BİLGİYİ KANALDAN GİZLİCE AKITMAK


Misyonerler, Nasıl Çalışırın Arkaplanı

Bu yazıyı yazmama neden olan geçenlerde bir siteye tesadüf etmemdir. Site içeriğinde kendince zıt bir konuyu anlatıyor görünürken birçok kişinin ulaşamayacağı bilgiler yığınına beş dakikada ulaşabilmesi için bilinçaltının yoğunlaşmasını sağlıyordu. Belki bu kişiler için yapılan doğru bir ilkenin tarafında olmaktı. Fakat doğru olan hayalinde bile düşünemeyeceği bir etkeni veya düşünmesini sağlayacak “ilk muharrik sebep” içeriği gazete küpürleri ile deklere ediliyordu. Yani ters bilgi ile bilmeden/bilerek “hedef yanlış düşünce bilgisi”nin duyurusu yapılıyordu.

Bunun etkisinden kurtulmak mümkün müdür?

Çok defa “Hayır” diyebilirsiniz.

Hedef bilginin öz içeriğini, aktarım kanalının içinden gizlice alırken, yoğrulmuş zihin, bir dönem sonra doğrular kısmındaki verdiği tepkilerine kattığı etkilenmesi kalmamış ve yanlış bilgiyi kabullenmekten kurtulamaz.

Psikanaliz bilimin temel esası, aslında günahların, rahatsılıkların ilmî alana aktarılarak, anlaşılmasını hazmını sağlayarak, mutluluğun ele edilmesidir. Bilginin arkaplanında gizlenen ortak payda “suçlu değilsin” yanında “saptığın zannettiğin şey seni rahatsız etmez, başkalarını etkiler,” olmaktadır.

Yalnız değilsiniz!

Kendinizi çıkmaz bir sokakta görmenize gerek yok. Bu sokakta çok kişi bulunmaktadır. Bunun ilişkilendirilmesini yapabilirsin. Bir video oyununda süper kahraman olan olabilme şansın ne kadar yüksek ise, öldüğünü görebilme, öldürme şansında o kadar varsayılır. Sonuçta sen her hareketinden sorumlu olmadan çıkacağın bir zamanın vardır. Hayatı oyunun gerçeğinden kendi gerçeğine, daha sonra sanal gerçeğe yönlendirebilirsin.

Doğru Bilginin Zehirlenmesi

Bilginin zehirlenmesinde veya çarpılmasında doğrunun tarafında olmak çok zaman şizofrenik bir alt yapıya sahip oluşundan [Doğru sözlüyü kırk kapıdan kovarlar.]  kapıları tam kapatmak yerine aralıklı bırakmak yerinde olur. Hayatta bütün kapıları kapalı tutmak mümkün değildir. Hepsinde sonuna kadar açılmasının da bir gereği yoktur. Asıl olan gerçeklerinde ötesinde olan hakikat pencerelerini kırmadan açmak için dikkat edilmelidir.

Sözün imalı söylenmesi

İstibdat ve dikta dönemlerinde fikri beyanda zorlukları aşmanın tek çaresi mecazi terminoloji kullanmak esas olabilir. Fakat korkunun zihni melekeleri mahkûm edişi baskısı altında birçok akıl sahibi dumura uğramaktan korkar. Bulanıklaşan mantığının içerinde dizüstü kapaklanıp kalır.

Toplumun yanlış kabul ettiği bir konun reklamı imalı olarak yapmak aldatmanın geçerli sebebi olabilir. Yani, tenkit ettiğiniz şeyin reklamını yapmak yerine iyi bölümünü varsa onu beyan etmek uygundur. Reklamını “ters bilgi ile yapmak” hatadır ve aldatmadır. Beyanın hatıra içeriği gibi canlandırıcı özelliği olmamalıdır. Bu konuda örnek vereceğimiz birçok site var. Bizim sitede dahi bazen bu tür yanılgıya düştüğü olabilir. Fakat içeriğinde bilgi yükü ağırlıklı olduğundan tahammülü internet sörfçüsüne ağır gelmektedir. Yazının İmaj ve resim içeriği de çok düşük olunca günümüz insanı için ağır gelmektedir. Düşünürseniz günümüz insanın düşüncelerini bit twitter mesajına sığdırmak kadar aceleci bir hayatın girdabında olunca okumaya dahi çok zamanı olmuyor.

Bir konuyu öğretebilmenin kolay yollarında biri zıddı olan düşünceyi anlatarak yapma metodudur.

Bu durum beyan sahibini koruyucu olduğu gibi karşı tarafı etkileyicidir. Anlatan bu durumdan etkilenmediği gibi uzakta kalarak, normalden aktarması mümkün olmayan zıt ve hatalı meseleyi de karşı tarafına, konu genişliği ile etraflıca anlatmış olur. Günümüzde bu metodu kullanan birçok görüş ve etkinlikler bulunmaktadır. Bu usul aldatıcıların, misyonerlerin uygulamaları içerisindedir. Zaman ve gayretlerini bir konuya hasrederek zıt yönden anlatıyor görünerek asıl öğretmeleri gereken meseleye vukufiyet kazandırırlar. Örnekleri çoktur.

Eskilerin söylediği şu söz çok manidardır. Sevap diye yaptığımız günahlar. Sevaplarımız meğer kuyumuzu kazarken biz üstüne cennet köşkleri bina eder zannından ferahlık duyar olmuşuz.

Yükselen paradigmalarımız ağır ağır enigmaya dönüşürken doğrularımız yamulmaya başlamıştır. Yapılması gereken ölümlü olduğumuzu unutmadan yaşamalı eğer inancınız varsa onu da meşrulaştırmanın kaygan zeminden koruyarak ideal hedefe doğru yönelmeye çalışmalıyız.

İhramcızâde İsmail Hakkı

Not:

Örnek vermek gerekirse aşağıdaki bir sitenin linkleri düşüncesinde hayale getiremediği şeyi hatırlatmak vazifesi gibi gazete manşetleri ile misyonerlerin hoşuna gidecek bilgileri temiz kanaldan sunuyorlar. İlk etapta bu durum başka gibi algılansada subliminal mesaj içeriği ile zihinler doğru akmaktadır. Bilginin görsel aktivitesine ihtiyaç olmadan sunulması mümkün iken bu kardeşlerimizin bu konuda duyarlı olmaları gerekir. Yukarıda beyan ettiğimiz üzere “Yalnız Değilsin” kategorisindeki günah çizgisini kalınlaştırmaktan başka bir şeye yaramaz. Yeri gelmişken bir konuyu da hatırlatalım. Pornografinin daha güncel hayata tam olarak oturmadığı 70 ve 80 li yıllarda gazetelerin yaptığı promosyanlar vardı. Ansiklopediler. Bu kitaplar görünüşte ülkenin en ücra köşesine ulaşırken içeriğinde denetimsiz olarak o zaman ki kültürün hazmedemediği resimleri içlerine serpiştirerek evlere sokmaya başladılar. Temiz suyun içindeki virüsler gibi. Denetimsiz kontrolsüz akan bu bedava kitaplar her yere ulaştı. Unutulmamalıdır ki Ansiklopedik bilgiler devamlı güncellenmesi gereken bilgi kaynağıdır. Çoğumuz bu kitapları kütüphanelerimizden atmaya başladık. On sene sonra içindeki bilginin yanlış olma ihtimali artmaktadır. Yani ansiklopedik bilgi süreğendir. İşte bu konuda misyonerler, dini çevrede tepki ile karşılansa da psikanalizmin metodlarını uygulamada çok mahirdirler. [Bkz: BEN ASRI]

 Allah Teâlâ, milletimizi ve Müslümanları muhafaza buyursun. Amin

Örnek linkler

http://www.islamustundur.com/batiranbati.html

http://www.islamustundur.com/islamin_escinsellige_bakisi.html

YANLIŞ ANLAMALAR


İki yazı Hakkında Yorum

MU’NUN ÇOCUKLARI

Şaman TÜRKSOY
01.06.2011

Geleneksel Hristiyan anlatılarına göre; çarmıha gerilmiş ve ölmek üzere olan İsa yüksek sesle “Hele, hele, lamat zabak ta ni” diye bağırmış, olay esnasında hazır bulunanlar İbranice ya da Ön Asya dillerinden hiçbirine ait olmayan bu sözlerden bir anlam çıkaramamışlar, “Alahım, Allahım! Beni neden yalnız bıraktın?” anlamına gelen “Eli, eli lema şevaktani?”şeklinde Aramice bir cümle olduğunu sanmışlardır. Bu olay Matta İncili’nin 27.bölüm/46 nolu ayetinde şöyle anlatılır: “…Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, Elî, Elî, lema şevaktani? diye bağırdı…”.

(İsa’nın bu söylemi bazı kaynaklarda “Eloi, Eloi, lama sabachthani”şeklinde geçmektedir.)

Halbuki İsa çektiği büyük acıyı ve ıstırabı hazır bulunan düşmanlarına sezdirmemek için,senelerce Hindistan’da ve Himalaya manastırlarında öğrendiği Mu dili ile “Hele, hele lamat zabak ta ni “ yani “Fenalaşıyorum, fenalaşıyorum, yüzümü karanlık istila ediyor”anlamına gelen bu sözleri sarfetmiştir. Maya dili, Mu dilinin devamı niteliğindedir. Maya dili konusunda uzman bulunan Prof. Don Antonio Batres Jaurequi ‘in açıklaması kaynak gösterilerek kitaba konulmuş olan bu bilgi İsa’nın da bir Naa-caal rahibi olduğuna işaret etmektedir.

Erişim: [ Yorumlar bölümünde] http://www.gavurege.com/webroot/home.php?op=ege&action=outview&article_id=1120&author_id=515&arsiv=yes

***********

MÂ VEDDEAKE RABBUKE: “RABBİN SENİ TERK ETMEDİ

 Sabah olunca tüm başkâhinlerle halkın ihtiyarları, İsa’yı ölüm cezasına çarptırmak konusunda anlaştılar. O’nu bağladılar ve götürüp vali Pilatus’a teslim ettiler. İsa’yı ele veren Yahuda, O’nun mahkûm edildiğini görünce yaptığına pişman oldu. Otuz gümüşü başkâhinlere ve ihtiyarlara geri götürdü.  “Ben suçsuz birini ele vermekle günah işledim” dedi. Onlar ise, “Bundan bize ne? Onu sen düşün” dediler. Yahuda paraları tapınağın içine fırlatarak oradan ayrıldı, gidip kendini astı. Paraları toplayan başkâhinler, “Kan bedeli olan bu paraları tapınağın hazinesine koymak doğru olmaz” dediler. Kendi aralarında anlaşarak bu parayla yabancılar için mezarlık yapmak üzere Çömlekçi Tarlasını satın aldılar. Bunun için bu tarlaya bugüne dek `Kan Tarlası’ denilmiştir. (Matta; 27/1-8)

İsa valinin önüne çıkarıldı. Vali O’na, “Sen Yahudilerin Kralı mısın?” diye sordu. İsa, “Söylediğin gibidir” dedi. Başkâhinlerle ihtiyarlar O’nu suçlayınca hiç karşılık vermedi. Pilatus O’na, “Senin aleyhinde yaptıkları bunca tanıklığı duymuyor musun?” dedi.  İsa bir tek konuda bile ona cevap vermedi. Vali buna çok şaştı. Her Fısıh bayramında vali, halkın istediği bir tutukluyu salıvermeyi adet edinmişti. O günlerde Barabas adında ünlü bir tutuklu vardı. Halk bir araya toplandığında, Pilatus onlara, “Sizin için kimi salıvereyim istersiniz, Barabas’ı mı, Mesih denilen İsa’yı mı?” diye sordu. İsa’yı kıskançlıktan ötürü kendisine teslim ettiklerini biliyordu. Pilatus yargı kürsüsünde otururken karısı ona, “O doğru adama dokunma. Dün gece rüyamda O’nun yüzünden çok sıkıntı çektim” diye haber gönderdi. Başkâhinler ve ihtiyarlar ise, Barabas’ın salıverilmesini ve İsa’nın öldürülmesini istesinler diye halkı kışkırttılar.Vali onlara şunu sordu: “Sizin için ikisinden hangisini salıvereyim istersiniz?”  “Barabas’ı” dediler. Pilatus, “Öyleyse Mesih denen İsa’yı ne yapayım?” dedi. Hep bir ağızdan, “Çarmıha gerilsin!” dediler. Pilatus, “O ne kötülük yaptı ki?” diye sordu. Onlar ise daha yüksek sesle, “Çarmıha gerilsin!” diye bağrışıp durdular. Pilatus, elinden bir şey gelmediğini, tersine, bir kargaşalığın başladığını görünce su aldı, kalabalığın önünde ellerini yıkayıp şöyle dedi: “Bu adamın kanından ben sorumlu değilim. Bu işe siz bakın!” Bütün halk şu karşılığı verdi: “O’nun kanının sorumluluğu bizim ve çocuklarımızın üzerinde olsun!” Bunun üzerine Pilatus onlar için Barabas’ı salıverdi. İsa’yı ise kamçılattıktan sonra çarmıha gerilmek üzere askerlere teslim etti. (Matta; 27/11-26)

Dışarı çıktıklarında Simun adında Kireneli bir adama rastladılar. İsa’nın çarmıhını ona zorla taşıttılar. Golgota, yani Kafatası denilen yere vardıklarında içmesi için İsa’ya ödle karışık şarap verdiler. İsa bunu tadınca içmek istemedi. (Matta; 27/32-34)

Bütün ülkenin üzerine öğleyin saat on ikiden saat üçe kadar süren bir karanlık çöktü. Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, “Elî, Elî, lema şevaktani?” yani, “Tanrım, Tanrım, beni niçin terk ettin?” diye bağırdı. Orada duranlardan bazıları bunu işitince, “Bu adam İlyas’ı çağırıyor” dediler. İçlerinden biri hemen koşup bir sünger getirdi, ekşi şaraba batırıp bir kamışın ucuna takarak İsa’ya içirdi. Diğerleri ise, “Dur bakalım, İlyas gelip O’nu kurtaracak mı?” dediler.  İsa, yüksek sesle bir kez daha bağırdı ve ruhunu teslim etti. (Matta;27/45-50)

 

Henüz iki ile başlayan yaşlara yeni adım atmışım. Felsefe ve teoloji merakım en kibirli, en alevli safhasında. Özellikle bazı mukaddes şahsiyetlerin hayatlarına dair ayrıntılar üzerine okuyorum. Kutsal kitapları da öyle; altlarını çize çize, geniş paragraflı notlar çıkara çıkara. Ancak bu temel bilgileri aşan kaynaklara, yorum ve tartışmalara ulaşma becerim henüz çok zayıf. İngilizce yazılanları anlama yetim de öyle. Samimi bir arkadaşım var. Ablası Almanya’da yaşıyor uzun zamandır. Onunla paylaşıyorum arada kafama takılanları. O da meraklı biri. Sabahlara dek oturup konuştuğumuz oluyor. Böyle gecelerden birinde, Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği esnada ettiği o cümleden bahsediyorum: “Elî, Elî, lema şevaktani?”  dediğinden. O zamanlar bu cümlenin Hıristiyan teologları arasında da çokça tartışılan bir alan yarattığından haberli değilim.  Benim de çok kafama takıldığını anlatıyorum uzun uzun. Bir türlü işin içinden çıkamıyoruz. Derken arkadaşım; ablasının görüştüğü önemli sayılacak pozisyonda bir Katolik kilise görevlisi  olduğunu, ablasına bakılırsa adamın çok yetkin bir teoloji bilgisi bulunduğunu, adresini alarak ona yazıp, aklıma takılan bu şeyi sorabileceğimi söylüyor. Mal bulmuş magribi gibi atlıyorum bu fikrin üzerine. Ablasına telefon ediliyor, adamın adresine ulaşılıyor. Hemen kolları sıvıyorum bir İngilizce mektup yazmaya-ne de olsa papaz efendinin iyi derecede İngilizce bildiğini de öğrenmişiz abladan. Mektup sandığımdan çok daha uzun zaman alıyor. Kötü İngilizcemi yanımda envai sözlükler, şunlar bunlarla “Ben var size önemli bir şey sormak” mesabesine çıkarma derdindeyim. Nihayet mektup yazılıyor, postalanıyor. Aradan sanıyorum on gün falan geçtiğinde-her günü sabırsızlıkla geçirip, çok bekledim, iyi anımsıyorum- papaz efendiden mektup geliyor. Çok düzgün bir bitişik el yazısıyla, siyah dolmakalemle yazılmış tamı tamına yedi buçuk sayfalık bir mektup.

Büyük heyecanla, evrenin sırlarını bana ifşa eden bir kriptoymuşçasına okuyup anlamaya çalıştım mektubu. Kendi anlayışımdan tatmin olmayıp, birinden yardım alarak yeniden okudum; hatta çevirisini saatlerce uğraşıp yazdım bir deftere. Hıristiyanlık propogandasına vardırmış olmasa da yer yer tebligatçı satırlar bir yana, sahiden çok içtenlikle cevap verme arzusu taşıyordu mektup. Adama bu bakımdan hayran bile oldum. Ancak sık sık yaptığı tekrar cümlelerine rağmen, kalın kafama takılı o şey, takıldığı yerdeki sabitliğini koruyordu. Bir çok kaynak adına atıf yapıyordu. Zerre anlamıyordum. Dahası açıklamaları, benim o güne dek ulaştığım izahatlardan dirhem fazlasını vaad etmiyordu. Kısa bir teşekkür mektubu yazıp, bu konuyu kapatmaya karar verdim. Papaz efendi bir kez daha yazdı bana. Genç yaşta, üstelik farklı bir din mensubu olarak ona bu tür sorular sorduğum için beni övüyor; ona ne zaman istersem yazabileceğimi söylüyordu. Bir daha yazmadım. Bir daha yazmadı. Kafama takılanı olduğu yerde bırakıp, konuyu kapattım. Bir anlamda dönem dönem soruyu rölantiye aldım. Her yanıtlama çabası, yeni soru dağarcıkları getirdiğinde, yıldım. Hz. İsa sorusuna yanıt alsa da, ben soruyu sorma nedeninin peşini bıraktım. Artık daha çok öykü ve roman okumaya başladım.

Matta İncili’nin 27. Bölüm 46. Ayetinde; Markos İncili’ninse 15. Bölüm  34. Ayetinde yer alan  “Elî, Elî, lema şevaktani?” yani, “Tanrım, Tanrım, niçin terk ettin beni?” biçimindeki haykırış diğer iki kanonik İnciller olan Yuhanna ve Luka’da bulunmuyor. Aradan onca zaman geçmişken, tamamen rastlantı eseri, yine bu cümleye döndüm. Rastlantı dediğim şuydu: Kur’an’da yer alan güzel bir sure,Duha Suresi. Kuşluk vakti üzerine and olsun diye başlıyor Duha Suresi; 3. Ayet’te ise Mâ veddeake rabbuke ve mâ kalâ” deniyor. İşte bu cümleyi okur okumaz  birden durakladım. Çünkü “Rabbin seni terk etmedi” anlamına geliyordu: Rabbin seni terk etmedi.

 

Zaman nedir? Doğumu milad olup, bir takvime sıfır noktası kabul edilen zat açısından bakıldığında hele zaman nedir? Bükülgen midir mesela, döngüsel mi, doğrusal mı? Sürekli genişlemekte olan evrenin esnemesine uyarlanmış bir tatlı rüyalar repliği mi? Zamanı Tanrı yaşar! Defaatle alıntıladım bu cümleyi; “Öd tengri yaşar, kişi ogli köp ölgeli törümiş.” Bundan yaklaşık 12 yüzyıl önce dikilenGöktürk Anıtları üzerindeki cümlelerden biri. Hakikaten de zamanı Tanrı yaşar. İnsanoğlu hep ölümlü türemiş. Hz.İsa da öyle. Tam kendini feda ediş, çarmıhta ruhunu teslim ediş esnasında sorduğu o yakıcı soruya, bizim zaman anlayışımız bakımından yüzyıllar sonra cevap geldi belki. Ama Tanrı açısından zaman neydi, nedir; var mıdır kimse bilmez.

Duha Suresi’nin “iniş” sebebini elbette biliyorum. Kutsal metinlere ilişkin herhangi bir “tevil” küstahlığına kalkıştığımı düşünenlere tek bir şekilde karşılık verebilirim. Tanrı sözü konu olduğunda, verilmiş cevap kimindir? Soruyu kim en samimi iç yangınıyla sormuşsa, cevap onadır bana kalırsa. Kim figan etmiş ah çekmişse, kimsesizlerin kimsesi ona (da) cevaptır. 

Şimdi bizim nezdimizde bambaşka zamanlarda, bambaşka dillerde sorulmuş soruyu yinelemek istiyorum: “Elî, Elî, lema şevaktani?/Tanrım, Tanrım, niçin terk ettin beni?” Belki ona (da) verilmiş cevabı da: “Mâ veddeake rabbuke ve mâ kalâ/Rabbin seni terk etmedi”

Notlar:

Öğleyin on ikiden üçe kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü.(Matta, 27/45; Markos, 15/33 )

Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, “Eli, Eli, lema şevaktani?” yani, “Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?” diye bağırdı.(Matta, 27/46; Markos, 15/34)

Kur’ân-ı Kerim; 93-Duha Suresi:

1- Vedduha/Kuşluk vaktine andolsun,

2- Vel leyli izâ secâ  /‘Karanlığı iyice çöktüğü’ zaman geceye,

3- Mâ veddeake rabbuke ve mâ kalâ / Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı.

4- Ve lel âhıretu hayrun leke minel ûlâ /Şüphesiz senin için son olan, ilk olandan (ahiret dünyadan) daha hayırlıdır.

5- Ve le sevfe yu’tîke rabbuke fe terdâ/ Elbette Rabbin sana verecek, böylece sen hoşnut kalacaksın.

6- Elem yecidke yetîmen fe âvâ./Bir yetim iken, seni bulup da barındırmadı mı?

7- Ve vecedeke dâllen fe hedâ. / Ve seni yol bilmez iken, ‘doğru yola yöneltip iletmedi mi?

8- Ve vecedeke âilen fe agnâ  / Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi?

9- Fe emmel yetîme fe lâ takher/ Öyleyse, sakın yetimi üzüp-kahretme.

10-Ve emmes sâile fe lâ tenher./ İsteyip-dileneni azarlayıp-çıkışma.

11- Ve emmâ bi ni’meti rabbike fe haddis/Rabbinin nimetini durmaksızın anlat.

Erişim: ESKİ TAS

EK-YORUM:

Kur’ân-ı Kerim’de geçen her söz bütün insanlığı ilgilendirir. Hz. İsâ aleyhisselâmın  son deminde söylediği cümleyi MU’NUN ÇOCUKLARI başlığı altındaki tevil ile anlamak daha yerinde olacaktır. Bilindiği üzere Nübüvvet çizgisinde olanın düşüncesindeki karamsar ifade  muhakkak Allah Teâlâ tarafından hemen çözüme kavuşturulmuştur. Eski Tas sitesinin yaptığı yorum ile Hz. Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem bir nevi İsâ aleyhisselâmın nüzülü imiş gibi bir mana çağrıştırtılma gayreti vardır. [Yani Hz. Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellemin beşeriyeti İsâ’nın bedeni demek gibi. (Reenkarnasyon) ]

Bu meyanda Hıristiyan ilahiyatının bilgilerindeki karmaşa ve dolayısıyla nüzul etmiş olan İsâ’ya iman etmemeleri ile Hıristiyanların bir günahı daha ortaya çıkarır. Öyle ise Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve selleme iman etmeleri gerekirdi. Fakat Hıristiyanlar konuda küfür üzere kaldılar.

Ayrıca  Kur’ân-ı Kerim’in diğer surelerinde Hz. İsâ aleyhisselâm ilgili ayetler gereksiz hale gelir ki, bu tevilin tamamen safsata olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak; Kur’ân-ı Kerim’in bütünlüğünde Hıristiyanlar ehl-i kitap çerçevesi altında anılmıştır. İlk inen sûrelerden olan Duha sûresi 3. Ayet Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve selleme hitaben inmiştir. Hz. İsâ aleyhisselâmın son demindeki yanlış anlaşılmış sözlere cevap değildir. Bu konu hakkında MÜSLÜMANLARIN ÜZERİNDEKİ RAHMANÎ GÖRÜNEN KOMPLOLAR yazısında geniş bilgi mevcuttur.

Allah Teâlâ temeli olmayan sözlerden beridir.

İhramcızâde İsmail Hakkı

BAŞIBOŞ-MAHKÛM DOĞUŞLAR


BAŞIBOŞ

Vatanımda sular akar, başıboş;
Herkes, birbirini kakar, başıboş.
Bozkırlardan topal bir tren geçer;
Çocuk, merkep, öküz bakar, başıboş.
Yanmaz da yürekler, güneşe atsan;
Bir kibrit, bir orman yakar, başıboş.
Tarih, kutuplara kaçmış bir fener,
Buz denizlerinde çakar başıboş.
Yirmi dokuz harflik sözde aydınlar,
Yafta yazar, isim takar, başıboş.
Allah’ım sen acı bu saf millete!
Akşam yatar, sabah kalkar, başıboş…

Üstâd Necip Fazıl /1964

********************

 (27 Mayıs 1949)

MAHKÛM DOĞUŞLAR

Alman filozofu (Kayzerling) e göre 170 kilo­metre süratle akan otomobilin remzlendirdiği bu asırda insanoğlu o kadar sinirlidir ki, kanımızın bir anda beynimizi bir sünger gibi doldurması için, gözümüze çarpan şeyin pek o kadar tırmala­yıcı, pek o kadar çarpıcı, pek o kadar öfkelendi­rici olması şart değildir.

Bilâkis insan tanırım ki, açıktan açığa kuyu­sunu kazan düşmanlarına duyduğu kinden zi­yade, sokakta, vapurda, tirende gördüğü herhan­gi bir çehrenin mimarîsinden, herhangi bir kıya­fetin üslûbundan gelen öfkeyle baştan aşağı sar­sılır ve zapta mecbur olduğu bu zaafın dizginleri­ni bıraksa, gözüne batan adamı boğmaya kadar gideceğinden emindir.

Sakin ve tabii insan seciyesinin en mükem­meline malik olanların bile tahteşşuurunda, böy­le birkaç tane, hazım ve teneffüs cihazlarının kendi cihazları yanında işlemesine mani olma­maktan yandıkları, sebepsiz ve günahsız can düşmanları vardır.

Bütün iç sıkıntılarımızın remzi halinde, geçti­ğimiz caddelerden geçen, oturduğumuz kahveler­de oturan ve öksürüşlerinden esneyişlerine kadar zarurî hareketler haricinde hiçbir iddiaları olmayan bu mahlûklara öfkelenmek için hakikaten hiçbir sebebe malik değiliz. Gözümüze, tahammü­lü kabil olmayan bir nümayiş halinde çarpan bu menfi hayatiyet sahiplerine karşı arayacağımız ve bulacağımız tek bir zahirî hak yoktur. Duyduğu­muz ve boğduğumuz bâtınî hak ise sadece namü­tenahidir. Çok defa ve en derinden duymuşuzdur ki, düşman olmamız için her hakka malik olduğu­muz cazibeli bir hasma karşı kinimizi devam et­tirmek mecburiyeti altında yegâne silâh ve menbaımız, şuur ve mantığımızdır. Böyle bir düşma­na nefrette haklı olduğumuzu ilân ederken göster­diğimiz telâşlı belagat, içimizin bu düşmanlığa inanmayışından değil de nedendir?

İman tam olduğu zaman isbat yoktur.

Sevimli düşmana karşı mantığımızın verdiği hakkı kabule tenezzül etmeyen gönül, öbür düş­man karşısında mantığımızın delil bulamayışını, varsın bir mâni diye tanımasın!

Alimlerin «derunî âlem», «tahteş şuur» gibi renksiz ve rayihasız kelimelerle ifade ettikleri se­ziş vasıtamızın ismine bir kere gönül demiş bu­lunduk. Gönlümüz bize der ki:

— Bu duygunda sebep diye bir şey aramak gülünçtür. İlle bir hadise halinde katılaşmış bir vesika istemek neye? Amerika’da olduğu için seni soyamayan bir hırsız, sana karşı mesul değil mi­dir?

Her cemiyetin mecbur olarak yalnız kaba ses­leri ve hâdiseleri kaydetmeye mahsus olan telefo­nuna mukabil, esrarlı insan yapısının gözlerin içini ve kalplerin altını okuyan mikrofonu peşin bir tehlike işareti veriyorsa, bu işaret, yabana atılmağa lâyık değildir.

Kuduz köpek, ısırdığı adam için değil, kuduz olduğu için mahkûmdur. Bu gibi (antipatikler de, yapmadıkları fiillerin değil, yapmak için doğ­dukları fiillerin mahkûmudurlar.

Başkasının fikrimize iştirak etmeyeceğini bil­diğimiz halde hepimizin teker teker öyle sezişle­rimiz vardır ki, hafif bulmakla beraber, onlara kapılmaktan kurtulamayız ve hissederiz ki, onlar en ziyade «biz», en ziyade «kendimiz»dir.

Nitekim yok yere kızdığımız biri için:

— Şeytan diyor ki, git şu adamın kafasını kır!

Demez miyiz?

Hayır, bu sözü söyleyen şeytan değildir! İçi­mizin verdiği bu hükmü çok hafif ve sebepsiz bu­lan şuurumuz, yok yere kafa kırmak cürmünü şeytana yükletmektedir.

Yunus Emre’nin:

«Bir ben vardır bende benden içeru» mısra­sında olduğu gibi, bu sözü bize söyleyen, benliği­miz içindeki benliğin daha altında yatan «ben» ve «biz» den başka birisi değildir.

İnsana sebepsiz yere ve uzaktan bu kadar (antipatik) görünen bu mahkûm doğuşların suratlarındaki gizli siyahlık, kalblerindeki imansız­lık mühründen gelen akis olsa gerek…

Onlar za­manenin tipleridir!!!

 

Kaynak:

Necip Fazıl KISAKÜREK, Hücum ve Polemik, 1998, İstanbul


MR. NOBODY /Bay Hiçkimse (2009)


“Bizim sizi boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?”
 (Kur’ân-ı Kerim; Mü’minûn,23/115.)
“İnsan, başıboş bırakılacağını mı sanıyor?”
(Kur’ân-ı Kerim: Kıyame,75/36.)

Yönetmen: Jaco Van Dormael

Ülke:  Fransa,  Almanya,  Kanada,   Belçika

Tür: Dram | Fantastik | Romantik

Vizyon Tarihi: 12 Nisan 2010 (Türkiye)

Süre: 141 dakika

Dil: İngilizce

Senaryo: Jaco Van Dormael

Müzik: Pierre van Dormael

Görüntü Yönetmeni: Christophe Beaucarne

Yapımcı: Jean-Yves Asselin, Nathalie Gastaldo, Mark Gill

Oyuncular:    Jared Leto, Sarah Polley, Diane Kruger ,   Linh Dan Pham ,Rhys Ifans

Özet

Başlıkta bahsi geçen Bay Hiçkimse, 2092 yılında dünyada kalmış son ölümlü olan 117 yaşındaki Némo adlı bir adam. Ölüm döşeğindeki Némo genç bir çocukken bir peronda durduğunu hatırlar. Tren kalkmak üzeredir. Annesiyle birlikte mi gitmeli, yoksa babasıyla mı kalmalıdır? Bu karar, sonsuz sayıda olasılığı doğuracaktır… Ve pek çok gezegen, iki ölüm arasında kalmak.

“Bay Hiç Kimse” ile , aşk, sicim teorisi, nedensellik, belirlenemezcilik, bilinçaltı, felsefe, psikiyatri, zamanın lineerliği ile özgür irade sorunu, paralel evrenler gibi konular irdeleniyor görünse de inançsızlık almış gidiyor. Film Allah Teâlâ’yı bertaraf etmek isteyen insanın kendini kâinatta kaybedip arafa düşenler gibi [Bizim Evimiz (2010) Astral City: A Spiritual Journey filmindeki] reankarnasyonun değişik tarzda işlenilmesi; hesap kitap sorgusundan kurtulmaya çalışmanın, fizik ve metafizik karmaşasının garip hikayesi.

Var mısın, yok musun?
Yaratılışın başını inkar etmeye çalışan, zorunlu olarak sonunu da inkar edecektir.

Filmden

“Güvercin İtikatı”

Birçok canlı gibi güvercinler de, düğmeye basmasıyla ödül kazanması arasında çabucak bir bağ kurar.   Fakat zamanlayıcı her 20 saniyede bir otomatik olarak kapağı açmaya başlarsa güvercin şöyle der: “Bunu hak edecek ne yaptım ben? ”   O sırada kanatlarını çırpıyorsa olanlar üzerinde belirleyici bir etkisi olduğuna ikna olana kadar kanatlarını çırpmaya devam edecek demektir.

 Büyük Patlama’dan önce ne vardı?

 Aslında öncesi yoktu çünkü Büyük Patlama’dan önce zaman kavramı yoktu. Zaman, evrenin genişlemesi sonucu ortaya çıkan bir şeydi. Peki evren genişlemeyi bitirdiğinde ve devim durduğunda ne olacak?

  Zamanın niteliği ne olacak?

  Sicim teorisi doğruysa evrende 9 uzaysal boyut mevcut. Bir de zamansal boyut. Başlangıçta, tüm boyutların birbirine bağlı olduğunu düşünebiliriz. Büyük Patlama sırasında; uzunluk, genişlik ve derinlik olarak bildiğimiz üç boyut ve zaman olarak bildiğimiz bir zamansal boyut dağıldılar. Diğer 6 boyut ufacık kalıp, birbirlerine bağlandı. Hasarlı boyutların bulunduğu bir evrende yaşıyorsak yanılsama ve gerçeklik arasındaki ayrımı nasıl yapacağız?

  Bildiğimiz kadarıyla zaman, sadece tek yönde hissettiğimiz bir boyut.

Peki ya diğer boyutlardan biri uzaysal değil de zamanî ise?

    Püreyle salçayı karıştırırsanız, sonradan onları birbirinden ayıramazsınız.   Mümkün değildir.   Duman, babamın sigarasından çıkar; ama asla geri dönmez.   Biz de geri dönemeyiz.   Bu yüzden seçim yapmak zordur.   Doğru seçimi yapmanız gerekir.   Hiçbir seçim yapmadığınız sürece her şeyi mümkün kılarsınız. [Ancak insan seçim yapmaya mecbur tutuldu. “Görünmez varlıkları ve insanları yalnızca (Beni tanımaları ve) Bana kulluk etmeleri için yarattım” Kur’ân-ı Kerim: 51 / Zâriyât - 56  ]

Deja-vu

Babam, Mars’ın gökyüzündeki yerini tam olarak tahmin edebileceğimizi söylüyor.   100 sene sonraki yerini bile.   Tuhaf olan şu ki, babam 2 dakika sonra olacakları kestiremiyor bile.

Baba! Bu mümkün değil. Kimse geleceği bilemez. Ama ben hatırlıyorum. – Geçmiş hatırlanır, gelecek değil. – Ama ben hatırlayabiliyorum. Bazen benim önceden olduğunu sandığım şeyler gerçekleşiyor. Buna deja-vu denir. – Ara sıra herkese olur.

  Ömrü yapay yollardan uzatılmalı mıdır?

Kimse geleceği göremez.

Nemo geleceği önceden görebileceğini sanıyor. Görebiliyorum. Babamın kazasını da görmüştüm. Evet, sürekli aklıma el frenini indirenin sen olduğu geliyor. Kimse geleceği göremez. Kimse neler olacağını bilemez.

Ben biliyorum.

 Görebilseydin, bu tokatı yiyeceğini de bilirdin.

Böyle söyleyeceğini biliyordum.

Âşık olursak ne olur?

    Bazı uyarıcıların neticesinde hipotalamus, etkili bir endorfin salınımı sağlar.

Peki neden özellikle o kadın ve adamda yaşanır bu?

    Tamamlayıcı genetik sinyallerimize tekabül eden kokusuz bir feromon salınımı mı olur?

    Yoksa farkına vardığımız fiziksel özellikler midir sebep?

Aşk planın bir parçası mı?

  Üremenin iki biçimi arasındaki muazzam bir savaş planı. Bakteriler ve virüsler eşeysiz organizmalardır. Her hücre bölünmesinde, her çoğalmada dönüşüp, kendilerini bizden çok daha çabuk geliştirirler. Buna karşın biz en korkutucu silahımızla karşılık veririz: Seks. İki kişi kartları karar gibi genlerini karıştırır ve virüslere daha dayanıklı olan bir birey meydana getirir. Erkek ya da kız, daha farklı olurlar. Üremenin iki biçimi arasındaki savaşın katılımcılarının farkında değil miyiz?

Kış uykusu

90 günün sonunda, mekik bilgisayarı yolcuların metabolizmalarını uyku modundaki bir kurbağa seviyesinde sürdürmeye devam eder.   Yedi kurbağanın tüm kışı tamamen donarak geçirebilmelerine ve bahar geldiği zaman çözülüp tekrar birlikte yaşamaya başlamalarına hayranlık duymuştur her zaman – nokta.

Bilgisayarın ekranında şöyle yazdı:   “Kış uykusu bitti”.

“Tek bir kar tanesi, bambunun yaprağını bükebilir.”     Çin atasözü

 Küçülme:

İnsan yaşlandıkça küçülüyor. Kimse küçülmez, saçmalık bu. Yanlış ayakkabıya bakmışsındır. Astronotlar Dünya’ya indikleri zaman 5 cm. küçülüyormuş.

- Yer çekiminden miymiş neymiş.

Neden moleküller birbirlerinden uzaklaşır?
  Neden dökülen bir mürekkep damlası yeniden biçimlenemez?

  Çünkü Evren, dağılım gösterme eğiliminde yol alır. Bu bir entropi ilkesidir. Evren’in artan bir düzensizlik konumuna geçme eğilimi var gibi derler. Değildir.

Entropinin ilkesi Evren’in genişlemesinin bir sonucu olan zamanın tek yöne doğru akmasıyla ilişkilidir.

Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem aramızda ayağa kalkıp şu beş cümleyi söyledi:
Allah Teâlâ Hazretleri uyumaz, zaten O’na uyku da yakışmaz. Tartıyı, rızkı indirir ve kaldırır. Geceleyin yapılan amel, gündüzleyin yapılandan önce; gündüzleyin yapılan amel de geceleyin yapılan amelden önce Allah Teâlâ’a yükseltilir. O’nun hicâbı nurdur. Eğer o perdeyi açacak olsa, cemal-i İlâhî nurları ve celal ve azamet-i İlâhiye, kudret gözü herşeye ulaşır bütün mahlûkatını yakar yok ederdi..” [Müslim, İmân 293 (179).]

Peki yerçekimi kuvveti, genişleme kuvvetine denk geldiğinde ne olacak?

  Ya da kuantum boşluğu enerjisi zayıf düşerse?

  O durumda Evren, daralma aşamasına geçebilir:

Peki, Büyük Çöküş. Zamana ne olacak?

  Tersine mi dönecek?

  Kimse cevabı bilmiyor.

Bazıları Büyük Çöküş 2092’de gerçekleşecek ve o zamana kadar dayanabilen insanların ertesinde zaman döngüleri olmayacak, diyorlar.

Yani bu dünyada sen yoksun.   Hesaplamalarım doğruysa 12 Şubat 2092, saat 5:50’ye kadar hayatta olman gerekiyor.

Anlattığınız her şey çelişkili. İnsan aynı anda iki yerde birden olamaz. Seçim yapmamız mı gerekiyor diyorsun yani?

  O hayatlardan, hangisi hangisi gerçek?

  O hayatların hepsi gerçek. Seçilen her yol doğru yoldur. “Yaşanılanlar bambaşka şekillerde vuku bulabilirdi ancak öyle olsa dahi yine de aynı mana ve değeri taşırdı.”

Ölümden sonra yaşam var mı?

  Ölümden sonra demek…

Sen kendinin var olduğundan nasıl bu kadar emin oluyorsun?

Önceden, neler olacağını bilmediğinden seçim yapamıyordu. Şimdiyse neler olacağını bildiği için seçim yapması imkânsızlaştı.

*****************

[Tesadüf yoktur.
http://www.birey.com/avnia/mc/all/zar.htm%5D

“Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz, çünkü biz ona şah damarından daha yakınız. Onun sağında ve solunda oturan iki alıcı (melek), yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler.”
[Kur’ân-ı Kerim; Kaf, 16-18]

Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz. Umulur ki, böylece korunmuş (Allah’ın azabından kendinizi kurtarmış) olursunuz.
[Kur’ân-ı Kerim: Bakara, 2/21]

ZAMANDAKİ GEÇMİŞ VE GELECEK

YOKLUK BİLGİSİ ve SAKLI SIRLAR

 

WE STEAL SECRETS: THE STORY OF WİKİLEAKS/Sırları Çalıyoruz: Wikileaks’in Öyküsü (2013)


“Işık açılırsa, sıçanlar kaçar.”

Yönetmen:Alex Gibney              

Ülke: ABD

Tür:Belgesel

Vizyon Tarihi:21 Ocak 2013

Süre:130 dakika

Dil:İngilizce

Senaryo:Alex Gibney   

Müzik:Will Bates             

Görüntü Yönetmeni:Maryse Alberti     

Yapımcı:Sam Black, Alexis Bloom, Javier Alberto Botero              

Oyuncular    Julian Assange,    Chelsea Manning ,   Adrian Lamo, James Ball, Timothy Douglas Webster  

Özet

Amerikan tarihindeki en büyük güvenlik ihlalinin gerçekleşmesine neden olan Julian Assange’ın tartışmalara yol açan web sitesinin detaylarını anlatan bir belgesel.

Belgesel Metni

Nükleer karşıtı gruplar, perşembe günü fırlatılacak olan radyoaktif plütonyum yüklü  uzay mekiği Atlantis’in yolculuğuna engel olmak için mahkemeye gidiyor.  Mekik ve yasal mücadeleler.  NASA avukatları yarın mahkemeye çıkarak  benzersiz bir çevre mücadelesine karşı uzay mekiği Atlantis ile  uzay aracı Galileo’yu savunacak.  Uzay yolculuğu fırlatma rampasında kalabilir.  Anlaşmazlığın merkezindeki Galileo plütonyumla çalışan bir uzay aracı ve mekikten fırlatılmak üzere programlanmış.  Biz kaza durumunda kansere neden olduğu bilinen  plütonyum parçacıklarının Florida’da geniş bir alana yayılabileceği iddia ediliyor.

UZAYDA PLÜTONYUMU YASAKLAYIN

Ekim 1989  Bir pazartesi sabahıydı, Galileo’nun fırlatılmasına birkaç gün vardı. John “Fuzzface” McMahon NASA Network Yöneticisi 1989-1990 Yönetim gelir gelmez beni yakaladı.  Ağda bir bilgisayar solucanı tespit edildiğini söylediler.  Solucan, kendini çoğaltan bir programdır.  Bir bilgisayara girer ve sistemden sisteme atlar.  O sırada henüz pek yaygın değillerdi. Ne yapacağını bilmiyorduk. Kötü bir şey olduğunu biliyorduk.  Solucan bir makineye girerse,  duyuru iletisini değiştirip küçük satır ve karakterlerle  şunu yazıyordu:  W-A-N-K, yani Nükleer Katillere Karşı Solucanlar.  Altında da, “Herkes için barış zamanı diyorsunuz,  “sonra savaşa hazırlanıyorsunuz.” Tanrım, nedir bu?

  Çoğu kişi, “WANK” in anlamını bilmiyordu.

SİSTEMİNİZ RESMEN WANK’LENDİ

Solucan panik yarattı.

Makinenize bağlandığınızda şu iletiyi alıyordunuz:  “Biri sizi gözetliyor  Anarşistlere oy verin!”  Birdenbire “1. dosya silindi, 2. dosya silindi, 3.  Dosya silindi” yazısı görünüyordu ve bu böyle devam edip gidiyordu.  Şifreleri değiştiriyordu, o yüzden sisteme girip onu durduramıyordunuz.

HİÇBİR DOSYA BULUNAMADI.

Birçok kişinin ödünü koparmıştı.  WANK yüzünden fırlatmanın başarısız olacağından korkuyorlardı.  Nükleer pil, patlayan bir uzay aracından aniden uçup gidecekti.  Tüm sistemler hazır. On bir, on, dokuz   Bunu nasıl durduracağız?

  Acaba nereye kadar yayıldı?

   Ana motor çalışmaya hazır.  Altı, beş, dört, üç, iki, bir.  Jüpiter’e gidecek olan uzay aracı  Galileo ve Atlantis kalkışa hazır!  Mekik olaysız bir şekilde fırlatıldı.  Ama WANK solucanı yayılmaya devam ederek  dünyanın her yanında 300.000’den fazla bilgisayarı etkiledi. 

Bir uyarı, silah veya siyasi şaka olarak mı tasarlandığı asla anlaşılamadı.  Soruşturmayı yürütenler WANK solucanının izine Avustralya’da rastladılar.  Ulusal polis Melbourne şehrinde  küçük bir hacker grubundan şüphelense de bundan bir sonuç alamadı.  Ama bizzat mesajın kendisinin önemli bir ipucu olduğu anlaşıldı.  Avustralyalı grup Midnight Oil’in şarkı sözleri  ülkenin en ünlü hacker’ı olacak kişinin favorisiydi.

HERKES İÇİN BARIŞ ZAMANI DİYORSUNUZ, SONRA SAVAŞA HAZIRLANIYORSUNUZ.

Evet.  Böyle bir şey daha önce hiç olmamıştı.  Bir web sitesi tarafından kamusal alana aktarılan korkunç miktarda sır

Julian Assange. Bir özgürlük kahramanı mı, yoksa yargılanması gereken bir terörist mi?

   Birleşik Devletler aleyhine enformasyon  mücadelesine girişmiş aktif bir düşman savaşçısı   Bir zamanlar,  yanlış yaptığında hükümetimize karşı çıkmak vatanseverlik sayılmaz mıydı?

Birleşik Devletler Bay Assange’ı durdurmak için bir şey yapmalı mı?

   Bence Assange katledilmeli, aslında  Hayır, o bir kahraman   Yaptığı şey müthiş yıkıcıydı  Bu adam yine vuracak.

Julian Assange’a özgürlük! Julian Assange’a özgürlük!

Sizi motive eden nedir?

  Yaratıcı olmayı seviyorum. Yani, uzun zamandır sistemler ve süreçler tasarlıyorum. Ayrıca kurbanları savunmaktan da hoşlanırım. Mücadeleci bir kişiliğim var ve piçkurularını mahvetmeyi severim. Böyle bir meslek de bu üç şeyi bir araya getiriyor. Yani şahsen benim için çok tatminkar.

Ama piçkurularını mahvetmek kendi başına adil bir dava mı?

  Piçkurusuna bakar. Meseleyi tamamen dünyayı karşısına almış bir adam olarak görüyorum. Dünyayı karşısına almış bir adam. Julian çok radikal bir vizyoner. Julian olağanüstü bir şeyin peşindeydi. Olağanüstü zeki, cesur, adanmış, çalışkan ve parlak bir fikri olan biri. Bunu gerçekleştirmeyi de başardı. WikiLeaks:

DİĞER HERKES YAN ÇİZERKEN BİZE HAKİKATİ GÖSTERİYOR.

Julian Assange sırlara kafayı takmıştı,  kendi sırlarını korurken, hükümetlerinkini ve şirketlerinkini açığa çıkarıyordu.  İnternet sırlar için uygun bir yer değil.

Siber uzay, geçitlerden oluşan bir galaksi gibi,  sürekli veri akışı var.  Basit bir bilgisayarla herkes içine girip keşfe çıkabilir.  Julian Assange’ın sevdiği şey de buydu, keşfetmek.  Gizli kapıları kullanmayı, girmemesi gereken yerlere girmeyi,  sırlar bulup onları ifşa etmeyi seviyordu.  Sırları sızdırmak için bir makine yaptı ve ona “WikiLeaks” adını verdi.

Web sitesi, kim olduklarını açık etmek istemeyen kişilerin  sırlar yollayabildikleri  elektronik bir posta kutusuna sahipti.
WikiLeaks sırları ele geçirince  bunları sunucular, alan adları ve ağlar vasıtasıyla yayıyordu.  Bu yollar o kadar çok sayıdaydı ki, bilgi ortadan kaldırılamıyordu.

Web sitesinin ana sayfasına gidince göreceğiniz şey bu.  Burası WikiLeaks, hakikati yaymanıza yardım ediyoruz.

Dünyada olumlu siyasi reformlar başarma şansı olan bilginin  kamuoyuna ulaşmasını sağlamak istiyoruz.

Herkes anonim olarak ve iz bırakmadan gönderimde bulunabilir.  Bazı şeylerin kamuoyuna ulaşması için, paylaşmak isteyen kaynakları  korumanız gerekir,  ayrıca saldırı karşısında yayın yapabilme becerinizi de korumalısınız.

Julian Assange:

Hepsini benzeteceğiz  dünyanın içini açıp yeni bir şeyin filizlenmesine izin vereceğiz. WikiLeaks dünyanın en güçlü istihbarat teşkilatı olabilir, kamuya ait bir istihbarat teşkilatı.  Yolsuzluğu nasıl durdurabiliriz diye düşünüyor.  Yolsuzlukları haber veriyor.

Julian Assange ne bir sağcı liberter ne de standart bir solcu.

Prof. Robert Manne La Trobe Üniversitesi, Melbourne Bence o insancıl bir anarşist. John Lennon’vari bir devrimci, daha iyi bir dünya düşlüyor.  Daha medeni, daha adil bir toplum oluşturacaksak  bu, hakikatler üzerine inşa edilmeli   Julian’ı konuşurken duyduğumda aşırı idealizmi ve inandığı şeyler konusundaki samimiyeti beni çarpmıştı. Heather Brooke Gazeteci İfade özgürlüğü konusunda hiç taviz vermiyordu. Söylediği hemen her şeye tamamen katılıyordum, böyle bir şeyi daha önce hiç yaşamamıştım. Müthiş biri olduğunu düşündüm.  Her hafta haksızlardan hesap sormak ve haklı olanlara  yardım etmek konusunda önemli başarılar elde ediyoruz.

“Üç şey uzun süre saklanamaz:
“Ay, Güneş ve Hakikat”
Siddhartha

WikiLeaks manşetlere çıkmadan önce de küçük çaplı başarılar elde edilmişti. 

Web sitesi, vergi kaçıran bir İsviçre bankası ile  Kenya’daki hükümet yolsuzluğu ve cinayetlere dair kanıtlar  ve yasadışı zehirli atıklarla ilgili gizli bir şirket raporu yayımlamıştı. 

İlk sızıntılardan biri Ulusal Güvenlik Teşkilatı’ndan oldu. 

11 Eylül’de hayat kurtarmaya çalışan çaresiz işçilerden gelen telaşlı mesajlar. Yüksek seviye DEFCOM alarmı DERHAL İSTASYONUNUZA DÖNÜN! 

11 Eylül sırlar dünyası için bir dönüm noktası oldu.  Hem sızdıranlar, hem sır saklayanlar açısından. 11 Eylül’den sonra yeterince hızlı ve kolay ulaşılır şekilde bilgi paylaşmamakla suçlandık ve bunu çok ileri götürdük.

Michael Hayden sırlar konusunda bir uzman.  Ulusal Güvenlik Teşkilatı ve CIA’in müdürlüğünü yapmış biri.  Odağımız açısından, ilk seçenek, NSA Başkanı, 1999-2005 CIA Başkanı, 2006-2009 bilgiyi saklamak ve akışı zorlaştırmak yerine paylaşmaktır.

11 Eylül’den sonraki yıllarda anlamadığı düşman karşısında  ABD hükümeti farklı teşkilatlar arasında  daha fazla bilgi paylaşmaya başladı.  Aynı zamanda, ABD, vatandaşlarından daha fazla sır saklamaya da başladı.

ABD, ülkenin her yanında peyda olan veri merkezlerinde NSA/CSS Kriptoloji Merkezi  istihbarat toplamak için operasyonlarını muazzam şekilde genişletti.

Ulusal İstihbarat Direktörlüğü  Yıl başına düşen gizli belge miktarı sekiz milyondan 76 milyona çıktı.
Gizli bilgiye erişimi olan insan sayısı Ulusal Güvenlik Teşkilatı İş Parkı  dört milyonu aştı.  Hükümet, telefon görüşmelerini ve e-postaları izlemeye başladı,  hem de saniyede 60.000’lik bir oranla.  Kimse ne kadar para döndüğünü bilmiyor, bu bir sır.

Kongre bile bütün bütçeden haberdar değil. Gizlilik dereceleri sınıflandırma sistemi çok etkili bir ulusal güvenlik aracı olabilir, tabii amaca uygun ve hassas bir şekilde kullanılırsa.  Bush hükümeti sırasında Bill Leonard sınıflandırma şefiydi  ve hangi bilginin gizli kabul edileceğini denetlemekle sorumluydu. İstihbarat ortamı kökten bir şekilde değişmişti.

 İnsanlık tarihinde görülmemiş derecede istihbarat ürettiğimiz gibi, J. William Leonard ABD Hük. “Sınıflandırma Şefi” 2002-2008 insanlık tarihinde görülmemiş derecede sır üretiyoruz, ama sırları kontrol becerimizi  hiç adamakıllı değerlendirmedik.  Bu artan gizlilik ortamında,  Assange yayımlanacak sırların peşindeydi.

İspiyoncuları yemlemek için en çok istenen bilgilerin listesini yayımladı. 2009’un Sızdırılması En Çok İstenen Bilgileri Uzun zamandır işin içinde olanlarımız bu günün geleceğini biliyorduk, geminin tüm sızdırmaz kapılarını ortadan kaldırdığımız için gemi su almaya başladığında sorun çıkacağını biliyorduk.

21 MAYIS 2010 (13:40:51) ŞİFRELİ MESAJ ALINDI ÖZEL İLETİŞİM KURUYORSUNUZ merhaba  nasılsın?

  Ben doğu bağdat’ta görev yapan bir askeri istihbarat analistiyim çok yakından tanıdığım “biri”  ABD gizli ağlarına girip veri arıyor  bu bilginin öğrenilmesi önemli  bir şeyleri değiştirebilir bilgi serbest olmalı

İZLANDA 2009 – 2010

İzlanda’da kışlar zorludur,  ama bu yıl çekilen sıkıntının büyük kısmı insan yapımı.  Geçen Ekim ayında, İzlanda’nın üç bankası da iflas etti.  Normalde sabırlı ve makul olan İzlandalılar protesto etmeye başladılar.

2009 Temmuz ayında WikiLeaks ülkenin iflas eden  en büyük bankası Kaupthing’e ait gizli bir dahili memoyu yayımlayarak  kitlenin öfkesini körükledi. Özel ve Gizli  WikiLeaks, Kaupthing’in kredi defterini ele geçirmişti.  Defter, birçok İzlanda bankasında olan şeyi gözler önüne seriyordu. Gerçek kredi değerlerine tamamen aykırı kredi notları verilmişti. Hepsi de içeridendi, bu bankadan milyarlarca dolar hortumlayıp iflas ettirdiler, zaten kısa süre sonra iflas edecek haldeydi.

Alman enformasyon teknisyeni Daniel Domscheit-Berg  WikiLeaks’in ikinci tam zamanlı üyesi oldu.  Önce Internet üzerinden tanıştık, sonra 2007 aralık ayında  Berlin’deki Kaos İletişim Kongresi’nde şahsen görüştük.  Beklediğiniz hacker tiplemesine hiç uymuyordu, tamamen farklı görünüyordu, tamamen farklı konularla ilgileniyordu.

Daniel Domscheit-Berg Eski WikiLeaks Sözcüsü  Kaupthing sızıntısı Daniel ve Julian’ın o güne dek en büyük başarılarıydı.  Kredi defteri ortaya çıkmış ve ülkeyi kasıp kavurmuştu.  Ulusal yayın kuruluşu R Ù V konuya geniş yer ayıracaktı. Smári McCarthy İzlanda Dijital Özgürlük Derneği  Ama yayın yasağı geldi. Bu akşam Kaupthing’in hissedarlarının çeşitli şirketlerine verdiği kredilerle ilgili kapsamlı bir haber yayımlayacaktık. Ancak bunu yapmamız engellendi

Tarihimizde ilk kez devlet televizyonuna bir konu hakkında haber yapma yasağı getirildi.

Birgitta Jónsdóttir İzlanda Milletvekili Hem de haberi yayımlamalarından hemen önce. Onlar da hiçbir şey yapmamak yerine web sitesine koydular.  Kaupthing kredi defteri ile WikiLeaks.org penceresi açılıyor  ve herkes lnternet’e bağlanıp sayfayı inceliyor. WikiLeaks’tekiler bununla epey destek topladılar.  O yıl daha sonra İzlandalı genç siber-eylemcilerden oluşan bir grup  WikiLeaks organizasyonunun temsilcilerini Reykjavik’te bir konferansa çağırdılar.  İzlanda ve WikiLeaks çok iyi uyuyor. Bu, toplumumuzda çok ihtiyacımız olan bir şeydi, medya bizi hüsrana uğrattı.  Onlarla tanışacağım için heyecanlıydım. Konferanstan önceki güne dek kimin geleceğini bilmiyorduk.  Dev bir organizasyon da olabilirdi, küçük bir organizasyon da.

Merhaba. Bu çalışıyor mu?

  Tamam.  Başlangıçta hiç para kaynağımız yoktu, ne insan gücü ne organizasyon açısından bir düzenimiz vardı, çoğu şey doğaçtan gelişiyordu.  Şu anda yapmaya çalıştığımız şey bir konseptin kanıtlanması.

Yani teknik açıdan beta aşamasındayız, bu da   Beta aşamasında değiliz.  Beta aşamasında değiliz

Gmail beta aşamasındayız.  İnsanları koruma becerimiz açısından beta aşamasında değiliz.  Şu açıdan  Bırak da sözümü bitireyim. Tamam. Bazı açılardan garip bir deneyimdi, çünkü orada çok ünlüydük. WikiLeaks için çalışıyorsunuz. WikiLeaks şimdi İzlanda’da çok ünlü, çünkü Kaupthing’le ilgili bilgileri sızdırdı. Kaupthing avukatlarından bir mektup aldık, İzlanda bankacılık işlemlerinin gizliliği kanununa göre bir yıl hapsi hak etmişiz. Biz de İzlanda’ya gelip

- Bizzat görelim dedik. –  bizzat görelim dedik.

Hortumcular mahkemeye çıkarılmalı ve adalet yerini bulmalı. Güçlen İzlanda!  Julian, politikaya atılan bir şair olan  Birgitta Jónsdóttir ile birlikte  İzlanda’yı bilgi alma özgürlüğü cennetine çevirecek bir plan yaptı.  Ama Julian aynı zamanda yeni bir kaynakla ilgileniyordu,  bu kişi gizli ABD devlet bilgilerine erişebiliyordu  ve onları sızdırmaya niyetliydi.

Video, etki alanımızdaki bir sunucudan geldi Ve kimse fark etmedi Aşağıda duran kalabalığa bak  Daha başka gelenler var, biri de silahlı. Reuters Journos’a hava saldırısı  çok açık görülmüyor ama oldukça sıradan insanlar  ve siviller AK-47’li beş altı kişi var. Müdahale izni istiyorum.

Irak’ta devriye gezen bir Apache helikopterinden çekilmiş bir videoydu. Şu anda onlara erişemiyorum çünkü binanın arkasındalar.  Yerden yarım mil yukarıda olduğu için aşağıdakiler tarafından görülmüyor. Bu bir silah. RPG’si var. RPG’li biri var.
Ateş edeceğim. Müdahale serbest, tamam. Parlat şunları.  Ateşe devam et. Ateşe devam et.  Ateşe devam et. İşte bu, şu ölü heriflere bak.

Öldürülen adamlardan ikisi Reuters haber ajansı için çalışıyordu. Güzel.  Yukarıdan bakınca silah gibi görünen şey fotoğraf makinesinin objektifiydi.

Bushmaster. Yaklaşıp cesetleri alan bir minibüs var. Evet, müdahale izni almaya çalışıyoruz.  Burası Bushmaster-Yedi. Anlaşıldı, müdahale edin.  Bir-Sekiz. Müdahale. Temiz. Hadi. Temiz. Temiz.  Müdahale ediyoruz  Evet, şuna bak. Tam ön camdan!  Minibüsün içinde iki çocuk vardı, yaylım ateşi sırasında yaralanmışlardı.

Çocuklarını çatışmaya getiriyorlarsa bu onların suçu.  Doğru. Ben  böyle şeylerin sistemin içinde kalmasına izin veremezdim Zihnimin içinde kalmasına da ben sadece, garip biriyim sanırım Ben  önemsiyorum

2010 mart ayında Assange ve bir grup İzlandalı aktivist  Reykjavik’te kiralık bir eve kapanıp  videoyu yayımlanmak üzere kurgulayıp hazırladılar. İşimizin çoğunu burada yaptık. Operasyon masası buydu.  Çok büyük kargaşa ve telaş vardı ve sinirler yıpranmıştı. Sonradan çıkıp bir tomar Post-it aldım ve ne yapmamız gerektiğini bulmaya çalıştım.

YAPILACAK-Yapılıyor – Yapıldı

Benim zorlu görevim, bütün filmi elden geçirip web sitesine konacak fotoğraflar seçmekti.  Aynı zamanda da etlerinin bedenlerinden ayrıldığını görebildiğim  bu insanların kim olduğunu öğreniyordum. ABD askeri tarafından çekilmiş fotoğraflar  Ordu “düşman kuvvetine karşı çarpışmaya” girdiğini iddia ediyordu.  Ama bir soruşturma da başlatmıştı. Minibüsün şoförünün  çocuklarını okula götüren bir baba olduğu anlaşıldı. Sanırım bir cesedin üzerinden geçtim. – Sahi mi?

  – Evet.

Perdeler kapalıydı.  Ama izlendiğimizi hissetmemiştim, yani fiziksel olarak.  Bu konuda çok şakalaştık. Fazlasıyla paranoyak olmuştuk. Casusluk meselesi değildi, bir başka süper projeydi. Herkes bilgisayarların başına toplandığımızı  ve ortamın çok ciddi olduğunu sanıyor.  Aslında harika vakit geçiriyorduk.  Sondan ikinci gece hep birlikte dışarı çıktık,  hepimiz aynı gümüş rengi kar kıyafetleri giymiştik. WikiLeaks! Lava-leaks!  Müthiş samimi bir dönemdi, çünkü çok yakın çalışıyorduk  ve başımızı ciddi belaya sokabilecek bir şey için uğraşıyorduk.  Hepimiz bunun sonuçlarına göğüs germeye hazırdık.

WASHINGTON D.C. ULUSAL BASIN KULÜBÜ 5 NİSAN 2010

Benim adım Julian Assange. WikiLeaks’in editörüyüm.
Adınızı heceleyebilir misiniz?

  Julian, A ile. Assange.  Olağanüstü bir hızla halka malolmuştu.  Görece muğlaklıktan tam bir dünya figürü olmaya geçmesi 2010 Nisan ayında gerçekleşti. Ve bunu isteyerek yaptı. Ne yaptığını biliyordu. WikiLeaks önemli malzemeleri dünyaya açıklamanıza yardım etmek için var.  Amerikan devletini alenen karşısına aldı. Gizli kaynakları korumada kırılmamış bir rekora sahibiz.  Ekip kurgulanmamış videoyu WikiLeaks web sitesine koydu.

Bizimle Temas Kurun.  Daha kısa bir versiyon da http://www.wikileaks.org  azami etki sağlayacak şekilde kurgulanmıştı.
Julian ona “Sivil Cinayet” adını verdi.

Ve Washington’da tepki uyandırması sürpriz olmadı.  Ordumuz, sivillerin güvenliğini ve emniyetini sağlamak için ROBERT GIBBS Beyaz Saray Basın Sözcüsü  gereken tüm önlemleri alacaktır.  Pilotlar bilgisayar oyunu oynar gibi davranıyorlar.  Bütün dertleri adam öldürmek.  Pentagon bunu daha fazla soruşturmaya gerek görmediğini söylüyor. Kendi araştırmaları, gazetecilerin fotoğraf makinelerinin silah sanıldığını ortaya koydu. Ama müdahale kurallarına uyulmuştu.  O ölümler müdahale kurallarına göre kanuniyse,  o zaman müdahale kuralları yanlış demektir. Çok yanlış.  Sahneyi gördünüz. Bazıları etik açıdan rahatsız olabilir. Açıkçası ben rahatsız değilim. Ama bundan rahatsız olanları ve Amerikan halkının bunu bilmesini isteyenleri anlayabilirim, çünkü Amerikan halkı devletlerinin onlar için neler yaptığını bilmeli. Bu görüşü paylaşıyorum. CIA başkanıyken 300 milyon Amerikalının bilmesini istediğim şeyler yaptık. Ama bunu bilmesi gerekmeyen ve o görüntüyü, gerçeği, veriyi veya mesajı vatandaşlarıma zarar vermek için kullanabilecek başkalarının haberi olmadan Amerikan halkını bilgilendirmenin bir yolunu bulamadım.

Ulusal güvenlik açısından  o video kaseti saklamanın haklı bir gerekçesi yoktu. Bir kere, ateş eden helikopter videosu Irak ve Afganistan’daki askerler arasında değiş tokuş ediliyordu. Serbestçe ileri geri dolaşıyordu. Garip olan şu ki  işaretlenmemiş CD’lerle birçok veri naklettik Herkes yaptı  videolar  müzik  filmler hepsi açıkta

En İyi Apache Saldırıları 1. Bölüm İletişim ağlarına CD getirip götürmek sıradan bir olguydu/olgudur bunu saklamam gerekmezdi  Daha da rahatsız edici olan, bunun, bilinen gerçeklere ait görüntüleri saklama çabalarından biri olmasıydı.  Reuters, çalışanlarının öldürüldüğünü biliyordu.  Haber ajansı videoyu istedi, ama ordu bunu reddetti,  videonun gizli olduğunu iddia etti. Masum insanların o helikopter saldırısında öldürülmüş olması gizli olmayan, bilinen bir gerçekti.  Olayın kaydı  ve pilotların konuşmalarının kelimesi kelimesine deşifre edilmiş metni  ordu içinden bir yazarın The Good Soldiers adlı kitabında yayımlanmıştı bile.  Ordu daha sonra bu bilginin gizli olmadığını doğruladı.  Yine de videoyu WikiLeaks’e sızdıran kişi hakkında kovuşturma açıldı.  Ordu ne biçim bir oyun oynuyordu?

   Deşifre metin, neden görüntüden daha az gizli oluyordu?

   Artık ateş etmeyeceğiz. Hükümet imgenin gücünün farkında. Ama imgenin nihai gücü, insanların hepimizin bildiği bu gerçeği anlamasını sağlamasında.  Bayrak sarılı tabutlar çocuklarımızı savaşa göndermenin sonuçlarını anlamamızı sağlıyor. 

Ebu Garib’de taciz edilen tutukluların resimleri  neler olduğunu anlamamıza yardım ediyor.  Masum insanların öldürüldüğü o talihsiz olayın videosu  bunun savaşın kaçınılmaz bir sonucu olduğunu anlamamızı sağlıyor.
Video nasıl ele geçirildi?

   Videoyu nasıl elde ettiğimizi söyleyemeyiz. Videonun yarattığı tepki bana büyük ümit verdi  Twitter patladı insanların gerçeği görmesini istiyorum  kim olurlarsa olsunlar çünkü bilgi olmadan halk bilinçli kararlar veremez. Veya belki sadece genç, saf ve aptalım  info@adrianlamo.com: Sence hangisi?

   Adrian Lamo, “evsiz hacker” olarak biliniyordu.  Başkalarının evinde kalan bu bilgisayar korsanı  The New York Times’ın bilgisayarına girmekten hüküm giymişti.

2010’da, Sivil Cinayet videosunun yayımlanmasından kısa süre sonra,  Lamo Twitter’ı kullanarak takipçilerinin WikiLeaks’e bağışta bulunmalarını istedi.  Sadece bir gün sonra, biri onunla temasa geçti, adı “bradass87″ idi.

Bradass87: Merhaba  nasılsın?

  Doğu bağdat’ta görev yapan bir istihbarat analistiyim

Açıkçası, başta söyleyeceklerini pek de ilginç bulmamıştım. Fakat sonra sırları yaymaktan söz etmeye başladı.

Bradass87: Varsayımsal soru: Gizli iletişim ağlarına serbestçe girebilsen ve inanılmaz şeyler görsen korkunç şeyler korkunç şeyler Kamuoyu tarafından bilinmesi gereken şeyler ne yapardın?

  info@adrianlamo.com:

Detaylar nedir?

  Bradass87: 6,7 milyar kişiyi etkileyecek şeyler Irak savaşındaki yarım milyon olayın veri tabanı  260.000 bakanlık iletisi  çok yakından tanıdığım *biri* ABD gizli ağlarına girip veri arıyor  ve bunları çılgın beyaz saçlı bir Avustralyalıya yolluyor

Adam bir ülkede fazla kalamıyor  çılgın beyaz saçlı adam = Julian Assange

O noktada, bunun oyun olmadığını anladım.  Bu gerçekti ve çok zor seçimler yapmak zorunda kalacaktım.  Star Trek’te geleceğin birlik komutanlarının “Kobayashi Maru” adlı bir testi geçmeleri istenir.

KOBAYASHI MARU “KAZANAN YOK DURUMU”

Uzay gemisi Atılgan Gamma Hydra’ya eğitim görevine gidiyor.  Alarm. Klingon mayınları etkinleştirildi. Alarm. Kaçınma manevrası!  Testi geçmek mümkün değildir. Sadece kazananın olmadığı bir durumda ne yapacaklarını görmek için tasarlanmıştır. Kazanan yok durumu, her kumandanın karşılaşabileceği bir şey.

Bu aklına gelmemiş miydi?

  Hayır efendim, gelmemişti.  Burada, kazananın olmadığı durumu söz konusuydu, her halükarda birinin canına okuyacağınızı bilerek karar vermeniz gerekiyordu.  Ne yapacağından emin olmayan Adrian, arkadaşı Tim Webster’la temas kurdu.  Tim eski bir askeri istihbarat ajanıydı.

Adrian beni arayıp şöyle dedi:  “Selam Tim, biri sana gelip ‘Sır sızdırıyorum’ dese,  “ne yapardın? “

Aptalca bir soru olduğunu düşündüm, Tim Webster Eski Askeri Karşı İstihbarat Ajanı çünkü Adrian böyle bir durumda ne yapacağımı pekala biliyordu. Ne yapardınız?

  Tabii ki onu ihbar ederdim. Öyle bir durumda  Öyle bir durumda başka bir şey yapamazsınız.  Ama Adrian etik açıdan ikilemdeydi.  Bir yandan gizli bilgileri sızdıran bir çocuk vardı,  bunlar cana malolabilirdi. Öte yanda, Adrian’a inanıp güvenerek ona başvurmuş olan bir çocuk vardı. Adrian bunu çok ciddiye aldı.

O kişinin kim olduğunu bilmediğini ifade etti,  sadece ekran ismi vardı.  Tabii kısa sürede herkes bu adamın kim olduğunu merak etti.

info@adrianlamo.com: Hey sen  orada mısın?

  Bradass87: Evet

info@adrianlamo.com: Neden benimle konuşuyorsun?

  Bradass87: Çünkü çok yalnızım hayatım darmadağın  konuşacak kimsem yok

info@adrianlamo.com: Ben gazeteci ve bir papazım  bunu günah çıkarma veya röportaj olarak düşün (hiç yayınlanmayacak) ve bir miktar yasal korumanın keyfini sür ama senin için bir kaynak değilim  dediğim gibi, bunlar basılacak şeyler değil kimi desteklediğimi bilmek istiyorum sanırım biraz kendimden söz edebilirim  orta Oklahoma’da doğdum  İncil öğretisine sıkı sıkıya bağlı bir kasabada  kilisedeki yer sayısı insan sayısından fazlaydı

1994-95 HİLAL KAPLANLARI SİYAHA DÖNÜŞÜ

bilim şenliği meraklısıydım  arka arkaya üç yıl büyük ödülü kazandım dayak yemek veya gey olarak yaftalanmaktan hoşlanmadığım için spor takımlarına katıldım bilgisayarlarla giderek daha fazla haşır neşir olmaya başladım yıllarca cinsiyetimi sorguladım  cinsel yönelimi anlamak kolaydı.

info@adrianlamo.com Ben biseksüelim

bradass87: Bi kısmından haberdarım kendime ne diyeceğimi bilmiyorum

Bradley Manning’le bir yılbaşı partisinde tanışmıştım.  1930’lar temalı bir partiydi.  Ben Galler Prensi kılığındaydım. Brad ise kostüm giymeden gelmişti. Jason Edwards Bradley Manning’in Arkadaşı Ona baktım, ufak tefekti ve yüzünde saf genç kız ifadesi vardı.  Parlak sarı saçlar  Ben de “Jean Harlow” dedim.  Bunu bir etikete yazıp göğsüne yapıştırdım,  sonra geceye devam ettik. Onunla partide tanıştığımda bana orduda olduğundan söz etmemişti. Bu benim için sürpriz oldu. Hayatta bir yerlere varma umuduyla orduya katıldım  ırak savaşının kızıştığı günlerdi  Üniversite için devlet yardımı almak amacıyla  Bradley Manning orduya yazılmıştı.  2007’de Manning temel eğitime başladı. 19 yaşındaydı.  Başladıktan birkaç hafta sonra orduda kalıp kalmayacağına  karar verilmek üzere bir birliğe yollandı. Dolabım onunkinin yanındaydı, onunla o zaman tanıştım.  Kimse kız kardeşiyle yan yana poz verdiği resmi asmaz. Garip bir şeydi, ama  “Nick” Bradley Manning’le askerlik yaptı Eşcinsel olduğunu hemen anladık. Çok açıktı. Ama bununla bir sorunum yok.  Ufak tefekti, biraz efemineydi, bu da onu talim çavuşları için dayakla adam etmeye kalktıkları bir numaralı düşman haline getiriyordu.  Profesyonel ordudan söz ediyoruz, 30-40 yaşında adamlar  sırf eziyet olsun diye ona sataşıyorlardı.  Peki ne oldu?

  Ordudan atıldı mı?

  Hayır, işin garibi, orada orduyla en az alakası olacak kişiydi. Hepsi atıldı, o atılmadı.  Manning’i ordudan atmak yerine  istihbarat analisti yapmaya karar vermişlerdi.  Bu işin pek çok unsuru vardır. ABD Ordusu İstihbarat Asker Alma Videosu  Güvenlikten sorumluyum, belge güvenliği,  fiziksel güvenlik, personel güvenliği, erişim yetkileri. Kendimi biraz James Bond gibi hissediyor muyum?

  Evet, bir ölçüde. Halkın ordu hakkında ne bilmesini isterdim?

   Yaptığımız şeyi seviyoruz.  Toplumun bilgisayar manyağı diyeceği biriydi. Gecelerini belirli bilgisayar programları yazarak geçirirdi. Bilgisayar konusunda sıra dışı becerileri mi vardı?

  Orduda bilgisayarlar konusunda Uzman Jihrleah Showman Bradley Manning’in Amiri onun kadar yetenekli biriyle tanışmamıştım.  Ama birçok kez uykusuz kaldığı için onu kenara çekmek zorunda kaldım.  Kola bağımlısıydı. Her gece yaklaşık bir iki litre içerdi. Dolayısıyla hiç uyumazdı.  Bir keresinde içtimaya geç kalmıştı ve fiziksel bir gösteri sergiledi.  Yukarı aşağı sıçrıyor, kollarını sallayıp var gücüyle bağırıyordu.  Daha önce böyle bir şey yapan bir asker görmemiştim.  Başka bir sebebi olmalıydı. Nöbet falan geçiriyor olmalıydı, çünkü çok radikal hareketlerdi bunlar.  Ama ardında başka bir şey yoktu. Zırvalık yapmaktan hoşlanmıyordu.  Her şeyi kusursuz olmalıydı. Üç kez ona görev verilmemesi için tavsiyede bulundum.

Merhaba, Brad Manning’e görev telefonundan ulaştınız.  Lütfen mesaj bırakın veya daha sonra arayın. Teşekkürler.  2009 Ekim ayında Bradley Manning lrak’a gönderildi.  Bağdat’ın hemen dışındaki İleri Harekat Üssü Hammer’a tayin edilmişti. Burası sıcak, kuru  ve aşırı sıcak [sıcak iki kere vurgulanıyor]

GİRİLMEZ ASKERİ TRAFİK KARŞI GELENLER VURULABİLİR Bağdat

Bağdat civarında gidebileceğiniz en doğudaki üs bizimkiydi. Hammer Üssü Tayininizin çıkabileceği kesinlikle en iyi, en olaysız yerdi.  Hiç düşman ateşiyle karşılaşmadık.  Savaş teçhizatı olmadan dolaşabiliyorduk.  Jimnastik salonumuz, bilardo masaları, basketbol sahası vardı.  Küçük bir sinemamız vardı.  Pizza Hut, Burger King de vardı.  Saç kestirebileceğiniz bir yer. Masaj yaptıracağınız bir yer.  Klimalı koğuşlarımız vardı.  Odanıza kablolu televizyon ve Internet bağlatabiliyordunuz. Evden uzakta bir ev gibiydi. Çöldeyim, komşularım da bir grup aşırı erkeksi eli tetikte cahil köylüler  evet, futbol amigo kızları  Moral Sağlık ve Dinlence projeleri kapsamında (omuz silkme) sebebi ne olursa olsun kendimle ilgili rahat değilim  kimse aslında kim olduğumu bilmiyor  bu işlemci bu ana kart için yapılmamış  elimdeki tek güvenli yer bu uydu Internet bağlantısı uzmanlığım, Şii bir grubu izlemek  El Kaide’dekiler onların yanında çocuk gibi kalır İstihbarat çok ham bir halde gelir. Birçok kez Irak dilindedir,  dolayısıyla tercüme ettirip  komutanın askeri kararlar verebilmesi için işlemek gerekir.  Ama Manning’in birimine gelen istihbaratın çoğunun  günlük muharebe harekatlarıyla bir alakası yoktu.  Analistlerin hepsinin Silahlı Kuvvetler ve Dışişleri Bakanlığı  merkezi bilgisayar ağlarına erişimi vardı.  Becerikli bir kullanıcı birkaç tuşla  gizli e-postalara, notlara  ve dünyanın her yanından raporlara ulaşabilirdi. Er Manning’in tüm bu enformasyona erişebilmesinin sebebi neydi?

  Philip J. Crowley Eski İçişleri Bakan Yardımcısı 11 Eylül. Çok basit. 11 Eylül’den sonra, bilmeliyim anlayışı, paylaşmalıyım anlayışına dönüştü. Erişebildiği veri tabanı devletin bir organının bir başka devlet dairesiyle faaliyetleri hakkında geniş kapsamlı bilgi paylaşma ihtiyacını temsil ediyordu. Kaç kişinin erişimi vardı?

  Bu soruyu yanıtlamak güç.  Manning birimdeki en zeki istihbarat analistlerinden biri olarak görülüyordu.  Ama gördüğü raporlar onu diğerlerinden daha fazla strese sokuyordu.

“BİRÇOK TUTSAK BULUNDU [IRAK POLİSİ] TARAFINDAN ŞİDDET GÖRMÜŞLER [ÖLDÜRÜLMÜŞLER] TARİH: 14 HAZİRAN 2005 “OPEL EL KOL İŞARETLERİNİ GÖRMEZDEN GELDİ  MÜDAHALEDE 7X SİVİL ÖLDÜ (2X ÇOCUK).”

beni en çok etkileyen  Irak Federal Polisi  “Irak karşıtı yazılar” basmaktan 15 kişiyi tutukladı yazının zararsız bir politik eleştiri olduğunu öğrendim başlığı “Para nereye gitti? ” idi neler olduğunu açıklamak için subaya *koştum* bana çenemi kapamamı söyledi *DAHA FAZLA* tutuklu bulmaya yardımcı olmalıymışız. Ondan sonra her şey kaymaya başladı tamamen karşı olduğum bir şeye bulaşmıştım.   Hep karşılık verirdi. Sürekli tartışmak istiyordu. Herkesle takışan kişi olmak istiyordu.  Küçük bir konferans salonumuz vardı.  Kapı boşluğu vardı, ama kapatabileceğiniz bir kapısı yoktu. Oraya gidip çığlık atardı.

Bradass87: Sana anlattıklarıma inanamıyorum çok fazla zayıf noktam vardı:'( ben kırık bir ruhum

info@adrianlamo.com: *kucaklama* sağ ol:'(bunun anlamı büyük şimdi ne yapacağımı bilmiyorum  yazmaya devam et )3 Deneme 1, 2, 3  bu, şey  baş aşağı çekim, sadece ses  Assange için.  Sivil Cinayet videosundan sonra onun peşine düştüm,  ama kaçak oynuyordu.  Evi yoktu, ofisi yoktu, yani bu kolay bir iş değildi. Haftalardır onun peşindeydim ve bir kez telefon teması kurdum. Mark Davis Gazeteci ve Sinemacı Ama Norveç’te konuştuğunu duyunca uçağa atladım. Oslo’ya ulaştım ve bir şeyler yerine oturana dek birkaç gün gölge gibi onu takip ettim. Bu hepimizin hayalini kurduğu liberal demokrasi değil. Bu, sinsice yayılan özelleştirilmiş sansür rejimi. Çok utanç verici.

- Nedir o?

  – Bana doğrultulmuş kahrolası kamera. Tebrikler. Teşekkür ederim. Harika bir konuşmaydı. O sırada yeraltında takipçileri vardı, bunun farkındaydım. Avustralyalı, Melbourne’lu.  Ama halk onu tanımıyordu.  Avustralya kamuoyunun dikkatini  ilk kez WikiLeaks’le çekmiyorsunuz.  Sorun yaşadığınız bir dönem daha oldu.  Askeri bilgisayar sistemlerine  sızmaya çalışan  bir gruba katılmıştınız.  Oradaki motivasyon neydi?

  İki motivasyon vardı. Biri, entelektüel keşif ve bunu yapmanın zorluğu.

O dönemde Melbourne banliyösünde bir yeniyetmeyseniz ve bu, lnternet’e kamusal erişim sağlanmasından önceydi, çıkıp dünyayı zihninizle keşfetmek entelektüel açıdan müthiş özgürleştirici bir şeydi. MELBOURNE, AVUSTRALYA 1990’ların BAŞI Merhaba dostum! Hayır, bir hacker, kurbanını öldürüp parçalayan, ufak ufak doğrayan biri değildir. Hacker’lar bundan daha fazla zarar verirler. Hacker’lar, Internet’in gizemli operatörleri. Kanun gözünde birer suçlular. Ama kim bunlar?

  90’lı yılların başı, Melbourne’da gerçekten ilginç bir dönemdi. Dünyada lnternet’e, Internet öncesine gerçekten uyum sağlayan pek az yer vardı.  Ayrıca Melbourne’da bir isyan duygusu,  bir nevi alternatif politik kültür mevcuttu. Tüm bunlar bir araya geldi. Ve Julian kesinlikle merkezdeydi  Yeniyetme hacker, adeta bir klişeydi. 72 milyon kişi mi ölmüş?

  Bu bir oyun mu, yoksa gerçek mi?

  NE FARK EDER?

   Devlete karşı mücadele ediyorlardı. Ve devletin gözetlemesi olasılığına karşı zeki bireylerin zaferinin Prof. Robert Manne La Trobe Üniv., Melbourne yaptıkları şeyin özünde olduğunu düşünüyorlardı.  O sırada genç bir hacker olan Julian Assange da  bu dünyaya girmişti.

Onlara göstereceğiz yavrum.  Ve önemli biri haline geldi.

Grubun adı International Subversives’ti.  Aralarında Julian Assange da vardı,  çevrimiçi Mendax adıyla biliniyordu,  yani “soylu yalancı” anlamına gelen Latince ifadenin kısaltılmışı. MENDAX “SOYLU YALANCI” 

Melbourne’daki hacker’lar WANK solucan saldırısının da şüphelileriydi,  ancak bundaki payları kanıtlanamadı.  WANK solucanından iki yıl sonra  Assange bir başka saldırıyla gündeme geldi.
Julian Assange’ın lnternet’teki zayıf halkalar vasıtasıyla dünyanın her yanındaki bilgisayar sistemlerine girdiği iddia ediliyordu.  Yani “Bilgisayar onun karşısında açılıyordu  “ve tanrı gibi içinde dolaşabiliyordu.”
Hacker’lar polis devletine dönüştüğümüze, bilginin toplumun genelinden saklandığına inanıyorlar.  Ken Day, hacker’lar konusunda Avustralyalı bir uzmandı  ve Julian Assange’ı Hava Durumu Operasyonu adı verilen  gizli harekatın parçası olarak araştıran ilk kişiydi.

Çok zor bir vakaydı,  çünkü bu tarz bir soruşturmayı ikinci kez yapıyorduk ve hala öğreniyorduk. Ken Day Avustralya Federal Polisi  Telefon hattından iletilen sesi yakalayıp  ne yazıldığını ve geri gelen sinyali görmeye çalışıyorduk.  Hacker’lar ABD Hava Kuvvetleri’ne, Donanma’ya  ve ABD savunma ağına girmişti.

Bu ağlar ülkelerin Internet erişimini engelleyecek güçteydi. ABD askeri güvenlik koordinasyon merkezinde bir arka kapımız vardı.

Bu güvenliğin zirvesi  Amacı ABD askeri lnternet’i MILNET’in güvenliğini kontrol etmek.  İki yıl boyunca bunun kontrolü tamamen elimizdeydi.  Internet, insanların çıkıp kendilerini ifade etmeleri, “Buradayım, ilkim, güçlüyüm” demeleri için yeni bir mecraydı.

Hacker’ların ortak teması bu.  Ego güdümlü, “En iyi benim” iddiası. MENDAX NİHAYET ÖNSEZİLERİM GÜÇLENDİ. KONTROLÜ ELE GEÇİRDİM.

Julian hakkında, devlet verilerine nüfuz etmek, onları değiştirmek  ve yok etmekle ilgili 29 suçlama vardı.  Savunma, mahkemeden müsamahakar davranılmasını istedi,  çünkü Assange zor bir çocukluk geçirmişti,  şehirden şehre taşınmış,  uzun süreli ilişkilere sahip olmamıştı. Dış dünyayla tek sürekli bağlantısı Internet üzerindendi.  Beş yıllık soruşturma ve mahkemeden sonra  Julian 24 bilgisayar korsanlığı suçlamasını kabul etti.  Üç yıl şartlı tahliye verdiler.

Yaptığı şeyin yanlış olmadığına inanıyor.  Muhtemelen suçlu olduğunu kabul ettiği için pişmanlık duyuyordur.  Julian yargılanmaktan hoşlanmaz. Şöyle fikir yürütür: “Evet, hüküm giydim, ama bu haksızlıktı. “Adil değil. Ben bir kurbanım.”  Bunu kabullenmedi. Hacker’lar “soruşturmacılarla alay etti”  Julian’ın hep katı bir politik görüşü olmuştur. Keşfedilmesi gereken sırlar olduğuna inanıyordu.

Julian 17, 18 yaşlarında pek de anlayamadığı şeylere bakıyordu.  Hepsi kısaltmalar halinde, orada buradaki hareketlerin,  silahların veya birliklerin tanımları.  Bunlarla bir şey yapmaya hazır değildi. Gerçekten de bunu tekrar görmek için 20 yıl bekledi. Tekrar gördüğündeyse, bu sefer ne yapacağını biliyordu. En İyi Julian Assange Konferansları 23. Bölüm  Helikopter videosunu almadan aylar önce  Assange hacker konferanslarını tavaf edip sızıntı arıyordu.

 Sizlerle neden konuşuyorum ki?

   Burada “bayrağı yakala” yarışması yapıyorsunuz.  Bizim kendi bayrak listemiz var  ve onları yakalamanızı istiyoruz.

Google’da “WikiLeaks En Çok Arananlar 2009″ yazarsanız  bir belge listesi göreceksiniz.

Bu malzemeye ulaşacak konumdaysanız veya o konumda birini tanıyorsanız, bize verin, soru sorulmayacak,  tarihi değiştirmeye yardımcı olacaksınız.  Manning’in görevlendirilmesinden bir ay sonra  WikiLeaks 11 Eylül mesajlarını yayımladı.  Bu, Manning’in dikkatini çekti. 11 Eylül “mesajlarını” yayımladılar bunlar Ulusal Güvenlik Teşkilatı veri tabanından geliyordu kendimi yeterince rahat hissederek .  Ancak günler sonra  Julian Assange’ın iletişim bilgisini bilgisayarına kaydetti. Doğrudan İzlanda’daki soruşturma editörümüzle temas kurabilirsin 24 saat hizmet: Julian Assange’ı iste!

Sonra WikiLeaks En Çok Arananlar Listesi’nden  bir ipucunu izleyen Manning, CIA tutuklu sorgulama videolarını  kendi erişimindeki gizli iletişim ağlarında araştırmaya başladı. CIA tutuklu sorgulama videoları.

Öteki potansiyel ispiyoncular gibi  halkın bilmesi gereken gizli bilgilere erişimi olup olmadığını  merak etmeye başladı.  Çalışmaları sırasında  Irak ve Afganistan’dan binlerce askeri rapor indirmişti bile.  Bayraklarını orada ele geçirdi. Hem de bir sürüsünü.

WASHINGTON, D.C. OCAK_2010 Ocak sonu / Şubat başında izne ayrıldım  Irak ve Afganistan’dan gelenlerin %99,9’u eve gelmek, ailelerini görmek, sevişmek istiyor  ben  bir kadın olarak yaşamayı denemek istedim trene bindim

DC’den Boston’a baştan aşağıya kadın gibi giyinmiştim, peruk, takviye meme, elbise, ne lazımsa  Manning yeni bir kimlikle oynarken kendine yeni bir rol de biçiyordu.  Boston’daki erkek arkadaşını ziyaret etti  ve üniversite hacker’larının bir partisine gitti.  Orada kameraya yakalandı. Bu dönemde, hatta belki o anda,  Manning’in elinde Irak ve Afganistan savaşlarına ait  yaklaşık 500.000 gizli belge bulunuyordu.  İzni sırasında The Washington Post  ve The New York Times ile temas kurdu.  Manning onlardan ilgi göremeyince  “savaş günlükleri” ni WikiLeaks’e gönderdi.

En kötü şöhretli “hacktivist” olmanın eşiğindeyim ömrümün kalanını hapiste geçirmek veya idam edilmek umurumda değil  keşke dünya basınında boy boy fotoğraflarım çıkmasa çocukken çekilenler  Günaydın. O mu?

   Ordudaki bir er çok gizli bilgilere nasıl erişebiliyor?

  Ordu bu gizli videonun sızdırılmasıyla ilişkili olarak bir ABD askerini tutukladı.  Baş şüpheli 22 yaşındaki Er Bradley Manning.  Sivillere saldıran Apache helikopteriyle ilgili gizli videoyu  sızdırdığı iddia ediliyor.  Er Manning’le ilgili bu sorunu duymamızdan sonraki birkaç gün  bu durumu olabilecek en kötü senaryo gibi gördük.  O sırada bizim için öneminin ve gerçekte neler olduğunun pek de farkında değildik.  Er Bradley Manning,  Sacramento, Kaliforniya’da eski bir bilgisayar korsanını bulmuş,  bu hacker da gittikçe paniğe kapılarak sonunda onu ele vermişti.  Bir dosta ihtiyacı vardı ve keşke o dost olabilseydim. Sadece Bradley Manning’in ihtiyaçlarındansa birçok kişinin ihtiyaçlarına karşı bir sorumluluğum vardı.  Lamo federal ajanlarla buluştu  ve onlara Bradley Manning’le yaptığı sohbetlerin kopyasını verdi.  Bir kopyayı da Kevin Poulsen’a vermişti,  Kevin şimdi Wired.com’da editörlük yapan  bir dostu ve eskiden hüküm giymiş bir hacker’dı.  Adrian’ın akıl hastanesine girmesiyle ilgili bir haber yapmıştım. Eski Hacker Adrian Lamo Hastanede. Asperger Teşhisi Kondu  Hastanede yeni ilaçlara geçtiler. Yeni ilaçlarının  Kevin Poulsen Haber Editörü, Wired.com ona iyi gelmediğinden şüphelenmeye başlamıştım.  A Beautiful Mind durumuydu, tüm bunları hayal ediyordu sanki.  Lamo, Poulsen’ın hikayeyi yayımlamasına onay verdi  ve günler sonra Wired.com Manning’in tutuklandığını bildirdi. İstihbarat Analisti WikiLeaks Video Soruşturmasında Tutuklandı  Kimse Adrian’ın medyaya gitmesini istemiyordu  ama anlaşılan olan olmuştu. Sonradan medyaya pek çok kez başvurdu. Tim Webster Eski Askeri Karşı İstihbarat Ajanı Olay adeta patladı. Manning’i ele verdiğinizde kendinizi vatansever mi hissettiniz?

  Bu sızıntıya engel olamamak beni çok üzüyordu.  Eylemlerinin hayatları tehlikeye attığına inanıyordum   Adrian hayatını sanki bir roman yazıyormuş gibi yaşıyor. Her romancı okunmak ister. MUHBİR  Bana biçilen rolü elimden geldiğince iyi oynamak benim işim,  her oyuncu böyle yapar. Halkın gözünde kendiniz olamazsınız.  Bizi insan yapan tüm küçük şeyler kameraların karşısında dağılır gider. Şunu da belirtmek istiyorum ki, bence bundan böyle, WikiLeaks, kaynaklarının gizliliğini koruduğunu söyleyemez.

Manning’le ilgili son durum nedir?

   Son haberleri verin, sadece iki gün oldu. Casuslukla suçlandı.  En az 50 gizli telgrafı bir başkasına  gönderdiği iddia ediliyor. Öteki tarafın adı verilmiyor.  Bradley Manning tutuklandıktan sonra, dikkatler Julian’a yöneldi. Bu artık bir sır değildi.  Bu dönemdeki baskı çok yoğundu. Julian malzemeyi nereden edindiğini söylemiyordu, ama malzeme onun elindeydi, bu aşikârdı.

Kaynaklarımızın kim olduğunu bilmemek için çok çaba gösteriyoruz. Şifreleme teknolojimiz, kaynaklarımızın kimliklerini öğrenmemizi engelleyecek şekilde tasarlandı.

Julian’ın kaynağının  Bradley Manning olduğunu bilmemesi gerçekten mümkün müydü?

   Yoksa öyle söylemek eski bir Mendax taktiği miydi?

   Soylu bir amaç uğruna yalan mı söyleniyordu?

   Er Bradley Manning’in 260.000’den fazla belgeyi  WikiLeaks’e aktarmış olduğunu itiraf ettiği söyleniyor. Bu doğru değil.  Eğer kaynak oysa, daha birçok şey açıklanacak demektir.  Stephen Grey, Kanal 4 Haber. Sağ ol Stephen, sağ ol  artık tüm silahlar bana doğrultulmuş durumda.

 Julian daha ne kadar malzeme olduğunu biliyordu.  Ama Manning tutuklandığı için WikiLeaks’in  Manning’in malzemelerini yaymaya devam ederek  onu daha fazla tehlikeye atıp atmayacağı merak konusuydu.  Kesinlikle çok problemli bir durum. Daha ciddi olamazdı.  Bradley Manning adlı genç bir adamın  Sivil Cinayet videosunun kaynağı olduğu iddia ediliyor.  Kaynağımızın Bay Manning olup olmadığını bilmiyoruz.  Ama şunu biliyoruz ki, kaynağımıza bize verdiği her şeyi  yayımlayacağımıza söz verdik.

Potansiyel kaynağı tutuklanmış olsa bile  Assange, WikiLeaks’in misyonundan caymıyordu.

 Ele geçirdiği yüz binlerce ABD devlet sırrı elini yakıyordu.  Julian bir sonraki hareketini hayata geçirmek için Avrupa’da dolaşıyordu.  Brüksel’de araştırmacı gazeteci Nick Davies onun izini buldu.  Julian’a teklifim şu oldu:  Gizli malzemeyi WikiLeaks web sitesine koymak yerine,  The Guardian ve aralarında The New York Times’ın da bulunduğu diğer medya gruplarıyla paylaşabilirdi. Bunlar bir anda milyonlarca insana ulaşabiliyordu

Nick Davies Araştırmacı Gazeteci -The Guardian ve aynı zamanda kendi bölgelerinde doğal politik bağlantılara sahiplerdi. Yani ona bir çeşit siyasi dokunulmazlık kazandırmaya çalışıyorduk, böylece yaptığı açıkça kışkırtıcı ve bir ölçüde tehlikeli şeyi, belli bir güvence ve başarı garantisi altında sürdürebilecekti. Düşman Eylemi Patlayıcı Tehlikeli Madde WikiLeaks’in daha kuvvetli bir megafondan faydalanabileceğini anlayan Julian  Nick’in önerisini kabul etti.  Peki, belgeleri Londra’ya nasıl götüreceğim?

Bir miktar risk vardı. Yetkililer onun iletişimini izliyorsa, ki bu pekala mümkündü, onunla alakamın farkında olacaklardı. İngiltere’ye döndüğümde beni tutuklayıp bilgisayarımda olması halinde malzemeye el koyabilirlerdi. USB bellek kullanmayı düşündük. Belki gözden kaçardı. O çok daha iyi bir çözüm buldu. Bir web sitesi yapacağını söyledi.
Kullanıcı adı: Nick_Davies Şifre:  Web sitesine girebilmek için şifreye ihtiyacım olacaktı.

Brüksel’de oturduğumuz kafedeki masanın üstünde duran kağıt peçeteyi aldı ve reklam logosundaki çeşitli kelimeleri birleştirip  “Büyük harf yok” yazdı.

Onu cebime attım. Tutuklanmam halinde bunun burnumu sileceğim bir şey olduğu sanılacaktı. Bu şekilde İngiltere’ye döndüm ama kimse beni durdurmadı, yani her şey yolundaydı.

Julian aynı zamanda  Londra’da bulunan Araştırmacı Gazetecilik Bürosu ile işbirliğine girecekti.  Merkezi Londra’da önceden kararlaştırılan bir teslimat noktasında lain Overton’la buluştu. Geldiğimizde Julian oradaydı. Kurşun geçirmez yelek giyiyordu. Orta Doğu yemekleri yedik.  Tarihin en büyük sızdırılmış askeri belge arşivine sahip olduğunu söyledi. Lain Overton Eski Yönetici Editör Araştırmacı Gazetecilik Bürosu  Iain’in genç bir meslektaşı, James Ball adlı bir bilgisayar uzmanı  kendisini bu casusluk öyküsünün ortasında bulmuştu. Gecenin 1’inde bir USB bellek üzerinde James Ball Gazeteci 390.000 gizli ABD askeri kaydını teslim aldım.  Gitmek üzereydim ki Julian nereye gittiğimi sordu.  “Eve gidecektim” dedim.  Durakladı ve “Hayır, bunu yapma” dedi.  “Adresinin bu adresle bağdaştırılmasını istemiyorum.  “En az dört beş saatliğine başka bir yere gidebilir misin? ”  Bir kulübe falan gidebileceğimi sanmam. Biraz sarhoş oldum diye 400.000 gizli belgeyi nasıl kaybettiğimi açıklamak zorunda kalmak istemem.  Daha önce kimse böyle bir şey yapmamıştı.  Bunun altından kalkacak ekipleri nasıl kurarsınız?

  Benim gazetecilik deneyimime sahip hiç kimse bu malzemenin onda biriyle bile karşılaşmamıştır. Gavin MacFadyen Araştırmacı Gazetecilik Merkezi Yarım milyon satırlık veriden söz ediyoruz. Eski günlerde yarım milyon satırlık veriyi dışarı çıkarmak için Pentagon’un ön kapısından 16 el arabası çıkarmanız gerekirdi. Bu gezegenin tarihindeki en büyük gizli malzeme sızıntısıydı bu.

Julian ilk yayımlanacak malzemenin  Afgan Savaşı Günlükleri olmasına karar verdi.  Ama önce onları anlamalıydı.  Londra’da, The Guardian gizli bir operasyon düzenleyerek  The New York Times ile  Alman dergisi Der Spiegel’den önemli askeri muhabirleri bir araya getirdi.  Bu deneyimli gazeteciler askeriyenin esrarlı dilini çözebilirdi. Burada çok daha fazla bilgi var. Ama en önemlisi   Muhabirlerin  Afgan Savaşı Günlükleri üzerinde çalıştığı dört beş haftada bunların yayımlanması halinde Afganistan’da insanların zarar görebileceğinden endişelenmeye başladık.

Bu büyük saldırı 22 saat falan devam ediyor. Burada başlıyor.  Bu özellikle bir operasyon veya benzeri bir olay sırasında  Koalisyon kuvvetlerine bilgi vermiş olan  sıradan Afgan sivilleri ilgilendiriyordu.  Ve kayıtlar bu sivillerin teşhis edilebileceği şekilde tutulmuştu.

BİR YEREL BELEDİYE BAŞKANI – DOROGH YEREL BELEDİYE BAŞKANI – DOROGH

Julian’a bu durumdan söz ettim, “Bir Afgan sivil, Koalisyon güçlerine yardım ediyorsa ölmeyi hak etmiştir” dedi ve onlara işbirlikçi veya muhbir denebileceğini anlatmaya koyuldu. Şimdi  Bundan emin misiniz?

  Söylediği bu muydu?

  Bu konuda hiçbir şüphem yok. Sadece ikimizdik ve bunu nasıl ele alacağımızı konuşuyorduk. Bu sorun, bu potansiyel sorun daha önce gündeme gelmişti. Bir kere bu bir ahlak sorunu, insanların ölümüne yol açabilecek malzemeyi yayımlamayız. İkincisi, gerçekten insanlara zarar veren veya vermesi ihtimal dahilinde olan bilgileri yayımlarsanız, politik dokunulmazlığınızı kaybedersiniz, kötü adamlara yardım ettiğinizi söylemek için fırsat bekleyenlerin propaganda saldırılarına karşı müthiş savunmasız kalırsınız.

Julian bir bilgisayar korsanı,  her bilginin iyi olduğuna ve her şeyin yayımlanması gerektiğine dayanan  bir ideolojiden geliyor.

Julian’a web sitesine gönderilen ve masum insanların ölmesine  yol açabilecek bilgileri yayımlar mı diye sordum. WNYC – “Medya Üzerine” Mart 2009  Örneğin bir kentin su sistemine şarbon bulaştırmanın yolları gibi bir bilgiyi.  Evet. Bir olasılıkla  cana malolsa bile  cana malolsa bile

Bu insan, dünyayla ancak dijital yollardan  iletişim kurabilen biri. Bir ölçüye kadar insan doğasının sınırlarıyla lekelenmemiş. Bazen insan faaliyetlerini kimi formüllere indirgiyor ve orada çarpan insan yüreğini görmüyor.

Çok basit bir formüle indirgedi.  “İşgalci bir kuvvetle konuşuyorlar, kötü olmalılar,  “muhbirler ölmeyi hak eder.” afgan sivil + koalisyon kuvvetleriyle konuşuyor = ÖLMEYİ HAK EDİYOR

Gazeteciler koalisyonu  Assange gibi şeffaf bir radikalle çalışmaya alışık değildi,  Assange da hala gazetecilik etiğini öğrenmekle meşguldü.  Sadece bir konuda hemfikirdiler,  belgeleri yayımlayacaklardı.  Londra’da tüm ortakların haberi aynı anda duyurması için bir tarih belirlendi.  Julian sonunda redaksiyon yapılmasını, isimlerin karartılmasını kabul etti ve ortaklarına,  kaynakların kimliğini belgelerden silecek özel bir işlemden söz etti.  Ama yayım tarihine bir haftadan az bir süre kala  Berlin’deki Domscheit-Berg’e haber vermeyi ihmal etti.  90.000 belgenin yayımlanmasına  dört gün kalmıştı ve hiçbir redaksiyon yapılmamıştı.  Köylerindeki bu Afganlılardan bazılarını bu malzeme hakkında haberdar etmemiz imkansız.  Bazılarının isimlerini redakte etmemiz gerekecek.  Bu sizin için yeni bir şey mi?

Kendiniz de biraz sansür yapıyorsunuz.
Evet, bu bizim için yeni, ama unutmayın ki   Zaman azalıyordu.  Yayımdan hemen önce  Assange en çok isim içeren 15.000 belgenin  bir kısmına odaklandı.  Çaresizlik içinde, olmayacak bir kaynaktan yardım istedi.  WikiLeaks’in Geoff Morrell Basın Sözcüsü, ABD Savunma Bakanlığı  yetkisiz ve usulsüz bir şekilde elde ettiği yaklaşık 15.000 gizli belgenin  kamuoyuna sunulmadan önce  Savunma Bakanlığı tarafından  gözden geçirilmesini istediği bildirildi.

Julian The New York Times’ı Pentagon’a mektup yazarak  redaksiyona yardımcı olmalarını istemeye zorladı,  reddettiler ve bu yayımdan 24 saat önce oluyordu.  Gizli ve hassas bilgi  O malzemede ne olduğunu umursamadığı doğru değil. Mark Davis Gazeteci ve Sinemacı Aslında bu malzeme ve az sayıda kaynak ona epey azap veriyordu.  Kendi başına gece gündüz  yayımlanacak şeyleri ayıklamak için çalıştı. WikiLeaks bu devasa ölçek için küçücük bir organizasyon.  Bazı hatalar yapacak. Spiegel, “I-E” diye mi yazılıyor, “E-I” diye mi?

  I-E. Tamam. Basın bülteninin o tarafını siktir et.  Arkasında onu destekleyecek bir yapı yoktu ve bir basın toplantısı düzenleyecekti. Ona şöyle dedim: “Julian, orada birine ihtiyacın var. “Biri bir basın bülteni yazmalı “veya en azından telefona cevap vermeli.”  Yayımdan birkaç gün önce  birkaç gönüllü öğrenci geldi.  Şimdi gidiyorum, ama şunu düşünmenizi istiyorum, yarın basın toplantımız var. Akına uğrayacağız. Tamamen akına uğrayacağız. WikiLeaks’ten bir örgüt gibi söz edelim. Apple veya IBM veya  Çok zeki çalışanları olan bir benzinci. Çok büyük bir organizasyon olduğu izlenimini vermeye çalıştığı doğruydu. Oysa Julian Assange’ın, sadece 300 dolarlık bir dizüstü bilgisayarı, 10 SIM kartı ve röportaj yapılırsa giyeceği ucuz bir ceketi vardı.

AFGAN SAVAŞI GÜNLÜKLERİ YAYINI 25_TEMMUZ_2010

Geç uyandı tabii. Kapıyı çaldım. “Julian, hadi dostum.”  Kalktı. Normal hali. Saat kaç?

  Saat kaç?

  25 var. – Küçük bir liste hazırlamalıyım.

- Peki.  İki dakika sonra gelirim. Kendini nasıl hissediyorsun?

  Yorgunum. Uyumadım. Ama iyiyim.  Bu sabah The Guardian’da 14 sayfa var. “Sızdırılan çok sayıda gizli dosya gerçek Afgan savaşını gösteriyor.” Kaynaklarımıza azami politik etkiden söz ediyoruz, sanırım bu sefer epey yaklaştık. Dışarıda 10 minibüs var. 10 medya minibüsü. Evet. Çok gelen olacak.  O kapıdan geçkin serseri öğrenciler gibi çıktı. O 50 metreyi yürüyüp bitirdiğinde  bir rock yıldızı olmuştu.  Dünyanın en ünlü adamlarından biriydi. Vay canına.  Çoğunuz sabah gazetelerini okumuşsunuzdur.

Bu sabahki The Guardian. Bu konuya 14 sayfa ayrılmış. Sızdırılan dosyalar gerçek Afgan savaşını gösteriyor  Savaşla geçen son 6 yılın nasıl olduğuna  ve savaşın gidişatının değişmesi gerektiğine dair The New York Times Afgan Savaşı: Gizli Arşiv  bir anlayış getireceği açık.  Savaş günlükleri vatandaşlara anlatılandan çok farklı bir çatışma ortaya koyuyordu.  Sivil kayıplar bildirilenden çok daha fazlaydı.  Amerika’nın müttefiki olması gereken Pakistan çift taraflı oynuyor,  ABD’den askeri yardım alırken  Taliban’la çalışarak Afganistan’da saldırılar planlıyordu.

Savaş günlükleri ayrıca gizli bir Amerikan suikast timinin  kadın ve çocukları yaralayıp öldürmekte korkunç bir rekoru olduğunu gösteriyordu.
Ulusumuz için hiçbir şey, savaşın vahşetini gözler önüne sermek kadar  büyük sonuçlar doğuramaz. Böyle kararlar vermek, böyle gizli müzakereler yapmak J. William Leonard ABD Hük. “Sınıflandırma Şefi” – 2002-2008 Amerikan halkına büyük kötülük etmektir, çünkü burada onlar adına yapılan şeyler söz konusu.

 İster katılın ister katılmayın, bunların özgürce yayımlanması gerekiyor. Bütün materyal yedi aydan daha eski tarihli ve herhangi bir operasyonel önemi yok. Hangi koşullarda bilgiyi yayımlamazsınız ya da bilgiyi yayımlamayacağınız durumlar var mıdır?

  Zararı en aza indirgemek için çalışmalarımız var.  Amacımız reform, yöntemimiz saydamlık. Ama bizim için yöntem amaçtan daha önemli değil. Pardon.  Julian’ın bütün dünyaya, “WikiLeaks her zaman zararı “en aza indirgemeye çalışır,” diye ilan etmesi beni çok şaşırttı. Julian’ın zararı en aza indirgeme diye bir çalışması yoktu.

WikiLeaks tarafından redaksiyon yapıldı mı?
Hayır. Sonuçta 15.000 belge yayımlanmadı.  Ama 75.000 belge yayımlandı  ve onların içinde yaklaşık 100 isim vardı.

Gazeteler sadece birkaç yüzü redakte edilmiş belgelerle  makaleler yayımladılar.  Ama kısıtlamalara ve Julian’ın verdiği sözlere karşın  WikiLeaks web sitesinde, redakte edilmemiş  75.000 belge yayımladı.  Bu belgelerin yayımlanmasının savaş alanındaki sonuçları askerlerimiz, müttefiklerimiz ROBERT GATES Savunma Bakanı  ve Afgan ortaklarımız için  potansiyel olarak çok ciddi ve tehlikelidir.  Bu yüzden bir kişinin zarar görüp görmediğini bilmiyorum. Materyalin orada olması ve potansiyel olarak tehlikeli olarak tanımlanabilmesi siyasi zarara yol açtı.

Materyal ilk yayımlandığında Siviller başarısız askeri politikanın bedelini ödediler  dünya Afganistan’daki sivil zayiatı  ve Taliban’ın peşine düşen ölüm mangalarını konuşmaya başladı.

Task Force 373 Taliban’ı alt etti ABD Ordusu Risk İçeren Sızıntı Araştırıyor  Ama Beyaz Saray haberleri kontrolüne aldı  ve hikaye, “WikiLeaks’in eline kan bulaştı,” şeklini aldı. Eline kan bulaştı  Bay Assange kendisinin ve kaynağının yaptığı şey hakkında istediğini söyleyebilir Amiral Michael Mullen Genel Kurmay Başkanı ama gerçek şu ki, şu anda ellerine genç bir askerin veya bir Afgan ailesinin kanı bulaşmış olabilir. WikiLeaks’teki insanların eline kan bulaşmış olabilir. Eline kesinlikle kan bulaştı. Ellerine kan bulaştı.  İşte burada bilgi savaşına giriyoruz. Bu spekülatif kan gerçek kandan daha önemli oldu.

OPERASYON KALICI ÖZGÜRLÜK
Ölen koalisyon askeri: 3.936 Ölen Afgan sivil: 15.500 – 17.400 Ölen Taliban: 15.000 – 25.000

Bütün bu korkunç şeyleri zaten biliyoruz.  Bunları biliyoruz.  Kabuslarınızı konuşalım.  Hükümetin sırları açıklandığı için bu insanların ölebileceğini konuşalım.

WikiÖldürür  Elinde kan olduğu ifadesini kullanmaya başladıkları anda  WikiLeaks izole edildi  ve siyasi açıdan bakıldığında  Beyaz Saray akıllıca bir adım atmıştı. Bu büyük haber örgütleriyle her türlü savın çevresinden dolaştılar  ve Julian’ı izole ettiler.

WikiLeaks’in Julian Assange’ı: ‘Anarşist,” “kışkırtıcı,” “kibirli” ve gazeteci  Assange ve gazeteler arasında bir ayrım yaratarak  hükümet ana akım medyasıyla bir savaşa girmekten kaçınmış oldu  ve Bradley Manning’in  “beyaz saçlı, deli Avustralyalı” diye adlandırdığı  mükemmel bir düşman yarattı. Adınız neydi?

   Eskiden neydi bilmiyorum, şimdi ne biliyorum. Adınız ne?

  Julian. Bu duruma alışmak zaman alıyor mu?

  Medya açısından bakıldığında, yakın zamana kadar pek ortalıkta değildiniz. Biraz büyüdük, şimdi böyle yapma zamanı geldi. WikiLeaks’in bir yüze ihtiyacı var mı?

  Evet insanlar bir yüzünün olmasını talep ediyor. Aslında biz, daha doğrusu ben bir yüzü olmamasını tercih ederdim. Ve bir süre bunu yapmaya çalıştık. Ve insanlar  Talep o kadar büyüktü ki, insanlar yüzler icat etmeye başladı.  Bazıları ona kahraman diyor,  bazıları onu ulusal güvenliğe bir tehdit olarak görüyor. Julian, katıldığın için teşekkürler  Bu öğleden sonra sızıntıların arkasındaki adamla konuştum

- Julian Assange.

- Julian Assange.

Günaydın Bay Assange.  Sızıntılar neyi başardı?

  Dünyadaki bütün gazetelerin yayımladığından daha fazla gizli belge yayımladık. Yani, bu gazetecilik.

Şu ifadeyi daha çok seviyorum:
“Işık açılırsa, sıçanlar kaçar.”

Bu belgelerin yayımlanmasıyla yapmak istediğiniz şeyi başardığınızı düşünüyor musunuz?

  Henüz değil.

- Sen. –

 Ne?

  Tanrım. Kapakta ikinizin resmi var. Tanrım, bak  Yine karşılıklı iki sayfa. Bence en iyi fotoğraf bu. Fena bir fotoğraf değil. Bence çok güzel.  Sonra  The Times’ın üç sayfasında, en tepede ambleminiz var. Artık bu ülkede dokunulmazım.

- Dokunulmaz mı?

  – Dokunulmaz. Buna kibir derler.  Buna kibir derler. Birkaç gün boyunca. Geçebilir. Ama birkaç gün boyunca dokunulmazım. WikiLeaks’in kurucusu bugün yine haberlere konu oldu. Uluslararası SORUŞTURMA İsveç, Julian Assange için tutuklama emri çıkardı.  İsveçli yetkililer WikiLeaks’in kurucusu  Julian Assange’ı sorgulamak için arıyor. İsveçli yetkililer iki ayrı cinsel taciz ve tecavüz kuşkusu nedeniyle tutuklama emri çıkardı.

STOCKHOLM, İSVEÇ AĞUSTOS_2010

21 Ağustos Cumartesi uyandım. Bir başka gazeteci bir e-posta yollamış  ve İsveç gazetesi Expressen’in web sitesinin linkini vermişti.

WikiLeaks’in kurucusu tecavüz şüphelisi  Web sitesine gittim, şöyle düşünüyordum, “Bu bir şaka, “bu sahte bir gazete.” Kocaman manşetler atılmıştı,  birinde Julian Assange’ın iki kadına tecavüz ettiği yazıyordu. “Bu nedir böyle? ” WikiLeaks’in Stockholm’deki koordinatörü olan birine telefon ettim. Bu şahsı buldum ve, “Neler oluyor? ” diye sordum.

İsveç’teki bu kişi Donald Boström idi. Donald Boström Araştırmacı Gazeteci  Julian Assange’a ülkedeyken  yardım etmeyi kabul etmiş bir araştırmacı gazeteciydi. Sanki  yeni bir Mick Jagger gibiydi. Evet, gerçekten. Hayranlar, takipçiler, medya  herkes Julian’a o sıralarda çok büyük ilgi gösteriyordu. O da bundan hoşlanıyordu.

- Hoşlanıyor muydu?

  – Tabii.  Assange merkezi WikiLeaks’in sunucularının bulunduğu İsveç’e taşımayı düşünmüştü.  Orada yasalar basın özgürlüğüne daha olumlu yaklaşıyordu  ve Assange’ın giderek artan bir hayran kitlesi vardı.

Julian Assange: Aktivist, Yasa Dışı  Seks Sembolü?

   Şöhret Assange’a bir platform sağladı ama aynı zamanda onu görünür bir hedef haline getirdi. Julian’a şöyle dedim: “Sanırım listedesin ” “bazı hükümetlerin istenmeyen insanlar listesindesin.” “Geçenlerde Rusya’da” “bazı gazetecilerin başı” “mini etekli kızlar yüzünden belaya girdi.” “Bu çok kolay bir numara.” “Lütfen dikkatli ol.” Bu, olayların patlak vermesinden tam bir hafta önceydi.

- Flaş haber  – Internet platformu WikiLeaks

 Avustralyalı suçlamaları asılsız olarak reddetti  Julian Assange 35 ve 25 yaşlarındaki iki kadınla rızaları olmaksızın ilişkiye girdiğini kabul etmedi. Kadın Assange’ın zor kullandığını, kendisinin de onun sarkıntılarına karşı koyduğunu söyledi. Sadece prezervatif kullanmayı kabul ettikten sonra seks yapmaya rıza göstermiş. Ama her nasılsa prezervatif yırtılmış.  Bilinmeyen bir kaynak polis raporunu basına sızdırdı.  Rapor Assange’ın ve iki kadının ifadesini  ve şaşırtıcı bir biçimde  yırtık bir prezervatifin fotoğrafını içeriyordu.  Başka tuhaf şeyler daha oluyordu. İsveç tecavüz suçlamasından vazgeçti

Bir kadının dosyası kapatıldı, daha sonra yeniden açıldı. İsveç Tecavüz Soruşturmasını Yeniden Açıyor Genel olarak bu suçlamaların çok utanç ve zarar verici Gavin MacFadyen Direktör – Araştırmacı Gazetecilik Merkezi bir sızıntıdan sonra yapılması çok ilginç bulunuyordu. Birkaç olasılık vardı. Birincisi, gazetelere bir hikâye satmak isteyen kadınlar ona tuzak kurmuştu. Bir diğeri, İsveç’teki aşırı sağcı bir grup ona tuzak kurmuştu. Belki gizli bir Birleşik Devletler örgütü bunu yapmıştı. Ve en aşırı ihtimal olarak da, kendisi böyle bir şey yapmıştı! Bilemiyorum. Bu kadınlarla aranızda cinsel zorlama veya tecavüz olarak nitelendirilebilecek herhangi bir şey oldu mu?

  Bir kelime, eylem veya şiddet yok. Tecavüz olarak nitelendirilebilecek hiçbir şey olmadı. Hiçbir şey. Peki, cinsel zorlama?

  Bunun ne anlama geldiğini bilmiyorum. WikiLeaks’i Yok Etme Planı Hiç kuşku yok ki, bu organizasyon bir kuşatma altında  Bu açıkça bir karalama kampanyasıydı  “Bu açıkça bir karalama kampanyası.. Sorun işin içinde kimin olduğu ”  Avustralya haberalma örgütünden Assange: “Pentagon faullü oynayacak demişlerdi.” böyle bir saldırı yapılacağına dair uyarı gelmişti.

WikiLeaks kurucusu Julian Assange buna “karalama kampanyası” diyor. Yandaşları tutuklama emrinin amacının onu susturmak olduğunu söylüyor. Bunun bir cadı avı, bir karalama kampanyası olmadığını mı söylüyorsunuz?

  Yapmayın. Suçlayanlardan biri Kübalı göçmenlerle çalışıyormuş ve bir CIA ajanı mıymış?

  Julian Assange “tecavüzcü değil” CIA’in karalaması mı?

   Pis kokular göklere kadar yükseliyor. Hükümetlerin ve şirketlerin insanların peşine bu tür yalan ve karalamayla düştüğünü yeterince kez gördüm. Bence bütün bunlar zırva. Bu gerçekten sürreel bir İsveç peri masalı. Sahneye bir tek troller çıkmamıştı. Onların da çıkmasını bekliyorum.  Benim görevim paratoner olmak,  çalışmalarımız nedeniyle örgüte yapılan saldırıları üstüme çekmek. Bunun bir yönü sizin İsveç’teki hukuki durumunuz. Bu konuyla ilgili olarak konuşmayacağım. Ama WikiLeaks’i ilgilendiriyor.

- Konuşursan giderim

- Siz hala  Bir keresinde  Bu son derece ciddi röportajı kişisel hayatımla ilgili sorularla kirleteceksen  Bunu WikiLeaks’e bir saldırı olarak mı gördüğünüzü soruyorum. Pekala, tamam. Julian, diğer soruya geçebilirim. Tek sorduğum  Kusura bakma. Bunu sen istedin.  İsveç’teki olay hala çözüme kavuşmamıştı.  Soruşturma sürerken savcılar Assange’ın, geri gelmesi kaydıyla İsveç’ten ayrılmasına izin verdiler.  Ama Assange bir daha dönmedi.  İsveç’in bir tuzak olduğundan emin olarak Londra’da izini kaybettirdi.  Julian’da biraz paranoyaklık var.  Ama onunla birlikte olduğum zaman içinde güvenlik arzusunun yüksek olması bence doğruydu, uygundu. Şunu da söylemek lazım, son beş on yıldır böyle yaşamasının doğru olmadığı zamanlar böyle yaşıyordu. Önümüzdeki iki üç hafta içinde WikiLeaks’ten başka şeyler gelecek mi?

   Paranoyak olmak için bir nedeniniz olamaz.  Dikkatli olmak için bir nedeniniz olur.  Kaybedecek çok şey var, bu yüzden her gün çok dikkatli olmak lazım.

 Telefon değiştirme, pillerini çıkarma, bilgisayar değiştirme gibi  gizlenme taktikleri konusunda bu an için eğitim almıştı. 

Daha öncekiler belki gerçek değildi  ama şimdi gerçek olunca çok işine yaradı.  Amansız düşmanların hedefiydi.

Şu anda Pentagon’un çok büyük miktarda gizli belge yayımlamak üzere olan Julian Assange’ı aradığı söyleniyor. Kafasını siperden çıkarıyordu. Kendisini tehlikeli bir duruma sokuyordu. Ve bence genel olarak tehlikelerle iyi başa çıkıyordu. Bu adamın harika bir yönü var ama bir de çok yıkıcı olan gizli bir yönü var.  Doğuştan bir masalcı, hikaye anlatıcısıdır  ve yoğun biçimde hayal dünyasında yaşar ve bir ölçüye kadar yaşadığı bu hayal dünyası hepimizin yaşadığı sıradan gerçeklikten daha gerçek olur.

Prof. Robert Manne La Trobe Üniv., Melbourne Evet.  Sizin ve bazı WikiLeaks çalışanlarının  saldırgan bir şekilde izlendiğinizden söz ettiniz. İzlanda’da kesinlikle izlendik. Şahsen ben, beni videoya çeken bazı insanları kovaladım.  Oslo’daki bir konferansa gitti ve kendisini izleyen iki Dışişleri Bakanlığı yetkilisinin İki Dışişleri Bakanlığı yetkilisi editörümüzü İzlanda’da takip etti  kendisiyle aynı uçakta olduğunu iddia etti  ama bir kanıtı yoktu. İşte bu, zaman içinde çoğumuzu yormaya başladı. CIA WikiLeaks editörüne suikast planını onaylamıyor, inkar etmiyor Julian sürekli olarak çok büyük tehlike içinde olduğumuzu ve buna benzer şeyler yayıyordu.

Bunlar sadece yalan ve propaganda idi. Aleyhimizdeki operasyonlar hakkında bilginiz varsa https://secure.wikileaks.org ile irtibat kurun

Nedeni belki şöhret, belki ilgi çekme, Smári McCarthy Eski WikiLeaks Gönüllüsü belki de, böyle bir ortamda çalışmanın getirdiği baskıydı ama bir şekilde, tanıdığım bu idealist kişi hikayenin bir noktasında başka bir şeye dönüştü.  Bu konu çok kötü bir yöne evrildi. Assange’ı WikiLeaks Başkanlığından Devirme Çabaları  Newsweek’te bir makale çıktı. Julian onu, basınla konuştuğumun kanıtı kabul etti.  O günden itibaren ona göre bir haindim,  onu sırtından hançerlemeye çalışıyordum. Sonuçta organizasyondan atıldım.

 Julian’ın ifadesiyle şu gerekçelerle: “Sadakatsizlik, itaatsizlik ve kriz zamanında istikrarsızlığa yol açmak.”

Bu dil nereden çıktı?

  Bilebildiğim kadarıyla 1917 tarihli Casusluk Kanunu’ndan.  Bu acımasız bir ironiydi.  Atlantik’in öbür kıyısında Birleşik Devletler Adalet Bakanlığı  Julian Assange’ı hapse atmak için Casusluk Kanunu’nu  kullanıp kullanamayacağını araştırıyordu.  Casusluk Kanunu temelde bireylerin ulusal güvenliği ilgilendiren bilgileri, düşmanın bize zarar vermesini sağlamak amacıyla, düşmana verdiği durumları kapsar.  The New York Times’ın veya The Washington Post’un her gün yaptığı  bir şeyden farklı bir şey yapmayan bireylere karşı  Casusluk Kanunu kullanmak bir ilk olacaktı.

LONDRA, İNGİLTERE 22_EKİM_2010 

İçeri önce onlar mı girsin?

   Sıradaki büyük yayın Irak Savaş Günlükleriydi.  Bu kez WikiLeaks redaksiyon sorunlarını çözmek amacıyla  bir bilgisayar programı geliştirmek için gönüllülerle çalıştı.

Yaklaşık 400.000 belge Irak Arşivi: Savaşın Kıyıları  ABD Ordusunun sivil zayiat ve sistemli işkence konularındaki bilgiyi Iraklı sivillerin ölümleri  kasten gizlediğini ayrıntılarıyla gösteriyordu. Gizli dosyalara göre ABD Irak’ta işkenceyi umursamıyor

Başkan Obama, Amerikan ordusunun elinde bulunan lain Overton Araştırmacı Gazeteci Iraklı savaş esirlerinin  Iraklı yetkililere teslim edilmesine izin verdi.  Cenevre Sözleşmesine aykırı olan şeylerden biri savaş esirlerini, işkence yaptığını bildiğiniz bir başka otoriteye teslim etmektir. Tutuklulara kötü davranıldığı durumlarda müdahale etmediğimiz iddialarını cevaplamak istiyorum: Doğru değil.

Irak ordusunun ve polisinin tutukluları, James Ball Gazeteci korkunç işkencelerden geçirdiği tıbben kanıtlanmış  1.300 iddia vardı.  Tecavüzden söz ediyoruz,  tacizden, hortum sokmaktan söz ediyoruz,  insanları dövmekten, öldürmekten söz ediyoruz.

Irak’ı “kurtardığımızı” söylediğimiz türdeki işkenceden söz ediyoruz. Amerikan hükümeti, Bush ve Obama yönetimlerinde, bu gerçeği bilmesine rağmen, tutukluları teslim etmeyi sürdürdü. Bu Cenevre Sözleşmesine aykırıdır. Obama yönetiminin savaş suçu işlediği görülüyor.  Bunu daha önce kim biliyordu?

  Irak ve Afganistan savaşlarıyla ilgili tarihsel önemde belgeler.  Bu, muhtemelen çağımızın en önemli belgelerinden biridir, savaşın sisini dağıtmakta ve 21. yüzyılın asimetrik savaş tarzının gerçek doğasını gözler önüne sermektedir. İyi günler.  Bradley Manning’in WikiLeaks’e mektubu  Manning ne yapmıştı?

   Eylemi, Ordunun dediği gibi, sorumsuz bir veri aktarımı mıydı?

   Yoksa bu, bir süper gücün perdesinin arkasına bakan ve bu gücün yaptığı şeyin yanlış olduğuna karar veren bir insanın eylemi miydi?

   Sızıntılardan sonra, tutuklanmadan hemen önce  Manning yapmış olduğu şeyi ve gideceği yeri  kabullenmeye çalışıyordu. Üç sinir krizi geçirdim  her biri kuşkularımı ve duygusal olarak güvensiz oluşumu bir öncekinden daha açık bir şekilde gösteriyordu 8 ay önce bana kendimi bir kadın olarak tanımlayıp tanımlamadığımı sorsaydın sana, delisin derdim  Tek bir kişinin bile onun bir kadın kişiliğine sahip olduğu olasılığını düşünmüş olması mümkün değil. Uzman Jihrleah Showman Bradley Manning’in Şefi Kadın olmak istediğini mi kastediyorsunuz?

  Hormon tedavisi görmek istediğini biliyorduk ama kimsenin umurunda değildi. Yani, “Artık kadınlarla duş yapmalı,” diye düşünmüyorduk.  Kimsenin umurunda değildi. Bu noktada hiçbir şey umurumda değil  Beni arayıp ağlardı.  Hıçkıra hıçkıra tıpkı her şeyini yitirmiş bir bebek gibi Jason Edwards Bradley Manning’in Arkadaşı  ve, “Yapmayacağım,  “yapamayacağım, bunu yapamayacağım,” derdi. Sonumun kafama sıktığım 5.56’lık bir kurşun olmasını istemiyorum.

Sürekli olarak, “Biri var mı?  “Konuşabileceğin biri var mı, “orada olan, her gün gördüğün biri? ” diye sordum. Olmadığını söyledi. Bundan kurtulmaya çok ama çok çalıştım

(CİNSEL KİMLİK BOZUKLUĞU)  Manning en az bir kez kıdemli çavuşuna yardım için başvurdu. Gitmiyor   Manning e-postasına kadın kılığına girmiş olarak çektirdiği resmi ekledi. Istırabımın ve kafamın karışıklığının nedeni bu  Bütün hayatımı sona ermeyen bir kabusa çeviriyor  bu noktada artık burada değilmişim gibi hissediyorum.  Birkaç hafta sonra akşam yemeği sırasında  Manning yerde yatarken bulundu.  Bir bıçakla sandalyeye şöyle kazımıştı:  “İstiyorum.”  Manning aynı gece iş başı yapmaya çalıştı.  Vardiyam sona ermişti, onun bulabilmesi gereken bir şeyi bulmaya gelmiştim. Aşağı yukarı yürüyor, benimle ukala ukala konuşuyordu. Ona şöyle dedim: “Manning, benimkini temizlemeden önce neden kendi pisliğini temizlemiyorsun? ” Bir çığlık attı ve ben otururken suratıma bir yumruk patlattı. Adrenalinim derhal zirve yaptı. Ayağa kalktım ve sandalyeyi geri ittim. Benimle dövüşmeye çalıştı ama ben onu güreşçilerin deyimiyle “giyotin” e aldım, yere yatırdım, üstüne çıktım ve ellerini başının yanında yere çiviledim. O sırada bana bulaştığına inanamıyorum. Pazılarım 40 santim kalınlığındaydı.  Muhtemelen yumruk atması gereken son kişi ben olmalıydım. Üstlerim bu sorunun çok büyüdüğüne, oradan uzaklaştırılmasına ve silahının alınmasına karar verdiler. Bir lezbiyenin suratını yumrukladım  bundan gurur duymuyorum  Bir daha ofise gelmedi. Artık çavuşla posta odasında çalışıyordu. En azından erişim hakkımı almadılar [şimdilik]  Manning posta odasında da Internet bağlantısıyla askeri ağlara erişebiliyordu.  Silahı elinden alınmıştı  ama hala milyonlarca gizli belgeye erişimi vardı.  Personel güvenlik programlarımız var.  Erişim hakkı verdiklerimizi araştırırız.  Bu gence o hak verilmeli miydi?

  Geriye bakıldığında, hayır. Geleceğe bakınca, kim bilir?

  NSA Başkanı, 1999-2005 CIA Başkanı, 2006-2009

Bunlar vermesi zor kararlardır. Size şöyle söyleyeyim, iki yüzyıldan fazla bir süredir Amerikan Ordusunda son derece aptal erler olmuştur ve erler zaman zaman son derece aptal şeyler yaparlar. Üzgünüm, şu anda berbat haldeyim :'( ve kimse farkında değil ki, bu “görünen” berbat durumun içinde benim yarattığım bir berbat durum var, kimse bilmiyor  henüz Tutuklandığını görmedim. Ama dört askeri inzibatın arasında  koridorda yürürken gördüm.  Yüzünde bir gülümseme vardı, sanki, “Dünyanın en tepesinde ben varım,” diyordu.  Ondan aldığım en son e-postada bütün dünyayı şoke eden bir şey duyacağımı yazıyordu.

Merkezi bir sunucuda depolanıyorlardı  elimde bir müzik CD’si ile içeri girerdim  CD’nin üzerinde “Lady Gaga” falan yazardı  müziği silerdim  sonra sıkıştırılmış bir dosya yaratırdım kimse bir şeyden kuşkulanmazdı amerikan tarihindeki muhtemelen en büyük veri sızıntısını gerçekleştirirken  Lady Gaga’nın Telephone şarkısını dinler ve eşlik ederdim

Oldukça basit bir işlemdi. Bilgisayarınıza CD’yi koyuyorsunuz ve çok büyük miktarlarda bilgi yüklüyorsunuz. Pek sofistike bir şey değildi.  Bu pek doğru değil.  Manning bilgisayarlarını çok etkili dışarı sızdırma makinalarına çevirmişti.  Manning birkaç ay boyunca Dışişleri Bakanlığı sunucusuyla  794.000’den fazla bağlantı yaptı.  Hiç kimse fark etmeden yüzbinlerce belge indirdi.  Bir engelle karşılaştığında  şifre kırma konusunda tavsiyeler almak için başka hackerlarla yazıştı.

- LM-Hash kırma konusunda iyi misin?  – LM için gökkuşağı tablolarım var. Bizim çocuklara aktardım.  Manning daha sonra onunla yüklemelerin ilerleyişi hakkında konuştu. Elimdeki her şeyi sana gönderiyorum  Manning’in arkadaş listesinde bu adresin altında tanıdık bir isim vardı

Tamam, harika  Ne zaman bize ulaşır?

   Julian Assange. 11-12 saatte  6 saati geçti Hilary Clinton ile dünyadaki bütün diplomatlar bir sabah kalkıp  bütün gizli dış politika belgelerinin  halka sunulduğunu gördüklerinde  kalp krizi geçirecekler. Dünyadaki herkesi ilgilendiriyor bu açık diplomasi  dünya çapında anarşi  çok güzel ve dehşet verici   28 Kasım 2010 tarihinde  WikiLeaks ve onun medya ortakları  Bradley Manning’in temin ettiği, dikkatle redakte edilmiş, Sızdırılan Telgraflardan ABD Diplomasisine bir Bakış  az sayıda Dışişleri Bakanlığı telgrafını yayımlamaya başladılar.  Amerikalı diplomatların yolladıkları günlük notlar  dünyanın gerçekte nasıl işlediğine dair çok dürüst bir resim sunuyordu.

Tam bir Oz Büyücüsü anıydı.

Hepimiz politikacılara bakarız, “Ne kadar da güçlüler!” deriz. Heather Brooke Gazeteci
Sonra küçük köpek perdeyi çeker.

Telgraflar Mısır, Tunus ve Libya diktatörlerinin  işledikleri suçları ve yolsuzluklarını ifşa ediyordu.  Bu da karşılığında, bir öfke patlamasına  insanların baskıya karşı ayaklanmasına,  Arap Baharı’na yol açtı.  Telgraflarda aynı zamanda  Amerika’nın sözde müttefiklerinin hataları, DÜNYAYLA DALGA GEÇİYORLAR  güçlerinin ve meşruiyetlerinin aslında sahte olduğunu  gösteren bir şekilde anlatılıyordu.

KÖTÜ – GERİ ZEKALI -ZAYIF – DELİ

Bu sızıntının ölçüsü çok büyük.  Birleşik Devletlerin dünya yüzünde ilişkide olduğu  bütün ülkeleri ilgilendiriyor. Birleşik Devletler ve diğerleri bunun etkisini gidermeye çalışsa bile, Philip J. Crowley- Eski Halkla İlişkiler Bakan Yardımcısı bu, tekrar tekrar açılan bir yara olacak.

Raporların Tarihçesi Tehditler ve Gerilimler  Telgrafların suçların örtbas edildiğini ve diplomatların  sistematik olarak casus olarak kullanıldığını ortaya çıkarmasıyla  Birleşik Devletlerin tutumu da ifşa edilmiş oldu.

Casus ile Diplomat Arasında Belirsizleşen Çizgi
Herkesin sırrı vardır.

Ulus devletlerin halklarını güvenli ve özgür yaşatmak için yürüttüğü bazı faaliyetlerin Başarılı olması için gizli olmaları gerekir. Eğer herkes tarafından bilinirlerse işinizi başaramazsınız. Bu konuda çok açık konuşacağım. Biz sır çalarız. Başka ulusların sırrını çalarız. Bunu açıkça yapıp, uzun bir süre başarılı olmak mümkün değildir.  Bu tür ifşaatlar sorumlu hükümetin  doğru işleyişine zarar verir. İyi niyetli insanlar ulusal çıkarlar ile küresel çıkarları korumak için hassas diplomatik iletişimin gerekli olduğunu kabul eder.  Amerikan hükümetinin önceki sızıntılara  öfkeli olduğu açıktı ama birden çok sert davranmaya karar verdiler.

Obama yönetiminin WikiLeaks’e hak ettiği şekilde, bir terör örgütü olarak  muamele etmesinin zamanı geldi. Yapmamız gereken şey Assange’a Birleşik Devletler’e karşı bilgi savaşına giren düşman askeri muamelesi etmektir. O bir şantajcı, zorba ve teröristtir. Kafadan çatlak, cinsel tacizci  O, avlanması, yakalanması ve yargılanması gereken bir suçludur. Çok ciddi bir cezai soruşturma yürütüyoruz ve bilgi sızıntısını durdurmak için yapabileceğimiz şeyleri araştırıyoruz. Kanunların gerektirdiği en şiddetli biçimde yargılanmalıdır ve bu bir sorun oluyorsa, kanunları değiştirmemiz lazımdır. Özel kuvvet birliklerimiz var. Ölü biri bir şey sızdıramaz  vuracaksın o  Bu küçük serseri

Şimdi Obama’ya sesleniyorum. Obama, bugün bizi dinliyorsan, bu adamın icabına bakmalısın. Bence Obama onun öldürülmesine izin vermeli, hatta bir İHA kullanmalıdır. Bir İHA’nın Assange’ı vurması çok hoşuma gider. ABD WikiLeaks Kurucusuna Dava Açmayı Görüşüyor  Bütün tehditler Assange’a yöneltiliyordu.  Kimse The Guardian’a veya The New York Times’a saldırmıyordu.  Bunu çok şaşırtıcı buluyordum. Eğer Julian Assange Amerikan yasalarına göre bir suçtan dolayı tutuklanırsa,  o zaman The New York Times editörü de onunla birlikte hapiste olmalıydı.  Aniden, Dışişleri Bakanlığı telgraflarının  ilk bölümünün yayımlanmasından sadece iki gün sonra  Interpol, seks suçlamaları nedeniyle  sorulacak soruları cevaplamak için İsveç’e gitmeyen  Assange için bir tutuklama kararı çıkardı.

SEKS SUÇLARI

Bunun arkasındaki politik motivasyonlar  beni biraz kaygılandırıyor. İsveç esir taşıyan uçaklar ve işkence için Mark Stephens Assange’ın Avukatı kaynaklarını ve tesislerini kullandırtan yaltakçı devletlerden biri. Yani, İsveç’e giderse Amerika’ya gönderileceğini mi düşünüyorsunuz?

  Bu fikir aklıma çok yatıyor.

- Ve bu tezle mi itiraz edeceksiniz?

  – Kesinlikle.  Assange için mühürlü bir tutuklama emri çıkarıldığı söylentileri vardı.  Bir ABD büyük jürisi WikiLeaks destekçilerini  hedef alan celpler çıkarmıştı.

GERÇEK SİZİ ÖZGÜRLEŞTİRMEYEBİLİR

Siyasi baskılar nedeniyle  VISA ve MasterCard web sitesine bağış yapılmasını durdurdular. VISA ve MasterCard hiç çekinmeden Ku Klux Klan’a, dünyadaki her türlü örgüte bağış yapılmasını zevkle sağlıyor ama hiçbir suçlama, uyarı, herhangi bir şey olmadan bu örgüte yapılan bağışları durdurmakla kalmadıkları gibi, aracıların yapmasına da izin vermiyorlar. Bu arada, WikiLeaks kurucusu hala polisten kaçıyor SİBER SAVAŞ ama bugün online olarak seslendi.

GERÇEK HER ZAMAN GALİP GELECEKTİR.

WikiLeaks saldırıya geçti. Bizi keserseniz daha güçlü oluruz.

Julian Assange tutuklanırsa WikiLeaks’e ne olur?

Olay devam ediyor, çok büyük miktarda çok önemli materyal var ve herkes bu materyali yayımlamak için çalışıyor.
WikiLeaks’in sözcüsü her zaman Julian olmuştu  ama Julian saklandığı için boşluğu ben doldurdum.

Julian Assange, bu mitik karakter nerede?

  Doğrusu onu en son nerede gördüğümü hatırlamıyorum.  Birçok TV programına çıktım,  neredeyse 16’sında gösteriyordum.  İnsan kendini Golyat’la çarpışan Davud gibi hissediyor. Örgütünüzün ve web sitenizin saldırı altında olduğunu düşünüyor musunuz?

Evet, bir haftadır saldırı altında. WikiLeaks web sitesi siber saldırıya uğradı  ve sık sık çevrimdışı oldu.  Buna karşılık olarak WikiLeaks destekçileri dünya çevresindeki  1000’den fazla sunucuda sitenin yansısını yapmaya başladılar.  WikiLeaks’i lnternet’ten atmak olanaksızdı.

Dijital çağda Internet hükümetlere her zamankinden daha fazla bilgi ve güç sağlar, daha fazla iletişim sağlar. Ama vatandaşların da aynısını yapmasını sağlar. Hükümetler daha güçlü ama aynı zamanda daha kırılgandır.

Şu anki savaş  lnternet’i kontrol eden bilgiyi kontrol eder savaşıdır.

ANONYMOUS’TAN MESAJ
Merhaba. Bu, Anonymous’tan gizli bir mesajdır.  Doğruları yayan WikiLeaks’e defalarca yapılan saldırılar ANONYMOUS hacker kolektif videosu  ve finans kaynaklarının kapatılması üzerine  çok açık bir şekilde belirtiyoruz ki,  ifade özgürlüğü ve özgür basın için savaşacağız.  Biz Anonymous’uz.
Sayımız çoktur.
Affetmeyiz.
Unutmayız.
WikiLeaks’in gelirlerinin engellenmesine karşılık olarak ‘Operation Payback’ Fell Visa.com’a Saldırdı  Anonymous VISA, MasterCard, ve PayPal’e siber saldırılar düzenledi  ve web sitelerini kapattı. Web Saldırıcıları WikiLeaks’te Kendilerine Dava Buldu  Julian Assange’ı serbest bırakın!  Bradley Manning’e özgürlük!  Savaşı sona erdirin.
JULIAN ASSANGE VE BRADLEY MANNING’E ÖZGÜRLÜK

Yoldan çekilin lütfen!  Yoldan çekilin.

LONDRA, İNGİLTERE 07_ARALIK_2010

Siyasi mahkum! Uyarıldınız! Seni seviyoruz! İfade özgürlüğü! İfade özgürlüğü!  Tutuklama emrinin çıkarılmasından bir hafta sonra  Assange Londra’da polise teslim oldu.  Kaçma ihtimalinin olduğu kabul edilerek,  kefalet duruşmasına kadar hapiste kalmasına karar verildi. Birçok kişi Bay Assange’ın masum olduğuna inanıyor ve birçok insan bu yargılamanın siyasi amaçlı olduğunu düşünüyor.  Assange’ın tutuklanması mitik bir ana dönüşmüştü  ama gerçekte neler oluyordu?

İsveç Birleşik Devletler’in bir ajanı gibi mi davranıyordu?

İsveç’e iadesi Guantanamo’ya tek yönlü bilet mi demekti?

Yoksa WikiLeaks’in misyonu iki kadınla bir erkek arasındaki  kişisel bir konuyla mı karıştırılmıştı?

   Neden görüntünü değiştirdiğimizi  ve seni böyle filme çektiğimizi anlat.  Yüzümün karartılmasının önemli olduğunu düşünmemin nedeni almış olduğum tehditlerdir.  Yüzümün farklı yayın organlarında iznim olmaksızın gösterildiğini biliyorum.  Birçok online topluluk  benim ve diğer kızın kim olduğumuza dair  spekülasyonlar yapmaya başladı.  Yüzüm ne kadar az görülürse, Anna Eski WikiLeaks Gönüllüsü beni ne kadar az insan tanırsa o kadar güvende olacağımı düşündüm.  Anna’ya dava sonuçlanana kadar  Assange ile yaşadığı cinsel ilişki konusunda  konuşmaması tavsiye edildi.  Ama herkesin kabul ettiği bazı gerçekler var.  Stockholm’deki bir WikiLeaks seminerinin düzenleyicisi olan Anna,  kendisi şehir dışındayken Julian’a dairesinde kalabileceğini söylemiş.  Daha sonra da şehre vaktinden önce dönmüş.  Ertesi gün seminerde  Julian’a bir başka WikiLeaks gönüllüsü yanaşmış.  Adı Sofia’ydı. Sofia Julian’ı görmek, Julian’a dokunmak Julian’ın yanında olmak istiyordu. Doğrusu, bence o bir rock yıldızı gibiydi ve meyveleri topluyordu.  Savaşın ilk zayiatı gerçektir. Seminerden bir hafta sonra Anna beni aradı ve şöyle dedi: “Donald ” “gezegenin en ateşli adamını” “dairemde, hatta yatağımda ağırlamaktan büyük gurur duydum.” “Ama daha sonra hoşuma gitmeyen bir şey oldu.” “Prezervatifi yırttı.” “Bu beni çok rahatsız etti.” Sonra da, Sofia’nın onu aynı konuda aradığını söyledi. Hamile kalabilir veya HIV bulaşabilir diye çok korkuyordu çünkü Julian onunla prezervatifsiz seks yapmıştı. Julian HIV testi yaptırırsa polise gitmeyeceklerini söylediler. Arkadaşlarına bunu hızlı ve olaysız bir şekilde halledebileceğimizi söylemeye çalıştım çünkü bu olayın gazetelerde boy göstermesini istemiyordum.  Ama o bu işi büyütmeyi tercih etti.  Julian defalarca test yaptırmayı reddetti.  Sonunda fikrini değiştirip test yaptırmayı kabul ettiğinde, artık çok geçti. Kadınların sabrı artık tükenmiş,  Nick Davies Araştırmacı Gazeteci -The Guardian Julian’ın reddedişlerine çok kızmış ve polise gitmişlerdi.  Aynı anda ikisiyle de sevgili olduğumu, korunmadan seks yaptıklarını öğrendiler ve cinsel yolla bulaşan hastalık olabilir diye çok gerildiler.  Polise gitmek için çok saçma bir sebep.  Kadınlar Assange’ı HIV testi yaptırmaya zorlamak için polise gittiklerinde  ifadeleri bir suç isnadının mümkün olduğu düşüncesini uyandırdı.  Polis, kendiliğinden, soruşturmayı derinleştirmeye karar verdi.  Prezervatif kullanmayı reddetme başroldeydi.  Assange’da HIV var ve o bunu biliyor idiyse, bu bir tecavüz davası olabilirdi. ” Assange  [Anna'nın] kollarını tutuyor, bacağını açmaya çalışıyordu ” “Anna Assange’ın prezervatifi yırtığından emindi ” ”  ve  sevişmeye devam etti ve sonunda boşaldı.”  Kadınların ifadeleri bir başka konuyu gündeme getirdi.  Assange kadınları hamile bırakmak için mi prezervatif kullanmayı reddetmişti?

   Bazı kişiler onun dünyanın değişik yerlerinde dört değişik kadından dört çocuk sahibi olduğuna işaret etti. Bu adam, insanların arasına çıkmayan, sürekli bir yerden bir başka yere giden, hiç kökü olmayan biri. Ve bir sürü çocuğu var. İçinde üremek için, dünyaya sağlam bir temel atmak için bir temel içgüdü olabilir. O tam bir dijital insan ama insanların dijital dünyada yaşaması mümkün değil. ” [Sofia] [Assange'ın] içine girdiği hissiyle uyandı.” “İçindeydi, devam etmesine izin verdi.” “Hemen şöyle sordu, ‘Bir şey taktın mı? ‘ O da cevap verdi, ‘Seni.'”  Bunun bir sadakat tuzağı olduğunu hiçbir zaman söylemedim. Bunun bir sadakat tuzağı olmadığını hiçbir zaman söylemedim. ‘Bunun ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yok.’ Kim olduğumuzu bilmediğini iddia ediyordu. Bu doğru değil. Kim olduğumuzu çok iyi biliyordu,  ve biz polise gitmeden önce polise gideceğimizi biliyordu.  Bu karalamaları yapmak için nedenleri olan güçlü çıkarlar var.

“Kirli oyunlar” konusunda uyarılmıştık. Birincisi gerçekleşti:  Julian’ın yaptığı şey küçük bir kartopunu dağdan aşağı yuvarlamak oldu. Bu bir komploydu. O aşamada başka şey yapmasına gerek yoktu. ‘Tam bir Rezaletti’  Yuvarlandı ve hız kazandı. ‘Seks tuzakları konusunda uyarılmıştım.’  Tamamen hayal ürünü birçok söylenti çıktı. Bir Seks Tuzağına mı Düşürüldü?

  En inanılmaz söylenti de bir CIA ajanı olduğumdu. Böyle tuhaf bir hikayeye inanacak birinin olabileceğine inanamıyordum. Dışarıdan bakınca anlayabiliyorum bir komplo olmalı. Ama ben olayın tam içindeydim. Üzgünüm, onlar CIA tarafından yollanmış mini etekli iki kadın değil. Onlar Julian’a ve WikiLeaks’e hayran iki hoş kadındı. Hiçbir şey söylememeye çok dikkat ettin. Neden?

  Çünkü bu bir hukuk davası, tartışma programı değil. İsveç! Yazıklar olsun İsveç! Yazıklar olsun! İsveç! Yuh sana!  Julian’ın kişisel ilişkilerinin WikiLeaks’inkilerle birleştirilme şeklini  çok rahatsız edici buluyorum. Bir noktada iki konuyu ayrı tutma çabası vardı. Bu tersine çevrildi ve iki olayı birleştirme kararı verildi. Ve  Nasıl tersine çevrildi?

  Bir toplantı mı yapıldı?

  Yoksa  O yöne doğru mu evrildi?

  Julian tersine çevirdi. Açıkça. İsveç’te olanların saydamlık gündeminin bir parçası olarak görülmesini çok istiyordu.  Ve işe yaradı.

CADI AVI! GERÇEĞİ SUSTURMAK

Buradayım çünkü ABD ve İsveç yetkilileri gerçeği susturmaya çalışıyorlar. Bu suçlamalar tamamen siyasi amaçlı ve yargılama ile hiçbir ilgisi yok. Bu bir eziyet, yargılama değil.

SAVAŞ SUÇLARINI İFŞA ETMEK SUÇ DEĞİL ASSANGE’A ÖZGÜRLÜK 

İnanılmaz olan şey, bu iki kadının sanki hiç hakları yokmuş gibi tamamen unutulmaları

ASSANGE İSVEÇ’TE SADAKAT TUZAĞINA DÜŞTÜ  ya da karikatürize edilmeleri, lanetlenmeleri.

Dikkat ŞEYTAN: CEHENNEMDE işkence etmen için iki YALANCI FAHİŞE daha! Web postu asan Assange destekçisi  İki yıldır çeşitli şekillerde taciz ediliyorum.  İnsanlar evime geliyor, beni tehdit ediyor, sorguluyor veya dostlarımı ve ailemi takip ediyor. Bazı ölüm tehditleri de aldım ama çoğunlukla ırzıma geçilmesi gerektiğini söyleyen cinsel tehditler alıyorum.

YALANCI!  WikiLeaks’e yakın olan 99.95 dolara her erkeği tecavüzle suçlarım!  Birçok Twitter hesabı ve blog  doğru olmayan şeyler yayımlıyor, bunların doğru olmadığını Julian da biliyor. Anna- iyi para alır, sağcı CIA’in İsveç’teki yemi.

- Karar: Suçlu Ona hayranlar ve o bunları kolaylıkla durdurabilirdi.  Julian Assange’ın destekçileri inanılmaz miktarda yanlış ve yalan bilgi yaydılar. Ve insanlar Julian’ın kendilerine yalan söylediğini fark ettikçe, Julian’ın ahlaki ve siyasi otoritesi azaldı. O gerçeği savunuyor olmalıydı.  Bilgi özgür olmalıdır! Bu demokrasi değil!  İfade özgürlüğü istiyoruz! Ellerinizi WikiLeaks’ten çekin!  İfade özgürlüğü istiyoruz! Ellerinizi WikiLeaks’ten çekin!

- Ne istiyoruz?

  – İfade özgürlüğü!

- Ne zaman istiyoruz?

  – Hemen şimdi! Julian Assange’ı serbest bırakın! Julian Assange’a özgürlük! Julian Assange’a özgürlük! İyi akşamlar ve ifade özgürlüğü için bu bağış toplama yemeğine hoş geldiniz. Bu akşam cismen yanınızda olamayacağım çünkü ev hapsindeyim ama en azından ruhen sizinle olabileceğim.

NORFOLK, İNGİLTERE ELLINGHAM HALL

Destekçileri 300.000 dolarlık kefaleti toplayınca,  Assange dokuz gün sonra hapisten çıktı.  Julian, İsveç’e iade edilmemesi için temyize başvururken  Vaughan Smith isimli yerel bir gazeteci Julian’ı kendi evinde misafir etmeyi önerdi.  Ellingham Hall Londra’nın 200 kilometre kuzeybatısındadır. Bu ev yaklaşık 250 yıldır aileme aittir. Vaughan Smith Video Gazetecisi  Burada çiftlik hayvanları, sığır, koyun var.  Tabii av hayvanları, sülün ve keklik de var.  Onları vurup yiyoruz.  Ellingham Hall harika bir yer ama etrafta hiçbir şey yok ve biz 15-20 kişi orada kalıyoruz.  Durumumuz Büyük Birader (1984) ve casus romanı karışımı bir şey.  Vaughan’ın yemeklerle ilgili katı kuralları durumun uygar kalmasını sağlıyor.  Vaughan harika bir ev sahibi ve bize günde üç öğün yemek yapıyor. Hatta yemekte şarap bile ikram ediyor, tabii şarap sağdan sola geçiyor.

Şu anda öyle bir durumdayız ki,  WikiLeaks bağış kampanyası videosu Birleşik Devletlerin Washington yönetimi tarafından şiddetle sansür ediliyoruz.

Assange hukuki savunması için para toplamak amacıyla  çok cazip bir paket satmaya başladı:  Julian’la akşam yemeği.  WikiLeaks bir bağış karşılığında,  yemekte bulunamayan hacker’ın  yerine konulan bir bilgisayarda izlenmek üzere  Julian’ın bir videosunun linkini veriyordu. Ve birlikte dünyayı bütün düşlerimizi gerçekleştirebileceğimiz bir yer yapacağız.  Bu İfade Özgürlüğü Yemeği  aslında Julian’ın işlediği seks suçunun savunma parasını sağlıyordu. Artık kimse WikiLeaks’e verilen paranın Julian’a mı, başka yere mi gittiğini bilmiyor.  Julian’ın hukuki sorunları şöhretini daha da artırdı  ama aynı zamanda eski medya ortaklarıyla arasındaki anlaşmazlığı artırdı.  Onun yayımlama hakkını savunuyorlardı  ama Assange’ın kendisine karşı cephe almaya başladılar. Bala üşüşen arıları görecek kadar onun yakınındaydım.  Yuvaya çomak sokmuştu,  onlar da onu sokmaya onun beklediğinden daha fazla sayıda gelmişlerdi.

JULIAN ASSANGE VE SIRLARIYLA UĞRAŞMAK 

Ocak ayında Assange’ı  “eksantrik,” “pek görünmeyen,” “insanları kullanan,” “çabuk parlayan,”  “saldırgan,” “utangaç,” “ofis manyağı,”  “terk edilmiş,” “kibirli,” “alıngan,” “komplocu,”  “tuhaf biçimde saf” olarak nitelendiriyorsunuz. Bir gazetecinin kaynakları hakkında böyle konuşması doğru mu?

   Bill Keller Baş Editor, The New York Times  İçeri girdiğinde dilenci kadınlara benziyordu.  Soluk haki renkte bir spor ceket giyiyordu,  ayağında eski spor ayakkabıları vardı,  çoraplar bileklerine düşmüştü.  Birkaç gündür banyo yapmadığı açıkça belliydi.

The New York Times  Tam bir ikiyüzlü tutum içindeydi. Materyali istemişlerdi. Materyalin yayımlanmasında tam bir işbirliği yapmışlardı. Mark Davis Gazeteci ve Film Yapımcısı Ama ortalık kızışır kızışmaz bu işten ellerini yıkamak istediler.  Assange ile videoya alınacak bir röportaj yapmak için aylarca uğraştım.  Birçok toplantı ve e-postadan sonra, sonunda Norfolk’taki malikaneye  altı saatlik bir görüşme için çağrıldım. Julian para istiyordu.  Onunla yapılacak bir röportajın pazar fiyatının  bir milyon dolar olduğunu söyledi.  Ben kabul etmeyince bir alternatif önerdi:  Diğer röportajlarımdaki konuşmaları kendisine bildirebilirdim.  Bunu da kabul etmedim.  Ev hapsi sırasında daha ketum ve paranoyak olmuştu.  Düşmanlarından şikayet ediyordu. Yakınındakilerden  bir gizlilik sözleşmesi imzalamalarını istiyordu.  Bilgi sızdırmanın cezası  19 milyon dolar. Bunu tuhaf buldum çünkü bir saydamlık örgütü bütün dünyada bilgi sızdıranları susturmak için onlara imzalatılan belgenin aynısının imzalanmasını istiyordu. Çok rahatsız ediciydi. Reddettim.  Bütün örgütlerin önünde iki yol vardır. Açık, dürüst ve adil olabilirler veya kapalı ve adaletten uzak olabilirler  ve dolayısıyla başarısız olurlar.  Sır sızdıran sır saklayan mı olmuştu?

   Giderek sırlardan daha fazla hoşlanıyor olmuştu.  En büyük esrar da Birleşik Devletler’in rolüydü.  İlk sızıntının üzerinden iki yılı aşkın bir süre geçmişti  ama ABD herhangi bir suçlamada bulunmamıştı.  Assange ABD’nin fırsat kolladığını,  İsveç’e gitmesini beklediğini söylüyordu.  Ama bu yönde bir kanıt yoktu.  Hatta Assange’ın hukuk ekibi  İngiltere’nin onu iade etmesini sağlamanın  Amerika için daha kolay olacağını kabul ediyordu.  Amerika ile iade konusunda  özel anlaşma yapan İngiltere’ydi. Ama İsveç insanların iadesi konusunda Barones Helena A. Kennedy Julian Assange’ın eski hukuk danışmanı son derece katıydı. Onlar bunu İngiltere’den daha güçlü bir şekilde savunurlardı. Biz ise Birleşik Devletler’le özel bir ilişkimiz olduğunu düşünürüz.  Bu özel ilişkiye rağmen  Assange İsveç’e iade edilmemek için umutsuzca savaştı  ama bütün başvuruları reddedildi. Julian, yanındayız!  Hukuk savaşı bütün parasını tüketti  ve bir yıldan fazla bir süre bir aile çiftliğinde kapalı kalmasına neden oldu.  Beklenen paralar gelmedi ve WikiLeaks operasyonlarını askıya aldı.  Uluslararası organizasyonu darmadağın olmuştu.  Berlin’de Daniel Domscheit-Berg organizasyondan ayrıldı.  Gizli bilgi verme sistemini kuran esrarengiz kişi de ayrıldı.  Artık Assange’ın yeni sızıntılar için bir posta kutusu yoktu.  Londra’da bir WikiLeaks elemanı gazeteci Heather Brooke’a  Dışişleri Bakanlığının bütün telgraflarının redaktesiz kopyalarını sızdırdı.  Julian’ın bilgiyi ilk verdiği insanlar vardı sonra onlar bunu kaç kişiye verdiler, o kişiler de bunu kaç kişiye verdi?

   Telgraflardan bazıları Avrupalı bir diktatöre de sızdırıldı,  o da bunları muhaliflerini ve ifade özgürlüğünü bastırmak için kullandı. Yanlış giden işlerin merkezinde bu vardı ve WikiLeaks bu belgelerin yayılması üzerindeki  kontrolünü kaybetmişti.

Sonunda bütün telgraflar WikiLeaks.org web sitesinin  yansıları üzerinden bütün lnternet’e sızdı.

Gizli ABD Elçilik Telgrafları  Julian’a kala kala şöhreti kalmıştı. Nasılsınız Bay Assange?

  Bu benim kişisel bilgim ve senin bunu bilmeye hakkın yok!  Julian Rus devlet televizyonunda bir sohbet programında ev sahipliği yapmaya başladı.  Neredesin?

  İngiltere’de mi?

  İngiltere’deyim, 500 gündür ev hapsindeyim.  Beş yüz gün.  Konuklarından biri Ekvador başkanı Rafael Correa idi. Zulme uğrayanlar kulübüne hoş geldin! Teşekkür ederim Başkan Correa.  Programın gösterilmesinden bir ay sonra,  Assange TV konuğundan sığınma hakkı talep etti.  Bu sabah güneş başka bir dünyaya doğdu  ve cesur bir Latin Amerika ulusu adaletin yanında yer aldı. Ekvador Büyükelçiliği Londra, İngiltere  Bu ironik bir seçimdi.  Ekvador gazetecileri hapse atmakta rekor sahibi bir ülkeydi  ve bir WikiLeaks telgrafında yolsuzlukla suçlanıyordu.  Birleşik Devletler WikiLeaks’e karşı başlattığı cadı avından vazgeçmelidir.  Bir ABD-İsveç komplosuna dair hiçbir kanıt olmamasına rağmen  Ekvador ona sığınma hakkı verdi.  İngiliz hükümeti, elçiliğin dışına çıkması durumunda onu tutuklayacağını bildirdi  ve Assange kendini uzun bir kalışa hazırladı.  Şöyle yazılar gördüm:  “Bradley Manning’e özgürlük” ve “Julian Assange’a özgürlük.” Bunu çok saçma buluyorum. Bu iki olayın birbiriyle hiç alakası yok.  Julian hapiste bile değil.  İsveç’e gelmemek, birkaç basit soruyu yanıtlamamak için kendisini hapsetti.

“EVRENSEL YALAN DÖNEMLERİNDE DOĞRUYU SÖYLEMEK DEVRİMCİ BİR DAVRANIŞ OLUR” GEORGE ORWELL

 İyi bir Dava Uğruna Kötülük diye bir olgu var.  Bu temelde, başkası yaptığında  doğru kabul etmeyeceğiniz bir şeyi yapmanızdır. Ama siz kendinizin iyi bir insan olduğunuzu bildiğiniz için sizin için bu geçerli değildir.  Sanırım yapabileceklerini yapmaya  başından başlamadığı için Julian’ı suçlayamazsınız.  Adı Mendax, doğası Mendax.  WikiLeaks’i düşünen ve yaratan  o olağanüstü kişilik  aynı zamanda WikiLeaks’i yok eden kişilik. WikiLeaks nefret ettiği ve dünyayı ondan kurtarmak istediği şeye dönüştü.  Julian’ı her şeyi değiştirecek  bir kurtarıcı, bir guru, bir kahraman, bir pop yıldızı gibi görmeyi bırakmalıyız. Julian (WikiLeaks) Assange devlet terörünü ortaya çıkardı, o bir kahraman.  Övgüyü hak etmiyor.  Herkes Julian’ı bilgi sızdıran biri olarak övüyor.  Öyle biri değil. Bradley Manning bilgi sızdıran olarak kabul edilebilir ve eğer öyleyse, cesur olan kişi o. Bütün riski alan o ve şimdi, sonunda  Acı çekiyor.

QUANTICO, VA DENİZ PİYADE TUGAYI Bradley Manning’e özgürlük!

SAVAŞI DURDURUN – YALANLARI İFŞA EDİN MANNING’E ÖZGÜRLÜK

Manning tutuklandıktan sonra iki ay boyunca  Kuveyt’te 2.5×2.5 büyüklüğünde bir hücrede tutuldu.  Daha sonra Quantico, Virginia’daki Deniz Piyadeleri Tugayı’na getirildi.  Manning herhangi bir suçtan dolayı yargılanmadığı halde  yaklaşık bir yıl hücre hapsinde tutuldu. Yuh olsun! Otur aşağı!  Bilgileri sızdırmakla suçlanan Bradley Manning şu anda hapiste 2010 Dünya Gezegeni Hacker Konferansı  ve ömür boyu hapiste kalabilir.  Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

   İşkence görebilir.  Bradley Manning’in işkence göreceğini söylemek  bence biraz saçma. Vatandaşlarımıza böyle davranmayız. Bradley Manning’i serbest bırakın!  Yüksek rütbeli bir general  hapishane doktorlarının itirazlarına rağmen Manning’in intihar gözetimi yapılarak  hücre hapsinde tutulmasına izin verdi.  Elbisesi ve çarşafları alındı.  Hücresindeki ışıklar sürekli açıktı.  Bu uygulamaya itiraz edince gardiyanlar gözlüğünü aldılar  ve sabah yoklamasında onu çıplak olarak ayakta durdurdular.  Geceleri gardiyanlar hücresini ısıtmıyor ve sık sık onu uyandırıyorlardı.  Bu uygulama Guantanamo’daki uykusuz bırakma programını akla getiriyordu.  Manning’in destekçileri  ABD yönetiminin Assange’ı suçlaması için  Manning’i zorlamaya çalıştığını düşünüyorlardı. Bradley Manning’in Quantico’da gördüğü muameleye sizin tepkiniz ne oldu?

  Uykusuz ve çıplak bırakmaya ben “ağırlaştırılmış sorgulama tekniği” derim.

- Bunlar bir bireye uygulanıyordu.

- Hayır. Olayın ayrıntılarını bilmiyorum. Quantico’daki Deniz Piyadesi Tugayı’nın hapis kurallarını bilmiyorum.

Robert Gates Savunma Bakanı, 2006-2011

  Bob Gates son derece dürüst biridir.  Genel Kurmay Başkanı Mike Mullen son derece dürüst biridir. Amiral Michael Mullen Yapılan şeyler uygundur yolundaki yargılarına büyük saygı duyarım.  Quantico’da gördüğü muamele,  hücre hapsinin düzeyi, geceleri elbiselerinin alınması değerlerimizle ve çıkarlarımızla uyuşmuyordu. Bradley Manning’i, benim onu gördüğümden çok daha sempatik biri haline getiriyordu. MIT’deki bir konuşmada bu konu bana sorulduğunda içten bir cevap verdim.  Dışişleri Bakanlığı sözcüsü P. J. Crowley  Bradley Manning’in Pentagon’dan gördüğü muameleyi  “saçma, amaca zararı dokunan ve aptalca” olarak nitelendirdi.  Buna katılıyor musunuz?

   Pentagon’a  onun hapiste tutulma koşullarının uygun olup olmadığını  ve standartlarımızı karşılayıp karşılamadığını sordum.  Karşıladığına dair bana teminat verdiler. Çok şaşırmıştım. Başkan’ın Başkomutan olarak sorumluluğu nedeniyle çok şaşırmıştım. Her komutan  Her komutan birinci ve en önemli sorumluluğunun bütün askerlerinin sağlığı olduğunu bilir, buna hapiste olanlar da dahildir.  Kaygılarının ayrıntılarına giremem  ama bunun bir kısmı Er Manning’in güvenliği ile ilgilidir.  P. J. Crowley’ye katılmıyor musunuz?

  Sanırım size bu konuda bir cevap verdim.  Sözlerim Birleşik Devletler Başkanı’na sorulduğunda yapmam gereken tek şeyin istifa etmek olduğunu düşündüm. Söylediklerimin arkasındayım.  Söylenmemiş olan şey, Amerikan tarihindeki  en büyük güvenlik ihlaline izin verdikleri için Manning’in üstlerinin  sorumlu tutulup tutulmayacaklarıydı. Zayıf sunucular, zayıf logging, zayıf fiziksel güvenlik  mükemmel bir fırtına  Manning’in komutanı küçük bir tenzili rütbe aldı.  Ordu Manning’e karşı 22 ayrı suçlamada bulundu.  Suçlamaların arasında “düşmana yardım etmek” de vardı  ama düşmanın kim olduğu belirtilmiyordu.  Manning bu suçlamalar karşısında müebbet hapse  veya idam cezasına çarptırılabilirdi.  Sızıntıdan hoşlanmayan insanlar, bunun ulusal güvenliğe zarar verdiğini söylemeye çalışıyorlar. Amerika’nın ulusal güvenliğinin herhangi bir şekilde zarar gördüğüne dair bir kanıt gördünüz mü?

ABD Dışişleri Bakanlığı WikiLeaks pek az kalıcı zarar verdi diyor  Bilgi sızdıranın online sohbetinde söylediği şeye bakın ve bir de söylemediği şeye bakın. Ya ben daha kötü bir kişi olsaydım   “Para istiyorum,” demiyor.  “Rusya’ya ya da Çin’e gideceğim. Rusya veya çine satıp çok para kazanabilirdim?
“El Kaide’ye gideceğim ve onlara vereceğim,” demiyor.  Böyle bir şey olmuyor. Bu kamusal bir data  kamusal alana ait  “Dünya halklarının bu materyale sahip olması lazım,” diyor.

Bu materyalle ne yapılacağını önceden düşünmeyerek hepsini boca etmek saflıktı. Ama bu kişiyi yıllar boyu hapiste tutup, ona çeşitli işkenceler uygulamak zorunda değilsiniz. Bu, ulusal güvenliğe zarar vermeyen sadece utanç verici bir duruma yol açan birine karşı girişilen politik amaçlı bir intikam eylemidir.  Şunu açıkça kabul edelim. Bu ifşaat sadece Amerika’nın dış politika çıkarlarına değil, uluslararası topluma karşı da bir saldırıdır.

Amerikan hükümeti, “Bunu yayımlayamazsınız.  “Tehlikeli. Uluslararası ilişkilere, diplomasiye zarar verecek,” dedi.

Clinton müttefikleri yatıştırmaya çalışırken ‘sabotajı’ kınadı Ama yine de yayımlarsınız çünkü insanlara bilmeleri gerekeni söylemek  çoğunluğun iyiliğinedir.  Soru şu oluyor: Önemli mi ve değişen ne?

   Bir şeylerin başladığını söylemek zorundayız  ve bu WikiLeaks ile ilgili bir şey olmayacak. Saydamlık, hesap verebilirlik,  iktidarı kontrol etmek,  hükümetleri sorumlu tutmak hakkında olacak  ve bunu kimin yaptığı kimin umurunda, yeter ki biri yapsın.  Bilgi, doğası itibariyle akmak zorundadır. Bilgi saklamak, bir bakıma yerçekimi yasasına karşı çıkmak gibidir. Kısa bir süre başarılı olabilirsiniz ama er ya da geç özgür kalacaktır. İşte şimdi tam bir hacker gibi konuştunuz.  Manning’in doğru şeyi yaptığına inanıyorum  sen ise yaptığınla yaşamak zorundasın!  Bence senin yerin Guantanamo!

ARANIYOR

Adrian Lamo  Bradley’ye çoğu destekçisinden daha fazla önem veriyorum.  Kısa da olsa arkadaş olma fırsatı yakaladık ve  Kişisel hayatıyla ilgili olarak bana açıldı ve bunu insanın ancak güvenebileceği birine yapacağı şekilde yaptı. Ama tehlikeye attığı onca insan uğruna ben bu güvene ihanet etmek zorundaydım. Keşke hiç böyle bir şey olmasaydı diyorum.  Bradley Manning’in tanımadığı birine neden açıldığı,  böylesine büyük bir sırrı neden onunla paylaştığı çağlar boyu sorulacak.  Düşünebildiğim tek şey, sızıntının sonuçlarını görünce,  herhalde bunu biriyle paylaşma ihtiyacı hissetti. Birine söylemesi gerekiyordu ve Adrian’ın doğru insan olduğunu düşündü. Bilgi sızdırmak gerçekten insanı soyutlayan bir eylemdir. Büyük cesaret isteyen olağanüstü bir şeydir ama bunu yaparken meslektaşlarınızın ve dostlarınızın yapmanızı istemedikleri ve anlayamayacakları bir şeyi yapıyorsunuz. Bu sizi onlara daha yabancılaştırıyor. Biriyle konuşma ve yaptıklarını açıklama ihtiyacı duyan bir kaynağın bunu yapması için güvenilir birinin olması lazımdır. Assange ile ilişki kurdum  hakkımda çok az şey biliyor  “bana yalan söyle” diyor “bana yalan söyle”  Loglarda Manning, WikiLeaks ile konuşamadığını,  onların böyle çalışmadığını söylüyor. Bu yöntem bilgi sızdıranları mı yoksa WikiLeaks’i mi koruyor?

  izole olmaktan kurtulmaya çok ihtiyacım var  Sonuçta herkes insan. Birine bir bilgi sızdırıyorsanız, bir gazeteciye iyi bir hikaye gerçekten fark yaratan bir şey anlatıyorsanız, insani açıdan bakıldığında, sanırım insanın bir övgü almaması oldukça zor. Çünkü kimse sırtınızı sıvazlayıp. “İyi iş çıkardın. “Çok cesurca bir şey yaptın,” demez. Sana itiraf ettiğim şeye inanamıyorum  İşin karmaşık tarafı da bu.  Kaynağınızın kendisini tehlikeye atmamasını nasıl sağlarsınız?

  http://www.kxol.com.au/images/pale_blue_dot.jpg )- bana açıkça gösteriyor

Bir sohbet sırasında Manning “Pale Blue Dot” a bir link gönderdi.  Bu, astronom Carl Sagan’ın yazdığı  bir makaleyi okurken gördüğü ünlü bir dünya fotoğrafı idi.

“Burası evimiz,” diyordu Sagan.

“Bu biziz.”  “Türümüzün tarihindeki gelmiş geçmiş bütün azizler ve günahkarlar burada yaşadı,  “bir güneş ışınında asılı olan “bir toz zerreciğinde.  “İçinde bulunduğumuz bilinmezlikte, bütün bu enginlikte  “bizi bizden koruyacak yardımın  “başka bir yerden geleceğine dair bir ipucu yok.  “Bunu yapacak olan biziz.”

Ben  umursuyorum Uluslararası baskı sonucu ABD Ordusu Bradley Manning’i hücre hapsinden çıkardı. Şubat 2013’te Manning WikiLeaks belgelerini sızdırma suçunu kabul etti. Ordu onu “düşmana yardım etmekten” yargılamaya devam etti. Bradley Manning 3 yıldan fazla bir süre yargılanmadan hapis yattı. Mart 2013’te Julian Assange hala Londra’daki Ekvador Büyükelçiliğinde küçük bir odada yaşıyordu. Daha başka belgeler yayımlama sözü verdi ve Avustralya’da senatörlüğe adaylık kampanyasını başlattığını açıkladı.

**************************

WİKİREBELS:
THE DOCUMENTARY (2010) Film

WİKİLEAKS’Lİ YENİDÜNYA

GİT VE SÖZLERİMİ ÇARPIT


ALINTI
Çınar Oskay
14 Aralık 2013

Kimse neden bahsettiğini tam olarak anlamasa da Slavoj Zizek dünyanın en ünlü filozofu. 

Ona ‘felsefenin rock starı’ diyorlar. 

Dehayla delilik arasında gidip gelen bir hiperaktif, gördüğüm en süratli düşünen insan ve müthiş sevimli bir karakter… 

‘Sapığın Sinema Rehberi’ adlı muhteşem filminin devamı ‘Sapığın İdeoloji Rehberi’ dünyada gösterime girdi. 

İstanbul’da otelinin resepsiyonunda buluşmak istiyor. 

Çok uykusu olduğu için bastıra bastıra “Sadece yarım saat” diyor. 

Neyse ki konuşmaya başladı mı kendini durdurabilmesi epey zaman aldığı için söyleşi bir buçuk saat sürüyor. 

Barda kola shot’larıyla (içki içmiyor) ve kahkahalarla devam ediyor! 

Röportaj sonrası beynimin genleştiğini hissediyorum! 

İşte Sloven filozof ve psikanalist Zizek’ten Gezi Parkı, aşk ve dünyanın gidişatıyla ilgili uyarılar…

Son kitabınızın kapağında arkanızda alevler içinde bir araba, üzerinizde İstanbul yazan bir tişört var. Nedir anlamı?

-Tamamen fotoşop, bir anlamı yok gerçekten.

Gezi Parkı eylemlerini izlediniz mi?

-Beni ilgilendiren tarafı şu: Yunanistan, İspanya gibi ekonomileri çöken ülkelerde protesto normal. Ama Türkiye, Brezilya hatta İsveç’tekiler son derece gizemli. Bu ülkeler model, ekonomik patlama yaşıyorlar. Henüz zengin olmasanız da 30 yıl önceye oranla durumunuz çok iyi. O zaman protesto neden? Bu sizin bilmeceniz. Benim cevabım karamsar ve hüzünlü.

Nedir?

-İnsanlar işler berbatken isyan etmez. Devrimler, ayaklanmalar hiçbir zaman böyle başlamaz. Tersine, hayat iyileşirken beklentiler artar. Fransız Devrimi, monarşi çok sert ve acımasızken ortaya çıkmadı. Kral 1750’den beri güç kaybediyordu. Anti komünist ayaklanmalar da öyle. 1956 Macaristan’ında liberal komünist başbakan Nagy İmre zaten iktidardı. Açılma başlamıştı ama yetmedi. Bu sebeple Kuzey Kore’de devrim olmayacak. Bu çok üzücü bir ders. Diktatörlere tavsiyem şudur: Sonuna kadar acımasız olun ve asla geri adım atmayın.

DÜNYAYLA İLGİLİ 4 UYARI
1- AKIL KONTROLÜ

-Tüm devletlerin gizli polisleri aklımızı nasıl kontrol edebilecekleri üzerine çalışıyor deliler gibi. Çin’de Biogenetik enstitüsünden biriyle tanıştım. Bana hedeflerinin Çin ulusunun fiziksel ve ruhsal iyiliği olduğunu söyledi. Bunu resmen söyledi! Ütopya değil, geliyor!

2- YA İÇİNDESİN YA DIŞINDA

-Rusya’da Moskova’da ya da Leningrad’da yaşamak bir ayrıcalık. Diğer yerler ise ‘dışarısı’. Moskova’dan trenle iki saat uzaklaş bak ne oluyor! Eminim Anadolu’da da öyledir. Bu, eski tip sınıf ayrımından bile sert.

3- BİYO-GENETİK AYRIM

-Hindistan’da bebek fabrikası. Birkaç gün önce ilk bebek fabrikası açıldı! Her an yüzlerce kadın hazır bulunuyor. Diyelim ki paran var: Batılı bir adamsın ama karınla çocuk yapamıyorsun. Ya da karın vücut güzelliğini kaybetmekten korkuyor. Bir doktora gidiyorsun, spermini veriyorsun,oraya gönderiyorsun. Kadın senden hamile kalıyor. Çocuk gelirken gidip siparişi teslim alıyorsun! Yüzlerce kadın var! İşleri yılda bir kez hamile kalmak! Bu iş zenginler ve fakirler biyolojik olarak farklı türler haline gelinceye kadar sürecek!

4- TEKNO SINIF SAVAŞI

Matt Damon’ın Elysium’unu gördün mü? Dünya büyük bir varoş. Tepede büyük bir uzay istasyonu var. Bahçeler içinde, yönetici sınıf burada yaşıyor. Felaket sonrası, kıyamet sonrası filmlerin, dizilerin, bilgisayar oyunlarının popülerliğine bak… Hep bir sınıf meselesi var. Bir varoş, döküntü bir yer… Karşısında izole, ayrıcalıklı bir hayat… Bir şekilde buna doğru gidiyoruz. Dünyada adam başı en çok helikopterin düştüğü Sao Paolo gibi.

Yani iyi yola giren ülkeler isyana daha müsait…

-Biri bu, evet. Ama ikinci bir şey var. Her ilerlemenin bir bedeli, karanlık yanı vardır.

Nasıl?

-Mesela Çin… Her Çinli 40-50 yıl önceye oranla aşırı derecede daha iyi yaşıyor. Ama toplumsal ayrışma hat safhada. Mısır’a bakın… Mübarek’in altında hayatları biraz iyileşti. Ama yeni eğitimli orta sınıf çok daha fazla şey istiyordu.

Bazı entelektüeller Gezi Parkı olaylarına “Haysiyet isyanı” dedi.

-Buna katılırım. Ama haysiyet nötr bir kavram. 10-20 yıl önce daha az mı hakarete uğruyorlardı? Hayır. Değiştiler. Türkiye gelişti ve standartları yükseldi. 40 yıl önce, daha çok ezilirken neredeydi bu haysiyet? Normal karşılıyorlardı. İlerleme sayesinde hassasiyet geliştirdiler.

BU SİZİN TRAJEDİNİZ!
Bu ilerlemeyi Türkiye’de bir ölçüde protesto edilen hükümet sağladı.

-Daha ne paradokslar var. Bazı ilüzyonlardan kurtulmak gerek. Mesela geleneğin ve kökten dinciliğin ilerlemeye engel teşkil etmesi… Hindistan’da solcu arkadaşlarım harika bir şey söyledi. Hindistan geleneğe, kast sistemine, babaerkil düzene rağmen ilerliyor. Ama esasen tam da bunlar sebebiyle aşırı dinamik, iş bitirici genç işadamları, yöneticiler yetişiyor. En başarılılarına neden bu kadar çalıştıklarını sorun… Gelenekle cevap verirler: Eve ekmek götürebilmek için! Bunu Çinli ve Singapurlulardan da duydum. Çok tuhaf, standart liberal Batı kapitalizminden çok daha dinamik bir kapitalizm beliriyor.

Ve daha vahşi…

-Çok daha vahşi! Ama ortalama bireye bakarsanız geleneğe, etik kodlara, dine sıkıca bağlı olduğunu görüyorsunuz. Dinin yeniden icat edilmesi gibi. Post modern kapitalizmde daha çok çalışmanız için gereken tüm geleneksel değerler devrede! O yüzden “Türkiye’de hem modernleşme var hem İslamcılık” dememelisiniz. Hayır! Bunlar aynı madalyonun iki yüzü. Bu sizin trajediniz. Batılılaşmacı Kemalistlerin ekonomik gelişmeye daha az yatkın olması…

Belki siyasi değişime bile…

-Günümüzün paradoksu bu. Sevmediğim, yeni bir dünya bu. Çin, Singapur… Umarım Türkiye böyle olmaz. Batı’dan bile iyi işleyen bir kapitalizm; yarı otoriter bir rejimde muhafazakâr etik, öncelikler, kaygılar vs. Bence geleceğimiz bu. Rusya buraya gidiyor. Aşırı sert kapitalizm, yolsuzluklar… Ama kiliseden hükümete tam destek!

İslam’da aslında özgürleştirici unsurlar olduğunu yazmıştınız

-İslam’a özel bir hayranlık beslediğimi söyleyemem. Batı’daki bazı solcular İslamofobi ile suçlanmaktan korktukları için korumacı davranıyor. Ama iki-üç yıl önce Osmanlı İmparatorluğu’nu ironik olarak övmüştüm. Beni muhafazakârlara koz vermekle suçladılar. Her din faydacıdır. Kutsal metinlerde ne ararsanız bulursunuz. Harika bir tarih kitabı okudum. 1800’lü yıllarda Fransız bir gezginin İstanbul izlenimleri… Osmanlı’ya karşı biri. “Ortodoks rahiplerin yahudilerle konuştuğunu görebiliyorsunuz” diyor şaşırarak ve eleştiriyor: “Nerede ulusal kimlikleri!” diye soruyor. Şimdi İslamcılar hoşgörüsüz olarak biliniyor, 200 yıl önce Avrupa onları fazla hoşgörülü buluyordu. Yani her dinde her şeyden bol bol vardır. Bugünkü İslamcılık geleneksel İslam filan değildir. Tipik modern; hatta post modern bir fenomendir.

Allahım! Bunu hatırlayacak kadar yaşlandım! 40 yıl önce Afganistan en çoğulcu, en laik Ortadoğu devletiydi. Sivil, laik, Batıcı bir kralları; güçlü bir Komünist partileri vardı. ABD’ye bakalım… FBI, iki milyon Amerikalıyı köktenci Hristiyan potansiyel terörist olarak gözetim altında tutuyor. Teröristlerin topluma oranına bakarsanız Arap ülkeleriyle benzer rakamlar görürsünüz. Modern kapitalizmde insanları köktenciliğe sürükleyen bir şey var.

İNSANLARI UYANDIRMAYA ÇALIŞIYORUM
Brezilya’da protestolar dünyanın en gelişmiş şehirlerinden Sao Paulo’da başladı.

-Evet. Buradaki gösteriler otobüs parasıyla ilgili filan değildi. Yunanistan’daki gösteriler ne kadar farklı görünürse görünsün, bir şeyle birbirine bağlı: Küresel kapitalist dinamiklere başkaldırı… Şimdi korkunç bir şey söyleyeceğim: Tarihin herhangi bir noktasında ortalama insanın bu kadar iyi yaşadığı bir zaman olmuş mudur? Muhtemelen hayır ama yine de sokaktalar. Kapitalizmin sorunu burada.

Yanlış bir hayat doğru yaşanılamıyor. Peki ne yapmalı?

-Basit formüllerimiz yok. Sophie Fiennes ile yaptığımız ‘Sapığın İdeoloji Rehberi’ filminde bunu yapmaya çalıştım. İnsanları uyandırmaya çalışıyorum. Dini bir anlamda değil; “Aman Tanrım! Bu normal mi? Neden böyle yapıyoruz?” desinler… Alain Badiou ile Güney Kore’deydik. Türkiye’den bile iyi, tam bir ekonomik zafer modeli! Japonya’yı yakalamak üzere. Samsung Apple’ı geçiyor vs. Ama dünyada kişi başı intihar oranı en yüksek ülke. Çok acı çektikleri 20’nci yüzyıl sonrası -Japon işgali, Kore Savaşları vs.- hiçbir emniyet kemeri olmadan kendilerini modernizasyona bırakıyorlar. Hipnotize olmuş gibiler. Özellikle genç nesil. Delice bir ritim; çalışma temposu, eğlence ama mecburi gibi, sanki eğlenmek zorundaymışçasına… Rahatlayacak vakit yok. Çünkü rahatlamak da onlar için organize edilmesi gereken, son derece aktif bir şey. Bilgisayar oyunlarında hep şampiyonlar. Oğlumdan biliyorum. Uluslararası bilgisayar oyunu müsabakalarını hep kazanıyorlar. Şunu dinle! Bir teknik var: Kendini serumla besleyip, penisine bir sonda bağlıyorsun. Yemek yemeden, tuvalete gitmeden 2-3 gün bilgisayar oynayabiliyorsun. Bunun altında hep bir korku var: Bir saniye için bile aktif olmayı bırakırsam bir anda hayatımın manasız olduğunu hissedeceğim, çökeceğim.

Ve hep yalnız olarak…

-Bunu fark etmen güzel. Ama bu eski, bildiğimiz yalnızlık değil. Kalabalıkta yalnız olmak. Mesela bugün facebook’a pornografik çıplak fotoğraflarını koyarsan eski teşhircilik gibi olmaz. Milyonlar senin çıplak halini bile görse hâlâ yalnızsın. Gerçek sekste bile insanlara birer plastik penis, plastik vajina gibi davranıyoruz. En azından Batı’da ana kural şu: Diğer insanlara çok bağlanma. Çok âşık olma, mesafeni koru. Budizm bu yüzden tutuyor. Star Wars’ta dedikleri gibi: “Nesnelere çok bağlanma” yani uzakta durarak özgür kal. Bir kadına ya da bir erkeğe çok tutkulu şekilde âşıksan bu hastalıklı bir durum sayılıyor. “Nedir bu takıntı?” diyorlar.

CHOMSKY HÂLÂ ESKİ SOLCU BİR PARANOYAK!
Eyvah! Daha dün en yakın arkadaşıma benzer bir şey söyledim!

-Ne yaparsan yap, ben bir liberalim. Farklı tatminsizlik biçimlerimiz var. Dışarda bırakılanlar var. Afrika’nın ortasında Fildişi Sahilleri’nde dünyanın en büyük gettosu var. 50 milyon kişilik dev bir varoş. Görünmez insanlar var. Görünmez koca ülkeler var! Kongo gibi! Sürekli savaş, yerel savaş tanrıları… Ama dünya ekonomisiyle mükemmelen bütünleşmiş… Bu yüzden insani yardım fikrinden tiksinirim. Fakirleri bir yerde tutmak, kendini iyi hissetmek içindir. Çevre de öyle. Büyük soruları sormak yerine terörize ediliyoruz. Aman, bütün gazeteleri ayırdınız mı? Kola kutularını geri dönüşüme soktunuz mu? Ama kimse Kanada’nın nasıl petrol çıkardığını sormaz.

Bu sistemin sorumlusu kim?

-Kendiliğinden. Burada Chomsky’den ayrılıyorum. Bence o hâlâ eski solcu paranoyak. Yalan söyleyen, hile yapan insanları suçluyor.

Mısırlı İslamcı yazar, şiddet İslam’da şiddetin babası sayılan… Kitabını okudun mu?

Seyid Kutb mu? Birazını…

Korkunçtu. Mesela Amerikan hayatına karşı haseti. Gerçek köktencilere saygım var. Amerika’daki Amish’ler, Tibetli Budistler… Onlar bizi kıskanmaz. Dostça bakar. Nefret etmez. Sadece biz Batılıların aptal olduğuna inanırlar. Beni gıcık eden sahte radikallerdir. Nefretleri kendilerine gerçekten güvenmemelerinden kaynaklanır. Onlar yeterince köktenci değildir, gerçek inançlı da değildir. İslam’a ne kadar dostça yaklaşırsak bizden o kadar tiksinirler. Çünkü bizden tam da bu yüzden, özgürleşmiş, rahat hayat tarzımız yüzünden nefret ederler.

Babam bir akademisyendi. Ve ciddi bir şey anlatırken sürekli espriler yapıp güldürürdü. “Yoksa dinlemezler” derdi. Siz de kendinize “Popüler komedyen” diyorsunuz. Bu bir taktik mi?

-Evet, belki onun gibi ben de bilerek yapıyorum. Bir-iki belaltı espri yapıp dikkati toplar, sonra zehri verirsin! Kim teorinin sıkıcı olması gerektiğini söylemiş! Hegel’de pis espriler gırladır. Diyalektik, esprilerle doludur. Ayrıca her şey sarpa sardığında sadece komedi işe yarar. Mesela Holocaust ile trajik tüm söylemler sahtedir. Auschwitz’teki dehşet korkunçtu. Ama bundan sadece çılgın bir mizah üretilebilir. Mesela İtalyan ‘Pasqualino Sette Bellezze’ yi görmelisin. Auschwitz’te bir adam, Giancarlo Giannini canlandırıyor. Hayatta kalmak için çirkin bir Alman kadını tavlaması gerekiyor. Müstehcen bir komedi ama ne kadar yerinde! Bir trajedide, kurban olarak haysiyetini koruyabilirsin. Ama bunu Auschwitz’ta yapamazsın. Auswitz’te haysiyetini kaybetmen gerekir.

ÇOĞU FİLOZOF UCUZ ONLARI SATIN ALABİLİRSİNİZ
Gazetecilerden nefret ettiğinizi duydum…

-Hayır, kendilerini çok ciddiye alan entelektüellerden nefret ederim. Neyi keşfettim biliyor musun Bosna’da… Bir şairin onaylamadığı bir diktatörlük ya da ırkçı soykırım yoktur. Gazetecilerde minimum bir onur düzeyini korumaya çalışanların oranı diğerlerine göre en yüksek olabilir. Bence çoğu filozof ucuz, onları satın alabilirsiniz.

Yine de günlük gazeteci işleri yerine felsefe daha iyi geliyor. Söyleşiye hazırlanmak için iki gündür filmlerinizi izledim, kitaplarınızı okudum. Stres, sıkıntı kalmadı…

-Kendini suçlu hissetme. Kendini iyi hissedersen tüketim ideolojisinin parçası olursun duygusuna kapılma.

Yo, tam tersi. Acayip iyi hissediyorum.

-İşte protestolarımızı böyle, kahkahalarla yapmalıyız! Sana süper bir örnek vereyim… Saraybosna kuşatma altındayken kabareler patladı. Kendileriyle alay ettiler. Sırplar şehri kuşatmış, elektrik ve gaz sürekli kesiliyordu. Çok garip bir şaka vardı: “Auschwitz ile Saraybosna arasındaki fark nedir? Auschwitz’te en azından gaz hiç kesilmiyordu..” Olay budur! Bu kadar umutsuz bir durumda bile kurbanı oynamadılar. Kadınlar açlıkta ölmek üzereyken bile sokağa çıkarken ruj sürdü. Bu yüzden gelip de onlara gıda yardımı yapan insani yardımcılardan nefret ettim. Birleşmiş Milletler sadece havaalanını kontrol altına aldı. Karadzic “Bir tabur ile kuşatmayı yaracak serbest koridor açabilirlerdi” dedi. Batı bunu neden yapmadı? “Ah, zavallı Bosna, keskin nişancılar herkesi öldürüyor” dedikçe sapıkça bir zevk alıyorlardı. Belki bilirsin. O zamanlar Berkeley’de Alfred Hitchcock ile ilgili bir konferansa katıldım. Amerikalı bir ahmak bana saldırdı: “Ülken bu durumdayken sen nasıl Hitchkock filmleri gibi fuzuli bir konuda konferansa gelirsin” dedi. Patladım: ‘Yok ya! Yani sen Hitchcock ile ilgili konuşabilirsin ama biz kurban gibi davranmalıyız öyle mi! Neden sen Yugoslavya’daki acıları anlatmıyorsun ve ben Hitchcock ile ilgilenmiyorum?” Tabii, o ülkem Slovenya’da bir çatışma olmadığının farkında değildi. Onlar için hepsi aynı. O yüzden asla unutmamalıyız: Evet, köktencilikle mücadele etmeliyiz ama esas sorun hakim liberal ideolojidir. Tıkandık. Bir şey yapmazsak ortaya çıkacak toplum hiçbirimiz için iyi olmayacak. Çıldırmış bir toplum olacak. Berlusconi gibi. Terry Gilliam’ın Brazil filmini gördün mü?

Evet, harika bir film.

- Geleceğimiz bu. Diktatör ama çıldırmış. Bence gelmiş geçmiş en iyi İngiliz filmlerdinden biri. Dahice.

GİT VE SÖZLERİMİ ÇARPIT

Türkiye’ye sık sık geliyorsunuz galiba?

-Neden Türkiye’yi sevdiğimi biliyor musun? Çünkü ilkokulda beynimi yediler, Türkler hep kötü adam, her kötülüğün sebebiydi. Sırp tavrı şuydu: ‘Türk işgali olmasaydı, Batı’dan daha ilerde olurduk. Her şey sizin suçunuz!” Sonra kitap okumaya başladık ve gördük ki siz göreceli olarak hoşgörülü işgalcilerdiniz. Tamam, kafirler için verginiz vardı ama yine de! Bu belki okuyucularınızı eğlendirir. Tarihçiler anlattı. Türk İmparatorluğu’nun çöküşü sence ne zaman başladı? Sadrazam bizden biri olunca! Sokullu Mehmet Paşa!

Biz onu en iyilerden biriydi diye biliriz.

-Ben öyle duymadım. Bir de bütün akrabalarını getirmiş. Bizden birini alma şapşallığını yapmışsınız!

Size haksızlık yapamayacağım! Sultan Süleyman’ın veziriydi. Osmanlı, gücünün zirvesindeydi onun zamanında!

-Ya, sen öyle san. Yavaş yavaş çökmeye başladınız sonra.

Hahaha. Olabilir.

Bir de Padişahınızın İstanbul’u fethettiği filmi gördüm.

Hadi canım! Fatih dizisini mi?

-Hayır, bir film. Havaalanından almıştım. Sonunda Ayasofya’ya giriyor. Elinde Hristiyan bir bebekle yürüyor.

‘Fetih 1453’ mü?

-Evet! Fetihten sonra Hristiyanlara garanti verdiği doğru ama üç gün boyunca askerlerinin yağma yapmasına izin verdi. Hristiyanlar Kudüs’ü aldığında Arapların hepsini öldürmedi, köle yapmak için esir aldı. Ama Yahudilerdin hepsini öldürdüler. Selahaddin Kudüs’ü geri aldığında Yahudilere şunu söyledi: “Şimdi geri dönmekte özgürsünüz.” İnsanlar Yahudi-Müslüman gerginliğinin ne kadar yeni bir şey olduğunu bilmiyor. Saraybosna’daki Yahudilerin çoğu İspanya’dan gelme. İspanyollar o kadar aptaldı ki Arapları kovdu, Yahudileri kovdu ve fiyasko başladı.

Peki. Söyleşi için çok teşekkür ederim…

-20 yıl önce Kudüs’te bir gazeteci bana neden psikanalist olmadığımı sordu. “Büyük sorumluluk. Tek bir yanlış kelime etsem, krizdeki birini intihara sürükleyebilirim” diye yanıt verdim. Ertesi gün gazetede resmim, üstünde başlık: “Slavoj Zizek: Bir insanı tek bir kelimeyle öldürebilirim!”Şimdi git ve sözlerimi çarpıt. ‘The Thin Blue Line’ diye bir belgesel var. Orada biri şunu diyor: ‘Ortalama bir savcı bir suçlunun ceza almasını sağlayabilir ama suçsuz birini kodese tıkmak için gerçekten yetenekli olmak gerekir.’ Bence ortalama bir gazeteci sözlerimi aktarabilir ama sözlerimi alıp, söylemek istediğimin tam tersini söyletebiliyorsan, işte gerçekten iyi bir gazetecisin demektir!

THE THİN BLUE LİNE- İnce Mavi çizgi (1988) Film

THE THİN BLUE LİNE- İnce Mavi çizgi (1988) Film


Hayalde Gör, Düşte Gör

Yönetmen: Errol Morris

Ülke:  ABD

Tür: Belgesel | Suç | Gizem

Vizyon Tarihi: 25 Ağustos 1988 (ABD)

Süre: 103 dakika

Dil: İngilizce

Senaryo: Errol Morris

Müzik: Philip Glass

Görüntü Yönetmeni: Robert Chappell, Stefan Czapsky

Yapımcı: Brad Fuller, David Hohmann, Lindsay Law

Oyuncular:  Randall Adams    David Harris Gus Rose Jackie Johnson Marshall Touchton

Çeviri: lonelyloner

Özet

Hiç bir zaman işlemediği bir cinayet yüzünden idama mahküm edilen Texas’lı bir adamın hikayesini anlatan bu belgesel film aynı zamanda soruşturmanı gidaşatı ve insan hayatına mal olabilecek hataların nasıl gerçekleşebileceğine dair ipuçları veriyor.

Çekildiği yılda belgesel tarihini alt üst etmiş bir film. Filmdeki röportajlar ve itiraflar kanıt olarak gösterildi ve yargılanan kişiyi idamdan kurtararak beraat ettirdi. Film 1970’ler de işlenen bir polis cinayetini aydınlatmak için o dönemdeki görgü tanıklarıyla, polislerle ve sanıklarla yapılan röportajlardan oluşuyor.

Film genel anlamda 12 Angry Man’in gerçekte vücut bulmuş hali olarak tanımlanabilir.

Yorumlar

Adalet Terazisi her zaman doğrudan yana olmaz. Bazen masum kişilerde idealist savcılar tarafından ceza çekebilir. Gerçekten tüyleri diken diken eden bir belgesel zira olayın iki asıl hükümlüsü de belgesel de yer almıştır. Kesinlikle izlenmeli

****

Ses kayıtı,2 sanığın röpartajları belgeselin en büyük artısı. Belgeselin ilk sahnelerinde etkileyici müzik kullanılmış ki izleyicinin ilgisini çekiyor.Yavaş yavaş olayları izlediğinizde olay yerinde gibiymiş hissi veriyor. Acaba ne olucak şimdi diye düşündürüyor

****

Tüm zamanların gelmiş geçmiş en iyi belgesellerinden biri olan The Thin Blue Line’ı belgesel veya cinayet davaları izlemekten hoşlanan izleyicilere tavsiye ederim

****

Harika bir belgesel…Film 1970’ler de işlenen bir polis cinayetini aydınlatmak için o dönemdeki görgü tanıklarıyla, polislerle ve sanıklarla yapılan röportajlardan oluşuyor. Tamamen gerçek ifadelerden oluşan bir belgesel olması beni izlerken daha çok hayretler içerisinde bıraktı. Adaleti sorgulayabileceğiniz

Film Alt yazısı

 Ekim ayında, kardeşimle Ohio’dan ayrılıp, California’ya doğru yola çıkmıştık.   Bir perşembe gecesi Dallas’a gelmiştik. Cuma sabahı, yumurtamı yiyip kahvemi içerken, iyi bir iş sahibi olmuştum. Sanırsınız ki herkes işten çıkmıştı. Yarım gün şehirde olmayacaktım ve bir işim olacaktı. Her şey yerli yerine oturuyordu. Sanki kaderimde burada olmak vardı. Birkaç kez evden kaçmıştım. Bir ya da iki kez. Tam bilmiyorum. Bu olaylar olduğunda, David evden kaçıyordu.   Babamın tabancalarından birini ve bir tüfek almıştım. Bir komşunun da arabasını. Evlerine girdim ve anahtarı aldım. Ne olduğunu tam olarak hatırlamıyorum. Sonunda kendimi Dallas’ta bulmuştum.   İşe gittim ama kimse gelmedi.   Hafta sonu olduğundan, bazen çalışırlar, bazen de çalışmazlardı. Eve dönerken, benzinim bitti. Elimde benzin bidonuyla sokakta yürürken birisi yanımda durdu. Elimde benzin bidonu olduğundan benzinimin bittiğini düşünmüş olmalı dedim. Arabamdan da 90 metre uzaktaydım. Şükran Günü olduğundan, açık benzin istasyonu yoktu. Durdu ve yardıma ihtiyacım olup olmadığını sordu.   Dallas’ın bir yerinde arabayı sürüyordum.   16. caddeye dönmüştüm ki  birini gördüm ve benzininin bittiğini düşündüm.   Yardımcı olmak için arabaya aldım, işte o adam Randall Adams’tı.   Sonunda kendimi onun ve kardeşinin kaldığı yere giderken buldum. Gecenin ilerleyen saatlerinde dışarı çıktık, bira içtik. Biraz esrar falan içtik. O gece sinemaya gittik. Cumartesileri kalkar işe giderdim. Neden o çocukla karşılaştım?

  Bilmiyorum. Neden o zaman benzinimin bitti?

  Bilmiyorum. Ama oldu işte. 29 Kasım 1976 22 Aralık 1976

Beni aldıkları gün; 21 Aralık’tı. Beni üst kata çıkardılar. Kaçıncı kat olduğunu hatırlamıyorum. Beni küçük bir odaya soktular.

 Gus Rose içeri girdi.

 Elinde imzalamamı istediği bir itiraf vardı.

 İmzalamamı söyledi.

 Söylediklerime kulak asmadı. O kâğıt parçasını imzalamamı söyledi.

 Ben de imzalayamayacağımı söyledim. “Benden ne istediğinize dair hiçbir fikrim yok. Ama hiçbir şekilde bunu imzalamayacağım.” dedim. Odadan çıktı. 10 dakika sonra geri geldi

ve masanın üzerine bir silah koydu. O silaha bakmamı istedi. Ben de baktım.

 Elime almamı istedi.

 Ben de ona: “Hayır, alamam.” deyince, beni tehdit etti.

 Ben de yine kabul etmedim.

 Beylik tabancasını bana doğrulttu.

 Bir süre birbirimize baktık, o süre bana saatler gibi gelmişti. Namlunun bana doğrultulması hoşuma gitmez. Tehdit edilmekten de hiç haz etmem. Sonunda, imzayı attırmak için beni öldürmek zorunda kalacağını anladığı zaman sanırım imzadan vazgeçti, çünkü silahını geri yerine koydu. Masadaki silahı da alarak, beline koydu ve bir hışımla odadan çıktı. Başlangıç aşamasında nasıl birisi olduğunu, neyi sevip neyi sevmediğini anlamak için sıradan, arkadaşça bir konuşma yaptım. Kısa bir sürede de vicdanının sızlamadığını fark ettim. Yaptıkları, onu hiçbir şekilde rahatsız etmiyordu. Başka şeyler yaptığından bahsediyor ve rahatsız olmuş gibi bir tavır sergilemiyordu. Yüzünde hiçbir ifade yoktu. Sanki oturmuş da duvarın renginden falan bahsediyor gibiydi bir polisi öldürmüş gibi değildi. Soruların hiçbirine tepki vermemişti. Masumiyet rolünü abartılı şekilde oynuyordu. Hiçbir şey yapmadığını iddia ediyordu. Onu neden sorguladığımıza bir anlam veremiyordu. Ne mücadele etmiş ne de karşı koymuştu. Sadece masum olduğunu iddia etmişti. O Cumartesi ne olduğunu, o çocukla nasıl karşılaştığımı anlattım.

 Aynı şeyleri söyleyip duruyordum.

 Bana inanmak istemiyorlardı.

 Ne bir telefon açmama ne de bir avukatla görüşmeme izin verdiler.

 Ne kadar böyle sürdü bilmiyorum.  2 paket sigara içmiştim ve onun üstüne uzun bir süre de içememiştim. Wood ceza makbuz defterini yanına almamış. Arabada, ön koltukta bırakmış bu da demek oluyor ki, ceza kesmeyecekmiş. Muhtemelen farlarını açmalarını isteyecekti. Arabanın çalıntı olduğunu bilmiyormuş. Bence, büyük ihtimalle sürücünün ehliyetini soracak ve farlarını açmasını söyleyerek gitmesine izin verecekti. Memur Wood’un eşi, ona kurşun geçirmez bir yelek almış ve Noel Ağacı’nın altına koymuş.

 Ya da Noel zamanında vermek için bir yere koymuş. Ortağı devriyeye çıkan ilk kadın memurlardan birisiymiş. Kuzeybatı Karakolu’na bağlı, devriye gezen memurlarmış.

 Gece vardiyasında çalışıyorlarmış.

 Hazır yiyecek satan restoranlardan birine gitmişler ve kadın memur bir malt almış.

Bu araç geldiğinde de, içinde iki kişi varmış ve farları kapalıymış.

 Çok büyük bir şey yokmuş ama kenara çekmeleri için tepe lambalarını açmış.

 Sadece farları kapalı olduğu için sürücüyü uyaracakmış.

 Polis arabasından çıkıp arabaya doğru ilerlemiş.

 Sürücü tarafındaki pencereye ulaşana dek doğru yerde duruyormuş. Sürücü dönmüş ve küçük kalibreli bir silahla ateş etmiş. İlk mermi koluna isabet etmiş. Elinde fener varmış. Mermi fenere isabet etmiş ve oradan sekerek koluna gelmiş. Bir sonraki kurşun ise tam göğsüne gelmiş.

 Memur yere, sağ şeride yığılıvermiş.

 Düştüğü yerde de kan kaybından vefat etmiş.

 Bayan memur arabadan çıkmış. Kaçan şüphelinin üzerine tüm şarjörü boşaltmış ve yerdeki memura yardım etmek için koşmuş. Yapılması gereken telsizden cankurtaran çağırmaktır. Sağduyu da aynı şeyi söyler. Ama siz olsanız ne yapardınız?

Ve o anda, bayan memur tamamen dağılmış.

 Ve kan. Yerde o kadar çok kan varmış ki. Gerekeni yapmadığı için onu nasıl sorumlu tutabiliriz ki?

Ama asıl sorun plakayı hatırlayamıyor olmasıydı. İçinde HC olan Teksas kayıtlı bir plaka. Elimizdeki ipuçlarına bakarak ne kadar şey biliyoruz diye baktığımızda hiçbir şey bilmediğimizi fark etmiştik. Tek bildiğimiz mavi bir Vega aradığımızdı.

 Muhtemelen Teksas eyaletine kayıtlı tüm mavi Vegalar durdurulmuş ve kontrol edilmiştir. Bazı insanlar artık karakolları arayarak: “Bende bir Vega var ama mavi değil. Ama gelip emin olmak için kontrol eder misiniz?

Aradığınızın ben olmadığımdan emin olun ki, artık ben durdurulmak istemiyorum. Korkuyorum.” diyorlardı. 50 Dedektif Polis Katilini Arıyor Cinayeti araştırmakla görevlendirilmiş iseniz tanıklarla boş yere uğraşır durursunuz. Ama elinizdeki tanık bir polis memuru ise size o bayan memurdan daha fazla bilgi vermesini beklersiniz.

 Prosedür şudur:

 İki kişilik bir birimde, ikisinden biri bir araca yaklaşırken diğeri aracın sağ arka tarafında pozisyon alır.

 Böylece aracın içinde olan biteni gözleyebilir.

 Ve sürücünün solundaki memurun başı derde girerse ortağı yardım etmek için uygun durumda olmuş olur. O zamanki söylentilere göre ortağının arabanın içinde oturduğu yönünde.

 İşte bu noktada anlaşmazlıklar var. Her şey tamamen bir anlık olay, bayan memur aracın içinde miydi yoksa dışında mı?

Aracın tamamen mi yoksa kısmen mi dışındaydı?

Yoksa aracın içinde kapı kapalı halde mi oturuyordu?

Sanırım yaptığımız şey gerçekten işe yaramıştı. Aslında hiçbir işe yaramamıştı. Baştan anlatayım. Ama ilginç bir yöntemdi ve çok paraya mâl olmuştu ama denemeye değerdi.

Her ihtimali değerlendirmemiz gerekiyordu.   California’dan gelen birisiydi.   Adını hatırlamıyorum, kendisi bir hipnoz uzmanıydı.   Onu çağırdık ve bayan memuru hipnoz altında sorguladık. İlginç olan şey bayan memurun araçla ilgili hiçbir şey hatırlamamasıydı.

Malt aldığını hazır yemek satan bir yerde durduklarını, bilmem ne burgerı hatırlıyordu. Bunların hepsini hatırlıyordu ama aracı durdurmak için yola çıkışlarından başka hiçbir şey hatırlamıyordu. Hatırladığı tek plaka ise; daha önce aradıkları bir vurup kaçma vakasındaki plakaydı.   Noel’e çok az bir süre kalmıştı. Bir memur cinayetinin çözülememesinin bu kadar uzamasına daha önce Dallas’ta şahit olmamıştık. Daha önce çok fazla bu tip cinayet olmuş ve hepsi kısa sürede çözülmüştü. Bu vakada süre neredeyse bir aya yaklaşmıştı ve biz hâlâ sonuca ulaşamamıştık.

. Sonunda Vidor, Teksas’tan gelen bir haberle olayı çözmemize yardımcı olacak bir fırsat yakalamıştık. Vidor’da yaşayan Bay Calvin Cunningham’ın evine zorla girilmiş ve Mercury Comet’i çalınmış.

 Bizde bu suçu David’in işlediğine dair bir his oluşmuştu.

 Bir kaç gündür kendisi kayıptı. Bir türlü bulamamıştık. Bir öğleden sonra, memurlarımızdan biri Cunningham’ın aracını burada Vidor’da Kuzey Ana Yolu’nda fark etmişti. David aracı terk ederek, yaya olarak kaçmış. David’in Dallas’ta bir memurunun öldürülmesi olayına karıştığına dair ufak bilgiler edinmeye başlamıştık.

 Duyduklarımız hep 3. ya da 4. ağızdan duyulan dedikodular oluyordu. Biz de onun birkaç eski suç ortağı üzerinden ona ulaşmaya çalıştık. Onlar da bize: “Biz sadece atıp tuttuğunu düşünmüştük. Onu ciddiye almamıştık.” dediler. Oturmuş gece haberlerini izliyordum. Babam da kanepede uyuyakalmıştı. Birinin kapıyı çaldığını duydum. Kapıdaki David Harris’ti. İçeri aldım. Koltuğumun yanında ayakta duruyordu ve haberlerde Dallas’ta vurulan bir polis memurundan bahsediliyordu. O anda, yemin etmeye başladı. “Tanrı şahidim olsun, o domuzu ben vurdum. Onu öldüren benim.” dedi. Dallas’ta bir yerlerde, kenara çektirilmişler. Sanırım dediğine göre çalıntı bir arabayı arıyorlarmış. Dediğine göre, polis kenara çektirmiş ve pencereye doğru yaklaşmış. Polis iyice yaklaşınca, o da pencereyi indirmiş ve silahını çıkartarak polisi vurmuş. Yemin edip duruyordu. Ballandırarak anlatıp duruyordu. Herkes kendisini dinlesin diye yerinde duramıyor, hoplayıp zıplıyordu. “Evet, o şerefsizi ben vurdum.” diyordu. Herkes de ona: “Tabii David, tabii.” diyordu. “Tanrı’ya yemin olsun, o aynasızı ben vurdum.” diyordu. Dallas’a gidip gitmediğini sorduğumda, Dallas’a gittiğini reddetmişti. Herhangi bir vurma olayına karışıp karışmadığını ya da o konuda bir şey bilip bilmediğini sorduğumda da, sonuna kadar reddetmişti. David hakkında emin olabileceğiniz bir şey varsa, o da bir şeye karışmış olsa dahi vereceği ilk tepkinin her zaman reddetmek olduğudur. Daha sonra, eğer onun yaptığından kesin emin olduğunuzu hissederse ancak o zaman gerçekleri söyleyecek kıvama geliyordu. Bana 22 kalibrelik bir silah verdi. Bana silahı gösterdi ve “Bak işte onu bununla vurdum.” dedi. Silahı bana verdi. Gerçek olduğunu hiç düşünmemiştim. Polisi gerçekten vurduğuna ihtimal verdiğimi zannetmiyorum. Beni Rose City’deki evinin birkaç yüz metre uzağındaki bir bataklığa götürdü.

 Suyun içinde bir çorap vardı. “İşte orada.” dedi.

 Ve çorabın üzerine bot yağı sıkmıştı. Silahı çıkardığımızda “Bir şeyler yapsam iyi olacak, yoksa silah paslanıp gidecek.” demiştim. Silahı Dallas’taki duruşmada gördüğümde bile bataklıktan çıkardığımdaki gibi iyi durumda görünüyordu. Suyun içine atmış olsa da, silaha çok iyi bakmıştı. Vidorlu Bir Genç Cinayet Hakkında Polise Bilgi Veriyor Düşünmeye başlayınca “Ben böyle bir şey yapmadım ama yaptım diyip duruyorum. Bu iş artık benim boyumu aşıyor, ne olduğunu anlatsam daha iyi olacak. Gerçekte ne olduğunu anlatmazsam, beni ömür boyu içeriye tıkacaklar.” dedi. Daha sonra da, “Sadece atıp tutmuştum. Ben böyle bir şey yapmadım ama oradaydım ve kimin yaptığını biliyorum.” dedi. Sonra da, gerçeği bütün açıklığıyla anlatmaya başladı.

 Hiçbir şeyi saklamaya çalışmadı. Arkadaş canlısı bir çocuk gibi davrandı. Onunla belki 15 ya da 20 dakika arkadaşça konuşmuş olabilirim. O da içten konuşsun diye. Sinirlenmesin diye bu yolu seçmiştik. Ayrıca bize hayal ettiği şeyleri anlatmasını istemiyorduk. Bize zaten bildiklerimizi anlatmasını istiyorduk. Bildiklerinin, olayla ilgili bizim bildiğimiz gerçeklerle birebir örtüştüğünü anlamam çok uzun sürmedi. Bu yüzden gerçek olmak durumundaydı. Anlattığım hikâye şuydu: Saat 12:00 civarıydı. Yani, bir sonraki güne girmiştik. Sabaha karşı bizi durdurdular. Bizi durdurduklarında, memur arabaya doğru yaklaştı ehliyetini görmek isteyince, o ateş etmeye başladı. Nasıl oldu bilmiyorum ama sanki zaman durmuş gibiydi. Sanki zaman geçmek bilmiyordu. Sanki, bir anda zaman durmuştu. Donup kalmıştık. Nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum. Sanki bir yıldırım çakmıştı.

 Tekrar odasına gittik. Kardeşine o gece orada kalıp kalamayacağımı soracaktı. “Kardeşim bu tip şeylerden hoşlanmaz.” demişti. Neyse, odaya girdi ve bir daha dışarı çıkmadı. Ben de oradan ayrıldım. Kendimi bir park alanında buldum. Sanırım, kısa bir süre orada uyudum. Sonra da, sabah olunca 45. Yol’a girdim ve eve geri döndüm. Arabayla gezdikten sonra, ufak bir cephaneliği olduğunu fark ettim. Birkaç tabancası ve tüfeği vardı. O tabanca da yanındaydı. Sallayıp duruyordu. Ben de ona: “Hey, neden bunları bagaja koymuyorsun? ” dedim.

 Bir restoranda durduk birkaç sandviç sipariş verdik ve arabada yedik. Ben 6’lı bira aldım.

 O tabancayı tekrar çıkardı. Ben de neden çıkardığını sordum. O da kahkaha atarak pencereyi açtı ve havaya birkaç el ateş etti. Ben de silahı kaldırmasını rica ettim. Sanırım o anda tabancayı bana verdi, ben de koltuğun altına koydum.

 Sinemaya gitmek istedi, biz de gittik.

 Galiba sinemaya saat 7:00 civarında varmıştık.

 Hangi filmi seyredeceğimizi de o seçti.

 Ben onlara arabalı sinema, bira içme sineması derim.

 Yarım dolara insanları bir araya toplar, tomarla para kazanırsınız.

 Bir grup insan da arabanın içinde içip sarhoş olurlar. – Söylediklerimi kabul edecek misiniz?

- Lütfen yerinize oturun– Bu ne, Bay Brooks?

- Herkesin gördüğü gibi bir küllük. – Değil! Herkesin gördüğü gibi bu bir balyoz! Ben sizin hakkınızı savunmaya çalışıyorum! Hepinizin hakkını savunmaya çalışıyorum! Ben Öğrenci Birliği Başkanıyım!

 Filmin neredeyse yarısını izlemiştik. Bir filmin yarısını izledik

ikinci filmin ilk yarısını izlemeye başladık. Zaferi istiyoruz ve zafer bizim olacak!

 İkinci film pek ilgimi çekmemişti.

 Yetişkinlere yönelik bir ponpon kız filmiydi.

 Hangi film olduğunu hatırlamıyorum. Biraz şarap alabilir miyim?

Çok lezzetli, Ross. Yemek yapabildiğini bilmiyordum. Güzel olmuş, değil mi?

Bir de kereviz sosumun tadına bakmalısın. Olmaz.

 Gitmek istediğimi söyledim. “Oturup bunu seyretmek istemiyorum. Haydi gidelim.” dedim. O biraz garipsedi, sonuna kadar seyretmek istedi. Neyse, sinemadan çıktık.

 Dallas’a yani motele doğru yola koyulduk.

 Ufak bir dükkân vardı. Oradan bir paket sigara

ve bir gazete aldım. Ve dükkândan çıktığımda, o çocuk hâlâ arabada oturuyordu. Arabaya yaslandım ve birkaç dakika sohbet ettik iş aradığını bildiğimden ve işe hiç kimsenin gelmemiş olmamasından eğer pazartesi sabahı yanıma gelirse birlikte iş yerime gidebileceğimizi ve patronla konuşabileceğini, muhtemelen de bir iş sahibi olabileceğini söyledim. Eğer gelecekse pazartesi sabahı kendisini bekleyebileceğimi söyledim. Ne zaman işe gittiğimi de söyledim. Sonra da yanından ayrıldım. Dükkânın etrafından dolaşarak eve gittim. Eve girdiğimde, televizyon açıktı ve kardeşim uyuyordu. Tüm bu geçen süre boyunca odada yalnız başına kalmıştı.

 Kendime bir sandviç hazırladım

ve televizyonda “The Carol Burnett Show”un sonunu seyrettim.

 Program bitip haberler başlayınca da, haberlerin 15 dakikasını seyrettim. Hepsi bu. Televizyonu kapattım ve yattım.

 En sonunda, bir tane bayan stenograf getirdiler.

 Ben tüm hikâyeyi anlattım, o da kayda geçirdi.

 O Cumartesi olup bitenlerin hepsini anlattım.

 Stenograf daha sonra bunları daktilo etti.

 25 ila 30 dakika sonra ifademin bir kopyasıyla geri geldi.

 Baştan sona okudum ve istediğim gibi olduğunu görünce de altına imzamı attım. Arabayı sürdüğünü ve Inwood Caddesi’ne girdiğini 35. Eyaletler Arası Yol’dan ya da 183. Otoban’dan ayrıldığını itiraf etmişti. Arabayı sürdüğünü itiraf etti ama Inwood Yolu’na girdim dedikten sonra ifadesini o noktada sonlandırdı.

 Ondan sonrasına dair bir şey hatırlamadığını söyledi. Ateş etmeyle alâkalı bir polis memurunun vurulmasıyla alâkalı bir şey hatırlamıyordu. Olayın bu kısmında sanki beyni duruyordu. Arabayı sürdüğünü, olay mahalline yaklaştığını hatırlamış ama o noktadan sonra sanki nutku tutulmuş ve otel odasına varıncaya dek olanlara dair hiçbir şey hatırlayamamıştı. Yani o 10 dakikalık kısım hariç her şeyi gayet güzel hatırlıyordu. Tam anlamıyla bir hafıza kaybı yaşamaktaydı.

 Dallas’taki sabah haberlerinde bir itiraf imzaladığıma Robert Wood’u öldürdüğümü itiraf ettiğime katili yakaladıklarına ve artık olayın çözüldüğüne dair haberler çıkmış.

 Dallaslı yetkililere imzalayarak verdiğim ifadem kesinlikle bir “itiraf” belgesi niteliği taşımamaktaydı. Buna rağmen, öyle isimlendirdiler.

 Elbette, buna itiraz edemedim çünkü öyle değerlendirildiğinden haberdar değildim. Hiç haber okumamıştım. 2 hafta boyunca hiçbir şey duymadım. Beni kimseyle görüştürmemişlerdi. Bayan memurla çok kez konuştuk ve hatırlamasını sağlamaya çalıştık. “Plakayı ya da yardımcı olabilecek herhangi bir şey hatırlıyor musun?

 ” dedik. O da bize arabayı çok detaylı bir şekilde tarif etti. Daha sonra da verdiği tarifin arabaya çok yakın olduğu ortaya çıktı. Aramamız gereken arabanın mavi bir Vega olmadığı ortaya çıktı. Bir Comet aramamız gerekiyormuş. Mavi bir Vega arayarak israf ettiğimiz zamandan bahsetmek bile istemiyorum. Bir Vega ile bir Mercury Comet arasında farklılıklar vardır. Yani gerçekte, arabalara bakacak olursak toplanan her bilgi bir Comet’i, düzeltiyorum bir Vega’yı işaret ediyordu. İfade veren insanların hepsi güvenilir insanlardı ve yardım etmeye çalışıyorlardı. Gerçekten yardım etmek için can atıyorlardı ama edindiğimiz bilgilerin tümü yanlıştı. David Harris’in çaldığı arabanın üzerinde hiçbir delik yokmuş. Bir tane bile. Düşünün ki bir araba olduğu yerde duruyor bir noktadan başlayarak, tepeye tırmanmaya başlıyor tam arkasında ise bir kadın duruyor ama elindeki silahla bir kez bile isabet ettiremiyor. En azından bir kez isabet ettirmiş olması gerekirdi ama ettirememiş. Keşke becerebilseydi, sürücünün kafasını havaya uçurabilseydi de

ben bunları yaşamamış olsaydım. Birçok kez inceledim hatta Bay Cunningham’la birlikte araştırdık ama aracın bir kez bile isabet aldığına dair bir iz bulamadık. Daha sonra bir kurşunun belli belirsiz bir iz bıraktığı bir yer tespit etmiş. Ama daha bana söylemeye fırsat bulamadan, kızı arabanın haşadını çıkarmış.

 Tam anlamıyla hurdaya çıkarmış. Ben genellikle hırsızlık mülkiyet ve bu tip davalara bakıyordum. Bana gelerek şöyle söyledi: “Siz Edith James misiniz?

Davamla ilgili sizinle görüşmek istiyorum.” Hatırladığım kadarıyla böyle söylemişti. Ben de: “Tabii ki. Ne çeşit bir dava? ” dedim.

 O da: “Cinayet davası.” deyince ben de o an şöyle düşündüm: “Hiç böyle bir davaya bakmadım ama en azından bu konuda onunla konuşabilirim.” Müvekkillerinin masumiyetine inan bir aptal olduğumun düşünülmesinden nefret ederim. Çoğu insana göre kadın avukatlar kendilerine söylenen her yalana körü körüne inanırlar. Biraz saf olduğumu kendim de kabul ediyorum. Ama diğer taraftan, suçunu kabul eden ya da suçlu bulunan birçok kötü insan da gördüm ve bence az kalsın Randall da suçlu damgası yiyecekti. Bölge Savcısı

 Douglas Mulder’ın mükemmel bir kazanma rekoru vardı.

 Sanırım Bölge Savcılık Ofisi’nden ayrıldığında hiç dava kaybetmemişti.

 Bu yüzden bir efsane olarak görülüyordu. Hatırladığım kadarıyla Mulder’ın söylediği her şey kendisinin ne kadar büyük bir adam olduğuyla ve tüm bu mahkûmiyet kararlarını ne kadar kolayca aldırabildiğiyle ilgiliydi.

 Davayı başka birisinin almasını istedim, bu yüzden Dennis’in ilgilenmesini sağladım çünkü Dennis’in daha fazla dava tecrübesi vardı ve Dennis neredeyse bütün jüri davalarını kazanıyordu. Ayrıca Dennis, Randall Adams davasıyla çok ilgiliydi çünkü “Bu davayı biz kazanabiliriz. Ellerinde yeterli delilleri yok, sadece David Harris var.” deyip duruyordu. Davayı daha fazla muhakeme edebilmek için daha fazla süre talebinde bulundum ve bunu yaparken de, programımı birkaç haftaya göre düzenlemek durumundaydım çünkü Teksas, Vidor’da tam olarak ne zaman bulunacağımı belirlemem gerekliydi.

 Vidor, Teksas Eyaleti’nde Ku Klux Klanı’nın karargâhıdır.

 Siyahların yatacak yer bulamadıkları bir şehirdir.

 Siyah insanlar orada benzin ikmali yapmak için bile duramazlar.

 Dahası, Vidorlular polis memurunu öldüren kişinin bir siyah olduğunu düşünüyorlardı.

 Yolda bir motelde duraklamam gerekiyordu. Eşim ve ben bir odada, bayan avukat ise başka bir odada kalmıştı. Vidor’a gidip araştırmamıza başlamak için sabah erken kalkma konusunda sözleşmiştik. Sabah saat 6 sıralarında Edith James, yani bayan avukat, kalkmış beni aramaya başlamış. Beni bulmak için park alanına giderken, bir odaya girmiş. Park alanındaki birisi: “Dallas’tan gelen avukatı arıyorsan

o adam şu odada.” diyerek, oda numarasını da söylemişti. Ben de Vidor’a yakın olduğumuzdan takip edildiğimizden ve gözetlendiğimizden şüphelenmeye başlamıştım.

 Doug Mulder 1 haftadır oradaymış ve Vidorlulara benim doğuda eğitim görmüş bir temel haklar avukatı olduğumu ve David Harris’in itibarını sarsmak için geldiğimi söylemiş. Ve daha sonra bana soruşturmanın başında bulunan polis memuruyla görüşmem tavsiye edildi. Bende de Vidor’da güvenebileceğim tek polis memurunun o olduğuna dair bir intiba oluşmuştu.

 Polis memuru öldürüldükten sonra David Harris’in Vidor’a döndüğünü fakat tutuklanmadan önce, orada soygun yaptığını ve 7-Eleven tipi bir mağazada birinin boğazına tüfek dayadığını söylemişti. O zamanlar O’Bannion’s’u 7-Eleven’da bir 22’lik tüfekle soymuştum. Başka soygunlar da yapmıştım. O zamanlar 18 yaş altı şartlı tahliyesi ile dışarıdaydım. En sonunda, Vidor’da bu olaydan sonra teslim olmuştum. Sanırım itiraf etmiştim. Tam olarak hatırlayamıyorum. Bana sen yaptın dediler. Mağazaları soyduğunu söylemiş, biz de gülmüştük. “Tabii, sen yapmışsındır.” demiştik. Şapkalarımdan birini ona vermiştim. Eski bir Bonnie & Clyde tipi bir şapkaydı, yana bükülüydü.

 “Sana ufak bir bıyık çizelim, eline bu silahı da aldın mı

kimse seni tanımaz.” demiştik. Gece saat 2 gibi, uyurken telefon çaldı. “Alo?

 ” dedim, o da: “Benim David.” dedi. “David Haris mi? ” dedim. “Evet. Yaptım. Gelip beni alabilir misin? ” dedi. Ben de: “Gelip seni alamam. Uyuyorum.” dedim. Vicdanı sızlamıyordu. Ben kötü bir şey yapsam, içim sızlar. “Eyvah, keşke böyle yapmasaydım.” der, kendimi kötü hissederim. Ama onu rahatsız etmiyordu. Hiç ama hiç umurunda değildi. Vidor’daki Bölge Savcılığına David’e ne yapacaksınız diye sorduğumuzda, bize: “Onu Teksas Gençlik Konseyi’ne sevk edeceğiz.” dediler. Biz de, aynı silahla yapılmış bir soygun olmasının biraz garip olup olmadığını düşünmüyor mu acaba diye biraz araştırma yaptık. Karşısında David Harris’in tabancası ve Randall Adams’ın bindiği David Harris’in arabası vardı. Bu sözde cinayeti işlerken kullanılan tüm araç gerecin hiçbir ceza almadan kurtulan David Harris tarafından sağlanmış olmasının ve aynı kişinin savcılık lehine şahitlik etmesinin biraz da olsa garip olduğunu düşünmemiş miydi acaba?

Tüm söylediği ise: “Vidor, Teksas’ta işler böyle yürümez. Bizimkiler o kadar… Genç bir adamın hayatını karartmak için can atan tipler değiliz.” olmuştu. Birçok suça karışma savını öne sürdüm. Savımda David Harris’in polis memurunu öldürmeden önce ve öldürdükten sonra birçok seri suç işlediğini savundum. Kalbi cinayet işlemeye meyilli kötü niyetlerle dolu bir insan olduğunu söyledim.

 Ama yargıç o suçlardan herhangi birini bile sunmama izin vermedi.

 Ellerinde 28 yaşında bir adam vardı. Onun alternatifi ise 16 yaşındaki bir çocuktu ki Teksas yasalarına göre ona idam cezası verilemezken 28 yaşındakine verilebiliyordu. Randall Adams’a karşı idam davası açılmasının ardındaki ana sebep bence buydu. Suç üstünde yakaladıklarından değil, sadece uygun yaşta olmasından.

 Yargıcın, yani Don Metcalfe’nin Dennis White’ın karısı Jeanete White’a bir tek “Neden kafanıza takıyorsunuz?

Adam serserinin teki.” demediği kalmıştı. Hukuka büyük bir saygı duymam gerektiğini öğrenerek büyüdüm. Polis memurlarının, emniyet görevlilerinin yaşadığı tehlikelerin farkındaydım. Bence toplum bu konulara gereken hassasiyeti göstermiyor.

 Babam FBI için çalışıyordu.

 Muhtemelen de FBI için çalışmanın en kötü olduğu zamandı.

 1932 ila 1935 arası Chicago’dan bahsediyorum.

 Dillinger öldürüldüğünde Biograph Tiyatrosu’ndaymış.

 Sıcak bir yaz akşamıymış. Sıcak havadan bunalan insanlar dışarıda yürüyüş yapıyorlarmış.

 Babamın anlattığına göre Dillinger kısa bir süre içinde öldürüldüğünde insanlar hatıra olsun diye kanına mendillerini batırıyorlarmış. Bir kadını ise çok iyi hatırladığını söylerdi kadın elindeki gazeteyi havaya kaldırarak: “Elinde John Dillinger’ın kanı bulunan Kansaslı tek kadın ben olduğumdan eminim.” demiş.

 Sonra “Kırmızılı Kadın”ın… Kadının üzerinde turuncu bir elbise varmış. Burası çok önemli değil zaten. Işıkların altında kırmızı görünmüş olmalı. Kesinlikle turuncu olduğunu söylemişti. Daha sonra o kadın Dillinger’a dokunan “Kırmızılı Kadın” olarak tarihe geçti.

 Babam ise: “Gerçekten turuncular içinde bir kadındı.” diyordu. Ödülüne gelecek olursak, yeni bir kürk manto ve asıl memleketi olan Romanya’ya tek gidiş bileti kazanmış. Anlattığı tüm hikâye 2 saat rötarlıydı. Ben bu çocukla sabah saat 10 gibi karşılaşmıştım. Ona göre öğle vakti buluşmuşuz. Ben saat 2 ya da 3’te Bronco Bowling’deydik diyordum

o ise saat 5 ya da 6 diyordu. Mutabık kaldığımız her şeyde, o 2 saat geriden geliyordu.

 İki saat sonradan. İki saat geciktirerek.

 İfadesine göre çevre yolundan çıkıp Inwood Bulvarı’na girerken arabayı ben sürüyormuşum ve bu şekilde kenara çektirilmişiz. Korkmuş ve koltuğun önüne çökmüş.

 Memur bize yaklaşıp feneri doğrultunca da, pencereyi indirmişim silahı çıkarıp, adamı vurmuşum.

 İfadesine göre motele vardığımızda da arabadan inmişim ve ona: “Sen kafana takma. Olup biteni de unut.” demişim.

 Tamamen saçmalık. Polis memuru 12:30’da öldürülmüş yani onun beni en son görüşünden iki buçuk saat sonra.

 Motele girmeden önce motelin bahçesinden geçerek karşıdaki küçük dükkâna gitmiş ve sigara almış. Benim de 10’dan önce sigara alıp almadığını öğrenmek için dükkândaki adamla konuşmam gerekiyordu. Ama ben Fort Worth’a uzun bir süre gidememiştim.

 Hapishane kıyafetiyle onu göstermemek için ailesinden birkaç fotoğrafını aldık.

 Tezgahın arkasındaki adama fotoğrafları gösterdim.

 Adam yardıma hazır görünüyordu ve bize yardım etmek istedi.

 Tüm içtenliğiyle şunları söyledi: “Bu adamın buraya gelip gelmediğini hatırlamıyorum. Hangi gece geldiğinden emin olamam. O gece olabilir de, olmayabilir de. Çünkü sürekli gelip sigara alıyorlardı.” Kardeşi ilk ifadesinde cinayet esnasında odada olduğunu televizyon izlediğini söylemişti. Sanırım bir güreş müsabakasıymış. Ve “Ben ve kardeşim güreş müsabakalarını severiz. Kardeşim yanımdaydı.

 Kardeşim Randall tüm gece yanımdaydı. Böyle bir şey yapmış olamaz.” demiş

kardeşini korumaya çalışmıştı. Daha sonra, hatırladığım kadarıyla, ifadesini değiştirdi. Çünkü “Eğer o kadar ileri gidip yalancı şahitlik yapsam bile bu bir şeyi değiştirmez çünkü olayı çözmüşler.” demiştir. Bu şekilde düşünmüştür diye düşünüyorum. “Kardeşimin yaptığını biliyorlar. Eğer çıkıp yalan söylersem, bir de ben yalancı şahitlikten kodesi boylarım. Kardeşimle birlikte hapis yatarım ve bunun da kimseye bir faydası olmaz. Bu yüzden ifade vermeyeceğim. Hiçbir şey söylemeyeceğim.” diye düşünmüş olmalı. Dolayısıyla tüm ifadesini geri çekti böylece Adams şahitsiz kalmış oldu. Polis Memuru Cinayet Mahallini Anlattı Mahkemede verdiği ifadeyle, ilk verdiği ifadenin tamamen uyumlu olması gerekiyordu. Cinayetten sonraki 15 ila 20 dakikadan bahsediyoruz. En iyi tanık ifadesinin bayan memurun ifadesi olması gerekiyordu. Ama örtüşmüyordu. Uzaktan yakından alâkası bile yoktu. …orta uzunlukta saçı vardı. …kalın bir parkası vardı. …tek kişi vardı.

 Mahkemedeki ifadesine göre ölen memur araçtan indikten sonra, kendisi de inmiş. Durdurulan aracın arkasında pozisyonunu almış.

Cinayetten 15 dakika sonra verdiği ilk ifadesinde  “katilin üzerinde kürk yakalı bir mont” var diyor.   Mahkemede, “Gür saçlı birisi olabilir.” diyor. Çocuk üzerimde Levi marka bir mont olduğunu doğrulamıştı yakası da tıpkı şu an üzerimde olan gibiydi. Ön duruşmada ise, kendisinin üzerinde kürk yakalı bir mont olduğunu yönünde ifade vermişti. İlk ifadesinde memuru kimin öldürdüğünü anlatıyordu zaten.   Kürk yakalı bir mont giyen tek bir şahıs. Sürücünün birden gür saçlı olması ne kadar güzel bir tesadüf. Tek yapması gereken, fotoğrafıma bakmaktı. Ama ilk ifadesi bu şekilde değildi. “Kürk yakalı bir montla”, “gür saç” arasında dağlar kadar fark var.   Tamamen saçmalık. İki haftalık bir soruşturma geçirince tüm ifadesi birden değişiveriyor. Soruşturma başında bir şey, sonunda bambaşka bir şey söylüyor.

Bir şeyler olmuş ama ne?

  Hafızasını tazelemişler.

Cuma öğleden sonraydı, sanırım Paskalya Cuması’ydı o öğleden sonra mahkemeye dönmüştük ve bir bakıma neşeliydik çünkü beraat edeceğini düşünüyorduk. Ortada doğru düzgün bir kanıt yoktu. Sadece genç David Harris vardı ve kimsenin de ona inanacağı yoktu. Bu yüzden oldukça iyimserdik ta ki mahkeme salonuna girip kürsünün önünde dikilen o 3 kişiyi görene dek. Tam 3 kişiydiler. 

 Şahitlik yapabilmek için yemin ediyorlardı.   Aynı gün Bayan Miller kürsüye çıktı. Ve dedi ki: “İşte gördüğüm adam buydu! Cinayetten hemen sonra gördüğüm yüz Randall Adams’ın yüzüydü. O polis memurunu öldürürken silahı arabadan nasıl çıkardığını gördüm ve o adam bu adamdı.” diyerek parmağıyla Randall Adams’ı işaret etti.  

 Hüküm giymesini sağlayan kişi odur. Çocukken, hep dedektif olmak istemişimdir çünkü televizyondaki tüm dedektif filmlerini seyrederdim.

 Çocukken hep Boston Blackie filmlerini yayınlarlardı

ve onun yanında da hep bir kadın olurdu. Ben de hep bir dedektif ya da bir dedektif karısı olmak isterdim bu yüzden de hep dedektif filmleri seyrederdim. Her zaman dikkatli gözlerle bakarım çünkü ne zaman ne olacağını kestiremezsiniz. Ya da nasıl yardımcı olabileceğinizi. Bu tip durumlarda yardımcı olabilmek hoşuma gidiyor. Hem de çok. Nereye gidersem gideyim, hep bu tip durumlarla karşılaşıyorum. Birçok cinayete ya da bu tip şeye şahit oluyorum. Evimin çevresinde bile. Her yerde. Her zaman şahit oluyorum ya da kendimi olayın içinde buluyorum, faili, ne olduğunu görüyorum. İnsanları dinliyorum. Ve her zaman polisten önce kimin yalan söylediğini ya da katilin kim olduğunu bulmaya çalışıyorum. Bildim mi acaba diye merak ediyorum. Evet.

 Kocamla birlikte bir benzin istasyonunda çalışıyorduk.

 Çok da iyi geçindiğimiz söylenemezdi. Sürekli tartışıp duruyorduk. Bu yüzden eve gitmek istememiştik, eve gidip çocukların önünde kavga etmektense arabada oturup konuşmayı tercih etmiştik. Bir de onlarla uğraşmak istememiştik.

 Tam anlamıyla kavga ediyorduk, daha sonra gidip bir şeyler yemeye karar vermiştik. O esnada, restorandan bir polis çıktı, yolun sağ tarafına geçti ve o adamı sağa çektirmek için harekete geçti. Arkasına döndü ve dikkatlice baktı. Adamı gördüğünü sanmıyorum ama görmüş. Çünkü “Neye bakıyorsun?

 ” dediğimde, kötü bir şeyler olacağını biliyordum. O da: “Kapa çeneni ve sürmeye devam et.” demişti. Kocama: “Yavaşla, yavaşla ki görebileyim.” diyip durmuştum. O da: “Haydi, buradan gidiyoruz. Ne kadar da meraklısın. Ne olduğuna dair hiçbir fikrin yok.” demişti. Birinin öldürüleceği aklımın ucuna bile gelmemişti. Ben de yoluma devam ettim. Olaya müdahil olmayı sevmeyen bir yapısı vardır. Yola devam etmek istedi. Bana da çenemi kapatıp önüme bakmamı söyledi. Ama ben her hâlükârda döndüm ve baktım. Daha sonra egzoz patlaması ya da maytap sesi gibi bir ses duyduk. Köprüyü geçtikten sonra düşünmeye başladık. Dedim ki: “Emily, yılın bu zamanlarında maytap patlatılmaz.” Kendi kendime düşünmeye başladım: “Birisi ateş ediyor da olamaz.” dedim. Zifiri karanlıktı ve hava buz gibiydi. Arabanın içini görmek çok zordu. Ama penceresi açıktı. Sürücü tarafındaki pencere açıktı. O yüzden o kadar net bir şekilde görebilmiştim. Arabanın içindeki hiçbir şeyi görememiştim. Gördüğüm sadece pencereye yansıyan gölgelerdi. Ama pencereyi açması, yüzünü görmemizi sağlamıştı. Araba koyu maviydi. Sakalı, bıyığı ve koyu sarı saçları vardı. Ama söylediğim gibi, mahkeme salonunda oldukça farklı görünüyordu. O adam olduğunu sadece şuralarına bakarak söyleyebilmiştim. Birkaç el ateş edildiğini biliyordum. Ama olaya müdahil olmak istememiştim çünkü Batı Dallas suç oranının yüksek olduğu bir yerdir. En yüksek olanlardan biridir. Kocam benden daha fazla korkmuştu. Ama teninizin rengi siyahsa herhangi bir olaya müdahil olmak istemezsiniz. Çok genel bir durumdur. Bu olayda da olduğu gibi, hiç kimse bir şey görmek ya da duymak istemez. Tamamen arka planda kalırlar. İşte bu yüzden öne çıkıp şahitlik yapabilecek birilerini bulmakta çok zorlanmışlardı. Çünkü olay zencilerin yaşadığı bir mahallede vuku bulmuştu.

 Birinin yanlış bir şey yaptığını gördüğüne inanıyorsa, söylemeden duramaz. Çünkü beni birkaç kez El Paso’dan uyuşturucu getirdiğime dair ihbar etmişti. Şerifi arayarak, bagajımın aranmasını sağlamıştı. Ben de bagajı açtığımda, hiçbir şey bulamamışlardı. Anasının gözüdür. Kaltağın tekidir, bir iş çevirdiğinizi anlarsa, gammazlamaktan çekinmez. Bayan Miller mahkemede benzin istasyonundaki işinden erken ayrıldığı ve kayıtlarla ilgili yardımcı olması için kocasını aldığı yönünde ifade vermişti.

 Biz araştırdığımızda ise, benzin istasyonunun muhasebesiyle ilgili bir iş yapmadığını çünkü 2 hafta önce kasadan para çalma suçlamasıyla işten çıkarıldığını öğrenmiştik.

 Polisle konuşmalarının tek nedeni evlerinde 3 gündür devam bıçaklı kavga olmasıymış. Bıçakla saldırı, bu tip uygunsuz ve içkili tavırları yüzünden hepsi polis gözetimine alınmış. Polis merkezindeyken, birdenbire polis memurunun öldürülmesiyle ilgili gördüklerini

bir bir anlatmaya gönüllü oluvermişler. Kadının biri beni evimden aramış ve yanlarından geçen bir arabadan Randall Adams’ı teşhis ederek aleyhine tanıklık eden bu kadını tanıdığını bu kadının hayatında bir kez bile olsa doğruyu söylememiş bir insan olduğunu söylemişti.

 Kadın ayrıca duruşma devam ederken Bölge Savcısı’na ulaşmaya ve bu kadının güvenilir olmadığını söylemeye çalıştığını, eğer bu davanın dayanak noktasını bu ifade oluşturacaksa, bu ifadenin güvenilir olmadığını söylemişti. Onlar kötü insanlardı. Tam anlamıyla toplumun yüz karasıydılar.

 Adam siyahtı, kadın da beyaz. Kocası o günün ertesi işe geldi. Önceki gün öldürülen polis memurundan bahsetti. Ben ise bu konuda bir şey duymamıştım.

 Ve bunun da başka bir uydurma hikâye olduğunu düşünmüştüm.

 Ve gazeteleri getirdiğinde hiçbir şey görmediğini, havanın zifiri karanlık olduğunu söylemişti.

 Parayı okuyunca beyninde ampuller yanmaya başladı.

 İşte o zaman bu fikre kapıldı. Onun kelimeleriyle ifade edecek olursam yeterince paraya, anasını bile satabilecek bir yapıya sahipti. Ne söylemesini istiyorlarsa, onu söylemeye razıydı. Ya da ne görmesini istiyorlarsa, onu görmüş olmaya razıydı. Tam olarak böyle söylemişti. Gidip tüm olayı gördüğünü adamı tanıdığını söyleyerek, onu teşhis ettiğini öğrendiğimde şok olmuştum.

 İşte o zaman Dennis White’ı aradım ve “O adam yalan söylüyor.” dedim. Hiç kimse net bir şekilde görmüş olamaz. Polisin vurulduğu ve onların bulunduğu yeri göz önüne alacak olursak ellerinde dürbün mü vardı acaba diye şüpheye düşerim.

 Ben bir satıcıyım ve bir şeyi en ince ayrıntısına kadar incelerim. Yerleri, nesneleri sokakları unutmam. Çünkü böyle alışmışım, şans eseri edindiğim bir şey. İnsanlara dikkatlice bakarım ve onları çözmeye çalışırım.

 Meraklı bir şekilde incelerim.

 Bir gece Plush Pub’tan çıkmıştım 1977 model bir Cadillac kullanıyordum

Hampton üzerinden batıya doğru gidiyordum. Bir memurun iki kişiyi sağa çektirmiş olduğunu gördüm. Mavi bir arabayı sağa çektirmişti.

 Araba maviydi. Sanırım mavi bir Ford’du. Mavi renkte bir araçtı. Sanırım sürücünün uzun sarı saçları ve bıyığı vardı. Diğerinin ise sakalı ya da bıyığı yoktu.

 O bölgeye gelen beyaz biri çok dikkat çeker, hemen göze batar. Ve eğer göze batarsanız, sizi durdurmaları kaçınılmazdır.

 Memur, araca doğru yürüdü.

 Arabası arkadaydı… Önde miydi, arkada mıydı hatırlamıyorum ama bir aracı sağa çektirdiğinden ve o araca doğru yürüdüğünden eminim. Sanırım araca doğru yürüyordu. Bir düşüneyim. Evet, araca doğru yürüyordu. Ben geçene kadar da, araca ulaşmış olduğunu düşünüyorum. Ben herhangi bir fişek ya da kurşun sesi duymadım. Çünkü yoluma devam etmiştim. Wood’un arabaya doğru yürürken şoför koltuğunda onun oturduğu yönünde ifade veren ve onu teşhis eden elimizde 3 kişi vardı. Şahitler aracılığıyla aracı onun kullandığını ve ortağının aracılığıyla da Memur Wood’u vuranın sürücü olduğunu biliyorduk.   Davayı, Adams’tan aldığımız gönüllü ifadeyi baz alarak oluşturmamız mümkün değildi. Şahitlere güvenmek zorundaydık. Öyle de yaptık.

Tanıdığım tüm yargıçların yapacağı gibi, kürsüde herhangi bir duygumu belli etmemek için çok çaba sarf ettim. Duygularınızı belli ederseniz jüri herhangi bir tarafı tuttuğunuzu düşünebilir. Bu yüzden pasif, duygusuz, objektif görünmeye çalışırız.

Adams davası ile ilgili şunu itiraf etmeliyim ki daha önce de böyle bir şey söylemiş değilim Doug Mulder’ın son savunması gibi bir şeyi daha önce hiç duymamıştım. Yani, toplumu anarşiden ayıran, polisin “ince mavi hat”tı üzerine verdiği son savunmayı. İtiraf etmeliyim ki, bunu duyunca gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Duygusal olarak etkilenmiştim ama belli ettiğimi zannetmiyorum.

Cinayet Davası Jürisi Tartışmaların Ardından Dinlenmeye Çekildi Adams Polis Cinayeti Davasında Jüri Tarafından “Suçlu” Bulundu 

 İdam davalarında sorduğumuz ya da o zamanlar sorduğumuz bir soru vardı. Bu soru suçlunun tehlikeli bir zihinsel yapıya sahip olup olmadığını ya da başka suç işlemeye meyilli olup olmadığını öğrenmeye yönelikti.   Sorunun cevabını almak için  Dallas Savcılığı davalının hücresine psikiyatrlar gönderip kişide bir pişmanlık olup olmadığını, dolayısıyla tehlikeli ve psikopat bir kişiliğe sahip olup olmadığını öğrenmeye çalışırlardı.

Tabii ki, suç işlememiş bir kişiyi ele alacak olursak herhangi bir pişmanlık belirtesi göstermeyecektir.  

Sürekli görevlendirilen iki psikiyatr vardı.   Holbrook ve Grigson, yani “Katil Doktorlar”. Bu iki kişiye yönelik öne sürülen bariz eleştiriler vardı. Çünkü ne zaman bu ikisi görevlendirilse, ziyaretlerinin amacı davalının öldürülmesi gayesini güdüyordu.

Tarih 15 Nisan, yani Vergi İade Günü’ydü. Sanırım vergi iademi almak için formu dolduruyordum. Geç kalmış olmaktan korkuyordum. Bir gardiyan kapıma gelerek “Seninle konuşmak isteyen birisi var.” dedi. Kim diye sordum, o da bilmediğini mahkeme kararıyla burada olduğunu söyleyince, ben de tamam dedim.

 Gelen adam gerçekten çok uzun boylu, sırık gibi bir adamdı.

 Kendini Dr. Grigson olarak tanıtmıştı. Mantosunun cebinden bir not defteri çıkardı ve enine doğru bir çizgi çizdi. Çizginin üst tarafında 6 adet resim vardı. İşte bir kutu, bir kare, içinde elmas olan bir yuvarlak, vs. Tam hatırlamıyorum, üzerinden çok zaman geçti.

 Bana o kâğıtla birlikte bir kalem uzattı. “Gidip bir bardak kahve alacağım.

 Lütfen kâğıdın üzerindekilerin bir kopyasını çiz.” dedi. Adama şöyle bir baktım. “Nasıl yani?

Çizdiklerinin tamamen aynısını mı çizeyim?

Yoksa değiştirerek mi çizeyim?

Tam olarak ne yapmamı istiyorsun? ” dedim. O da: “Nasıl çizmek istiyorsan, öyle çiz.” dedi ve gitti. Ben de kâğıdın alt tarafına kutular, X’ler ve içinde elmaslar olan 0’lar çizdim. Tıpkı onun çizdiği gibi. Bana… “İşleyen demir pas tutmaz.” ne demek diye sordu. Adama şöyle bir baktım. “Dalga mı geçiyorsun?

Şaka mı bu?

Neyin peşindesin? ” dedim. O da: “Hayır, gerçekten bu soruya cevap vermeni istiyorum.” dedi. Ben de: “İşleyen demir pas tutmaz bence uzun bir süre durmadan çalışan bir kişiyi anlatıyor böyle birisine insanların sıkıca sarılması zor olur. Eğer çalışmaya devam ederse, ona yaklaşmak zor olacaktır.” dedim. O da kafasını salladı. “Eldeki serçe damdaki güvercinden iyidir.” dedi. Ben de: “Eğer elinizde bir şey varsa, neden az daha iyi olabilecek bir şey için elinizdekinden vazgeçesiniz?

Çok anlamsız olur. Elinizde iyi bir şey varsa, neden onu bırakasınız?

Eğer diğerini de alabilecekseniz, alın ama başka bir şey elde etmek için elinizdekinden vazgeçmemelisiniz.” dedim. Ailem hakkında sorular sordu. Geçmişimle ilgili sorular sordu. Ve gitti. Toplasanız en fazla 15 ya da 20 dakika konuşmuşuzdur. Dr. Grigson, eğer sanık salıverilirse gelecekte ağır suçlar işleyebileceğini teyit etmek için gitmişti. Grigson “Dr. Ölüm” olarak tanınmaktaydı, çünkü her zaman bu yönde görüş bildirmiştir.

 Duruşmaların %99’unda… ..savcılık lehine görüş bildirmiş, her zaman sanıkların gelecekte de şiddetli suçlar işleyebileceğini belirtmiştir.

 Yıllar sonra birinin ne yapacağını bilemezsiniz.

 Hem de hiç bilemezsiniz.

 Geçmişinize bakarak, herkes bir şeyler söyleyebilir. pişmanlık belirtisi yok. Randall’ın geçmişe dönük hiçbir kaydı da yoktu. Ve bildiğimiz kadarıyla da, geçmişinde hiçbir sabıkası da yoktu. Grigson iki buçuk saat boyunca sahip olduğu sertifikalardan bahsetti durdu. Yok şuraya gitmiş, yok buraya gitmiş, yok şurada ders almış. Bana Charlie Manson dedi. Bana Adolf Hitler dedi. Akşama kadar çalışıp, sabaha kadar sürtecek bir kişiliğe sahip olduğumu söyledi. Grigson’a göre akli dengemin gelecekteki durumu eğer beni salıverirlerse, çok bozulabilirmiş çıldırıp, Dallas’ın yarısını katledebilirmişim. Benimle 15 dakika konuşmuş olmasına daha önceden herhangi bir sabıkam olmamasına 28 yılı suç işlemeden geçirmiş olmama rağmen sadece bir olaya bakarak ki ben böyle bir şey de yapmış değilim bunun yeterli olduğunu ve geri kalan ömrümü gözetim altında geçirmem gerektiğini söyledi. 15 dakika konuşmuş olmamıza rağmen kimsenin bana sırtını dönmemesi gerektiğini söyledi. Kafayı yemiş. Birinin yemek almak için paraya ihtiyacı olduğunda hırsızlık yapmasına anlayış gösterebilirsiniz. Arabası olmayan 17 yaşındaki bir gencin gezmek için araba çalmasını anlayabilirim. Eroin bağımlısının neden eroine ihtiyacı olduğunu anlayabilirim. Ama birinin neden bir polis memurunu öldürmek zorunda olduğunu anlayamıyorum. Bunu aklım fikrim almıyor. Uyumak için gözlerimi kapattığımda, “Neden böyle bir şey yapmış olsun?

Cinayet işlemesine sebep olabilecek bir geçmişi yok. Cinayet işlemesi için bir sebep yok.” diye düşünüyordum. Ve davanın gerçeklerine baktığımda David Harris arabanın çalıntı olduğunu, silahların arabada olduğunu silahların da çalıntı olduğunu biliyordu daha önce de birçok suç işlemişti o arabayı ve silahları çalmadan önce de dosyası olukça kabarıktı diyordum. Cinayeti işlemek isteyecek ve olay yerinden kaçmak isteyecek olan o olmalıydı. Cinayet işlendikten sonra, eve dönüp arkadaşlarına bu konuda atıp tutan da oydu. Tüm kanıtlara bir göz gezdirince suçu işleyenin David Harris olduğuna inanmıştım. Jüri de aynı delillere baktı ama suçu Randall Adams’ın işlediğine kanaat getirdi.   Ve geçerli olan onların kararıydı. Adams İdama Mahkum Edildi

Öyle bir Bölge Savcısı vardı ki adam ne zaman ya da nasıl hüküm giydireceklerinden değil beni nasıl öldüreceklerinden bahsediyordu. Masum olmam ya da suçlu olmam adamın umurunda değildi. Beni öldürmekten bahsedip duruyordu.   Uyuşuyordum..

Kötü bir rüyada gibiydim. Uyanmak istiyordum ama yapamıyordum. Bir günde 15 ya da 20 kez aynı hikâyeyi dinliyordum. Elektrikli sandalyeye oturan adamın başına gelenlerin hikâyesini. Gözleri yerinden fırlıyormuş. Tırnakları yerinden çıkıyormuş. Ayak tırnakları kopuyormuş. Vücudundaki her delikten kan geliyormuş. Umurlarında değildi. Hem de hiç. Tek istedikleri beni nasıl öldürecekleri hakkında konuşmaktı. Tek umurlarında olan, tek konuştukları şey buydu. O zamanlar, arzuladıkları tek şey buydu. Ona ne olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu.

 İfade verdikten sonra, gitmiştim.

 Onu hiç kafama takmamıştım. Belki de bilmek istememişimdir. Bilmiyorum. Öğrenmeye dair hiçbir niyetim yoktu, olsaydı zaten öğrenmeye çalışırdım. Hükümlü Kanunsuz Bir Şekilde Hapse Atıldığını İddia Ediyor

 Dennis yeni bir dava açılması için başvurdu biz de tahsis davası açılması için başvuruda bulunduk.

 Yaklaşık 20 gün sonra da, dava görülmeye başlandı.

 Robert Miller ve karısı o davada ifade verdiler. Ama ifadelerinin karşılığında bir ödül alacaklarını ve o gece ne gördüklerinin umurlarında olmadığını ispatlayamadık ama arabalarının camlarının buğulu olduğunu söylediklerini öğrenebildik. İfadelerinin tamamına ulaşamamıştık çünkü verdikleri bir itham ifadesi olarak saklanıyordu bu yüzden çok geç ifşa edilmişti.

 Boşa kürek çekip durmuştuk. Dallas Sabah Haberleri’nden bir gazeteci bizim davamız bittikten 1 hafta sonra aynı kadının kızının

aynı mahkemede bir hırsızlıktan yargılandığını ortaya çıkardı.

 Yani ifadesini öz kızının ömür boyu hapse mahkum edilme riski olduğu bir zamanda vermiş ve kızını hapis cezasından kurtarmıştı. Ona nasıl inanabilirsiniz?

Aynı yargıç sadece 1 hafta sonra bu davayı nasıl oldu da düşürebildi?

Millerlar sonunda kazanç elde edecekleri bir şey varsa her şeyi yapabilecek tipte insanlardır. Para için ya da kızının silahlı soygun suçundan hapishaneye gönderilmemesi gibi.

 O gün mahkemeye gittiğimizde, Bölge Savcısı tam bir pişkinlik örneği sergilemiş hiçbir soruya cevap vermeme fırsat bırakmamıştı. Bana soru sormuş ama cevaplamam için yeterli süre vermemişti. İşte o zaman bana koca burunlu gibi bir şey söylemişti. Eğer koca burnumu işlerine sokmazsam Millerlar rahat edeceklerdi.

 Ben mahkeme salonundan çıkmaya hazırlanırken de gülmeye başlamıştı. “Buraya gelmekle iyi bir iş yapmadın.” demişti. Gerçekten de öyle olmuştu. Adama hiçbir faydası olmamıştı. Adams’ın Polis Cinayeti Davasında Yeniden Yargılanma İsteği Reddedildi Polis Katili Temyize Gidiyor Yanlış hatırlamıyorsam Bay Adams’la yaptığım kısa görüşmelerde ki hep kısa olmuşlardır ona hiç sorduğumu ya da onun bana yapmadığını söylediğini hatırlamıyorum. Çünkü, benim ideallerime göre, mahkemede onu savunurken bunu bilmem tamamen alâkasızdı. Teksas Temyiz Mahkemesi’nde sonuç aleyhimize 9’a 0 çıkınca, biraz moralim bozulmuştu. Birincisi; kazanmalıydık, ikincisi; lehimize 1 oy bile çıkmadan bu kadar ağır bir şekilde yenilmemeliydik diye düşünmüştüm. Ailemle birlikte bir dondurmacıdaydım ve yargıç ile ailesi de o esnada aynı yere gelmişlerdi. Yanıma gelerek şöyle demişti: “Görüyorum ki, Temyiz Mahkemesi Adams Davası’ndan beni tam notla geçirmiş.” En yüksek temyiz mahkememiz yani Austin Temyiz Mahkemesi davayı 9’a 0 oyla onaylamıştı. Daha sonra Amerika Yüksek Mahkemesi tarafından 8’e 1 oyla feshedilmişti. Bir Temyiz Mahkemesi bir davayı feshedince asla, mahkeme yargıcı hatalı ya da haklı demezler. “Yargıçla hemfikir değiliz.” derler. Mesela, Adams’ın temyizinde mahkemenin benim haklı ya da hatalı olduğumu söylediğini söyleyemezsiniz.

Neticede, Austin Temyiz Mahkemesi’ne göre ben 9’a 0 haklıyım ama Washington’a göre, 1’e 8 haksızım. Oyların hepsini toplayacak olursanız, 10’a 8 haklı çıkıyorum.

 Yine de dava feshedildi. Benimle hemfikir olan ilk insanlar Yüksek Mahkeme’nin 8 yargıcıydı. Yasalara göre hareket eden ilk insanlar

Yüksek Mahkeme’nin 8 yargıcıydı. Yüksek Mahkeme tarafından temyiz haberinin duyurulmasıyla aynı gün ya da bir sonraki gün Dallas Sabah Haberleri’nin ilk sayfasında çıkan güzel bir hikâyeye göre

Yüksek Mahkeme’de de görevli olan Bölge Savcısı Henry Wade Randall Dale Adams’ı yeniden yargılatmak için yemin etmişti çünkü onun kitabında

polis katillerinin idam cezasına çarptırılmadan kurtulmalarına yer yoktu. Bu haberi ciddiye almıştım. Bir şansımız daha olacağını düşünmüştüm. Kamuya açıklanmayan bazı sebeplerden ötürü Bay Wade Bay Adams’ın idam cezasını ömür boyuna çevirme yönünde validen ricada bulunmuş ve temyizi baz alan bir yeniden yargılanma yapılma riskini ortadan kaldırmak istemişti.

Dallaslı Mahkumun Cezası Hafifletildi  

Tam anlamıyla şok olmuştum. İster istemez, bu kararın arkasındaki motivasyonun Adams’ın mahkemede aklanabileceği korkusundan kaynaklandığına inanıyorum. Neden bilmiyorum ama yanlış kişiyi savunmuş gibi hissetmiştim. Vidor’daki ya da Dallas’taki bazı polislerin kimin savunulacağını belirlediklerini ve adaleti yanlış bir yöne hareket ettirdiklerini ve bunu hiç kimse engellemesin diye ivedi bir şekilde yaptıklarını hissetmiştim. Bu yüzden onları durdurmak benim elimdeymiş gibi hissettim ama durdurmadım. Yüksek Mahkeme’nin durdurabileceğini düşündüm ve onlar da ellerinden geleni yaptılar ama işler tekrardan o kadar karışmış ve raydan çıkmıştı ki.   Bu duruşmadan sonra başka ceza davası almadım. Bu davada jürinin verdiği kararı duyduktan sonra hiçbir jürili dava almadım almaya da niyetim yok. Bu tip sorunlarla bir süre başka insanlar uğraşsınlar istiyorum. Eğer adaletin terazisi bu kadar dengesizse ben bu çarkın içinde yer almak istemiyorum. Dallas’taki savcılar yıllar boyunca… “Suçlu bir adamı her savcı mahkum ettirebilir. Masum bir insanı mahkûm ettirmek için büyük bir savcı olmak gerekir.” dediler.

Bugüne kadar, sanırım Bay Mulder Adams’ın suçlu olduğuna dair var olan bazı çekincelerden dolayı Adams’ın hüküm giymesinin en büyük zaferlerinden birisi olduğunu düşünmüştür. R. Adams İdam Bir sabah Vidor’daki bir kadından kafasına oklavayla vurulduğuna dair bir şikâyet telefonu aldım ve saldırgan darbeyi indirdikten sonra kadının bayıldığını düşünmüş ama kadın bayılmamış. Kadın kendisine saldıranın David Harris olduğunu teşhis etmişti. David gönüllü bir şekilde karakola geldiğinde ona: “David, bu kız senin kim olduğunu biliyor. Neler yaptığını benim sana anlatmama gerek yok. Bu sefer gerçekleri bildiğimi sen de biliyorsun.” dedim. O da: “Hata ettim. Esrar ve alkol içmiştim. Nasıl oldu da yaptım bilmiyorum ama oldu işte.” dedi.

 Ama üzerinde sadece iç çamaşırı olduğunu belirtmeyi unutmuştu. Saldırının cinsel amaçlı olduğunu düşünmüştüm. Hatırladığım kadarıyla, itiraf etmedi, hiçbir zaman suçu kabul etmedi. Ama hiçbir zaman da inkar etmedi.

 Kefaletini ödedi ve Almanya’ya gitti. Tam onun profiline uyan başka bir suçla karşılaşınca şehirde olup olmadığını kontrol etmek istemiştim. Askeriye aracılığıyla yerini tespit etmek için Evrensel Askeri Yer Bulma ile irtibata geçince

askeri hapishanede olduğunu öğrendim.

 Ne olduğunu gerçekten hatırlamıyormuş.

 Söylediğine göre askeri hapishanede gözlerini açtığında üstlerinden birini dövdüğünü söylemişler. Onun profiline çok uyan başka bir suçla karşılaşınca da bir kez daha onu aramaya başlamış ve bu sefer de California’daki bir hapishanede olduğunu öğrenmiştim.

 Böylece maalesef bir kez daha düzelmediğini öğrenmiş oldum.

 Hâlâ birçok sorunu vardı. Adam Kaçırma Soygun 16 yaşındaydım. Adliyenin nasıl işlediğine dair herhangi bir bilgim yoktu. Nasıl çalıştıklarını bilmiyordum. Kanunlar hakkında çok şey bilmiyordum.

 Sadece toy, aptal bir gençtim. Polis sadece olayın ne zaman gerçekleştiğini söyler ve siz de sadece olaylarla zamanı ilişkilendirirsiniz. Sadece bir olaya bakarak asıl olayın ne zaman olduğunu tahmin edersiniz.

 Tam olarak bilmezsiniz. Tahmin yürütürsünüz.

 Polis bana: “Bu suç saat 12:30’da işlenmiş.

 Sinemadan sen ne zaman çıkmıştın? ” diye sorduğunda…

 “Gece yarısı gibiydi.  Daha önce de olabilir. Bilmiyorum.

 Kolumda saatim yoktu.” dedim.

 Benimle birlikte ifademi defalarca gözden geçirmişti. Bazı sorulara nasıl cevap vermem gerektiğini bu tip şeyleri anlatmıştı. Nasıl derler, “şahidi çalıştırmıştı”.

 Bir delilin en etkili şekilde nasıl göz önüne getirileceğine hazırlanmıştık. O zamanlar, üzerinde çok düşünmemiştim ama yaptıkları jüriyi kandırmaya, adaleti yanıltmaya yönelikti. O yüzden elinde terazi olan o heykel… Adalet miydi?

O heykelin adı neydi?

O heykele ne dendiğini bilmiyorum. Hani şu gözleri bağlanmış olan.

 Kapalı kapılar ardında neler olduğunu bilemiyoruz.

 Yanımda bir kadın vardı.

 Bundan hiç bahsetmemiştim. Yoksa karım beni öldürürdü. Eğer yanımda başka bir kadın olduğunu bilseydi, karım kesinlikle kafamı koparırdı. Siz olsanız, söyler miydiniz?

Bu yüzden söylemedim. Onu evine götürüyordum. Şoför tarafındaki pencere açıktı çünkü kadın biraz hastaydı. Temiz havaya ihtiyacı vardı. Çünkü kör kütük sarhoştu.

 Millerlara baksanıza, biri siyah biri beyaz. Onlara göre o gece o saatte orada bulunmamın sebebi o adamın karısıyla oynaşmak içinmiş.

 O kadınla hayatta işim olmaz. Kadın çok yaşlı ve çirkindi. Dediğim gibi, Bölge Savcısı onları etkiledi. Tüm hikâyeyi uydurmuş olmalılar. Kesin öyledir. Ben ne gördüğümü biliyorum. Hepsi de bu. Eğer para almışlarsa, yalan söylemek için almışlardır. Mahkeme salonunda nelerin olacağı önceden belirlenmişti. Bu yüzden oraya Adalet Sarayı derler, terazinin dengesi kaçıktır. Terazinin kefeleri mahkeme salonundadır, bir iner bir çıkarlar. Sizin lehinize yukarı çıkabilir ya da aleyhinize aşağıda kalabilirler.

 Eğer Bölge Savcısı 15 ya da 20 yıl almanızı istiyorsa, alırsınız. Orange Bölgesi’nde görüşülmeyi bekleyen suçlamalar vardı. Beni yetişkin kategorisine sokup müebbede çarptırabilirlerdi. Bilmiyorum. 16 yaşındaydım. Böyle yapmalarını istediğimi biliyorum.

 Bölge Savcısı bana: “Sen onların suçlamalarını kafaya takma. Ben sana… Savunma Avukatı sana: “Bu suçlamalarla ilişkin olarak bu davada ifadeni değiştirmek için herhangi bir anlaşma ya da bu tip bir şey yaptın mı?

diye soracak. Sakın ‘Evet’ deme, ‘Hayır’ de.” demişti. Kocam tam olarak onu görememişti. Emin değildi, çünkü ona benzeyen bir sürü adam getirdiler.

 Sırada 3 ya da 4 tane gür saçlı adam vardı ama onun saçı taranmıştı, cinayetin olduğu geceki gibi değildi. O zaman onu seçemedim çünkü gözüm gür saçlı bir adam arıyordu. Başka bir tanığın adamı sıradayken seçebilmesini anlıyorum. Emin değilim ama sanırım seçebilmişti. Tabii ki Randall Adams’ı tereyağından kıl çeker gibi seçmiştim. Diğer adamları tanımıyordum. Belli ki onlar da sabıkalıydı.

 Sadece gaza bastım. Tıpkı evden kaçan, nerede kalacaklarını ne yiyecekleri bilmeyen çocuklar gibiydim. Tüm hayatları boyunca kafalarını sokacakları bir ev olsun isterler. O tip şeyleri pek düşünmezler ta ki evden kaçıp da, “Karnım guruldamaya başladı.”ya da “Hava iyice soğudu. Yağmur da yağıyor.” diyene kadar.

 Yol buzluydu. Ardımdan bir arabanın hızlı bir şekilde peşimden geldiğini hatırlıyorum. Beni görmediğini ya da başka bir şeritten benim olduğum şeride geçtiğini ve beni durdurduğunu düşünmüştüm. Yolun sağına çekmişti. Arabanın sağa çektiğini hatırlıyorum. Ben de sadece geriye bakıyordum. Çok iyi hatırlıyorum. Sabaha karşı saat 3:30 gibi ev telefonum çalmıştı. Bölümümdeki devriyelerden biri beni aramış ve “David Harris isimli çocuğu az önce tutukladık ama bize adını bile söylemiyor. Sizinle konuşmak istediğini söylüyor.” dedi.

 Vurulmuş olduğunu söylediklerinde ise ilgim bir kat daha artmıştı. David ilk başlarda Houston’daki bir bara gittiğini genç bir kızla eğlenirken, kızın erkek arkadaşının buna çok bozulduğunu ve elinde bir silahla kendisini takip ederek ateş ettiğini söylemişti.

 Doğru söylemediğini biliyorduk. Ben de: “David, bana yalan söylediğini biliyorum. Her zaman aynı şeyi yaşıyoruz, önceki olaylarda da aynı şeyi yaşamıştık. Ne yaptın tam bilmiyorum ama vurulmuşsun. Yapmaman gereken bir şeyi yaparken vurulduğunu da biliyorum.

 Bir silah dükkânını soyduğunu, içkili olarak araba kullandığını biliyoruz. Seni ve aracını teşhis edecek şahitlerimiz de var. Yakalandın işte. O yüzden doğruyu söyle.” dedim. David de: “Tamam, onu öldürdüm.” dedi.

 Adam ve kız arkadaşı evde yalnızken evlerine girmiş.

 Adamı silah zoruyla banyoya kapatmış ve orada kalmasını söylemiş.

 David kızı alıp evden ayrılırken adam elinde bir silahla evden çıkmış. Adam yere düşmüş ya da tökezlemiş apartmanın park alanında bulunan bir direğe tutunmuş.. …ve son mermeriler, son 2 ya da 3 mermi, kaç tane olduğunu tam bilmiyorum çok yakın mesafeden sıkılmış. David’e göre o gece tek hatalı olan öldürülen adamdı. “Adam kafayı yemiş. Peşimden silahla geldi.” demişti. Ben de ona: “David, adamın evine girmişsin. Kız arkadaşını zorla kaçırmışsın, başka ne yapmasını bekliyordun? ” dedim. O da: “Eline bir silah alarak gelmemeliydi. Eleman kafayı yemiş. Öldürülmesi gerekiyordu.” demişti.

 Silahı almak için gittiğimizde suyun içine girmek zorunda kalmıştım. Bataklık, çimenlik, yılanlarla dolu bir yerdi. Orada bulunmaktan bile hoşlanmamıştım ama David oraya gidip silahı aramamı seyretmekten bile zevk alıyordu. Ben silahı bulmaya çalışırken, o yukarıda köprünün üzerindeydi. Benden yaklaşık 8 metre yukarıdan silahın suyun neresinde olabileceğine dair beni yönlendiriyordu.

 Elleri kelepçeliydi. Yoldan geçenlere dönüp bakarak kelepçeli ellerini gösteriyor ve onlara: “Yardım edin! Bu polisler beni suya atıp, boğacaklar.” diyordu.

 Şaka yapmak ya da ortamı bozmak için elinden gelen her şeyi yapıyordu.

 Tam anlamıyla eğleniyordu. O çocuk beni korkutuyor. Yeniden sokaklara döndüğünü, yetkililerin gitmesine izin verdiğini bile düşünmek beni korkutmaya yetiyor. Bu çocuk 7 ayrı suçtan hüküm giymiş. Silahlı soygun yapmış. Güvenlik görevlisine ateş etmiş. Haneye tecavüz etmiş, ağır ceza gerektiren suçlar işlemiş. Allah bilir başka ne haltlar karıştırmıştır. Buna rağmen Dallaslılar ifadesine karşılık tam dokunulmazlık vererek gitmesine izin vermişlerdi.

 Annemin söylediği güzel bir laf vardı. Dediğine göre Dallas’a geldiği ilk gece, yağmur yağıyor şimşekler çakıyormuş. Ve Dallas’a geldiklerinde şöyle söylemişti: “Eğer Dünya üzerinde bir cehennem varsa, o da Dallas’tır.” Haksız da değil. Size karşı kötü hisler besleyen insanlarla uğraşıyorsunuz. Sadece polis olduğum için benden hoşlanmadıklarını hissedebiliyorum. Bu tip şeyleri hissedebilirsiniz. Belki bunu söylememem gerekiyor çünkü polisler işlerini bu şekilde düşünerek yapmamalıdırlar. Sürekli insanlarla uğraştığınız zaman, insan sarrafı olup çıkıyorsunuz.

 David’den bahsedecek olursak, size karşı düşmanca bir hissi olduğunu hissetmezsiniz. David’in bana karşı hiçbir zaman düşmanca yaklaştığını görmedim. Bana her zaman: “Evet, efendim.” “Hayır, efendim.” şeklinde konuşmuş, saygısızlık yapmamıştır. Yani hiç kötü tarafını görmedim. Yaptıklarının sonuçlarını gördüm ve onunla bunlar hakkında konuştuğumda da yaptıklarının farkında olduğunu gördüm. Kötü yanını hatırlayabiliyordu. Ama hiçbir zaman suç işlerken ya da saldırgan ve dengesiz bir ruh halinde olduğunu görmedim.

 İşlediği suçları itiraf ettiğinde daha iyi hissettiğine ve daha uygun davranışlar sergilediğine şahit oldum. Ailesinin beyanına göre evde daha iyi davranışlar sergiliyor şehirdeki komşuları ve arkadaşlarının arasında çok daha iyi ilişkiler kurabiliyormuş. Ama David birdenbire değişmiş. Ne olduğunu hatırlayan birisi var mı bilmiyorum ama ne olduğunu ben bilmiyorum.

 Ailesine baktığımızda ise, bu tip olayların yaşanmasına neden olabilecek herhangi bir olay yaşanmadığını görüyoruz. Bildiğim kadarıyla David’in bir erkek, bir de kız kardeşi vardı. Ve yıllar önce boğularak ölmüş bir erkek kardeşi daha varmış. 3 yaşındaydım. 4 yaşında bir erkek kardeşim vardı ve 1963’te sanırım Başkan Kennedy’nin öldürülmesinden hemen sonra boğulmuştu.

 O olayın hemen ertesinde, yazın olmuştu.

 Beaumont’ta, Harrison Caddesi’nde oturuyorduk babam bahçede kamyonuyla uğraşıyordu annem de evde işlerini yapıyor, yemek falan hazırlıyordu.

 Kardeşim ve benim bir çocuk havuzumuz vardı ve onun içinde oynuyorduk.

 Babamın bizi izlediğini, göz kulak olduğunu zannediyorduk.

 Kardeşim bahçeden ayrılarak sokağa doğru gitti komşularımızın arka bahçesinde yüzme havuzları vardı ve onlar yaşça büyük insanlardı, o yüzden havuzu kullanmıyorlardı.

 Sanırım havuzun içi yapraklarla, çer çöple doluydu.

 Kardeşim o havuza düştü ve boğuldu. Sanki o yanımdaymış gibi geceleri uyumaz, oturur onunla konuşurdum. Belki de bu durum bende bir çeşit travmaya sebep olmuştur.

 Belki de babam… Bilmiyorum, belki de babam vicdan azabından ya da suçluluk duygusundan kurtulamamıştır. Ne olduğunu tam olarak bilemiyorum. Ben hep gözünün önündeydim ve belki de ona sürekli kardeşimi hatırlatıyordum. Babam tarafından kabul edilmek benim için zor oluyordu.

 Küçük erkek kardeşim doğduğunda ise

bir anda babamın göz bebeği konumuna gelmişti, bilemiyorum. Her ne olmuş olursa olsun, herkesin hayatı bir şekilde bir düzene girer. Sanırım küçükken yaptığım çoğu şeyi babamın bana karşı olan tavırlarını kırabilmek ve gözüne girebilmek için yapmıştım. Ama kendime zarar vermekten başka bir şey yapmamıştım. 5 Aralık 1986’da, David Harris’la son bir röportaj daha yapıldı.

 Sence Adams çok şanssız bir adam mı?

Kesinlikle.

 Eğer şanssız olmasaydı, başına bu işler gelmezdi.

 - Şansızlığı neydi peki?

- Birçok şey olabilir.

 Nereden baktığınıza göre değişir.

 Daha önce de söylediğim gibi, bu kalacak bir yerin olmamasıyla alâkalı bir durumdu.

 Eğer kalacak bir yeri yoksa, gidecek bir yeri de yoktur, değil mi?

O gece sen de motelde kalsaydın, böyle bir olay olmazdı mı demek istiyorsun?

Muhtemelen. Muhtemelen.

 Günah keçisi derler hani, hiç duydunuz mu?

Hüküm giymiş muhtemelen binlerce, belki daha da fazla masum insan vardır.

 Neden?

Kim bilir?

- Randall masum mu peki?

- Kendisine de sordunuz mu?

- O zaten her zaman masum olduğunu söylüyor. – Aynen öyle.

 Ona inanmadınız, değil mi?

Suçlular her zaman yalan söylerler.

 Peki sen ne düşünüyorsun?

Masum mu, değil mi?

Masum olduğundan eminim.

 – Nasıl emin olabiliyorsun?

- Çünkü ne olduğunu bilen benim.

 – Polis onu suçlayınca şaşırmış mıydın?

- Onu polis suçlamadı.

 Ben suçladım.

 16 yaşında korkmuş bir çocuktum.

 Kurtulabilecek olsa, kesinlikle kendini kurtarırdı.

 Sana inandıklarını mı düşünmüştün?

Kesinlikle. İnanmış olmalılar.

 Ben bir şeyler söyleyene dek, ellerinde hiçbir şey yoktu.

 Sanırım ellerine bir şey geçince, onu kullandılar.

 Sana inandıklarında şaşırmış mıydın?

Şaşırmışımdır herhalde, bilmiyorum.

 Bana inanmalarını umut ediyordum.

 O kadar şeyin yaşanması da bir bakıma inanılmazdı zaten. Ama yaşandı işte. Hep şöyle düşünmüşümdür… Randall Adams’ın hapiste olmasının bir nedeni var mı diye sorsaydınız

Bunun nedeni; o gece ona yardım edebilecek birinin yanında kalamamış olmasıdır derdim.

 Bulunduğu yere onu götüren budur. Hapsi boylamasının nedeni bu olabilir.

 Bugün bulunduğu yerde olmasının tek nedeni bu olabilir.

Randall Adams Teksas, Lovelady, Eastham Birimi’nde müebbet hapis yatmaktadır. David Harris Teksas, Huntsville, Ellis Birimi’nde 1985’te Mark Walter Mays’i öldürmek suçundan idam edilmeyi beklemektedir. Dallas Polisi Robert Wood’un öldürülmesinin üzerinden 11 yıldan fazla zaman geçmiştir.

 KÖPEK SESİNE KATLANMAYAN BÜLBÜL SESİ DUYAMAZ

THE TRAGEDY OF MACBETH (1971) KANLI SALTANAT

SUN TZU’YA GÖRE YAŞAM STRATEJİSİ

2000 YILI AF YASASI VE HAPİSHANE OLAYLARININ İÇYÜZÜ