akciğer Hastalıkları İzleme Raporu, 1999″ çeşitli tozlu mesleklerdeki üzücü ölüm ve hastalık sayılarının izini sürüyor: http://www.cdc.gov/niosh/ w99cont.html

Ne kadar çok insan ölüyor… feşmekandan! Sonu gelmez hastalık betimlemeleri, ölüm oranları ve başka istatistiklere ulaşmak için Hastalık Kontrol Merkezi sitelerini ziyaret edin. “Söylentiler” sayfasını kaçırmayın: http://www.cdc.gov

Dünyanın tartışmasız en büyük patoloji sitesi; hastalık ve ölüm hakkında bilmek istediğiniz her şeyi içerir, ayrıntılı betimlemeler ve fotoğraflarla birlikte. Sayfalar devasadır, yüklenmesi yavaştır, ama beklemeye değerdir: http://www.pathguy.com/indexl.com

MİKROSKOBİK CANAVARLAR VE EV İÇİNDEKİ DİĞER BELÂLILAR

Çevre Koruma Ajansı ve Tüketim Ürünü Güvenliği Komisyonu’nun ev içindeki kirleticilerle ilgili yayını, The İnside Story: A Guide to Indoor Air Quality ye şuradan ulaşabilirsiniz: http://www.cpsc.gov/cpscpub/pubs/450.html

Ununuzda kaç böcek bacağına izin var? Gıda ve İlaç İdaresi’nin kayısılardan mısır gevreğine kadar her şeye dair saflık standartları: http://vm.cfsan.fda.gov/-dms/dalbook.html

Dünyanın en güzel ve en tuhaf bazı maytlarının harika renkli fotoğraflarıyla dolu, çarpıcı bir “mite sitesi”: http://www.uq.edu.au/entomology/mite/mitetxt.html

Washington Eyaleti ndeki Amerikan Akciğer Cemiyeti’nin ev içindeki hava kirliliği meseleleriyle ilgili iyi bir sitesi var: http://www.alaw.org

Ulusal Kalp, Akciğer ve Kan Enstitüsü’nün sitesinde astım açıklanıyor: http://www. nhlbi.nih.gov/health/public/lung/index.htm

Astımlı bir akciğerin normal bir akciğerden ne farkı vardır? Bu diyagramı inceleyin: http://www.asthmacentre.com/manual/howasthma.html

Amerikan Astım, Alerji ve İmmünoloji Akademisi de astımın derinlerine dalıyor: http:// aaaai.org/public/default.stm

 TOZDAN TOZA

Kuzey Amerika Kremasyon Cemiyeti nin sitesindeki yayınlar arasında ABD’de en fazla hangi eyaletlerde kremasyon yapıldığı, küllere neler olduğuyla gibi istatistikler bulunuyor: http://www.cremationassociation.org

İnternet Kremasyon Cemiyeti’nin bilgilendiren, ayrıca saklama kapları, kül saçma hizmetleri ve ölüm sonrası başka vazgeçilmezlerle ilgili linkleri var: http://www.cremation, org

ister yunus şeklinde akrilik bir kül saklama kabı arıyor olun ister “Muhteşem” yazan bir kap ya da küllerinizi nereye saçacağınızla ilgili fikirler, bu site kremasyon hayranlarının tek durağı: http://www.urnmall.com

Diğer duraklara gelince, Neptün Cemiyeti’nin web sitesine uğrayın, yakınınızda bir krematoryumda yerinizi ayırtın. Kızartılmanız ve denize saçılmanız hizmetini önceden elektronik olarak satın alabilirsiniz: http://www.neptunesociety.com

Küller resiflere camiası şurada: http://www.eternalreefs.com Uzaydaki küller: http://www.celestis.com

Gömülmeyi düşünenlere: Tabutunuzu, mezarınızı ve mezar taşınızı sipariş edebileceğiniz bir site: http://www.thefuneralstore.net

Mumyalanmayı düşünenlere: Summum’un sitesi New Age spiritüelliği, müzik, artı mumyalanma fotoğrafları ve fiyatlarını veren hayret verici bir koleksiyon: http://www.summum.org

Güneş’imiz mantosunu silkindiğinde patlama süpernova statüsü kazanması için yeterli olmayacaktır. Onun yerine gökyüzünde (yersizce) “gezegensi nebula” denen hoş bir pırıltılı gaz bulutu ışıldayacak. Hubble Uzay Teleskopu bunların bazılarını yakalamıştır; şurada görebilirsiniz: http://oposite.stsci.edu/pubinfo/pr/97/38/bjs.html

Kaynak: Hannah Holmes, Tozun Gizli Hayatı Evrenden Mutfak Tezgâhına Küçük Şeylerin Büyük Sonuçları, The Secret Life of Dust From the Cosmos to the Kitchen Counter, the Big Consequences of Little Things, trc: Ebru Kılıç TÜBİTAK, 1. Basım Kasım 2011, Ankara

NEDEN MÜZELER ZİYARET EDİLİR?


YARATICI DÜŞÜNME VE MÜZELER

Herkes yaratıcı biçimde düşünme yeteneğine sahiptir. Yaratıcılık ne belirsiz, ne de uzaktır. Merak kadar tanıdık ve yeni bir şey denemek kadar kışkırtıcıdır.

Ancak, bu yeteneği bir beceriye dönüştürmek, uygulama ve olumlu pekiştirmeyi artırmakla olanaklıdır. Oluşum yıllarımız boyunca böyle bir doğuştan yeterliğin kullanılması ve cesaretlendirilmesi onu geliştirebilir ve artırabilir. Benzer bir durumda ihmal etme ya da cesaretini kırma onu zayıf düşürebilir ya da örseleyebilir. Bu kitap; eğitimcilere, anababalara, okutmanlara, takım liderlerine ve diğerlerine çocuklar ve genç yetişkinler arasında yaratıcı düşünmeyi kullanmaya ve pekiştirmeye ilişkin pratik yöntemleri sağlamak için yazıldı. Ancak bu etkinlikler yaşla sınırlı değildir, yetişkinler tarafından da kullanılabilir ve onlara zevk verebilir. Amaç herkes için aynıdır: Düşgücünü kullanmak ve yeni ve farklı fikirler düşünmek için üretici olanaklar oluşturmak.

Bu metni kendi türündeki diğerlerinden farklı kılan nokta, onun çok istisnai bir ortamın avantajını kullanmasıdır: Müze. Müze koleksiyonları, zihni harekete bağlayan ve onun içine yerleştiren yetkin araçlar sağlayan otantik ve büyüleyici nesneler içerirler. Her ne kadar söz oyunları ya da yapbozlar da ilginç olabilirlerse de, müze nesneleri zihinsel olarak uyarıcıdırlar, özde önemlidirler ve çoğu zaman görsel olarak kışkırtıcıdırlar.

Şöyle düşünün: Bir tarih müzesinde geziyorsunuz. Bir köşeyi dönüyorsunuz ve orada eski bir sırt çantası var. Bunun, Bull Run çarpışmasında ölmüş on beş yaşında bir iç savaş askeri tarafından taşındığını okuyorsunuz. Bu çantada o ne taşıyor olabilirdi? Geriye bıraktığı evden ve aileden bazı küçük anılar var mıydı? Onunla birlikte Virginia’da kuzenlerine karşı savaşmak için yürürken sırtınızda bu çantanın ağırlığını hissedin. Aklınızdan ne tür düşünceler geçecektir?

Şimdi kendinizi bir sanat müzesinin galerisinde düşleyin. Garip ve biçimsiz bir portrenin önünde duruyorsunuz. Figür gülünç. Hatta resim tuvale fırlatılmış ya da tuval oyulmuş gibi görünmektedir. Bu portre sizde ne tür bir tepki uyandırmaktadır? Resmin hangi ayrıntıları ya da özel yönleri size bunu hissettirmektedir? Sanatçı aynı duyguları başka hangi yollarla ifade edebilirdi?

Ya da bir doğa tarihi müzesindesiniz. Tarih öncesi bir yaratık olan bir Diplodocus’un fosilleşmiş ayak iziyle karşılaşıyorsunuz. Ayak izi gördüğünüz başka ayak izlerine ne kadar benziyor? Hangi yönlerden farklı? Ayak izini inceleyerek bütün bir yaşam biçimi hakkında neler söylenebilir?

Müze koleksiyonları düşgücünü ateşler. Anlattıkları pek çok öykü, taşıdıkları çeşitli bilgiler ve telkin ettikleri farklı düşünceler nedeniyle koleksiyonlar değişik deneyimler için zengin bir kaynak oluştururlar. Herhangi bir nesne yaratıcı düşünmeyi geliştirmek için kullanılabildiğine göre, müze nesneleri en yüksek ölçekli uyaranlar arasındadırlar.

Yaratıcılık nedir?

Tanımı zor olmakla birlikte, yaratıcılık bir sır değildir. Yaratıcılık tanıdıktır, hepimiz tarafından bilinir; çünkü biz onu yaşarız. Ancak, çok azımız onu geliştirmek ve güçlendirmek için yüreklendirilmiştir.

Okulda geçen oluşum yılları sırasında çocuklar “doğru yanıtlar” vermeye zorlanırlar. Geçmişe ilişkin tarihler, noktalama kuralları ve çarpım tabloları ezberlenir ve sınanır. Böylesi yakınsak düşünce süreçleri, ezberleme ve harfi harfine anlama olarak, tanıdık ve iyi uygulanan beceriler haline gelmektedir.

“Yakınsak” düşünmeye karşı “ıraksak” düşünme

Genç insanların gelişen zihinlerinin yakınsak olarak eğitilmesine karşılık, ıraksak düşünme yetenekleri çoğu zaman ihmal edilmiştir. Yakınsak düşünme, düşünceleri doğru yanıtların belirlenmesi doğrultusunda odaklaştırır ya da “yakınlaştırır”. Iraksak düşünme, düşünceleri, pek çok nesnel doğru yanıtı olan ya da belki hiç olmayan sorulara pek çok olası çözümler doğrultusunda yaymayı ya da “uzaklaştırmayı” sağlar.

Iraksak düşünme, yaşamın açık uçlu olmaya yönelen karmaşık sorularının çoğunu yanıtlamak için yararlıdır. Bu sorular insanları çeşitli olasılıkları, seçenekleri ve sonuçları düşünmeye zorlarlar. Bu soruların değişmez yanıtları yoktur. Bunlar ıraksak düşünmeyi ve bireysel bakış açısını çağırırlar. Sayısız olası yanıtları davet ederler. Okulda karşılaşılan akademik sorulara benzemezler.

“Üniversiteye gitmeli miyim?” “Boş zamanlarımda ne yapacağım?” “Ne tür bir iş istiyorum?” Böyle sorulara en uygun yanıtları bulmak önce bir olasılıklar, seçenekler ve girdiler dağılımı üretmeyi gerektirir. Sadece bundan sonra, olasılıkları diğerleriyle karşılaştırdıktan sonra en akıllı seçimler yapılabilir.

Yaratıcılığın kaynağı ıraksak düşünmedir. Yaratıcılık, ne kadar yeni fikrin geliştirildiği, ne kadar olasılık, seçenek ve seçimin üretildiğidir.

Okul çağına ulaşılıncaya kadar çocukların ıraksak düşünmesi büyük olasılıkla ödüllendirilmektedir. Çocuklar “mış gibi” yaparlar. Yetişkin dünyasının doğrularına meydan okuyarak, sürekli olarak “neden” ve “neden değil” diye sorarlar. Gelişmenin ilk belirtileri olan bu davranışlar övgü kazanmaktadır. Ancak, okula gitme ve toplumsallaşma süreçleri başladığında düşgücü ve icat etme, çoğu zaman pratik, kestirilebilir ve doğru olma uğruna engellenmektedir. İşte bu erken evrede yakınsak düşünme egemen olmaya başlamaktadır.

İronik bir biçimde, genç insanlar yakınsak düşünmeye iyi uyarlanmış zihinleriyle yetişkinliğe yaklaştıkça, yaşamın daha ıraksak ve açık uçlu sorunları kendini göstermektedir. Bu çelişkiden ve dengesizlikten doğan belirsizlik ve kaygıyla başedebilmek için en azından iki tepki mekanizması geliştirilmektedir: Alışkanlık ve kanaat. Bunların her biri “doğru” bir yanıta sahip olan rahatlama alanına götürmektedir kişiyi.

Alışkanlık ve kanaat açık uçlu sorunların daha az korkutucu görünmesini sağlamaktadır. Önceden oluşturulmuş yanıtlara ve örüntülere başvurmak, yeni durumların ortaya koyduğu sayısız değişkenleri ve olanakları dikkate almaktan çok daha kolaydır.

Bütün başarılı insanların üniversiteye gittiğini düşünürsek; programa aldırmaksızın rutin olarak televizyon izleme, ya da kendi diğer ilgi ve becerilerini gözardı ederek aile işini sürdürmek zorunda kalma anlayışı alışkanlıkla ya da önyargıyla düşünme örnekleridir. Bunların her biri diğer seçenekleri düşünmeden geliştirilen tepkilerdir. Bunlar bizi belirsizliklerle bağlantılı güvensizlikler ve sorumluluklar karşısında rahatlatmakla birlikte, değişen ve meydan okuyan bir dünyaya karşı en doyurucu tepkiler değildir.

Böylece, yaratıcılık, ustaca ıraksak düşünmeye ek olarak, kişisel büyüme, değişme ve gelişme arayışında, alışkanlığı, rutini ve önyargıyı engeller. Yaratıcılık şeyleri oluşturabilen ya da yeni farkında olma durumlarını geliştirebilen yararlı bir “araç”tır.

Belki, bizim amaçlarımız için, yaratıcılığın kabul edilebilir ilk ve işevuruk tanımını geliştirmek üzere bu bilgi yeterlidir.

Yaratıcılığın çeşitli öğeleri olduğu belirlenmiştir:

1-Iraksak düşünme;

2-Bir insanın inanmaya hazır olmasına bakılmaksızın yeni düşünme yollarına zihninin açık olması;

3-Yeni anlayışlara ve değişime yönelik amaç.

Şu halde, yaratıcılığın, “alışkanlık ve kanaat işlevlerinin ötesinde, kişisel keşif, değişim ve yüksek düzeyde anlayışa götüren fikirleri ve olasılıkları oluşturma becerisi” olduğu söylenebilir.

Bir fikir yaratıcı sayılmak için benzersiz olmalı mıdır?

“Benzersizlik” karmaşık bir konudur. Yaratıcılık çoğu zaman benzersiz, kendi türünde tek olanla bağlantılıdır. Sanatçıların yaratıcı oldukları, çünkü işlerinin gerçekte kendi türünde tek olduğu ve bireyselliğin elle tutulabilir kanıtı olduğu varsayılır. Bilim adamlarının, büyük bir ilkeyi, icadı ya da tedaviyi tek değilse bile ilk keşfeden kişi olduklarında yaratıcı oldukları düşünülür.

Ancak, yaratıcılık bir ürün değildir. Sanata bakıldığında, bilimsel keşifler incelendiğinde ya da yeni mekanik düzenlere hayret edildiğinde görülen nokta yaratıcı düşünmenin son ürünleridir. Yaratıcılık bir düşünce sürecidir, bir “şey” değildir.

Yaratıcılık elle tutma olmaksızın var olabilir. Yaratıcılığın belirli bir “şey”le sonuçlanmasına gerek yoktur, çoğu zaman olmaz da. Cambridge Üniversitesi’nde Düşünme Çalışmaları ve Bilişsel Araştırmalar Merkezi’nin kurucusu olan Edward de Bono’nun dediği gibi: “Yaratıcı düşünme, şeylere yeni bakış yollarını, şeyleri yeni örgütleme yollarını ve fikirler hakkında yeni fikirler ve yeni tutumlar geliştirme gibi kişisel süreçleri içerir.”

İnsanlar, kendileri için yeni olan bir şeyleri keşfettikleri, yeniden düzenledikleri ya da düşündükleri zaman yaratıcıdırlar. Başkalarının aynı olasılığı ya da fikri daha önce düşünüp düşünmemesi önemli değildir. Yaratıcı düşünme kişisel düzeyde ortaya çıkar. “İlk” ya da “tek” olma soruları uygun sorular değildir. Yaratıcı düşünce onu düşünen kişi için benzersiz ya da yeni bir düşüncedir.

İnsanlar yaratıcı olmak için gerçekten akıllı olmak zorunda mıdır?

Okulda çok kötü olan, hatta okulu terketmesi istenmiş parlak insanların öykülerini çoğumuz duymuşuzdur. Thomas Edison bunlardan biriydi. Öğretmenleri onu “taşkafa” buluyorlardı. Ona, “öğrenmesi yavaş ve ilgisiz” tanısı konmuştu. Albert Einstein bir başka örnekti; matematikte başarısız olmuştu. Belki yaratıcı düşünme, “akıllı” olmanın sınırlı, okula özgü tanımlarına her zaman uygun düşmemektedir.

‘”Akıllı” fikri bile göreceli görünmektedir. Akıllı kimdir? Biz ne zaman akıllıyız? Karnesinde doğrudan “A”ları olan bir yeniyetme akıllı sayılır. Ancak, aynı yeniyetme dikkatsizce araba sürüp başını derde sokarsa ona “bu çok akıllıca değildi, değil mi?” deriz.

Bir kişi akıllı olsun ya da olmasın, her şey bağlama ya da duruma bağlıdır. “Sokakta akıllı” olmak “kitapta akıllı” olmaktan çok farklıdır. Sözel olarak akıllı olmak matematiksel olarak akıllı olmaktan çok farklıdır. Yaşamdaki pek çok şey gibi zeka da küçük kategorilere tam olarak uymaz. “Akıllı”, nicelleştirilmeye ya da nitelleştirilmeye çalışıldığında belirsizliklerin ortaya çıkacağı kesindir.

Akıllı olmanın beynin sıradışı işleyişine bağlı bir şeylerle ilgili olduğu konusunda bir an için görüş birliğine varırsak, “akıllı” olmanın gerçekte pek çok görünümü olduğunu görürüz. Bunlar aşağıdakileri içerir, ama onlarla sınırlı değildir:

genel zeka:kolayca anlama ve öğrenme, mantığı kullanma ve iyi anımsama yeteneği;

özel akademik:başka her şeyde ortalama olduğu halde, kimya gibi özel bir konuda üstün olma yeteneği;

liderlik:esinlenme, biçimlendirme ya da kamuoyu adına konuşma kolaylığı;

sanatsal ustalık:düşünceyi ya da duyguyu resim, dans, müzik ya da başka bir sanat formu aracılığıyla aktarma yeteneği;

psikomotor:sıradışı bir atlet olmanın gerektirdiği yetenek; ve

yaratıcı:özgün ya da icatçı düşünceler oluşturma yeteneği ve/veya yeni içgörüler, ilişkiler ve değerli düşlemler bulma yeteneği.

Belki siz başka “akıllı” tipleri düşünebilirsiniz.

Kuşkusuz güçlü bir zihinsel temele sahip olmak yararlıdır, fakat bu kendi başına bir kişiyi yaratıcı kılmaz. Tam tersine bir kişi sıradışı zihinsel işlevlere ya da belirgin bir akademik başarıya sahip olmaksızın çok yaratıcı olabilir. Akıllı olmak yaratıcılık için belirleyici bir etken değildir; yaratıcılık akıllı olmanın pek çok yolundan yalnızca biridir.

Eğer “akıllı” türleri varsa, “yaratıcı” türleri de var mıdır?

Eğitim otoriteleri E. Paul Torrance ve J.P. Guilford, yaratıcı düşünürlerin kendi düşüncelerini ve fikirlerini en azından dört ana yönde oluşturduklarını gözlemlediler. Bu dört süreç yaratıcı olmanın tek yolu değildir; ancak bunlar yaratıcı düşünme örüntülerini anlamaya girişildiğinde kullanılması uygun kategorileri temsil etmektedirler. Bu özelliklerden herbiri ayrı olarak ya da bir kombinasyon içinde var olabilir.

Akıcılık.Akıcı düşünme, bir olanaklar, fikirler ya da sonuçlar niceliği üretmek için kolaylıktır. Akıcı düşünürler oransız miktarda fikirler üretirler. Akıcı düşünürlerin, yorucu gibi görünen bir tartışmadan çok sonra bile “ekleyecek bir şeyleri daha” vardır çoğu zaman.

Esneklik.Esnek düşünme bakış açılarında bir çeşitlilik geliştirme yeteneğidir. Esnek düşünürler, tek bir soruna pek çok yaklaşma yolu amaçladıkları için bir tür zihin jimnastiği gerçekleştirirler. Esnek düşünürler otoriteye meydan okuyabilirler, çünkü bir şey yapmanın “tek yol”unun seçeneklerini görürler.

Özgünlük.Özgün düşünme, alışılmadık, benzersiz ya da yüksek derecede kişiselleşmiş yanıtlar ya da fikirler üretme yeteneğidir. Özgün düşünürler ve onların yeni yanıtları garip ya da katıksız biçimde kendine özgü görünebilir. Özgün düşünürler, görevleri ya da sorunları çözme yollarıyla çoğu zaman öğretmenlerini, aııababalarını ya da arkadaşlarını sevindirirler ya da şaşırtırlar.

Düzenleme.Düzenleyici düşünme fikirleri genişletme, geliştirme ve süsleme yeteneğidir. Düzenleyici düşünürler ayrıntılarla ve ayrıntılar tarafından büyülenirler. Yaptıkları şeydeki “doku”ya ve “zenginlik”e başka insanlardan daha fazla aldırış ediyor ya da dikkat yöneltiyor görünmektedirler. Düzenleyici düşünürler çoğu zaman karmaşık ve karışık şeylere yönelirler.

Belki siz bu özellikleri bir çocukta ya da kendinizde çoktan görmüşsünüzdür. Belki şimdi yaratıcılığın kanıtı olarak anlaşılabilecek bir davranışı gözlemlemişsinizdir. Bu az rastlanan bir şey değildir. Hepimiz özümüzde yaratıcı bir potansiyel taşıdığımız için bu özellikler kanıt olarak kalmaktadır. Bunlar en çok küçük çocukların açık davranışında belirgindir, çünkü onlar doğuştan yaratıcı yeteneklerini bastırmayı henüz öğrenmemişlerdir.

Eğer herkes yaratıcı düşünür olarak doğuyorsa, neden çoğumuz bu konuda daha iyi değiliz?

Çocukların çoğu “ZB”lerini yani zeka bölümlerini belirleyecek testlerden geçmiştir. ZB testleri sahip olunan bilginin miktarını ölçmez, çünkü bir çocuğun bilgi düzeyi göreceli olarak düşüktür. Zeka testleri bir kişinin bilgi kazanma ve mantıksal düşünme potansiyelini nicelleştirme aracıdırlar.

Eğer çocukların “YB”leri yani yaratıcılık bölümleri de test edilseydi her birinin fikirler, düşünceler ve düşlemler oluşturmak için özel potansiyeli olduğu bulunabilirdi. Bu puan onların geniş ve ıraksak bir tarzda düşünme potansiyelini nicelleştirebilirdi.

Resmi eğitim süreci boyunca zeka testleriyle ölçülen düşünme yetenekleri denenir ve uygulanır, buna karşılık yaratıcı düşünmeyi pekiştiren yetenekler çoğu zaman ihmal edilir ya da gerçekten engellenir. Bu da birbirini tamamlayan bu iki düşünme becerisi arasında bir dengesizliğe yol açar.

Bu dengesizlik bedeninin yalnızca sol yanını çalıştıran bir halterciye benzetilebilir. Sol yan daha sağlam ve güçlü olduğu halde, sağ yan daha zayıf ve bağımlı olacaktır. Halterci bunu telafi etmeye ne kadar çalışırsa çalışsın, toplam gücü azalacaktır. Yalnızca çalıştırılan ve güçlendirilen iki yanla gerekli dengeyi sağlayacak ve tam potansiyelini gerçekleştirebilecektir.

Ancak düşünmek ağırlık kaldırmak değildir. İnsanlar düşünme yeteneklerinin bazı yönlerini amaçlı olarak kullanmazlar ve bazılarını da bırakırlar. İnsanları yaratıcılık bölümlerini daha iyi gerçekleştirmekten alıkoyan nedir? Neden yaratıcılık zaman içinde gelişmeyi ve güçlenmeyi sürdürmez?

Yaratıcı düşünme kimileri için engellere karşın gelişiyor görünmektedir. Ancak çoğu insan için de okul, toplum ve hız yaratıcılığı bastıran belli başlı etkenler arasında sayılabilir. Bunların her biri bakış açısını ve yaratıcı düşünme uygulamasını farklı şekillerde engelleyen etkilere sahiptir.

Okuldaki dersler ve sınavlar genç insanlara “doğru” yanıtları ezberlemeyi öğretmektedir. Öğrenciler, sınırlı zaman dönemleri içinde konuları bölerek incelemenin yanısıra, konuları birbirinden bağlantısız olarak işlemeye de başlamaktadırlar. Öğretmenin not defterinin yarattığı baskılar, anababaların beklentileri ve yaşıtların değerlendirmeleri başarısızlık korkusunu artırabilirabilir, risk almayı sona erdirebilir ve uyumlu olma baskısıyla birey olmayı engelleyebilir.

Çağdaş toplumdaki gündelik yaşantılar dengesizliği artırabilir. Görsel imajlar ve mesajlar, ilan panolarından yulaf ezmesi kutularına kadar her şeyin üzerinden bizi bombardıman etmektedir. Ses kayıt aygıtları, orkestraları ve rock gruplarını evlere, arabalara, ormanda yürüyenlere taşımaktadır. Televizyonun sürekli eğlendirme potansiyeli her yerde hazır ve nazırdır. Bunların hepsi düşglicümüzü ve icat etme yeteneğimizi kullanmayı gereksiz kılmakta ve sessizlik içinde düşünmeye ayrılacak zamanı azaltmaktadır.

Bizim çağımız, birincil hedefin hızı izleme ya da anlık doyum olduğu bir “hız çağı”dır. “İyi”, nitelikten çok hız ile ölçülmektedir. Biz bugün hızlı yemeyi, acıdan hızla kurtulmayı ve hızlı yanıtları değerli buluyoruz. Televizyonda haberlerin kısaltılmış sunumu, sorunları basitleştirmekte ve okuma, olguları izleme, anlamları ve sonuçları çözümleme gereksinmesini azaltmaktadır. Otomatik olarak odaklanan ve poz ayarı yapan kameralar ya da bizim için toplayan, çıkaran

hesap makinaları gibi rahatlık sağlayan araçlar, öğrenmeyi ve sorun çözmeyi dışta bırakarak bu işlemleri hızlandırmaktadırlar. Bunlar bize yanlışlarımızdan öğrenmeye gereksinmemiz olmadığını öğretiyorlar. Aslında, daha az hata yapmak için çaba göstermeye gereksinmemiz yoktur.

Bu sözler okullarımızı, toplumumuzu ya da hız arayışımızı suçlamak için söylenmemiştir. Bunların her biri gereksinmelere ve isteklere yanıt olarak gelişmiştir. Kendi özünde kötü olan teknoloji de yoktur. Aslında pek çok neden arasında birçoğu da, yakınsak düşünme etkinlikleriyle uğraşmak, böylece bizim ıraksak düşünmemize özgürlük sağlayabilmek için geliştirilmiştir. Gene de bu güçler davranışımızı biçimlendirmekte ve düşünme örüntülerimizi etkilemektedir. Bunların biriken etkileri, dikkatimizi, yoğunlaşmamızı, düşlemimizi ve sorun çözme becerilerimizi biçimlendirecek güçtedir.

Çocukların daha yaratıcı olmasını istemeli miyiz?

Eski bir atasözü şöyle der: “Hiçbir şey başarı kadar başarılı olamaz.”Her zafer ya da başarı ile yeniden denemek ve ileri gitmek için cesaret ve kendinize güven gelir. Bir çocuğun iki tekerlekli bisiklete binmeyi öğrenmesi gibi, çocuk başlangıçta tereddütlü olabilir. Bununla birlikte, birçok girişimden sonra bunu yapmak için yeteneğine inanmaya başlar. Ansızın, bisiklete biner ve sürer, bisikleti sürme mekanizması artık sorun olmaktan çıkar. Şimdi, bisiklete binme bir beceridir ve bisiklet üstesinden gelinmesi gereken bir engel değil, bir yerden diğer yere gitmek için bir “araç”tır.

Bir insanın yaratıcılığına duyduğu güven her yaratıcı düşünme deneyimiyle artabilir. Genç insanlar kendilerinin gerçek ilerlemeler kaydettiğini gördükçe -yeni fikirler oluşturmak ve fikirlerinden yeni içgörüler kazanmak-, bu onların daha fazlasını yapma isteklerini pekiştirir. Sonuç olarak yetenekleri güçlenecektir, çünkü bunu kendileri isteyecektir.

Gelişmiş bir benlik-kavramı başka bir ödül olabilir. Eğer bir çocuk kendini yaratıcı olmayan ve başkalarının bilgeliğine, rehberliğine, fikirlerine ve ürünlerine bağımlı olan biri olarak görürse benlik-kavramı azalacak, bağımlılık duygusu artacaktır. Sonuç olarak, çocuk sadece başkalarının içgörüsüne ve uzmanlığına göre öğrenebileceğine ya da anlayabileceğine inanarak kendi yeteneklerini küçümseyebilir. Yaratıcı düşünmeyi pekiştirmek ve uygulamak bir insanın kendi yeteneklerine inancını güçlendirir ve başkalarının geliştirdiği görüşleri ve fikirleri bir bağlam içine yerleştirmeye olanak sağlar.

Genç insanlar artan bir güdülenme ve güçlenmiş bir benlik-kavramı ile kendi öğrenme ve gelişme yeteneklerini isteyecek ve buna inanacaklardır. Kavram ve fikirlerini keşfetme ve bunlara açıklık kazandırmada, kendi yeteneklerini beğenmeye ve kendilerine güvenmeye başlayacaklardır. Zihinsel güveni öğrenerek sağlıklı bir zihinsel bağımsızlık kazanacaklardır.

Yaratıcılık gerçekten öğrenilebilir mi?

Yaratıcılık ne sadece ilahi bir esinlenme konusudur, ne de çok az talihli insanın şans eseri elde edebileceği özel bir içgörüdür. Yaratıcı düşünme bir beceridir. Sadece birkaçını sayabileceğimiz Alex Osborn, Sidney Parnes, Angelo Biondi ve Donald Treffınger’in de içinde olduğu sayısız araştırma otoritesi, yaratıcılığın kışkırtabileceği ve uygulama ile artırılabileceği sonucuna varmaktadır.

Akıcılık, esneklik, özgünlük ve düzenleme için daha fazla kolaylık sağlamak yaratıcı düşünmeyi en temel düzeyinde uygulamaktadır: Iraksak düşünme üretimi. Aynı zamanda alışılmış ya da önyargılı tepki örüntülerini engellemek için de bir model sağlamaktadır.

Genç insanlar ıraksak düşünmeyi daha fazla uyguladıkça, her yeni durumda ya da sorunda sürdürecekleri bir bağımsızlık ve güven duygusu kazanacaklardır. Daha tam bir düşünme yeteneği yelpazesini geliştirme olanağını bulacaklardır.

Üç “S” (İngilizce’de okul, toplum ve hız sözcüklerinin başharfleri), bilginin önemini, hızlı çalışma gereksinmesini ve bir insanın başkalarının beklentilerini karşılaması gerektiğini öğretmektedir. Bunlar önemli derslerdir. Ancak, yaratıcı düşünme eğitimi bir denge sağlar. Sonuçlara bakmaksızın pek çok şeyin girişim yapmakla öğrenilebileceğini gösterir. Zaman ayırmanın erdemlerini ve küçük ayrıntılarda bulunabilecek hazları tanıtır. Bireysel farklılıkları dile getirmek için çeşitli yolları ve farklı bakış açılarını takdir etmeyi öğretir. Yaratıcı düşünme uygulaması bir insanın kendi varlığında bulunabilecek erdemleri ortaya çıkarır.

Çocuklara kendi eşsiz kaynaklarından ne kadar yararlanabileceklerini öğretmek, onlara, sürekli olarak öğrenmek, büyümek ve daha etkili düşünürler ve sorun çözücüler olmak için gereksindikleri araçları sağlar.

Bu metindeki bütün sanat, tarih ve bilim etkinlikleri sorular sormakla başlamaktadır. Müze nesneleri etkinliklerin odak noktasını oluşturduğu halde, sorular, katılımcılara özel olarak “ne”yin ele alınacağını ve “nasıl” alınacağını söyleyerek yaratıcı düşünmeyi harekete geçiren katalizörlerdir.

Bu kitaptaki etkinliklerin amacı yaratıcı düşünme becerilerini uygulamak ve genişletmek olduğu için sorulan soruların uygun olması gerekir. Her çaba, belirli miktarda fikrin ortaya çıkışını (akıcılık), ya da geniş bir fikirler çeşitliliğini (esneklik), ya da yüksek derecede kişiselleşmiş fikirleri (özgünlük), ya da yüksek derecede süslenmiş fikirleri (düzenleme) uyararak yaratıcılığı harekete geçirir.

Hangi sorular yaratıcı düşünmeyi en iyi kışkırtır?

Yaratıcılığı bütün sorular harekete geçirmez. Gerçekte bazı sorular tam tersini yapar. “Jamestown/Virginia’da ilk yerleşmeler hangi yıl oldu?” gibi bir kişinin özel bir bilgiyi anımsamasını sınayan ya da “Bu manzara resminde kaç ağaç görüyorsun?”gibi bir kişinin algı becerilerini yoklayan sorular özel, doğru bir yanıtı uyandırmaya yöneliktir.

Doğru ya da önceden belirlenmiş yanıtları olan sorular kapalı uçlu sorulardır. Böyle sorular olguların ya da yeteneklerin öğrenilmiş ya da anımsanmış olup olmadığını sınamak için yararlı olduğu halde, bunlar yaratıcılığı ne gerektirirler ne de yaratıcılıkla uyum sağlarlar. Öte yandan, açık uçlu sorular, önceden tasarlanmış ya da belirlenmiş yanıtları olmayan sorulardır. Geniş bir yanıt çeşitliliğini kapsarlar ve bir olasılıklar yelpazesini dile getirecek bireysel yaratıcılığımızı beklerler.

Örneğin, “Eyaletlerarası 10 nolu otoyoldan gidilirse, Jacksonville/Florida ile Los Angeles/California arasındaki mesafe mil olarak ne kadardır?” sorusu kapalı uçludur. Yorum konusu değildir. Tek, doğru bir yanıtı vardır. Buna karşılık, “Jacksonville ile Los Angeles arasındaki mesafeyi kaç farklı yolla ölçebilirsin?” sorusu açık uçludur. Bu sorunun aşağıdaki gibi pek çok olası yanıtı vardır:

mil olarak;

kilometre olarak;

farklı hızlarda araba kullanmanın aldığı zaman olarak;

yürümeyle aldığı adım sayısı olarak;

yürümenin yaktığı kalori olarak;

farklı uçak tipleriyle uçmanın alacağı zaman olarak;

farklı ulaşım aracı tiplerinin kullanacağı benzin tüketimi olarak;

seçmek isteyeceğiniz jeo-politik (eyaletler ya da kentler) birimlerin sayısı olarak;

seçeceğiniz zaman bölgeleri olarak;

sevilen biri başka bir yerde olduğunda kentlerin ne kadar uzakta “hissedileceği” olarak;

otobüs, tren ya da uçak biletinin fiyatı olarak;

iki kent arasındaki mesafeyi karışlayarak; vb.

Açık uçlu sorular nasıl çalışır?

İki tür düşünme -yakınsak ve ıraksak- olduğu için iki tür soru vardır: Kapalı uçlu ve açık uçlu. Kapalı uçlu sorular, zihni özel bir yanıta ya da özel bir yanıtlar takımına odaklaştırarak daralmaya zorladığı için yakınsak düşünmeyi gerektirirler. Açık uçlu sorular fikirlerin, düşüncelerin ve düşlemlerin üretimini çağırırlar. Bu sorular, düşünmeyi yeni, farklı ya da daha fazla olasılık oluşturma yönünde açmanın bir ödülü olarak etkide bulunarak, zihni ıraksak biçimde düşünmeye davet ederler.

Açık uçlu sorular olasılıkları “yaratmaya” çağırırlar, çünkü bunu gerektirirler. Başka bir deyişle, açık uçlu sorular yapılarıyla akıcı, esnek, özgün ya da düzenleyici olmaya sevkederler. Örneğin: pek çok sayıda yanıtı kışkırtmaya yönelik sorular ya da görevler şöyle cümlelerle bütünleşir: “Ne kadar … düşünebilirsin?” ya da “yapabileceğin kadar çok sayıda bir … liste geliştir.” Böyle sorular akıcı düşünmeyi gerektirir.

Yanıtlarda büyük bir çeşitlilik kışkırtmaya yarayan sorular ya da görevler genellikle şöyle cümlelerle başlar: “Başka türlü nasıl ele alabilirsin?” ya da “Başka hangi yanıtı düşünebilirsin?” Böyle sorular esnek düşünmeyi davet eder.

yüksek derecede kişiselleşmiş yanıtları kışkırtan sorular ya da görevler katılanlardan bu düşünme biçimini özel olarak isteyebilir. “Sen ne yapardın?” ya da “Tamamen kendine özgü ol…” gibi cümleler, katı lan lar ı bireyselleşmiş fikirler geliştirmeye zorlayarak özgün düşünmeyi harekete geçirebilirler.

yüksek derecede ayrıntılaşmış yanıtları kışkırtan sorular ya da görevler şöyle cümlelerle başlayabilir: Bize … hakkında daha fazlasını anlat” ya da “… hakkında daha fazla ne biliyorsun?” Böyle sorular düzenleyici düşünme aracılığıyla katılımcılardan ayrıntılı ya da ek bilgi çıkarırlar.

Açık uçlu sorulara ne tür yanıtlar verilir?

“Açık uçlu bir soru sor, pek çok yanıt elde et!” Açık uçlu sorular yanıtlardan çok seçeneklerin üretilmesini cesaretlendirmeye yönelik oldukları için, kestirilebilir olandan inanılmaz olana kadar geniş bir dağılım içinde yer alan yanıtları ortaya çıkaracaklardır. Bazıları zekice görünecektir, bazıları da sıradışıdır. Ancak, bu soruları sorma nedeninin, genç insanlara yaratıcı düşünme pratiği kazandırmak olduğu, onlara doğru yanıtları aratmak ya da buldurmak olmadığı akılda tutulmalıdır.

Alacağımız yanıtların bireysel bakış açılarındaki farklılıkları yansıtacağını unutmamalıyız. Müze nesnelerini incelerken bütün katılımcılar farklı şeyler görecek, düşünecek ve farklı kararlar verecektir. Tamamen aynı nesneye baktıkları zaman bile insanlar seçici bir biçimde odaklanacak ve kendi kişiselleşmiş tarzlarında tepki vereceklerdir.

Alınmış yanıtlar dizisine nasıl tepki göstermeliyim?

Yaratıcı düşünme, sizin grup lideri olarak tepki gösterme tarzınızla cesaıetlendirilebilir ya da engellenebilir. Fikirlere katılım ve fikirlerin iletişimi güvene dayanır; bir insanın düşüncelerinin değerli bulunacağına ve girişimlerinin olumlu biçimde kabul edileceğine inanın. Eğer bir insan düşüncelerinin saygı görmediğinden kuşkulanırsa katılmaktan vazgeçebilir, uzaklaşabilir ve hatta tüm yaratıcı düşünmeyi durdurabilir.

Yaratıcı düşünmeyi ve katılımı kolaylaştıracak ve cesaretlendirecek türden etkinliklere rehberlik ettiğinizde sorumluluğunuz birisini yargılamak değildir. Yeni, delişmen, nükteli ya da ileri derecede kişisel düşüncelere açık olmalısınız. Eğer sizi ya da gruptaki başkalarını bir yanıt çok şaşırtırsa, ayrıntı isteyin. Yanıtı verene meydan okuyor gibi görünmeden daha fazla bilgi isteyin ya da kişinin özel bir fikre nasıl karar verdiğini anlamaya çalışın. Sonra sunulan akıl yürütmeyi kabul edin ve devam edin.

Bazen katılımcılar, ortaya çıkan daha fazla fikirden ya da düşünmek için ek zamandan sonra bizzat kendilerinin yeniden değerlendireceği yanıtlar sunarlar. Bu iyidir. Ama kolaylaştırıcı olarak siz üretimi cesaretlendirmelisiniz, değerlendirmeyi değil. Bu egzersizler “beyin fırtınası” oturumlarına denktir. Amaçları, yanıtları eleştirmek değil olasılıkları yaratmaktır.

Her ne kadar güç olsa da, ödüllendirilecek olumlu yargıları kullanmaktan ya da hoşunuza giden yanıtları cesaretlendirmekten salcının. Genç insanlar, “iyi yanıt” denmesi ile “tamam” denmesi arasındaki farkı çok çabuk öğrenirler. Birçok insan için olumlu tepki yokluğu olumsuz bir tepkiye denktir. Tepkilerinizin hem türünü hem de tonunu tutarlı kılın.

Herkesin grup lideri tarafından onaylanmayı amaçladığını unutmayın. Katılımcıları, yaratıcı biçimde düşünmenin iç doyumundan çok sizin onayınız için çalıştırmaktan sakının. Katılımcılardan teşekküre değer yanıtlar aldığınızda “teşekkür ederim” gibi yargısız cümleler kullanın.

Kendi açık uçlu sorularınızı daha fazla akıcı, esnek, özgün ya da düzenleyici düşünmeleri cesaretlendirmek için kullanın. Katılımcılara bir şeyler hakkında başka bir düşünce ya da farklı bir düşünme yolu bulup bulamayacaklarını sorun.

Sabırlı olun. Bir soru sorduktan ya da bir görev düzenledikten hemen sonra yanıt beklemeyin. Katılımcılara düşünmek, derinliğine düşünmek ve yeniden ele almak için zaman tanıyın. Yaratıcı düşünmek zaman alır.

MÜZELERİ KULLANMAK

Müzelerin pek çok çeşitleri, boyutları ve biçimleri vardır; ama herbiri tam bir ele alınacak konular ve fikirler yelpazesi sunar. Müzelerde uzak ülkelere, geçmiş zamanlara ya da mikroskop aracılığıyla bulunan dünyalara yolculuklara gönderilebiliriz.

İster tanıdık ya da egzotik, ister kişisel ya da evrensel biçimde sunulsunlar, müzeler düşgücünü uyarmak ve yaratıcılığı kışkırtmak için kullanılabilirler.

Yaratıcılık, en iyi, genç insanlar konuyla ilgilendiklerinde ve coştuklarında beslenir. Müze sergileri bireysel ilgilerin anlatımını cesaretlendirmek için kullanılabilir, çünkü nesneleri çeşitli disiplinlerden ve bakış açılarından anlaşılacak ve değerlendirilecek biçimde sunarlar. Doğa tarihi numuneleri estetik kaliteleri için değerlendirilebilir. Sanat çalışmaları tarihsel anlamlarından dolayı haz verebilir. Eski zamanlardan gelen nesneler ekonomik etkilerinin ışığında ele alınabilir.

Müzelerin sergi salonları açık alanlardır ve içerdikleri nesneler çoğu zaman rastgele bir tarzda görülebilir. Yön verilmiş şergili müzelerde bile genç insanlar, önceden belirlenmiş sıraya ya da bilgilere bakmaksızın, dikkatlerini “gözlerine çarpan” şeye yoğunlaştırmakta özgürdürler. Müzeler bize, düşüncelerin fikirlerin arasında başıboş gezinmesi gibi, nesneler arasında başıboş gezinme olanağını sağlar.

Böylece müzeler yaratıcılık için mükemmel bir kışkırtma sağlarlar; çünkü büyük bir anlamlılıkla dolu, hem zihinsel hem bedensel açıdan çok çeşitli yönlerden yaklaşılabilecek ilginç nesneler sunarlar. Müzeler, gidilecek yönleri önceden belirlemeden zihinleri harekete geçirebilirler.

Müzeler, koleksiyonlarına ilişkin turlar da dahil olmak üzere, halka pek çok hizmet sunarlar. Müzelerin çoğu genç gruplan için turlar istemese de, genellikle yetişkin refakatçıları zorunlu kılar. Bu kitaptaki etkinlikleri kullanarak, müzede birkaç çocuktan fazlasına rehberlik etmeniz gerektiğinde, çocukları bilgilendirmek için müzeye gitmeden önce müzeyle temas kurmanız tavsiye edilir. Çok az müze turu özel olarak yaratıcı düşünmeyi kışkırtmak üzere tasarımlanmıştır. Dolayısıyla, eğer bir tur yapılıyorsa, sizin yönettiğiniz etkinliklere olanak verirse daha iyi işleyecektir.

Hangi müze kullanılmalı?

Pek çok müze türü vardır. Bazı müzeler genel bir ilgi alanına sahiptir; doğa tarihi müzeleri ya da büyük sanat müzeleri gibi. Bazı müzeler de koleksiyonlarını saatler, otomobiller, Afrika sanatları gibi tek, çok özel bir alanla sınırlarlar. “Çocuk müzeleri” gibi özel izleyiciler için tasarımlanmış müzeler de vardır.

Müze olarak adlandırılmayan müzeler bile vardır. Tarihsel evler, yorum parkları, doğa merkezleri ve hayvanat bahçeleri müze türleri olarak düşünülebilirler; çünkü bunlar eğitim amaçlı koleksiyonlar sağlarlar ve sergilerler.

Nerede yaşıyor olursanız olun, büyük olasılıkla evinize çok yakın pek çok müze vardır. (Bölgenizdeki ya da ulaşabileceğiniz müzeler hakkında bilgi için bu kitabın sonundaki müzeler listesine bakın.) Eğer olanağınız varsa, sizin ve çocuğunuzun en çok ilgilendiğiniz alandan bir müze seçin. Seçtiğiniz müzenin hangisi olduğuna bakmaksızın, müzenin içerdiği nesneler yaratıcı düşünme yeteneklerini uyarabilir.

Bir müzeyi iyi kullanmak çok bilgi gerektirir mi?

Müzeleri yaratıcı düşünmeyi geliştirmek için kullanmak, müzeleri “sanat tarihi”ni ya da “doğa biliminin yasaları”nı öğretmek için kullanmaktan farklıdır. Amaç, özel bir bilgi kazandırmak değil, bir düşünme sürecini uygulamaktır.

Bu kitaptaki egzersizleri yönetmek bir bilgi temeli istemez ya da gerektirmez. Yaratıcı düşünme egzersizlerinden çıkan sorular, ne kadar çok ya da az bilgi sahibi olduğunuza bakmaksızın, sizi bildiğinizin ötesine götürebilir. Bu böyle olduğunda ya da olgusal sorulara yanıtlar bulmayı tercih etmediğinizde, müze ziyaretini verimli bir tamamlayıcı olarak, yanıtları araştırmayı telkin etmelisiniz.

Kim olduğumuz, ne yaşadığımız ve bizi nelerin İlgilendirdiği, düşlemlerimizin bizi nereye götürdüğünü belirler. Konular hakkında biraz “akademik” bilgi sahibi olmak düşgücü için bir engel değildir. Aslında tersi doğru olabilir. Bilgi, önceden belirlenmiş kavramları söylemeye zorlayarak bazen bizi tahminde bulunmaktan koruyabilir.

Müze yaratıcılığı geliştirmek için nasıl kullanılmalıdır?

Bir müzede yaratıcı düşünme becerileri üzerinde çalışmak kolaydır. Fikirler birbiri üzerine kurulma eğilimindedir. Çocukların bir müzede karşılaşacağı nesneler onlara “ilk fıkir”lerini sağlamak için kullanılacaktır. Bu nesneler kendi ek fikirleri, seçenekleri ve içgörüleri için sıçrama tahtası ya da çıkış noktası hizmeti görürler.

Aşağıdakiler, bir müzede çocukları yaratıcılıkları için egzersiz yapmaya yöneltirken size yardımcı olacak önerilerdir:

1: Dikkat ve ilgi çeken nesneler üzerinde odaklanın.

Nesneleri, çok önemli sayıldıkları için ya da adlarının veya tarihlerinin kolayca tanınabilir olması yüzünden seçmeyin. Başka türlü yapmak için özel olarak talimat verilmemişse, doğal olarak merakı kışkırtacak nesneleri seçin. Yaratıcı düşünmeyi uyarma amacı için bu en iyi işleyecek yoldur.

2: Çocuklara müzedeki her şeyi göstermek gerektiği duygusuna kapılmayın.Eğer her şeyi görmeye kalkışırsanız, müzeler büyüklüğüne bakılmaksızın çok yorucu olabilirler. Nesnelerin dikkati çekmesine izin verin. Yaratıcılık üzerinde çalışırken zamanınız olduğunda daha fazlasını görmeyi isterseniz yeni bir ziyaret planlamalısınız. Eğer evden uzaksanız ya da bir iş seyahatinde iseniz ve her şeyi tek bir ziyarette görmek zorunda hissediyorsanız, birkaç nesneyi derinliğine çalıştıktan sonra müzenin geri kalanı için hızlı bir tur alın.

3: Çocuklar yalnız ya da başkalarıyla birlikte çalışabilirler.Yalnız çalışmak son derece uygun olsa da, başkalarıyla çalışmak bazen daha eğlencelidir. Yaratıcı düşünürler paylaşılmış fikirleri ödünç alırlar ve bunlara dayanırlar. Aslında, çocuklar sorularına yanıt bulamazlarsa, birbirlerinden fikir almaları tavsiye edilir. Genellikle bu fikirler onları kendi fikirlerinden daha fazla uyaracaktır. Eğer bir çocukla çalışırsanız etkinliğe siz de katılın.

4: Zaman ayırın, acele etmeyin.Sanatçı Georgia O’Keefe şöyle demektedir: Görmek zaman alır, tıpkı arkadaş sahibi olmanın zaman aldığı gibi.” Dur ve bir nesneyi tam olarak keşfet; onun üzerinde çalışmadan önce yaratıcı ve algısal yeteneklerini sınırlarına kadar götür. İnsanların sahip oldukları ilk birkaç fikir önceden zihinlerindedir. Bunlar belki bizim en az yaratıcı düşüncelerimizdir. Yaratıcılığı denemek, başka bir şey düşünmek için gerildiğimizde söz konusu olur. Oluşturulacak momentumun zaman alması doğal ve uygundur.

5: Önce etiket okumaktan kaçının.Bir şeyleri etiketlemek -nesnel bir bilgiyle bile olsa- onu tanımlamaya başlamaktır. Yaratıcılığı denemek amacıyla çocukların dikkatini bir nesne hakkında müzenin anlattığı değil onların ilgilendiği şeye yoğunlaştırın. Kendileri yaratıcı biçimde uğraştıktan sonra, etiketleri ve seçtikleri herhangi başka bilgiyi okumakta özgürdürler.

6: Çocukları zihinsel riskler almaya cesaretlendirin.

Düşünceleri gülünç, delice ya da aptalca göründükleri için engellemeyin ya da başkalarının engellemesine izin vermeyin. Bazen bu düşünceler çok verimli olmaya dönüşebilir. İnsanın uçma ve uçağı icat etme fikri de “delice” idi. Yaratıcı düşünmenin yaygın olduğunu ve bütün düşüncelere izin verdiğini unutmayın. Vurgu fikirlere sahip olma üzerindedir, onları yargılama üzerinde değil.

7: Nesneler hakkında ortak yargılarda bulunmaktan uzak durulmalıdır. “Çok iyi değil” gibi yargılar birlikte yapıldığında, bireysel düzeydeki açık zihinli görüşler genellikle sona erer. Olumlu yargılar bile bir şeylerin nasıl algılandığını tanımlayabilir ya da daraltabilir. Bir etkinliğin amaçları doğrultusunda başka türlü eğitmeksizin, olasılıklar ve seçenekler keşfedilinceye kadar, dikkati ve konuşmayı değer yargılarından ve kararlardan uzaklaştırmayı deneyin.

8: Daha fazla zaman ayırın.Bu kitaptaki etkinliklerin amacı yaratıcı düşünme yeteneklerini uyarmak ve kullandırmaktır. Herhangi bir egzersiz biçiminde olduğu gibi burada da “külfet yoksa nimet de yoktur.” Artık kolay olmadığı zaman da daha fazla fikir araştırmayı sürdürün. Yaratıcı yeteneklerin çalışması ve güçlenmesi böyle olur.

NOT: Yazmayı gerektiren egzersizler üzerinde çalışırken kurşunkalem kullanın. Müzelerin çoğu teşhir salonlarında ve galerilerinde kalem kullanılmasına izin vermez. Yazmak için küçük not defterleri kullanın. Kâğıt parçaları kullanmaktan daha az zahmetlidir, yazılacak yüzey hazır olacaktır. Kimsenin nesnelere ya da nesne kasalarına dokunmasına ya da üzerlerine yazı yazmasına izin vermeyin. Müzenin ilk yükümlülüğü koleksiyonlarını korumaktır. Nesneleri tehdit eden her şey yasaklanmalıdır.

MÜZE ZİYARETİNDEN ÖNCE ISINMA EGZERSİZLERİ

Müzeye gitmeden önce genç insanları fikren hazırlayın. Geziyi açıklayarak ve seçilen müzede ne tür şeyler görebilecekleri hakkında konuşarak başlayın. Sonra bu ısınma egzersizlerinden bir ya da birkaçı üzerinde çalışın. Bu egzersizler müzede yer alacak etkileşimin tonunu ve türünü oluşturmaktadır. Gevşemenin bedensel egzersiz için olduğu kadar, bunların da düşünmek için önemli olduğunu kabul edin.

Bütün düşünceleri ve fikirleri cesaretlenmeyi ve şaşırtıcı olduklarında kendi fikirlerinizi de sunmayı unutmayın. Çocukların fikirleri tükense de yanıt beklemeye ve soru sormaya devam edin. Sabırlı olun. Herkes düşündükçe daha iyi olur, sadece çok az acemi başlangıçta başarılı olur.

Isınma 1: “Siz” Müzesi (akıcı/esnek düşünme)

Çocuklarınızdan kim oldukları hakkında düşünmelerini isteyin. Bireysel özelliklerini ele alsınlar: Neden hoşlanıyorlar, neden hoşlanmıyorlar, nerede yaşıyorlar, kiminle ilişkileri var, vb. Kim ve ne olduklarını betimlemede kullanılabileceğini düşündükleri bir sözcük ya da cümle listesi yapsınlar. Onlara, en azından 20 betimsel sözcük ya da cümle yazıncaya kadar durmamalarını söyleyin. Eğer ellerinden geliyorsa daha fazlasına girişmeleri için onları cesaretlendirin (akıcı düşünme).

Listeyi bir an için bir yana koyun ve müze ziyaretiniz hakkında konuşun. Müzeler; yaşayan yaratıklar, bir bölgenin tarihi, Avrupa ve Kuzey Amerika sanatı, başka kültürlerdeki insanların yaşamı gibi, nesneleri temalarına göre toplayan ve sergileyen yerlerdir. Birlikte ziyaret edeceğiniz müzenin türünü ve görebilecekleri şeylerin türünü tartışın.

Şimdi onlara kendi müzelerini planlayacaklarını söyleyin. Bu müzenin ana konusu onlara bırakılmıştır. Başka bir kağıdın tepesine “(çocukların adı) …. Müzesi” diye yazsınlar. Kendilerini betimleyen sözcük ya da cümle listesini kullanarak, özelliklerinin ya da niteliklerinin herbirini en iyi temsil edecek iki nesneyi düşünsünler. İki nesneden fazlasını düşünebilirlerse daha fazlasını listeleyebilirler (esnek düşünme).

Çocuklar, özellikler ya da nitelikler listesini değil ama nesneler listesini başka biriyle (ya da yalnız çalışıyorsanız sizinle) değiş tokuş etsinler. Nesnelerin anlamını özellikler ya da nitelikler doğrultusunda tahmin etsinler.

Basit bir nesneden geliştirilmiş fikirlerin çeşitliliğini ve bazılarının ne kadar farklı olduğunu tartışın. Bu nesnelerin başkalarının niyetlendiğinden daha fazla yönde yorumlanabileceğini onlara anlatın.

Isınma 2: Zaman kapsülü (esnek/özgün düşünme)

Nesneleri bir zaman kapsülüne yerleştirmek büyük bir sorumluluktur. Yapılan seçimler, bizim zamanımızda dünyanın neye benzediğini gelecek kuşaklara gösterecektir. Geleceğe şimdiki zamanı anlatmak üzere zaman kapsülüne hangi nesnelerin konulacağını çocuklar belirlesinler. Bu görev grup olarak ya da bireysel olarak yapılabilir. Nesnelerin boyutlarıyla sınırlı olacaklarını ve hiçbiri bu kitaptan daha büyük olmayacak en fazla 7 nesne seçebileceklerini onlara söyleyin (esnek düşünme).

Şimdi her çocuğa bir ödül verin. Her birini gelecek kuşaklara kendi kişisel mesajı olacak sekizinci bir nesne seçmekte özgür bırakın. Bu nesne, yazılı bir belge ya da mektup dışında herhangi bir şey olabilir (özgün düşünme).

Zaman kapsülünde yer alacak nesneleri gözden geçirin. Şimdiki zamandan 200 yıl sonra yaşayacak ve kapsülü açacak insanlar olduğunuzu birlikte varsayın. Bu nesnelerden (iğrenebileceğiniz şeylerin çeşitliliği nedir? Her nesneden birçok şey düşünebileceğinize emin olun (esnek düşünme).

Isınma 3: Dört soru (akıcı, esnek, özgün ve düzenleyici düşünme)

Bu metinde yer alan tabloya bakın ya da grup için geçmiş zamanlarda resmedilmiş olduğu kolayca tanınabilecek bir resim seçin.

Herkes aşağıdaki soruları yanıtlamak için düşgücünü kullansın:

Eğer bugün resmedilmiş olsaydı, ne kadar şeyin farklı olacağını ya da olabileceğini düşünebilirdin? (akıcı düşünme).

Sanatçı bize kendi dönemindeki yaşamın görüntülerini vermek için başka hangi sahneler resmedebilirdi? (esnek düşünme). Eğer çağdaş yaşamdan bir sahne resmedecek olsaydınız ne tür bir sahne resmederdiniz? (özgün düşünme).

Önceki soruya yanıt olarak resmedeceğiniz çağdaş resimde yer alabilecek bütün ayrıntıları listeleyin. Düşünebileceğiniz bütün ayrıntıları listelediğinizden emin olun (düzenleyici düşünme).

YARARLANILABİLECEK MÜZELERİN LİSTESİ

Aşağıdaki müzeler listesi, çevrenizdeki ya da yolunuzun üstündeki müzeleri belirlemek için bir kolaylık ve ilk hareket noktası olarak sunulmaktadır. Bu listedeki müzelerin kullanılması tavsiye ediliyor değildir, tıpkı bu listede olmayan müzelerin onaylanmadığı anlamına gelmediği gibi.

Pek çok yerel okul ya da üniversite halka açık sanat, tarih ve bilim müzelerine sahiptir. Ayrıca, pek çok müze personeli – eğer araştırırsanız- sizi yakın çevredeki diğer olanaklara yönlendirmekten mutluluk duyacaktır.

Bu liste, 6600’den fazla müzeyi ve 50’den fazla türde müze ürünü ve hizmeti satıcısını listeleyen değerli bir kaynak olan The Official Museum Directoryden (National Register Publishing Co., Wilmette, IL, 1989) türetilmiştir.

Tarih Müzeleri ve Tarihsel Evler

Alabama

Alabama Department of Archives & History

624 Washington Ave. Montgomery, AL 36130 (205) 261-4361.

Historic Mobile Preservation Society

300 Oakleigh PI. Mobile AL 36604 (205) 432-6161

Alaska

Alaska State Museum

395 Whittier Juneau, AK 99801 (907) 465-2901.

Anchorage Museum of History and Art

121 W. 7th Ave. Anchorage, AK 99501 (907) 343-4326.

Klondike Gold Rush National Historical Park

2nd & Broadway Skagway, AK 99840 (907) 983-2921.

Arizona

Arizona Historical Society

949 E. 2nd St. Tucson, AZ 85719 (602) 628-5774.

Museum of Northern Arizona

Fort Valley Rd. Flagstaff, AZ 86001 (602) 774-5211.

Pioneer Arizona Living History Museum

Pioneer Rd. Phonenix, AZ 85027 (602) 993-0212.

Tempe Historical Museum

3500 S. Rural Rd. Tempe, AZ 85282 (602) 350-5100.

Arkansas

Arkansas Museum of Science and History

MacArthur Park Little Rock, AR 72202 (501) 371-3521.

Miles Musical Museum

Highway 62 W. Eureka Springs, AR 72632 (501) 253-8961.

The Old State House

300 W. Markham St. Little Rock, AR 72201 (501) 371-1749.

Rosalie House

282 Spring St. Eureka Springs, AR 72632 (501) 253-7377.

California

Clarke Memorial Museum

240 E St. Eureka, CA 95501 (707) 443-1947.

Fowler Museum of Cultural History

University of California Los Angeles, CA 90024 (213) 825-4361.

National Maritime Museum

Hyde Street Pier San Francisco, CA 94109 (415) 556-3002.

Nevada County Historical Society, Inc.

Nevada City, Ca (916) 265-5468.

The Oakland Museum

1000 Oak St. Oakland, CA 94607 (415) 273-3401.

Colorado

Aspen Historical Society Museum

620 Bleeker Aspen, CO 81611 (303) 925-3721.

Colorado Springs Pioneers Museum

215 S. Tejon Colorado Springs, CO 80903 (719) 578-6650.

El Pueblo Museum

905 S. Prarie Ave. Pueblo CO 81005 (719) 564-5274.

Greeley Municipal Museum

919 7th St. Greeley, CO 80631 (303) 350-9220.

The Molly Brown House & Museum

1340 Pennsylvania St. Denver, CO 80203 (303) 832-4092.

Museum of Western Colorado

248 S. 4th St. Grand Junction CO 81501 (303) 242-0971.

Stare Historical Society of Colorado

1300 Broadway Denver, CO 80203 (303) 866-5739.

Connecticut

Connecticut Historical Society 1 Elizabeth St. Hartford, CT 06106 (203) 236-5621.

Fairfield Historical Society

636 Old Post Rd. Fairfield, CT 06430 (203) 259-1598.

Mark Twain Memorial

351 Framington Ave. Hartford, CT 06105 (203) 247-0998.

Museum of Art

Science and Industry 4450 Park Ave. Bridgeport, CT 06604 (203) 372-3521. Mystic Seaport

50 Green man vi lie Ave. Mystic, CT 06355 (203) 572-0711.

Delaware

Bureau of Museums and Historic Sites

102 S. State St. Dover, DE 19903 (302) 736-5316.

Delaware Agricultural Museum

866 N. Dupont Hwy. Dover, DE 19901 (302) 734-1618.

Winterthur Museum

Rt. 52 Winterthur, DE 19735 (302) 888-4600.

District of Columbia

Dumbarton Oaks House, Library, & Collection,

2715 Q St., NW Washington, DC 20007 (202) 342-3200.

Meridian House International

1630 Crescent PI., NW Washington, DC 20009 (202) 667-6800.

The Octagon

1799   New York Ave., NW Washington, DC 20006 (202) 638-3105

Smithsonian Institution (collection of history, science, art, and air/space museums) 1000 Jefferson Dr. Washington, DC 20560 (202) 357-1300.

The White House

1600 Pennsylvania Ave., NW Washington, DC 20500 (202) 456-1414.

Florida

Edison Winter Home and Museum

2350 McGregor Blvd. Fort Myers, FL 33901 (813) 334-3614.

The Hemingway Home and Museum

907 Whitehead Key West, FL 33040 (305) 294-1575.

Historical Museum of Southern Florida

101 W. Flagler St. Miami, FL 33130 (305) 375-1492.

Museum of Florida History

500 S. Bronough St. Tallahassee, FL 32399 (904) 488-1484.

Museum of Science & History

1025 Gulf Life Dr. Jacksonville, FL 32207 (904) 396-7062.

Pensacola Historical Museum

405 S. Adams St. Pensacola, FL 32501 (904) 433-1559.

St. Augustine Historical Society

271 Charlotte St. St. Augustine, FL 32084 (904) 824-2872.

Georgia

Atlanta Historical Society

3101 Andrews Drive, NW Atlanta, GA 30305 (404) 261-1837.

The Columbus Museum

1251 Wynnton Rd. Columbus, GA 31906 (404) 322-0400.

DeKalb Historical Society Museum

Old Courthoseon the Square Decatur, GA 30030 (404) 373-2571.

Jekvll Island Museum

Stable Rd. Jekyll Island, GA 31520 (912) 635-2119.

William Scarbrough House

41 West Broad St. Savannah, GA 31402 (912) 233-7787.

Hawaii

Bishop Museum

1525 Bernice St. Honolulu, HI 96817 (808) 847-3511.

Hulihee Palace

75-5718 Alii Dr. Kailua-Kona, HI 96740. lolani Palace

King & Richards Sts. Honolulu, HI 96813 (808) 522-0822.

Kauai Museum

4428 Rice St. Lihue, HI 96766 (808) 245-6931.

Lyman House Memorial Museum

276 Haili St. Hilo, HL 96720 (808) 935-5021.

Idaho

Idaho State Historical Society

610 N. Julia Davis Dr. Boise’, ID 83702 (208) 334-2120.

Museum of North Idaho

115 NW Blvd. Couer d’Alene, ID 83814 (208) 664-3448.

Illinois

Chicago Architecture Foundation

1800  S. Prairie Ave. Chicago, 1L60616 (312) 326-1393.

Chicago Historical Society

Clark St. At North Ave. Chicago, IL 60614 (312) 642-4600.

Frankfort Area Historical Museum

2000 E. St. Louis St. West Frankfort, IL 62896 (618) 932-6159.

Lincoln Log Cabin State Historic Site R.R. 1 Lerna, IL 62440 (217) 345-6489.

Peoria Historical Society

942 NE Glen Oak Ave. Peoria, IL 61603 (309) 674-1921.

Frank Lloyd Wright Home and Studio

951 Chicago Ave. Oak Park, IL 60302 (708) 848-1976.

University Museum Southern Illinois University Carbondale, IL 62901 (618)453-5388.

Indiana

Bartholomew’ County Historical Society

524 Third St. Columbus, IN 47201 (812) 372-3541.

Conner Prairie

13400 Allisonville Rd. Noblesville, IN 46060 (317) 776-6014.

Historic Madison

Inc. 500 West Street Madison, IN 47250 (812) 265-2967.

Historic New Harmony

506 Vi Main St. New Harmony, IN 47631 (812) 682-4488.

Indiana State Museum

202 N. Alabama St. Indianapolis, IN 46204 (317) 232-1637.

President Benjamin Harrison Memorial Home

1230 N. Delaware St. Indianapolis, IN 46202 (317) 631-1898.

Studebaker National Museum Century Center

120   S. St. Joseph St. South Bend, IN 46601 (219) 284-9714.

Tippecanoe County Historical Museum

909    South St. Lafayette, IN 47901 (317) 742-8411.

Wayne County Historical Museum 1 150 North A St. Richmond, IN 47374 (317) 962-5756.

Iowa

Cedar Falls Historical Society

303 Clay St. Cedar Falls, IA 50613 (319) 266-5149.

Fort Dodge Historical Museum

Museum Rd. Fort Dodge, IA 50501 (515) 573-4231.

Grout Museum of History and Science

503 South St. Waterloo, IA 50701 (319) 234-6357.

Iowa State Historical Museum

600 E. Locust St. Des Moines, IA 50319 (515) 281-5111.

Jackson County Historical Museum Fairgrounds

Macjuoketa, IA 52060 (319) 652-5020.

Kansas

Boot Hill Museum

Front St. Dodge City, KS 67801 (316) 227-8188.

Dickinson County Historical Society

412 S. Campbell St. Abilene, KS 67410 (913) 263-2681.

Fort Hays State Museum

Fort Hays State University 600 Park St. Hays, KS 67601 (913) 628-5664.

Pioneer Museum

430 W. 4th St. Ashland, KS 67831 (316) 635-2227.

Riley County Historical Museum

2309 Claflin Rd. Manhattan, KS 66502 (913) 537-2210.

Smoky Hill Museum

211 W. Iron Ave. Salina, KS 67401 (913) 827-3958.

Wichita-Sedgwick County Historical Museum

204    S. Main Wichita, KS 67202 (316) 265-9314.

Kentucky

Farmington

3033 BardstOwn Rd. Louisville, KY 40205 (502) 452-9920.

Kentucky Derby Museum

704 Central Ave. Lousville, KY 40201 (502) 637-1 111.

Kentucky Historical Society

Broadway at St. Clair Mall Frankfort, KY 40602 (502) 564-3016.

Kentucky Railway Museum

Onnsby Station Site Lagrange Rd. & Dorsey Ln. Lousville, KY 40223 (502) 245-6035.

Museum of History and Science

727 Main St. Lousville, KY 40202 (502) 561-6100.

National Museum of the Boy Scouts of America

Murray State University Murray, KY 42071 (502) 762-3383.

Louisiana

Acadian House Museum

1200  N. Main St. St. Martinville, LA 70582 (318) 394-4284.

Emy-Lou Beidenharn Foundation

2006 Riverside Dr. Monroe, LA 71201 (318) 387-5281.

Gal Her House

1118 Royal St. New Orleans, LA 70116 (504) 523-6722.

Hernuinn-Grima House

820 St. Louis St. New Orleans, LA 70112 (504) 525-5661.

The Historic New Orleans Collection

533 Royal St. New Orleans, LA 70130 (504) 523-4662.

Longue Vue House & Gardens

7   Bamboo Rd. New Orleans, LA 70124 (504) 488-5488.

Louisiana State Museum

751 Chartres St. New Orleans, LA 70116 (504) 568-6968.

Magnolia Mound Plantation

2161 Nicholson Dr. Baton Rouge, LA 70802 (504) 343-4955.

Pioneer Heritage Center

LSU Shreveport 8515 Youree Dr. Shreveport, LA 71 1 15 (318) 797-5332.

The Shadows-on-the-Teche

317   E. Main St. New Iberia, LA 70560 (318) 369-6446.

Maine

Brick Store Museum

1 17 Main St. Kennebunk, ME 04043 (20?) 985-4802.

Fort Western Museum

City Center Plaza 16 Cony St. Augusta, ME 04330 (207) 626-2385.

Maine State Museum

State House Complex Augusta, ME 04333 (207) 289-2301.

United Society of Shakers

Sabbathday Lake Poland Springs, ME 04274 (207) 926-4597.

Maryland

Calvert Marine Museum

14200 Solomons Island Rd. Solomons, MD 20688 (301) 326-2042.

Historic Annapolis Foundation

194 Prince George St. Annapolis, MD 21401 (301) 267-7619.

Historic St. Mary’s City

Rt. #5 St. Mary’s City, MD 20686 (301) 862-0990.

United States Naval Academy Museum Annapolis, MD 21402 (301) 267-2108.

Washington County Historical Society

135 W. Washington St. Hagerstown, MD 21740 (301) 797-8782.

Massachusetts

Concord Museum

200 Lexington Rd. Concord, MA 01742 (508) 369-9763.

Danvers Historical Society

13 Page St. Danvers, MA 01923 (508) 777-1666.

New Bedford Whaling Museum

1 8 Johnny Cake Hill New Bedford, MA 02740 (508) 997-0046.

Old Slurb ridge Village

1  Old Sturbridge Village Rd. Sturbridge, MA 01566 (508) 347-3362.

Peabody Museum of Salem

East India Square Salem, MA 01970 (508) 745-1876.

Plimoth Plantation

Warren Ave. Plymouth, MA 02360 (508) 746-1622.

The Paul Revere House

19  North Squre Boston, MA 02113 (617) 523-2338.

Michigan

Jesse Besser Museum

491 Johnson St. Alpena, MI 49707 (517) 356-2202.

Dearborn Historical Museum

915 Brady St. Dearborn, MI 48124 (313) 565-3000.

Detroit Historical Museum

5401 Woodward Ave. Detroit, MI 48202 (313) 833-1805.

Henry Ford Museum and Greenfield Village

20900 Oakwood Blvd. Dearborn, MI 48121 (313) 271-1620.

Iron County Museum

Museum Lane Caspian, MI 49915 (906) 265-3942.

Kelsey Museum of Ancient & Mediaeval Archaeology

434   S. State St. Ann Arbor, MI 48109 (313) 764-9304.

Mackinac State Historical Parks Fort Mackinac and Mackinac Island State Park Mackinac Island, MI 49757 (517) 373-4296.

Marquette County Historical Society

213 N. Froni St. Morquette, MI 49855 (906) 226-3571.

Michigan Historical Museum

717 W\ Allegan St. Lansing, MI 48918.

Michigan State University Museum

West Circle Drive East Lansing, MI 48824 (517) 355-2370.

Museum of Arts and History

1115 Sixth St. Port Huron, MI 48060 (313) 982-0891.

Minnesota

Blue Earth County Historical Society

415 Chen-y St. Mankato, MN 56001 (507) 345-5566.

A.M. Chisholm Museum

506 W. Michigan St. Duluth, MN 55802 (218) 722-8563.

Minnesota Historical Society

690 Cedar St. St. Paul, MN 55101 (612) 296-2747.

Mississippi

Cairo Museum Vicksburg National

Millitary Park 3201 Clay St. Vicksburg, MS 39180 (601) 636-2199.

Cottonlandia Museum

Highway 82-49 Bypass Greenwood, MS 38930 (601) 453-0925.

Mississippi Slate Historical Society

North State & Capitol Sts. Jackson, MS 39205 (601) 354-6222.

Missouri

Harry S. Truman Museum

U.S. 24 & Delaware Sts. Independence, MO 64050 (816) 833-1400.

The Kansas City Museum

3218 Gladstone Blvd. Kansas City, MO 64123 (816) 483-8300.

Missouri Historical Society

Lindel & De Baliviere Sts. St. Louis, MO 63112 (314) 361-1424.

Museum of Ozarks’ History

603 E. Calhoun Springfield, MO 65802 (417) 869-1976.

Pony Express Museum

914 Penn St. St Joseph, MO 64503 (816) 279-5059.

Montana

Copper King Mansion

219 W. Granite Butte, MT 59701 (406) 782-7580.

Copper Village Museum

401 E. Commercial Anaconda, MT 59711 (406) 563-2422.

Historical Museum at Fort Missoula

Fort Missoula Missoula, MT 59801 (406) 728-3476.

Montana Historical Society

225 N. Roberts Helena, MT 59620 (406) 444-2694.

Pioneer Museum

Highway #2 W. Glasgow, MT 59230 (406) 228-2702.

Western Herigate Center

2822 Montana Ave. Billings, MT 59101 (406) 256-6809.

Nebraska

Brownville Historical Society Museum

Main St. Brownville, NE 68321 (402) 825-6001.

Great Plains Black Museum

2213 Lake St. Omaha, NE 68110 (402) 345-2212.

Hall of History

Boys Town, NE 68010 (402) 498-1185.

Museum of the Fur Trade

East Highway 20 Chadron, NE 69337 (308) 432-3843.

Stuhr Museum of the Prairie Pioneer

3133 W. Highway 34 Grand Island, NE 68801 (308) 381-5316.

Western Heritage Museum

801 S. 10th St. Omaha, NE 68108 (402) 444-5071.

Nevada

Nevada Historical Society

1650 N. Virginia St. Reno, NV 89503 (702) 789-0190.

The Nevada State Museum

600   N. Carson St. Carson City, NV 89710 (702) 885-4810.

New Hampshire

Manchester Historical Association

129  Amherst St. Manchester, NH 03101 (603) 622-7531.

John Paul Jones House

43 Middle St. Portsmouth, NH 03801 (603) 436-8420.

StrawberyBatike

454   Court St. Portsmounth, NH 03801 (603) 433-1100.

New Jersey

Camden County Historical Society

Park Blvd. & Euclid Ave. Camden, NJ 08103 (609) 964-3333.

Cape May County Historical Museum

Route #9 – R.D. Cape May Court House, NJ 08210 (609) 465-3535.

The Thomas Clarke House

500   Mercer St. Princeton, NJ 08540 (609) 921-0074.

Fosterfields Living Historical Farm

Kahdena Rd. & Route #24 Morristown, NJ 07962 (201) 326-7645.

Historic Speedwell

333 Speedwell Ave. Morristown, NJ 07960 (201) 540-0211.

New Mexico

Kit Carson Foundation

222 Ledoux St. Taos, NM 87571 (505) 758-0505.

Museum of New Mexico

113 Lincoln Ave. Santa Fe, NM 87504 (505) 827-6450.

The Wheelwright Museum of the American Indian

704 Camino Lejo Santa Fe, NM 87502 (505) 982-4636.

New York

(Note: New York City Has a separate section)

Albany Institute of History and Art

125 Washington Ave. Albany, NY 12210 (518) 463-4478.

The Bronx County Historical Society

3309 Bainbridge Ave. Bronx, NY 10467 (212) 881-8900.

David Conklin Farmhouse

2   High St. Huntington, NY 11743 (516) 427-7045.

Erie Canal Museum

318   Erie Blvd. E. Syracuse, NY 13202 (315) 471-0593.

319   Genesee County Museum

Flint Hill Road Mumford, NY 14511 (716)538-6822,

Geneva Historical Society and Museum 543 South Main St. Geneva, NY 14456 (315) 789-5151.

Madison County Historical Society-Cottage Lawn

435    Main St. Oneida, NY 13421 (315) 363-4136.

National Baseball Hall of Fame and Museum Main Street Cooperstown, NY 13326.

New York State Museum

Empire State Plaza Albany, NY 12230 (518) 474-5877.

Richardson’Bates House Museum

135   E. 3rd St. Oswego, NY 13126 (315) 343-1342.

Sagamore Hill National Historic Site

20   Sagamore Hill Rd. Oyster Bay, NY 11771 (516) 922-4447.

21   Vanderbilt Museum: Mansion, Marine Museum, Planetarium

180 Little Neck Rd. Centerport, NY 11721 (516) 262-7880.

West Point Museum, United States Military Academy

Bldg, 2110 West Point, NY 10996 (914)938-2203. ’

New York City

The Jewish Museum

1109 Fifth Ave. New York, NY 10128 (212) 860-1888.

Museum of the American Indian

Broadway at 155th St. New York, NY 10032 (212) 283-2420.

Statue of Liberty National Monument

Liberty Island New York, NY 10004 (212) 363-3267.

North Carolina

Biltmore Estate One North Pack Square Asheville, NC 28801 (704) 255-1776.

Greensboro Historical Museum

130   Summit Ave. Greensboro, NC 27401 (919) 373-2043.

North Carolina Maritime Museum

315 Front St. Beaufort, NC 28516 (919) 728-7317.

North Carolina Museum of History

109 E. Jones St. Raleigh, NC 27611 (919) 733-3894.

Old Salem

600   S. Main St. Winston-Salem, NC 27101 (919) 721-7300.

Reynolda House

Reynolda Rd. Winston-Salem, NC 27106 (919) 725-5325.

North Dakota

Frontier Museum

Williston, ND 58801 (701) 572-5006.

Myra Museum and Campbell House

2405 Belmont Rd. Grand Forks, ND 58201 (701) 775-2216.

Red River & Northern Plains Regional Museum

West Fargo, ND 58078 (701) 282-2822.

State Historical Society of North Dakota

North Dakota Heritage Center Bismarck, ND 58505 (701) 224-2666.

Ohio

McKinley Museum of History, Science, & Industry

800   McKinley Monument Dr. NW Canton, OH 44708 (216) 455-7043.

Ohio Historical Center

Interstate 71 & 7th Ave. Columbus, OH 43211 (614) 297-2300.

Western Reverse Historical Society

10825 East Blvd. Cleveland, OH 44106 (216) 721-5722.

U.S. Airforce Museum, Wright-Patterson AFB

Ohio 45433 (513) 255-3284.

Oklahoma

Museum of the Great Plains

601   Ferris Ave. Lawson, OK 73502 (405) 353-5675.

National Cowboy Hall of Fame and Western Heritage Center

1700 NE 63rd St. Oklahoma City, OK 73111 (405) 478-2250.

Oklahoma Historical Society

2100 N. Lincoln Blvd. Oklahoma City, OK 73105 (405) 521-2491.

The Norman Cleveland County Historical Museum

508 N. Peters Norman, OK 73070 (405) 321-0156.

Oregon

American Advertising Museum

9   NW Second Ave. Portland, OR 97209 (503) 226-0000.

Mission Mill Museum

1313 Mill St. SE Salem, OR 97301 (503) 585-7012.

Oregon Historical Society

1230 SW Park Ave. Portland, OR 97205 (503) 222-1741.

Southern Oregon Historical Society

206 N. 5lh St. Jacksonville, OR 97530 (503) 899-1847.

Pennsylvania

Fort Hunter Mansion ;

5300 N. Front St. Harrisburg, PA 17110 (717) 599-5822.

Gettysburg National Military Park

Gettysburg, PA 17325 (717) 334-1124.

HistoricBethlehem

459   Old York Rd. Bethlehem, PA 18018 (215) 691-5300.

460   Landis Valley Museum

2451 Kissel Hill Rd. Lancaster, PA 17601 (717) 569-0401.

Lehigh County Historical Society

Hamilton at Fifth St. Allentown, PA 18105 (215) 435-4664.

Philadelphia Maritime Museum

321 Chestnut St. Philadelphia, PA (215) 925-5439.

State Museum of Pennsylvania

3rd and North Sts. Harrisburg, Pa 17120 (717) 787-4980.

Washington Crossing Historic Park

Washington Crossing, PA 18977 (215) 493-4076.

Rhode Island

The Preservation Society of Newport County

1 18 Mill St. Newport, RI 02840 (401) 847-1000.

Rhode Island Society

1 10 Benevolent St. Providence, RI 02906 (401) 331-8575.

South Carolina

The Charleston Museum

360 Meeting St. Charleston, SC 29403 (803) 722-2996.

Drayton Hall

3380 Ashley River Rd. Charleston, SC 29414 (803) 766-0188.

Fort Sumter National Monument

Sullivan’s Island, SC 29482 (803) 883-3123.

Hampton-Preston Mansion and Garden

1615 Blanding St. Columbia, SC 29201 (803) 252-3964.

M use um of African -A meri can Cultu re

1403 Richland St. Columbia, SC 29201 (803) 252-1450.

South Carolina State Museum

301 Gervais St. Columbia, SC 29201 (803) 737-4921.

John Mark Verdier House

801 Bay St. Beaufort, SC 29902 (803) 524-6334.

South Dakota

Siouxland Heritage Museum

200   W. 6th St. Sioux Falls, SD 57102 (605) 335-4210.

South Dakota State Historical Society

900 Governors Dr. Pierre, SD 57501(605) 773-3458.

Tennessee

Belle Meade Mansion

1 10 Leake Ave. Nashville, TN 37205 (615) 356-0501.

Blount Mansion

200   W. Hill Ave. Knoxville, TN 37902 (615) 525-2375.

Chattanooga Regional History Museum

201   High St. Chattanooga, TN 37403 (615) 265-3247.

202   ClarksviUe-Montgoinery County Historical Museum

100 S. Second St. Clarksville, TN 37040 (615) 648-5780.

Historic Rugby

State Highway 52 Rugby, TN 37733 (615) 628-2441.

Museum of Appalachia Norris, TN 37828 (615) 494-7680.

Ramsey House

2614 Thorngrove Pike Knoxville, TN 37914 (615) 546-0745.

Tennessee Stale Museum

505   Deaderick St. Nashville, TN 37219 (615) 741-2692.

Texas

The A Ian to

Aloma Plaza San Antonio, TX 78299 (512) 222-1693.

Caddo Indian Museum

701 Hardy St. Longview, TX 75604 (214) 759-5739.

Fort Worth Museum of Science and History

1501 Montgomery St. Fort Worth, TX 76107 (817) 732-7635.

Galveston Historical Museum

2219 Market St. Galveston, TX 77550 (409) 766-2340.

Institute of Texan Cultures

801   S. Bowie at Durango Blvd. San Antonio, TX 78205 (512) 226-7651.

802   Museum of the Southwest

1705 W. Missouri Ave. Midland, TX 79701 (915) 683-2882.

Panhandle-Plains Historical Museum

2401 Fourth Ave. Canyon, TX 79016 (806) 656-2244.

Utah

Ogden Union Station Museums

25th & Wall Ave. Ogden, UT 84401 (801) 629-8444.

Utah State Historical Society

300   Rio Grande St. Salt Lake City, UT 84101 (801) 533-5755.

Vermont

Billings Farm & Museum

River Rd. & Rt. 12 Woodstock, VT 05091 (802) 457-2355.

Hildene

Route 7A Manchester, VT 05254 (802) 362-1788.

Vermont Museum

109 State St. Montpelier, VT 05602 (802) 828-2291.

Virginia

Arlington House, Arlington National Cemetary

Arlington, VA 22211 (703) 557-0613.

Carlyle House Historic Park

121 N. Fairfax St. Alexandria, VA 22314 (703) 549-2997.

Colonial Willi a msb 11 rg Williamsburg, VA 23815 (804) 229-1000.

Gunston Hall

10709 Gunston Rd. Mason Neck, VA 22079 (703) 550-9220.

Stonew all Jackson House

8  E. Washington St. Lexington, VA 24450 (703) 463-2552.

Jamestown Museum

Jamestown Island Jamestown, VA 23081 (804) 898-3400.

The Mariners’ Museum

100  Museum Dr. Newport News, VA 23606 (804) 595-0368.

Monticello

Charlottesville, VA 22902 (804) 293-2158.

Mount Vernon

George Washington Pkwy. So. Mount Vernon, VA 22121 (703) 780-2000.

The Museum of the Confederacy

1201  E. Clay St. Richmond, VA 23219 (804) 649-1861.

Museum of American Frontier Culture

Richmond Road Stanton, VA 24401 (703) 332-7850.

Roanoke Valley Historical Museum

One Market Square Roanoke, VA 24011 (703) 342-5770.

Sherwood Forest Plantation

Route #5 Charles City, VA 23020 (804) 829-5377.

Shirley Plantation

501 Shirley Plantation Rd. Charles City, VA 23030 (804) 795-2385.

Smithfield Plantation

Southgate Dr. Extension Blacksburg, VA 24060 (703) 951-2060.

Wood lawn Plantation

9000 Richmond Highway Alexandria, VA 22309 (703) 780-4000.

Washington

Clieney Cowles Museum

W. 2316 First Ave. Spokane, WA 99204 (509) 456-3931.

Clark County Historical Museum

1511 Main St. Vancouver, WA 98663 (206) 695-4681.

For Walla Walla Museum Complex

Myra Road Walla Walla, WA 99362 (509) 525-7703.

Museum of History and Industry

2700 24th Ave. East Seattle, WA 98112 (206) 324-1125.

Pioneer Farm Museum

7716 Ohop Valley Rd. Eatonville, WA 98328 (206) 832-6300.

San Juan Historical Society

405 Price St. Friday Harbor, WA 98250 (206) 378-3949.

Washington State Capital Museum

211 W. 21st Ave. Olympia, WA 98501 (206) 753-2580.

Whatcom Museum of History and Art

121 Prospect St. Bellingham, WA 98225 (206) 676-6981.

Yakima Nation Museum

Highway 97 & Fort Rd. Toppenish, WA 98948 (509) 865-2800.

Yakima Valley Museum

2105 Tieton Dr. Yakima, WA 98902 (509) 248-0747.

West Virginia

Harpers Ferry Center

Harpers Ferry, WV 24525 (304) 535-6371.

Ogle bay Instute Mansion Museum

Oglebay Park Wheeling, WV 26003 (304) 242-7272.

West Virginia State Museum Capitol Complex

Charleston, WV 25305 (304) 348-0230.

Wisconsin

Chippewa Valley Museum

Carson Park Eau Claire, WI 54703 (715) 834-7871.

Fairlawn Mansion & Museum

906   E. 2nd St. Superior, WI 54880 (715) 394-5712.

Galloway House and Village

336 Old Pioneer Rd. Fond du Lac, WI 54935 (414) 922-6390.

Hixon House

429 N. 7th St. La Crosse, WI 54601 (608) 782-1980.

Manitowoc Maritime Museum

75 Maritima Dr. Manitowoc, WI 54220 (414) 684-0218.

Milwaukee County Historical Society

910   N. Old World Third St. Milwaukee, WI 53203 (414) 273-8288.

Wyoming

Buffalo Bill Historical Center

720 Sheridan Ave. Cody, WY 82414 (307) 587-4771.

Fort Casper Museum

4001 Fort Casper Rd. Casper, WY 82601 (307) 235-8462.

Laramie Plains Museum

603 Ivinson Laramie, WY 82070 (307) 742-4448.

Wyoming State Museum

24th & Central Ave. Cheyenne, WY 82002 (307) 777-7022.

Alabama

Birmingham Zoo

2630 Cahaba Rd. Birmingham, AL 35223 (205) 879-0409.

The Discovery Place of Birmingham, Inc.

1320 22nd Si. South Birmingham, AL 35205 (205) 939-1176.

Exploreum

1906 Springhill Ave. Mobile, AL 36607 (205) 471-5923.

Alaska

Alaska Stale Museum

395 Whittier Juneau, AK 99801 (907) 465-2901.

University of Alaska Museum

907   Yukon Dr. Fairbanks, AK 99775 (907) 474-7505.

Arizona

Arizona Museum of Science & Technology

80 N. Second St. Phoenix, AZ 85004 (602) 256-9388.

Arizona-Sonora Desert Museum

2021 N. Kinney Rd. Tucson, AZ 85743 (602) 883-1380.

Arizona Zoological Society

5810 E. Van Buren Phoenix, AZ 85072 (602) 273-1341.

Museum of Northern Arizona

Fort Valley Rd. Flagstaff, AZ 86001 (602) 774-5211.

Arkansas

Arkansas Museum of Science and History

MacArthur Park Little Rock, AR 72202 (501) 371-3521.

Hot Springs National Park

369 Central Ave. Bathhouse Row Hot Springs, AR 71901 (501) 624-3383.

Little Rock Zoological Gardens

1 Jonesboro Rock, AR 72205 (501) 666-2406.

California

California Academy of Sciences

Golden Gate Park San Francisco, CA 94118 (415) 221-5100.

California Museum of Science and Industry

700 State Dr. Los Angeles, CA 90037 (213) 744-7400.

Exploratorium

Marina Blvd. & Lyon St. San Francisco, CA 94133 (415) 561-0360.

Fowler Museum of Cultural History

University of California Los Angeles, CA 90024 (213) 825-4361.

Lawrence Hall of Science

University of California Centennial Drive Berkeley, CA 94720 (415) 642-5133.

Los Angeles Children’s Museum

310 North Main St. Los Angeles, CA 90012 (213) 687-8801.

The Muse uni of Natural History and Science

2627 Vista del Oro Newport Beach, CA 92660 (714) 640-7120.

National Maritime Museum

Hyde Street Pier San Francisco, CA 94109 (415) 556-3002.

Natural History Museum of Los Angeles County

900 Exposition Blvd. Los Angeles,Ca 90007 (213) 744-3414.

The Oakland Museum

1000 Oak St. Oakland, CA 94607 (415) 273-3401.

Palm Springs Desert Museum

101  Museum Drive Palm Springs, CA 92262 (619) 325-7186.

Redwood National Park

1111 2nd St. Crescent City, CA 95531 (707) 464-6101.

Sacramento Science and Junior Museum

3615 Auburn Blvd. Sacramento, CA 95821 (916) 449-8255.

San Diego Natural History Museum

Balboa Park San Diego, CA 92101 (619) 232-3821.

San Diego Zoo

San Diego. CA 92112 (619) 231 -1515.

Santa Barbara Museum of Natural History

2559 Puesta del Sol Rd. Santa Barbara, CA 93105 (805) 682-4711.

The Yosemite Museum, National Park Service

Yosemite National Park, CA (209) 372-0281.

Colorado

Cheyenne Mountain Zoological Park

4250 Cheyenne Mt. Zoo Rd. Colorado Springs, CO 80906 (719) 633-9925.

Denver Museum of Natural History City Park

Denver, CO 80205 (303) 370-6357.

Museum of Western Colorado

248 S. 4th St. Grand Junction, CO 81501 (303) 242-0971.

University of Colorado Museum

Broadway, between 15th & 16th Sts. Boulder, CO 80309 (719) 492-6165.

Western Museum of Mining and Industry

1025 North Gate Rd. Colorado Springs, CO 80921 (719) 598-8850.

Connecticut

The Bruce Museum

Museum Drive Greenwich, CT 06830 (203) 869-0376.

Museum of Art, Science and Industry

4450 Park Ave. Bridgeport, CT 06604 (203) 372-3521.

Peabody Museum of Natural History

Yale University 170 Whitney Ave. New Haven, CT 06511 (203) 432-3750.

Science Museum of Connecticut

950   Trout Brook Dr. West Hartford, CT 06119 (203) 236-2961.

Thames Science Center

Gallows Lane New London, CT 06320 (203) 442-0391.

Delaware

Delaware Agricultural Museum

866 N. Dupont Hwy. Dover, DE 19901 (302) 734-1618.

Delaware Museum of Natural History

4840 Kennett Pike Wilmington, DE ¡9807 (302) 658-9111.

District of Columbia

National Zoological Park

3000 Connecticut Ave., NW Washington, DC 20008 (202) 673-4800.

Smithsonian Institution (collection of history, science, art, and air/space museums)

1000  Jefferson Dr. Washington, DC 20560 (202) 357-1300.

Florida

Edison Winter Home and Museum

2350 McGregor Blvd. Fort Myers, FL 33901 (813) 334-3614.

Everglades National Park Homestead, FL 33030 (305) 247-6211.

Florida Museum of Natural History

University of Florida Gainesville, FL 32611 (904) 392-1721.

Metro zoo

12400 SW 152nd St. Miami, FL33177 (305) 251-0401.

Museum of Arts and Sciences

1040 Museum Blvd. Daytona Beach, FL 32014 (904) 255-0285.

Museum of Science

3280 S. Miami Ave. Miami, FL33129 (305) 854-4247.

Museum of Science & History

1025 Gulf Life Dr. Jacksonville, FL 32207 (904) 396-7062.

Museum of Science and Industry

4801 E. Fowler Ave. Tampa, FL 33617 (813) 985-5531.

Orlando Science Center

Loch Haven Park 810 E. Rollins Ave. Orlando, FL 32803 (305) 896-7151.

Science Center of Pinellas County?

7701 22nd Ave. N. St. Petersburg, FL 33710 (813) 384-0027.

Georgia

FernbankScience Center

156 Heaton Park Dr., NE Atlanta, GA 30307 (404) 378-4311.

Museum of Arts and Sciences

4182 Forsyth Rd. Macon, GA 31210 (912) 477-3232.

Savannah Science Museum

4405 Paulsen, GA 31405 (912) 355-6705.

Telfair Academy of Arts and Sciences

121 Bernard St.’ Savannah, GA 31401 (912) 232-1177.

Zoo All ant a

800 Cherokee Ave., SE Atlanta, GA 30315 (404) 624-5600.

Hawaii

Bishop Museum

1525 Bernice St. Honolulu, HI 96817 (808) 847-3511.

Honolulu Zoo

151 Kapahulu Ave. Honolulu, HI 96815 (808) 923-4772.

Lyman House Memorial Museum

276 Haili St. Hilo, HI 96720 (808) 935-5021.

Idaho

Idaho Museum of Natural History

Idaho State University Pocatello, ID 83209 (208) 236-3168.

Illinois

Burpee Museum of Natural History

813 N. Main St. Rockford, IL61 103 (815) 965-3132.

Chicago Architecture Foundation

1800  S. Prarie Ave. Chicago, IL 60616 (312) 326-1393.

Chicago Zoological Park (Brookfield Zoo)

8400 W. 31st St. Brookfield, IL 60513 (708) 485-0263.

Field Museum of Natural History

Roosevelt Rd. at Lake Shore Dr. Chicago, IL 60605 (312) 922-9410.

Illinois State Museum

Spring & Edwards Sts. Springfield, IL 62706 (217) 782-7386.

Lakeview Museum of Arts and Sciences

1 125 West Lake Ave. Peoria, IL 61614 (309) 686-7000.

Lincoln Park Zoo

2200 N. Cannon Dr. Chicago, IL 60614 (312) 935-2249.

Museum of Science and Industry

57th & Lake Shore Dr. Chicago, IL 60637 (312) 684-1414.

Quincy Museum of Natural History and Art

1601 Maine St. Quincy, IL 62301 (217) 224-7669.

University Museum

Southern Illinois University Carbondale, IL 62901 (618)453-5388.

Indiana

The Children’s Museum

3000 N. Meridian St. Indianapolis, IN 46208 (317) 921-4019.

Evansville Museum of Arts & Science

411 SE Riverside Dr. Evansville, IN 47713 (812) 425-2406.

Indianapolis Zoo

1200 W. Washington St. Indianapolis, IN 46218 (317) 638-8072.

Iowa

Grout Museum of History and Science

503   South St. Waterloo, IA 50701 (319) 234-6357.

Putnam Museum

1717 W. Twelfth St. Davenport, IA 52804 (319) 324-1933.

Sanford Museum and Planetarium

1 17 E. Willow St. Cherokee, IA 51012 (712) 225-3922.

Kansas

Museum of Natural History

University of Kansas Lawrence, KS 66045 (913) 864-4540.

Kentucky

Behhuger-Crawford Museum

1600 Montague Rd. Devou Park Covington, KY 41012 (606) 491-4003.

International Museum of the Horse

4089 Iron Works Pike Lexington, KY 40511 (606) 233-4303.

Kentucky Railway Museum Ormsby Station Site

Lagrange Rd. & Dorsey Ln. Louisville, KY 40223 (502) 245-6035.

The Living Arts and Science Center

362 N. Martin Luther King Blvd. Lexington, KY 40508 (606) 252-5222.

Museum of Antliropology

Northern Kentucky University University Drive Highland Heights, KY 41076 (606) 572-5259.

Museum of History and Science

727 Main St. Louisville, KY 40202 (502) 561-6100.

Louisiana

Audubon Park & Zoological Garden

6500 Magazine St. New Orleans, LA 70178 (504) 861-2537.

Children’s Museum of Lake Cha rles

809 Kirby St. Lake Charles, LA 70601 (318) 433-9420.

Lafayette Natural History Museum

637 Girard Dr. Lafayette, LA 70503 (318) 268-5544.

Louisiana Arts and Science Center

100  S. River Rd. Baton Rouge, LA 70801 (504) 344-9463.

Louisiana Nature & Science Center

Joe Brown Memorial Park New Orleans, LA 70127 (504) 246-5672.

Maine

Maine State Museum State House Complex Augusta, ME 04333 (207) 289-2301.

The Natural History Museum

College of the Atlantic Bar Harbor, ME 04609 (207) 288-5015.

Maryland

Baltimore Museum of Industry

1415 Key Highway Baltimore, MD 21230 (301) 727-4808.

Calvert Marine Museum

14200 Solomons Island Rd. Solomons, MD 20688 Maryland Science Center

601   Light St. Baltimore, MD 21217 (301) 685-5225.

National Aquarium in Baltimore

501 E. Pratt St. Baltimore, MD 21202 (301) 576-3800.

Massachusetts The Berkshire Museum

39 South St. Pittsfield, MA 01201 (413)443-7171.

Cape Cod Museum of Natural History Rt. #6A Brewster, MA 02631.

Children’s Museum

Museum Wharf 300 Congress St. Boston, MA 02210 (617) 426-6500.

The Computer Museum

300   Congress St. Boston, MA 02210 (617) 426-2800.

The Discovery Museums

177 Main St. Acton, MA 01720 (508) 264-4200.

New England Science Center

222 Harington Way Worchester, MA 01604.

The MIT Museum

265 Massachusetts Ave. Cambridge, MA 02139 (617) 253-4429.

Museum of Science

Science Park Boston, MA 02114 (617) 589-0100.

Michigan

Ann Arbor Hands-On Museum

219   E. Huron St. Ann Arbor, MI 48104 (313) 995-5437.

Jesse Besser Museum

491 Johnson St. Alpena, MI 49707 (517) 356-2202.

Chippewa Nature Center

400   S. Badour Rd. Midland, MI 48640 (517) 631-0830.

Detroit Science Center

5020 John R. St. Detroit, MI 48202 (313) 577-8400.

Great Lakes Area Paleontological Museum

381 S. Long Lake Rd. Traverse City, MI 49684 (616) 943-8850.

Impressions 5 Science Museum

200 Museum Dr. Lansing, MI 48933 (517) 485-8116.

Kalanuiz.oo Nature Center

7000 N. Westnedge Ave. Kalamazoo, MI 49007 (616) 381-1574.

Michigan State University Museum

West Circle Drive East Lansing, MI 48824 (517) 355-2370.

University of Michigan Museum of Zoology

1109 Washtenaw Ann Arbor, MI 48109 (313) 764-0476.

Minnesota

James Ford Bell Museum of Natural History

10  Church St., S.E. Minneapolis, MN 55455 (612) 624-1852.

A.M. Chisholm Museum

506 W. Michigan St. Duluth, MN 55802.

Lake Superior Museum of Transportation

506   W. Michigan St. Duiuth, MN 55802 (218) 727-0687.

The Science Museum of Minnesota

30 E. 10th St. St. Paul,’MN 55101 (612)221-9488.

Mississippi

John Martin Frazier Museum of Natu ral Science

University of Southern Mississippi East Memorial Drive Hattiesburg, MS 39406.

University Museums

The University of Mississippi University, MS 38677 (601) 232-7073.

Missouri

National Museum of Transportation

3015 Barrett Station Rd. St. Louis, MO 63122 (314) 965-6885.

The Kansas City Museum

3218 Gladstone Blvd. Kansas City, MO 64123 (816) 483-8300.

St. Louis Science Center

Forest Park St. Louis, MO 63110 (314) 289-4400.

St. Louis Zoological Park

Forest Park St. Louis, MO 63110 (314) 781-0900.

Montana

Museum of the Rockies Montana State

University Bozeman, MT 59717 (406) 994-2251.

Nebraska

Folsom Childrens’ Zj>o and Botanical Garden

2800 A St. Lincoln, NE 68502 (402) 475-6741.

Omaha Children’s Museum

551 S. 18th St. Omaha, NE 68102 (402) 342-6164.

University of Nebraska State Museum

307 Morrill Hall 14th & U Sts. Lincoln, NE 68588 (402) 472-3779.

Nevada

Museum of Natural History University of Nevada

4505 S. Marilyn Parkway Las Vegas, NV 89154 (702) 739-3381.

The Nevada State Museum

600 N. Carson St. Carson City, NV 89710 (702) 885-4810.

New Hampshire

Audubon Society of New Hampshire

3 Silk Farm Rd.’Concord, NH 03301 (603) 224-9909.

New Jersey

Bergen Museum of Art & Science

Ridgewood & Farview Aves. Paramus, NJ 07652 (201) 265-1248.

The Newark Museum

49 Washington St. Newark, NJ 07101 (201) 596-6550.

New Jersey State Museum

205 W. State St. Trenton, NJ 08625

New Mexico

Bradbury Science Museum

Diamond Dr. Los Alamos, NM 87545 (505) 667-4444.

Carlsbad Caverns National Park

3225 National Parks Hwy. Carlsbad, NM 88220 (505) 785-2232.

Maxwell Museum of Anthropology

University & Ash. NE Albuquerque, NM 87131 (505) 277-4404.

New Mexico Museum of Natural History

1801   Mountain Rd. NW Albuquerque, NM 87104 (505) 841-8837.

The Space Center

Hwy, 2001 Alamagordo, NM 88310 (505) 437-2840.

New York

American Museum of Natural History

Central Park West at 79th St. New York, NY 10024 (212) 769-5000.

American MuseumHayden Planetarium

81st & Central Park West New York, NY 10024 (212) 769-5900.

The Brooklyn Children’s Museum

145 Brooklyn Ave. Brooklyn, NY 11213 (718) 735-4400.

Buffalo Museum of Science

1020 Humbolt Pkwy. Buffalo, NY 14211 (716) 8696-5200.

International Museum of Photography

George Eastman House 900 East Ave. Rochester, NY 14607 (716) 271-3361

New York State Museum

Empire State Plaza Albany, NY 12230 (518) 474-5877.

Roberson Center for the Arts and Sciences

30 Front St. Binghamton, NY 13905 (607) 772-0660.

Rochester Museum and Science Center

657 East Ave. Rochester, NY 14603 (716) 271-4320.

Schenectady Museum and Planetarium

Nott Terrace Heights Schenectady, NY 12308 (518) 382-7890.

Sci-Teach Center of Northern New York

317 Washington St. Watertown, NY 13601 (315) 788-1340.

Staten Island Institute of Arts and Sciences

75 Stuyvesant Place Staten Island, NY 10301 (718) 727-1135.

Vanderbilt Museum: Mansion, Marine Museum, Planetarium

180 Little Neck Rd. Centerport, NY 11721 (516) 262-7880.

North Carolina

Discovery Place

301    N. Tryon St. Charlotte, NC 28202 (704) 372-6262.

The Health Adventure

501    Biltmore Ave. Asheville, NC 28801 (704) 254-6373.

Museum of Anthropologv

Wake Forest Dr. Winston-Salem, NC 27109 (919) 761-5282.

The Natural Science Center of Greensboro

4301 Lawndale Dr. Greensboro, NC 27408 (919) 288-3769.

Nature Museum

1658 Sterling Rd. Charlotte, NC 28209 (704) 372-6261.

North Carolina Museum of Life and Science

433 Murray Ave. Durham, NC 27704 (919) 477-0431.

Schiele Museum of Natural History and Planetarium

1500  E. Garrison Blvd. Gastonia, NC 28053 (704) 866-6900.

Science Museums of Charlotte

301   Tryon St. Charlotte, NC 28202 (704) 372-6261.

North Dakota

Dakota Zoo

Sertona Park Rd. Bismark, ND 58502 (701) 223-7543.

Ohio

Center of Science and Industry

280   E. Broad St. Columbus, OH 43215 (614) 228-5619.

Cincinnati Museum of Natural History & Planetarium

1720 Gilbert Ave. Cincinnati, OH 45202 (513) 621-3889.

Cleveland Children’s Museum

10730 Euclid Ave. Cleveland, OH 44106 (216) 791 -7114.

Cleveland Museum of Natural History

Wade Oval, University Circle Cleveland, OH 44106 (216) 231-4600.

Dayton Museum of Natural History

2629 Ridge Ave. Dayton, OH 45414 (513) 275-7431.

McKin ley Museum of History, Science, & Industry

800 McKinley Monument Dr. NW Canton, OH 44708 (216) 455-7043.

Toledo Museum of Natural Sciences

2700 Broadway Toledo, OH 43609 (419) 385-5721.

Oklahoma

Oklahoma Museum of Natural History

University of Oklahoma 1335 Asp Ave. Norman, OK 73019 (405) 325-4711.

Omniplex

2100 NE 52 St. Oklahoma City, OK 78111 (405) 424-5545.

Tulsa Zoological Park

5701 E. 36th St. N. Tulsa, OK 74115 (918) 596-2400.

Oregon

The High Desert Museum

59800 S. Hwy. 97 Bend, OR 97702 (503) 382-4754.

Oregon Museum of Science and Industry

4015 SW Canyon Rd. Portland, OR 97221 (503) 222-2828.

Willamette Science & Technology Center

2300   Centennial Blvd. Eugene, OR 97401 (503) 484-9027.

Pennsylvania

Academy of Natural Sciences

19th & the Parkway Philadelphia, PA 19103 (215) 299-1000.

The Carnegie Museum of Natural History

4400 Forbes Ave. Pittsburgh, PA 15213 (412) 622-3243.

Franklin Institute Science Museum and Planetarium

20th & the Parkway Philadelphia, PA 19103 (215) 448-1200.

The Frost Entomological Museum

The Pennsylvania State University University Park, PA 16802 (814) 863-1863.

Pittsburgh Children’s Museum

Old Post Office-Allegheny Center Pittsburgh, PA 15212 (412) 322-5059. Rhode Island

Haffenreffer Museum of Anthropology

Brown University Mt. Hope Grant Bristol, RI 02809 (401) 8388.

South Carolina

The Charleston Museum

360 Meeting St. Charleston, SC 29403 (803) 722-2996.

Roper Mountain Science Center

504   Roper Mountain Rd. Greenville, SC 29615 (803) 297-0232.

Tennessee

American Museum of Science and Energy

300   S. Tulane Ave. Oak Ridge, TN 37830 (615) 576-3200.

Children’s Museum of Oak Ridge

461 W. Outer Dr. Oak Ridge, TN 37830 (615) 482-1074.

Cumberland Science Museum

800   Ridley Blvd. Nashville, TN 37203 (615) 259-6099.

Memphis Pink Palace Museum & Planetarium

3050 Central Ave. Memphis, TN 38111 (901) 454-5600.

Texas

Dallas Museum of Natural History

Fair Park Dallas, TX 75210 (214)’670-8460.

Fort Worth Museum of Science and History

1501  Montgomery St. Fort Worth, TX 76107 (817) 732-7635.

Houston Museum of Natu ral Scien ce

1 Hermann Circle Dr. Houston, TX 77030 (713) 639-4635.

Insights-El Paso Science Center

303 Oregon St. El Paso, TX 79901 (915) 542-2990.

The Petroleum Museum

1500 Interstate 20 W. Midland, TX 79701 (915) 683-4403.

Southwest Museum of Science and Technology

Fair Park Dallas, TX 75210 (214) 428-7200.” ’

Texas Memorial Museum

2400 Trinity Austin, TX 78705 (512) 471 -1604.

Wichita Falls Museum

Two Eureka Circle Wichita Falls, TX 76308 (817) 692-0923.

Witte Museum.

3801 Broadway San Antonio, TX 78209 (512) 226-5544.

Utah

Children’s Museum of Utah

840 West Salt Lake City, UT 84103 (801) 328-3383.

H an sen Planeta hum

15 S. State St. Salt Lake City, UT 84111 (801) 538-2104.

Utah Museum of Natural History

University of Utah Salt Lake City, UT 84112 (801) 581-6927.

Vermont

Fairbanks Museum and Planetarium

Main & Prospect Sts. St. Johnsbury, VT 05819 (802) 748-2372.

Mont shire Museum of Science

Monts hi re Rd. Norwich, VT 05055 (802) 649-2200.

Virginia

The NASA Langley Visitor Center

Langley Research Center Hampton, VA 23665 (804) 864-6000.

Science Museum of Virginia

2500 W. Broad St. Richmond, VA 23220 (804) 367-6799.

Science Museum of Western Virginia

1 Market Square Roanoke, VA 24011 (703) 342-5710.

Virginia Living Museum

524   J. Clyde Morris Blvd. Newport News, VA 23601 (804) 595-1900.

525   Virginia Marine Science Museum

717 General Booth Blvd. Virginia Beach, VA 23451 (804) 425-3447.

Virginia Museum of Natural History

1001   Douglas Ave’ Martinsville, VA 24112 (703) 666-8600.

Washington

Museum of Flight

9404 E. Marginal Way So. Seattle, WA 98108 (206) 764-5700.

Museum of History and Industry

2700 24th Ave. East Seattle, WA 98112 (206) 324-1125.

Pacific Science Center

200   2nd Ave. N. Seattle. WA 98109 (206) 443-2001.

Woodland Park Zoological Garden

5500 Phinney Ave. N.’Seattle, WA 98103 (206) 684-4820

West Virginia

Sunrise

Museums, Inc. 746 Myrtle Rd. Charleston, WV 25314 (304) 344-8035.

Wisconsin

Logan Museum of Anthropology

Beloit College Beloit. WI 53511 (608) 365-3391.

Madison Children ‘s Museum

100  State St. Madison, WI 53703 (608) 256-6445.

Milwaukee Public Museum

800   W. Wells St. Milwaukee, WI 53233 (414) 278-2702.

The Museum of Natural History

University of Wisconsin 900 Reserve St. Stevens Point, WI 54481 (715) 346-2858.

Wyoming

The Geological Museum University of Wyoming Laramie, WY 82071 (307) 766-4218.

Sanat Müzeleri

Alabama

Birmingham Museum of Art

2000 8th Ave. N. Birmingham, AL 35203 (205) 254-2565.

The Fine Arts Museum of the South at Mobile

Museum Drive, Langan Park Mobile, AL 36689 (205) 343-2667.

Montgomery Museum of Fine Arts

One Museum Dr. Montgomery, AL 36123 (205) 244-5700.

Alaska

Alaska State Museum

395 Whittier Juneau, AK 99808 (907) 465-2901.

Anchorage Museum of History and Art

121 W. Seventh Ave. Anchorage, AK 99501 (907) 343-4326.

Arizona

Northern Arizona University Art Gallery

Flagstaff. AZ (602) 523-3471.

Phoenix Art Museum

1625 N. Central Ave. Phoenix, AZ 85004 (602) 257-1880.

Scottsdale Center for the Arts

7383 Scottsdale Mall Scottsdale, AZ 85251 (602) 994-2301.

Tempe Arts Center

54   West First St. Tempe, AZ 85281 (602) 968-0888.

Tucson Museum of Art

140 N. Main Ave. Tucson, AZ 85701 (602) 624-2333.

Yuma Fine Arts Association

281   Gila St. Yuma, AZ 85364 (602) 783-2314.

Arkansas

The Arkansas Arts Center

MacArthur Park Little Rock, AR 72203 (501) 372-4000.

Fort Smith Art Center

423 N. 6th St. Fort Smith, AR 72901 (501) 782-6371.

The University Museum

University of Arkansas Fayetteville, AR 72701 (501) 575-3555.

California

Asian Art Museum of San Francisco

Golden Gate Park San Francisco, CA 94118 (415) 668-8922.

Crocker Art Museum

216 O St. Sacramento, CA 95814 (916) 449-5423.

Cunningham Memorial Art Gallery

1930 R. St. Bakersfield, CA 93303 (805) 323-7219.

The Fine Arts Museums of San Francisco

Lincoln Park San Francisco, CA 94121 (415) 750-3600.

Fowler Museum of Cultural History

University of California Los Angeles, CA 90024 (213) 825-4361.

Fresno Art Museum

2233 N. First St. Fresno, CA 93703 (209) 485-4810.

Fresno Metropolitan Museum

1555 Van Ness Ave. Fresno, CA 93721 (209) 441-1444.

./. Paul Getty Museum

17985 Pacific Coast Highway Malibu, CA 90265 (213) 459-7611.

La Jolla Museum of Contemporary Art

700 Prospect St. LaJolla, CA 92037 (619) 454-3541.

Los Aangeles County Museum

5905 Wilshire Blvd.” Los Angeles, CA 90036 (213) 857-6111.

The Museum of African American Art

4005 Crenshaw Blvd., 3rd FI. Los Angeles, CA 90008 (213) 294-7071.

Newport Harbor Art Museum

850 San Clemente Dr. Newport Beach, CA 92660 (714) 759-1122.

The Oakland Museum

1000  Oak St. Oakland, CA 94607 (415) 273-3401.

Pacific Asia Museum

46 N. Los Robles Ave. Pasadena, CA 91101 (818) 449-2742.

Palm Springs Desert Museum

101  Museum Drive Palm Springs, CA 92262 (619) 325-7186.

Plaz.a De Lit Roza, Inc.

3541 N. Mission Rd. Los angeles, CA 90031 (213) 223-2475.

Redding Museum and Art Center

56 Quartz Hill Rd. Redding, CA 96003 (916) 225-4155.

San Diego Museum of Art, Balboa Park

San Diego, CA 92101 (619) 232-7931.

San Francisco Museum of Modern Art

401 Van Ness Ave. San Francisco, CA 94102 (415) 863-8800.

San Jose Museum of Art

1 10 S. Market St. San Jose, CA 95113 (408) 294-2787.

University Art Museum

2626 Bancroft Way Berkeley, CA 94720 (415) 642-1207.

Colorado

The Aspen Art Museum

590 N. Mill St. Aspen, CO 81611 (303) 925-8050.

Colorado Springs Fine Arts Center

30   W. Dale St. Colorado Springs, CO 80903 (719) 634-5581.

The Denver Art Museum

100  W. 14th Ave. Parkway Denver, CO 80204 (303) 575-2295.

Sang re de Christo Arts Center

210   N. Santa Fe Ave. Pueblo, CO 81003 (719) 543-0130.

University of Colorado Museum

Broadway, between 15th & 16th Sts. Boulder, CO 80309 (719) 492-6165.

Connecticut

Davison Art Center

Wesleyan University 301 High St. Middletown, CT 06457 (203) 347-9411.

HiII-Stead Museum

35 Mountain Rd. Farmington, CT 06032 (203) 677-4787.

Museum of Art, Science and Industry

4450 Park Ave. Bridgeport, CT 06604 (203) 372-3521.

New Britain Museum of American Art

56 Lexington St. New Britain, CT 06052 (203) 229-0257.

Wadsworth Atheneum

600   Main St. Hartford, CT 06103 (203) 278-2670.

Whitney Museum of American Arts

One Champion Plaza Stamford, CT 06921 (203) 358-7652.

Yale University Art Gallery

1111  Chapel St. New Haven, CT 06520 (203) 432-0600.

Delaware

Delaware Art Museum

2301   Kentmere Pkwy. Wilmington, DE 19806 (302) 571-9590.

District of Columbia

The Corcoron Gallery of Art

17st & New York Ave., NW Washington, DC 20006 (202) 638-3211.

Dumbarton Oaks House, Library & Collection

2715 Q St. NW Washington, DC 20007 (202) 342-3200.

Howard University Gallery of Art

2455 6th St., NW Washington, DC 20059 (202) 636-7047.

Meridian House International

1630 Crescent PI., NW Washington, DC 20009 (202) 667-6800.

Museum of Modern Art of Latin America

201   18th St., NW Washington, DC 20006 (202) 789-6019.

National Gallery of Art

4th St. & Constitution Ave, NW Washington, DC 20565 (202) 737-4215.

National Museum of Women in the Arts

1250  New york Ave., NW Washington, DC 20005 (202) 783-5000.

The Octagon

1799  New York Ave., NW Washington, DC 20006 (202) 638-3105.

The Phillips Collection

1600 21st St. NW Washington, DC 20009 (202) 387-2151.

Smithsonian Institution (collection of history, science, art, and air/space museums)

1000  Jefferson Dr. Washington, DC 20560 (202) 357-1300.

The White House

1600   Pennsylvania Ave., NW Washington, DC 20500 (202) 456-1414.

Florida

Boca Raton Museum of Art

801   W. Palmetto Park Rd. Boca Raton, FL 33486 (407) 392-2500.

Center for the Fine Arts

101  W. Flagler St. Miami, FL 33130 (305) 1700.

Cummer Gallery of Art

829 Riverside Ave. Jacksonville, FL 32204.

Jacksonville Art Museum

4160 Boulevard Center Dr. Jacksonville, FL 32207 (904) 398-8336.

Lowe Art Museum

Univeristy of Miami 1301 Stanford Dr. Coral Gables, FL 33146 (305) 284-3535.

The Morikami Museum of Japanese Culture

4000 Morikami Park Rd. Delray Beach, FL 33446 (407) 499-0631.

Museum of Art

1 E. Las Olas Blvd. Fort Lauderdale, FL 33301 (305) 525-5500.

Museum of Arts and Sciences

1040 Museum Blvd. Daytona Beach, FL 32014 (904) 255-0285.

Museum of Fine Arts

255 Beach Dr., NE St. Petersburg, FL 33701 (813) 896-2667.

Norton Gallery of Art

1451 S. Olive Ave. West Palm Beach, FL 33401 (407) 832-5194.

Orlando Museum of Art

2416 North Mills Ave. Orlando, FL 32803 (305) 896-4231.

Pensacola Museum of Art

407 S. Jefferson St. Pensacola, FL 32501 (904) 432-6247.

Tampa Museum of Art

601   Doyle Carlton Dr. Tampa, FL 33602 (813) 223-8130.

Georgia

The Columbus Museum

1251  Wynnton Rd. Columbus, GA 31906 (404) 322-0400.

Georgia Museum of Art

The University of Georgia Jackson St. Athens, GA 30602 (404) 542-3255.

The High Museum of Art

1280 Peachtree St., NE Atlanta, GA 30309 (404) 892-3600.

Museum of Arts and Sciences

4182 Forsyth Rd. Macon, GA 31210 (912) 477-3232.

Telfair Academy of Arts and Sciences

121  Bernard St. Savannah, GA 31401 (912)232-1177.

Hawaii

Bishop Museum

1525 Bernice St. Honolulu, HI 96766 (808) 847-3511.

Honolulu Acedemy of Arts

900   S. Beretania St. Honolulu, HI 96814 (808) 538-3693.

Kauai Museum

4428 Rice St. Lihue, HI 96766 (808) 245-6931.

Idaho

Boise Art Museum

670 S. Julia Davis Dr. Boise, ID 83702 (208) 345-8330.

Illinois

Art Institute of Chicago

Michigan Ave. & Adams St. Chicago, IL 60603 (312) 443-3600.

AugustanaCollege Gallery of Art

7th Ave. & 38th St. Rock Island, IL 61201 (309) 794-7469.

Chicago Architecture Foundation

1800  S. Prairie Ave. Chicago, IL 60616 (312) 326-1393.

Illinois State Museum

Spring & Edwards Sts. Springfield, IL 62706 (217) 782-7386.

Krannert Art Museum

University of Illinois 500 E. Peabody St. Chamaing, IL 61820.

Lakeview Museum of Arts and Sciences

1 125 West Lake Ave. Peoria, IL 61614 (309) 689-7000.

Museum of Contemporary Art

237 E. Ontario St. Chicago, IL 6061 1 (312) 280-2660.

Oriental Institute Museum

University of Chicago 1155 E. 58th St. Chicago, IL 60637 (312) 702-9520.

Quincy Art Center

1515 Jersey St. Quincy, IL62301 (217) 223-5900.

Quincy Museum of Natural History and Art

1601  Maine St. Quincy, IL 62301(217) 224-7669.

Rockford Art Museum

71 1 N. Main St. Rockford, IL61103 (815) 965-3131.

University Museum

Southern Illinois University Carbondale, IL 62901 (618)453-5388.

Frank Llyod Wright Home and Studio

951   Chicago Ave. Oak Park IL 60302 (708) 848-1976.

Indiana

Ball State University Art Gallery

200   University Ave. Muncie, IN 47306 (317) 285-5242.

Eiteljorg Museum of American Indian and Western Art

500 W. Washington Indianapolis, IN 46204 (317) 636-9378.

Evansville Museum of Arts & Sicence

411 SE Reverside Dr. Evansville, IN 47713 (812) 425-2406.

Fort Wayne Museum of Art

31  I E. Main St. Fort Wayne, IN 46802 (219) 422-6467.

Greater Lafayette Museum of Art

101  S. Ninth St. Lafayette, IN 47901 (317) 742-1128.

Indiana University Art Museum

Indiana University Bloomington, IL 47405 (812) 855-5445.

Indianapolis Museum of Art

1200 W. 38th St. Indianapolis, IN 46208 (317) 923-1331.

Midwest Museum of American Art

429 Main St. Elkhart, IN 46515 (219) 293-6660.

The Suite Museum of Art

University of Notre Dame, Notre Dame IN 46556 (219) 239-5466.

South Bend Art Center

120  S. Joseph St. South Bend, IN 46601 (219) 284-9102.

Sheldon Swope Art Museum

25 S. 7th St. Terra Haute IN 47807 (812) 238-1676.

Iowa

Brunnier Gallery and Museum

Scheman Building Iowa State University Ames, IA 50011 (515) 294-3342.

Cedar Rapids Museum of Art

410 Third Ave. SE Cedar Rapids, IA 52401 (319) 366-7503.

Davenport Museum of Art

1737 W. Twelfth St. Davenport, IA 52804 (319) 326-7804.

Des Moines Art Center

4700 Grand Ave. Des Moines, IA 50319 (515) 277-4405.

Dubuque Museum of Art

8th & Central Dubuque, IA 52001 (319) 557-1851.

Gallery of Art

University of Northern Iowa Art Building Cedar Falls, IA 50614 (319) 273-2077.

University of Iowa Museum of Art

North Riverside Dr. Iowa City, IA 52242 (319) 335-1727.

Winterset Art Center

508 E. Jeff St. Winterset, IA 50273 (515) 462-3741.

Kansas

Mulvane Art Museum

17th & Jewell Topeka, KS 66621 (913) 295-6324.

Spencer Museum of Art

University of Kansas 1301 Mississippi St. Lawrence, KS 66045 (913) 864-4710.

The Wichita Art Association

9112 E. Central Wichita, KS 67206 (316) 686-6687.

Wichita Art Museum

619 Stackman Dr. Wichita, KS 67203 (316) 268-4921.

Kentucky

Bell ringe r-Cra wford M useum

1600 Montague Rd. Devou Park Covington, KY 41012 (606) 491-4003.

Owensboro Museum of Fine Art

901   Frederica St. 42301 (502) 685-3181.

J.B. Speed Art Museum

2035 S. Third St. Louisville, KY 40208 (502) 636-2893.

The Kentucky Museum

Western Kentucky University Bowling Green, KY 42101 (502) 745-2592.

University of Kentucky Art Museum

Rose and Euclid Lexington, KY 40506 (606) 257-5716.

Louisiana

Alexandria Museum of Art

933 Main St. Alexandria, LA 71301 (318) 443-3458.

Louisiana Arts And Science Center

100 S. River Rd. Baton Rouge, LA 70801 (504) 344-9463.

Masur Museum of Art

1400 S. Grand Monroe, LA 71457 (318) 329-2237.

Meadows Museum of Art

Centenary College 2911 Centenary Blvd. Shreveport, LA 71104 (318) 869-5169.

New Orleans Museum of Art

City Park New Orleans, LA 70119 (504) 488-2631.

The R. W. Norton Art Gallery

4747 Creswell Ave. Shreveport, LA 71106 (318) 865-4201.

Maine

Bowdoin College Museum of Art

Walker Art Buidling Brunswick, ME 04011 (207) 725-3275.

Museum of Art of Oguncjuit

Shore Rd. Ogunquit, ME 03907 (207) 646-4909.

Portland Museum of Art

Seven Congress Square Portland, ME 04101 (207) 775-6148.

 Maryland

Academy of the Arts

106  South St. Easton, MD 21601 (301) 822-0455.

The Baltimore Museum of Art

Art Museum Drive Baltimore, MD 21218 (301) 396-7101.

Maryland Museum of African Art

5434 Vantage Point Columbia, MD 21044 (301) 730-2621.

Walters Art Gallery

600 N. Charles St. Baltimore, MD 21201 (301) 547-9000.

Massachusetts

The Berkshire Museum

39 South St. Pittsfield, MA 01201 (413)443-7171.

Fuller Museum of Art

455   Oak St. Brocton, MA 02401 (508) 588-6000.

The Institute of Contemporary Art

955 Boy Is ton St. Boston, MA 02115 (617) 266-5151.

Museum of Fine Arts

465 Hungtington Ave. Boston, MA 02115 (617) 267-9300.

Provincetown Art Museum

461    Commercial St. Provincetown, MA 02657 (617) 487-1750.

Norman Rockwell Museum Main St. Stockbridge, MA 01262 (413) 298-3944.

Arthur M. Sackler Museum

485 Broadway Cambridge, MA 02138 (617) 495-9400.

Worcliester Art Museum

55   Salisbury Rd. Worchester, MA 01609 (508) 799-4406.

Michigan

Art Center of Battle Creek

265 E. Emmett St. Battle Creek, MI 49017 (616) 962-9511.

Jesse Besser Museum

491 Johnson St. Alpena, MI 49707 (517) 356-2202.

Cranbrook Academy of Art Museum, Cranbrook Institute of Science

500 Lone Pine Rd. Bloomfield Hills, MI 48013 (313) 645-3323.

Detroit Institute of Arts

5200 Woodward Ave. Detroit, MI 48202 (313) 833-7900.

Flint Institute of Arts

1 120 E. Kearsley St. Flint, MI 48503 (313) 234-1695

Grand Rapids Art Museum

155 N. Division Grand Rapids, MI 49503 (616) 459-4677.

Kalamazoo Institute of Arts

314 S. Park St. Kalamazoo, MI 49007 (616) 349-7775.

Kresge Art Museum

Michigan State University East Lansing, MI 48824 (517) 355-7631.

Midland Arts Council, Midland Center for the Arts

1801  V/. St. Andrews Midland, MI 48640 (517) 631-3250.

Museum of Arts and History

1115 Sixth St. Port Huron, MI 48060 (313) 982-0891.

Muskegon Museum of Art

296 W. Webster Muskegon, MI 49440 (616) 722-2600.

Public Museum of Grand Rapids

54 Jefferson SE. Grand Rapids, MI 49503 (616) 456-3977.

Saginaw Art Museum

1 126 N Michigan Ave.Saginaw, MI 48602 (517)754-2491.

University of Michagem Museum of Art

526   S. State St Ann Arbor, MI 48109 (313) 764-0395.

Minnesota

Minneapolis Institute of Arts

2400 Third Ave. So. Minneapolis, MI 55404 (612) 870-3000.

Minnesota Museum of Art

Fifth & Market St. Paul, MN 55102 (612) 292-4355.

Plains Art Museum

521 Main Ave. Moorhead, MN 56560 (218) 236-7171.

Tweed Mu seuin of A rt

University of Minnesota Duluth, MN 55812 (218) 726-8222.

Walker Art Cerner

Vineland Place Minneapolis, MN 55403 (612) 375-7600.

Mississippi

Mississippi Museum of Art

201   E. Pascagoula St. Jackson, MS 39201 (601)960-1515.

Mississippi Museum of Art/Gulf Coast

136  Gearge E. Ohr Sti Biloxi, MS 39530 (601) 374-5547.

Lauren Rogers Museum of Art

5th Ave. At 7th St. Laurel, MS 39440 (601) 649-6374.

Un iversify Museums

The University of Mississippi University, MS 38677 (601) 232-7073.

Missouri

Albrecht Art Museum

2818 Frederick Blvd. St. Joseph, MO 64506 (816) 233-7003.

Museum of Art and Archaeology

University of Missouri Columbia, MO 65211 (314) 882-3591.

The Nelson-Atkins Museum of Art

4525 Oak St. Kansas City, MO 64111 (816) 561-4000.

St. Louis Art Museum

Forest Park St. Louis, MO 63110 (314) 721-0067.

Springfield Art Museum

HUE. Brookside Dr. Springfield, MO 65807 (417) 866-2716.

Missoula Museum, of the Arts

335 N. Patiee Missoula, MT 59802 (406) 728-0447.

CM. Rusell Museum

400   13th St. North Great Falls, MT 59401 (406) 727-8787.

401   Yellowstone Art Center

402   N. 27th St. Billings, MT 59101 (406) 256-6804.

Montana

Butte-Silver Bow Arts Chateau

321 W. Broadway Butte, MT 59701 (406) 723-7600.

Hockaclay Center for the Arts

Second Ave. E. & Third St. Kalispell, MT 59901 (406) 755-5268.

Nebraska

Josl\n Art Museum

2200 Dodge St. Omaha, NE 68102 (402) 342-3300.

Museum of Nebraska Art

24th & Central Kearney, NE 68848 (308) 234-8559.

Slielclon Memorial Art Gallery

12th & R Sts. Lincoln, NE 68588 (402) 472-2461.

Nevada

Las Vegas Art Museum

3333 W. Washington Las Vegas, NV 89107 (702) 647-4300.

Nevada Museum of Art

160  W. Liberty Reno, NV 89501 (702) 329-3333.

New Hampshire

The Currier Gallery of Art

192 Orange St. Manchester, NH 03104 8603) 669-6144.

University Art Gallery

University of New Hampshire Durham, NH 03824 (603) 862-3712. New Jersey

African Art Museum of the S.M.A. Fathers

23 Bills Ave. Tenafly, NJ 07670 (201) 567-0450.

The Art Museum

Princeton University Princeton, NJ 08544 (609) 452-3788.

Bergen Museum of Art & Science

Ridgewood & Farview Aves. Paramus, NJ 07652 (201) 265-1248.

Hunterdon Art Center

1 Center St. Clinton, NJ 08809 (201) 735-8415.

Montclair Art Museum

3  South Mountain Ave. Montclair, NJ 07042 (201) 746-5555.

Jane Voorhess Zimmerli Art Museum

Rutgers University New Brunswick, NJ 08903 8201) 932-7237.

New Mexico

Institute of American Indian Arts Museum

1369 Cerrillos Rd. Santa Fe, NM 87504 (505) 988-6281.

Museum of Fine Arts

107   W. Palace Santa Fe, NM 87501 (505) 827-4468.

Museum of New Mexico

1 13 Lincoln Ave. Santa Fe, NM 87504 (502) 827-6450.

Roswell Museum and Art Center ,100 West 11th Roswell, NM 88201 (505) 624-6744.

University Art Museum

The University of New Mexico Albuquerque, NM 87131 (505) 277-4001.

New York

(Note: New york City has a separate section)

Albany Institute of History & Art

125 Washington Ave. Albany, NY 12210 (518) 463-4478.

Albright-Knox Art Gallery

1285 Elmwood Ave. Buffalo, NY 14222 (716) 882-1958.

A mot Art Museum

235 Lake St. Elmira, NY 14901 (607) 734-3697

The Corning Museum of Glass

1  Museum Way Corning, NY 14830 (607) 937-5371.

Everson Museum of Art of Syracuse and Onondaga County

401    Harrison St. Syracuse, NY 13202 (315) 474-6064.

Fine Art Museum of Long Island

295 Fulton Ave. Hempstead, NY 11550 (516) 481-5700.

The Hyde Collection

161   Warren St. Glen Falls, NY 12801 (518)792-1761.

International Museum of Photography

George Eastman House 900 East Ave. Rochester, NY 14607 (716) 271 -3361.

Herbert F. Johnson Museum of Art

Cornell University Ithaca, NY 14853 (607) 255-6464.

Munson-Williams-Proctor Institute Museum of Art

310 Genesee St. Utica, NY 13502 (315) 979-0000.

The Parrish Art Museum

25 Job’s Lane Southampton, NY 11968 (516) 283-2118.

Roberson Center for the Arts and Sciences

30 Front St. Binghamton, NY 13905 (607) 772-0660.

Schnectady Museum and Planetarium

Nott Terrace Heights Schenectady, NY 12308 (518) 382-7890.

Schweinfurth Memorial Art Center

205   Genesee, St. Auburn, NY 13021 (315) 255-1553.

Staten Island Institute of Arts and Sciences

75   Stuyvesant Place Staten Island, NY 10301 (718) 727-1135.

New York City

The Center for African Art

54 East 68th St. New York, NY 11201 (212) 861-1200.

The Cloisters

190 3rd St.-Fort Tryon Park New York, NY 10040 (212) 923-3700.

Cooper-Hewitt Museum, The Smithsonian Institution Museum of Design

2   East 91st St. New York, NY 10128 (212) 860-6868.

El Museo del Barrio

1230 Fifth Ave. New York, NY 10029 (212) 831-7272.

The Frick Collection

I    East 70th St. New York, NY 10021 (212) 288-0700.

Solomon R. Guggenheim Museum

1071 Fifth Ave. New York, NY 10128 (212) 360-3500.

The Metropolitan Museum of Art

Fifth Ave. At 82 nd St. New York, NY 10028 (212) 879-5500.

Museum of American Folk Art

Two Lincoln Square New York, NY 10023 (212) 977-7170.

The Museum of Modern Art

II W. 53rd St.’ New York, NY 10019 (212) 708-9400.

The New Museum of Contemporary Art

583 Broadway New york, NY 10012 (212) 219-1222.

The Studio Museum in Harlem

144 W. 125th St. New York, NY 10027 (212) 864-4500.

Whitney Museum of American Art

945 Madison Ave. New York, NY 10021 (212) 570-3600.

North Carolina

Asheville art Museum

Asheville Civic Center Asheville, NC 28801 (704) 253-3227.

Fayetteville Museum of Art

839 Stamper Rd. Fayetteville, NC 28301 (919) 323-1776.

Greenville Museum of Art

802 Evans St. Greenville, NC 27834 (919.) 758-1946.

Mint Museum of Art

2730 Randolph Rd. Charlotte, NC 28207 (704) 337-2000.

Museum of Early Southern Decorative Arts

924 S. Main St. Winston-Salem, NC 27101 (919) 721-7360.

North Carolina Museum of Art

2110 Blue Ridge Blvd. Raleigh, NC 27607 (919) 833-1935.

North Dakota

Art Gallery

North Dakota State University Fargo, ND 58105 (701) 237-8236.

North Dakota Museum of Art

University of North Dakota Grand Forks, ND 58202 (701) 777-3650.

Ohio

Allen Memorial Art Museum

Oberlin College Oberlin, OH 44074 (216) 775-8665.

Akron Art Museum

70 E. Market St. Akron, OH 44308 (216) 376-9185.

The Butler Institute of American Art

524 Wick Ave. Youngstown, OH 44502 (216) 743-1711.

The Canton Art Institute

1001    Market Ave. N. Vanton, OH 44702 (216) 453-7666.

1002    Cincinnati Art Museum

Eden Park Cincinnati, OH 45202 (513) 721-5204.

The Cleveland Museum of Art

1   1 150 East Blvd. Cleveland, OH 44106 (216) 421-7340.

2   Columbus Museum of Art

480 E. Broad St. Columbus, OH 43215 (614) 221-6801.

The Contemporary Arts Center 115 E. 5th St. Cincinnati, OH 45202 (513) 721-0390.

Dayton Art Institute

Forest &. Riverview Aves. Dayton, OH 45405 (513) 223-5277.

The Toledo Museum of Art

2445 Monroe St. Toledo, OH 43620 (419) 225-8000.

Oklahoma

Charles B. Goddard Center for Visual and Performing Arts

First Ave. & D St SW Ardmore, OK 73401 (405) 226-0909.

Oklahoma City Art Museum

3113 Pershing Blvd. Oklahoma City OK 73107 (405) 946-4477.

Oklahoma Museum of Art

7316 Nichols Rd. Oklahoma City, OK 73120 (405) 840-2759.

Phil brook Museum of Art

2727 S. Rockford Rd. Tulsa, OK 741 14

Oregon

Portland Art Museum

1219 SW Park Ave. Portland, OR 97205 (503) 226-281 1.

University of Oregon Museum of Art

1430 Johnson Lane Eugene, OR 97403 (503) 686-3027.

Pennsylvania

Allentown Art Museum

Fifth & Court Sts. Allentown, PA 18105 (215) 432-4333.

The Carnegie Museum of Art

440 Forbes Ave. Pittsburg, PA 15213 (412) 622-3200.

Erie Art Museum

41 1 State St. Erie, PA 16501 (814) 459-5477.

Philadelphia Museum of Art

26th St. and the Parway Philadelphia, PA 19130 (215) 763-8100.

Westmoreland Museum of Art

221 N. Main St. Greensburg, PA 15601 (412) 837-1500.

Rhode Island

Newport Art Museum

76   Bellevue Ave. Newport, Rl 02840 (401) 847-0179.

Museum of Art

Rhode Island School of Desing 224 Benefit St. Providence, RI 02903 (401) 331-3511.

South Carolina

Columbia Museum of Art

1112  Bull St. Columbia, SC 29201 (803) 799-2810.

Gibbes Museum of Art

135 Meeting St. Charleston, SC 29401 (803) 722-2706.

South Dakota

Civic Fine Arts Center

235 W. Tenth St. Sioux Falls, SD 57102 (605) 336-1167.

Dahl Fine Arts Center

713 Seventh St. Rapid City, SD 57701 (605) 394-4101.

Sioux Indian Museum and Crafts Center

515 West Blvd. Rapid City, SD 57701 (605) 348-0557.

South Dakota Art Museum

Medary Ave. At Dunn St. Brookings, SD 57007 (605) 688-5423.

University Art Galleries

Warren M. Lee Center University of South Dakota Vermillion, SD 57069 (605) 677- 5636.

Tennessee

Country Music Hall of Fame and Museum

4   Music Square East Nashville, TN 37263 (615) 256-1639.

The Dixon Gallery and Gardens

4339 Park Ave. Memphis, TN 38117 (901) 761-5250.

Hunter Museum of Art

10  Bluff View Chattanooga, TN 37403 (615) 267-0968.

Knoxville Museum of Art

1010 Laurel Ave. Knoxville, TN 37916 (615) 525-6101.

Memphis Brooks Museum of Art

Overton Park Memphis, TN 38112 (901) 722-3525.

Nashville Parthenon

Centennial Park Nashville, TN 37203 (615) 259-6358.

Texas

Abilene Fine Arts Museum

801   S. Mockingbird Abilene, TX 79605 (915) 673-4587.

Amorillo Art Center

2200 S. Van Buren Amarillo, TX 79109 (806) 371-5050.

Archer Huntington Art Gallery

University of Texas, Austin 23rd & San Jacinto Sts. Austin, TX 78712 (512) 471-7324.

Art Museum of Southeast Texas

500 Main St. Beaumont, TX 111 A (409) 832-3432.

Contemporary Arts Museum

5216 Montrose Houston, TX 77006 (713) 526-0773.

Dallas Museum of Art

1717 N. Harwood Dallas, TX 75201 (214) 922-0220.

El Paso Museum of Art

1211 Montana Ave. El Paso, TX 79902 (915) 541-4040.

Kimbell Art Museum

3333 Camp Bowie Blvd. Fort Worth, TX 76107 (817) 332-8451.

Laguna Gloria Art Museum

3809 W. 35th St. Austin, TX 78731 (512)458-8191.

Museum of Fine Arts of Houston

1001  Bissonnet Houston, TX 77005 (713) 526-1361.

Marion Koogler McNay Art Museum

6000 N. New Braunfels Ave. San Antonio, TX 78209 (512) 824-5368.

San Antonio Museum of Art

200 West Jones Ave. San Antonio, TX 78299 (512) 226-5544.

Tyler Museum of Art

1300 S. Mahon Ave. Tyler, TX 75701 (214) 595-1001.

Wichita Falls Museum and Art Center

3  Eureka Circle Wichita Falls, TX 76308 (817) 692-0923.

Utah

Utah Museum of Fine Arts

University of Utah Salt Lake City, UT 84112 (801) 581-7332.

Brigham Young University Museum of Fine Arts Harris Fine Arts Center Provo, UT 84602 (801) 378-2818.

Vermont

The Bennington Museum

W. Main St. Bennington, VT 05201 (802) 447-1571.

The Sheldon Art Museum 1 Park St. Middlebury, VT 05753 (802) 388-2117.

Virginia

Bayly Art Museum

University of Virginia Charlottesville, VA 22903 (804) 924-3592.

The Chrysler Museum

Olney Rd. & Mowbray Arch Norfolk, VA 23510 (804) 622-1211.

Hampton University Museum

Hampton University Hampton, VA 23668 (804) 727-5308.

Muier M u seum of A rt

Quinlan St. Lynchburg, VA 24503 (804) 846-9696.

Roanoke Museum of Fine Arts

One Market SquareRoanoke, VA 24011 (703) 342-5760.

Virginia Beach Center for the Arts

2200 Park Ave. Virginia Beach, VA 23451 (804) 425-0000.

Virginia Museum of Fine Arts

2800 Grove Ave. Richmond, VA 23221 (804) 367-0844.

Washington

Bellevue Art Museum

301   Bellevue Square Bellevue, WA 98004 (206) 454-3322.

Larson Museum and Gallery

S. 16th Ave. & Nob Hill Blvd. Yakima, WA 98907 (509) 575-2402.

Maryliill Museum of Art

35 Mary hi 11 Museum Dr. Goldendale, WA 98620 (509) 773-3733.

Museum of Art

Washington State University Pullman, WA 99164 (509) 335-1910.

Seattle Art Museum

100 University St. Seattle, WA 98101 (206) 625-8900.

Tacoma Art Museum

12th & Pacific Ave. Tacoma, WA 98402 (206) 272-4258.

Whatcom Museum of History and Art

121  Prospect St. Bellingham, WA 98225 (206) 676-6981.

Wing Luke Asian Museum

407 Seventh Ave. So. Seattle, WA 98104 (206) 623-5124.

West Virginia

Huntington Museum of Art

2033 McCoy Rd. Huntington, WV 25701 (304) 529-2701.

Parkersburg Art Center

220   Eigh St. Parkersburg, WV 26101 (304) 485-3859.

Wisconsin

Elvehjem Museum of Art

800 University Ave.’ Madison, WI 53706 (608) 263-2246.

John Michael Kohler Art Center

608 New York Ave. Sheboygan, WI 53081 (414) 458-6144.

Madison Art Center

211   State St. Madison, WI 53703 (608) 257-0158.

Milw aukee Art Museum

750 N. Lincoln Memorial Dr. Milwaukee, WI 53202 (414) 271-9508.

Milwaukee Public Museum

800 W. Wells St. Milwaukee, WI 53233 (414) 278-2702.

Ozaukee Art Center

W 62 N 718 Riveredge Dr. Cedarburg, WI 53012 (414) 377-8230.

Paine Art Center and Arboretum

1410 Algoma Blvd. Oshkosh, WI 54901 (414) 235-4530.

Wyoming

Nicolaysen Art Museum

596 N.” Poplar Casper, WY 82601 (307) 235-5247.

University of Wyoming Art Museum

Fine Arts Building Laramie, WY 82071 (307) 766-6622.

 Yazar Hakkında

Alan R. Gartenhaus 1974 yılından beri müze eğitimi alanında çalışmaktadır. Bu süre içinde Washington DC’deki Smithsonian Enstitüsü’nde eğitim uzmanı ve New Orleans Sanat Müzesi’nde eğitim küratörü olarak çalıştı. 1988’de müzeler ile yaratıcı düşünme arasındaki ilişkiler üzerindeki çalışmaları dolayısıyla Alden B. Dow Bursu ile ödüllendirildi.

Gartenhaus bugünlerde müzelerde, hayvanat bahçelerinde ve parklarda eğitim yapan kişiler için çıkarılan The Docent Educator adlı derginin yayın editörlüğünü yapmaktadır. Ayrıca ülkenin her yerinde müzeler, üniversiteler ve okullar için seminerler ve atölye çalışmaları düzenlemekte, yazmakta ve eğitim yapmaktadır. Gartenhaus Seattle/Washington’da ve Kamuela/Havai’de yaşamaktadır.

Kaynak: Alan R. Gartenhaus, Yaratıcı Düşünme ve Müzeler, Özgün adı: Minds in motion-using museums to expand creative thinking (1997, genişletilmiş üçüncü baskı), Caddo Gap Press, San Francisco, California, U.S.A.Çevirenler: Ruhiser Mergenci, Ankara Üniversitesi , 2000, Ankara

 

SERİ KATİLLERİN İÇ DÜNYASI / Alan Bentham


TANRI AŞKINA
DAHA FAZLA ÖLDÜRMEDEN
YAKALAYIN BENİ
KENDİMİ ARTIK KONTROL EDEMİYORUM.
Yaptığı hatalardan dolayı bir insanı kınamak ve onun insani değerlerini aşağılamak, onun hata yapmasını engellemez. Aksine, biri hatalarından dolayı ne kadar kınanırsa, iç dünyası onu o kadar yaptığı hataları tekrarlamaya iter.
Suçlunun iç dünyasının: Madem ben bu suçu işledim, gelecekte bu suçu işlemekten nasıl kendimi alıkoyabilirim ve daha iyi nasıl davranabilirim?” diye sorması gerekirken, ama bunun yerine suçlanan bireyin aklındaki gerçek soru: “Madem ben bu suçu işledim, nasıl olur da bunu telâfi edip, kendimi günahkâr diye nitelendirilmekten kurtarabilirim?” şeklindedir.
Bu soru, normal sayılan ama duygusal bakımdan rahatsız olan bir bireyin aklından geçirdiği ilk sorudur. Gerçekten ruhsal bozukluğu olan kişilerde ise durum daha vahimdir. İnsanların kısmen veya tamamen akıl hastası olmasının nedeni: Küçük yaşta aileleri veya çevrelerindeki insanlar tarafından ciddi şekilde suçlanmalarıdır.

DİZİ HALİNDE CİNAYET

Giovanni Scognamillo bu konuda şu açıklamalarda bulunuyor. Seri Katil denilince aklımıza ilk gelen galiba gerçek olaylar değil de sinemanın kurgusal örnekleridir ister var olanlara dayansınlar (Cehennem, From Hell, ister kimi gerçeklerden hareket ederek kurgusal caniler yaratsınlar (Yedi, Seven, Kuzuların Sessizliği, The Silence of the Lambs). Seri katil böylece hem çağdaş dünyadaki kaosun yeni bir simgesi hem de, bir yansıma olarak, beyaz perdedeki yeni ve çarpıcı bir lanetli anti kahraman imajı. Özellikle Amerikan toplumunun son yirmi yıl içinde yaşamakta olduklarının kriminolojik bir imgesi.

“Seri Katil” (Serial Killer) kriminoloji sözlüğüne 1890’de Hazlewood ve Douglas İkilisinin çalışmaları ile yerleşiyor, on yıl sonra ise Money ile Latince karşılığını kazanıyor “Erotophonophiliac” (Fallik cinayet, cinsel haz için cinayet) olarak.

Amerika Birleşik Devletlerinde 30 yıl içinde 357 seri katilin 3.169 kişiyi katlettiklerini ve son 10 yıl içinde İngiltere’de 58 katilin 196 cinayet işlediklerini düşünürsek olayın düşündürücü ve tehlikeli boyutlara vardığını görmüş oluruz.

Bir insan neden günün birinde cinayet işlemeye koyulur ve durdurulmadığı takdirde devam eder?

Seri cinayetler işleyen sapık ve psikopat katil bunlardan nasıl bir haz duyar, neden bir haz duyar ve cinayetler olmaksızın cinselliğini yaşayamaz. Ya da onların sayesinde, onların aracılığı ile yaşayabilir?

Alan Bentham, hazırladığı “SERİ KATİLLERİN İÇ DÜNYASI” eserinde cinsel cinayetlere ve cinsel katillere eğilerek bu ve bu gibi soruların cevaplarını ararken, verdiği örnekleri cerayen ettikleri dönemlerin özelliklerine bağlıyor. Yakından bakıldığında çoğu kez ruhsal ve beyinsel dengesizliği yüzünden cinayete itilen kişinin çarpıklığı ve sefaleti içinde yaşadığı ortamın, içinde yetiştiği ailenin çarpıklığının ve sefaletinin bir sonucu oluyor. Toplumsal kaos, potansiyel kaos kendi uç örneklerini yaratıyor, şiddete dayalı bir toplum bu şiddeti temsil edenlere yol açıyor. Özgür diye bilinen toplumlarda tırmanan kişisel şiddet Amerika Birleşik Devletlerinde her yıl ortalama 3.500 ile 5.000 kişi, resmi istatistiklere göre seri katillerin kurbanı oluyor derinlere işlenmiş bir rahatsızlığın, varolan fakat pek yüze çıkmayan ama patladığında feci patlayan bir dengesizliğin klinik göstergesinden başka ne olabilir ki?

Seri katil, bağlantısız şekilde cinayet işleyen katil, (cinsel bir haza, bir boşalmaya varmak, varabilmek İçin tecavüz öncesi ya da sonrası kurbanını öldüren, sık sık mekan değiştiren, coğrafi bir sürekliliğe bağlı olmayan, yaptıklarını bir ‘güçlü olma’ psikozuna bağlayan, kendi motivasyonunu haklı çıkartan katil bir birey olarak toplumun değişik imgesinden başka bir şey değildir.

Şiddet şiddeti doğurur, bastırılmış ya da gerçekleştirilmeyen, eylem olamayan her duygu cehennemlik olur.

‘Seri Katillerin İç Dünyası’ kriminoloji ile ilgilenenler kadar, toplumları korumadaki daha etkin tedbirler isteyenlere de, polisiye olaylara merak saranlara da toplu ve ayrıntılı bir malzeme getirip psikolojinin kimi karanlıklarını, kesin nedenlerine inerek, aydınlatacaktır.

**

Dr. Albert Ellis, ise Alan Bentham’ın ‘Seri Katillerin İç Dünyası’ kitabı ve konu hakkında şu gerçekleri dile getiriyor.

Bentham: “Bu insanlar neden diğer insanlardan farklıdır? Neden cinayet işlerler? Bu sorulara cevap vermek için ciltler dolusu ansiklopedi yazmak gerekir. Ama ben burada sadece onların yaşantılarına ve psikolojilerine kısaca değineceğim.

“Fred Thompson, Gilles de Rais, Fritz Haarman ve burada ismi geçen diğer katiller gibi insanlar, dünyaya nadir gelirler. Doktor Albert Abarbanel ile birlikte yazdığımız Cinsel Davranışlar Ansiklopedisinde de belirttiğim gibi Amerika’da her yıl 40.000 kişi cinsel suçtan tutuklanıyor ama bunlardan sadece birkaçı, bu kitapta belirtilenler gibi şiddete başvuruyor.

“New Jersey Tedavi Merkezi’nde psikiyatristken, iki buçuk sene, yüzlerce suçluyu inceleme fırsatım oldu. Gözlemlerime göre, bu suçlulardan sadece birkaçı suç işlerken şiddete başvurmuş hatta tecavüzcüler bile isteklerini yerine getirtmek için fiziksel güç yerine tehditi seçmiş.

“Sanılanın aksine, sapıkların büyük bir kısmı aşırı agresif ve tehlikeli bireyler değillerdir. Profesör Paul Tappen ünlü kitabında, Her Zamanki Suçlular (New Jersey, Her Zamanki Cinsel Suçlular Komisyonu, 1949) cinsel suçtan tutuklananların şeytandan ziyade normal hayattan sapmalar gösteren bireyler olduğunu belirtmiştir. Doktor Ralph Brancale ve Ben, tedavi merkezindeki üçyüz suçluyu inceleyerek, Profesör Tappan’ın tespitini doğruladık. (Ellis ve Brancale, Cinsel Suçluların Psikolojisi, Charles C Thomas 1956).

İkinci önemli nokta ise; yakalanan sadist suçluların neredeyse hepsinin ruh sağlığının bozuk olmasıdır. Bu kitapta adı geçen, William George Heirens gibi suçlular ruh hastası olmalarına rağmen, yakalandıklarında aklı yerinde sayılıp işledikleri suçlardan tamamen sorumlu tutulmuşlardır. Yirminci yüzyılın başlarında İngiliz ve Amerikan kanunları bu suçluların olay sırasında bilinçli davrandıklarını ve bu yüzden yasal olarak onların tamamen suçlu sayılabileceğini iddia ediyordu. İlerleyen tıp bu iddiayı çürütmüş yeni yasalarda bu değişikliği kabul etmişti.

Akla bir soru takılıyor: Cinsel suçlular işledikleri suçlardan dolayı kınanıp cezalandırılmalı mı?

Olaya psikolojik noktadan bakarsak; hayır.

Bu cevap suçluların ahlâksız ve hatalı olmadıkları anlamına gelmez. Aksine öyledirler. Bir insan şu şartlar altında suçlu ve hatalı sayılır:

A)          Güç ve baskı uygulandığında
B)          Yetişkin olup da bir çocuktan faydalandığında
C)           Toplum tarafından kınanılacak suçlar işlediğinde.

Toplum eşcinselliği de kınar. Eşcinsellik de bir tür cinsel sapmadır. Ancak bu tür davranışlar bazı ülkelerde suç sayılırken bazılarında sayılmaz.

Şu da bir gerçektir ki, bu kitapta anlatılan suçlar kesinlikle ahlâk dışıdır; çünkü bu suçlarda şiddet ve baskı kullanılmıştır.

Seks cinayeti işlemenin gerçekçi yönü sorgulanamaz bile. Peki, bu suçtan dolayı suçluyu aşağılık ve değersiz olmakla nitelendirebiliriz miyiz? Bu soruya verilebilecek en ahlâkî ve mantıklı cevap yine hayırdır. İnsanoğlu hata yapmaya eğilimlidir; çünkü O, ne doğaüstü bir varlık ne de bir melektir. Hata yapmak kaderinde vardır. Tüm hayatı boyunca sayısız hataya düşer ve ahlâk dışı davranışta bulunabilir.

Yaptığı hatalardan dolayı bir insanı kınamak ve onun insani değerlerini aşağılamak, onun hata yapmasını engellemez. Aksine, biri hatalarından dolayı ne kadar kınanırsa, iç dünyası onu o kadar yaptığı hataları tekrarlamaya iter. Suçlunun iç dünyasının:

“Madem ben bu suçu işledim, gelecekte bu suçu işlemekten nasıl kendimi alıkoyabilirim ve daha iyi nasıl davranabilirim?”diye sorması gerekirken, bunun yerine suçlanan bireyin aklındaki gerçek:

“Madem ben bu suçu işledim, nasıl olur da bunu telafi edip, kendimi günahkâr diye nitelendirilmekten kurtarabilirim?”şeklindedir.

Bu soru, normal sayılan ama duygusal bakımdan rahatsız olan bir bireyin aklından geçirdiği ilk sorudur. Gerçekten ruhsal bozukluğu olan kişilerde ise durum daha vahimdir. İnsanların kısmen veya tamamen akıl hastası olmasının nedeni: Küçük yaşta aileleri veyahut çevrelerindeki insanlar tarafından ciddi şekilde suçlanmalarıdır. Sonuç olarak da, bu bireyler suçlanmayı benliklerinin bilinç ve bilinç dışı parçası haline getirirler. Bunu psikopatlar, özellikle de dünya tarihinde önemli rol oynayan siyasal psikopatlar, Adolf Hitler ve Adolf Eichmannda rahatlıkla görebiliriz. Gençliklerinde acımasızca suçlanmaları, bu şahsiyetlerin kendilerini işe yaramaz ve yetersiz hissetmelerine yol açmıştır. Bu olumsuz düşünceleri kabul etmeleri, kendi değerlerini koruma ve suçu başkasında aramaya dönüşmüştür. Bu yüzden kendi değersizliklerini kabul etmek yerine, kendilerinden daha değersiz insan arayışına girmişlerdir.

Mitler, Yahudiler’in ve Aryan soyundan gelmeyeninin kendinden aşağı olduğunu söylemektedir.Suçluların büyük bir kısmı ise dürüst vatandaşların ve polis birliklerinin eziyet edici oldukları inancını paylaşmaktadır. Bireyin kendine karşı duyduğu nefret, yakın çevresi dışındaki insanları, değersiz olarak algılamasına yol açar. Nefret içerisindeki bu birey, kendi değersizliğini başkalarına yansıtmakta ustalaşır ve duygusal bakımdan ciddi şekilde hasar görür.

Eğer durum daha da vahimse, bu psikopat birey diğer insanlara duyduğu nefret yüzünden, her türlü sadist ve anti sosyal sayılan suçu işler ki bu suçlar onun daha da şiddetli kınanmasına yol açar. Hiç kimse normal ve masum hareketlerinden dolayı kınanan bireyi hatırlamaz, ta ki o bir gaz istasyonunu soyana ya da çetesindeki birini arkadan bıçaklayana dek… Onun daha önceden masum olduğuna ya da şu anda bile masum olabileceğine kimse inanmaz. Ona değersizliğinden dolayı şiddetli bir ceza verilmelidir. Gittikçe daha fazla suçlanır ve o kendini daha fazla suçlu ve depresif hissettikten sonra ise önüne iki seçenek konur; ya bir akıl hastanesine gidecektir ya da kızgınlığını diğer insanlardan çıkardığı için hapishaneye düşecektir.

Bu yüzden birey aşırı derecede büyük ve korkunç bir suç işlese dahi, onun şiddetle kınanmasına ve cezalandırılmasına karşıyım. Suçlu yaptığı anti sosyal hareketlerden sorumlu olabilir ama biyo çevresinden onu sorumlu tutamayız. Ahlâk dışı bir harekette bulunmuş bireyi kınamak veya cezalandırmak onun ileride ahlâklı davranmasına yol açmaz. (Tabi bazı istisnalar haricinde…) Aksine, bireyi daha da fazla suç dünyasına iter. Fred Thompson, William Qeorge Heirens ve diğer seri katiller, asıl büyük suçlarını işlemeden önce toplum tarafından kınanmışlardı.Suçlamaların çoğunu kabul etmeleri ve yaptıklarından dolayı kendilerini suçlu hissetmeleri, onları gelecekteki suçlarından alıkoymamıştı, aksine onların daha da anti-sosyal davranmasına neden olmuştu.

Cezalandırmak bir çözüm yolu olmadığına göre, suçlulara ne yapılmalı?
Tabiki de onların ellerini kollarını sallayarak, toplum içinde dolaşmalarına izin verilemez.
Cezalandırılmamaları gelecekteki suçluları cesaretlendiren bir faktör olmaz mı?

Bu son soruya cevap; hayırdır, büyük bir ihtimalle hayır. Suçluları cezalandırmak nadiren diğer bireyleri, eşit derecede bir suçu işlemekten alıkoyar. Suçluları işleyen birçok kitap, klasik bir olayı örnek verir: On sekizinci yüzyıl Londra’sında yankesiciler, toplum önünde idam edilirlerdi. Amaç diğer yankesicileri vazgeçirmekti; ama sonradan, idamı seyretmek için toplanan kalabalığın diğer yankesiciler tarafından soyulduğu ortaya çıktı. İdam, onları suç işlemekten vazgeçirmemişti. Başka bir deyişle; ağır cezaların caydırıcı bir özelliği yoktu, (böylesine ağır bir ceza onları korkutmamıştı).

Birkaç paragraf önce bahsedilen savın, cinsel suçluların cezalandırılması gerektiği doğruluğunu, bu açıklama bile çürütmeye yeter. Cinsel suçlular, ciddi derecede duygusal bozukluğu olan kişilerdir. Kasıtlı olarak suç işlediklerini düşünmek saçmalık olur. Onları, işledikleri suçtan yargılamaksa daha büyük bir saçmalık olur. Albert Fish ve Robert Irwin gibi katiller, yakalandıklarında başlarına ne geleceğinin farkındaydılar ama bu onları suç işlemekten alıkoymadı; bilakis onları daha büyük riksler almaya teşvik etti. Fritz Haarman ve Carlton Masongibi katiller ise normalin altında zekaya sahip, duygusal bozukluğu olan kişilerdi. Kendilerinden önceki suçluların, benzer suçlar işledikleri için cezalandırıldıklarını biliyorlardı ama onlar yine de suç işlemeye devam ettiler.

Öyleyse cinsel katillere ne yapılmalı?

En mantıklı çözüm onları toplumdan uzak, özel bir yerde, koruma altında tutmak. Böylece onların, diğer insanlara zarar vermesi önlenir ve kendini toplum koruyucusu ilan etmiş kişilerden de bu zavallı, deli katiller korunmuş olur.

Yakalanıp hapsedilen bir cinsel suçlu daha sonra serbest bırakılabilir mi?

İlk başta, insanın içinden hayır, asla böyle bir şey olamaz demek geliyor: Çünkü Gilles de Rais ya da Albert Fish gibi birinin tamamen iyileştirilip topluma geri gönderilmesi düşünülemez bile. Ama hemen hayır cevabını verirsek yirminci yüzyılın en ünlü cinsel katillerinden Mathan F. Leopold’u gözardı etmiş oluruz. Mathan F. Leopold hapisten çıktıktan sonra toplumun yararına olan birçok faaliyete imza atmıştı.

Peki, bu yoldan çıkmış insanlar tedavi edilebilirler mi?

Birçok insan için cevap yine hayırdır. Son yirmi yıldır eşcinsellere, teşhircilere, tecavüzcülere, sadistlere, travestilere, mazoşistlere ve fetişlere yoğun bir psikoterapi uyguluyorum. Aslında hiçbiri, cinayet işlemedi ama birçoğu o noktaya kadar geldi. Eğer hata yapmasalardı niyetlerini gerçekleştirebilirlerdi. Birçoğu şimdi ya hapishanede ya da benim gibi psikiyatrların kontrolü altında.

Tedavinin her zaman iyi sonuç verdiğini söyleyemem:Çünkü hastalarımın birçoğu birlikte çalışmayı reddeden zor hastalardır. Ama genelde tedavi etkili olur. Hayatlarını homoseksüel ve lezbiyen olarak geçiren erkeklerin ve bayanların hayatı boyunca eşcinsel heteroseksüel eğilimler gösterdiğini hatta bazen tamamen heteroseksüel olduklarını gördüm. Birlikte çalıştığım sadist bireylerin tamamen zararsız bireyler haline gelip, karşı cinsle önceki bozuk ilişkilerine rağmen, mutlu evlilikler yaptıklarını gözlemledim. Bazı nesnelere ve yöntemlere saplanıp kalmış fetişistlerin birkaç aylık bir psikoterapiden sonra fetişistliklerinden kurtulup, cinsel hayatlarını düzene soktuklarına tanık oldum.

Ciddi cinsel problemleri olanların yüzeysel bir tedavi görmesi ya da kendi hallerine bırakılması tehlikeli olur. Daha önceki kitaplarımda da belirttiğim gibi (Albert Ellis, Aşkın Sanatı ve Kimyası, Lyle Stuart Yayımevi 1960; Albert Ellis ve Robert A. Harper, Yaratıcı Evlilik, Lyle Stuart Yayınevi; 1961; Albert Ellis ve Robert A. Harper, Doğru Yaşam Rehberi, Prentice Hail Yayınevi 1961)bireylerin cinsel yaşamlarındaki sorunları, onların psikolojileri ve sinirleriyle bire bir ilişkilidir. Eğer birey, cinsel sapkınlığı ve suçu olan eğiliminden dolayı tedavi görecekse, ona aynı zamanda yetersizliğini, güvensizliğini ve düşmanca tavırlarını ortadan kaldıracak bir tedavi de uygulanmalı. Bir enstitüde ya da dışında, ki benim tercihim, uygulanacak böyle bir tedavi, bireyin hem cinsel hayatını hem de gündelik hayatını düzene sokmasına yardımcı olur. Böylelikle birey, suça olan eğiliminin ve sapkınlığının üstesinden gelir.

Cinsel Suçlular iki gruba ayrılırlar.

Birinci gruptakiler bu kitapta adı geçen katiller gibi psikopat kimselerdir. Sayıları oldukça azdır ve tedavileri etkin sonuç sağlamaz. İkinci gruptakiler ise sapıklar kadar ağır suç işlemeyen kimselerdir. Sayıları birinci gruptan oldukça fazladır. Erken yaşta tedavi altına alınıp yoğun bir psikoterapiden geçerlerse hayatlarını sağlıklı bir şekilde devam ettirebilirler.

Cinsel suçluları engellemek için ne yapmalıyız?

Çocuklarımızın, özellikle de kızlarımızın gözünü korkutup yabancılardan soğutmakla, onları suçlulardan uzak tutmayı başarabilir miyiz?

Hayır. Onları korkutmadan, sakin bir şekilde bilmediği yerlere yabancılarla gitmemesi gerektiğini söylemek daha uygun olur. Çocuklara, cinsel yönden saldırıya uğrayabileceklerini, küçük bir tehlikeden bile şiddetlice zarar göreceklerini belirtmek onlara yarardan daha çok zarar verir. Bizim bu gereksiz öğütlerimiz onlarda endişeye, onların endişeleri de cinsel ve gündelik hayatlarında sorunlara yol açabilir. Bir kızı, cinsel saldırıdan korkutarak yetiştirmenin altında nasıl bir iyi niyet yatabilir ki? Kız büyüyünce psikolojik olarak güçlü ve sağlıklı olmak yerine gereksiz endişeler içinde kalmış bir frijit olmaz mı? Bir oğlanı, kendisinden yaşlı kadınların cinsel tacizinden korkutmak ise onu eşcinselliğe yönlendirmez mi?

[Frijit, cinsel anlamda soğukluk yaşama hastalığıdır. Psikolojik bir travma sonrası (örneğin tecavüz) kronik olarak ilerler ve egonun kendini savunma biçimi olarak adlandırılır.]

Cinsel suçları engellemenin en etkili yolu; ruhsal bozukluğu olan çocukları, geç olmadan tedavi ettirmektir. Çocuklarımızın kendilerini suçlamalarına engel olup onları gereksiz endişelerden uzak tutarsak, bu tür problemlerden de kaçınmış oluruz. Buna rağmen, yine de çocuklarda duygusal bozukluk görülürse onları olduğu gibi kabul etmeli ve sorunlarını sakince çözmeye çalışmalıyız. İhtiyaç duyulursa onları yoğun bir psikoterapiden geçirmeliyiz. Ancak bu şekilde cinsel suçların kökünü kazıyabiliriz.

Bu yöntemle, nadiren ortaya çıkan cinsel katilleri yok edemezsek bile, ikinci gruptaki, cinsel suça eğilimi olan insanların sayısını azaltabiliriz.

*********

DAHA FAZLA ÖLDÜRMEDEN YAKALAYIN BENİ

1945’de ‘Çılgın Köpek’ diye adlandırılan bir katil Chicago sokaklarında terör estirdi. Kurbanlarını, kadınların arasından rastgele seçiyordu. Belli bir nedeni ve stili yoktu. Pencereden bir kurşun, ani saldırı, keskin bir bıçak… Katilin kendisi bile bir sonraki hareketini bilmiyordu.

Terör, 3 Haziran’da, 43 yaşında çekici, dul bir kadının çıplak cesedinin yatağında bulunmasıyla başladı. Kurbanın adı Josephine Ross’du. Katil, kurbanının boynunu kırmızı bir etek ve külotlu çorapla bağlamıştı. Kurbanın boynundakileri çözen polis, yüz ve boyun çevresinde çeşitli bıçak izleriyle karşılaştı. Katil kadının boğazını kesmiş ve onu ölüme terketmişti. Yan odada, kanapenin altında ağlayan küçük bir bulldog köpeği vardı.

Kadının yatağı kanlar içinde kalmasına rağmen, ne başında ne de vücudunda kan lekesi vardı. Gizem kadının pijamalarının ve iki kanlı havlunun küvette bulunmasıyla çözüldü. Katil, evi terkmeden önce kurbanının bedenini büyük bir titizlikle temizlemişti.

Uzmanlar bayan Ross’un ölüm saatini 10.30 olarak belirlediler. Katilin kurbanıyla cinsel ilişkiye girdiğine dair hiçbir iz yoktu. Eve öğle yemeği için gelen kızı, annesinin çantasından 12 dolar ve daha dün verdiği üç otobüs biletinin çalındığını belirtti. Ayrıca annesinin iki altın yüzüğü ve kürkü de kayıptı.

Dört ay sonra, 1 Ekim akşamı 19 yaşındaki Veronica Hudzinski Kuzey Winthrop Meydanındaki evinin canımda bir tıkırtı duydu. Perdeyi kaldırır kaldırmaz, omuzunda keskin bir acı hissetti. Saldırgan Hudzinski’ye ateş etmişti. Kurşunlardan biri, karavanaydı ama diğeri ne olduğunu anlayamayan kadının omuzuna isabet etmişti.

Dört gün sonra ‘Çılgın Köpek’ başka birine saldırdı. Su seferki kurbanı Kadın Askerler Birliği’nde teğmen olan Evelyn Pekerson idi. Peterson Chicago Üniverpitesi’nin yakınlarındaki bir pansiyonda tek başına yaşıyordu. Kapıda bir ses duyan, Peterson yatağından kalkıp, kapıya doğru ilerlemişti. “Birden arkamda bir ses işittim, ama ben arkamı dönene kadar saldırgan elindeki ağır metali çoktan kafama indirmişti. Sonra bir şey hatırlamıyorum. Bayılmış olmalıyım. Lanet herif, ben bayıldıktan sonra da bana vurmuş. Vurduğu yetmiyormuş gibi 150 dolarımı da çalmış. Ama yine de şanslıyım. Çünkü o caninin neler yaptığını duydum.”

Saldırgan çok dikkatsiz davranıyordu. Peterson’un evinin her tarafında parmak izi vardı.

5 Kasım günü Bayan Marion Caldvvell, Sherwin Meydam’ndaki evinde, dışardan gelen bir kurşunla yaralandı. Saldırgan karşı caddedeki bir evin çatısından ateş etmişti. 5 gün sonra, 10 Kasım’da başka bir şok edici haber duyuldu.

Pinecrest Oteli’nde çalışan temizlikçi kadın 6. katın son odasına temizlik yapmak için girdi. Radyo son sesine kadar açılmıştı. Kanepenin üstünde kanlı bir yastık duruyordu. Oda bir savaş meydanına dönmüştü. Kan izleri banyoya kadar gidiyordu. Ne olup bittiğini anlamak için banyoya giren temizlikçi kadın, küvetin kenarında cansız yatan bedeni görünce çığlık atmaya başladı. Kısa bir süre içinde, çevredeki herkes kadının başına toplanmıştı.

Öldürülen kadının ismi Frances Brovvn’du. 30 yaşında gayet çekici bir kadındı. Büyük bir şirkette sekreter olarak çalışmaktaydı.

Vücudu küvetin kenarında, başı ise suya sokulmuş bir vaziyette bulundu. Pijamanın üstü kadının boğazına dolanmıştı, altı ise kana bulanmış kanapenin üstündeydi. Pijamayı çözen polis, kadının boğazındaki derin bıçak izini gördü. Bıçak boğazın bir kenarından girmiş diğerinden çıkmıştı. Anlaşılan katil sinirlenmiş ve son darbeyi olanca gücüyle indirmişti. Kadının sağ avucundaki bıçak izide kadının katille boğuştuğunu ve bıçağı eliyle durdurmak istediğini gösteriyordu. Ayrıca kafasında ve sağ kolunda kurşun delikleri vardı.

Banyo ıslak ve kanlı havlularla doluydu. Katil bir önceki kurbanı Bayan Ross gibi bu kurbanını da temizlemişti. Ama bu sefer, bir önceki cinayetinden farklı olarak, parmak izi bırakmamaya özen göstermişti. Buna rağmen oturma odasının kapısında silik, kanlı bir parmak izi vardı.

Ama, asıl herkesi şaşırtan duvara kırmızı rujla yazılmış olan yazı oldu. Harflerde belli bir düzen yoktu: Büyük harfler ve küçük harfler iç içe girmişti. Harfler 3 ile 6 cm arasında değişiyordu.

TANRI AŞKINA
DAHA FAZLA ÖLDÜRMEDEN
YAKALAYIN BENİ
KENDİMİ ARTIK KONTROL EDEMİYORUM.

Bu ümitsiz bir yalvarıştı. İşkence çeken bir ruhun, insanlık dışı davranışlarına sessiz tepkimesiydi.

Ertesi ay, katil bir öncekinden de korkunç bir cinayet işledi. 7 Haziran 1946 günü James E. Degnan, vergi dairesi başkanı, altı yaşındaki kızı Suzanne’ı uyandırmak için odasına gitti. Odanın kapısı kilitliydi. Halbuki bir gece önce özellikle kapıyı açık bırakmıştı. Odaya girince Degnan’ın gözüne çarpan ilk şey boş yatak oldu. Her zaman birkaç santim açık olan pencere, sonuna kadar açılmıştı. Baba ‘Suzan!’ diye seslendi ama cevap alamadı.

Karısı Helen ve 10 yaşındaki kızı Elizabet’de, Suzan’ın odasına geldi. Beraber yedi odalı evin her karışını aradılar ama ufaklığı bulamadılar. Bunun üzerine Degnan, polise telefon açtı. En yakın karakoldan bir dedektif bir kaç dakika içinde Degnanların evine geldi. Çocuğun odasını araştıran polis, açık pencerenin önünde yerde duran beyaz bir kâğıt buldu. Kâğıt yağa batırılıp ikiye katlanmıştı. Kâğıdı açan dedektif yüksek sesle okudu:

Dolar

HAZIRLA ve

HABER BEKLE

FBI ya da FOLİS

YOK

FARA 5’lik ve 10’luk OLSUN.

Kâğıdın arkasında:

KIZIN SAĞLIĞI İÇİN BU KÂĞIDI HEMEN YAK, yazılıydı.

Altı ay boyunca yüzlerce Chicago polisi Degman dâvâsıyla ilgilendi. 800 şüpheli sorgulandı 170 tanesi yalan testinden geçirildi. El yazısı uzmanları katilin el yazısını 7000 örnekle karşılaştırdı. Dünyanın her yerinden katil ile ilgili mektupllar geliyordu. Polis, 3000 tanesini dikkatlice inceledi. Ama sonuç hep aynıydı. Katil, sanki bu dünyada yaşamıyordu.

Aynı yıl, 26 Haziran’da kara saçlı, güçlü kuvvetli bir genç kuzey Chicago’da bir evi soyarken görülmüştü. Sokağa kaçan genci, komşular kovalamaya başladı. İzin gününde olan bir polis memuru, sahilden ailesiyle beraber dönerken olayı görmüş, kovalamaya o da katılmıştı. Sonunda genç, terkedilmiş bir eve girdi. Yanındaki tabancayı kendini kovalayanlara doğrultu ve gelenin kafasını kurşunla dolduracağını söyledi.

Biri polise telefon açtı. Kısa bir süre sonra üç devriye arabasının siren sesi duyuldu. Merdivendeki dedektiflerin ayak sesini duyan genç tabancayı kafasına dayadı ve tetiği çekti. Ama tabanca tutukluk yaptı. Bunun üzerine genç, tabancayı dedektife fırlatıp onun dikkatini dağıttı. Sonra da üstüne çullandı. Yerde gençle boğuşan dedektifin yardımına izin gününde olan polis yetişti. Etrafta silah arayan, polisin gözüne çiçek saksısı ilişti. Saksıyı aldığı gibi olanca gücüyle gencin başına indirdi. Genç yere yuvarlandı ve bilincini kaybedip bayıldı.

“Kısa bir süre sonra siren sesleri duydum. Kafamı hafifçe kaldırıp camdan baktım. Dışarıda üç devriye arabası vardı. Birden merdivenlerde bir ayak sesi duydum. Polisin teki, elinde tabancasıyla yukarı çıkıyordu. Paniğe kapıldım. Yakalanmak istemiyordum. Tabancamı çıkardım ve beynime dayadım. Yakalanmaktansa ölmeyi tercih ederdim. Tetiği çektim. Büyük bir patlama sesi bekliyordum. Ama sadece bir klik sesi duydum. Tabanca patlamamıştı. Bu sırada polis içeri girdi. Elimdeki tabancayı aniden ona fırlattım. Adamın dikkati dağılmıştı. Üstüne atladım. Boğuşuyorduk. Sonra kafamda keskin bir acı hissettim. Etraf aniden karardı. Başka da bir şey hatırlamıyorum.”

İzinli polis: “Yukarı çıktığımda hırsızla bir polis boğuşuyordu. O sırada elime ilk geçen, koca bir saksıyı hırsızın kafasına indirdim. Hırsız yere düştü. Bayağı sert vurdum galiba ona çünkü duyduğuma göre hırsız hastahanede bile kendine gelememiş.”

Polis hırsızın cebinde bulduğu kimliklerden, hırsızın William George Heirens, adında 17 yaşında, 1.77 boyunda ve 70 kilo ağırlığında, Chicago Üniversitesi’nde okuyan bir öğrenci olduğunu tespit etti.

Ailesi ve kardeşi Chicago’da banliyöde oturmasına rağmen o tek başına, üniversitenin kampüsünde kalıyordu.

Polis, Heirens’in cebinde ayrıca 1000 dolarlık hisse senedi buldu.

Yakın bir hastahanesinin acil servisinde tedavi edilen Heirens daha sonra Bridewell Hastahanes’inin suçlular koğuşuna sedyeyle getirildi ve gün boyunca orada baygın yattı.

Polis, çok geç olmadan tutukladığı kişinin genç zararsız bir hırsız olmadığını anladı. Hırsızın odasında, iki çanta dolusu silah, kamera, dürbün, saat ve mücevher buldu. Oda, son iki yıldır çözülemeyen soygunların ganimetleriyle doluydu.

Kaynak: Seri Katillerin İç Dünyası / ALAN BENTHAM Bilge Karınca Yayınlan , İkinci Baskı 2010,  İstanbul

(CHARLES MANSON) Bir Seri Katilin Hikâyesi

“BİR DELİNİN SAVUNMASI” İsimli Eserden Derleme / AUGUST STRINDBERG


AUGUST STRINDBERG (22 Ocak 1849 – 12 Mayıs 1912)

İsveç’li ünlü romancı ve oyun yazan Strindberg’in yapıtları uzun bir otobiyografi olarak da kabul edilebilir. Her yapıtı yaşamındaki bir olayla bağlantılıdır. Ama bir olay, Strindberg’in yaşamını tam anlamıyla yönetmiş ve onu çılgınlığın sınırına getirmiştir: 1875 yılında Siri von Essen adlı bir kadınla tanışması ve ona tutulması.

Fransızca olarak kaleme aldığı “Bir Delinin Savunması” adlı yapıtı, Strindberg’in Siri von Essen’le olan ilişkisini ve evliliğini anlatmaktadır. Bu kitapta, Strindberg, kendisini çılgına çeviren karısına karşı saldırgan bir savunma yapmaktadır.

Strindberg Siri’yle tanıştığı zaman, Siri baron Wrangel’le evliydi. Bu evliliğin boşanmayla sonuçlanmasından sonra, Strindberg’le Siri 1877 yılında evlenirler. Bu evliliğin bütün anlan fırtınalı geçer ve her an kopma noktasına gelen bu birliktelik herşeye rağmen 1892 yılına kadar sürer. Strindberg, kendisine hiçbir zaman sadık kalmadığını düşündüğü karısıyla onbeş yıl süren bir cehennem hayatı yaşar.“Bir Delinin Savunması”, bu inanılmaz olayın nasıl gerçekleştiğini gösteren şaşırtıcı bir romandır.

Romanda, Siri von Essen acımasızca eleştirilir, yerden yere vurulur ve ahlaksızlığı o kadar çok yinelenir ki, okuyucu Strindberg’i rahatlıkla salak bir âşık konumuna oturtabilir.

Strindberg evlilik süresince karısını, suçlarını itiraf etmeye zorlar. Sürekli lezbiyen ilişkilere giren Siri’nin başka erkeklerle ve özellikle arkadaşlarıyla ilişkisi olup olmadığını öğrenmek ister. Bu durum da, Strindberg’i herkesten kuşkulanan bir insan konumuna iter. Strindberg bir taraftan bu kuşkular içinde yaşarken, diğer taraftan lezbiyen kadınlardan oluşan çevresi, onun kategorik bir şekilde kadın düşmanı olmasına neden olur. Kitap hep Siri’yi anlatır. Strindberg için kadın demek Siri’dir. O halde “Kadın kafa bakımından erkekle eşit değildir. Kadın uygarlığın inşasında gereksizdir, çünkü erkek görevini ondan daha iyi anlar; ve evrim kuramına göre, cinsiyetler arasındaki fark ne kadar büyük olursa, çocuklar da o kadar güçlü olur. ”Evliler (Giftas) adlı öykü derlemesinin önsözünde bunları yazıyordu. Bu kitap yayınlanır yayınlanmaz bütün kadın kuruluşlarının tepkisini çeker. İsveç ’de hakkında dava açılır. İki yıl süren dava sonunda aklanmasına rağmen, Strindberg Siri de dahil olmak üzere herkesin kendine düşman olduğunu zannetmeye başlar.

Strindberg’i kadınlardan nefret eden biri haline getiren şey, onun kendini kadına bağımlı, tutsak konumdan kurtaramamasıdır. “Bir Delinin Savunması”nda, Strindberg’in bağımsızlığını ilan etmek için ne kadar büyük çaba gösterdiğini ama bunu hiçbir zaman yapamayıp dünyanın en ahlaksız ve en iğrenç varlığı olarak değerlendirdiği Siri’ye geri döndüğünü görüyoruz. Strindberg kadından değil, kadına bağımlı olan varlığından nefret etmektedir.Strindberg’i çıkmaza sokup onu çılgınlık noktasına getiren şey, bu kendine olan nefretidir.

1892 yılında Siri’den boşanan Strindberg kendini bu kadın bağımlılığından kurtaramaz. Evlilikten ve kadından nefret ettiğini söylemesine rağmen, 1893 yılında Avusturya’lı genç gazeteci Frieda Uhl’la evlenir. Ama 1895 yılında boşanır.  Bu evlilik- Strindberg’in bu çelişkili evlilik arzusunu sona erdirmez. 1901 yılında Norveç’ti oyuncu Harriet Bosse’yle evlenir ama bu evlilik de 1904 yılında biter. “Kışın gelen bahar” diye adlandırdığı bu son evliliğinin bitişi üzerine “Cehennem dansı” adlı oyunu yazar ve evlilik kurumuna karşı hissettiği nefreti bir kez daha dile getirir ve böylece bu işe son verir.

Strindberg, hiçbir çevreye uyum sağlayamayan yalnız bir adamdı. Onu çılgına çeviren bu yalnızlığını ve topluma olan nefretini yapıtlarına çok iyi bir yöntemle aktararak aynı toplumun ilgisini çekmiş ve böylece belki de akranı Nietzsche benzeri çılgın bir sondan kurtulmuştur. Strindberg ve Nietzsche 1888 yılının kasım ve aralık aylarında mektuplaşmalardı. Bu mektuplar, Nietzsche’nin delirmeden önceki, son çabalarından biriydi. Nietzsche bu tarihten sonra tam olarak delirip sessizliğe gömülürken, Strindberg deliliğin sınırında kalarak, özellikle tiyatro alanında büyük eserler vermeye devam etti.

 “BİR DELİNİN SAVUNMASI” İsimli Eserden Derleme

Bu dakikada, sanki olağanüstü bir görüntünün önündeymişim gibi iliklerime kadar sarsıldım. İçimde taşıdığım hayranlık duygusu, tapınma arzularıyla birlikte ortaya çıktı. Kovulan dinselliğin bıraktığı boşluk doldu: tapınma gereksinimi yeni bir biçim altında tekrar ortaya çıktı. Tanrı uzaklaştırıldı, Kadın onun yerini alıyor ama bu kez hem bakire ve hem de anne olan bir kadın; çünkü yanındaki küçük kıza baktığım zaman bu doğumun mümkün olabileceğini düşünemiyorum.

İki eş arasındaki özel ilişkileri düşüncesi, yakınlaşmaları bana bedensiz göründüğü için, bende hiçbir zaman cinsel bir ilişkiyi çağrıştırmıyor. Bu andan itibaren, bu kadın benim için, Kutsal Kitap’ın müteveffa ruhlara vermekten hoşlandığı bu görkemli bedene sahip, saf, ulaşılamaz bir Ruh’un cisimleşmesi gibi sunuldu. Sonuç olarak, onu istemeden ona tapıyordum. Olduğu şekliyle ona tapıyordum; anne ve eş olarak; bu kocanın karısı ve bu çocuğun annesi olarak. Çünkü, tapınma gereksinimimin tatmini için, kocanın varlığı bir zorunluluktu. Kocasız, diyordum, dul olacaktı ve dul olarak ona yine de tapacağıma emin olabilir miyim?

Belki de bana ait olsaydı, benim karım…? Hayır! Öncelikle? bu kadar saygısız bir fikir yaratamazdım. Ve üstelik, evlenince, artık bu kocanın eşi, bu çocuğun annesi ve bu evin sahibesi olmayacaktı. Ben onu başka şekilde değil, yalnızca bu şekliyle istiyorum!

…bu kadına tapınma benim için her bakımdan yeni kurtulduğum bu dine benziyordu. Saygının, fedakârlığın ve acının zevkinden başka hiçbir şeyi kazanma umudu olmaksızın, saygı duymak, feda etmek, acı çekmek istiyordum.

Kendi kendimi onun koruyucu meleği olarak görevlendirdim. Aşkımın gücünün onu çekip götürmemesi için onu izlemek istiyordum. Aramızdaki sırların kocası hakkındaki önyargıya kaymaması amacıyla, onunla yalnız kalmaktan özenle kaçınıyordum.

Kendisiyle birlikte, her parti tarafından reddedilip, kovulunca bütün erkeklere karşı nankörce bir tavır alan ve uygar ülkelerin bütün kadın yazarlarının birleşmesi gerektiği sonucuna varan bir aseksüelin kitabını da getirmişti. Emile de Girardin’in Erkek ve Kadın adlı kitabını okuduktan sonra, bu hareketin kadınlar lehine olan bütün sonuçlarını kavradım.

Erkeği azletmek ve onun yerine kadını koymak, önemsiz istisnalar dışında uygarlığın oluşumunda hiçbir payı olmayan kirli hayvan kadını yükseltmek için, yaratışın gerçek efendisini, uygarlığı yaratanı, kültürün faydalarını yaygınlaştıranı, büyük düşüncelerin, sanatların, mesleklerin üreticisini tahtından indirmek, bana göre cinsiyetimize bir saldırıdır. Ve tunç devrinin bu kafalarının, bu antropomorfların, yan maymunların, bu kötü ruhlu hayvanlar sürüsünün geldiğini görmenin fikri bile, içimdeki erkeği ayaklandırıyor. Tuhaf olan şey, kafa bakımından alt düzeyde ve ahlak duygusunun hiç olmamasıyla çok yüksek düzeyde olan bir düşmana nefret dolu bir dirençle karşı çıkmak beni iyileştirdi.

İki kadın arasında ölümüne bir savaşta, daha az dürüst, daha sapık olan kazandığından ve erkeğin kadına karşı doğuştan gelen saygısı ve onun daha iyi hazırlanması için ona sağladığı boş zaman düşünüldüğünde, erkeğin savaşı kazanma olasılığı düşük olduğundan, sorunu ciddi olarak düşünmeye başladım; bu yeni savaş için donandım ve özgürlüğü erkeklerin köleleşmesi pahasına isteyen bu çılgın kadınların suratlarına fırlatılan bir eldiven gibi düşündüğüm bir kitabı hemen yazmaya başladım.

Bu kitaba bir önsöz yazdım.Bu önsözde aşağıda belirttiğim biçimde birçok tatsız gerçeği dile getirdim:

Kadın hiçbir şekilde köle değildir, çünkü kendisi ve çocukları erkeğin çalışmasının getirdiği gelirle beslenirler.

Kadın hiçbir zaman boyun eğmemiştir, çünkü rolünü kendi seçer, çünkü doğa onun, annelik işlevlerini yerine getirirken erkeğin koruması altında kalmasını uygun bulmuştur.

 Kadın kafa bakımından erkekle eşit değildir ve erkek de doğurma konusunda kadınla eşit değildir. Kadın uygarlığın inşasında gereksizdir, çünkü erkek görevini ondan daha iyi anlar; ve evrimci kuramlara göre, cinsiyetler arasındaki fark ne kadar büyük olursa, çocuklar da o kadar güçlü olur. O halde cinsiyetlerin eşitlenmesi, geriye gidiştir, gerilemedir, saçmalıktır, romantik ve idealist sosyalistlerin son düşüdür.

Erkeğe gerekli olan ek, erkeğin tinsel yaratısı olarak kadının kocanın haklarına sahip olma hakkı yoktur, çünkü insanlığın diğer yarısını ancak sayı olarak oluşturabilir. O halde kadınların erkekleri çalışma yolunda özgür bırakmaları gerekir, buna karşın erkek karısına ve çocuklarına bakmak zorundadır ve bir erkekten alınan her işin kaçınılmaz sonucu fazladan yaşlı bir kız veya bir fahişedir.

Kadın hakları savunucularının öfkesini iyi değerlendirin ve kurdukları tehlikeli partiyi iyi düşünün, çünkü bir dava açarak kitabın yasaklanmasını sağlayabilirler.

Ne yazık ki, kafalarının tamamı, dine hakaret suçlaması altına gizlenen bu girişimlerini iyi bir sonuca ulaştırmaya yetmeyecektir, çünkü aseksüellerin aptallıklarını “din” düzeyine çıkardılar!

Kaynak: August Strindberg, “Bir Delinin Savunması” Özgün adı: Le plaidoyer d’un fon, Mehmet Mukadder Yakupoğlu ,Mor Yayınları Birinci Basım: Ankara, 1998

 

BİR İNTİHARIN ÖNSÖZLERİ


Hayallerimin renkli tarafını kaybettiğimi anlıyorum. Günlerdir saçlarım okşanmıyor. Sen bir kez daha tutkum oluveriyorsun. İlk kez yenilmiş savaşçının dağ gibi büyüyen kahrı gibi bu sevda her yanımı kaplıyor.

Dilimden düşüveren kelimeler gece yarısını atlarken, mısralar, ipi kopmuş tespih taneleri gibi dağınık.

Halen senden koptuğuma inanamıyorum. Bana karşı yüklediğin nefreti, inançsızlığı, güvensizliği hiçbir ölüme mahkûm biri bile hak etmezken neden bana yönelttin?

Sözlerim, yalvarmalarım neden kâr etmedi?

İdama mahkûm edilen insan infazından hemen önce son dakikada affedilebileceği hissine kapılır, yani “af yanılsaması” yaşar. Şimdi ben bu sevdanın ayrılık sehpasındayım ve gülünç yalvarmalarda bulunuyorum. “Af yanılsaması” içinde beyninin içindeki nefretin yumuşayabileceği ve sözlerimin yüreğindeki inançsızlığı kaldırabileceğini umuyorum.

Tüm acılarımı, sevinçlerimi kayda değer bir sevgi uğruna nefret ilanlarını yırtarak affına geliyorum. Ruhumun kilitlerini kırarak ve parmaklarımdan beyaz güvercinler uçurarak sana yöneliyorum. Oysa beraber ördüğümüz sevginin surları çoktan yıkılmış bunu da biliyorum. Bilmezsem güneşin ölümlerin müjdesini kaçı “Bu aşk burada bitmiştir” diyeceğinden hep korktum. Mahsun ve mecbur bir yüreğin, inatlarını tutkularım öylesine yitirmenin sancısını taşıtır bu cümle bana.

Belki de bensiz olarak mutlusun ve ben bu mutluluğun ortağı olamıyorum.

Yoksun.

Her gün yüzlerce kez beni gören bakışlarından ne iz ne de anlam kalmıştır belki de.

Kısa bir süre önce değil miydi tutku adına ne varsa bizi birbirimize bağlayan.

En çok da gözlerine hapsolduğum anları düşlüyorum.

Acemi kaleminden çıkmış şiirlerini öptüm, okumadan. Okumadım çünkü o cümlelerin hiçbir ifadesini artık taşımıyorsundur. Kurgusal olarak yazmıştın kim bilir. Oynanmış duygular üzerine kurgular.

Yeryüzünün en çabuk unutulan insanı olmanın duygusuna kapılıyorum.

Öfkeleniyorum.

Güzelliklerin hürriyeti adına ne varsa hepsini geride bırakıyorum.

Aşk yoktur! Sevgi yoktur! Gözlere aldanmak mı? Asla.

Kaç gündür yeryüzünün yaşam için yarattığı acıların hiçbir an sona ermeyeceği endişesi içindeyim.

Bir yürek aynı anda iki ayrı yüreğin sıcaklığını arzu edebilir mi?

Gün gelir söylenen ne varsa tutku adına bir anda uçuverir ve yürek anarşist davranışlara kapı açar.

Beni koru, beni yoğur, beni kur, beni koştur, beni uçur, beni al, kendin yap diyen o yürek, kilitlerini kıra mamanın beceriksizliği içinde yönünü başka rüzgârlara çevirir.

Huzursuzum. Yüzümdeki sivilceleri kanatıyorum. Cennetime kestirme bir yol bulma arzusunu taşıyorum. Öyle ki o cennet de cehennem gibi içi boşmuş. Dünyadan uzaklaşanlar kendi mezarlarında mahşer gününü beklerler. Onlar için cennet de cehennem de şimdilik yok. Kemikleri toprağa karışırken kim bilir ruhları bu karışımı seyreder durur. O ruh ki sıratı geçip geçmeyeceğinin korkusu içindedir. Cehennem ateşinde yanan yok aslında. Onlar için henüz bir karar verilmemiş diye öğrendim. Cennetin kapısını aralamak isteyenlerin telaşı ise, onları vaatçıların kucağına düşürdü.

Cennet ya da cehennem. Ya bizim yarattığımız bu iki nefeslik yerler. Ben, cennetimin de cehennemiminde nerede olduğunu biliyorum. Otuz yaşında ayrı dünyasını yaratan, ayrı cennetini de cehennemini de yaratır.

Bu tutku, aklı yenmeye başladı. Aptallık eseri bir durum denilebilir, ama kabul edilmeli ki, verilmiş bir kararla yaşıyorum. Telaffuz edilen her kelime hatalı bile olsa alınmış kararın sonucudur. Alınan karar yaşamın değer adına tüm yönlerini bir kenara bırakırken beyin krizlerle boğuşmak zorunda kalmaktadır.

Seni kararımın orta yerine koyuyorum, sevebilmenin en güçlü yanıyla.. Bu tür bir kararın alınmasında rol oynayan duygunun yaşamı anlamsızlaştırdığını da bilmeni istedim.

Alınan her soluk, atılan her adım uçuruma doğrudur. Geri dönmek, hatta durmak bile kimi zaman imkânsızdır. İçten içe yok etme göreviyle ölümü görmemezlikten gelmek mümkün değildir. Yani anlayacağın “intiharı doğal olduğu kadar öncelikle yaşamımı güzelleştirecek bir düşünce olarak görmeye başladım.”

Çekici bir haldir yaşanan. İnsan en çok ne istemediğini anlar. Yaşamın verdiği korku, ondan beklediğimiz şeyleri unutmamıza yol açar. Son günlerde yaşamı sorguya çekmenin zamanını bulamamanın sonuçlarına katlanıyorum. Katlanabildiklerimin belki de en aptalca olanı seni sevebilme cesaretini sürdürdüğümdür. Bunun aptallık olduğunu “birini sevmek aptallıktır çünkü bunu diğerlerini harcayarak yapıyor” sözünden çıkarımda bulunarak yapıyorum. Her şeyi bir kenara bıraktığım bir anda seni isteyebilme tutkumu yaşatmam hiçbir şeyi istemeyen, dadaistlerden beni ayırmaktadır.

[Dada, Dadaizm veya Dadacılık I. Dünya Savaşı yıllarında başlamış kültürel ve sanatsal bir akımdır. Dada Dünya Savaşının barbarlığına, sanat alanındaki ve gündelik hayattaki entelektüel katılığa bir protesto olmuştur. Mantıksızlık ve var olan sanatsal düzenlerin reddedilmesi Dada'nın ana karakteridir.

Jean Arp, Richard Hülsenbeck, Tristan Tzara, Marcel Janco ve Emmy Hennings’in aralarında bulunduğu bir grup genç sanatçı ve savaş karşıtı 1916 yılında Zürih’te Hugo Ball’in açtığı cafe’de toplandı. Bildirisi de burada açıklandı.

Dada isminin nereden geldiği konusunda kesin bilgi olmamakla beraber Fransızca’da oyuncak tahta at anlamına gelen "Dada" bu kişilerin yarattığı edebi akımın ismi olarak seçildiği yönünde bir görüş vardır.]

Çünkü onlar “ne ressamlar, ne yazarlar, ne müzisyenler, ne heykeltıraşlar, ne dinler, ne cumhuriyetler, ne kralcılar, ne emperyalistler, ne anarşistler, ne sosyalistler ne politikacılar, ne proleterya, ne sosyalistler, ne politikacılar, ne demokratlar, ne ordular, ne polisler, ne uluslar istiyoruz artık. Hiçbir şey. Hiçbir şey. Hiçbir şey istemiyoruz”diye haykırıyorlardı. Onlar sistemlerle boğuşurken ben kalkmış etrafımdaki her bir değeri, bir kenara iterek seni istemeye başladım.

Ben gerçeğe olan tutkuyla yaşıyorum derim. Gerçek olan sensin. Sana ulaşmak güçlü olmayı gerektirmeyecek diye düşünürdüm. Ancak yanıldığımı görüyorum. İçimdeki tutku bir başka anlamla yükleniverdi. Kendime yönelebileceğimin hesabını bile yapamıyorum. Sonsuz oluverdin, sonsuzluğa inanmadığım halde.

Bütün tatsız anların, boş vermişliklerin, uyumsuz ve ilgisizliklerin, yaşama küskünlüklerin kaynağında hep sen oldun biliyorum. Duygusal taşkınlıklarım karar verme süreci içindeki “ben” i büyüyen aşkla sardı. Bütün yoğun duyguları ifade ederken de samimi olduğumu bir daha yazabilme gereğini duyuyorum. Ancak bir süredir yönelişlerim aptallık düşüncesi içinde, “duygusallık sık sık aşkın büyümesini çabuklaştırır böylece kökü zayıf kalır ve kolayca sökülüp atılır” noktasına taşındım. Burada bir karar vermek ya da seçimde bulunmak gerekiyordu.

Aşk beni bu karara ulaştırabilmişse büyüdüğü kadar büyümüştür sonucu çıkar. Fakat bu büyümenin sınırını bir türlü kestiremiyorum. Kökün zayıfladığına dair hiçbir belirti oluşmadı. Değerleri, toplumsal normları reddederek güvensizlik felsefesine kapılmaktan ve kendimi sorgulamaktan başka hiçbir şey hissetmedim.

Kendimi sorguluyorum çünkü düzmece bir dünyada yaşayan bir varlık olmanın verdiği yaşam sevgisi hissinin de taşınabileceğini anlıyorum. Eğer böyle bir yaşam söz konusu ise ben olduğuna inanıyorum kendi kendimizi aldatıyoruz demektir.

Bedenin ya da ruhun değer ölçüsü nedir?

Değer, yaşama savaşında varolabilme başarısından mı, yaşamın değer bulduğu gücünden mi?

Dünya, üzerindeki yaşam savaşlarının tamamına barış ulaştırabilme gücüne sahip olsa, bu savaştaki insanı bunca “üstünlüğü”ne rağmen bir beden yüzünden aşağılaştırır mıydı?

Belki de insanın bu evrendeki değeri “bir istiridye kabuğundan” daha aşağıdadır. Böyle olması bedenin ve ruhun etrafını saran güçleri daha da güçlendirmektedir.

Bizler kendi değer ölçümüzü ortaya koyabilme başarısını gösterebildiğimiz zaman yücelmemesi gerekenleri evrende hak ettikleri yerlerine atmış oluruz.

Beni saran çemberi kıramamanın bilincinde olsam bile bunun en azından ısırabilirim diye düşünüyorum. Bu bile yeni bir başlangıcın ilk adımları olabilir. Sonuç da arzuladıklarıma değil arzularımı sevdiğim yere ulaşırım. Arzularımı sevmeye başladığımda ise “aşkı dilenciye verilmiş bir sadaka” gibi algılar ve öylece vazgeçebilme korkaklığını yenmiş olurum.

Korkakça yaşamak bir yerde tutsak hale gelmek demektir. Ya da birine. Korkaklık, tutsaklığın varolabilme gücü içindedir. Eğer tutsak isen varolabilmenin sınırına bile varamazsın. Çünkü o varsa sen yoksun. O her şey ise sen hiçbir şeysin. Bir de üzerinde durulması gereken ruhun ve bedenin aynı anda olan tutsaklıklarıdır. Bunun dışında bir kokaklık kaçışın da ifadesidir bir yerde. Ancak kaçış tek başına korkaklığı kapsamamaktadır. Kaçışı kapsayan korkaklık, tutsaklığın kapsamı içindedir ve ben bununla niyetlendim.

Sonuçlar tehlike değil de, bir hiçlik ile meydan okumaya varıyorsa tek bir varlık bile koca ruhu ve bedeni sarabilir. Bu saran araç aşk ise ne filozof dinler ne sporcu. Bunun karşısında duran her kim olursa olsun yenilme ile yüz yüzedir demektir.

Nietzsche aşık olduğu kadın uğruna onur kırılmışlığı içinde yitirdiği gücü yüzünden “gücü”göklere çıkarmadı mı? İçinde ki tanrısını öldürdüğünü söyleyip asileşmedi mi? Değerlere nefesiyle üfleyip onları ortadan kaldırdığını söylemedi mi?

Comte yine bir kadın yüzünden tapmaya başladığı “pozitivizm” ini bırakıp yine, göremediği bir tanrıya yönelip bir “insanlık dini” kurduğunu açıklamadı mı? Hatta bu dinle yaşayan toplumun tapınaklarında “otuz yaşında kucağında çocuğu olan bir kadının heykeli dikilmelidir” demedi mi?

Her insan yönelişinin gücüyle, tutkusunun tutsağı durumuna gelir. Tutkumuzun gücü arttıkça ruh bedeni istemez olur. Birlikte yaşama hazzı kaybolur. Ve defalarca düşünülen ama bir türlü yapılamayan o davranışın varlığı kendini her şeyin üstüne çıkarmaya başlar. Artık seçme durumuyla karşı karşıyadır beden. Ruh, o istemediği varlığın ortadan kalkmasını arzulamaktadır. Bütün kötülüklerin, kalp kırılmışlıkların, karşılıksız sözcüklerin ve kendi içinde anlamsızlaşan yaşamın bir tek sığmağı vardır; ölüm (intihar).

Bu sığınak hiçbiri olmanın hissidir. Yani, ne akılcı, ne soylu ne de ölçüye vurulur bir şey olarak bakılsa da, sonuçta bu çıkarım için söylenebilecek tek cümle; “yaşam çekilmez olmuştur”.

Böyle bir beden için “istiridye kabuğu” olmaktansa bize ait olanı seçme özgürlüğüyle bilinmeze uzanmak daha anlamlı sonuçtur.

Bedeni eskimiş bir elbise gibi atmak isteyen ruh, iradeyi de harekete geçirecek olan güçtür. Ruhun önceliği konusunda herhangi bir sav öne sürme gibi bir işe girişmek niyetinde değilim aslında, ancak intihar ile ruh arasındaki anlayış çizgisine göre intiharın tek tasdik edici gücü içimizdeki o çözülemeyen, özüne ulaşılamayan güçtür. Bu gücün kullanılabilirliği ile hayatın acıları kadar zevklerinden de nefret edilir. Oysa bunun öncesi, hayatı arzulamaktır. Ancak şartlar, yönelişler, hayatın akış yönünü tahrip etmiş ya da içini boşaltmış hale getirmiştir. Bunun anlamı büyük acıların var olduğudur. Öyleyse haz duyulanlar ve nefret edilenler birlikte ortadan kalkmalıdır. Tıpkı aşkın kavuşturduğu süreklilik göstermeyen haz ile devam ettirilen acıları gibi.

Aşkın büyüklüğü onun sürekliliğindedir. Ani doğuşu gibi bitmiyorsa yaşanmaya değerdir. Çünkü, aşk “öyle öldürücü bir zehirdir ki, ateşli mağaralarda hüküm süren siyah yılanlar gibi onu içine çeker, sonra gökyüzünde dağılarak akar, sonra yağmur damlalarına bürünerek düşer ve susamış ruhlar onu emer de bir dakikada sarhoş olurlar, bir yılda ayılır, bir asırda ölürler”.

Kısa bir veda anını yaşıyordum bir süredir ders verdiğim bu okulla. Ortaya koyduğum bu davranışları bir daha yapamayacağım hüznünü de taşımıyor değildim. Ancak pişmanlık da duymuyordum. Bu güne kadar ki yaşamımda pişmanlık duymadığım gibi. Anlayacağın “keşke” sözcüğüyle pek tanışıklığım olmadı desem yalan söylemiş olmam.

İnsan neyi yaşıyorsa iradesinin gücünü kullanabilme becerisiyle devam ettirmelidir. Bu beceriyi kullanamamak, yaşanılmak istenip de yaşanılmayanı pişmanlıklarla yaşayabilir kılmanın anlamsızlığına götürür. Pişmanlık bir hayatın hangi yönünün istendiğini de açıklamaz. İstenenlerin ortak olan bir tek yönü vardır; ruhu ve bedeni hazza ulaştırmak. Kimi küçük mutluluklardan, sevinçlerden anlam arayışı içinde olmadan birlikte yaşayabilmekten haz duyar kimi de ızdırap verip intihara götürse bile aşklardan. Karşılıklı zıtlıklar içindeki yaşam biçimlerinin her bir davranışı insanı nereye vardırırsa vardırsın sonuçta iradenin varlığını hissederek ya da kullanarak varolmaktadır.

İntihar da iradeyi kullanabilme gücüyle yakınlık göstermektedir. Schopenhauer’in dediği gibi intihar iradenin inkarı olmayıp iradenin kuvvetle tasdiklidir. Çünkü der, intiharın aslı acılardan değil zevklerden nefret etmektir. İntihar eden hayatı arzular. Yalnız, içinde bulunduğu şartlardan gayri memnundur. Hayat iradesini bırakmış değildir. Sadece hayat tezahürlerini tahrip etmiştir. O hayatı arzular, bunun manasız yaşayışını ister. Fakat hal ve şartlar buna izin vermez ve bu yüzden büyük acılar baş gösterir. Hayat iradesi öyle kösteklenmiş olur ki, hareketlerini icra edemez olur. Kendi varlığına göre nefsi hakkında karar verir.

Verilen kararın özgür bir seçim sonucunda alınıp alınmadığı her intiharın ardında bıraktığı bir soru işaretidir. Nedenler yönlendirilen yaşam gibi yine başkaları tarafından sıralanır. En çok da bir şeyin topluma veya yöneldiği nesneye karşı bir protesto olarak kabul görenler olmaktadır. Onlara göre devlet de, toplum da, din de, ahlak da ekonomik sistem de, aile de birer suçludurlar. Bir kısmı da intiharı yardım isteme çağrısının kabullenmemesiyle bunalımdan kaçışla tanımlamaktadırlar.

Kendi payıma düşeni söyleyeyim benim protesto gibi bir eğilimim olmadığı gibi bunalım içine de hiçbir zaman girmedim. Baskıcı, kontrol mekanizmasını çalıştıran değerler, normlar, sistemlere uyum sağlayıp, içselleşen evet diyen ve seçimleri böyle bir yönde kullananlar ancak böyle bir sonuçla karşılaşırlar.

Gençler mi ihtiyarlar mı, erkekler mi, kadınlar mı, zenginler mi, fakirler mi, düşünmesini bilenler mi bilmeyenler mi, toplumsal değerlere tapanlar mı, red edenler mi, metafizikçiler mi, pozitivistler mi, ilkeller mi, modernistler mi, siviller mi, üniformalılar mı, tutkularına ulaşanlar mı, ulaşamayanlar mı daha çok intihar eder?Bu sorular da beni ilgilendirmiyor.

Durkheim’ in toplumsallaştırma eğilimlerinden Dante’ nin onu suç sayan yargıya karşı sorgulayışları da benim için önemli saptamalar olmamaktadır. Böyle bir fiili, bizzat yaşama kararı içinde bulunan birinin teorilerle istatistiki bilgilerle, psikolojik değerlendirmelerle beyin yorması zaten düşünülmemelidir.

Cümlelerimden çıkarılacak sonuçlarla nereye konulursa konulayım, hangi felsefi görüşlerin etkisiyle yazdığımın gerçekleriyle itham edilirsem edileyim, benim bu noktadan sonra bunları dikkate alma gibi bir çaba göstermem söz konusu bile olamaz. Çelişkilerim, bu tutkularımın aşırılıkları, tutarsız akıl yürütmelerim kendi iç özgürlüğümün yansımalarıdır. Aşk tutkusunun tutsağı olan birinin özgürlükten nasıl söz edilebildiği sorusuna da vereceğim cevap şudur: Ben tutkular adına tutsak hale gelme arzusunu kendi irademle sağladım. Esir düşenler her zaman zorda kalınca teslim olmazlar. Uğruna savaştıklarından kurtulma onlar için bir özgürlüktür ve özgürlüğe varma yolunu esir olmakta bulurlar.

İnsanlardan bir kısmı, hayatın dert ve saçmalık olduğu sonucuna vardıklarında bu saçmalığın yaşama şansının olmaması inancını taşırlar ve onu yok ederler. Bir kısmı hayatı boş ve delilik olarak algılama çıkarımını yaparak yine intiharı tek çıkar yol olarak benimser.

Bu tür çıkarımlar da bana pek mantıklı gelmiyor. Nasıl bir hayat yaşıyoruz ki, bundan çıkardığımız sonuç, saçma boş ve yalnızca dertten ibaret olsun. Hiçbir yaşam tek başına zıtlıklar olmadan varlığını sürdürmez. Dert varsa sevinç de vardır. Hüzün varsa mutluluk da vardır. Önemli olan bunları kendi alanları ve anları içinde tutabilmektir.

Benim kararım hüznün alanı içindeki istekli tutsaklığımın bir sonucudur. Yöneldiğim varlığın, bana çektirdiği her hüzüne sitem etme gereğini duymadım. Bu bilinçli bir edinimdir. Bıı edinimim çelişki yaratsa bile kabulümdür. Çünkü kendime her yönelişimim de çelişkiler ve geçici olabilecek duygularla yüklü olduğumu görüyorum. Ancak geçici bile olsalar beni karar almaya itecek güçtedirler ve o özgür seçimle yaptığım tutsaklık bundan sonra özgürlüğümü ortadan kaldırıyor.

Bu anlamsızlıklar içinde varolma bilincimi tartışıyorum. Çelişkiler ve tutkulardır şu anda etrafımı saran. Bunlar “parantez içine” alındığında kendimi bularak bu karardan dönebilir miyim? Sanmıyorum. Çünkü onları ortadan kaldırabilecek gücüm yok benim.

Amaçlarımızdır bizi tutsak eden, tutsaklığımız ise bizlere hep yarınları hatırlatmaktadır. Uyumsuzluklarımızı ve ilgisizliklerimizi bir kenara attığımız sürece bu tutsaklığımız devam edecektir. Hayata karşı uyumsuz ve ilgisiz yaşayabilme becerisine de ulaşabilmeliyiz ki, bizi çevreleyen bütün değerlerden ayrılabilelim ve tutkulu aşklarımızın geçiciliğine inanabilelim. Bunu kavrayamadığımız sürece sevinçlerden daha çok olan acılar bizleri intiharlarla tanıştıracaktır.

**

Hava kararmaya başlıyordu ve soğuktu. Ancak her tarafı kaplayan kar beyazlığı yansımaları, geceyle inatlaşma anlarını da göstereceği belliydi. Tenimde alışık olmadığım bir sıcaklığa rağmen titriyordum. Yine de dışarı çıkma isteği doğdu içime. Evden dışarı çıktım kapıyı hafif aralıklı bırakarak. Üzerimdeki giysiler bu saatteki bir kar havasının giysileri değildi. Bağcıklarını hafif gevşek bıraktım ayakkabımın. Dağın eteğindeki dar alana kurulu köyün bir kilometre uzağındaki okul evinden dağa doğru ardımda izler bırakarak yürümeye başladım. Bir ara geri dönüp baktığımda öznesi yüklemi olmayan karmakarışık düşünceler içinde iki futbol sahası uzunluğunda yol yürüdüğümü gördüm. Daha da gitsem, uzaklığını eve varıncaya kadar ki donma süresine uzatırsam, belki de bunun sıradan bir donma olayı olarak kabul edileceği fikrine kapıldım. Bir ağacın dibinde öylece ölümü bekleyebilme cesaretini göstermem gerekiyordu. Bir yanda ölüme yaklaşan, onu sarmak isteyen, kavuşmak için eylemde bulunan, bir yandan da ölümü bekleyen biri olarak seçme hakkına sahip olmuştum. Şimdi yapılması gereken beklemek mi yoksa ilerlemek mi? Ya ben ona gitmeliyim ya da o bana gelecekti.

İntiharım güçlü bir avuntu olmanın ötesine taşıyordu. Her intiharın bir suçlusunun olup olmadığını ve intihar edenlerin birer kahraman mı yoksa korkak mı olduğu somlarını düşündüm peş peşe. Ardından intiharın farklı yöntemlerini deneyenlerini geçirdim hafızamdan.

Kendini ne korkak ne de yürekli olarak gören ve kendini öldürmek üzere ağzına karbon gazını sokarken bir yandan da not tutarak, zehirli gazla intihar eden birinin neler hissettiğini, duyduğunu, ne kadar süreyle acı çektiğini belirtmeye çalışan ile kanının döşemeye yayılmaması için karmaşık bir alet yapanı düşündüm. Bir de yanılmıyorsam haftalık Pazar alışverişini yaptıktan sonra hiçbir anormal tavır sergilemeden pazardan döndükten sonra sebze ve meyvelerini mutfak masasının üstüne döktükten sonra pazar poşetini başına geçirip sımsıkı bağlamakla intihar eden biri vardı. Bulunduğunda her iki gözünün üstünde birer lahana yaprağının olduğu söylenmişti.

Modernliğin simgesi gökdelenlerden, köprülerden atlayanlardan, hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçları aşırı dozlarla kullananlardan, bir odaya kapanıp boyunlarına ip geçirenlerden fazla söz etmeye gerek bile yok. Ancak bir de Dicle’ de intihar etmenin özgürlüğünden söz etmek gerek.

Hayat iki kısımdır. Bir kısım donuktur bir kısmı ise ateşli. Aşk ateşli olan kısımdır, işte bu ateşli kısmı hep yaşayan insanlar aşklarının son seçiminde Dicle’ ye uzanmakta ve bir daha dönmemecesine hatta toprağa ulaşmamacasına onları nerede yakalayacağı bilinmeyen sonu kendileri yakalamaktadırlar.

Bizi nerede yakalayacağını bilmediğimiz “son” gerçek olandır. Bu son bizleri bir gün mutlaka yakalayacağına göre neden yaşamı dilek-şart edatlarıyla anlamlaştırmaya çalışıyoruz. Para kazansam, sevgilim olsa, evim olsa, toplum içinde “üstün” vasıflı birey olsam, başkaları beni sevse, saygı gösterse, ekonomik üstünlük sağlasam gibi toplumsal yaşamın kabullenen bireyi olma düşüncesini taşıyan herkesin gerçek olanı görmemesi kadar “saçma” bir felsefe var mıdır ?

Yaşamın anlamı iradenin özgür seçim yapabilmesindedir. Bize gelmesini istediğimiz şeye neden biz gitmeyelim ki, bu ölüm bile olsa.

Ucunda ölüm olan bir hayat için çırpınmanın anlamını çözen var mı? Çözemiyorlarsa seçme özgürlüklerini neden kaptırmaktadırlar?

Bu soruya verebileceğim cevap insanları hayata bağlayan bir gücün varlığı olacaktır. Bu gücün ortadan kalkması ile her birey kendine yeniden yönelmekte ve “gerçek” olanı kabullenmektedir. Victor E. Frankl’ ın kendine özgü bir yorumlanışı olan “logoterapi” nin uygulanışında acılar içinde kıvranarak tedavi için gelen insanlara çoğu kez “neden intihar etmiyorsunuz” diye sorduğunu okumuştum.Ancak kimisinin yaşamında onu yaşama bağlayan çocuklarına yönelik sevgi ortaya çıkarken, kimisinde kullanılacak yetenekler, kimisinde sadece korunmaya değer canlı anıların olduğu ortaya çıkmıştır.

Kararımın geri dönülemez noktasında hiçbir anı bırakmamanın da feci acıları olmuştur. Yaşanabilir anıları taşımanın sonucunun bir gün katlanılmaz yerlere beni taşıyacağının farkına vardım ve çekilen her resmin karesinde sahici olmayan gülümsemelerin her birinin gerçek hayatımızdaki sahtelikleri yansıttığı üzerine karar kıldım.

“Geçirdiğim bütün anlamsız hayatta geleceğimin ta derinlerinden henüz gelmemiş yıllar içinden karanlık bir soluk bana doğru yükseliyor ve yaşadığım yıllardan daha gerçek olmayan yıllarda bana sunulan ne varsa hepsini aynı düzeye getiriyordu. Ne başkalarının ölümü ne de bir annenin sevgisi umurumda benim. Başkasının Tanrı’ sın dan bana ne”.İşte beni bu beyaz karların yüksek noktasına taşıyan beynimin düşünebildiği buydu. Sessizliğin şiddetini soğuğundan alan rüzgarla bozulduğu bir yerde korku duygusunun yaşanmıyor olması, yalnızca özgür bir seçimin varlığıyla açıklanabilir. Ancak bu seçimim istediğim doğrultuda da olmayabilirdi. Her an aç bir hayvanın saldırısına uğrayabilir, ya da tesadüfen birileri tarafından fark edilip oradan alınabilirdim. Ama bu iki seçenekten hiçbirini detaylı olarak düşünemedim.

Toprağa ulaşabilme gücünü kendimde bulamayınca vazgeçtim. Ellerimle de bu kazıma işini yapamayacağımı anladım. Ayakta durabilme direncim zayıflamaya başlıyordu. Akşam karanlığının, kar parlaklığına rağmen gittikçe varlığını ortaya koyduğu o anda soğuğun gücü dakika dakika artış gösteriyordu. Bu artış, kendi uzuvlarıma sığınma gibi bir durum yaratıyordu bende. Kulaklarımı avuçlarımla kapatmak, başımı, omuzlarım arasına sığdırmaya çalışmak, kollarımı birbirine bağlamak gibi faydası olmayan davranışlarda bulunuyordum ancak ani bir kararla yüce, kutsal bir varlığın huzurundaki eda ile karların üzerine diz çöktüm.

Bu yüce varlık ölüm müydü bilemiyorum ama içimden öylece çömelmek gelmişti. Varlığına inandığım, ötesiyle ilgilenmediğim o “gerçek” karşısında acz içindeydim. Hazırdım. Bekleme anımla arzumu sevmeye başlamıştım. Dağların onca başkaldıran, ihtişamlı görüntülerine rağmen, beyaz bir kar örtüsüne olan teslimiyetleri yanında benim ölüme olan teslimiyetim kıyaslanmayacak kadar zayıftı. Bu zayıflığımın bilincinde asi olabilmenin yanlış bir tavır olacağını da biliyordum ve hiçbir zaman “eğer Tanrı varsa herşey onun elinde, onun iradesi dışında bir şey yapamam ben. Eğer yoksa, herşey benim elimde kendi irademi ilan etmeliyim”büyüklüğüne kapılmadım. Çünkü irademi ilan etmem yine de varolanın varlığını ortadan kaldıramaz. Karşı karşıya bulunduğum ve düş kurarak beklediğim ölüm seçeneğinin bir yaratıcısı olduğunu biliyordum. Ölüm bir “olgu” olarak yaratıcısına sahip iken, benim kabullenişimle yeni bir ölüm “olay” ının da yaratıcısı ben olacaktım.

Düşlerin, aşkların, sevgi sözcüklerinin sıcaklığından iyiden iyiye uzaklaşmaya başlıyordum. Pantolonuma işleyen kar suyu beynimi geride bırakılan ne varsa hepsinden sıyırırcasına düşünebilme gücünden uzaklaştırmaya başlıyordu. Gözkapaklarım da ise uyku ağırlığının ilk belirtileri ortaya çıkıyordu.

Yürüyebilir miyim düşüncesiyle önce sol ayağımı altımdan çekip sağ ayağıma destek olup doğrulmaya çalıştım. Anlaşılan henüz tam bir teslimiyet içine girmemiştim. Karanlığı ortadan kaldıranın hep güneş olduğunu söylenir ve yazılır. Ancak doğrulmaya başladığım bu saatte hüküm saati olmasına rağmen varlığını tam anlamıyla gösteremeyen karanlık ve kar aydınlığı arasında bir kaç adım daha ileri doğru yürüdüm. Ellerimle yüzüme dokundum, burnumu temizledim. Gözlerimdeki uyku ağırlığı ayakta olmama rağmen artmaya başlıyordu. Bu uykunun ölümün yaklaştığına işaret olduğunu biliyordum. Etrafıma bir kez daha baktım. Hareket eden hiçbir canlıyı farketmedim. Ölümle gerçek bir yüzleşme anına doğru ağırlığını arttıran uyku ile birlikte giriyordum.

Ölümle gerçek bir yüzleşme, çoğu kez o ana kadar ki yaşamın hedeflerini, biçimini ciddi tavırlarla sorgulanmasına yol açar ancak böylesi bir atmosferde kendi kendime soru sorma bilincinde değildim.

Nabız atışlarındaki hızlı düşüşle birlikte bir kez daha oturma arzusu doğdu içime ama bu arzudan, bir aşktan kaçarcasına sıyrılmaya çalıştım. Çünkü otursam bir daha kalkamayacağımı biliyordum.

Kar suyunu çeken ayakkabılarım çorabımı da ıslatmıştı. Parmak uçlarımdaki soğuğun şiddeti gittikçe artıyordu. Çıplak ellerimin renginin değiştiğini görüyordum. Burnum akmaya devam ediyordu. Kulaklarıma çarpan rüzgar söylemem gereken son bir kaç kelimeyi de alıp götürürcesine daha da asileşiyordu. Eve dönmeye karar verdim. Çünkü yönelişimi tamamladığımı anlamış, eksik bir şeylerin olduğunu hissetmiştim.

……….

Sobamı yaktım. Kan dolaşımı odanın ısısıyla birlikte hızlandı. Yüz ifadem düş gücüm bedenim yaşamın tüm akışının bir anda donduğunu hissettiğim andan sıyrılmaya başladım.

Piknik tüpü üstünde kaynayan suyu demledim. Çayımı içtim. Beraberinde iki de sigara yaktım. Özgür seçimin yaşattığı bir şoku atlamanın şaşkınlığını yaşıyordum. İlk kez “keşke” sözcüğünü kullandığımı fark ettim. Aşklarda tutkular da, tutkunun yöneldiği kişiye karşı hissedilen bütün duygular bir şekerli sakız gibi olsalar dedim. Mağrur biraz da kendi kendini yargılayıcı ve yeni duygulara karşı dirençli bir ruhla. Sonra yalnız ve yalıtılmış olarak hissettim kendimi.

“Hayatta hiçbir şey yoktur. Hiçbir şey yoktur ve olmayacaktır” sözcükleri patladı beynimde. Hiçbir şey yoksa seçmek de olmamalıydı.

Her şeyi olduğu gibi seni de unuttuğum hissine kapıldım. Ancak unutmuş olsam acılarım da biterdi ve yaşam belki de anlamına kavuşurdu. Dirençli gibi görünen ruhumun yeniden dirilişine tanık olurdum.

Bütün duyuların intihar mesajını almaya başladığı anda irademle özgürlüğümü harekete geçirebilme becerisini gösteremedim. Hazırlıklar tamamlanmamıştı belki de. Yalnızca yenilen korkulanındı. Tek kişilik törendeki eksikleri gidermenin yolunun, eksikleri önceden tespit etmekti ancak bunları planın içine dahil etmediğimi anlıyorum.

“Doğmamış olana ne mutlu, ölüm hayattan daha iyi. Hayattan kendini kurtarmak gerek”sözleriyle intiharın gerçekleşmesi mümkün olmamaktadır. Çünkü ölüler sadece diriler için akan gözyaşlarının şerefini taşırlar düşüncesi kendini acılardan kurtarmak isteyenleri engelleyebilir. Bu iki düşünce birbirleriyle çatıştığı sürece ruh bedenden kopma girişimini gerçekleştiremez. Tıpkı aşk her şeyin üstünde olmalı intihara götürse bile duygusunun, hiçbir aşk intiharı yaratacak kadar üstün değildir duygusuyla çatışması gibi.

Hüznün mevsimi sonbaharda sarı renk, kar mevsiminin habercisidir. Bu mevsimin beyazlığını intiharımla kırmızıya çevireceğimi düşünmüştüm. Aykırı ruhumdan arta kalan pembe bir karanfilin ilk tanışıklığıyla gönül havzamı bugünden sonra tüm aşklara kapatıyorum. Sevdalanmanın kutsal yasalarını yaşayamadığım mutluluklarla red ediyorum.

Kırgınlıklarım, kayboluşlarım, paylaşımın ayakta kalmasına izin vermedi ve ben yüreğimdeki sevginin hesaplarını bir daha yapmayacağımdan emin bir eda ile erteliyorum.

Bir yaz habercisinin sıcacık duygular getirdiği mektuplar bir daha yazılmayacak. Sevdaları anlatabilmenin mutluluğu geride kalırken her gün ifadesini bulamayan aşklar da bir daha yaşanmayacak. Kırkikindi yağmurlarını anlatan şiirler okunmayacak.

Beyaz papatyaların diliyle ham hayaller ülkesinden sıyrılmanın zamanıdır. Çünkü aşkların erdiği bir çağda baharın renk demeti de kendinden usanır.

Kaynak: A. Vahap KAYA, Bir İntiharın Önsözleri, Sis Yayıncılık, Mart 1999, Ankara

 

FORREST GUMP (1994) Kapitalizmin Sevgilisi Forrest Gump


Koşmak, koşturmak veya ilkeli ve ilkesiz koşmak.

Amerika’nın devlet olarak çıktığı küresel koşusunun “Forrest Gump” üzerinden hikâye edildiği film.

Oktay Sinanoğlu, Amerikalılar için “aptaldır” der. Fakat bütün dünya bu aptalın peşinden koşuyor ve yetişmeye çaba sarfediyor.

 

 

Yönetmen: Robert Zemeckis   

Senaryo: Winston Groom, Eric Roth     

Ülke: ABD

Tür: Dram, Romantik

Rating: imdb: 8.8 (838,009 Oy) 

Rotten:7.1 (F:45 R:18)

Vizyon Tarihi:23 Haziran 1994 (ABD)

Süre:142 dakika

Dil: İngilizce

Müzik: Alan Silvestri    

Nam-ı Diğer: Forrest Gump

Oyuncular    Tom Hanks ,Rebecca Williams, Sally Field ,Michael Conner Humphreys, Harold G. Herthum, Harold G. Herthum

Özet

Dünyayı Forrest Gump’ın gözleriyle gördüğünüzde hiçbir şey aynı olmayacak.

Hayat bir kutu çikolata gibidir… Ne alacağını asla bilemezsin.

Forrest sakat bir çocuktur. Ancak bu sakatlığı onun normal bir insan haline dönme arzusunu köreltmemiştir. Tam otuz yıl boyunca inanılmaz zorluklar yaşayan Forrest sonunda kendisini ülkesinin en sevilen futbol yıldızları arasında görmesini sağlamıştır. Bu çabaları o kadarla da kalmamış katıldığı Vietnam Savaşı’ndan bir kahraman olarak dönmüş ve Beyaz Saray’da şeref madalyası almış ama en önemlisi de dünyada en çok sevdiği şey olan sevgilisinin kalbini kazanıp onunla evlenmeyi başarmıştır. Çok akıllı biri olmasa da kalbinin neyi istediğini çok iyi bilen Forrest ona ulaşabilmek için olağanüstü bir çaba sarf ederek herkese istediğini elde edebileceği konusunda bir örnek teşkil etmiştir.

Filmin cevap aradığı sorulardan birkaçı

Hayat bir tüy gibi tesadüf gibi görülse de kişiyi yönlendirdiği kesin midir?
Bir çocuğun hayatı annesinin ellerinde midir?
Olan her şey bir son mudur, başlangıç mıdır?
Her sorunun iyi ve kötü çözüm yolu mu vardır?
Her şeyin ilkini neden unutamayız?
İnsanların zayıflıkları bir üstünlüğün çıkmasına neden mi oluyor?.
Hayatta aynı tekrarlar mı var?
Bilginin aslı geçmişimizden mi gelir?
İnsanlar fizyolojik farklı da olsa düşünce ikizi olabilir mi?.
Her zaman en iyi koşan olmak ile olamamanın farkı diğerlerinden ayrılmaya varıyorsa bir değer mi ifade ediyor?
Her iyilik/kötülük sonucu değiştirmediğine göre, istediğimiz gibi yapabilir miyiz?
Madalya kazanmak için ötekilerin söylediklerini mi yapmalıyız?
Din her zaman yaralı ve noksan olanı sakinleştirmek için kullanılır?
 Öte dünyadan müjdeleyici haberleri ile neden insanları uyuşturuyoruz?
Büyük işleri başarsanız da, insanların başarınızı sizinle bağdaştıramamaları olabilir mi?
Başarı ile iyi olmanın orantısı neden düz değildir?
Çocukluk hatırası yetişkinliğinde insanı neden rahatsız eder.
Koşmaya başlamak başkalarının koşmasına neden sebep olur?
Neden ve sonuç için sadece örnek koşma olunca birinin peşinden neden koşarız?
Örnek koşucunun duruşu diğer takip edenlerin duruşuna sebep olur mu?
Taklidin bir değeri var mıdır?.
Genelde erkeğin koşusunun hedefi kadına ulaşmaktır. Daha doğrusu annesine kavuşmak mıdır?
Herkesin bir kaderi var mıdır?  Yoksa rüzgâra kapılmış gibi tesadüfen oraya, buraya mı sürükleniyoruz?
Belki her ikisi de doğru aynı anda mı oluyor?
İnsanın hayatı bir kuş tüyünden çok farklı da değildir.

Eleştiri

FORREST GUMP FİLMİ, İDEOLOJİK PROPAGANDA VE AMERİKAN GERÇEĞİ

Son sıralarda Forrester Gump filmi Amerikada en gözde bir film olarak Amerikan egmen gündeminde epey yer almaktadır. Bu film eminim Türkiye gibi ülkelerde de büyük alkışlarla karşılanacak. Film Gump adında beyin fonksiyonu bakımından geri (aptal) ve davranış bakımından saf ve pasif, fiziksel fonksiyon bakımından önce kötürüm sonra oldukça üstün olan Forrest Gump adında bir Amerikalının yaşamını anlatıyor. Bu yaşam öykülenmesi içinde Amerika’da 1960’ların,70’lerin ve seksenlerin ırkçılık, Vietnam, siyasal protestolar ve siyasal suikastlar, seks\aşk, uyuşturucu madde kullanma gibi Amerika’nın en önde gelen sorunları sunulmaktadır. Gump kendi dışında ve kendine karşı olan olaylara büyük saflık içinde eğer kendisine karşı saldırıysa kaçarak, kendisinin sevdiğine karşı bir saldırı ve haksızlıksa anlık kaba güce başvurarak, okul çevresinde ve siyasal alanda fiziksel becerisi sömürülerek ve bu sömürüye canı gönülden boyunsunarak ve madalya ile ödüllendirilerek katılır. Kendine basit bir amaç çizer, ki gerçekte bu amaç zenci bir asker arakdaşının ölmeden önce onu ortak ettiği yapmak istediği shrimp yakalama ve satma işidir, bu amaçta,kendine verilen bir ödül\bağış parasını yatırıp ısrar ederek, sabrederek ve elbette şans sayesinde zengin olur. Sonra Apple computer firmasından hisse alarak büyümeye devam eder. Gump kapitalist olur fakat kapitalist olmanın meyvalarını toplarken kapitalistliğinin bile farkında değildir. Sevdiği kızı babası kötüye kullanır, kızla birlikte büyürler. Kız ona sorunlarla ve saldırıya karşı kaçışı öğretir. Kızın yaşamı uyuşturucu madde tüketiciliği, sosyal protestolara katılışı ve fiziksel saldırıya uğrayışı, sonunda AIDS’e yakalanışı, onu seven tek insana Gump’a dönüşü ve ardından ölümüyle öykülenir. Diğer öyküye katılan birkaç kişi dışındaki olaylar Gump’in yaşadığı yıllardaki toplumsal sorunların\olayların Gump’ı da içine alan sunumudur.

Filmi anlamlandırma farkı

Elbette ben ve benzerlerim, Gump’ı farklı olarak okuyacak, anlayacak, anlamlandıracaktır. Fakat bunun anlama, egemen anlamı, filmin ideolojisinde demokratik oğulculuğun egemen olduğu asla değildir. Çünkü ben egemen ideolojinin yaşam boyu tecrübeleyicilerinden ve ne olduğunu kendi oluşumumdan bildigim için, filmdeki egemen anlamı açık ve seçik bir şekilde hissedebilirim. Bu his de genel izleyici kitlelerinin hislerinden farklı olacağını hiç sanmıyorum: Bir aptal bile, dürüstlükle, sebatla, çalışmayla, inatla kapitalist dünyada zengin olabilir ve ödül olarak sadece paraya değil, kıza da konabilir. Gump’ın “aptal aptallık yaptıkça aptaldır sözünü sürekli tepki olarak tekrarlaması, toplumsal eleştiriden çok, gerçekte işçi, memur ve fukara sınıflara yöneltilen bir degerlendirmedir. Filmde vahşet, ırkçılık, savaş, suikastlar, Panter partisinin ve SDS’lilerin vahşi davranışı örnekleriyle sunulan hikayelemesi ilk bakışta, Amerika’nın genel durumuna karşı yoneltilmış bir eleştiri gibi görünmektedir. Fakat bu gerçekte sahte bir görünümdür, çünkü filmde anlatılan oluşum ve değişim kişisel başarı ve değişimdir, egemen düzenin soruşturması değildir ve sistem yerinde durmaktadır. Filmde sunulan Başarısızlık ise karşıt örgütlenmelerdeki çözülme ve dağılma ve kişisel başarısızlık ve toplum düzenine karşıt olarak başlayıp kişisel yok olma veya geri dönüşümle yeniden-entegrasyonla sonuçlanan bir anlatımla çerçevelenir: Bu başarısızlığa en açık örnek, Gump’in sevdiği kızın toplum protestolarına ve değişim arayan örgütlenmelere katılması, bu örgütlenmelerde örgütün liderleri tarafından dövülmesi, ezilmesi, hayal kırıklıklarına uğraması ve sonunda en doğru yolu seçerek Gump’a (egemen düzenin egemen ilişkileri içinde başarılı olmuşa) dönmesidir.

Gump ve egemen gerçekler

Film hakkında sorduğum kişilerin hepsi de Gump’ı saf, saflığında yapmak istediginde kararlı ve oldukça şanslı olduğunu belirttiler. Gumpta Amerikan ideolojisinin bu yanı oldukça egemen olarak sırıtmaktadır.

Gump film boyunca hem sözle hem de olayların sunumuyla bize “aptallığı” tekrar tekrar tanımlar: Aptal yaptığıyla aptaldır. Aptallığı anlatan ve egemen yapıdan soyutlanmış ve kişileştirilmiş egemen toplumsal gerçeklerin sunumları (Vietnam’ı, ırkıçılığı, uyuşturucu madde kullanımını, sosyal örgütlü protestoyu vb) liberal Amerikan ideolojisinin anlatım tarzına bir ornek olarak verilebilir. Bu ideolojinin iddiasının aksine, aptal Gump’ın Amerikan toplumunda kendini içinde bulduğu olaylar ne Gumpin ne de katılan bireylerin kendi doğalarından kaynaklanan aptallık örnekleridir: Hemen hepsi toplumsal yapının günlük faaliyetlerinin egemen ifadeleridir.

Bağnaz müdür

Amerikada eğitim sistemi, özellikle kamu eğitim sistemi sürekli olarak eleştirilir. Eğitim sorunlarına neden olarak da kamu örgütlenmesinin karakteri ve örgütteki karar verici bireyler verilir. Filmde bu eleştiri Gump’ın okula alınmasına karşı direnen okul müdürünün davranışı örneğiyle yapılır. Eğitim sisteminde Gump’in okula alınmaması ve geri-zekalılar için özel-okulla gönderilmesi için okul müdürünün direnişi eğitimdeki egemen anlayışı anlatır; Sonradan okul takımına alınıp zafer kazanması ve diploma alması Amerikan okullarının ne denli ticarileşmiş bir kurum olduğunu gösterir. Ayrıca, izleyicilerin çoğunluğu için genel sporcu stereotipini yanıtlar: Futbolcular ya zencidir, ya aptal ya da ikisi…

Mücadelenin tehlikesi ve kaçısın başarısı

Okulda ta başından beri diğerleri tarafından itilip kakılması, alaya alınması ve şamar oğlanı olarak kullanılmaya çalışılması, ve çare olarak tek yolun kaçma olarak kız arkadaşı tarafından ona işlenmesi Amerikan günlük yaşamında kendinden güçsüzü ezme gerçeğinin egemenliğini anlatır. kaçış ise her gün televizyonlarda ve okullarda soyulan insanlara “sakın direnme, canın daha kıymetlidir, isteneni ver” diye pasifliği ve kaçışı işleyen Amerikan ideolojisinin boyunsunmayı savunup başkaldırıyı tehlikeli ve aptalca bulan insan tipi yaratması ve tutmasını ifade eder. Amerikan gerçeğinde mücadeleden kaçanlar kendilerini en çıkmaz durumda bulan insanlardır: Evsizler, aş evlerinin önünde kuyrukta karınlarını doyurmak için bekleyenler, sokaklarda yatanlar, deliler hastahanesini dolduranlar, yaşlılar ve çalışan sınıfın kadınları… Kapitalist egemenlikte kaçış asla kurtuluş değildir, çünkü kapitalizm kaçacak ve sığınacak el atmadığı bir yer bırakmaz. Kaçış bile kapitalist sömürüye hizmetle sonuçlanır: sefalet ve yoksulluğu ortadan kaldırma girişimleri politikalarında vurgunlar vurulmaktadır. Baskı altında kaçışı anlatan boyunsunma ise mevsimlik işçiler, tarım işçileri, kaçak isçiler, giyim-dikim işçileri, McDonald’s gibi fast food endüstrisinde ve restoranlarda çalışan gençler, büro işçileri, temizlikçi kadınlar, maden işçileri, fabrika işçileri, ve memurların büyük kısmı asla Gump’in kaderiyle sonuçlanacak bir olasılığa sahip değildirler.

Kızların kötüye kullanılması ve çare

Amerikan egemen gündeminde her gün sunulan bir sorun da seksle ilgili konulardır. bunlardan biri de kız çocuklarının babaları tarafından kötüye kullanıldığıdır. Gump’ın sevgilisi Jenny’nin babasıyla ilişkisi ve bunun sonraki yaşamına etkisi bu gündemi yaşatır. Gump’ın Jenny’nin doğup büyüdüğü ve kötüye kullanılmayı hatırlatan eve karşı evi buldozerle yok ederek yıkması çözümün sembolsel ifadesi olan evi ortadan kaldırır, fakat bu ifadeyi oluşturan nedenleri, babası ölse bile, asla ortadan kaldırmaz: Kötüye kullanma sorunu toplumun seksle ilgili bağnazlıkları ve seks ihtiyaç ve konularına yaklaşım tarzlarıyla ilgilidir. Seksüel sapıklık da bunun bir parçasıdır. Ayrıca, neden, Gump’ta oldugu gibi, kızını kötüye kullanma köhnemiş, kırık dökük bir ev ve sarhoş bir babanın oluşturduğu bir ortamda oluyor da, başka ortamda olmuyor (hiç değilse filmlerde)? Neden böyle seksuel sapıklık öykülenirken belli bir sınıfın belli koşullar içine hapsedilmiş insanı tipik sapık olarak belirleniyor ve suçlanıyor? En azından kapitalist ideolojide sistem yaşatma sosyal hastalıkları kişiye yükleyerek kendini sorumluluktan arındırmayı gerektirir de ondan.

Irkçılığın bireyselleştirilmesi

Alabamadaki ırkçı başkaldırıların ve politikaların uygulanışı sırasında Gump’ın ırkçı veya ırkçılığa karşıtlık duyguları taşımadan katılışı, Amerikan gerçeklerine tamamıyla aykırıdır. Bu katılışla ve yapılan sunum biçimiyle ırkçılık kişisel duygulara ve tutumlara indirgenir ve çare olarak da kişisel duyguların hiç değilse Gump’inki gibi saf, temiz veya tarafsız olması işlenir. Böylece ırkçılığı ortaya çıkaran ve besleyen yapısal gerçekler göz önünden uzaklaştırılır. Amerikan ırkçılığının Alabama’daki olaylar örneğiyle gösterilmesi kapitalist sistemin ırkçı karakterini asla ortadan kaldırmaz: Filmdeki sunumla egemen sistem diğer ana sorunlarda da olduğu gibi ırkçılığı bireysel tutumlara yükleyerek kendini suçtan arındırmaya çalışmaktadır.

Sosyal protestonun yanlışlığı

Kapitalist ideoloji alternatifleri doğal olarak yermek ve olduğundan başka göstermek zorundadır; Bunun örneğini de filmde Amerikan savaş aleyhtarlığı ve Black Panter partisi ile ilgili sunum biçimlerinde sergilendiğini görürüz: Alternatif bu sunumlarda vahşet, kaba kuvvet, kargaşalık, ne yaptığını bilmemezlik ve kaos ile özümleştirilir. Ve Jenny örneğinde ise, alternatife kurtarıcı olarak sarılma sonunda yaralı bir şekilde (AIDS hastalığına kapılarak) geri dönüşümü getirir. Dolayısıyla, geriye egemen yaşam düzenine dönüş açık toplumun insancıl yapısında engellenmemekte, fakat karşıtlık tecrübelerinin kötü izlerini ortadan kaldırmamaktadır; Verilen ders: Bizden ayrılırsan bize geri dönüşte bizden ayrıldığın gibi olmayacaksın, Bak Jenny’e ne oldu.

1960 ve yetmişlerin ve hala devam eden fakat pek sık gündemde olmayan konu da dini tekkeler konusudur: Tabi dini tekke dediğimde bunu sadece dinle sınırlı olarak anlamayın, hurafeyle değil aynı zamanda şeytana tapmaya ve hayvan kanı emmeye ve canlı bir yaratığı adak olarak kullanmaya kadar çeşitlilik içinde ele alın. Gump’ın Amerikayı koşarak turlaması sırasında ona katılarak takip eden insanlar örneği tekke takipçilerinin takipten başka bir şey bilmediklerini ve lider gittiğinde ne yapacaklarını bilmez bir durumda kendilerini boşlukta bulduklarını anlatmaktadır. Kapitalist sistem en iyi liderliğin kendi liderliği olduğunu diğerlerinin (ya liderliğin ya takip etmenin ya da her ikisinin) sapıklıktan başka bir şey olmadığını her fırsatta kurgulamaktan asla geri durmaz. Gump koşmaktan vazgeçtiğinde takip edenlerin “şimdi biz ne yapacağız” diye şikâyet etmeleri takip etme, bağlanma, idare edilme arayışında olan insanların lidersiz ve takip edecek biri olmaksızın kendilerini kaybettiklerini dile getirir. Tabi, aynı zamanda, veya gerçekte diyelim, engellenmişin, çaresiz bırakılmışın, egemen ekonomik ilişkiler düzeninde üretim dışı bırakılmışın, güdülmeye alıştırılmışın ve güdülmeyenin güdülme arayışının bir ifadesidir. Kaybolanın bulma umuduyla önünden geçen bir alternatife sarılışıdır. Bazıları için reklamcı bir kültürde kitle iletişimi sayesinde başarı olanağı arayışıdır.

Gump’ın savaşa karşı protestoda kullanılışı, itilerek katılması, kazara orda bulunması, öne sürülerek sahneye çıkarılması, savaşa karşı olan Amerikan askerlerini aptallıkla ve kullanılmayla niteleyen bir hakarettir. Konuşmasının hoparlörün kim olduğu belli olmayan biri tarafından kesilmesi ve konuşmasını bitirişiyle sunulan iletişim ilişkisi sadece protestolara karşı olan sabotajların olduğunu anlatmaz, bundan daha önemli olarak savaşa karşı olan askerlerin söylediklerinin bir ceviz kabuğunu doldurmayacak kadar önem taşımadığını, söylense de söylenmese de hiçbir fark etmeyeceğini anlatır.

Gump’da birkaç kez anlık protestolar görürüz. Gump’ın protestosu meşrulaştırılmış saldırıya bir örnektir ki bu da kötüye karşı kötünün silahıyla\metoduyla kötü gibi kötüye karşı kaba güç kullanımını (polis işkencelerini, terörizmle mücadele diye devlet terörünü) haklı çıkarmadır: Bu da kendinin olana ve kendiyle bağıntılı olana (örneğin kız sevgilisine ve arkadaşına karşı) yapılan açık fiziksel saldırı ve haksızlığa karşı fiziksel tepki olarak öykülenir. Bunun dışında Gump çevrenin kurulu düzeninin faaliyetlerine sorgusuzca ve pasifçe kabulle katılan kitlelerin sürü psikolojisinin bireyselleştirilmiş biçimini örnekler: Kapitalist pazarın sevgilisi insan tipi!.

Uyuşturucu ve talebin suçlanması

Amerikan filmleri fantezi-kurgularında egemen gündemlerden önde gelenlerden biri olan uyuşturucu madde kullanımını sunmazsa eksik olur. Sunumda her zaman olduğu gibi tüketiciyi suçlayarak, sorumluluğu kişiye yükleyerek yapılır: Jenny’nin uyuşturucu maddeye bağımlı oluşu ve kendini öldürmeye kalkışı hikayelemesi uyuşturucu sorunu üretim ve dağıtıma kadar olan yapı ve politika sorunu olmaktan çıkarır ve kişisel yanlış özgür-seçenek olarak niteler. Bunun dışında kitle iletişim araçlarındaki günlük sunumlarda, uyuşturucu madde sorunu ve çaresi kullanıcı ve caddedeki satıcılarla ve uyuşturuculara el koyma içine sıkıştırılır. Böylece, örneğin adalet sisteminin sadece el konulan uyuşturucudan milyarlarca dolarlık kazanç sağlaması gerçekleşir.

Kitle kültürü ve fetişizm

Gump’in çamurlu yüzünü sildiği Tshirt’e ilgili anlatım Amerikan kitle kültürü insanının ne denli ticari kültürün ve reklamcılığın ve malı fetişleştirmesinin önemli bir parcası olduğunu gösterir. Benim Tshirtümün önündeki sloganla kendimi özdeştirmem, o sloganın reklamcısı olmam, giydiğim Blue Jean’ın götünden Levy markası olması gerçekte ne benim ne de popomun değerini artırır. Fakat malın fetişhleştirildiği ortamlarda sigara tutuşum, içtiğim sigaranın, giydiğim kotun, taktığım tasmanın egemen anlamı, kullanım ve tüketim malını gerçek görevleri ötesine götürür; İki ayaklı yürüyen reklam tabelası durumuna düşürülmüş kişi kendini, örneğin Amerikan malı kullanarak kendinden öte başkası ve başkalarından üstün olarak algılar ve kendisi gibi olan başkaları da bu algılamayı davranışları ve iletişimleriyle desteklerler. Böylece özel teşebbüs sisteminin sömürgen pratikleri özgürlüğün ifadesi biçimine dönüşür.

Siyasal suikastler

 Amerikan siyasal hayatı liderlere karşı suikastlarla ve saldırılarla süslüdür. Bu süsleme örneklerini Gump’ta Kennedy kardeşlerin öldürülmesi, Şallace ve Reagan’a sıkılan kurşunlarla örneklenmekte ve bunu Gump bir türlü anlayamamaktadır: Stupid is As Stupid does!

Siyasal suikastlar aptal, anlamsız bireysel girişimler olarak sunulur. Böylece toplumdaki hoşnutsuzluklar birikiminin getirdiği ifadelerden biri olan suikast girişimi bireyle başlatılıp bireyle bitirilir: Padişah sadece suçsuz olmaz aynı zamanda kurban olur. Ardından göz yaşı döktürülürüz ve padişaha ve padişahın temsil etiklerine dil ve el uzatanın dilini kesme ve elini kırma hisleriyle dolup taşarız: insanlık öldü mü be, teröristlere haddini bildirmek gerek!.

Bilim, tesadüf ve mucize

Gump’ın ayaklarına yürümesi için konan teknolojinin metal ürünü ve hastalık ilişkisi ve ardından Gump’ın koşarken bu metallerin parçalanarak düşmesi ve hala koşmaya devam etmesi doktoru eleştirmektedir. Koşarken bu kelepçelerden kurtuluşu bilinçli bir kurtuluş çabasının değil, bir tesadüfün, tanrının mucizesinin bir ifadesidir. Bu, egemen ideolojilerin desteklediği, kapitalist düşünü tarzına gerçekte aykırı olan, hurafeci anlayışı taşıyan izleyiciler için bilimin sınırının alın yazısı ve tanrının hikmetiyle kırılmasıdır. Bu anlatımla gizlenen bir gerçek, tıp bilimin ve endüstrisinin insanı kelepçeler içine hapsetmesi ve kendine sağılan inek gibi bağımlı tutmasıdır. Egemen tıp ve ilaç endüstrilerinin pratikleri bugün belki de sağlıktan çok sağlıksızlığın, gereksiz sakatlanmaların, hastalıkların ve ölümlerin nedenidir.

 Alın yazısının yeni anlamı

Subay Dan’in bütün ecdatlarının gelmiş geçmiş savaşlarda şehit düştüğü alay edici bir şekilde sunulmaktadır. Bunu tabi egemen ideolojinin taşıyıcıları ve elbette Subay Dan için anlamı vatan hizmeti, kahramanlık, şehitlik mertebesine ulaşan alın yazısıdır. Subay Dan’ın ecdatlarının her savaşta şehit düşmesi belli sınıfların insanlarının kazançları ölüm olan (veya öldürme olan) başkalarının çıkarını kendisiyle bağdaştıran ve başkalarının bayrağını sallayarak sakat katılma örneği veren sakat insanlık durumumun sakatlık örneklerinden biridir. Bunun Amerikan gerçeğiyle ilişkisi, her ülkede olduğu gibi açıktır: Belli çıkarlar için savaş açan ve savaş sırasında siyasal ve ekonomik politikalarla vurgunlar vuran bir azınlık, ve bu vurgunların gerçekleşmesi yolunda canını feda eden ve kendi gibilerin canlarını alan kitleler…

Gump’ta Vietnamda kurtardığı komutanının kendini yok edici, yeteneksizlikle, yetersizlikle, eksiklikle yaşama yerine ölmeyi tercih edici, kendini feda edici alın yazısı anlayışından çıkıp hayatın ona hediye ettiğiyle, bu hediye iki ayağını kaybetme bile olsa, yaşamı olduğu gibi kabul ederek ve onun üzerine hayatını kurarak sürdürme biçimine dönüşür. Bu sürdürmeye de zengin olma ve kıza konma umudu vererek renk, heyecan ve anlam katılır. Bu fantazinin seyredildiği Amerikan kentlerinde sinemaların hemen yanında, metrolarda, sokak köşelerinde ellerinde “Vietnam veteran, please help” (Vietnamda hizmet vermiş asker, lütfen yardım edin) yazılı levhalar tutan insanlar dilenir. Amerika’nın yaşanan gerçeğiyle, Gump fantazisinde sunulan hayali gerçekler arasındaki fark ender istisnaların genel kural olarak yutturulması farkıdır.

Hayatı olduğu gibi alma ve ödülü

Filmde kötürüm Gump diger kotürümlere (ve çalışan sınıflara) kibar olmayı, pasifce şikayetsiz ve sorgusuzca katılmayı, saflığı benimsemelerini sinsice söylüyor ve bunun ergeç mükafatını göreceklerini, kendisi gibi piyangoya konacaklarını, zengin olacaklarını ve kıza konacaklarını vurguluyor. Protesto yapanların vahşiliginive kabaligini ve hayirli olmayan sonlarını sergileyerek bu vurgulamayı güçlendiriyor. Böylece, sahte umutlar verme yanında, insan yaşamının amacının ne olduğu belirleniyor.

Gump ussal bakımdan “normal” olarak nitelenmiyor, fakat fiziksel kabiliyet bakımından (sporda örneğin) normalin üstünde bir kabiliyete sahip. Fakat fiziksel kabiliyetinin kullanımı Gump’ın sömürülmesi yönünde görev yapıyor ve Gump’a kapitalist değer anlayışı çerçevesinde faydasız oluyor. Gump’ın başarısı kapitalist değer anlayışı çerçevesinde anlamlandırılıyor: Hayatı olduğu gibi kabullenerek, kapitalist ve protestan kuralları kullanarak zengin olması ve kıza konması…

 Gump ve tarihe uyuklayarak katılma

Gump’ın ırkçı Alabama okulundaki durumda kitabını düşuren zenci kıza kitabını vermesi gibi örneklerle anlatılan toplumsal olaylara katılımı bilinçli bir katılma asla değildir, protesto kapsami içine de girmez: Toplumsal egemenlik ilişkilerindeki egemen duyguların (ırkçılık, düşmanlık gibi) ve buna karşıt olan bilinçli duyguların Gump farkında bile değildir ve bu duygularla değil, kendini içinde bulduğu o anki durumda, toplumsal egemen ideoloji veya karşıtlarından tamamıyla soyutlanmıs, bağımsız bir şekilde davranmaktadır. Gerçekte bu davranış ‘sağ duyu” davranışı gibi ideolojiden uzak ve bağımsız olarak kendini sunar. Bu sunuşu da izleyiciler değerlendirdiğinde “iyilik, doğruluk, aptallık, salaklık, insanlık vb” gibi biçimlerde kendi anlayış kalıpları içinde anlamlandırırlar. Dolayısıyla, Gump’ın aptallığı (ki hiç de aptallık değil, tam aksine başkalarını aptallıkla suçlama)bu değerlendirme yapanların ideolojik aptallığı olur. Sağ duyunun ideolojisi çoğunlukla egemen kültürel geleneklerin ve pratiklerin ideolojisini yansıtır. Sağduyu bu nedenle evrenselliği çok ender ifade eder.

Aptallık Gump durumunda fiziksel durumla (beyinin fiziksel fonksiyonunun yetersizliğiyle) tanımlanmaktadır. Bu yetersizlik de saflıkla birleştirilerek, kapitalist protestant çalışma ve diger fiziksel kabiliyet (pinpon oynaması, çok hızlı koşması) ile egemen sistem arasındaki ilişkilerin iletişimiyle toplumsal sömürme ve sömürülme sonucunda başarıyı heceliyor. Futbol ve siyasal alanlarda Gump’ın başkalarının başarısı için sömürülmesi ve kendi için kendi girişimleriyle ekonomik alanda başarısı (başarı=zenginlik ve kıza konma) böyle bir anlatımdır. Bu anlatımın birbirini gırtlaklayan Amerikan ekonomik günlük yaşamında gerçekçiliği, olasılığı var mı? Amerika’daki Gump gibi kötürüm olanların yasam mücadelesine ve durumuna bakarsak bu olabilirliğin ne denli hayali ve fantazi olduğunu anlarız: Büyük çoğunluk ya geri zekalılar yurtlarında veya hastahanelerinde veya yuvalarında veya evde diğer aile fertleri tarafından besleniyor, ya sokakta veya trende dileniyor ya da devlet yardımıyla ölmeyecek bir şekilde karnını doyuruyor durumdadır.

Kapitalizmde saflığın, doğruluğun, insanca duygululuğun yeri kapitalist başarısızlık ve kaybetme anlamınadır. Yani, Gump’ın başarısı ve Gump örneği piyangoda milyarder olma olasılığına benzer.

Gump’in okulda, savaşta ve siyasal alanda kullanılması ve karşılığında madalyayla donaltılması, kitlelerin kullanımı ve sömürüsüne paralel bir anlam taşır. Bu anlamı da genel izleyici kitlelerinin anlamlandırmasında pek göremeyiz: Egemen ideolojinin taşıyıcısı kitleler Gump’ın dediği gibi, “aptal yaptığıyla aptaldır” örneklerinden birini vererek Gump’a dudaklarında istihza veya kaplerinde acıma ile bakarlar: Gump asla kendileri değildir: Bizlik ve başkalık ideolojisi…

Forrest Gump filmi liberal Amerikan ideolojisinin ve Hollyşood’un finans başarısı örneklerindendir. Rambo’dan daha iyi değil mi? Rambonun insan olan her şeye düşmanlığını anlamak için büyük entellektüel gayret göstermeye gerek yoktur. Fakat Forrest Gump gibi filmlerin bu karakterini görmek çok daha dikkatli bir şekilde filme yaklaşmayı ve kafa yormayı gerektirir. Filme zaten kafası yorulmuşlar kafa dinlemek için gittiklerinden duygusal yan ve dolayısıyla bu duygusallıkla işlenen ideolojik çerçeve etkenlik kazanma olasılığına daha çok sahip olur.

Filmi seyredelim mi diye sormayın bana lütfen: Filmin başarısına para ödeyip seyrederek katılma, filmin propagandası nedeniyle uyarılan merakla (veya benim nedenime bağlı merakla) kapitalist somurüye katılmanın kaçınılmaz durumlarından biridir. Gump doğruluk, haklılık, iyilik, başarı ve insanlık duygularımızı belli amaçlarla ince bir şekilde işlenmiş “duygulu” bir yapıttır. Tehlikesi ve başarısı bu duygululukta yatmaktadır.

 Dr. İrfan Erdoğan-New York, June 2, 1995

http://www.irfanerdogan.com/sinema/gumpfilmi.htm

**
Eleştiri 2
Tom Hanks’ın başrolde mükemmel bir performans sergilediğini söylesek abartmayız. Oynadığı karakterin bu kadar sevilmesin de Tom Hanks’in mükemmel performansı bence çok önemli. Oynadığı karakter Forrest Gump’ın kendine ait neredeyse hayranları var. Bir de filmi film yapan bazı replikler var ki anlatılmaz, izlemeniz lazım kesinlikle. Ama ben filme ismi gibi yapışmış olan bu repliğin altını kırmızı kalemle çiziyorum belki de tüm filmi anlatıyordu: “Koş Forrest Koş”
   Doğruyu söylemek gerekirse bazı yerlerinde Türk filmlerini bile görerek filmden bir ara epey uzaklaştım. Ama hafızalara kazınan oyunculukları, film teknolojisinin kullanımında, dönemlerin yansıtılmasında, kamerada, mekânlarda, kurguda, senaryoda ve yönetimde gösterilen üst düzey başarılarında hakkını vermek lazım.
   Bu film, Hollywood eliyle üretilen ve Amerikan popüler kültürüne hizmet eden filmlere pek ciddiyetle yaklaşmayan, bu türün birçok örneğine bin bir kulp takan benim tarafımdan beğenilmedi. Çünkü film Amerikan ideolojisine ve Amerikan kapitalizmine itaat ediyor. Bu yüzden bizim gibi ülkelerde bu kadar alkış alması da normal. Çünkü filmde bize Forrest kadar aptal bile olsanız kapitalist dünyada zengin olabilirsiniz. Siz kilisenize gidin, çalışın ve düşünmeyin mutlaka mucizeler sizin için de gerçekleşecek. Aynı zamanda ırkçılığı sistemin yanlışı olarak değil onun yerine birkaç kişinin üstüne yüklemesi de Amerikan kapitalizmine bir hizmetti. Tabi protesto ile ilgili sahneler vardı ki burada her zaman söylenen şey ayyuka çıkıyordu Hollywood Amerika’nın en büyük siyası aracıdır. Binlerce insana bilmeden protestocuları kötü ve protestoculara katılırsan başına neler gelir diyordu. (yani aba altından soba gösteriyordu bak Jenny’e ne oldu) yani Amerikan kapitalizminin istediği pasif ve salak insan portesini iyi olarak çiziyordu. Siyasi suikastları anlamsız gösteriyordu film eğer dikkat etti iseniz. Altında yatan ekonomik ve siyasi sıkıntılara değinmiyordu. İnsanlara bu teröristler anlamsız yere gelir ve politikacı vurur demek istiyordu. Yani tipik liberal Amerikan kapitalizmi.
   Size filmin her yerde bulabileceğiniz sinemasal tanıtımlarını ilk paragraflarda yazdım. O uzun ve sıkıcı olan ise her yerde bulamayacağınız sadece sosyal politik değerlendirme olan eleştiriyi ise filmde verilen bu gizli düşüncelere karşı beyninizi koruyun diye yazdım. Çünkü bu filmi göklere çıkarıp alkış yapanlar siz bu filmi izlerken Dolarlarını sayıyor olacak. Eğer bir sinema yazarı bu filmi övüyorsa cahildir altta ki temelleri görememiştir, yazılarını atın vaktinizi almasın. Eğer cahil değil ve bilerek yazıyorsa direk kişiyi çöp kutusuna atın.

http://yazaratar.blogspot.com.tr/2013/09/kapitalizmin-sevgilisi-forrest-gump.html#.U7Hfb0BMbck

**

Filmden Kesitler

Annem her zaman hayatın bir kutu çikolata gibi olduğunu söylerdi. İçinde ne olduğunu asla bilemezsin. Ayakkabılar çok rahat olmalı. Eminim o ayakkabılarla tüm gün yürür, yürür ve hiçbir şey hissetmezsin.

- Keşke öyle ayakkabılarım olsa.

- Ayaklarım acıyor. Annem her zaman bir insanın ayakkabılarına bakarak, hakkında çok şey anlaşılacağını söylerdi. Nereye gittikleri, nerede oldukları. Ben pek çok ayakkabı giydim. Eminim çok iyi düşünürsem ilk ayakkabılarımı hatırlayabilirim. Annem onların beni her yere götüreceğini söyledi. Sihirli ayakkabılarım olduklarını söyledi.

**

Ben bebekken annem bana bir İç Savaş kahramanının adını vermiş; General Nathan Bedford Forrest. Onunla bir akrabalığımız olduğunu söyledi. O, Ku Klux Klan adındaki kulübü kurmuş. Cüppeleri ve çarşaflarını üstlerine giyer ve bir grup hayalet ya da gulyabani gibi davranırlarmış. Hatta atlarını bile çarşafla örter ve öylece ata binerlermiş. Neyse, adımı ondan almışım, Forrest Gump.

Annen, Forrest adının bana yaptığımız bazı şeylerin mantıksız olabileceğini hatırlatmasını söyledi.

Bu taraftan. Bekle. Tamam. Ne bakıyorsunuz?

 Hiç bacaklarında tel olan küçük bir çocuk görmediniz mi?

 Kimsenin, senden daha iyi olduğunu söylemesine izin verme Forrest. Tanrı herkesin aynı olmasını isteseydi hepimizin bacaklarına tel takardı. Annem bana bazı şeyleri anlatmak için mutlaka bir yol bulurdu. 17. Karayolunun yaklaşık 400 metre uzağında, Alabama, Greenbow kasabasının 800 metre uzağında oturuyorduk. Greenbow beldesine bağlıydı. Evimiz, annemin dedesinin, dedesinin dedesi bin yıI önce okyanus ötesinden geldiğinden beri onun ailesine aitmiş. Ev annem ve bana ait olduğu ve odalarımız boş olduğu için annem odaları, buradan geçenlere kiralamaya karar verdi, Mobile Montgomery, gibi yerlerden gelenlere. Annem ve ben böyle para kazanırdık. Annem çok zeki bir kadındı. Sana söylediklerimi hatırla Forrest. Sen ötekilerden farklı değilsin. Dediklerimi duydun mu Forrest?

 Sen de herkes gibisin. Farklı değilsin. Oğlunuz farklı Bayan Gump. I.Q.’su 75. Hepimiz birbirimizden farklıyız Bay Hancock. Benim en iyi eğitimi almamı istiyordu ve beni Greenbow Beldesi Merkez Okulu’na götürdü. Müdür ve ötekiler tanıştım.

Size bir şey göstermek istiyorum Bayan Gump. Şimdi, bu normal. Forrest ise burada. Eyalet devlet okuluna giriş için en az 80 I.Q. Gerekiyor. Bayan Gump, o özel bir okula gitmek zorunda.

- Orada iyi olacaktır.

- Normalin anlamı ne ki?

 Biraz yavaş anlıyor olabilir ama oğlum Forrest herkesin sahip olduğu fırsatlara sahip olacak. Lastik kaplamayı öğreneceği özel bir okula gitmeyecek. Burada sadece 5 puancıktan söz ediyoruz. Yapılacak bir şeyler olmalı.

Biz ilerici bir okul sistemiyiz. Hiç kimsenin geride kaldığını görmek istemeyiz. Bay Gump var mı acaba Bayan Gump?

 Tatilde. Annen senin eğitiminle çok ilgileniyor evlat. Pek konuşmuyorsun, değil mi?

 “Sonunda denemesi gerekti. Kolay görünüyordu ama… “Ah, neler oldu. Önce onlar…” – Anne, tatil ne demek?

 – Tatil?

 Babamın gittiği yer?

 Tatil, bir yere gitmek… bir daha dönmemektir.

Neyse, annemle benim tek başımıza kaldığımız söylenebilir. Bizce mahsuru yoktu. Evimiz hiç boş kalmıyordu. Her zaman gelip, giden birileri vardı.

Bir keresinde bizde gitar kutusu olan bir genç kalıyordu. Forrest, sana bu delikanlıyı rahatsız etme demiştim. Önemli değil hanımefendi. Ona gitarda bir-iki şey gösteriyordum. Tamam. Yemek istiyorsanız yemek hazır. Evet, kulağa hoş geliyor. Teşekkürler hanımefendi. Şu çılgın yürüyüşünü göstersene. Biraz ağırdan al. Gitarı beğenmiştim. Sesi güzeldi. Müziğe göre hareket etmeye, kalçamı sallamaya başladım. Bir gece, annemle birlikte alışverişe gitmiştik, Benson mobilya-aletleri mağazasının önünden geçerken ne oldu dersiniz?

 Bu, çocuklara göre değil. Birkaç yıI sonra Kral dedikleri o yakışıklı genç çok fazla şarkı söyledi. Kalp krizi falan geçirdi. Kral olmak zor olmalı. Bazı şeyleri hatırlayabilmek ama bazılarını hatırlamamak çok tuhaf.

- Elinden geleni yap Forrest.

- Tabii ki yapacağım anne. Okulun ilk günündeki otobüs yolculuğunu çok iyi hatırlıyorum. Binecek misin?

 Annem yabancıların arabalarına binmememi söylerdi. Bu, okul otobüsü.

- Ben Forrest, Forrest Gump.

- Ben de Dorothy Harris. Artık birbirimize yabancı değiliz. Burası dolu. Dolu. Buraya oturamazsın.

Bir çocuğun hatırladığı şeyler çok tuhaftır çünkü doğumumu hatırlamıyorum. İlk Noel’imde bana neler aldıklarını ve ilk pikniğime ne zaman çıktığımı hatırlamıyorum ama dünyanın o en tatlı sesini duyduğum anı hatırlıyorum. İstersen buraya oturabilirsin. Daha önce hiç bu kadar güzel bir şey görmemiştim. Bir melek gibiydi.

Oturacak mısın, oturmayacak mısın?

 Bacaklarının nesi var?

 Hiçbir şey, sağol. Bacaklarım iyi ve harika. Otobüste onun yanına oturdum ve okula kadar onunla sohbet ettik. Sırtım bir soru işareti gibi eğri. Annem dışında kimse benimle konuşmamış veya soru sormamıştı. Aptal falan mısın yoksa?

 Annem “Aptallık yapan, aptaldır” der.

- Adım Jenny.

- Ben Forrest, Forrest Gump. O günden sonra hep birlikteydik. Jenny ve ben, köfte ve patates gibiydik. Bana tırmanmayı öğretti. Haydi Forrest, yapabilirsin. Ben de ona sarkmayı öğrettim. Okumama yardım etti, ben de ona sallanmayı öğrettim. Bazen öylesine oturur ve yıldızları beklerdik.

- Annem beni merak edecek.

- Biraz daha kal. Bir nedenden dolayı Jenny hiç eve gitmek istemiyordu. Tamam Jenny, kalıyorum. O benim en özel arkadaşımdı. Tek arkadaşımdı. Annem bana mucizeler her gün gerçekleşir derdi. Bazı insanlar böyle düşünmüyor ama gerçekleşiyor. Hey, kukla! Sen gerizekalı mısın yoksa sadece aptal mı?

 – Bakın, ben Forrest Topal’ım.
- Kaç Forrest. Kaç Forrest! Kaç! Çabuk! – Bisikletleri getir! – Yakalayalım onu! Haydi! Dikkatli ol kukla! Seni yakalayacağız! Koş Forrest, koş! Koş Forrest! Buraya gel! Koş Forrest! Koş!

Size anlatsam herhalde inanmazdınız ama rüzgar gibi koşuyorum. O günden sonra bir yere gideceksem, koşuyordum. Çocuk tam bir koşma manyağı.

**

Hatırlıyor musunuz, Jenny’nin hiç eve gitmek istemediğini söylemiştim?

 Alabama kadar eski bir evde oturuyordu. Beş yaşındayken annesi cennete gitmişti ve babası da bir tür çiftçiydi. Jenny?

 Sevgi dolu bir adamdı. Onu ve kızkardeşlerini hep öpüyor ve okşuyordu. Bir keresinde Jenny okul otobüsünde yoktu. Jenny, neden bugün okula gelmedin?

 Babam uyuyor. Haydi! Jenny, nereye kaçtın?

 Buraya gelsen iyi edersin! Neredesin?

 Jenny! Jenny, neredesin?

 Benimle dua et Forrest. Benimle dua et. Yüce Tanrım, buradan çok, çok uzağa uçmam için beni bir kuş yap. Yüce Tanrım, buradan çok, çok uzağa uçmam için…

Annem hep Tanrı gizemlidir derdi. Jenny’yi o gün bir kuşa çevirmedi. Onun yerine polis Jenny’nin artık o evde kalmak zorunda olmadığını söyledi. Creekmore Bulvarı’nda büyükannesinin yanında kalacaktı, bu beni çok sevindirdi çünkü çok yakındaydı. Bazı geceler Jenny gizlice dışarı çıkıp, benim eve gelirdi, çünkü korktuğunu söylerdi. Neden korktuğunu bilmiyorum. Bence nedeni ninesinin köpeğiydi. Çok fena bir köpekti. Neyse, Jenny ve ben liseye kadar çok iyi dost kaldık.

- Hey, aptal! – Kes şunu! Koş Forrest, koş! – Duymadın mı salak?

 – Koş Forrest! Kamyonete bin! Haydi! Kaçıyor! Kımılda! Koş Forrest! Koş! Koş Forrest!

Artık her yere koşarak gidiyordum. Bunun beni bir yerlere getireceğini hiç düşünmezdim. Bu da kim böyle?

 Bu Forrest Gump, koç. Bölgenin delisi. Ve inanabiliyor musunuz?

 Üniversiteye de gittim.

- Forrest, kımılda! Koş! – Tamam! – Koş! – Koş,

**

Belki sorun bendeydi ama üniversite dönemi çok kafa karıştırıcıydı. Mahkeme emrini uygulayan federal birlikler bugün Alabama Üniversitesinde bütünleşmeyi sağladı. İki zenci okula alındı Daha önce Vali George Wallace sembolik tehdidini yerine getirip okulun kapısının önünde durmuştu. Earl, neler oluyor?

 Rakunlar okula girmeye çalışıyor. Rakun mu?

 Rakunlar arka bahçemize girmeye çalıştığında annem onları bir süpürgeyle kovalardı. Rakun değil, salak. Zenciler. Bizimle okula gitmek istiyorlar. Bizimle mi?

 Öyle mi?

 Vali Wallace’ın kapıyı kapatma sözünü yerine getirmesinden kısa süre sonra Başkan Kennedy Savunma Bakanına askeri güç kullanma emri verdi. Burada kasetten, ulusal muhafızların komutanı General Graham ile Vali Wallace’ın, karşılaşmasını görüyorsunuz. Bugün burada bulunan ulusal muhafızlar Alabama’nın federal askerleri ve sınırlarımız içinde yaşıyorlar. Onlar kardeşlerimiz. Bu savaşı biz kazanıyoruz çünkü Amerikan halkının dikkatini, uzun zamandır sözünü ettiğimiz ve bugün artık bariz olan bir tehlikeye çektik; Bu ülkede askeri diktatörlük kurma eğilimine. Günün sonunda Tuscaloosa’daki Alabama Üniversitesi artık ırk ayrımı uygulamıyor ve Jimmy Hood ile Vivian Malone adındaki öğrenciler yaz dönemi derslerine yazıldılar. Bayan, kitabınızı düşürdünüz. Vali Wallace söz verdiği şeyi yaptı. Tuscaloosa kampüsünde bulunarak, kalabalığın toplanmasını önledi…

- Bu Gump değil miydi?

 – Hayır, bu olamaz. O olduğundan eminim.

Birkaç yıI sonra okul kapısındaki kızgın, küçük adam iyi bir fikir olduğunu düşünüp, Başkanlığa adaylığını koydu. Başka biri iyi fikir olmadığını düşündü. Ama o ölmedi.

**

Forrest! Burada ne işin var?

 Ne yapıyorsun?

 Ne yapıyorsun Forrest?

 İndir beni! Buna devam edemezsin. Beni kurtarmayı sürdüremezsin.

- Seni tutmaya çalışıyordu.

- Pek çok kişi beni tutmaya çalışır.

Bunu yapmaya devam edemezsin.

Kendimi tutamıyorum.

Seni seviyorum. Sevginin ne olduğunu bilmiyorsun. Dua ettiğimiz zamanı hatırlıyor musun Forrest?

 Uzaklara uçabilmek için Tanrı’dan beni kuş yapmasını istemiştim hani?

 Evet, hatırlıyorum. Sence bu köprüden uçabilir miyim?

 Ne demek istiyorsun Jenny?

 Hiç. Buradan gitmeliyim.

- Bekle Jenny.

- Forrest, benden uzak dur, tamam mı?

 Benden uzak dur, lütfen.

- Beni bırakabilir misin?

 – Nereye gidiyorsun?

 – Hiç fark etmez.

- Atla. Hoşçakal Jenny. Beni Vietnam’a yolluyorlar.

Orası farklı bir ülke. Biraz bekleyin. Bana bir söz ver, tamam mı?

 Zor bir duruma düşersen, cesur davranmaya kalkma.
- Koş, tamam mı?
 Sadece koş.

- Tamam. Sana sürekli yazacağım. İşte böyle. Bir anda, gidiverdi.

**

Bana sapasağlam dön. Duydun mu?

 Bize, Vietnam’ın Amerika Birleşik Devletlerinden çok farklı olacağı söylenmişti. Bira kutuları ve ızgaralar dışında öyleydi de. Eminim tüm bu sularda karides vardır. Vietnam’da çok iyi karides var dediler. Savaşı kazandıktan ve her şeyi devraldıktan sonra Amerikan karidesçilerini buraya getirtip, bu sularda karides avlarız. Sürekli karides tutarız.

- Benim bahriyelilerim olmalısınız.

- Günaydın efendim. Elini indir. Bana selam durmayın. Bu bölgenin her tarafında bir subay mıhlamak isteyen keskin nişancılar var. Ben Teğmen Dan Taylor. Fort Platoon’a hoşgeldiniz.

**

 Teğmen Dan işini biliyordu. Benim teğmenim olduğu için şanslıydım. Çok köklü bir askeri geçmişi vardı. Her Amerikan savaşında ailesinden birileri savaşmış ve ölmüştü. Lanet olsun, oku canlarına.

**

 Bu müfrezeye iki önemli emrim var. Bir, ayaklarınıza iyi bakın. İki, kendinizi öldürmek gibi aptalca şeyler yapmayın. Umarım onu yüzüstü bırakmam. Taşrayı bir hayli gezdim. Çok uzun yürüyüşlere çıkıyorduk. Her zaman Charlie adındaki o adamı arıyorduk. Her zaman eğlenceli değildi. Teğmen Dan sürekli olarak yoldaki bir taş veya izden nem kapıyor ve bize eğilip, susmamızı söylüyordu. Eğilin! Susun! Biz de öyle yapıyorduk. Ben fazla bir şey bilmem ama bence Amerika’nın en iyi gençlerinden bazıları bu savaşa katıldı.

**

Hey, Forrest, yiyemeyeceğin kadar karides. İyi fikir. Bubba’nın iyi bir fikri vardı. Hatta Jenny’ye bile bu konuda yazdım. Ona mektuplar yolluyordum. Her gün değil ama neredeyse. Ona neler yaptığımı anlatıp, onun neler yaptığını soruyor ve her zaman onu düşündüğümü anlatıyordum. Ve ilk fırsat bulduğu vakit yazacağı mektubu nasıI beklediğimi anlatıyordum. Ona her zaman iyi olduğumu söylüyordum. Sonra her mektubu “Sevgilerle, Forrest Gump” diye bitiriyordum. Bir gün, her zamanki gibi yürüyorduk ve sonra bir anda birisi yağmuru kapatıverdi ve güneş çıktı. Pusu! Siper alın! – Şu makineliyi getir, kahrolasıca!

- Forrest, iyi misin?

 Strong Arm, Strong Arm! – Bir adam vuruldu.

- Strong Arm, burası Leg Lima 6! Anlaşıldı Strong Arm! Point Blue artı iki’den ateş açıldı. Makineli ve roket ateşi! Ağır ateş altındayız!

- Tekledi! Tekledi!

- Lanet olsun! Makineliyi düzeltin ve ağaçlara doğrultun! Pusuya düştük, ateş altındayız. Mavi hatta kadar geri gideceğiz. Geri çekil! Geri çekil!

- Forrest! Koş Forrest! – Geri çekil!

- Koş! Koş dostum! Koş!

- Geri çekil Gump! Koş kahrolası! Koş! Koştum ve koştum, tıpkı Jenny’nin bana dediği gibi. O kadar hızlı ve uzağa koştum ki yalnız kaldım ve bu kötü bir şeydi. Bubba en iyi dostumdu. İyi olduğundan emin olmalıydım. Hangi cehennemdesin?

 Bubba’yı bulmaya giderken, yerde yatan bir genci buldum. Tex. Tamam. Onu orada, korkmuş haliyle tek başına bırakamazdım, onu kaldırdım ve koşarak oradan çıkardım. Her seferinde Bubba’yı aramak için geri döndüğümde bir başkası “Yardım et Forrest, yardım et!” diyorduTamam. Gel. Gel. Kendini zorlama. Uzan. İyileşeceksin. Bubba’yı bulamayacağım diye korkmaya başlamıştım. Tehlikeye yakın olduğumuzu biliyorum! Her yerde Vietnamlı var. O uçakları derhal buraya gönderin. Tamam. Teğmen Dan, Coleman öldü!

Öldüğünü biliyorum! Bütün müfrezemi vurdular! Lanet olsun! Ne yapıyorsun?

 Beni burada bırak! Uzaklaş. Beni burada bırak! Git! Beni burada bırak dedim, kahrolası!

Leg Lima Altı, burası Strong Arm. Uçakların yaklaştığını bildiriyorum. Tamam. O anda bir şeyin atlayıp, beni ısırdığını hissettim. Bir şey beni ısırdı!

Kahrolası orospu çocuğu! Müfrezeyi bırakamam.

Sana beni orada bırak dedim Gump. Beni unut. Kendini kurtar! Ne dediğimi duydun mu?

 Gump, kahrolası, indir beni. Bas git buradan. Beni oradan kurtarmanı istemedim, kahrolası!

- Nereye gittiğini sanıyorsun?

 – Bubba’yı almaya. Şu anda bir hava saldırısı yaklaşıyor. Tüm bölgeyi napalme boğacaklar. Burada kal! Bu bir emirdir.

Bubba’yı bulmalıyım! Ben iyiyim Forrest. İyiyim.

- Bubba, hayır.

- İyileşeceğim. Haydi. Haydi. Haydi. Ben iyiyim Forrest. İyiyim. İyiyim. Duman atın şuraya!

Bubba’yla bunun son konuşmam olacağını bilseydim ona söyleyecek daha iyi bir şey bulurdum.

- Selam Bubba.

- Selam Forrest.

- Forrest, bu neden oldu?

 – Vuruldun. Sonra Bubba hiç unutmayacağım bir şey söyledi. Eve gitmek istiyorum. Bubba en iyi dostumdu. Ben bile bunun kolayca bulunacak bir şey olmadığını biliyorum. Bubba bir karides teknesi kaptanı olacaktı ama onun yerine Vietnam’daki nehir kıyısında öldü. Bu konuda söyleyeceklerim bu kadar. Bir kurşundu değil mi?

 – Kurşun mu?

 – Atlayıp, seni ısıran şey. Evet, efendim. Beni tam kıçımdan ısırdı.

Milyon dolar değerinde bir yara olduğunu söylediler… Ordu paraya el koymuş olmalı çünkü o bir milyonun tek kuruşunu bile görmedim. Kıçtan yaralanmanın tek güzel tarafı dondurmalar. Bana yiyemeyeceğim kadar çok dondurma verdiler. Bilin bakalım ne oldu?

 İyi bir arkadaşım yandadaki yatakta kalıyordu. Teğmen Dan, size dondurma getirdim. Teğmen Dan, dondurma! Banyo vaktiniz geldi Teğmen. Harper! Cooper. Larson. Webster. Gump.

- Gump!

- Ben Forrest Gump’ım. Kyle. Nichols. McMill. Johnson. Gump, bu aptalca şeyi nasıI seyrediyorsun?

 Kapat şunu. Amerikan Ordusu Vietnam Kanalını izliyorsunuz. Burası Kanal 6, Saygon. İyi tutuştu Gump. Bu oyunu biliyor musun?

 Haydi. Sana göstereyim. Bu oyunun püf noktası her ne olursa olsun gözünü, asla ama asla toptan ayırmamaktır. Tamam. Her nedense pin pon bana çok doğal geldi. Gördün mü?

 Aptallar bile oynayabilir. Ben de sürekli oynamaya başladım. Pin pon oynayacak biri yokken bile pin pon oynuyordum. Hastanedekiler sudaki ördeğe benzediğimi söylediler, her ne demekse.

Teğmen Dan bile gelip, oyunumu seyrediyordu. O kadar çok pin pon oynuyordum ki, uykumda bile oynuyordum.
Şimdi beni dinle. Hepimizin bir kaderi vardır. Hiçbir şey öylesine olmaz. Hepsi bir planın parçasıdır! Orada, adamlarımla birlikte ölmeliydim ama şimdi, bacakları olmayan, sakat bir ucubeyim! Bak. Bak! Bana bak! Bunu görüyor musun?
 Bacaklarını kullanamamak nasıI bir şey biliyor musun?
 Evet, efendim, biliyorum. Ne dediğimi duydun mu?

 Bana ihanet ettin!

Bir kaderim vardı. Savaş alanında, onurlu bir şekilde ölmem gerekiyordu! Benim kaderim buydu ve sen beni kaderimden ettin! Ne dediğimi anlıyor musun Gump?

 Bunun olmaması gerekirdi, bana olmamalıydı. Bir kaderim vardı. Ben Teğmen Dan Taylor’dım. Hala Teğmen Dan’siniz. Bana bak. Ne yapacağım şimdi?

 Ne yapacağım şimdi?

 **

Er Gump?

 – Evet, komutanım! – Rahat. Evlat, Onur Madalyasıyla ödüllendirildim. Bilin ne oldu Teğmen Dan?

 Bana bir madal… Bayan, Teğmen Dan’e ne yaptılar?

 Onu eve yolladılar. 2 hafta sonra Vietnam’dan ayrıldım. Tören, Başkan’ın Vietnam’da savaşın tırmanması gerektiğini belirten samimi bir konuşmayla başladı. Başkan Johnson dört onur madalyasını, her bir… Amerika size büyük minnet borçlu evlat. Anladığım kadarıyla yaralanmışsın. Nerenden vuruldun?

 Kıçımdan, efendim. Müthiş bir görüntüydü herhalde. Görmek isterdim. Lanet olsun evlat! Sonra annem biraz uzanmak için otele gitti, ben de başkentimizi gezmek için yürüyüşe çıktım. Hilary! Gaziler geldi. Ne yapmamı istiyorsun?

 İyi ki annem dinleniyordu çünkü caddeler heykellere ve anıtlara bakan insanlarla hıncahınç doluydu ve bu insanların bazıları gürültücü ve saldırgandı. Tamam, izleyin beni! Kımıldayın! Gittiğim her yerde kuyruğa girmem gerekiyordu. Haydi. Yürü! Bunu yaptığın için iyi bir adamsın. İyi. Tamam. Adamın biri küçük bir konuşma yapıyordu. Ve her nedense, tişört olarak Amerikan bayrağı giymişti. Ayrıca “S”le başlayan kelimeyi çok seviyordu. Şunu “S”meli, bunu “S”meli. Ne zaman “S” kelimesini kullansa, kalabalık onu alkışlıyordu. Haydi dostum. Yukarı gel. Haydi. Haydi. Evet, sen! Haydi. Kımılda, kımılda! Haydi. Çık yukarı. Bize biraz savaştan söz et ahbap.

- Vietnam’daki savaş mı?
 – Viet-sik-nam’daki savaş! Şey… Vietnam’daki savaş hakkında söyleyebileceğim tek şey vardı. Vietnam’daki savaş hakkında söyleyebileceğim tek şey var. Vietnam’da… Sen ne yaptığını sanı… Senin kafanı dağıtacağım, kahrolası domuz!

**

 Forrest, bizim çok farklı hayatlarımız var. Bunu almanı istiyorum. Forrest, bunu alamam. Bunu, bana söylediklerini yaparak aldım.

- Neden bana karşı bu kadar iyisin?

 – Sen benim kızımsın. Her zaman kızın olacağım. Sonra bir anda tekrar hayatımdan çıkıverdi. Bir insan için küçük, insanlık için büyük bir adım. Ben Vietnam’a döneceğimi sanıyordum ama onlar benim için komünistlerle savaşmanın en iyi yolunun, pin pon oynamak olduğuna karar verdiler, ben de Özel Hizmetlerle ülkenin dört bir yanını gezdim, yaralı gazileri neşelendirdim ve onlara pin pon oynamayı gösterdim. O kadar iyiydim ki Ordu, Amerikan milli pin pon takımına girmeme karar verdi. Bizler bir milyon yıldır Çin’i ziyaret eden ilk Amerikalı’lardık. Biri, dünya barışının bizim ellerimizde olduğunu söyledi ama tek yaptığım pin pon oynamaktı. Eve döndüğüm zaman ulusal çapta şöhret olmuştum ve Kaptan Kanguru’dan bile ünlüydüm. İşte, Forrest Gump. Burada.

- Forrest Gump, John Lennon.

- Evine hoşgeldin. Çin nasıI bir yerdi, anlatır mısın?

 Çin ülkesinde insanların neredeyse hiçbir şeyi yok. Mülkleri yok mu?

 Ve Çin’de hiç kiliseye gitmiyorlar.

- Din de mi yok?

 – Hayal etmesi zor. Denersen kolaydır, Dick. Birkaç yıI sonra İngiltereli o iyi genç adam oğlunu görmeye evine gidiyordu ve imza dağıtıyordu. Ortada hiçbir neden yokken biri onu vurdu. Sana Kongre Onur Madalyası verdiler. Bu Teğmen Dan.

Teğmen Dan!

Sana Kongre Onur Madalyası verdiler. Evet, efendim. Verdiler. Sana, televizyona çıkıp, tüm ulusun önünde kendini aptal durumuna düşüren bir salağa, gerizekalıya Kongre Onur Madalyası verdiler. Evet, efendim. İşte bu harika! Buna söyleyecek tek şeyim var. Tanrı kahrolası Amerika’yı korusun.

Teğmen Dan!

Teğmen Dan bir otelde yaşadığını söyledi. Bacakları olmadığından, kollarıyla egzersiz yaparak oyalanıyormuş. Sağa dön. Sağa dön! Haydi ama! New York’ta ne yapıyorsun Teğmen Dan?

 Hükümetin memesinden besleniyorum. Kör müsün?

 Burada yürüyoruz! Defol! Haydi. Yürü, yürü, yürü! Teğmen Dan’le kaldım ve Noel’i birlikte kutladık. Size iyi yıllar, evinize çabuk dönün. Tanrı sizi korusun. İsa’yı bulabildin mi Gump?

 Onu aramam gerektiğini bilmiyordum efendim. Gaziler Derneği’ndeki tüm sakatlar hep bundan söz ederler. İsa böyle, İsa şöyle. İsa’yı buldum mu?

 Benimle konuşsun diye bir rahip bile getirdiler. Tanrının bizi dinlediğini ama kendime yardım etmem gerektiğini söyledi. İsa’ya kalbimi açarsam gökyüzündeki krallıkta onun yanında yürüyebilirmişim. Ne dediğimi duydun mu?

 Gökyüzündeki krallıkta onun yanında yürümek. Sakat kıçımı öp, Tanrı dinliyormuş. Amma saçma.

Cennete gideceğim Teğmen Dan. Evet… Gitmeden önce neden kıçını kaldırıp, köşeye kadar gidip, bize biraz daha Ripple almıyorsun?

 – Evet, efendim.

**

**

 Artık hiç kimsenin mutfağında çalışması gerekmeyecekti. Çok güzel kokuyor. Zilyoner olduğum için ve yapmaktan hoşlandığım için çimleri bedava biçtim. Fakat geceleri, yapacak hiçbir şey yokken ve ev boşken, hep Jenny’yi düşünüyordum. Sonra o çıkageldi.

- Merhaba Forrest.

- Merhaba Jenny. Jenny geri döndü ve benimle kaldı. Belki gidecek bir yeri kalmamıştı, belki de çok yorgundu çünkü yatıverdi ve uyudu ve uyudu, sanki yıllardır uyumamış gibi. Eve dönmüş olması çok güzeldi. Her gün yürürdük ve ben ağaçtaki bir maymun gibi hızlı konuşurdum ve o da pin pon, karides ve annemin cennete gidişi hakkında anlattıklarımı dinlerdi. Hep ben konuşuyordum. Jenny genelde hep suskun duruyordu. Bunu nasıI yapabildin?

 Bazen yeterince taş olmadığını düşünürüm. Neden geri döndüğünü gerçekten öğrenemedim ama umursamıyordum. Tıpkı eski günlerdeki gibiydi. Yeniden köfte ve patates gibiydik. Her gün güzel çiçekler toplar ve onları onun için odasına koyardım ve o da bana dünyada verilebilecek en güzel hediyeyi verdi. Bunlar sadece koşmak için. Bana dans etmeyi bile gösterdi. Biz bir aile gibiydik, Jenny ve ben… ve hayatımın en güzel dönemiydi. Seyretmeyi bitirdin mi?

 Ben yatıyorum. Benimle evlenir misin?

 İyi bir koca olurum Jenny. Olursun Forrest. Ama benimle evlenmezsin. Benimle evlenmek istemezsin. Beni neden sevmiyorsun Jenny?

 Zeki bir adam değilim ama sevgi nedir bilirim. Forrest, seni seviyorum.

- Nereye kaçıyorsun?

 – Kaçmıyorum. O gün, hiçbir neden yokken, biraz koşmaya karar verdim. Yolun sonuna kadar koştum ve oraya varınca kasabanın sonuna kadar koşayım diye düşündüm.

**

Sıcaklardan bitkin düşen Başkan Carter… Oraya vardığım zaman Greenbow Bölgesini boydan boya koşayım dedim. Oraya kadar koştuğuma göre bari büyük Alabama eyaletini koşarak geçeyim dedim. Ben de öyle yaptım. Alabama’yı koşarak geçtim. Ortada hiçbir neden yokken. Koşmaya devam ettim. Okyanusa kadar koştum. Sonra oraya vardığımda, hazır oraya kadar gelmişken geri dönüp, yoluma devam edeyim dedim. Başka bir okyanusa vardığımda hazır buraya kadar gelmişken, geri dönüp, yoluma devam edebilirim dedim. Uykum geldiğinde, uyudum. Acıkınca, yemek yedim. Şeye gitmem gerekince… bilirsiniz… gittim.

- Yani sadece koştun.

- Evet. Annemi, Bubba’yı ve Teğmen Dan’ı çok düşündüm. Fakat en çok Jenny’yi düşündüm. Onu çok düşündüm. Greenbow, Alabamalı, Forrest Gump adında bir bahçıvan yaklaşık iki yıldır sadece uyku için ara vererek Amerika’yı koşarak geçiyor. Charles Cooper bildiriyor. Amerika’yı dördüncü kez geçmekte olan bahçıvan Forrest Gump, bugün Mississippi nehrini dördüncü kez geçecek.

- Vay canına. Forrest?

 – Neden koşuyorsun?

 – Dünya barışı için mi yapıyorsun?

 – Evsizler için mi?

 – Kadın hakları için mi koşuyorsun?

 – Çevre?

 Birinin tüm bunları nedensiz yapabileceğine inanmıyorlardı.

- Bunu neden yapıyorsun?

 – Canım koşmak istedi. Canım koşmak istemişti. Sensin. Gerçekten sen olduğuna inanamıyorum. Bir nedenden dolayı, yaptıklarım insanlara mantıklı geliyor gibiydi. Sanki kafamda alarm zili çalmaya başladı. Kendime, “İşte üzerine düşeni yapan biri.” dedim. “İşte yanıtları olan biri.” Sizi her yere izlerim Bay Gump. Böylece bana katılanlar oldu. Sonra daha çok katılan oldu. Ardından daha da çok insan katıldı. Birileri bunun insanlara umut verdiğini söyledi. Ben bunlardan anlamam ama içlerinden bazıları onlara yardım etmemi istedi.
Bana yardım eder misiniz acaba?
 Tampon etiketi işindeyim. Bana iyi bir slogan lazım ve siz insanlara ilham verdiğiniz için bana yardım edebileceğinizi düşünmüştüm… Hey, ahbap! Az önce kocaman bir köpek bokuna bastın! – Olur böyle vakalar.
- Ne, bok mu?
 Bazen. Birkaç yıI sonra duydum ki o adam bir tampon sloganı bulmuş ve onunla çok para kazanmış. Yine öyle koştuğum başka gün tüm parasını tişört işinde kaybeden bir adam yüzümü bir tişörte basmak istedi ancak pek iyi çizemiyordu ve fotoğraf kamerası da yoktu. Al, bunu kullan. Zaten kimse bu rengi beğenmiyor. İyi günler. Birkaç yıI sonra öğrendim ki o adam bir tişört için bir fikir bulmuş. Çok para kazanmış. Neyse, dediğim gibi, bana eşlik eden çok insan vardı. Annem hep derdi ki, “İlerlemeden önce geçmişini arkana al.” Düşünüyorum da koşmamın nedeni buydu. Üç yıI, iki ay, 14 gün ve on altı saat koşmuştum.

Susun. Susun. Galiba bir şey söyleyecek. Çok yoruldum. Galiba eve gideceğim.

Biz ne yapacağız?

 Sonra bir anda koşu günlerim bitmişti. Ben de Alabama’ya, yurduma döndüm.

**

Forrest, hastayım. Neyin var, nezle yüzünden öksürüyor musun?

 Bende bir virüs var ve doktorlar ne olduğunu bilmiyorlar ve bu konuda yapabilecekleri hiçbir şey yok. Benimle eve gelebilirsin. Sen ve küçük Forrest, Greenbow’da evimde kalabilirsiniz. Hastayken seninle ben ilgilenirim. Benimle evlenir misin Forrest?

 Olur. Lütfen oturun. Forrest?

 Vakit geldi. Merhaba. Kravatın. Teğmen Dan.

- Teğmen Dan.

- Merhaba Forrest. Yeni bacakların var. Yeni bacaklar! Evet. Yeni bacaklarım var. Özel yapım. Titanyum alaşımlı. Uzay mekiğinde bundan kullanıyorlar. Sihirli bacaklar. Bu, nişanlım Susan.

- Teğmen Dan.

- Merhaba Forrest.

- Teğmen Dan, bu benim Jenny.

- Sonunda tanıştığımıza sevindim. Sen, Forrest, Jenny’yi karın olarak kabul ediyor musun?

 Sen, Jenny, Forrest’i kocan olarak kabul ediyor musun?

 Sizleri karı, koca ilan ediyorum.

- Hey.

- Merhaba. Vietnam’da korkmuş muydun?

 Evet. Şey, bilemiyorum. Bazen yağmur, yıldızların çıkmasına izin verecek kadar duruyordu. O zaman güzel oluyordu. Çölde günbatımının hemen öncesine benziyordu. Her zaman suda milyonlarca yakamoz olurdu. Tıpkı o dağ gölü gibi. Çok berraktı Jenny, sanki üstüste iki gökyüzü varmış gibi duruyordu. Sonra çölde, güneş doğduğu zaman, göğün nerede bitip, karanın nerede başladığını kestiremezdim.

Çok güzeldi. Keşke oralarda seninle birlikte olabilseydim. Benimleydin. Seni seviyorum. Bir Cumartesi sabahı öldün. Ve ben seni, ağacımızın altına gömdürdüm. Ve babanın evini, buldozerle yerle bir ettirdim. Annem hep, ölüm yaşamın parçasıdır derdi. Öyle olmamasını dilerdim. Küçük Forrest gayet iyi. Yakında yine okula başlayacak ve ben her gün onun kahvaltısını, öğlen ve akşam yemeğini yapıyorum. Her gün saçını taramasını, dişlerini fırçalamasını sağlıyorum. Ona pin pon öğretiyorum. Oldukça iyi. Forrest, servis sende. Sık sık balık tutuyoruz. Her gece bir kitap okuyoruz. O çok zeki Jenny. Onunla çok gurur duyardın. Ben duyuyorum. Sana bir mektup yazdı. Benim okuyamayacağımı söyledi. Okumamam gerekiyor, bu yüzden senin için burada bırakıyorum.

Annem mi haklıydı yoksa Teğmen Dan mi, bilemiyorum. Herkesin bir kaderi var mı bilemiyorum, yoksa rüzgara kapılmış gibi tesadüfen oraya, buraya mı sürükleniyoruz?

 Bence her ikisi de doğru. Belki ikisi de aynı anda oluyor.

 

JAPONLARI TANIMAK İSTEYENLER İÇİN


İnsanı Tanımak, İnsanları Tanımaktır.

 “Fuji Dağı’yla Konuştum”isimli kitabından sizin için seçtiklerim.

 

İçimde dağlanan bir sevinçle, inerek, çıkarak, düşerek, kalkarak, bazı gün ve gecelerde ben de Fuji Dağı’yla konuştum. O Fuji Dağı ki, “Güneş ve Ay insanın içine doğarsa, ne kadar güzeldir,” der, Hokusay’ın ünlü tablosundaki Fuji Dağı. Dağ gibi köpük dalgalarının ufkunda, sanki uzakta ve gizlenmiş duran, ama onların öykündüğü ve hakikatleri olan Fuji Dağı

“Yener SONUŞEN”

**

Japonların çok araştırdıkları ve okudukları söylenir. En büyük ilk üç gazetenin toplam abone adedinin kırk küsur milyon olduğu, her ay çok yüksek telif eserin basıldığı, sadece aylık fotoğraf dergilerinin dört buçuk milyon civarında satıldığı gibi figürler, Japonya’da bir kez kitapçıya gitme gafletinde bulunan herkese bunun ne demek olduğunu anlatır.

Dönem başladıktan çok kısa bir süre sonra sık sık kütüphanede bulduğum bazı kitaplar üzerine Fujita Hoca ile konuşurken, “Senden bir şey rica edebilir miyim,” dedi. “Çok okuyorsun ve bazı kitapların kütüphanede olmadığını biliyorum. Sana kitap ısmarlama makbuz koçanını vereyim, istediğin kadar kitap ısmarlayabilirsin. Sayfaların altlarını imzalamak için bana getir, biraz kitap dedikodusu da yaparız, ” dedi. Böylece eğer aklımda yanlış kalmadıysa belki iki yüz kadar kitabı sadece kendi konumla sınırlı kalmayarak, kütüphaneye ısmarlamış oldum. Böyle bir imtiyaz ve şans öyle sanıyorum hemen hemen tüm üniversitelerimizdeki hocalarımızın en sınır tanımaz rüyalarında bile göremeyebileceği bir şeydi.

Japonya hakkında kitap okumak tamam, ama yazmaya gelince çok şaşırtıcı, geniş ve derin bir kültürü olan Japonya için, Japonya’da birkaç hafta kalanlar (belki de) kitap yazar, birkaç ay kalan bilim adamları, makale tasarlarlar, birkaç yıl kalan, ya yazmayı hep erteler, ya da reddeder, derler. Ben bu satırlarda Japonya diye belki de kendimi anlatıyorum. Cyrano de Bergerac’ın dediği gibi, “Sensin”derseniz, “Hayır, bu satırlar arkadaşlarım, kan bağı olmayan akrabalarım, hocalarım ve iyilik gördüğüm insanlardır”derim. “Forrest Gump”ta üste düşen tüy neyse, Japonya’da karşıma çıkan insanlar işte onu simgeler

 “Uzakta (ama) yakın ülke Türkiye”başlıklı bu kitap, Japonya’da Türkiye üzerine yazılı olduğunu bildiğim, daha Türkiye’deyken (1983) duyduğum ve Japonca olduğu için sadece sayfalarına bakabildiğim bir kitaptır. Adı, anlam olarak çok güzel. Eğer bir gün Japonya üzerine bir kitap yazabilirsem, cevaben Türkiye kelimesinin yerini Japonya olarak değiştirip bir kitap yazmak isterim, diye düşünürdüm o zamanlar. İnsan çoğu kez uzak olduğuna ya da bilmediğine düşmandır. Bu uzaklık bazen coğrafi uzaklık olarak da ifade edilebilir. Ama bugün dünyadaki coğrafi yakınlık ve komşuluk ilişkilerine bakıldığında, sanki herkes komşularına düşman, komşularının düşmanlarına dost gibidir. Hâlbuki komşuluk, hakkı verilerek yapılsa çoğu kez akrabadan ileri bir ilişki ve statü oluşturmaktadır. Hani fıkradaki gibi, Polonyalılara sormuşlar, “En sevdiğiniz ülke neresidir?” diye. “Tayland!” demişler. “Niye?” diye sorulunca da, “Komşu değiliz!” demişler. Komşunuzla siz iyi olsanız, bazı kereler diğer komşular, sizi ve onları bırakmaz. Ben hiçbir tarihi bağ gözetmeksizin Japonya’da böyle bir kitap yazılmış olmasını, tek başına gerçek komşuluk şansı diye düşünüyorum. Bugün de komşu olmadığımız bilindiği için, kimse araya girmeden kıta ötesi bir yakınlık ne büyük imkân diye düşünüyorum.

**

Japonya’ya ilk geldiğimde bir Pakistanlıyla karşılaştım. İnançlı bir insandı. Ünlü bir bankacıydı. “Mr. Sonuşen, hiçbir zaman Japonlarla inanç konusunda tartışmayın, ya da bizim inancımız şöyledir diye onları uyarmaya çalışmayın. Çünkü ‘Niye domuz eti yemiyorsunuz?’ diye sorabilirler. Çoğu kez zaten cevabı biliyorlardır. Dolayısıyla siz ‘ domuzun içinde şöyle tenyeler, mikroplar barınır’ derseniz, size ‘ bugün artık domuzlar eskisi gibi pis yerlerde yaşamayabilir, pislikle beslenmeyebilir, hattâ süt havuzunda büyütülebilir, böyle bir durumda veteriner kontrolünden de geçerse o zaman yemenizde bir mahsur yoktur değil mi?diye sorabilirler.

**

Nitekim sonraları gerçekten bana birkaç defa böyle söylediler. Bir seferinde hem soruyu hem cevabı söylediler, ben hiçbir söylememiş olmama rağmen. Yine bir gün bir Japon, galiba bir barış derneği üyesiymiş, “Yenersan sizin dininiz barış dini midir?”diye sordu. Ben de, “Evet, İslam, selam, bunlar hep barışla ilgili mesajları içerir, etimolojik olarak da,”dedim. O Japon da bana, o günlerde savaşmakta olan iki komşumuz için “Iran ve Irak’ ta yaşayanlar müslüman değil mi?” dedi. Artık bir daha bu konuların üzerinde en naif bir cevabı bile vermemeye karar verdim. Versem de Fûzûlî’nin, “sualime cevaptan gayrı şey vermediler” dediği gibi, sadece cevap olarak algılanacağını hissettim. Aynen Kapalıçarşı’da satıcıların “Buyrun içeri dediği zaman Japonların kaçması gibi, inanç konusunda da Japonların tavrı aynıdır. Siz bir şey söylerseniz kaçarlar, ancak bir şekilde kendilerinin merak edip, araştırıp, bulup, inanıp, sahip çıkmaları hâlinde, Japonların inançları konusunda farklı şeyler yapmaları mümkün olabilir.

**

Fuji Dağı’yla Konuştum

Boye de Mente’nin “Japonlarla İş Yapmak”kitabında şöyle bir paragrafa rastladım. “Japonya  da herkes sizi görür, herkes sizi bilir, ama sizinle sadece görüşmesi gerekenler muhatap olur,”diyordu ve ekliyordu “Mesela birçok insanın görev yaptığı altmış-yetmiş kişilik, açık ofis düzeni Japon şirketlerinden birine girdiğinizde biriyle göz teması sağlayıp, şu kişi ya da şu departmanı nasıl bulurum, diye sormak istediğiniz zaman çok zorlanırsınız. Çoğu kez yabancı dil düzeylerinin o kadar da yeterli olmadığını düşünebilecek olan ve kapıya yakın oturan genç, genellikle de hanım çalışanlar, sizi daha görür görmez, ‘gerekli olduğu gibi yardımcı olamaya bilirim, iletişim kuramayabilirimya da ‘ başıma dert almayayım duygularıyla hemen önlerindeki bir şeylerle ilgilenmeye başlarlar. Böylece hâl diliyle onlara sormamanızı size anlatmış olurlar,” diyor. Bunu okuyunca hakikaten de durumu iyi tespit etmiş diye düşündüm. Nitekim ilk gittiğim Japon şirketinde muhtemelen kırk katlı bir iş merkezinin, otuz küsuruncu katında, tahminen her katında üç yüz-dört yüz kişi çalışıyordu, aradığım kişiyi nasıl bulabilirim diye sormak için kitaptaki hileye başvurdum. Hızla büyük ofise girdim. Beni gayrı ihtiyari gören insanlar daha durumu idrak edip kendileri açısından ne yapacaklarına karar vermeden, bir tanesini seçip göz temasıyla hafifçe öne eğilerek “Bir dakika,” diye işaret ettim. Benim de şahit olduğum ve de Mente’nin bahsettiği gibi, intikal süresi geçtikten sonra, hemen başını önüne eğip, koltuğuna oturmaya fırsat bulamadan önce o kişiyi yakalamış oldum. Tam otururken kalktı. İçimden “Aferin de Mente’ye” dedim. O hafta gidip bir kitabını daha satın aldım.

**

Japonya’dan döndükten sonra, bir gün Kapalıçarşı’ya arkadaşım Erdener’in dükkânına ziyarete gittim. O sırada bazı Japon turistler vitrinin önüne geldiler. Kapalıçarşı’da genellikle âdettir ya, müşteriyi içeriye davet etmek için çok ısrarlı ikna hamleleri yapılır. Hattâ sokaklardaki satıcı çocuklar mutlaka, “Yes Mr!”, “Where are you from Mr/Mrs?”, sonra birkaç ayrı dilde çoğu kez tüm bilgileri yine o dillerdeki “Where are you from?” olduğunu tahmin edebileceğiniz cümleler sarfederler. Cüretle. Satıcı dediğin zaten öyle olur. Turkish iş. Ancak Erdener’in dükkânında gördüğüm şey beni şaşırttı. Hemen içerden seslendi, “Oğlum içeri girin,” diye. Sordum, “Ne o Japonları ikna etmeye çalışmıyor musunuz?” Sanki Japonya’da dört yıl geçiren ben değilmişim gibi. Sosyo kültürel olarak çok doğru bir şey söylediJaponların eğer bir şey satmaya çalışırsan, zorlandıklarını ya da baskı altında olduklarını hissederlerse, bazen de davet edildikten sonra reddetmenin kendileri için çok güç olduğunu bildikleri için, hemen kaçarlar. Beğenirlerse nasıl olsa içeri girip, sorarlar ve alırlar,”dedi. “Bu nasıl bir teknik,” dedim, “yakında sosyal antropolog olacaksın korkarım.” “Tabii abi,” dedi. “Mesela geçen gün bir adam geldi, şöyle elli yaşlarında, yanında da yirmi beş yaşlarında bir hanım var. Durumu anladım. (Adamın psikolojisini kullanarak, mal satabilmek için) biraz pahalıca bir yüzüğün fiyatını sordukları zaman, sanki çok yakın davranıyormuşum gibi poz takınarak, ‘ o size gelmez, olmaz, ’dedim. Bizim buralarda klasiktir bunlar. Kadın bir tuhaf oldu, adam irkildi. ‘Niye?dedi. ‘Biraz pahalıdedim. Adam kızdı. ‘Ne demek pahalı, çıkartın lütfen’ dedi tahmin edeceğin gibi. Toplam alışveriş on dakika sürdü. Ben de çok pahalı bir yüzüğü, çok özel bir psikolojinin esiri olan birine hemen satmış oldum. Bizim meslek böyledir.”

**

Sergio, bir televizyon programında o günlerde yeni yeni ünlü olmaya başlayan (Allah korusun) AIDS hastalığıyla ilgili yapılan bir programda, uzun uzun Japonların AİDS olmayacağı, fakat yabancıların muhtemelen taşıyacağı gibi bir yoruma rastladığını söyledi. Hatta izleyicilerden biri, “Trenlerde ve otobüslerde yabancıların tuttuğu tutamaklara dokunmamalı mıyız? diye sormuş.

Bunun üzerine onunla birlikte, muziplik olsun diye, Japonların çokça görebileceği bir şekilde bulunduğumuz tren vagonunda ikimiz de dokunabildiğimiz kadar çok yere dokunup, “Bakalım dokunduğumuz yerlere Japonlar dokunacak mı?” diye araştırma yaptık. Herhalde biraz da beklentimizden, bazılarının sanki korkuyla baktığını görür gibi olduk. Tabii ki o günlerde bu hastalık yeni bilinmeye başlamıştı.

Yine de Japonlar en azından bizim başka bir hastalığa duçar olduğumuzu düşünmüş olabilir.

**

“Japonyada hep birileri sizi görür, izler ama siz bilmezsiniz. ”Bunu Japonya’da yaşayan bir yabancı söyledi.

Mesela trende giderken aslında en az birkaç kişi size bakıyordur ama siz farkında değilsinizdir. Çünkü bakanlar, Batılılar gibi değil, Japonlar gibi bakar. Yani sizin onları görmeyeceğiniz bir an ve şekilde,”diye de ekledi…

Bunu duyar da durur muyuz? Hemen ertesi gün genellikle sadece koltukların dolu olduğu ve ayakta sadece birkaç kişinin olduğu, bir vagonda tutamağı tutmuş ufuklara doğru bakarken, birdenbire yumuşak bir bakışla da olsa sağ tarafıma hızla dönüp “Bakan var mı?” diye denedim. Üç kişiyle göz göze geldik. Çok şaşırdılar. Doğrusu ben de gülmemek için kendimi çok zor tuttum. Sanki onlar için bakmadığımı hissettirmeye çalıştım. Ama o kadar tuhaf bir durum oldu ki, bir sonraki istasyonda herkes indi.

Sanıyorum hepsi gideceği istasyona bir sonraki trenle gitmişlerdir.

**

Japon ve Türk arkadaşlarımla birlikte bir balıkçıda yemek yiyorduk. Kocaman gözlü bir balık geldi. Japon arkadaş da gözü ağzına atarak yemeye başladı. Türk arkadaş yüzünü buruşturarak “Balık gözünü böyle mi yiyorsunuz,” dedi. Türkiye uzmanı olan Japon arkadaşımız da, “Siz de Türkiye* de koyun kellesinin gözünü böyle yemiyor musunuz?” diye sordu. Bu iki göz arasındaki fark insanın ancak aydınlanma gözü kadar farklıdır

**

GAİJİN yabancı demektir. Enteresandır, Japoncada ayrıca YABANJİN diye bir kelime daha var ki, yaban adam demek. JİN kelimesi [cin diye okunuyor] insan için kullanılıyor. Bunun çok daha nazikçesi gaikokujin. Yani yabancı ülkelerden gelen insan. Dolayısı ile gaijin biraz amiyane tâbirle gâvur sözcüğü gibi vurguya sahip. Bir akşam üstü Mitaka istasyonundan otobüse bindim, yorgun argın iş dönüşü. Otobüs nisbeten kalabalık. Yoldaki duraklardan birinde dört-beş yaşlarında çok tatlı bir kız çocuğuyla, -herhalde- büyükannesi, benim yanımdaki koltuğa kadar ilerlediler. Küçük kız beni görünce ninesine, “Nineciğim gaijin böyle mi oluyor?”diye sordu. Ninesi büyük bir telaş içinde, “O sözü söylemeaman sakın ha”diyerek, bir yandan da kendi bakışlarını gizlemeye çalışarak, Japonca bilip bilmediğimi anlamaya çalışıyordu. Bilmiyor gibi yaptım. Ama çok komik. Düşünsenize, karşınızdaki minnacık Japon size “Gâvurlar böyle mi olur?” diyor. Çok eğlenceli. Artık giderek akıllanıyor olmalıyım ki, otobüsten inmeme iki dakika kala çocuğa doğru eğilip, muhtemelen ninesinin de duyduğu bir sesle, “Boşverin dedim, “ben bir gaijin’im. Rahat rahat söyle.”Bu yaştaki özgürlük, gerçek ifade özgürlüğünün yaşandığı tek dönemdir. Başımı kaldırıp nineyi yapabildiğim en zarif şekilde selamlayıp, zaten durmuş olan otobüsten indim. Çok şükür ben Japonya’dan döndükten bir müddet sonra Japonların incelmiş kültürlerinin ve hayat tarzlarının yanlış anlaşılmasına sebep olan “ALİEN REGİSTRATİON”sözcüğü kaldırılmış. Nitekim aynı Japonlar, Japonya’daki TORUKO BURN, yani Türk hamamı diye anılan ve normal banyo yapılan hamamlardan farklı hizmetleri olduğu söylenen yerlerden, Türk Büyükelçiliğinin ısrarlı ve başarılı çalışmalarıyla Türk ismini de aynı yıllarda kaldırttılar. (Hem de özel sektöre ait olmalarına rağmen)

**

Japon arkadaşlarla Levent’teki evde sohbet ediyoruz. Kim bilir kaçıncı sohbet.

Arkadaşlarımızdan biri, “Biz hep beraber Konya, ya Şeb-i Arûss’ a gidiyoruz, sen de gelir misin”dedi. Hiçbir rezervasyonumuz olmadan, otobüsle Ankara üzerinden aktarmalı, geceli gündüzlü bir yolculukla, Konya’ya gidiyoruz. Arkadaşlarımın ellerinde bilgi dolu kitaplar, kafaları merak yüklü, yürekleri temiz. Allah’tan Mevlânâ, bütün kalp sahiplerini güzelliğe çağırmış. Beni bir bakıma onların güzel kalbi götürdü.

**

Tokyo’da, üşümekten harabolduğumuz bir gecede, beş film sinemasında, Hal Ashby’nin yönettiği ve Peter Sellers’ın oynadığı Being There” (Türkçeye (Bahçıvan adıyla çevrildi) filmini izlemiştik. İnsanın kendini keşfetmesine olan inancımla, İstanbul’a döndükten sonra, küçük bir bahçe edinip, çeşit çeşit ağaçlar ve çiçekler ektim. Bir gün, o sıralarda çalıştığım şirket için ambar yöneticisi aranırken, aday olarak gelen beyin CV’sinde hobiler arasında bahçeciliği de gördüm. Çok da haz etmemiş gibi yaparak, “Bu bahçecilik de nedir?”dedim. “Keşke yazmasaydım”der gibi bir ifadeyle, “Ben,” dedi, “efendim çiçekleri severim” “Öyle mi,” dedim, “peki bu işte ne kadar iyisindir?” “Söyleyeyim mi, söylemeyeyim mi,” diye gözlerimin içine bakarak, “Ben, dedi, “çiçeklerle konuşurum,” “O zaman iş şenindir,”dedim. “Ben mi seçildim?” diye sordu. “Kıymetlerimizi emanet etmek için, çiçek ya da kuşdili bilen birisinden daha emin kim vardır ki,” dedim.

Yener SONUŞEN Kimdir?

1959 yılında Eskişehir’de doğdu. Çocukluğun-dan itibaren satır aralarını okuma alışkanlığı edindi. Çok özel durumlar dışında sadece dinlemeyi değil konuşmayı da seçti. Çalışarak okuduğu Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü hariç, yurtiçi ve yurtdışı birçok okuldan diploma ve belgeler topladı. Okumayı sevdi. Dört yıl Japonya olmak üzere, seyahat etmeyi ve güzellikleri keşfetti.

İnsan ömrünün her safhasının bütünü ilgilendiren seyirler olduğuna inandı. Yolculuğun kalp ve insan’a doğru olduğunu anladı. 2003-2005 yılları arasında bir numaralı profesyoneli olduğu şirket, bu dönemde 2,27 milyar dolardan 6.6 milyar dolar ciroya ulaştı ve uluslararası şirketler ligine girdi. Son iki yıldır şirket alım-satımları ve danışmanlık işlerini sürdürüyor. Fuji Dağı’yla Konuştum, hazırladığı üçlemenin ilk kitabı.

Daha fazlasını bulmak için Kaynak: Yener SONUŞEN, Fuji Dağı’yla Konuştum, Beta Basım Yayım Dağıtım A. Ş.1.Basım Mart 2008, İstanbul