JESUS CAMP- İsa’nın Yaz Kampı (2006) Film


Evanjelik Hıristiyanların irticaî uygulamadaki sosyal faaliyetlerini görmek için bu filmi kaçırmayın. Özellikle çocuklar üzerindeki şartlandırma ve beyin yıkama metodlarının Hitlerin yaz kamplarındaki gibi olduğunu görürsünüz. Bu korkunç durumu gözler öne seren film niçin piyasaya sürüldü diyecek kadar kafa karıştırıcı olduğu görünmektedir. Bu meyanda Hristiyan dünyasının yeni nesli yönlendirme çalışmalarının nedenlerini araştırmak ve düşünmek gerekiyor.

Yönetmen: Heidi Ewing , Rachel Grady

Ülke: ABD

Tür: Belgesel Dram

Vizyon Tarihi: 15 Eylül 2006 (ABD)

Süre: 84 dakika

Dil: İngilizce

Müzik: Force Theory, Neill Sanford Livingston , Michael Furjanic

Görüntü Yönetmeni: Mira Chang , Jenna Rosher

Yapımcılar:Laura Bell ,Nancy Dubuc , Heidi Ewing

Firma: A&E IndieFilms | Loki Films

Ödüller: Adaylık; Oscar, 3 ödül ve 4 adaylık

Web Sitesi: Official site

Çekim Yeri: Colorado Springs, Colorado, USA

Oyuncular:    Becky Fischer,    Ted Haggard,    Mike Papantonio

Özet

Evangelist ahlakla yetiştirilmiş bir grup çocuğun, İsa adına toplandıkları yaz kampında yaşadıkları üzerine bir belgesel.

Onlar, kendi deyimleriyle, İsa’nın askerleri. Yarının Evangelist ordusunun yılmaz neferleri. ‘Kids on Fire’ adlı kampta, çocuklar oyun oynamak, yüzmek, ateş etrafında birbirlerine öyküler anlatmak yerine, gerçek birer ‘Hıristiyan savaşçısı’ olmayı öğreniyor. Kendilerine ait, muhafazakâr, Tanrı eksenli bir yaşamları var. Hayatlarını İncil’e adamışlar ve bu yolda kendilerine benzemeyen herkes düşmanları. Felsefelerini tek cümle ise özetlemişler; “İsa için, Amerika geri alınacak.”

Amerika’da yayınlanan ’Jesus Camp’(İsa’nın Kampı) adlı bir belgesel olay yarattı. Kuzey Dakota’daki bir yaz kampını tanıtan belgeselde, yaşları 7 ile 13 arasında değişen 30 çocuğun Hıristiyan savaşçısı olarak yetiştirilmesi anlatılıyor. Evangelist aileleri tarafından kampa gönderilen çocuklar güne sabah duasıyla başlıyor. Daha sonra İncil eğitimi alıyorlar. Kendilerini Hz. İsa’nın birer askeri olarak gören çocuklar, ayin sırasında ağlıyor ve affedilmek için Tanrı’ya yalvarıyor. Daha sonra da askeri eğitim alıyor.

FİLİSTİNLİLER GİBİ OLUN

Bu sırada kampın lideri Papaz Becky Fischer çocuklara, “Bu bir savaş. Hükümetteki düşmanlarımızı yerle bir edeceğiz. Hazır mısınız” diye bağırıyor. Çocuklar hep bir ağızdan, “Evet” diye yanıtlıyor. Fischer, sonra da “İslam’a olan bağlılıkları için hayatlarını feda edenler gibi olun. İncil ve İsa için hayatınızı vermeye hazırlanın. Onlar nasıl İsrail’de Filistin’de, Pakistan’da radikal bir şekilde hayatları pahasına savaşıyorsa siz de bunun için kendinizi hazırlayın” diye bağırıyor.

KİTAPLAR ŞEYTANI

Kampa gelen çocuklardan biri içinde şeytani şeyler olduğu için kitap okumadığını söylerken, bir diğeri “Burada birer savaşçı gibi eğitiliyoruz, ama bu eğlenceli yoldan yapılıyor” diye konuşuyor. Amaçlarının Amerika’da yeniden Hıristiyanların hakim olmasını sağlamak olduğunu söyleyen Papaz Fischer, “Burada ABD Hükümeti’ni, Parlamentosu’nu, yargısını yeniden şekillendirecek nesiller yetiştiriyoruz” diyor. Kamp ABD’yi ikiye böldü. Ilımlı Hıristiyanlar bu çocukların ileride birer politik militan olarak kullanılmasından endişe duyuyor. Muhafazakar Hıristiyanlar ise kampla ilgili belgeselin yayınlanması sayesinde mesajlarının daha geniş kitlelere ulaşacağı umudunda. Fischer, çocukların beyinlerini yıkadığı yönündeki eleştirileri reddediyor. “Ben Tanrı korkusuna sahip Hıristiyanlar yetiştiriyorum. Amerika’da Hıristiyanların hakim olmasını amaçlıyoruz. Tanrı’nın ordusunu kurmak için çocukları küçük yaşta eğitmeliyiz… “

******************

HZ. İSÂ ALEYHİSSELÂMIN NÜZULÜ MESELESİ: DİNİ VE POLİTİK YAKLAŞIMLAR

Hz. İsâ aleyhisselâmın Nüzulü meselesi, İslam öncesinde dinlerde, kültürlerde, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam geleneğinde bulunduğu gibi, genel manada “Kurtarıcı Mesih” anlayışı bazında her din, toplum ve kültürde isimleri farklı olmakla birlikte olduğu görülmektedir.

İlâhî dinlerde “Yahudilikteki Kurtarıcı” Davut soyundan gelecek ve Yahudileri Mutluluğa ulaştıracak Tanrı Krallığını kuracaktır.

“Hristiyanlıktaki Kurtarıcı” ise Mesih İsâ’dır. Ve ahir zamanda gelip Tanrı Krallığını Deccal’i yok ederek kuracak Milenyumu başlatacaktır.

İslamiyet’te ise “Nüzulü İsâ” meselesi ile ilgili Kur’ân-ı Kerimde ise bilgi bulunmamaktadır. Hadis külliyatında ise bu konuda rivayetler olsa da, bu rivayetlerin hem sened hem de metin açısından birçok zayıf yönleri olduğu bulunmaktadır.

“Kur’ân-ı Kerim ve hadis birbirine muhalif olmaz” kuralından hareketle Kur’ân-ı Kerim son rasülün ve nebinin Hz. Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem olduğu, O’ndan sonra nebi ve rasül gelmeyeceği ve her canlının fani olduğu ilkelerinden hareketle Nüzulü İsâ meselesinin olmayacağı belirtilmiştir. Bu nedenle İslam geleneğine bu meselenin daha çok diğer din ve kültürlerden geçtiği şüphesini uyandırmakta ve bu konudaki ortaklıklar bu şüpheyi kuvvetlendirmektedir.

Nüzulü İsâ Meselesini Siyasi ve politik olarak kullanan günümüz Hristiyan cemaatlerinden Evanjelizm, bu teolojiyi Küresel amaçlar için Bush’un önderliğinde Evanjelistlerin ve Fundementalist Hristiyanların Mesih’i Söylemini kullanmaları birçok amaçlara müstenit olduğu görülmüş ve şu sonuçlara ulaşılmıştır.

Aslında bu muhafazakâr grup Evanjelistlerin Yahudileri kollamalarının arkasında dünyanın Hıristiyanlaştırılması ideali yatmaktadır.

Ortadoğu’ya Yahudilerin yerleştirilmesi planlanarak o bölgedeki kaos ve kargaşadan da faydalanarak Hıristiyanların dünya misyonerlik faaliyetlerini rahatça yapmalarına katkı sağlanmak istenmiştir.

Evanjelik Hıristiyanların esas amacı, Yahudilerin dünya hakimiyetini gerçekleştirmek değil, bilakis Hıristiyanlığın ve Amerikalıların dünyaya tamamen hakim olabilmesi için Yahudilerden yararlanmaktır. Bunu Yahudiler biliyorlardı ama Yahudiler de Büyük İsrail’i gerçekleştirmek İçin Amerika’lıların desteğinden güç kazanıyorlardı. Bu sebeple Evanjeliklerle devamlı irtibat halinde oldular.

EVANJELİSTLER VE FUNDEMENTALİST GRUBLAR İÇİN ÖNEMLİ OLAN TEK ŞEY, BİR AN ÖNCE İSÂ MESİH’İN YERYÜZÜNE GELİŞİNİ GERÇEKLEŞTİRMEKTİR. Mesih’in yeryüzüne gelmesi ve “Bin Yıllık Tanrısal Krallığın” kurulması için ise dünyanın bir an önce Hıristiyanlaştırılması gerekmektedir. Onlara göre dünya Hıristiyanlığının önündeki en büyük engeli Müslümanlar oluşturmaktaydı.Yahudilerin arz-ı mev’udu üzerinde bulunan Müslümanlarla en iyi mücadeleyi verecek olan da hiç şüphesiz Yahudiler olacaktır.Kutsal Kitaba dayalı yenidünya düzeninin kurulması, İsâ Mesih’in dünyaya gelişi anlamına geleceği gibi beklenen kıyametin de kopuşu olacaktır. Dolayısıyla bu zannedildiği gibi “Yahudi Kıyameti” değil, bilakis bir Hıristiyan “Armegedonu” (kıyameti) olacaktır

11 Eylül 2001 tarihindeki ABD’ye yapılan terörist saldırılarından sonra yapılan istatistiklere göre Amerikan halkının % 50’si kıyametin kendileri hayattayken kopacağına inanmaya başlamıştır. Eskiden sadece marjinal gruplar bu arzu ve beklenti içerisindeyken, artık günümüzde dünyanın bilhassa da Amerika’nın yaşadığı bazı felaketler, insanları kıyametin kopacağına inandırmaya başlamıştır. Zaten Amerika Halkı devletin güttüğü siyaset yüzünden şu anda büyük bir kaos ve korku ortamı yaşamaktadırlar.

Hıristiyan yayılmasının önündeki en büyük engelin Müslümanlar, Müslümanlar içinde de Türkler olduğu düşünülmektedir.

Oysa bu dönemde Hz. İsâ’nın yeryüzüne gelebilmesi için dünyanın hızla Hıristiyanlaştırılması gerekmektedir. Zira dünyanın Hıristiyanlaşmasını sağlamadan İsâ Mesih’in gelişini beklemek hayal olacaktır. Bundan dolayı fundamentalist gruplar, Anadolu’nun parçalanmasını Armegedon (Kıyamet alameti) olarak algılamışlar ve bu düşüncelerini kutsal metinleri olan Yeni Ahit’in Vahiy Kitabı’nın 9. ve 16. bablarına dayandırmışlardır:

“Altıncı melek borazanını çaldı. Tanrının önündeki altın sunağın dört boynuzundan gelen bir ses işittim. Ses, ‘elinde borazan olan altıncı meleğe, Büyük Fırat Irmağı’nın yanında bağlı duran dört meleği çöz’ dedi. Tam o saat, gün, ay ve yıl için hazır tutulan dört melek, insanların üçte birini öldürmek üzere çözüldü “, “Altıncı melek tasını Büyük Fırat Irmağını boşalttı. Gündoğusundan gelen kralların yolu açılsın diye Fırat Irmağı kurudu… “

Buradaki İncil ifadelerinden anlaşılan mana şudur ki, Tanrının bizzat meleklerini kıyametin kopmasında görevlendirmiş olmasıdır.

Dicle ve Fırat ırmaklarının görevli melekler tarafından kurutulması ve bu bölgedeki kaosun ve savaşların ortaya çıkartılması ise kıyametin başlaması olarak algılanmaktadır. Türklerin Anadolu’yu fethi, İncil ifadelerinin kaleme alınışından bin yıl sonraya denk düşmektedir. Dolayısıyla bu ifadelerden, doğrudan Türkiye’nin parçalanması gibi bir mana çıkarmak zordur.

Ancak İncil’e göre kıyametin zuhurunda vuku bulacak hadiseler Anadolu topraklarında başlayacaktır. Anadolu’nun şu anki sakinleri Türklerdir. Günümüzde bazı Evanjeliklerin kıyametin kopmasını hızlandırmak için çırpınmalarının ülkemize zarar verme ihtimali vardır.

Büyük Ortadoğu Projesi, Evanjelik yenidünya düzenini gerçekleştirmede, Evanjelik Hıristiyanlarının Mesih planının en önemli sacayaklarından biridir.

Malum olduğu üzere Ortadoğu, büyük oranda Müslüman ülkelerden oluşmaktadır. Evanjelik Hıristiyanlara göre yenidünya düzeni kurabilmenin yolu Ortadoğu’dan geçmektedir. Çünkü İslam ülkelerinin gücü tamamen kırılmadan, güçsüz ve yetersiz hale getirilmeden, dünyaya şekil vermenin zor olduğu düşünülmektedir. Günümüzde Müslüman ülkelerin görünürde çok fazla güçlü olduklarını da söylemek zordur. Ancak Evanjelik kurguya göre, Müslüman ülkelerin İslam’dan aldıkları ilhamla kendilerine yeniden çeki düzen verebilmesi ve güç birliği yapmaları da ihtimal dâhilindedir; Yenidünya düzeni kurma arzusundaki Evanjelikler, bu ve buna benzer pek çok ihtimali de hesaplamaktadırlar, ince eleyip sık dokumaktadırlar.

Irakla başlayan sözde demokratikleştirme hareketi, dalgalar halinde bölge ülkelerine de kaydırılmaya çalışılmaktadır. Unutmamak gerekir ki Türkiye de bu ülkelerden birisidir. Dolayısıyla gönlümüz hiçbir zaman arzu etmese de Türkiye de, komşularının kaderini paylaşmak durumunda kalabilir. Temennimiz ülkemizin başına asla bir belanın gelmemesidir; ancak temenniler olacakları önlemeye yeterli de olmayabilir. Yani çok dikkatli ve tedbirli olmalıyız., böyle bir tehlike ile karşı karşıya kalmamamız için bütün alanlarda çalışmaya devam etmeliyiz.

Büyük ülkelerin tek bir sebep ve gerekçeyle Ortadoğu’ya çeki düzen vermeye çalışmaları da düşünülemez ve bu girişimi tek bir sebebe bağlamak da gerçeklerle bağdaşmaz. Dini gerekçeler de bu sebeplerden biridir. Ancak emperyalist emeller, dini arzuların önünde engel teşkil etmez. Siyasi, ekonomik, kültürel yatırım ve yaptırımları da dini dizaynlarına paralel olarak pekâlâ işleyebilirler. Nitekim tarihte emperyalizmin, bazı zamanlarda misyonerizmin öncü kolu olarak çalıştığını söylemek mümkündür. Hatta bu projede dinden ziyade Emperyalist emeller birinci sıradadır. Ortadoğunun petrol havzası olması, Ortadoğu’nun enerji kaynakları, bunları küresel pazarlara açan ulaştırma hatları, Ortadoğu’nun su kaynakları, bölgedeki insan kaynakları, Amerika’nın iştahını kabartmaktadır. Ayrıca üç kıtaya yakınlığı bulunan Ortadoğuda Amerika üssü olması Amerika’nın dünyanın jandarmalığını yapması açısından önemlidir.

11 Eylül süreci, daha çok imparatorluk iştahını kabartan bir rol oynamış; stratejinin siyasete dönüşmesini mümkün kılmıştır. Küresel kapitalizmin kutsal mabetlerini hedef alan eylemin çapı ve faillerinin “radikal İslâmcı” bir kimlikle ilişkilendirilmesi, Ortaçağ’ın karabasanı olan “Haçlı ruhu”nun çağrılması için yeterli olmuştur.1

Bu sebeple tekrar hortlayan Haçlı zihniyetine yem olmamak için tüm Müslümanların birlik beraberlik içerisinde olmaları gerekmektedir.Unutulmamalıdır ki Haçlı zihniyetinin, istedikleri ortamı oluşturabilmeleri için Müslümanların özelliklede Türklerin ilerlememesi gerektiğini düşünmektedirler. Daha doğrusu Türklerin yok olması gerekmektedir. Bunu gerçekleştirmeleri için de Misyonerlik, Ilımlı ve Radikal İslam, İnsan Hakları, Kürt sorunu …. vb kavramlar altında sinsi planlar yapmaktadırlar. Bu sinsi planlara karşı uyanık olmak lazımdır. Ve kendimize ait değerlere sahip çıkarak küresel güçlerin oyunlarına gelmemeliyiz.

Kaynak:

Mehmet AKBEN; Hz İsâ’nın Nüzulü Meselesi: Dini Ve Politik Yaklaşımlar, T.C. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı, Master Tezi, Ankara – 2007

1 Esat ÖZ : “Küresel İmparatorluk Stratejisinin Bir Aracı Olarak Din ve “Ilımlı İslâm” Projesi” 2023 dergisi 06 / 04/ 2005.

*******************

MEA MAXİMA CULPA: SİLENCE İN THE HOUSE OF GOD (2012) Madonna Ağlıyor
THE LAST TEMPTATİON OF CHRİST (1988) (GÜNAHA SON ÇAĞRI)

İNANÇ VE İNKÂR ARASINDA


Tanrı’nın var olduğuna/olmadığına inanma ya da başka bir deyişle Tanrı’nın varlığı sorunu, hayatımızı belirleyen önemli meselelerden biridir.

“Tanrı’nın var olup olmadığı, insan ruhunun ölümsüz olup olmadığı üzerinde ne lehte, ne de aleyhte hiçbir bilimsel kanıt yoktur. Ancak biz yine de bir Tanrı olduğuna ve insan ruhları­nın ölümsüz olduğuna inanma hakkına sahibiz.” deriz.1

Tanrı’nın var olduğunu ispat eden delillerin çürütülmesinin var olmaklığını ortadan kaldırmaz.

2. Tanrı’nın var olmadığını ispat eden delillerin çürütülmesi de, Tanrı’nın var olmadığı iddiasını çürütmez”2

Bu sorgulama bir noktaya gelir ki, iyi ve kötü arasındaki savaş artık insanın dimağında çelişkiler içeren bir krize dönüşür:

“Küçük bir çocuk olarak okulda dayak yemeyeyim diye bü­yük bir şevkle Tanrı’dan yardımını diliyordum. Duamı kabul etmediğinde de, bunu benim iyiliğim için yaptığını düşünüyordum. Başıma kötü bir şey gelmesini istemeyen büyükler, hatta anne ve babam yediğim sopalara gülüyordu; oysa yediğim sopalar benim için büyük bir üzüntü kaynağıydı…

Oyun oynamayı seviyordum; be­ni cezalandıranlar da oynamayı seviyorlardı. Ama büyüklerin oyunlarına iş deniliyordu. Çocukların oyunları onlarınkine ol­dukça benzemesine rağmen onlar büyüklerce cezalandırılıyorlar­dı ve hiç kimse onlara acımıyordu… Çocukken bir gün mide ra­hatsızlığından aniden ateşim yükseldi; neredeyse ölüyordum; Sen bunları gördün, o zaman benim koruyucum değil miydin?”3

İnsan kendini bulmak için çocukluğundan beri arayacağı ve bulmakta zorlanacağı bir yola girmiştir. Artık inanma/inkâr sorunu onun bir meselesidir. Clifford diyor ki:

“Eğer bir kişi, çocukluğunda ya da hayatının daha sonraki bir döneminde kazandığı bir inanca, onunla ilgili aklına gelen tüm şüpheleri bastırarak ve zihninden uzaklaşarak bağlılığını sürdürüyorsa, inancını tartışmaya açan ya da onu tartışan ki­taplardan ve insan topluluklarından bilinçli bir şekilde uzak du­ruyorsa; hatta inancını rahatsız eden soruları dinsizlik olarak addediyorsa, o kişinin hayatı insanlığa karşı işlenmiş büyük bir günahtır. ”4

O zaman aklın yardımına muhtaç oluruz.

“Aklın, Allah’a inanmayı ve itaati insana borç kılması ya bir fayda içindir veya boş yeredir. Aklın boş yere itaati gerekli kılması doğru olmaz. Çünkü akıl, boş yere emretmez. Eğer bir fayda için gerekli kılı­yorsa bu fayda ya mabut olan Allah’a veya kula râci olur. Al­lah’a ait olamaz. Çünkü Allah illet, amaç/garaz ve faydadan münezzehtir. Hatta inkâr, iman, taat, isyan Allah nazarında müsavi olan şeylerdir. (Yani Allah için bir kâr ve zarar düşünü­lemez). Kul’a râci bir faydası bakımından da muhaldir. Zira fayda ya dünyada ya da ahirette olur. Dünyada olamaz; çünkü itaatin peşin bir gayesi yoktur. Belki nefsine galebe çalması ba­kımından bir sürü eziyet çekmesi vardır. Gelecekte de bir gaye taşımaz. Çünkü gelecekte itaate mükâfat, isyana ceza olduğunu akıl nereden bilebilir? Hâlbuki akıl için isyan ile taatin ikisi birdir. Çünkü hiçbir şeye ayrı meyli olmadığı gibi hiçbiri hak­kında da ihtisası yoktur. Bütün bunları bildiren şeriattır. O hal­de Allah’ı bilmek aklen değil şer’an vaciptir.”5

Eğer bilmeceye cevap vermek istemiyorsak, bu bir tercihtir; fakat yaptığımız her tercihte kendimizi tehlikeye atarız.

Eğer bir insan Tanrıya ve geleceğe sırtını dönmek isterse kimse onu engelleyemez; kimse makul bir şüphenin ötesinde onun yanlış yaptığını ispatlayamaz.

Eğer bir insan başka türlü düşünür (yani Tanrı’nın varlığına inanırsa) ve düşündüğü gibi davranırsa ben kimsenin onun yanlış yaptığını ispatlayabileceğini düşünmüyorum. Herkes en iyi olduğuna inandığı davranışı yapmalıdır; eğer yaptığı davranış kötüyse davranışının zararını en çok davranışı yapan kimse görecektir. [Amerikalı filozof W. James]

 “Edindiğim tecrübeler ve gözlemlerim sonucunda inananla­rın, inanmayanlara nazaran genellikle daha mutlu veya daha mutsuz olduğunu görmedim. Yani inanmak insanları daha mut­lu kılmıyor. Aynı şekilde inanmamak da insanları mutsuz kıl­mıyor. Bana göre, esas ve önemli olan erdemler, iyi kalplilik ve zekâdır. İnanç vb. değildir. Böyle olmasına rağmen zekâ, her türlü inançla engellenir; iyi kalplilik ise günah ve ceza duygu­suyla körleşir” 6

D. Lane, şunları söyler:

“Her dinî tecrübe, kişiye Tanrı tarafından bir lütuftur. Dinî tecrübe asla İnsanî bir gayretin sonucu değildir. Dünyada Tan­rının lütfü, tecrübe vasıtasıyla hissedilir ve böyle bir tecrübe bi­ze zarar vermez. Elbette Tanrı’nın, olayların normal akışı ve ta­rih içerisinde, insan durumunun şartlarına uygun kurtuluşu gös­terdiği unutulmamalıdır. Lutüf doğa içerisinde gelişir, o doğayı yıkmaz ve doğaya kayıtsız kalmaz. İnsanla temas kuran Tanrı, onun kurtuluşu için bazı şeyleri vasıta kılar. Bu bazen Tanrı’nın kendisi, bazen peygamber, bazen de bir kurum olarak kabul edi­lir.”7

Ancak diyebilirsin ki;

“Allah’ın bazı kimseleri peygamber seçip, bütün insanlardan üstün tuttuğunu, peygamberleri önder yapıp insanları onlara muhtaç kıldığını nereden biliyorsun? Peygamberler yüzünden in­sanların birbirine düşmesini, düşmanlık duygularının gelişip sa­vaşların artmasını ve bu sebeple insanların helak olmasını İlâhî hikmetle nasıl bağdaştırıyorsun?

Hakîm ve Rahîm olan Allah’ın hikmet ve merhametine yaraşan, dünya ve ahirette yararlı ve zararlı olan şeylerin bilgisini bütün kullarına ilham etmek ve in­sanları birbirinden üstün tutmamaktır. Böylece insanlığı felake­te sürükleyen görüş ayrılıkları ve çekişmeler ortadan kalkmış olur. İnanç ayrılıkları sonucunda insanların birbirlerinin kanını dökmesinden, düşmanlık duygularının savaşlara yol açıp bir fe­laket halini almasındansa, bizim söylediğimiz daha tutarlı ve daha güvenli bir yoldur. Nitekim nice kimselerin bu yüzden öl­düğünü görmekteyiz. ”8

“Senin için kötü yoktur, fakat yalnız senin için değil, bütün evren için de; çünkü onun dışında senin kurmuş olduğun düzeni bozacak ve dağıtacak hiçbir şey çıkmaz. İşin ayrıntısında bazı öğeler başkalarıyla uyum içinde olmadıklarından onları kötü addederiz. Oysa bu öğeler aslında başkalarıyla uyum içindedir; bu yüzden de gerçekte iyidirler.” 9

Kirizden kurtulmak için ne yapmalıyız;

Hakikatlere ulaşmak daima delil ile olur zannedenler Allah’ın geniş ve sonsuz rahmetini daraltanlardır. Şunu kesin olarak anladım ki bir ilme son haddine kadar vakıf olmayan kimse o         ilimdeki bozukluğu anlayamaz.[Gazalî]

“Eğer dinin etkisi olmazsa, insan kalbini heva ve hevesten korumak mümkün değildir; şeytanlar onun kalbine girer. Bu du­rumda Allah onların nefislerini muhafaza etmeyip, onları şey­tanın vesveseleriyle baş başa bırakır. Böylece şeytan onları dai­ma şerre, kötülüğe çağırır, kötü işlerle onları aldatır; mayala­rındaki bozuk şeylere, şehvete, isyana, Allah’ın buyruklarına karşı çıkmaya davet eder. Bunların neticesinde (de) nefs adeta şeytanlaşır.”10

“Kalpten şeytanın vesvesesini atmak ancak o vesveseyi veren şeyden başkasını kalbe koymakla mümkündür: Allah’ı zikirden başka kalbe ne korsan şeytanın vesvesesine yardımcı olursun. Kalbi şeytanın vesvesesinden koruyan, ancak Allah’ı anmaktır. Allah’ı anmada şeytanın nasibi yoktur. Bir şey ancak zıddıyla tedavi edilir. Şeytan vesvesesinin zıddı da Allah’ı anmak ve O’ndan yardım dilemektir… Buna ancak kendilerine zikrullah galebe çalan muttakiler yol bulur. Şeytan, bunların etrafında ancak çapulcu bir hırsız gibi dolaşır.”11

Gazalî, inanç yeri olan kalbi bir savaş arenasına benzetir. İyilik ve kötülüğü sembolize eden kabiliyetler bu arenada durmadan bir mücadele içindedir:

 “Şeytan ve meleğin askerleri arasındaki kovuşturma, kalbin harp meydanında devam eder. Ta ki biri galebe çalar ve açılan kapıdan içeri girer, orada oturur, mesken tutar ve diğerinin o rada dolaşması artık bir anlam ifade etmez (ihtilas/şeytan ol­manın hakkını verememek). Nice kalpler var ki, onları şeytan orduları feth etmiş; onlara malik olmuş ve kalbi ahireti arkaya atıp dünyalığı tercih eden vesveselerle doldurmuştur. Bunların kalbi ele geçirmesinin ilk yolu şehvet ve hevaya uymaktır. Bun­dan sonra kalp, ancak şeytanî kuvvetlerden tahliye ile feth edi­lebilir. Söz konusu şeytanî kuvvetler de heva ve şehvettir. Bun­lar kalpten boşaltıldıktan sonra kalp ancak Allah’ı zikretmekle tamir edilebilir. Çünkü melekler buralarda bulunur.12

Ancak bu söylenenlerin yetmediği insanlar vardır. Onlar için şunları söyleyebiliriz.

“Konuşurken ‘kötü sözler’ kullanan bir adam, kullanma­yandan mantığa göre, daha kötü bir kimse değildir. Ne var ki, herkes bir ermişi hayalinde canlandırmaya çalışırken onun hiç­bir zaman sövmemiş olduğunu düşünür. Mantığın ışığı altında bakılacak olursa bunun saçmalığı açıktır.13

Kırlarda yaptığım gezintilerin birinde, bitkinlik derecesinde yorulmuş olduğu halde hâlâ koşmaya çalışan bir tilki gördüm.

Birkaç dakika sonra da avcılarla karşılaştım.

Bana tilkiyi görüp görmediğimi sordular; ben de gördüğümü bildirdim. Onlar ne yana gittiğini sorunca da yalan söyledim.

Doğruyu söylemekle daha iyi adam olacağımı hiç sanmıyorum. Benim de çok kez her şeyin boş olduğunu düşündüren bir ruh haline kapıldığım olmuştur; bu düşüncelerden herhangi bir felsefenin yardımıyla değil yapılması gereken sıradan gündelik işlerle kurtulmuşumdur. (İnsanların son zamanlarında niye bahçe işleri ile uğraştığını anlamış oluruz.) [Bertrand Russell]

Augustinus sözü bitirelim:

“Ben Seni geç sevdim, ne denli eski ve o denli yeni Güzellik,

Seni geç sevdim!

Ben dışarıdayken, Sen benim içimdeydin ve ben Seni dışarıda arıyordum. İğrençliğimle çekici yaratıklarına saldırıyordum.

Sen benimleydin, ama ben Seninle değildim.”

Yazının Hazırlandığı Kaynak:
Dr. Aydın IŞIK, İnanç Krizi/ Augustinus, Gazalî, Kant, Russell, Ötüken, İstanbul, 2009

“İnanç Krizi” Kitabının Kullandığı Literatür:

Abrahamov, Binyamin, Islamic Theology, Edinburg University Press, Edinburg, 1998.

Alston, William P., Perceiving God, Cornell, University Press, London, 1991.

Aquinas, Thomas, Summa Theologica I, Ed. Anton C. Pegis, Random House, New York.

Augustine, Contra Julianum (Against Julian), trans. Matthew A. Schumacher, Nicence and Post-Nicene Fathers (içinde), Edinburg Edition.

Augustine, De Gestis Pelagii (On The Proceedings of Pelagii), trans. Peter Holmes and Robert Ernest, Nicence and Post-Nicene Fathers (i- çinde), Edinburg Edition.

Augustine, De Natura et Gratia ( On Nature and Grace), Basic Writings of Saint Augustine, trans. Phomes, Ed. Whitney J. Oates, Cilt. 4. Random House, New York, 1948.

Augustine, De Spiru et Littera (On The Spirit and Letter), Basic Writings of Saint Augustine, Trans. P: Holmes, Ed. WhitneyJ. Oates, Cilt. 1, Rondom House, New York, 1948.

Augustine, On Free Choice of The Will, trns. Thomas Williams, Hackett Publishing, Indiana, 1993.

Augustine, On The Teacher, Basic Writings of Saint Augustine (içinde), Trans. P. Holmes, Cilt. 1, Ed. Whitney J. Oates, Rondom House, New York, 1948.

Augustine, On Admonition and Grace, Basic Writings of Saint Augustine (içinde), trans. P. Holmes, Ed. Whitney J. Oates, Cilt. 4, Rondom House, New York, 1948.

Augustine, On Grace and Free Will, Basic Writings of Saint Augustine (içinde), trans. P. Holmes, Ed. Whitney J. Oates, Cilt. 1, Rondom House, New York, 1948.

Augustine, On Predestination of the Saints, Basic Writings of Saint Augustine (içinde), trans. P. Holmes, Ed. Whitney J. Oates, Cilt. 1, Rondom House, New York, 1948.

Augustine, The City of God, trns. John Healey, Hazell- Watson and VineyLtd., London, 1934.

Augustine, The Confessions of Saint Augustine, Trs. E.B. Pusey,Rondom House, New York, 1999.

Aydın, Mehmet, “Gazalî’nin ‘Kurt)’ Nazariyesinde Allah’ın Sıfatla­rının Anlam ve Önemi”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, C. XXII, Ankara, 1978.

Aydın, Mehmet, Din Felsefesi, D.E.Ü. Yay., İzmir, 1987.

Bakıllani, Olağanüstü Olaylar ve Aralarındaki Farklar; Mucize, Keramet, Sihir, Çev. Adil Bebek, Rağbet Yayınları, İstyanbul, 1998.

Beauchamp, Tom L., “Naturalistic Fallacy”, Philosophical Ethics, McGrawtHill Book Company, New York, 1982.

Brightman, “Russell’s Philosophy of Religion”, The Philosophy of Bertrand Russell, Ed. Paul Arthur Schilipp, Harper Torchbook, London, 1944.

Brinton, Crane, “Enlightenment”, The Encyclopedia of Philosophy, V. 1-2, Ed. Paul Edwards, Macmillan Pub., New York, 1967.

Buber, Martin, Ben ve Sen, Çev. İnci Palsay, Kitabiyat, Ankara, 2003.

Cassirer, Ernst, Kant’ın Yaşamı ve Öğretisi, Çev. Doğan Özlem, 2. Baskı, İnkılâp Yayınevi, İstanbul, 1996.

Clark, Mary, Augustine: Philosopher of Freedom, Desclee, New York, 1958.

Clifford,WiUiam, ‘The Ethics of Belief’, The Radonality of Belief in God, ed. George I. Mavvrodes, Prentice-Hall, New Jersey, 1970.

Copleston, Kant, Çev. Aziz Yardımlı, İdea Yayınları, İstanbul, 1989.

Couenhoven, Jesse, “Augustine’s rejection of Free-Will Defence: An Overwiev of The Late Augustine’s Theodicy”, Religious Studies, Cilt: 43, Cambridge University Press, Camridge, 2007.

Craig, William Lane, The Problem of Divine Foreknowledge and Future Contingents From Aristotle tu Suarez, E.J. Brill, New York, 1988.

Cüveyni, Kitabü’l irşad, Tah. Es’ad Temim, Müesset’l Kütüb es- Sekafıyye, Beyrut, 1996.

Cüveyni. İrşad (A Guide to Conslusive Proofs for the Princible of Belief), Çev. Paul Walker, Reading, 2002.

Çelikel, Bülent, Gazalî ve Eğitim, Basılmamış Doktora Tezi, İzmir, 2006.

Dalkılıç, Bayram, Bertrand Russell’ın Felsefesinde Tanrı Problemi, (Ba­sılmamış Doktora Tezi), Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1997.

Dihle, Albrecht, The Theory of Will in Classical Antiquity, University of California Press, Berkeley, 1982.

Eliot, T.S. “Dry Salvages”, Complete Poems and Plays, Harcourt, 1952.

Eliot, T.S. “Little Gidding”, Complete Poems and Plays, Harcourt, 1952.

Farabî, el-Medinetü’l Fazıla, çev. Ahmet Arslan, Vadi Yay., Ankara, 1997.

Fazlur Rahman , Prophecy in İslam, George Ailen & Umving Ltd., London, 1958.

Frank, Richard M., “Moral Obligations in Classical Müslim Theology”, Journal of Religious Ethics, Sayı: 11, 1983.

Gazalî, el-Ecvibetü’l-Gazalîyye fi’l-mesaili’l-uhreviyye, (Mecmuatu Resail içinde 4. Cilt), daru’l-Kütübi’l-Tlmiyye, Beyrut, 1994.

Gazalî, el-İktisad fı’l-itikad, Ankara Üniversitesi İ.F. Yayınları, thk. İ.A. Çubukçu-H. Atay, Ankara, 1962.

Gazalî, el-Munkiz mine’d-dalal, Mecmuatu Resail içinde 7, Darü’l Kütabi’l Tlmiyye, Beyrut, 1988.

Gazalî, el-Mustasfa min ilmVl-usul I, Daru’l Sadır, Bulak-Mısır, h. 1322.

Gazalî, er-Risaletü’l-ledüniyye, Mecmuatu Resail içinde 3, Daru’l Kütübi’l İlmiyye, Beyrut, 1994.

Gazalî, Eyyühe’l-veled, Mecmuatu Resail içinde 3, Daru’l Kütabi’l ‘ilmiye, Beyrut, 1988.

Gazalî, Fedaihu’l-batıniyye(Batiniliğin İçyüzü), Çev. Avni İlhan, Türki­ye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 1993.

Gazalî, Feysalu’t tefrika beyne’l İslam ve’z-zendaka, (Mecmuatu Resail içinde Cilt 3), nşr. Darü’l-kütübi’l- ‘ilmiye, 1. Baskı, Beyrut, 1994.

Gazalî, Hülasa et-tasanife fi et-tasavvuf, (Mecmuatu Resail içinde 2. Cilt), Daru’l-Kütübi’l-Tlmiyye, Beyrut, 1994.

Gazalî, İhya ulumi’d-din, c. IV, Müessesetü’l Halebi, Kahire, 1967.

Gazalî, İlcamu’l-avam ani ‘ilmi’l-kelam, Mecmuatu Resail içinde 4, Daru’l Kütübi’l İ’lmiyye, Beyrut, 1994.

Gazalî, Kanun’t-te’vil, (Mecmuatu Resail İçinde 7 Cilt), Daru’l Kütübi’l ‘Ilmiyye, Beyrut, 1988.

Gazalî, Mearicu’l kuds, Matbaatu’l-istikameti bi’l-Kahire, Mısır, trs.

Gazalî, Minhacu’l-abidin, çev. Y. Arıkan, Dede Korkut Yay., İstanbul, 1968.

Gazalî, Tehafütü’l-felasife, Çev. Bekir Karlığa, Çağrı Yayınları, İstan­bul, 1981.

Gazalî, Tevhid Risalesi, Çev. Celal Yıldırım, Ticaret Matbaacılık T.A.Ş., İzmir, 1964.

Gilson, Etienne, The Christian Philosophy of Saint Augustine, trns. L.E.M. Lynch, Vintage, New York, 1960.

Grifell, Frank, “El-Gazalî’s Concept of Prophecy: The Introduction of Avicennan Psychology into As’arite Theology”, Arabic Sciences and Philosophy, Cambridge University Press, Vol. 14, Cambridge, 2004.

Hava Lazarus-Yafeh, Studies in Ghazali, The Magnes Press, Jerusalem, 1975.

Heidegger, Being and Time, Çev. Sein und Zeit, Harper & Row, New York, 1962.

Hourani, George F., Islamic Rationalism, Clarendon Press, Oxford, 1971.

Hourani, George, Juwayni’s Criticisms of Mu’tazilite Ethics, The Müslim World, ed. Williem A. Bıjlefeld, Cilt:LXV, E.J. Brill Pub., New York, 1975.

Işık, Aydın, Bir Felsefi Problem Olarak Vahiy ve Mucize, Elis Yay., An­kara, 2006.

İbn Haldun, Mukaddime I, Çev. Zakir Kadiri Ugan, Milli Eğitim Ba­kanlığı Yayınları, İstanbul, 1989.

İbn Rüşd, Keşf Thk. Mahmut Kasım, Kahire, 1964.

İbn Sina, Şifa: İlahiyat II, Çev. Michael E. Marmura (Healing: Metaphysics), Medieval Political Philosophy, Ed. Ralph Lerner& Muh­sin Mehdi, 6. Baskı, Cornell University Press, New York, 1989.

John Herman Randall-Jr. Justus Buchler, Felsefeye Giriş, çev. Ahmet Arslan,Ege Üniversitesi Yay., İzmir, 1989.

Jones, Richard H., Mysticism Examined, State University of New York Press, New York, 1993.

Kadı Abdül Cebbar, Mugni, Cilt:VI, Thk. Mahmut Muhammet Ka­sım, Ed. İbrahim Medkur-Taha Hüseyin, Kahire, 1962-1965.

Kant, Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi, Çev. İoanna Kuçuradi, Hacettepe Üniversitesi Yayınları, Ankara, 1982.

Kant, An Answer to the Question: What is Enlightenment?eserver.org/ philosophy /Kant.

Kant, Arı Usun Eleştirisi, Çev. Aziz Yardımlı, İdea Yayınevi, İstanbul, 1993.

Kant, Eğitim Üzerine, Çev. Ahmet Aydoğan, İz Yayıncılık, İstanbul, 2006.

Kant, Evrensel Doğa Tarihi ve Gökler Kuramı, Çev. Seçkin Cılızoğlu, Havass Yayınları, İstanbul, 1982.

Kant, Gelecekte Bilim Olarak Ortaya Çıkabilecek Her Metafiziğe Prolegomena, Çev.İoanna Kuçuradi, Yusuf Örnek, 2. Baskı, Türkiye Fel­sefe Kurumu, Ankara, 1995.

Kant, Lectures on The Philosophical Doctrine of Religion, Çev. Ailen W. Wood, (Religion and Rational Theology’nin içinde) Cambridge University Press, Cambridge, 1996b.

Kant, On The Miscarriage of Ali Philosophical Trials in Theodicy, Çev. George Giovanni, (Religion and Rational Theology içinde), Cambridge University Press, Cambridge, 1996d.

Kant, Pratik Aklın Eleştirisi, Çev. İoanna Kuçuradi, Ülker Gökberk,- Füsun Akatlı, 3. Baskı, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara, 1999.

Kant, Religion Within The Boundaries of Mere Reason, Çev. George di Giovanni, Cambridge University Press, Cambridge, 1996a.

Kant, The Conflicts of The Facuties, Çev. Mary J. Gregor ve Robert Anchor, (Religion and Rational Theology içinde), Cambridge University Press, Cambridge, 1996c.

Kaufman, İnsanı Anlamak, Çev. Aziz Yardımlı, 2. Baskı, İdea Yay., İstanbul, 1997.

Kierkegaard, Soren, Kierkegaard’s Concluding Unscientific Postsript, trns. David. F. Swenson, Princeton University Press, Princeton, 1968.

Lane, Dermot A., The Experience of God: An Invitation to do Theology, Paulist Press, New York, 1981.

Lonergan, B., The Subject, DLT, İkinci Baskı, London, 1974.

Macquarrie, John, “Pietism”, The Encyclopedia of Philosophy, Ed. Paul Edwards, V. 5-6., Macmillan Pub., New York, 1967.

Makdisi, George, “Ash’ari and Ash’arites in Islamic Religious History”, Studia Islamica, Vol. 18, 1983.

Marmura, Michael E., “Ghazali and Ash’arism Revisted”, Arabic Sciences and Philosphy, Vol. 12, Cambridge University Press, Cambridge, 2002.

Nieto, Jose C., Religous Experience and Mysticism, University Press of America, Maryland, 1997.

Özcan, Hanifi, “Birbirine Zıt İki Epistemolojik Yaklaşım: Temelci- lik ve İmancılık”, A.Ü.İ.F. Dergisi Necati Öner Armağanı, Cilt: XL, Ankara, 1999.

Özcan, Hanifi, “Matüridi’ye Göre Kur’an’daki Kıssa ve Mesellerin Epistemolojik Amaç ve Önemi”, D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, İzmir, 1995.

Özcan,Hanifi, Epistemeolojik Açıdan İman, M.Ü.İ.F.Y., 2. Baskı, 1997.

Özkan, Senail, Schopenhauer, Paradokslar Üzerinde Raks, Ötüken Neş­riyat, İstanbul, 2006.

Pascal, Blaise, Pensees, Çev. A. J. Krailsheimer, Penguin Books, London, 1995.

Paulsen, Friedrich, Immanuel Kant, His Life and Doctrine, Çev. J.E. Creighton and Albert Lefevre, Kessinger Publishing, Whitefısh, 2007.

Pike, Nelson, Mystıc Union, Cornell University Press, London, 1992.

Plantinga, Alvin “Is Belief in God Properly Basic”, Faith and Rationality: Reason and Belief in God, Ed. Alvin Plantinga and Nicolas Wolterstorff, Nötre Dame Pub., London, 1993.

Plantinga, Alvin, “The Free Will Defence”, Philosophy of Religion, ed. Steven M. Cahn, Harper&Row Publisher, New York, 1970.

Plato, Timaios, çev. Erol Güney-Lütfı Ay, M.E..B. Yay., İstanbul, 1997.

Quasem, Muhammad Abul, The Ethics of Al-Ghazali: A Composite Ethics in İslam, Caravan Books, New York.

Rahner, Kari, “Thoughts on the Possibility of Belief Today”, Theological Investigadons, Sayı:5, DLT, London, 1966.

Rahner, Kari, Foundations of Christian Faith, D.L.T., London, 1978.

Razi, Hatim, A’lamu’n Nübüvve, Çev. Mahmut Kaya, 1 Baskı, Klasik, İstanbul, 2003.

Rogers, Katherin A., “Augustine’s Compatibilism”, Religious Studies, Cambridge University Press, Cilt:40, Camridge, 2004.

Rusell, İnsanlığın Geleceği, Çev. Memduh Balaban Ataç Kitapevi, 3. Baskı, İstanbul, 1963.

Russell, “What is an Agnostic?”, The Basic Writings of Bertrand Russell, Ed. Robert Egner-Lester Denonn, New York, 1961.

Russell, B. Sorgulayan Denemeler, çev.Nermin Arık, 4. Baskı, TÜBİTAK Yay., Ankara, 1996.

Russell, Bertrand, “What is an Agnostic?”, The Basic Writings of Bertrand Russell, Ed. Robert E. Egner-Lester E. Denonn, New York, 1961.

Russell, Bertrand, Inguiry into Meaning and Truth, Penguen Books, Harmondsvvorth, 1965.

Russell, Bertrand, The Scientific Outlook, Norton Library, 1. Published, New York, 1962.

Russell, Dünyamızın Sorunları, Çev. S. Eyüpoğlu- V. Günyol, Can Yay., 2. Baskı, İstanbul, 1963.

Russell, Felsefe Sorunları, Çev. Vehbi Hacıkadiroğlu, Kabalcı Yay., İs­tanbul, 1993.

Russell, Human Knowledge Its Scope and Limits, George Ailen & Unwin Ltd., London, 1971.

Russell, Mutluluk Yolu, Çev. Nurettin Özyürek, Varlık Yay., 7. Bas­kı, İstanbul, 1992.

Russell, Power, Routledge, 2. Baskı, London and New York, 1995.

Russell, The Analysis of Mind, George Allen-Unwin Ltd., 9. Impression, London, 1968.

Russell, Why I am not a Chiristian, Unwin Books, 2. Impression, London, 1969.

Sarıoğlu, Hüseyin, İbn Rüşd Felsefesi, Klasik, İstanbul, 2003.

Schillebeeckx, E., “Faith Functioning in Human Self- Understanding”, The Word in History, Sheed and Ward, New York, 1966.

Schillebeeckx, E., God and Man, Sheed and Ward, London, 1969.

Schmaus, M. Dogma, Sheed and Ward, London, 1968.

Shea, J., Stories of God, Thomas More Press, Chicago, 1978.

Sherif, Mohamed Ahmed, Ghazali’s Theory of Virtue, State University of New York Press, New York, 1975.

Smith, Jonathan (ed), The HarperCollins Dictionry of Religion, Harper, San Francisco, 1995.

Smith, Wilfred Cantwell, “Faith as Tasdiq”, Islamic Philosophical Theology, State of New York Press, New York, 1979.

Söle, Dorothee, Thinking About God, SCM Press, London, 1990.

Stumpf, Samuel Enoch, Philosophy: History & Problems, Fifth Edition, McGraw-Hill, New York, 1994.

Swinburne, “Reply to Richard Gale”, Religious Studies, Sayı: 36, Cambridge University Press, 2000.

Swinburne, Providence and Problem of Evil, Clarendon Press, Oxford, 1998.

Swinburne, Richard, “Rewiews”, Religious Studies, Sayı: 16, 1980.

Swinburne, The Existence of God, Clarendon Press, Oxford, 1979.

Tillich, Paul, Sytematic Teology I, The University of Chicago Press, Chicago, 1967.

Titus, Living Issues in Philosophy, Van Nostrand Reinhold Company, Edition, New York, 1970.

Tracy, D., “The Task of Fundamental Theology”, Blessed Rage for Order, Seabury Press, New York, 1975.

Waterhouse, E.S., “Pietism”, Encylopaedia of Religion and Ethics, Ed. James Hasting, V. 10., T&T Clark Ltd., Edinburg, 1994.

William Wallace, Kant, Batoche Books, London, 2000.

Yaran, Cafer Sadık, Tanrı İnancının Akliliği, Etüt Yay., Samsun, 2000.

Yılmaz, Sabri, Kadı Abdulcebbar ve Gazalide Te’vil Problemi, Basılma­mış Doktora Tezi, İzmir, 2004.

 Dip Notlar

1Samuel Enoch Stumpf, Philosophy: History & Problems, Fifth Edition, McGraw-Hill, New York, 1994, s. 393.

2Dorothee Söle, Thinking About God, SCM Press, London, 1990, s. 171-182.

3Augustine, Confessions, s. 12-13

4 William Clifford, “The Ethics of Belief’, The Rationality of Belief in God,

5  Gazalî, İhyâİhyâ, I, s. 153-154.

6   Russell, Sorgulayan Denemeler, s. 215.

7   D. Lane, The Experience of God, s. 14

8   Hatim er-Râzî, A’lamu’n-Nübüvve, Çev. Mahmut Kaya, 1 Baskı, Klasik, İstanbul, 2003, s. 83-84.“A’lamu’n Nübüvve eserinde Hatim er-Razi, Ebu Bekir er-Razi’yle nübüvvet üzerine yapmış olduğu diyalogu aktarır

9  Augustine, Confessiorıs, s. 135.

10 Gazalî, Tevhid Risalesi, Çev. Celal Yıldırım, Ticaret Matbaacılık T.A.Ş., İzmir, 1964, s. 24-25.

11  Gazalî, İhya, III, s.34-37.

12  Gazalî, İhya, III, s. 35-36.

13  Russell, Mutluluk Yolu., s. 44-45.

*************

İNANCIN ALDANMASI
İKNA VE ALDANMANIN TESİRLERİ
İKNA-ALDATMA

CODE OF SİLENCE (1985) Suskunluk Yasası/ Sessizlik Yemini


Yönetmen : Andrew Davis

Yazar/Senaryo : Michael Butler, Dennis Shryack

Oyuncular : Chuck Norris, Henry Silva, Bert Remsen, Mike Genovese, Nathan Davis, Ralph Foody, Allen Hamilton, Ron Henriquez, Joe Guzaldo,Molly Hagan, Ron Dean, Wilbert Bradley, Dennis Farina, Gene Barge, Mario Nieves

Diğer Adı : Sale temps pour un flic

Süre : 101 dakika

Ülke : ABD

Dil : İngilizce

 

Özet:

Mafya hesaplaşmaları, kanlı pazarlıklar ve bir polis. Birtakım yanlışlara göz açtırmayan müthiş bir dövüşçü.. Ancak bu sefer doğru bildiği yolda çok büyük engeller vardır.

Belanın geldiğini görseler de Polisler ve Comacho Mafyasından kimse konuşmuyor.

Dedektif Cragie ve Nick baskın olayında ortak polislerdir. Fakat Cragie baskında suçsuz bir çocuğu öldürür. Fakat merkeze yanlış aksettirilsede mahkeme açılır. Nick, Cragie’nin yalan ifadesinden rahatsızdır. Herkes “Sessizlik yemini” etmiştir.Bu durum Eddie (Chuck Norris) e açar.

Nick:

- Eddie Bazen çok korkuyorum, anlarsın yani.

Eddie:

- Sadece aptallar korkmaz.

- Sana göre söylemesi kolay. Tüm cevapları biliyormuşsun gibidir. Ama benim açımdan, bilemiyor. Bilemiyorum. Cragie silahı çocuğa doğrulttu. Boşa harcadı. Pisi pisine öldürdü. Ben de buna razı oldum. Ortak. Yani yarınki duruşmada ne yapacağımı bilmiyorum.

-Doğruyu anlat.

-Gördün mü?  Kolayca basite indirebiliyorsun. Bir karım, bir çocuğum var  ve bana intihar etmemi tembihliyorsun. Kendi ortağımı satarsam böyle adamlarla nasıl yaşayabilirim?

- Ya satmazsan?

 -Cragie paçasını kurtarır. Ve yaptığı şeyi tekrarlayabilir.

-Bir hataydı. Kazara oldu. Tamam mı?

- Ama bir çocuk öldürüldü.

- Biliyorum. Farkında olmadığımı mı?  Ne zaman gözlerimi kapasam çocuğun yüzünü görüyorum.

-Nick, Olduğu gibi anlat,

-Seni kollarım.

Diye konuşsalar da Nick sonradan pişman olsa da yalan ifadesini mahkemede sürdürür.

Eddie Cusack’da operasyonlarda bütün polislerce yalnız bırakılan dedektif olmuştur. Müdahalelerinde yardım çağrısına diğer polisler, sudan bahaneler ile karşılık vererek yardım etmeme kararı almışlardır. Ancak Eddie Cusack olayların üstesinden gelir.

 

İKİ KARDEŞ HİKÂYESİ


Sadî Şirâzî dedi ki;

Doğu taraflarında babaları bir, iki kardeş duydum. Kılıç kullanmada, ordu idaresinde pek mahirlermiş. Babayiğit, cesur, cüsseli, iyi düşünceli, bilgili kimselermiş. Oğullarının marifetlerini gören babaları, ölümünden sonra aralarında savaş çıkmasın diye, ülkesini ikiye ayırıp aralarında pay etmiş. Bir zaman sonra babaları hakkın rahmetine kavuşmuş. Ecel ümit ipini kesmiş, onu yanına almış.

Şehzadelerin ikisi de hallerinden gayet memnun yaşıyorlarmış. İkisinin de epey yüklü hâzinesi, sayısız askeri varmış. Bir başına kalan şehzadeler, kendi görüşlerince yol tutmuşlar.

Biri, isminin hayırla anılması için adalet yolunu tercih ederken; diğeri, daha çok zengin olmak için zulüm yolunu seçmiş.

Âdil şehzade, lütuf ve ihsanı kendine âdet edinmiş, yoksullarla düşkünlere kol kanat germişti. Misafirhâneler, tekkeler, zaviyeler yaptırmış; askerlerine iyi bakmış; yoksullar için aşevleri açtırmıştı. Hâzinesi tamtakır olmuş ve fakat askerlerin kesesi dolup taşmıştı.

Tabi ki böylesi bir memlekette yaşamak çok kolay, zira huzur isteyen herkes oraya koşar. O, iyi adla anılmak isteyen şehzade, güzel huylu, doğru işli idi. Her konuda halkının gönlünü alıyor, gece-gündüz Rabbine şükrediyordu. Karun gelse, o ülkede korkusuzca yürür gezerdi. Padişah, âdil; halk, tok olduktan sonra insan neden suç işlesindi! Kısası, şehzade zamanında kimsenin gönlüne değil diken, bir gül yaprağı bile dokunmamıştı. Gücünü saltanattan değil, halkından alarak nice padişahların önüne geçmişti. Etrafındaki ulu kimseler bile onun fermanına gönül rızasıyla boyun eğmişti.

Peki ya ötekisine, hani zulüm ve kötülük yolunu tutan diğer şehzadeye ne oldu?

Bu şehzade hâzinesini tıka basa doldurmak için esnaf ve köylüden ağır vergiler topladı. İşadamlarının mallarına göz koydu. Yoksulları daha bir yoksul eyledi. Düşkünleri binbir belaya saldı. Ama asıl kendine düşmanlık etti. Habire artıracağım diye ne yedi, ne içti.

Akıllı kimseye malum olur, tutuğu yol hiç de doğru değildi. Zorla altın topluyor, askerlerini aç bırakıyordu. Sonunda dayanmadı askerleri; her biri, bir yerlere dağılıverdi.

Ülkedeki zulmü duyan diğer işadamları alışverişlerini kestiler. Köylü, ekmez; esnaf, iş yapmaz oldu.Halk aç ve sefil, kahroldu.İkbal ve saadet bitince, düşman orduları hücuma geçti. Ülkeyi perişan ettiler. Feleğin sillesi şehzadenin kökünü kazıdı, neyi varsa elinden aldı. Düşman atlarının toynaklarından çıkan toz, bir uçtan diğerine, ta göğe kadar uzandı.

Şehzade perişan haldeydi. Hiçbir ahdine vefa göstermemişken; şimdi kimden, ne vefa bekleyecekti!Vergi toplayacak, para alacak halkı da yoktu ortada. Ahalinin bedduaları kara gönüllü şehzadenin yakasını bırakmadı. Zorbalık yaparak yaşadığından, iyilerin yolunu hiçbir zaman tutmadı.

Şehrin ileri gelenleri toplanıp yurtlarını istila eden düşman şahının huzuruna çıkarak ona şöyle seslendiler;

“Bahtiyar olasın. O zorbanın artık devri bitti. Düşüncesi yanlış, sezgisi hatalıydı. Adaletle hükmetmek dururken, çareyi zulmetmekte aradı.”

İki kardeşin Hikâyesi işte böyle! Biri, iyi adla anılırken; diğeri, kötü adıyla rezil oldu. Kötülerin akıbeti asla iyi olmaz.

İKİYÜZLÜ ZAHİD HİKÂYESİ

İşittim ki; ikiyüzlü zahidin biri, merdivenden düşmüş ve hemen oracıkta can vermiş. Oğlu birkaç gün ağlayıp sızlandıktan sonra gene eşiyle dostuyla düşüp kalkmaya başlamış. Bir gece rüyasında babasını görmüş, ona halini sormuş; “Babacığım; haşır-neşirden, sorgu-sualden nasıl kurtuldun?”Adam, hışımla cevap vermiş; “Oğlum, ne saçmalıyorsun sen. Ben merdivenden düşüp dosdoğru cehenneme yuvarlandım.” Meğer zahit ikiyüzlü biriymiş. Pişmanlık nasihatini vermiş, demiş ki;

Evlat; Eğer yüzünü ihlasla Allah’a çevirmiyorsan, sırtı kıbleye dönük namaz kılan adama benzersin. Riyadan dökülen yüzsuyuna yer verme. Çünkü bu suyun dibi balçıktır. İçin, fena ve sefil olduktan sonra dışım, gösterişli olmuş, ne fayda!

Eğer Yüce Allah’a satabileceksen, riya ile hırka dikmeye devam et. Zira insanlar, elbisenin içindeki kimdir, ne bilsin?

Mektupta ne yazdığını ancak onu kaleme alan bilir. Doğruluk divanıyla adalet terazisinin bulunduğu yerde, içi hava dolu tulumun ağırlığı ne tutar!

İşte ancak o zaman vaktiyle takva satan sahtekârın foyası meydana çıkar. Eğer güzel kokun yoksa; “Bende güzel koku var.” deme. Varsa, kokusu her yere dağılacaktır.

“Bu altın, mağribi altınıdır.” diye boşuna yemin etme. Çünkü onun ne olduğunu mihenk taşı söyler. Güzel görünsün için elbisenin yüzünü, astarından daha hoş yaparlar. Çünkü astar, örter; yüzse, göze batar. Oysa ulular, görünüşe önem vermedikleri için astarı ipekten yapmışlardır. Eğer sen de sırf her yerde adım anılsın diyorsan; ağır güzel giysiler giy, varsın için sade ve sıradan olsun.

Bak ne güzel söylemiş Bayezid-i Bistami; “Ben müritlerden ziyade münkirlere güvenirim. Çünkü münkirin inkârı açıktır. Ama ya mürit ikiyüzlüyse. İşte ona yanarım.”

Evlat! Eğer baba öğüdü gibi aklında tutacaksan, Sadî’nin sözleri sana yeter. Bugün sözümüze kulak vermezsen; korkarım ki, yarın buna pişman olacaksın.

 

Kaynak:

Sadî Şirâzî- Bostan ve Gülistan

MEA MAXİMA CULPA: SİLENCE İN THE HOUSE OF GOD (2012) Madonna Ağlıyor


Yönetmen: Alex Gibney

Oyuncular: Ethan Hawke, Larry Hunt , Matthew Ryan Hughes

Tür: Belgesel

Yapım Yılı: 2012 (106 dk)

Senaryo: Alex Gibney

Yapımcı Firma: Jigsaw Productions

Yapım Ülkesi: ABD

Dil: İngilizce

Orijinal Adı: Mea Maxima Culpa: Silence in the House of God

 

Özet

Oscarlı yönetmen Alex Gibney’den, kilise çatısı altında yaşanan sarsıcı bir trajediyi gözler önüne seren, cesur bir belgeseldir.

Belgesel Peder Lawrence Murphy Milwaukee ile başlıyor.  Peder Murphy, 1943 yılında St Francis Ruhban okuluna girmiş ve 1950 yılında bir rahip olmuştur. Daha sonra Sağırlara eğitim veren St John Okula müdür olmuştur. Saygın bir rahip görüntüsü veren Peder Lawrance Murphy, kendi koruması altındaki 200’den fazla sağır çocuğa eziyet dolu cinsel tacizlerde bulunmuştur. Bu acımasız işkenceye bizzat maruz kalan dört kahraman daha sonraki dönemlerde yapılan tacizleri belgesel filmde anlatmaktadır.

Film Hakkında

 İrlanda ve İtalya’da da benzeri vakaları araştıran belgesel, Vatikan’ın gizli arşivlerine kadar uzanmaya çalışıyor.

Ayrıca konulara değinmektedir.

Vatikan’da 1995 yılında, çocukluk çağı cinsel istismar çeşitli sorunların örtbas edilmesi ve engellenmesi için 7 milyon $ bir bütçe ayrıldığını;

 Bu şekilde kilisenin itibarını korumak için dünya çapında taciz politikası skandalı gizlediğini; fakat başarılı olmayacağı daha sonraki yıllarda açığa çıktığını;

Vatikan Peder Murphy hakkındaki bilgiyi yaklaşık 20 yıldır bildiği halde saklamayı başardığını;

Tacize uğrayan çocuklar savcılığa dahi başvursalar da Peder Murphy sorumlu bulunduğu kilisenin  bütçe ve para ve her şeyi yönetiyor olması nedeniyle, okuldan alınması konusunda başarılı olamadıklarını;

Bu olay üzerine Kilise pedofili rahibleri için İtalya, Fransa, İngiltere, Afrika, Güney Amerika ve Filipinler özel merkezlerinde 2.000 ‘den fazla rahip tedavisi için 80.000.000 $ harcandığını dile getirmektedir.

Pedofili, çocuklara karşı cinsel duygular beslenmesine neden olan zihinsel bir hastalıktır. Aktif ve pasif olmak üzere iki çeşidi vardır. Pasif pedofili kişinin kendi içinde yaşanan, psikolojik bir rahatsızlık olarak kabul edilmektedir. Aktif pedofiliyse çocuklara karşı cinsel istismar ve hatta çocuk tecavüzü gibi olaylara bile varabilecek ağır bir hastalıktır.

Belgesel devamında bazı gerçekleri göz önüne seriyor.

Sorunlar bir türlü çözüm aşamasına ulaşamıyordu. Çünkü Vatikan’ın suçlara karşı olan tutumu, yani “rahiplerin sorunları sivil yetkililerle ilgili değildir” diye tavır koyması sorunları sürekli artırıyordu. Bu politikası yanında Vatikan tarafından 1866 yılında konulmuş olan “kesinlikle gizli tutmak, ilke” side her şeyi biraz daha gizliliğe sevk ediyordu. Ancak cinsel taciz skandalları Kanada, Amerika Birleşik Devletleri sadece olur intibası Peder Murphy davaları ile birden yıkıldı. Ve, aniden, 2010 yılında Avrupa’da büyük skandallar patladı. Belçika’da, Fransa’da, İsviçre’de, Avusturya’da, Almanya’da, İrlanda’da ile devam etti.. Herkes bunun Vatikan en yüksek koridorlarında götüreceğini düşünmeye başladı. Aslında Kilise 1700 yıl cinsel taciz ile uğraşıyordu. 2001 yılında, Kardinal Ratzinger, II. John Paul tarafından onaylanan bir yetki ile bütün cinsel istismar davalarını topladı. Kardinal Ratzinger, XVI Papa Benedict, cinsel istismar ile ilgili dünyanın en bilgili kişileri oldular.

Olaylar ardından “neden rahipler bu duruma düşüyor” diye sorulmaya başlandı.

Bir adam bir rahip rütbesi aldığı zaman, ontolojik (varlık) olarak değişiyordu. Rahipler kendilerini farklı bir insan, melek gibi veya daha fazla olarak İsa Mesih gibi hissediyorlardı. Çünkü onlar Tanrı tarafından seçilen doğaüstü kişiler oluyorlardı. Bu nedenle yaptıklarından dolayı vicdanen rahatsızlık hissetmedikleri gibi kilisenin kendilerini korumalarını istiyorlardı. Bu nedenle kilisede, neticesiyle dikkatli davranması gerektiğini düşünüyordu.

Yüzyıllar boyunca Vatikan mükemmel olduğunu her zaman dünyaya göstermek zorunluluğunu bünyesinde hissetmiştir. Buna ilaveten Vatikan, ruh, zihniyet ve hiyerarşinin ahlakı bir parçası olan “Omerta=suskunluk yasası” ile sırlarını da koruyunca her geçen gün gizliliği daha da artırmıştır. Bu yasanı birçok faydası da vardı. Bu yasa ile Vatikan kilise düşmanlarını yok etmek dışında, diğer  karşıt faaliyetleri kendinden uzak tutmayı da başarmıştır.

Vatikan Katolik Kilisesi 1929 yılında, Mussolini Papa ile bir anlaşma yaptılar. Kilise Mussolini’ye vereceği destek karşılığında devlet niteliğini kazanmıştır. Faşistler tarafından Katolik Kilisesi için bir devlet oluşturulmuştur. Günümüzde 178 ülke Vatikan’ı bir devlet olarak kabul eder.  Hakikatte Vatikan gerçekten bir devlet olmadığı gibi Roma’da, minik bir dini yerleşimi vardır. Aslında bir halkı olmayan bekâr din adamlarından oluşan bir grubdur. Görünen bir ordusu, futbol takımı, devlet niteliklerini taşıyan hiç bir özelliği de yoktur. Yine de, dünya siyasetine yön verecek kuvvette tarihi bir anomali gücü vardır.

Sonuç olarak belgesel film, itiraf olarak, Vatikan’da cinsel taciz sorunları bitmediğini, sorunun üzerine giden veya uğraşamaya Papa XVI. Benedict’in “bu sorunu çözmek mümkün olduğunu sanmıyorum” diyerek  15 Şubat 2013 de altıyüzyıl sonra bir ilk olarak istifa ettiğini söyleyerek sonlanıyor.

EK BİLGİ:

Cinsel istismarın tarih boyunca ve kuvvet ve iktidar/muktedir olmuş kurumlarca sürdürülmesinin bir gerçeğinin var olmasını düşünüyoruz. Mesela, Roma ve devamında Osmanlı İmparatorluğunda erkekler arası olan Lûtîliğin göz yumulması arkasında sosyolojik bir gerçeğin var olması iktidarların ve kuvvetli olmanın gerekçesi gibi görmüşlerdir, denilebilir. Ahmed  Cevdet Paşa’nın ünlü eseri ‘‘Máruzát’’tında 19. yüzyılın sonlarında yazdıkları  bilgiler ile yapılan tahliller devlet ve millet  yapısındaki sosyolojik ve piskolojik  gerçekleri dile getiriyor.

“Zen-dostlar çoğalup mahbûblar azaldı. Kavm-i Lut sanki yere batdi. İstanbul’da öteden berü delikanlılar içün ma’rûf u mu‘tâd olan aşk u alâka, hâl-i tabî’îsi üzre kızlara müntakil oldu. Sultan Ahmed-i Sâlis zamânından berü mu‘tâd olan Kâğıdhâne seyri ziyâde rağbet buîdu. Gerek orada, gerek Bâyezid meydânında arabalara işaretlerle mü’âşaka usûlü hayli meydân aldı. Küberâ içinde gulâmpârelikle meşhur Kâmil ve Âlî Paşalar ile anlara mensûb olanlar kalmadı. Halbuki Âlî Paşa da ecânibin ilirâzâtından ihtiraz ile gulâmpâreliğini ihfâya çalışurdu.”

Günümüz Türkçesiyle

‘‘…(Tanzimat’tan ve 1854’teki Kırım Savaşı’ndan sonra) Kadın düşkünleri çoğaldı, delikanlı meraklıları azaldı. Oğlancılık sanki yere battı. İstanbul’da eskiden beri delikanlılara karşı olan aşk ve ilgi kızlara yöneldi. Sultan Üçüncü Ahmed zamanından beri devam eden Káğıdhane seyri daha fazla rağbet buldu. Gerek orada, gerek Bayezid Meydanı’nda arabalara işaret verme usulü gelişti. Devletin önde gelenleri arasında kulamparalığıyla meşhur Kámil ve Álî Paşalar ile onlara mensup olanlar kalmadı. Halbuki Álî Paşa yabancıların eleştirisinden çekinerek kulamparalığını gizlemeye çalışırdı’’

(Ahmed Cevdet Paşa, Ma’rûzât, trc: Yusuf Halaçoğlu, Çağrı yay. 1980, İstanbul, sh: 9)

Bu konuya ilaveten J. Edgar Hoover’den bahsetmek gerekir.

Amerika bugün FBI ile gurur duyuyorsa bunda hiç şüphesiz ki J. Edgar Hoover’ın on yıllarca kendisini mesleğine ve büroya adamış olmasının etkisi vardır. 20.yy.’ın en tartışmalı, en esrarengiz ve en güçlü portrelerinden biri olan J. Edgar’ın Amerikan Adalet Bakanlığı’ndaki yükselişi ve neredeyse 50 yıl boyunca Federal Büro üzerindeki etkisi, FBI´ın tarihsel gelişimi sürecinde Kennedy suikastı‚ Sovyet komünizmi‚ Martin Luther King‚ Nixon hatta Rockefeller gibi zenginlere karşı güçlü oluşu yanında korkuları, zaafları, kapalı kapılar ardında sakladığı büyük sırlarını birçoğumuz duymuşuzdur. (J. EDGAR (2011) –Film)

Bu iki örnekten çıkarak şu sonuca ulaşılabilir.

Yasak ilişkiler ve dolayısıyla toplumun ve kültürün kabul etmediği olaylar çıkar ilişkilerini kuvvetlendirdiği gibi zaman içerisinde yıkılması güç olan yapıların oluşmasına ve sömürmeye sebebiyet verir. Her geçen gün olaylar ve ilişkiler neticesinde kararan yapısı ile oluşan bu tür kurum ve komiteler, toplumu istismar etmek şöyle dursun daha otoriter bir oluşuma dönerler.

Bu gibi yapıları yıkmak çok zordur. Bu türlü oluşumların yıkılışında kurum veya cemaatlerden çok belgeselde bahsedildiği gibi zayıf karakter özelliği taşıyan ferd bazlı unsurlar ve kişiler ile yıkılırlar. Onların zayıflıkları en büyük güçleridir. İlk başta basit gibi görünseler de zamanla illegalleşmiş örgütü ve kurumu  paramparça ederler.

Belgeselde dört tane sağır insanın yıkılmaz Vatikan’a başkaldırışı örnek bir davranış olarak görmemiz gerekir. Ancak Vatikan’ın kısa bir zaman içerisinde içinde barındırdığı tutarsızlığı çabukça yok edebileceğini düşünmek biraz zor görünüyor. Yalnızca Allah Teâlâ’nın onlara bahşedeceği İslâm hakikatini kabullendikten yani Hristiyanların Müslüman olduktan (Nüzülü İsâ  zuhur ettikten) sonra sorunların çözüleceği bir gerçektir. Çünkü evlenme engeli olan bu insanların fuhşiyatı aşmaları insan tabiatına aykırıdır. Bu sorun yani evlenme durumları çözülmeden Vatikan’ın sorunları da çözmeyeceği gibi gizli, örgüt olma özelliğini de mecburen devam ettirecektir.

[Bk: http://samil.ihya.org/ansiklopedi/ruhban.html%5D

Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur.

“Allah’ı bırakıp, kulları durumundakilerden koruyucular, otoriteler edinenlerin durumu, dişi örümceğe sığınanların durumuna benzer. Dişi örümcek bir yuva yapar, bir aile kurar. Evlerin en çürüğü, tehlikeye en açık olanı, ailelerin en çok sıkıntı çekeni, dişi örümceğin evi ve ailesidir. Keşke, anlayabilselerdi.” [Kur'ân-ı Kerim, 29 / Ankebût – 41]

JEANNE D’ARC’IN TUTKUSU (FİLM, 1928)


–>

Azize Jeanne D’arc’ın haksız yere dökülmüş kanının bedeli ve gölgesi, İngilizler ve siyasetinin üzerinden hiçbir zaman kalkmayacaktır.

Yönetmen

Carl Theodor Dreyer

Senarist

Joseph Delteil

Carl Theodor Dreyer

Oyuncular

Maria Falconetti

Antonin Artaud

Müzik

Ole Schmidt (1982)

Richard Einhorn(1994)

Jesper Kyd (2007)

Görüntü yönetmeni

Rudolph Maté

Kurgu

Marguerite Beaugé

Carl Theodor Dreyer

Stüdyo

Société générale des films

Dağıtıcı

Janus Films

The Criterion Collection (DVD)

Cinsi

Sinema filmi

Türü

Dram, tarihi

Renk

Siyah-beyaz

Yapım yılı

1928

Çıkış tarih(ler)i

21 Nisan 1928, Danimarka

Nisan 2000 ve 2009, 19. ve 28. İstanbul Film Festivali

Süre

110 dakika

82 dakika (DVD)

Ülke

Fransa

Dil

Sessiz, ara yazıları Fransızca

Devam filmi

Procès de Jeanne d’Arc (1962) y. Robert Bresson

Diğer adları

Jeanne d’Arc’ın Tutkusu (Türkiye)

The Passion of Joan of Arc (ABD) La Passione di Giovanna d’Arco (İtalya) La Pasión de Juana de Arco (İspanya) Die Passion der Jeanne d’Arc (Almanya) Die Passion der Jungfrau von Orléans (Almanya) Johanna von Orléans (Avusturya)

Jeanne d’Arc’ın Tutkusu 1928 Fransa yapımı sessiz filmdir. Özgün adı La Passion de Jeanne d’Arc tır. İngilizce konuşulan ülkelerde The Passion of Joan of Arc adı ile gösterime sunulmuştur. Film Nisan 2000‘de düzenlenen 28. Uluslararası İstanbul Film Festivali‘nde gösterilmiştir.

Carl Theodor Dreyer‘in yönettiği son sessiz film olan ‘Jeanne d’Arc’ın Tutkusu’ Danimarkalı yönetmenin dünya çapında tanınmasını sağlamıştı. İngiliz Film Enstitüsü‘nün yayın organı Sight and Sound dergisinin 1952 yılından bu yana 10 yılda bir yaptığı “Tüm zamanların en iyi 10 filmi” derecelendirmesinde 1952, 1972 ve 1992 yıllarında olmak üzere üç kez listeye girmişti.[3][4][5] Dreyer filmin senaryosunu Joseph Delteil‘le birlikte yazdığı gibi filmin kurgusuna da katkıda bulunmuştur. Filmin başlıca rollerinde Maria Falconetti ve Antonin Artaud oynamışlardır. Sinema tarihinin en olağanüstü oyunculuklarından birini sergileyen Maria Falconetti üçüncü filmi olan ‘Jeanne d’Arc’ın Tutkusu’ndan sonra bir daha film çevirmedi.

Filmin konusu ve biçimi

Filmde İngiltere ve Fransa arasında 14. yüzyıl‘da başlayan Yüzyıl Savaşları sırasında ülkesi Fransa’ya manevi destek veren hatta orduya katılarak İngilizlere karşı çarpışan Fransız Katolik azizesi Jeanne d’Arc‘ın (Türkçede bazen Jan Dark olarak da yazılır) 1431 tarihinde henüz 19 yaşındayken İngilizlere esir düştükten sonra Tanrı ile konuştuğunu ileri sürdüğü için kafirlik suçuyla yargılanması, zindanlarda işkence görmesi ve yakılarak ölüme mahkûm edilmesi anlatılmaktadır. Filmde Jeanne d’Arc’ın bütün hayatı anlatılmaz, sadece yargılanması ve ölüme mahkûm edilmesi gözler önüne serilir. Dreyer olayları neredeyse belgesele yakın bir gerçeklilikle aktarır, zaten film Fransız Milli Müzesi‘nde korunan mahkeme kayıtlarına ve tutulan günlüklere dayandırılarak yapılmıştır.

Dreyer yine sinema tarihinde çığır açan bir uygulama ile yakın plan baş çekimlerine ağırlık vermişti. Neredeyse filmin tamamında oyuncuların bütün perdeyi dolduran yüzlerinde görülen gözyaşı, tükürük, cilt lekeleri, göz bebeğinden yansıyan pencere ışığı gibi o yıllar için hiç alışık olunmayan şok edici çok ince ayrıntılar çok çarpıcıdır. Duyguları derinlemesine yansıtan olağanüstü mimikler bu sessiz filmde adeta insan yüzünün insan ruhunun bir aynası olabileceği deyişini doğrular gibidir. İnsan yüzündeki bu ince detayların maskelenebileceğinden korkan Dreyer oyuncuların makyaj yapmalarını yasaklamıştı (Oysa makyaj sessiz sinemanın vazgeçilmez bir ögesiydi).

Bu ayrıntılı yakın planların başarısı bir ölçüde de kısa zaman önce geliştirilmiş olan pankromatik filmlerin çekimlerde kullanılmış olmasına bağlanabilir. Daha önce sinemada kullanılan ortokromatik filmler ışığın bütün dalga boylarını algılayamazken pankromatik filmler görünen ışığın tüm dalga boylarına karşı hassastı. Bu da daha gerçeğe yakın görüntülerin filme aktarılması demekti.

Filmin yapım öyküsü

Filmin de tıpkı konusu gibi çileli bir öyküsü vardır. Çekimleri 1927‘de tamamlanan film 1928‘de tam gösterime girecekken sansürlendi. Hem İngiltere hem de Fransa’da film bir süre yasaklandı. Sessiz sinema çağında üretilmiş filmlerin çoğu yanıcı ve dayanıksız nitrat bazlı film‘lere çekiliyordu. Haliyle aynı tür negatiflere çekilmiş olan ‘Jeanne d’Arc’ın Tutkusu’ nun orijinal negatifleri de gösterime çıkacağı yıl bir yangın sonucunda yok oldu. Yönetmen Dreyer hemen kurguda atılmış fazla negatifleri bir araya getirerek yeni bir film hazırladı ama bu da yine başka bir yangında yok oldu. Yarım yüzyıl boyunca bu sessiz sinemanın bu büyük klasiği bölük pörçük kopyalarından veya seslendirilmek suretiyle özgün halinden çok uzaklaşmış kopyalarından sinemaseverlerce izlenebildi. Filmin orijinal versiyonu uzun zamandır kayıpken 1981 yılında mucizevi bir şekilde filmin çok iyi durumda ve eksiksiz bir kopyası Oslo, Norveç‘te bir akıl hastanesinin dolaplarından birinde bulundu. Danimarka Film Müzesi ve Fransız Sinematek‘inin ortak gayretleri ile 1985 yılında yapılan kapsamlı bir restorasyonla orijinaline çok yakın bir film elde edildi. Danimarka dilinde olan ara yazıları da tekrar Fransızca’ya çevrilerek yerlerine montajlandı.

1999‘da The Criterion Collection 62 sırt etiket No’su ile bu restore edilmiş filmi DVD’ye aktardı, bu aktarım sırasında da film tekrar bir dijital restorasyon işlemine tabi tutulmuştur. Filmin bu DVD versiyonu 82 dakikadır (24 fps).

Filmin müziği

Sessiz sinema çağında sessiz çekilen filmlere, gösterinin yapıldığı salonun büyüklüğü ve o şehrin gelişmişliği ile orantılı olarak genelde sinema salonu işletmecisinin tercihi doğrultusunda bazen bir piyano bazen de bir orkestra eşlik ediyordu. Bunlar da filmin konusuna ve ruh haline uygun olarak çoğunlukla doğaçlama canlı müzik yapıyorlardı. Bazen de gösteride hiç müzik kullanılmıyordu.

Dreyer filminin hiçbir şekilde bir müzik eşliğinde gösterilmesini istememişti. Ona göre tamamen sessiz bir ortamda seyredildiğinde seyircilerin ayrıntılara daha fazla konsantre olacağını düşünmüştü. Ancak buna rağmen filmin birçok salonda çok çeşitli müzikler eşliğinde gösterimlerinin yapıldığı biliniyor. 1994 yılında Richard Einhorn film için “Voices of Light” (Tr: Işığın sesleri) adında bir oratoryo besteledi. Ortaçağ müziğine yakın olduğu ve filmden esinlenilerek bestelendiği için filmin ruhuna en uygun müziğin bu olduğu düşünülmüş ve The Criterion Collection‘ın 1999 yılında çıkardığı DVD’ye ses seçeneği olarak bu müzik eklenmişti.

Filmin Türkçe adlandırılması

“The Passion” kelimesi İngilizce ve Fransızca’da ‘tutku’, ‘aşk’, ‘ihtiras’, ‘arzu’, ‘tutkunluk’, ‘hırs’, ‘öfke’ gibi anlamlara gelse de Hıristiyan‘lar bu terimi İsa‘nın çileli geçen son günlerini ve ölümünü tarif etmek için kullanırlar.[8]. 2004 tarihli Mel Gibson filmi The Passion of the Christ filmi, Türkçeye doğru olarak çevrilerek Tutku – Hz. İsa’nin Çilesi adıyla gösterime verilmişti. Bu nedenle “La Passion de Jeanne d’Arc” (veya “The Passion of Joan of Arc”) filminin adı Türkçeye çevrilirken aslında “Jeanne d’Arc’ın Çilesi” şeklinde çevrilmeliydi (Gerçi Rekin Teksoy’un Sinema Tarihi adlı kitapta filmin Türkçe isminin “Jan Dark’ın Çilesi” olduğu belirtilmiş (s. 154) ama özgün isimden sonra parantez içinde verildiği için bundan Türkiye’de sinemalarda bu isimle gösterilmediği, özgün isminin parantez içinde tercüme edildiği anlamı çıkmaktadır. Diğer bütün kaynaklar “Jeanne d’Arc’ın Tutkusu” şeklinde kayıt düşmüşlerdir. Bu nedenle bu maddede de bu isim kullanılmıştır)

Oyuncu kadrosu

  • Maria Falconetti … Jeanne d’Arc (Melle Falconetti olarak yazılmıştır)
  • Eugene Silvain … Évêque Pierre Cauchon (Piskopos Pierre Cauchon)
  • André Berley … Jean d’Estivet
  • Maurice Schutz … Nicolas Loyseleur
  • Antonin Artaud … Jean Massieu
  • Michel Simon … Jean Lemaître
  • Jean d’Yd … Guillaume Evrard
  • Louis Ravet … Jean Beaupère
  • Armand Lurville … Yargıç
  • Jacques Arnna … Yargıç
  • Alexandre Mihalesco … Yargıç
  • Léon Larive … Yargıç

Film hakkında notlar

  • Ünlü Türk grafik sanatçısı Mengü Ertel 1976 yılında Paris‘teki sinema festivalinde “Jan Dark’ın Çilesi” afişiyle “büyük ödül”ü almıştı.
  • Bu gibi filmlerin dahil edilebileceği bir film türüne de gayriresmi olarak “hagiografik filmler” denmiştir. “Hagiography” azizlerin, keşişlerin, piskopos ve bakirelerin hayat öykülerini, şehadetleri ve mucizelerini anlatan orta çağ’a ait Hristiyan eserlerine verilen addır.
  • Filmin çekimleri yine o devir için alışılmadık bir süre olan 1,5 yıl sürmüştü.

 Jeanne D’arc’ın Tutkusu Filminin Türkçe Alt Yazısı

Bir Carl Th. Dreyer Filmi Paris’de, Fransa Ulusal Kütüphanesi depolarında, dünya tarihinin en olağandışı belgelerinden biri bulunmaktadır: Jeanne d’Arc’ın, ölümüyle sonuçlanan davasının tutanakları. Yargıçların soruları ve Jeanne’ın cevaplarından oluşan tüm metinler. Bu tutanaklar sayesinde, gerçek Jeanne’ı keşfedebiliyoruz; zırhlı ve silahlı haliyle değil, en sade haliyle. Ülkesi uğruna ölen bir kadın olarak. Ve onun şaşırtıcı dramına tanıklık edebiliyoruz. Ortodoks teologlar ve güçlü yargıçlar karşısında, kendisini savunan, genç ve dindar bir kadının dramına  Gerçekleri anlatacağıma yemin ederim, tüm açıklığıyla, sadece gerçekleri. Fransa’da Jeanne olarak bilinirim,

Köyümde ise Jeannette. Kaç yaşındasın?

 Ondokuz  Sanırım. Tanrı’nın kitabını bilir misin?

    Onu sana kim öğretti?

 Annem. Ezbere okuyabilir misin?

 Tanrı tarafından gönderildiğini mi iddia ediyorsun?

 Fransa’yı kurtarmak  Dünyaya geliş sebebim budur. Yani Tanrı’nın İngilizlerden nefret ettiğini mi düşünüyorsun?

 Tanrı’nın, İngilizlerden nefret edip etmediğini bilmiyorum. Tek bildiğim, İngilizlerin Fransa’dan kovulacak olmalarıdır; burada ölmeleri dışında! Aziz Michael’in sana göründüğünü söylemişsin. Ne şekilde göründü?

 Kanatları var mıydı?

 Tacı var mıydı?

 Kıyafeti nasıldı?

 Erkek mi kadın mı olduğunu nasıl anladın?

 Çıplak mıydı?

 Tanrı’nın onu giydiremeyeceğini mi düşünüyorsun?

 Saçları uzun muydu?

 Neden onları kesmemiş?

 Sen neden erkek kıyafetleri giyiyorsun?

 Sana kadın kıyafetleri verirsek, onları giyer misin?

 Tanrı’nın bana verdiği görev sona erdiğinde, yeniden kadın gibi giyineceğim. Yani sana, bir erkek gibi giyinmeni emreden, Tanrı mı?

 Peki Tanrı’dan nasıl bir ödül bekliyorsun?

 Ruhumun kurtuluşu. Tanrı’ya resmen küfrediyorsun. Bu ne rezalet! Benim için, o bir azize. Tanrı, sana vaatlerde bulundu mu?

 Bunun, bu dava ile hiçbir ilgisi yok. Bırakalım da, buna yargıçlar karar versin, öyle değil mi?

 Bu soruyu oylamaya sunalım mı?

 Pekâlâ! Tanrı sana ne vaatlerde bulundu?

 Belki, hapisten kurtulmanı vaat etmiştir, doğru mu?

 Ne zaman?

 Ne gününü  ne de saatini bilmiyorum. Kolayca itiraf etmeyecekse, daha zeki davranmalıyız. Gidip, üzerinde Kral Charles’ın imzası olan bir mektup bulun. Bir mektup yazdırdım. Seni çok iyi anlıyorum! Kralının imzasını tanıyor musun?

 Sana, ondan bir mektup getirdim. Ben okuyamam. Sevgili Jeanne’a  Güçlü bir orduyla, Rouen’e yürümek için hazırlanmaktayım. Sana bu sadık rahibi gönderiyorum. Ona güven. İsa’nın, Tanrı’nın oğlu olduğu gibi, sen de Tanrı’nın kızı olduğunu mu iddia ediyorsun?

 Kutsal kitabı ezbere okuyabilir misin?

 Tanrı sana, hapisten kurtulabileceğini söyledi mi?

 Büyük bir zafer ile! Tanrı, sana cennete gideceğini vaat etti mi?

 Yani kurtuluşundan emin misin?

 Dikkatli ol, tehlikeli bir cevap. Eğer kurtuluşundan eminsen, kiliseye hiç ihtiyacın yok demektir, öyle değil mi?

 Fazilet içinde misin?

 Cevapla! Fazilet içinde misin?

 Eğer öyleysem, Tanrı öyle kalmamı sağlasın. Eğer değilsem, Tanrı bana da bahşetsin. Tanrım  Ayine katılmama izin ver! Jeanne, ayine katılmana izin verirsek, erkek gibi giyinmeyi bırakır mısın?

 Yani erkek gibi giyinmeyi, ayine katılmaya tercih ediyorsun, öyle mi?

 Bu utanmaz kıyafetler, Tanrı’ya hakarettir! Sen Tanrı’nın kızı değilsin. Sen şeytanın bir yaratığısın. İşkence odasını hazırlayın. Gerçekten de, Tanrı’nın kızı gibi görünüyor, ha?

 İşkence Odası. Yargıçlara saygı göster. Bu bilge doktorların, senden daha üstün olduklarını anlamıyor musun?

 Ancak, Tanrı da onlardan üstündür. Dinle Jeanne, tasavvurlarının Tanrı’dan gelmediğini biliyoruz. Hepsi şeytan saçması. Sen melekle şeytanı birbirinden nasıl ayırt edebilirsin?

 Sen şeytanın önünde diz çökmüşsün; Aziz Michael’ın değil. Hâlâ göremiyor musun; senin aklını çelenin, seni kandıranın, ve sana ihanet edenin, şeytan olduğunu?

 Bence tövbe etmek için hazır! Kilise sana kollarını açtı; ama onu reddedersen, artık seni terk edecek. Ve sen de yalnız kalacaksın. Yalnız! Evet, yalnız yalnız Tanrı ile! Ruhumu bedenimden ayırsanız bile, istediğiniz gibi bir itirafta bulunmayacağım. Ve eğer itiraf etsem bile, daha sonra bunun zorla yaptırıldığını söyleceğim. Onun, doğal bir yoldan ölmesi kadar, istediğim başka bir şey olamaz. Çok zayıf. Ateşi var Kanını akıtmalıyız. Dikkatli ol, kendi hayatına son verebilir. Çok kurnaz. Ayin kitaplarını getirin. Bize söylemek istediğin bir şey var mı?

 Ölmek üzere olduğum için korkuyorum. Öldükten sonra, sizden beni kutsal bir yere gömmenizi istiyorum. Kilise bağışlayıcıdır. Her zaman yanlış yola sapmış kuzuyu hoş karşılar. Jeanne, hepimiz senin için en iyi olanı istiyoruz. Bak, ayin kitaplarını getirttim. Ben iyi bir Hristiyanım. Onun, inkar ettiğin İsa’nın bedeni olduğunu bilmiyor musun?

 İnatçılığınla, Tanrı’ya küfrettiğini görmüyor musun?

 Tüm kalbimle Tanrı’yı seviyor ve ona hürmet ediyorum. Siz benim, şeytan tarafından gönderildiğimi iddia ediyorsunuz. Bu doğru değil. Bana ıstırap çektirmek için asıl siz, şeytan tarafından gönderilmişsiniz. Ve siz Ve siz  Ve siz  Yapılacak bir şey kalmadı. Celladı hazırlayın! İzin verin, son bir kez daha bu kayıp ruhu kurtarmayı deneyelim. Sana söylüyorum, Jeanne. Senin Kralın bir kafirdir. Benim Kralım tüm Hristiyanların en asilidir. Bu kadının küstahlığı, akıl dışı. Fransa asla bir canavar gibi görülmemiştir. Ben kimseyi yanlış yola saptırmadım. Eğer imzalamazsan, canlı canlı yakılacaksın. Kazık seni bekliyor. Ölmek zorunda değilsin. Kralının hâlâ sana ihtiyacı var. Jeanne, imzala  ve hayatını kurtar! Jeanne, sana karşı çok hoşgörülü davranıyoruz. İmzala Jeanne! Yüce Tanrı’nın adıyla. Amin. Hatalarını kabul edersen, afaroz edilmekten kurtulabilirsin. Ama bu güne kadar işlediğin günahlardan ötürü, seni, pişmanlık ve keder duygularıyla geçireceğin ömür boyu sürecek bir hapis cezasına mahkûm ederiz. İyi bir günün sonunda: Hayatını ve ruhunu kurtarmış olacaksın. Sadece sizi kandırmak için yaptı! Çok yaşa Jeanne! Yargıçları bulun! Geri alıyorum. Yalan söyledim. Çabuk! Büyük bir günah işledim. Tanrı’yı inkar ettim; kendi hayatımı kurtarmak için. Ama Jeanne, herkesin önünde itiraf ettin; şeytanın seni aldattığını. Hâlâ Tanrı tarafından gönderilmiş olduğuna mı inanıyorsun?

 Cevabı, ölümünü getirecek. Söylediklerimin hepsi, kazık korkusu yüzündendi. Bize söyleyeceğin başka bir şey var mı?

 Seni idama hazırlamak için buradayız. Bu kadar çabuk mu?

 Nasıl bir ölüm?

 Kazıkta! Son bir ayin yapacağım. Hâlâ Tanrı tarafından gönderildiğine nasıl inanabiliyorsun?

 Tanrı bizi nereye yönlendireceğini bilir ve biz de onun gösterdiği yolda ilerleriz. Evet, ben O’nun çocuğuyum. Peki ya büyük zafer?

 Benim şehitliğim olacak! Peki ya kurtuluş?

 Ölüm! Günah çıkaracak mısın?

 Yüce İsa’nın bedeni, sonsuza dek ruhumu korusun. Amin. Cesur ol Jeanne, son anların yaklaşıyor. Yüce Tanrım, ölümümü memnuniyetle kabul ediyorum; ama uzun süre acı çekmeme izin verme. Bu gece cennette seninle olabilecek miyim?

 Tanrım! Bir Azizeyi yakıyorsunuz. Alevler Jeanne’ın ruhunu korudu; cennete yükselene dek. Jeanne’ın kalbi Fransa’nın kalbi oldu. Jeanne’ın anısı, daima sevgiyle anıldı. Cennete yükselene dek. Jeanne’ın kalbi Fransa’nın kalbi oldu. Jeanne’ın anısı, daima sevgiyle anıldı. Çeviri: Bob le Flambeur||

**************************

THE TRİAL OF JOAN OF ARC,
Jeanne D’arc’ın Davası,
Proces De Jeanne D’arc

Yönetmen: Robert Bresson

Türü: Dram, Tarihi, Biografi

Yapım Yılı: 1962

Ülke: Fransa

Yayınlanan Tarih: 13 Şubat 1963

Senaryo yazarı: Robert Bresson, Pierre Champion

Oyuncular: Florence Delay, Jean-Claude Fourneau, Roger Honorat, Marc Jacquier, Jean Gillibert, Michel Herubel, André Régnier, Arthur Le Bau, Marcel Darbaud, Philippe Dreux, Paul-Robert Mimet, Gérard Zingg, Yves Le Prince, André Maurice, Donald O’Brien, E.R. Pratt, Harry Sommers, Michael Williams

Özet:

14. yüzyılın sonu. Fransız köylü kızı Jeanne d’Arc, veliaht Dauphin’i tahta çıkarmak amacıyla Fransa’yı işgal etmiş İngilizlere karşı başarısız bir isyana elebaşılık ettikten sonra yakalanır. Hapiste geçen günleri ve yargılanması sırasında, mahkeme tarafından amansızca sorgulanır, zindancılar ona gaddarca davranır. Sonuçta pes eden kız, kısa süreyle de olsa, inancından caydığını bildirir ve cadı diye kazığa bağlanıp yakılmaya mahkûm edilir…

Yönetmen Robert Bresson kendine özgü bir tavırla geleneklerden ayrılarak, Jeanne d’Arc’ın yaşamı ve ölümüne gerçekçi, alışılmamış bir bakış sunuyor. Bresson’un filmi duruşma sırasında alınmış notlar üzerine kurulu ve Jeanne’ın uzayıp giden sorgusunu, boyun eğmeyi reddedişini ve alevler içinde kaçınılmaz ölümünü kusursuz bir tarihsel doğrulukla izliyor…

Filminin Türkçe Alt Yazısı

“Kızım kanuni bir evlilik neticesinde doğdu. “Onu vaftiz ettirip kiliseye kabul ettirdim. “Yaşının ve sıradan koşulların sınırları içerisinde  ” tanrıdan korkar ve kiliseye saygı duyar bir şekilde büyüttüm. “İnançları aleyhine hiç bir şey düşünmedi ve dolaplar çevirmedi.” “Ama ona beddua eden o kıskanç insanlar” ailesi, en güvendiği prensler ve insanlar ona çamur atmaya kalktılar. Ona yalan suçlamalarda bulundular haksız bir şekilde mahkum edip onu yaktılar.”

 JEANNE D’ARC’IN DAVASI

Jeanne D’arc, 30 Mayıs 1431’de öldü. Toprağa verilmedi ve kendisine ait hiçbir portre de bırakılmadı. Ama ona dair çok daha iyi bir portreye sahibiz: Rouen yargıçları karşısında sarf ettiği kelimeler. Davanın en can alıcı ve gerçek dakikalarını kullandım. Son anları için de, 25 sene sonra yapılmış temyiz mahkemesindeki şahitlerin ifadelerini kullandım. Film başladığında Jeanne zaten aylardır Rouen’de hapsedilmiş durumda. Hasımlarına sadık Fransız askerleri tarafından Compiégne’de yakalanmış ve İngilizlere satılmıştır. (Menfaatlerin tehlikede olduğunu biliyoruz.) Özellikle, Paris’teki İngiliz Hayranları Üniversite’sinin üyelerinden oluşan bir mahkeme heyetinin karşısına çıkartılmıştır ve başkanlığını da Piskopos Cauchon yapmıştır.

-Adın Jeanne. 19 yaşındayım.

Doğruyu söyleyeceğine yemin et.

Yemin ederim.

- Nerede vaftiz edildin?

 – Domrémy’de.

- İman etmeyi kim öğretti sana?

 – Duaları annem öğretti.

- Göklerdeki Babamız duasını oku.

- Günah çıkartırken söyleyeceğim. Evde ne yapardın?

 Ev işleri yapardım. Tarlalarda çalışmadım.

- Başka meziyetler de öğrendin mi?

 – Evet, örme dikme işleri. Biz piskoposlar, Jeanne’nin Rouen şatosundan çıkmasını yasaklamıştık. Bunu kabul etmiyorum. Birçok kaçma denemesinde bulundun. Tüm tutuklular gibi bu da benim hakkım. Cadıya ölüm. Cadıya ölüm. Götürün şunu. Söylememek için yemin ettiğim şeyi söylemek yalan yere yemin etmek olur.

- Yargıçlara doğruyu söyle.

- Kendinize yargıç diyorsunuz.

- Bu ciddi bir sorumluluk.

- Yemin et. İki kere mi yapmak zorundayım?

 Yemin edecek misin?

 Buna ihtiyacınız yok. Doğruyu söyleyeceğine yemin et. Doğruyu söyleyeceğim, ama tamamını değil. Bu seni şüpheli durumuna sokar. Farkındayım. Yemin etmeni istiyoruz. Tüm gerçeği anlatamam. Tanrıdan geliyorum ve buraya ait değilim. Beni ona geri gönderin. Dizlerinin üstüne çök! Kilisenin sağ tarafından geldi. Her zaman parlak bir ışık tarafından eşlik ediliyor. Bir meleğin sesinin farkına vardım. Orleans kuşatmasını bertaraf etmemi ve Vaucouleurs’a gidip orada olacaklara engel olmamı istedi. Oradan ayrılırken ne giyiyordun?

 Erkek kıyafetleri. Kimin tavsiyesiyle?

 Sonraki soru.

- Bu sesi çok sık duyuyor musun?

 – Her gün. Ona ihtiyaç duyduğum için geldim.

- Bu sesi dün duydun mu?

- Evet.

- Saat kaçta?

 – Sabah saatlerinde. Kaç olduğunu bilmiyorum.

- Ne yapıyordun peki?

 – Uyuyordum. Sese uyandım.

- Ses odandan mı geliyordu?

- Hayır, şatodaydı. O sese teşekkür edip önünde diz çöktün mü?

 Yatağımda doğruldum ve ellerimi kavuşturdum. Bu ses sana ne söyledi?

 Size cesurca cevaplar vermemi. Tetikte olmamı. Beni tanrı gönderdi ve sizler büyük tehlikedesiniz. Bu ses her şeyi anlatmamanı mı söylüyor?

 – Kralı ilgilendiren şeyleri.

- Ses bunu yasaklıyor mu?

 Kimsiniz de bunu inkar ediyorsunuz?

 Tanrıdan mı geliyor?

 Tanrıdan geldiğine inanıyorum. Onu kızdıracağıma cevap vermemeyi yeğliyorum. Doğruyu söylemen tanrının hoşuna gitmiyor mu?

 Ses, kralla konuşmamı söyledi. Kendi iyiliği için ona anlatmam gereken şeyler var. Sesin bunu yapmasını sağlayamıyor musun?

 Tanrıyı memnun etse yapardım. Buradayken seninle konuştuğu gibi kralla da konuşamaz mı?

 Belki de tanrı bu şekilde istiyordur. Tanrının lütfu olmadan hiçbir şey yapamam. Tanrı’nın bir lütfu musun?

 Öyle değilsem, tanrı onu bana getirsin. Öyleysem beni onun içinde tutsun! Evinde yaşarken diğer kızlarla oyunlar oynar mıydın?

 Evet. Köyündeki ağaçları hatırlıyor musun?

 Bayanların, “Ağaç ya da Peri” dedikleri bir ağaç vardı. Yakınlarında da, hastaların suyunu içtikleri bir çeşme. Bu ağacın altında çiçekten çelenkler yapar, şarkı söyleyip dans ederdik. Ama hiç peri falan görmedim. Ya başka bir şey?

 Bildiğim kadarıyla hayır. Götürün onu. Nöbetçilerini değiştireceğim ve yetkili bir subay yerleştireceğim. Ama yakılması gerektiğini unutma. Söylediklerini yargılayabilirsiniz ama onu yakmak olmaz.

- Neden?

- Çünkü uygun bir mahkeme değil. Kadın yakılacak. Son görüşmemizden bu yana daha iyi misin?

 Olabileceğim kadar iyiydim. Bu zaman zarfında o sesi duydun mu?

 Evet. Bu odada duydun mu?

- Bu yargılama ile bir alakası var mı?

 – Yargılamaya faydası olacak.

- Duydum.

- Ne söyledi peki?

 Odama dönene kadar bir şey anlamadım. Peki orada ne söyledi?

 Sorularınız için tavsiye istedim. O tavsiyeleri verdi mi peki?

 Belirli noktalarda. Diğerleri için, izni olmadan cevap veremem. Eğer tanrı bunu bana verirse cevap vermekten korkmayacağım. Seninle konuşan bir melek miydi yoksa tanrının kendisi mi?

 St Catherine ve St Margaret’in sesleriydi. Onların sesleri olduğunu nereden biliyorsun?

 Yedi yıl boyunca bana rehberlik ettiler. Aynı şekilde mi giyiniyorlardı?

 Bunu sadece Fransa kralına söylerim, sorgulayıcılarıma değil. Aynı yaştalar mıydı?

 Bilmiyorum. Beraber mi konuştular yoksa ayrı ayrı mı?

 Ayrıca St. Michael’in de yardımları oldu. Ne zamandır bu sesi duyuyorsun?

 Sadece yardım aldığımı söyledim. Bu azizlerden hangisi önce gözüktü?

 Kutsal melekler tarafından eşlik edilen St. Michael. St. Michael ve melekler etten kemikten miydi?

 Onları kendi gözlerimle gördüm. O görüntülerin tanrıdan olduğuna dair elinde ne tür bir kanıt var?

 İstiyorsanız bana inanabilirsiniz. Onu ilk gördüğünde kralının tepesinde bir melek var mıydı?

 Bilmiyorum. Görmedim. Parlaklık, ışık falan?

 Fazla ışık, 50 meşaleden fazla. Tüm ışıklar sizin için değildir. Kralın, sana olan inancını nasıl gösteriyordu?

 – Bir işareti vardı.

- Ne işareti?

 Bu soruya cevap vermeyeceğim. Kılıcını nereden aldın?

- Vaucouleurs’da aldım.

- Başka bir kılıcın var mıydı?

 St Catherine de Fierbois kilisesinde bir tane bulmuştum. Orada olduğunu nereden biliyordun?

 Yerde duruyordu, üzerinde 5 tane haç vardı. Sesler bana söyledi.

- Onu kutsadın mı?

 – Kutsanmamıştı. Kılıcı sunaktaki yerine şans eseri mi yerleştirdin?

 Sancağı kılıcına tercih mi ettin?

 Her şekilde sancağı tercih ederdim.

- Onu kim taşıdı peki?

 – Ben taşıdım, birilerini öldürmesini engellemek için. Daha önce kimseyi öldürmedim. Kralın sana kaç tane adam verdi?

 10 ya da 12,000 kişi. Orleans’da, taşların ve okların seni vurabileceğini adamlarına söyledin mi?

 Onlara kuşatmayı bertaraf etmelerini söyledim. Merdiveni yerleştirdiğimde, bir ok boynumu parçaladı. Yaralandığını biliyor muydun?

 St. Catherine ve St. Margaret söylemişlerdi. Seninle, daha önce bahsettiğin “Ağaç ya da Periler” ağacı altında konuştular mı?

 Hatırlamıyorum. Peki ya yakınlarındaki o çeşmede?

 Onları orada duymuştum. Şefkatli tanrım, eğer beni seviyorsan bu kilise insanlarına ne söylemem gerektiğini anlat. Burada ne yapıyorsunuz?

 Gayet iyi biliyorsun. Hadi, çıkın dışarı. Ona yaklaşan ve tavsiye veren herkes onunla birlikte yakılacak. “Orleans şehrinin dışında bekleyenler, hemen ülkelerinize dönün. “İngiltere kralı, ordunun başında ben varım. “Adamlarını Fransa dışına kadar kovalarım. “Eğer emirlerime itaat etmezlerse, hepsini öldürtürüm. “Tanrı beni, sizinle göğüs göğüse savaşayım diye gönderdi. “Hiç şüpheniz olmasın, tanrı size Fransa Krallığını vermeyecek.” Bu mektubu anımsıyor musun?

 Hatırlıyorum, “komutan” ve “göğüs göğüse” kısımları hariç. Senin tarafına ne olacağını düşünüyorsun?

 Yedi yıl içinde tanrı Fransızları İngilizler karşısında galip kılacak. İnsanların bunu söylediğimi bilmelerini istiyorum. Tarih?

 Bunu benden bilmeyeceksiniz. O gördüklerinin erkek ya da kadın olduklarını nereden biliyorsun?

 Onlar söylüyorlar. Yüzlerini görüyorum.

- Saçları var mı?

- Muhtemelen. Saçlarını salıyorlar mı?

 Vücutları olup olmadığını bilmiyorum. Vücutları olmadan nasıl konuşuyorlar?

 Tanrıya güveniyorum. Ses çok yumuşak ve Fransızca konuşuyor. Hiç yüzüğün var mı?

 Bir tanesi sizde. Geri verin onu! Diğeri İngilizlerde. Sizdeyse gösterin onu bana. Diğer yüzüğü sana kim verdi?

 Ailem. İçinde “Jesus Maria” yazar. Bu yüzüklerle insanları iyileştirdin mi?

 Yüzükler sayesinde değil. Azizler hiç söz verdiler mi?

 Davanızla bir ilgisi yok. Seni hapisten kurtarma sözü verdiler mi?

 Evet. Şu an bulunduğun hapisten mi?

 Her şeyi öğrenmeyeceksiniz. Buradan kurtarılacağım. Ölmemi arzulayanlar benden çok daha önce ölecekler. Beni avutan vahiyler olmadan öleceğim. Adamotun nerede?

 Öyle bir şeyim yok. Hiç olmadı da. Köyünün yakınlarında yok muydu?

 Vardı. Ne için kullanılıyordu?

 Para getirmesi için. Öyle söylerlerdi, ama inanmazdım. Yakın gitsin!

- Ne istiyorlar?

- Ölmesini. Burada ölmesini isteyen 3 bin tane adam var Lordum. Eğer acele etmezseniz sizin hayatınızı isteyecekler. Vicdanıma göre hareket ederim. Mektuplarında neden “Jesus Maria” ve haç işareti kullanıyorsun?

 Haç, yandaşlarıma yazdıklarımı yapmamalarını söylemek için. St. Denis kilisesine hangi silahları koydun?

 Yaralılar için bir kılıç ve zırh. Bu yüzden mi büyük saygı duyuldular?

 Hayır. Sancağın yapıldığında, onun da seninkine benzer kalkanları var mıydı?

 Bazıları öyleydi. Bunun askerlere şans getireceğini söyledin mi?

 Hayır, onlara cesaretle saldırmalarını söyledim. Kalkanlar kutsal suya bulanmışlar mıydı?

 Benim emrimle değil. Bu kalkanlar bir sunak ya da kilise yakınlarına taşındı mı?

 Öyle bir şey yapıldığını görmedim. Sana benzeyen simgeler yapıldı mı?

 Bir tanesi kralıma mektup sunuyordu. Bir saldırıdan önce neden yüzüğüne bakıyordun?

 Onu bana veren ailemi onurlandırmak için. Şaşaalı kıyafetler giyip bunu tanrının buyruğuna dayandırmak kafirce değil mi?

 Kutsal şeylere asla dil uzatmadım. Yandaşların senin için dua edip ayin yaptılar mı?

 Yapmış olsalardı bu yanlış bir şey olmazdı. Seni tanrının gönderdiğine inanıyorlar mıydı?

 İnanıp inanmadıklarını bilmiyorum, ama ben tanrı tarafından gönderildim. Ayaklarını, ellerini ve elbiselerini öpenlerin akıllarını okuyamıyor musun?

 Bir çok insan geldi ve elbiselerimi öptü. Fakirler gelirdi çünkü beni severlerdi. Kadınlar yüzüklerini seninkine sürterler miydi?

 Bir çok kadın ellerime ve yüzüklerime dokundu ama onların akıllarını okuyamam. Kasabalarda dolaşırken buralarda senin için dini törenler yapıldı mı?

 Evet. Erkek kıyafetleri içinde miydin?

 Evet, ve silahsızdım. Sensil’de piskoposun atını aldın mı?

 Bedelini ödedim. Ama geri gönderdim, çünkü bir kıymeti yoktu. Lagny’de ziyaret ettiğin çocuk kaç yaşındaydı?

 Üç günlüktü. Bana getirdiklerinde çoktan ölmüştü.

- Onu canlandırdığını söylüyorlar.

- Öyle bir şey duymadım. La Charité sur Loire ‘de ne yaptın?

 Bir saldırı başlattım. Tanrı sana içeriye girmeni buyurmuştu. Bunu neden yapmadın?

 Tanrının öyle bir şey buyurduğunu kim söylüyor?

 Cadıya ölüm! Reims’deki taç giyme töreninde neden sancağın taşındı?

 Çok acı çekmişti. Onu onurlandırmak istedik. Götürün onu! Ne patırtı ama! İki tane tetkikçi, bir vekil, katip ve araştırmacı. Peki ya diğerleri?

 Onlara ihtiyacım yok. Ama şehri terk etmemeleri gerekiyor. Bu yetki alanının dışında. Yakalanacağını biliyor muydun?

 Sesler bunun gerekli olduğunu söylediler, ama ne zaman olacağını belirtmediler. Bilseydim oraya gitmezdim. Eğer o sesler, yakalandığın yere gitmeni buyursalardı gene de gider miydin?

 İsteyerek değil, ama emre karşı gelmezdim. At sırtında mıydın?

 Evet. Atı kim verdi peki?

 Kralım. Beş tane binek atım, yedi tane de koşu atım vardı. Kralından başka hediyeler de aldın mı?

 Savaşa gitmek için biraz para.

- Sence onun bu direnişini kırabilir mi?

- Evet. Ona itiraf ettirebilir mi?

 Evet. O zaman acele etmesini söyle. Kralına ne tür bir işaret verdin?

 Size söylemeyeceğim. Kendisine sorun. O işaret tanrıdan mı geldi?

 Bir melek işareti kralıma verdi. Daha önce görünen melek mi?

 Aynısı. Beni asla kandırmadı. Yakalandığında zaten kandırılmamış mıydın?

 Yakalanmam tamamen tanrının arzusuydu. Beni her gün rahatlatırken nasıl kandırabilir ki?

 Demek istediğim, azizler yapıyordu. Onlara bekaretini koruyacağına söz verdin mi?

 Evet. Bekareti! Eğer bekaretini kaybedersen o seslerin kesileceğini söylediler mi?

 Asla öyle bir şey ortaya dökülmedi. Eğer evli olsaydın, o sesler gelir miydi?

 Bilmiyorum, tanrıya güveniyorum. Bu saçmalık. Askerlerle samanların üzerinde uyuyor ve hala bakire mi yani?

 Evet. Ailenin rızası olmadan evini terk ettin. Eğer yüz tane de ailem olsaydı, gene de tanrıya itaat ederdim. O sesler, evden ayrıldığını söylemeni istediler mi?

 Kararı bana bıraktılar. O sesler sana “tanrının kızı” mı diyorlardı yoksa “Kilisenin kızı” mı?

 Bana, “Bakire Jeanne, tanrının kızı” diyorlardı. Bu kadar yalan yeter! Bakire değilsin. Öyle olduğumu söyledim. Bana inanmamanız çok kötü. Tanrıya ait değilsin şeytana aitsin! Efendimiz Mesih İsa’ya aidim. Şu kadınlar bakire olduğunu onayladı. Evet, gücünün kaynağı da bu. Tanrıdan geldiğine dair kralının ne tür bir nişanı vardı?

 Söylememeye söz verdim. Bunu söylemeni istiyoruz. Yalancı şahitlik yapmamı mı istiyorsunuz?

 St. Catherine’ye, söylemeyeceğine dair yemin mi ettin?

 Kendime yemin ettim. O nişan, kralıma melekler tarafından verilen taçtı. O taç, tüm Fransa Krallığı’nın onun egemenliğinde olduğunu gösteriyordu. Küstahlık! Taç nasıl bir şeydi?

 Değerli taşlarla süslü altındandı. Melek tacı nereye götürdü?

 Chinon’a. Melek önce geldi. Ben de kralıma: “Majesteleri, işte nişanınız” dedim. O tacı ellerinde tuttun mu?

 Hayır. Melek gökyüzünden mi geldi?

 Evet, tanrının buyruğuyla geldi.

- Kapıdan mı geçti?

- Evet, öyle yaptı. Kralın yanındakiler de meleği gördü mü?

 Baş piskopos ve diğerleri gördü. Bazıları tacı gördü ama meleği görmedi. Melek gittiğinde korktun mu?

 Korkmadım. Onu takip ederdim. Yani ruhen. Melek gönderilmeyi hak ettin mi?

 Neden sen?

 Tanrı, aracı olarak basit bir kızı seçti. Melek o tacı nereden buldu?

 Tanrıya güveniyorum. Nereden geldiğini bilmiyorum. Taç güzel kokuyor muydu?

 Çekiciliği var mıydı?

 Daha sonra bulunan kayıp eldiven ve kadeh hakkında ne biliyorsun?

 Hiçbir şey. Kuleden atladığında kendini öldürmeye mi niyetlenmiştin?

 İngilizlerden kaçmak istiyordum. İngilizlere yakalanmaktansa ölmeyi yeğleyeceğini söylemiş miydin?

 İngilizlerin ellerine düşmektense ruhumu tanrıya veririm. Kendine geldiğinde dine küfredip durmadın mı?

 Beni duyanlar yanlış anladı. St Catherine ve St Margaret parlak bir ışıkla mı ortaya çıkıyorlar?

 Konuştuklarında etraf ışıldıyor. Şatoda sesi duyduğunda etraf parlak mıydı?

 O sesi duydum, ama St Catherine ya da St Margaret’i görmedim. Seni yargılamamın tehlikeli olduğunu söylememiş miydin?

 Beni yanlış bir şekilde yargılamıyorsunuz. Bunları anlatmak benim görevim. Biz piskoposlar nasıl bir tehlikenin içindeyiz?

 Sesler, davanın kazananı olacağımı söylüyorlar. Şehit olmaktan korkmamamı söylüyorlar. Cennet Krallığı’nda olacağımı söylüyorlar. Şehitliğe, hapiste çektiğim büyük acı gözüyle bakıyorum. Ama tanrının arzusunu da kabul ediyorum. Şimdi kaçar mıydın?

 Eğer kapı açık olsa ve nöbetçiler de beni durdurmasa tanrının beni kurtardığını bilirdim. Cadı zincirlerini iki katına çıkartıyorum. Uçup gitmeyecek ya. St Catherine ve St Margaret İngilizlerden nefret ediyor mu?

 Tanrının sevdiklerini seviyor, nefret ettiklerinden de nefret ediyor. Tanrı İngilizlerden nefret ediyor mu?

 Edip etmediğini bilmiyorum ama Fransa’yı rahat bırakmalılar yoksa ölecekler. O seslere her zaman itaat ettin mi?

 Onlar aracılığıyla her zaman elimden geldiğince tanrıya itaat ettim. Tanrının isteklerine hiç karşı geldin mi?

 Evet, Beaurevoir’de. Ama o sesler beni kurtardı. Her zamanki gibi tam ihtiyaç duyduğumda. Bu da iyi ruhlar olduklarını gösteriyor. İyi ruhlar olduklarına dair başka emareler var mı?

 St Michael da öyle olduklarını söylemişti. St Michael ne giyiyordu?

 Kıyafetleri hakkında bir şey bilmiyorum. Çıplak mıydı?

 Tanrının onun için kıyafet ayarlayamayacağını mı sanıyorsunuz?

 – Saçları uzun muydu?

 – Neden kestirsin ki?

 Onun St. Michael olduğunu nereden biliyorsun?

 Bir melek gibi konuşuyordu. Bir melek gibi konuştuğunu nereden biliyorsun?

 Öyle olmasına inanmak istedim. O meleğin şeytani bir ruh olmadığını nereden biliyorsun?

 İlk gördüğümde, onun St Michael olduğundan şüphe duymuştum. Diğer seferlerinde gerçekten onun olduğuna inanmanı sağlayan şey neydi?

 İlk gördüğümde daha çocuktum. O zamandan beri bana epey şey öğretti. Neler öğretti peki?

 Bir çoğu o kitabın içinde. Kadın kıyafetleri mi giyeceksin?

 Gittiğimde o şekilde giyineceğim. Bu şekilde giyinmem tanrıyı memnun ediyor. Kutsal kitap, kadınların erkek erkeklerin de kadın gibi giyinmemesini buyurur. Böyle bir şey yapmak büyük iğrençliktir. İkisi arasında bir fark görmüyorum. Seni suçlu çıkartabilecek herhangi bir günah işledin mi?

 Hayır. Kısa kes! Kısa kes! Eğer bekareti ona güç sağlıyorsa, biz de onu kaybetmesini sağlayacağız. Bekaretini memnuniyetle alırım ama onu koruyan o kıyafetleri asla çıkartamam. Dünya üzerindeki kimse de yapamaz. Piskopos ve papazları yapabilir. Bu elbise hakkında ne düşünüyorsun?

 Sadece tanrıyı memnun edecekse giyerim. Ama hüküm giyersem ve soyunmam gerekirse bayan gömleği ve başlık isterim. Tanrının buyruklarına karşı gelmektense ölmeyi yeğlerim. Beni kurtarmaya gelmeden, o kadar alçalmama müsaade etmeyecektir. Öleceksen neden bayan gömleği giyesin ki?

 Sadece bunu özlediğim için. Kutlu doğum haftasının önemine istinaden bir ayin düzenlenmesini istemişsin. Ayin düzenlenmesini ve komünyonu Paskalya gününde istedim. Bu erkek kıyafetlerini çıkart, biz de sana merhamet gösterelim. Bana ayin düzenlenmeyecek komünyon da almayacağım. İnsanlarım neler yapıyor?

 Beni unuttular mı?

 Cevaplarımı irdeleyin. Yanlışlarsa kabul edeceğim. Eğer kilise, gördüklerinin şeytan işi şeyler olduğunu söylerse bunu kabul edecek misin?

 Fransa Kralı’na, tanrının cennetteki kilisesinden gönderildim. Yaptığım her işte onun rızasını alıyorum. Tanrının dünya üzerindeki kilisesi ve onun papazlarına bağlı değil misin?

 Öyle, ama önce tanrıya hizmet edilmeli. Bu sesler sana muharip kiliseye itaat etmemeni mi buyuruyorlar?

 Kiliseye karşı gelmemi söylemiyorlar ama önce tanrıya hizmet edilmelidir. Sadece tanrıya itaat edilmesini ve kilisenin hükmü yerine onla azizlerini kabul ettiğini ve etrafa yalan ve günahlar saçtığını söyledi. Ahlaksızlık, fesatlık, putperestlik ve günahkarlık gibi suçlar işledi. Kendisine, bir azizeymiş gibi saygı gösterilmesine müsaade etti. Savaştayken insan kanı dökmesine rağmen tanrıdan geldiğini iddia etti. Büyük bir gururla erkeklerin lideri ve ordu baş komutanı olduğunu addetti. Yaralanmasına rağmen, zırhını kutsal bir emanet olarak gösterdi. St Catherine de Fierbois kilisesine bir kılıç sakladı ve yerini vahiyle öğrendiğini iddia etti. Düşmanlarını yenilgiye uğratabilmek için yüzüğüne, nişanına ve kılıcına büyü yaptı. Zenginlikler ve servetler edinebilmek için yanında adamotu taşıdı. Sorgulanmam neticesinde vermiş olduğum cevapların bu yalan suçlamalarla örtüştürülmelerini protesto ediyorum. Geleceği ve geçmişi bildiğini ve tanrıya has nitelikleri olduğunu iddia etti. Bırakalım da Paris ve üniversite duyuruyu yapsın. Bunu ben yapmayacağım. Neden peki?

 Hiçbirimiz konuşmakta özgür değiliz. Senin kısıtlamaların altında herhangi bir yargıda bulunamayız. Sessiz ol! Senin piskoposluk bölgenden değilim, monsenyör. Ona açıklama yapmalıydık. Sana kalmanı emrediyorum. Kalmayacağım. Burada olmak istemiyorum. Neyin var?

 Hasta mısın?

 Piskopos bana yemek göndermişti. Onu yedim ve beni hasta etti. Bilerek yanlış şeyleri yedin. Öyle bir şey yapmadım. Bu zincirler artık çıkartılmalı. Ona çok dikkat et, onun için büyük bir bedel ödedik. Eğer kanaması falan olursa dikkat et kurnazlık yapabilir ve kendini öldürebilir. Kurtulmama yardımcı olduğun için sana teşekkür ediyorum. Çok hastayım, ölüyor olmalıyım. Eğer kendini kiliseye adamazsan herhangi bir dini tören alamayacaksın. Eğer bundan korkuyorsan hayatını ıslah et. Eğer hapiste ölürsem, kutsanmış toprağa gömülmeyi talep ediyorum. Matthew der ki  “Eğer dinlemeyi reddediyorsa, kiliseye söyleyin. “Eğer kiliseyi dinlemeyi reddediyorsa o bir pagandır.” Sağlığına dua etmek için bir grup oluşturalım mı?

 Benim için Katoliklerin dua etmesini istiyorum. Papaya müracaat edebilirsin Jeanne. Kutsal konseye de. Buraya başvur. Bu senin hakkın. Hangi kutsal konsey?

 Basel Kutsal Konseyi. Ama seni uyarayım sana yandaş olacak kadar karşıt olacak doktor da olacak. Boyun eğ ve kendini kurtar Jeanne. Halen zaman var. Ruhu çok çetin ceviz ve kolaycana yola gelmeyecek. Bu mahkemede resmi bir şekilde uyarılacak. Önce okuyun, sonra cevaplayacağım. Yaratıcım olan tanrıya güveniyorum. Onu tüm kalbimle seviyorum. O benim hakimim, cennet ve dünyanın kralı. Muharip Kiliseye boyun eğiyor musun?

 Muharip kiliseye inanıyorum ama sadece yaratıcım olan tanrıya boyun eğerim. Papanın, dünyadaki hakimi olmadığını mı söylüyorsun yani?

 Sadece tek bir efendim var, o da tanrım. Kutsal katolik kilisesine boyun eğmezsen kafir olarak itham edilecek ve yakılacaksın. Bana ateşi gösterseniz bile fikrimden caymayacağım. Kutsal konseye, Papaya ve kardinallere boyun eğecek misin?

 Papaya boyun eğecek misin?

 Beni onun karşısına çıkartın ben de cevap vereyim. Ona, bir yargıya varabilmesi için dava tutanaklarını göndereceğiz. Beni Papanın sorguya çekmesini istiyorum. Kiliseye boyun eğecek misin?

 Size, yani en kilit düşmanıma boyun eğmeyeceğim. Eğer konseyde bana karşı olacak kadar yardım edecek de doktor varsa o zaman Basel Kutsal konseyine boyun eğeceğim. Bu kadınla kim konuşuyordu?

 Sadece aleyhime olan şeyleri yazıyorsunuz! Her hususa doğru bir şekilde cevap ver. Doğruyu söyle. Beni paramparça etseniz bile, bundan çok farklı şeyler söylemeyeceğim. Eğer yaparsam da, güç kullandığınızı söyleyeceğim. Götürün onu. O görüntülere inanmış durumdasın. Doğruluk yoluna dön. Yaratıcına duyduğun sevgi baabında sana dua edeceğim Jeanne. Yaptığın yanlışlar için tövbe et ve ruhunla bedenin, tanrının isteğiymişçesine harap olmaktan kurtulsun. Yoksa ruhun lanetlenecek. Yaptığım ve söylediğim her şeyin arkasındayım. Beni ateşin içine atsanız da, bundan farklı şeyler söylemeyeceğim. Söylediklerimin arkasındayım. Fransa, suistimal edildin. Kendine kral diyen kişi lekelendi. Sadece o da değil, ona itaat eden herkes. Jeanne, kralın da seni dinleyerek bir kafir oldu. O iyi bir Hristiyan ve kiliseyi seviyor. Tanrıya ve inançlara karşı hareket ettin. Erkek kıyafetleri giydin. Tövbe et, yoksa yakılacaksın. Jeanne, yaptıklarından ve söylediklerinden cayacak mısın?

 Tanrıya ve Papaya itaat edeceğim. Böyle bir şey olmayacak. Papayı buraya getiremeyiz. Seni bir kez daha uyarıyoruz. Yaptıklarından ve söylediklerinden cayacak mısın?

 Konuşmayacak. Cezasını okuyalım. Bizler, inancımızı onurlandırarak hükmümüzü tanrının ellerine sunuyoruz. Tanrıya karşı ağır günahlar işlediğin hükmüne vardık. Sana acıyoruz Jeanne. Fikrini değiştir, yoksa seni dünyevi bir güce teslim edeceğiz. Yanlış bir şey yapmadım. On Emir’e inanıyorum. Konseye ve Papaya güveniyorum, ayrıca kutsal kiliseye de inanıyorum. Söylediklerini geri al! Katılaşmış bir kalple, kutsal kiliseye boyun eğmeyi reddediyorsun. Vazgeç, vazgeç! “Seni, işlediğin suçlar, taşkınlıklar ve hatalarında dik kafalı ve ön yargılı davrandığını bildiririz. İstediğiniz her şeyi yapacağım. Tövbe et ve bu kağıdı imzala. Sonra serbest bırakılacaksın. Acele edin. Ona bu şekilde itiraf etme izni vermekle yanlış yapıyorsunuz. Çok gülünç bir duruma düşüyoruz. Yalan söylüyorsun! İnançlara bağımlı bir hakimim. Onun kurtulmasını istiyorum, ölmesini değil. Bana hakaret ediyorsun. Sakin ol. Acınası bir günahkar olan ben Jeanne korkuyla değil, tamamen kendi irademle yüzümü kiliseye dönüyorum. Günah işlediğimi itiraf ediyorum. Tanrıdan, meleklerden ve azizlerden vahiy geliyormuş rolü yaptım. Kiliseye karşı olan bütün eylemlerimden vazgeçiyorum. İmzalamadan önce avukat talep ediyorum. Avukat talep ediyor. Onunla konuşmayın! Eğer kilise bunu yapmamı tavsiye ederse imzalayacağım. Beni kilisenin ellerine verin. Eğer imzalamazsan, hiç tereddütsüz yakılacaksın. Hakimlerimin vicdanına güveniyorum. Şimdi ne yapmalıyız?

 Tövbe etmesine izin ver. “Jeanne, kilise seni affediyor. Ama ona karşı işlediğin günahlardan ötürü günah da çıkarabileceğinden seni müebbet hapse mahkum ediyoruz böylece günahlarından arınır ve yeniden onlara dönmezsin. Beni İngilizlerin ellerine bırakmayın. Onu bulduğunuz yere götürün. Götürün ve kadın giysileri verin! Yine neden erkek kıyafetleri giyin?

 Onları giymeyeceğine yemin etmiştin. Asla yemin etmedim. Bana söz verilen şeyler yerine getirilmedi. Bu kıyafetleri giydiğimde hırpalanıp durdum. İngiliz bir lord sarkıntılık etmeye kalktı. Zincire vurulmaktansa ölmeyi yeğlerim. Ama eğer ki kilisenin ellerine bırakılırsam, buna tartışmasız itaat edeceğim. O sesleri mi duydun?

 Evet, duydum. Ne söylediler?

 Hayatımı kurtarmak için yeminimden vazgeçmemin yanlış olduğunu söylediler. Ayrıca hatibe cesaretle cevap vermemi de. O sahte bir hatip. Beni tanrının göndermediğini söyleseydim lanetlenirdim. Beni o gönderdi. Bunlar azizlerin sesi mi?

 Evet, ve tanrının da. Ya bahsettiğin şu taç?

 Sorgulama boyunca doğruları söyledim. Peki ya insanların önünde tövbe etmen?

 O görülerden feragat etmedim. Sadece ateş korkusuyla hareket ettim. Bu acıya katlanmaktansa ölmeyi yeğlerim. Kağıtta yazılanları anlamadım. Tanrıyı memnun etmedikçe sözümden dönmeyeceğimi söylemiştim. Gittikçe kötüye giden bir günahkarsın. Bu iş tamam, yakayı ele verdi! Seni ölüme hazırlamamız için bizi piskopos gönderdi. Ölmek istiyorum, ama yakılmak istemiyorum. Bedenim bozulmuş durumda değil. Küllere indirgenmemeli. Piskopos, beni ölüme gönderiyorsun. Büyük Hakime yalvarıyorum. Sesler kurtulacağını söylüyordu. Sesler seni kandırdı. Evet, beni kandırdılar. Eğer tanrıdan olsalardı, yalan söylemezlerdi. İnsanlara yalan söyledin, onlardan af dilemelisin. Pazar yerinde hatırlat. Unutabilirim.

- Komünyon istiyor.

- Her istediğini verin! Bu İsa’nın bedeni mi?

 Evet, yalnızca o beni özgür kılabilir.

- Bu gece nerede olacağım?

 – Tanrıdan umut etmiyor musun?

 Tanrının izniyle cennette olacağım. Saçının tek bir teli bile kalsın istemiyorum. Jeanne, güle güle! Kilise seni dünyevi kollara teslim ediyor. Ruhunu düşünmen ve gerçek bir pişmanlık duyman için sana öğütlerde bulunduk. Rouen, burada mı öleceğim?

 Kendi tarafımdan ve kendi hasımlarımdan merhamet dilemiştim. Benim için dua etsinler! Bana yaptıkları yanlışlara rağmen onları affediyorum. Beauvais piskoposu olan bizler çürük elmanın diğerlerini de bozması gibi kilise birliğinden kovulmana kendi bedeninden ayrılıp dünyevi bir güce teslim edilmene karar vermiş bulunmaktayız. Aynı dünyevi güce hükmünü hafifletmesini ve organlarını hemen bozup ölüm anını kısaltması için dua ediyoruz. Haç istiyorum. Ruhumu tanrıya, kutsal Meryem’e ve tüm azizlere emanet ediyorum. Yaptıklarımdan ne kralım ne de başka birisi sorumludur. Burada onlarla vedalaşıyorum. St. Michael, St. Catherine ve St. Margaret! O sesler tanrıdandı. Ne yaptıysam tanrı buyurduğu için yaptım. Hayır, sesler beni kandırmadı. Vahiylerim tanrıdandı. İsa!

******************

JOAN OF ARC, THE MESSENGER
THE STORY OF JOAN OF ARC, JEANNE D’ARC

Yönetmeni: Luc Besson

  Türü: Biyografi, Dram, Tarihi

  Yapım Yılı: 1999

  Ülke: Fransa

  Yayınlanan Tarih: 11 Eylül 2000

  Senaryo yazarı: Andrew Birkin, Luc Besson

 Oyuncular: Milla Jovovich, John Malkovich, Faye Dunaway, Dustin Hoffman, Rab Affleck, Stéphane Algoud, Edwin Apps, David Bailie, David Barber, Christian Barbier, Timothy Bateson, David Begg, Christian Bergner, Andrew Birkin, Dominic Borrelli, John Boswall, Matthew Bowyer, Paul Brooke, Bruce Byron, Vincent Cassel, Charles Cork, Patrice Cossoneau, Tony D’Amario, Daniel Daujon, Tonio Descanvelle, Philippe du Janerand, Sissi Duparc, Barbara Elbourn, Christian Erickson, Tara Flanagan, Bruno Flender, Serge Fournier, David Gant, Sid Golder, Jessica Goldman, Framboise Gommendy, Robert Goodman, Jean-Pierre Gos, Joanne Greenwood, Pascal Greggory, Bernard Grenet, Valerie Griffiths, Timothee Grimblat, Richard Guille, Thierry Guilmard, Jerome Hankins, Desmond Harrington, Jacques Herlin, Len Hibberd, Didier Hoarau, Vera Jakob, Michael Jenn, Toby Jones, Tchéky Karyo, Gérard Krawczyk, Richard Leaf, Franck Lebreton, Joseph Malerba, Dominique Marcas, Eric Mariotto, René Marquant, Carl McCrystal, Gina McKee, Phil McKee, Simon Meacock, John Merrick, Joseph O’Conor, Quentin Ogier, Kevin O’Neill, Mélanie Page, Brian Pettifer, Philip Philmar, Enee Piat, Irving Pompepui, Brian Poyser, Olivier Rabourdin, Vincent Regan, René Remblier, Joseph Rezwin, Ralph Riach, Mark Richards, Richard Ridings, Malcolm Rogers, Tara Römer, Julie-Anne Roth, Olga Sékulic, Joe Sheridan, Eric Tonetto, Vincent Tulli, Jane Valentine, Jemima West, Tat Whalley, Peter Whitfield, Timothy West, Frédéric Witta, Matthew Géczy, Romain Protat

Hakkında

1412 yılında ”Yüzyıl Savaşları” nın tüm hızıyla sürdüğü o yıllarda Fransa, İngilizler tarafından istila edilmektedir. Aynı zamanda ülke içten içe birbirini yemekte ve bir iç savaşa doğru sürüklenmekteydi. Fransa’yı bu kara günde bir tek şey kurtarabilirdi; bir mucize!

O sıralar 13 yaşındaki Jeanne ise günlerini dua etmekle geçirmektedir. Genç kız sık sık tanrısal ilhamlar aldığını iddia etmeye başlar. İddiaya göre o, Tanrı tarafından Fransa’yı kurtarmak ve Fransa Kralı olacak olan Prens Charles’a yardım etmek üzere seçilmiştir. Böylece tarihteki en ilginç olaylar silsilesi başlar…

ZENGİNLERE RAĞBET EDEN ZÂHİD HAKKINDA


DİNLER

FELSEFE

FİLM-BELGESEL

İSLÂMİYET

KOMPLOLAR

MUHTELİF

PSİKOLOJİ

RASÛLÜLLAH (SAV)

SİYASET

ŞAHSİYETLER

TASAVVUF

YAZILAR

*****************

İyi kullardan biri, rüyasında sultanı cennette, zâhidi cehennemde gördü. Bilge kişiye gidip sordu; “Sultanı yüksek derecelerde, zâhidi ise çukurların içinde görmemin sebebi acaba nedir, biz tersini bilirdik?”

Bilge; “Sultan zahitlere muhabbeti nedeniyle cennetlik, zahitse sultana yardaklığı sebebi ile cehennemlik olmuştur” diye cevap verdi.

Yoksulun kapısını çalıp hatırını soran sultan ne güzel sultandır.

Sultanın kapısında bulunup Dilenen yoksul ne kötü yoksuldur.

Hırka, çul, yamalı elbise Ne işine yarar senin?

Kendini kötü işlerden uzak tut.

Dervişlik için kuzu derisinden Külaha ne hacet!

Sen derviş sıfatlı ol da istersen Tatar başlığı kullan.

Kaynak:
Sadî Şirâzî- Bostan ve Gülistan-On altıncı Hikâye