NASİHAT


Yine Sultan Veled hazretlerinden nakledilmiştir ki:

Bir gün Pervâne, Mevlânâ hazretlerinden kendisine nasihat vermesi için ricada bulundu. Hz. Mevlânâ bir zaman düşündükten sonra mübarek başını kaldırıp:

“Emîr Muineddin, Kur’anı ezberlediğini duydum,” dedi. O da: “Evet!” diye cevap verdi. Hz. Mevlânâ:

“Ayrıca hadîsler hakkındaki Câmi’ül Usûl’ü de Şeyh Sadreddin hazretlerinden dinlediğini duydum,”

buyurdu. Pervâne yine: “Evet!” dedi. Bunun üzerine Hz. Mevlânâ:

“Mademki, Tanrı ve onun elçisinin sözlerini okuduğun, gerektiği gibi bahsettiğin ve bildiğin halde o sözlerden nasihat alamıyorsan ve hiç bir âyet ve hadîsin muktezasınca amel edemiyorsan, benim nasihatimi nasıl dinler ve ona nasıl uyarsın?”

dedi. Pervâne ağlayarak kalkıp gitti. Ondan sonra iyi amel işleme, adalet ve ihsan ile meşgul oldu, hayratta bulundu ve böylece dünyada bir tane oldu. Mevlânâ, semâ’a başlamağı emretti.

((Menakıb-ül Arifîn, Eflâkî, c.1, 82.Menkabe)) 

FREEZE FRAME/ Donuk Kare (2004)


“Kaset Fenomeni Üzerine Bir film”

Yönetmen: John Simpson

Ülke:  İngiltere,  İrlanda

Tür: Gerilim, Suç, Dram

Vizyon Tarihi: 01 Mayıs 2004 (ABD)

Süre: 99 dakika

Dil: İngilizce

Müzik: Debbie Wiseman

Oyuncular:  Lee Evans, Sean McGinley, Ian McNeice,  Colin Salmon,      Rachael Stirling

Özet

Sean Veil (Lee Evans), bir başka suç için bir daha suçlanmaya önlem olarak, elinde delil olsun diye kendisini durmaksızın filme kaydeden bir ultra-paranoyak cinayet şüphelisidir. Polisler yeni bir cinayeti soruşturmaya başladığında suçsuzluğunu ispat edebilecek tek kaset gizemli bir şekilde ortadan yok olur. Sean gerek bu suçtan gerekse adeta kapısının önüne bırakılan diğer suçlardan kurtulup suçsuzluğunu ispat etmeye çalışırken geçmiş ve mevcut zaman çarpışır. Ancak gerek suçlamalar gerekse gerilim giderek artar ve Sean her şeyin sona erdiğini düşündüğü bir anda, beklenmedik bir olay sonucu kendisini amansız bir ölüm kalım savaşının içinde bulur.

Filmden

Bir gün 24 saat. Birilerinin hayatının bana benzeyen ya da benzemeyen birinin ellerinde son bulabileceği toplam 1440 dakika var. Birilerinin son nefesi olabileceği toplam 86.400 saniye. Hesabı verilecek onca zaman. Her yıl, hayatın ve ölümün 31.536.000 saniyesi.

**

Kayıt: 13 Ekim, 2003, Pazartesi. İlk dokuz saat kaydedildi.

Hatırlanacak şeyler. Bir. Paranoya muhakeme yeteneğinin yitirilmesidir. Muhakeme yapabiliyorum, bu yüzden paranoid değilim. Hatırlanacak şeyler.
İki. Paranoid kişiliğin ana özellikleri hayaller düşmanca tavırlar, şüpheciliktir. Hayal görmüyorum. Şüpheci değilim. Tavrım düşmanca olabilir ama bunun nedeni peşimde olmaları.

Kayıt: 18 Nisan, 1994.

Üç cinayet zanlısı Sean Veil davasının sansasyonel bir biçimde düşmesinin ardından yüksek mahkemede bugün karmaşa yaşandı. Medyanın yanlı haberleri ile açılan bir hazırlık duruşmasının Bay Veil’in savunmasına zarar vereceğinden hakim aghan davayı düşürdü ve soruşturmayı yürüten Dedektif Louis Emeric ve Suçlu Davranış Uzmanı Saul Seger’i yanlı bir soruşturma stratejisi oluşturdukları, olayı magazinselleştirdikleri için ağır bir dille eleştirdi.

Bugün Yüksek Mahkeme’de olanlar bir trajedidir. Jasper ailesi için adalet tecelli etmemiştir. Edecek gibi de görünmemektedir. Bu sonuç itibarıyla altını çizerek sonuç diyorum, karar değil suçlanan şahsın bu suçtan aklanmadığını ve Jasper ailesiyle ilgili dosyanın açık kalacağı unutulmamalıdır. Polis şu anda bu olayla bağlantılı başka birini aramamaktadır.

Jasper cinayetlerinin patolojisi katilin büyük bir olasılıkla tekrar harekete geçeceğini gösterdiğini eklemek istiyorum. Ve bunu yaparsa, ki bence yapacak bir şeyden kesin olarak emin olmasını istiyorum ikinci kez adaletten kaçamayacak.

 9 yıl, 11 ay… 28 gün ve o günden beri 1553 cinayet. 975′i hala çözülemedi.

Kaçında daha beni suçlayabileceklerini düşünüyorlar?

**

Saul Seger,  Yeni kitabı “İngiltere’nin Yakalanmamış Katiller Avı!”  Karanlığı okuma etkinliğinde :

“Başka bir şekilde etkilemeleri imkansız olan bir dünyada çalan, tecavüz, işkence eden, öldüren cinsel yırtıcıların ruh yapısını incelemek cesaretsizlere göre değildir. Katil gibi görebilmeli onun gibi düşünebilmelisiniz. Kelimenin tam anlamıyla, zihnine girmeli ve katil olmalısınız. Yalnızca bu ülkede şu ana dek adaletten kaçmış 600 böyle yırtıcı var. Bu adamlar ki büyük çoğunluğu erkektir aramızda yaşıyor ve çalışıyorlar. İçten içe nefret ettikleri dünyada zararsız görünmekte uzmandırlar. Sıradan çalışan insanların kocaları, babaları oğulları ve arkadaşlarıdırlar. Aslında bazıları bugün aramızda oturuyor olabilir. Bu kitap, İngiltere’nin yakalanmamış katillerinin kalplerinin görünmez karanlığının gizli işaretlerini fark etmenize yardım edecek. Gece yanınıza uzanıp tekrar ne zaman harekete geçeceğini planlayabilecek katilleri tanıyacaksınız.”

**

Bay Seger, adım Katie Carter. Crime Wave’de muhabirim.

Sizi tanıyorum, Bayan Carter.

Bu sabah radyoda kitabınızın baskısının Susan Jasper ve kızlarının, barbarca katledilişinin 10. yıldönümüne denk getirildiğini duydum. Ancak, şüphelinin kim olduğuna ya da nasıl adaletin karşısına çıkarılabileceğine dair yeni bir teoriniz yok.

Bunun iyi bir nedeni var, Bayan Carter. Kitabım, çözülmemiş suçların yakalanmamış katillerini anlatıyor.

Evet. Jasper cinayetlerini çözülmemiş addetmiyorum. Ama katili bildiğinizi söylüyorsunuz. 10 yıl önceki fikrimin arkasındayım diyorum. Dahası diyorum ki, ebeveyni bir kenara bırakın, altı yaşında ikiz kızlara silah doğrultabilecek yapıda ki bir adam ölmediği ya da hapse girmediği sürece toplum için risk oluşturmaya devam edecektir.

Bu durumda, Bay Seger, hala serbest olmasının sizin suçunuz olduğunu kabul ediyor musunuz?

 Anlayamadım?

Sean Veil’i itiraf etmesi için tuzağa düşürmeye çalışmasaydınız, o dava düşmeyecekti. Bu ülkenin yanlış bazı kanunları bu konudaki görüşlerimi açıkça söylememi yasaklıyor, genç bayan. Yine de, şunu söyleyebilirim zaman pek çok davada olduğu gibi Jasper davasında da haklılığımı kanıtlayacaktır. Şimdi, sakıncası yoksa bana soru sormak isteyen pek çok kişi var.

Sean Veil:

 - Benim bir sorum var!

- Hemen güvenliği çağırın!

Masum biri bu ülkede nasıl adaleti bulur?  İtibarını nasıl geri kazanır?  Akıl sağlığını?

 - Bu bir tür tertip mi?

 - Bilmen gerekir, Seger. Bu uzmanlık alanın, değil mi?

 Uzmanlık alanım, gayet iyi bildiğiniz gibi detaylı suç mahalli incelemeleri sonucu cinayet zanlılarının doğru tespit edilmesidir. Enayilerin tespiti yani.

- Faka basanların!

- Oradaydın, Veil! O civardaydın! Görenler var.

Yürüyüşe çıkmıştım. Kimseye zarar vermedim. Yanlış bir şey yapmadım. Ben masumum! Ben masumum! Yanlış bir şey yapmadım!

Dilediğin kadar haykır, Veil, biri sana inanabilir. Ben değil! Bildiklerim farklı. Şuradayım, Veil. Aklının içindeyim. Bütün sapkın fantezilerini biliyorum. Kara düşlerini. Seni senden bile iyi biliyorum!

Hayır! Beni rahat bırakın! Jasper katili hala serbest! Yanlış bir şey yapmadım! Seger! Bunu biliyorsun!

Sanırım bedava tanıtım için size teşekkür etmeliyim, Bayan Carter. Yanlış adamı atıyorsunuz! Buradaki suçlu ben değilim! Cinayetlerden para kazanan ben değilim! Geri gelirsen, hapsi boylayacak olan sensin! Bay Veil, orada söylediklerinizi duydum. Bay Veil, orada söylediklerinizi duydum.

- Bunu kaydediyor mu?

 - Evet ama kapattırabilirim isterseniz.

- Hayır. Hayır.

- Gerçekten! Sorun değil. Kamera kapalıyken de konuşabiliriz. Kapalı kamera mı?

 Yani kanıtım, olmayacak?

 İspat yok. Bugün 15:30′da nerede olduğumun kanıtı olmayacak. Yani başka yerde şu anda birinin işlediği bir şeyden ötürü suçlanabileceğim?

 Hayır. Nasıl isterseniz demek istemiştim. Biraz konuşabilir miyiz acaba?

 Röportaj vermiyorum. Onay hakkım olmazsa olmaz. Sözlerim çarpıtılabilir, farklı aksettirilebilir. Olaylar farklı aksettirilebilir. Aklımdan geçen röportaj değildi, Bay Veil. Geleneksel anlamda değil. Gitmeliyim.

Bay Veil, durun, lütfen! Lanet olsun.

Hatırlanacak şeyler. Üç. Tehdit her yerde ve etrafını sardığında; Bir kere algıladığında, asla yok olmuyor. Bunu garanti altına alıyorlar. Bu bir sinir harbi. Daimi. Sürekli. Asla bitmeyen. Hayatımı kayıt altına almışken nasıl bir suçlu olduğumu düşünürler?

 Herkesin kaçındığı şeyi yaptığım halde?

 Eşkalim herkesin hafızasına kazınmışken?

 Mümkün olsa, burada yaşardım. Devamlı gözlemlenebilmek için evi buraya kurardım. Nerede olduğumu istisnasız herkes öğrenirdi. Gerçeklerin doğrulanabilir ve şüphe götürmez olması harika olurdu.

**

- Vizualizasyon terapisi. Doktorlar dünyada en çok istediğin şeyi hayal edin diyor ve işte hemen oluveriyor.

-Bu doğru olsaydı çoktan ölmüş olurdun.

**

Sean. Çabuk ol. Burası tüylerimi diken diken ediyor. Hem senin derdin ne?

 Köstebek falan mısın?

 Karanlıkta yuvamda gibi hissediyorum, kastettiğin buysa.

Bu da ne?! Üzgünüm, tamam mı?

 Başka seçenek bırakmadınız!

Sean! Aç şu lanet kapıyı! Sean!

Öyle mi?

 Ne yapacaksınız?

 İşlemediğim bir cinayetle mi suçlayacaksınız?

 Beni kilitleyip anahtarı mı atacaksınız?

**

Hatırlanacak şeyler. Dört. Adli Tıbbın ilk kuralı. Lockhart Teorisi. Her temas bir iz bırakır. Hiç bir yerde bir şey bırakmazsam izleyip beni bulabilecekleri bir şey olmaz.

**

Bak ne diyeceğim Veil vizualizasyon olayından korkmaya başladım. Orada oturduğunu hayal ettim ve oradasın. Biri kaderlerimizin kesiştiğini düşünebilir. Suçluyum dediğimi hayal etsene. Bakalım işe yaracak mı?

 Saklayacak bir şeyim olsaydı, teslim olmazdım, değil mi?

 Saklayacak bir şeyin olmasaydı, kaçmak zorunda kalmazdın.

15 Ekim 1998, Sean. Oradan başlayalım. Neredeydin?

 Kiminleydin?

 Ne yapıyordun?

 Bizi tatmin edecek cevaplar ver… Siz de kanıtların tam aksini işaret etmesini sağlayın ve ben de 15 yıl, gün ışığı yüzü göremeyeyim. Bana kalsa 30 yıl.

- Bunu kullanabilir miyim?

 - Bu yüzden burada. İşte oradayım. Demiryolu tecavüzcüsü değilim. Onu yakaladınız. Bunu biliyoruz, Sean. Nerede olduğunu bilmek istiyoruz. Portneath’te. Gün boyu ve gece oradaydım. Deniz kenarına gitmek için garip bir zaman. Bu yüzden gitmiştim. Tenha olur diye. Sonraki karede görebilirsiniz. Yıllar onu değiştirmemiş, değil mi, Mountjoy?

 Dudağında bir kesik bile var. Uzman değilim ama, sanırım makyajdan faydalanıyorsun. Dün de çekilmiş olabilir.

 Süre kodunu biliyor musunuz?

 Evet. Kimi kameralarda değiştirilebildiğini de biliyorum. Olabilir, olmayabilir de. Ama bir gazetenin manşetini değiştiremezsin, değil mi?

 Herkes bunun 15 Ekim 1998 olduğunu görebilir.

Bana inanmıyorsanız gazeteye bakabilirsiniz. Olabilir. Kütüphaneden bir nüshasını yürütmek de mümkün tabii.

Neyi ima ediyorsunuz bilmiyorum ama şunu biliyorum kanıtım var. Kanıtım sağlam.

**

Zihnimde daha fazla görüntü istemiyorum. Suçlarınla yüzleşmelisin, Sean. Terapi olarak gör. İlk adım, rehabilitasyona giden uzun zorlu yoldaki. Psikolog bir tanıdığım derdi ki… “Yüzleşmeden tedavi olmaz.”

**

Aileni o mu öldürdü?

 O muydu?

 Biraz düşün. Jasper cinayetlerinden önce, neydi?

 Senin gibi eski adi suçlularla uğraşan sıradan bir küçük kasaba psikoloğu. Geçmişini araştırdım. Polis olmak istemiş, başaramamış! Reddedildiği bir meslekten, manşete taşınan bir cinayet işleyip, bunu çözmek için aralarına sızmaktan daha iyi nasıl intikam alınır ki?

 Profil uzmanı olarak yükselmenin daha iyi başka yolu var mı?

 Onu dinleme, Veil. Seninle oyun oynayan o. Beni sana öldürtmeye çalışıyor. Sözüm ona bir profil dehası için Seger her şeyi yanlış anlama yeteneğin inanılmaz.

Seni o öldürmeyecek. Ben öldüreceğim.

Hayır, bunun parçası olmak istemiyorum, lütfen. Başından beri parçasıydın. Sonunda da burada olabilirsin.

Lütfen. Burada olmaz.

Onu dinle, genç Jasper! Mantıklı konuşuyor. Ayrıca, beni öldürürsen, yanlış kişiyi öldürmüş olacaksın. Beni öldürürsen, gerçek de benimle ölecek. Neden bahsediyor?

 Kurtulmak için yine benim yaptığımı söyleyecek. Bunu yapmak için ahmak olmalı. Bu silahı evinde buldum, Seger! Onu test ettirdim!

- Parmak izlerini de test ettirdin mi?

 - Parmak izi?

 Anlamsızdı. Senin gibi adli tıp bilgisine sahip biri, izleri yok ederdi. Benim gibi biri en başta onu evinde tutmazdı. Parmağımı tetiğe koymakla aynı şey. Şimdi silahta parmak izim var. Eve benim koyduğumu söyleyecek. Yapacağı bu. Silahla ne yaptığını söyleyecek ya da ölecek! Söyleyeceği bu! Biri yolladı, tamam mı?

 Ondan kurtulmalıydım ama koleksiyon hastalığım var. Kendi kara müzem için bir suç aletini hatıra olarak sakladım. Klasik seri katil davranışı, hatıratları saklamak. Kendi kitabında öyle diyor. Koleksiyonerim Veil, katil değil. Yalancı pisliğin tekisin.

Onu sana kim yolladı?

 Gerçek daima umduğumuz gibi her derde deva değildir, Katie Jasper. Ama gerçekten anneni ve kardeşlerini kimin öldürdüğünü bilmek istiyorsan…

İstiyorum. O zaman kendi kolunu kesmeni öneririm.

Ne?

 Ailenin katilinin kanı, kendi damarlarında akıyor. Tabancayı baban yolladı, her şeyi itiraf eden bir notla Veil’in davasının düştüğü gün. Babanın kendini astığı gün.

Babam kendini, annem, Moira ve Maggie olmadan yaşayamadığı için astı. Onları öldürdüğü için demek istiyorsun. Annenin bir ilişkisi olduğunu sanıyordu. Moira ve Maggie’nin kendisinden olmadığını düşünüyordu. O yüzden onları yüzlerinden vurdu. Hayır. Nefretini göstermek için. Tiksintisini. Hayır. Annen silahı almaya çalışmasaydı baban paçasını kurtaramazdı. Annen o mücadelede babanı yaralamasaydı. Ona kaçış yolu açtı, soruşturmayı kendinden uzaklaştıracak bir neden. Bu doğru değil! Bu yalan! Doğruysa niye anlatmadın?

 Mesleğimde yeni bir yere gelmiştim. Sözlerimin ve Veil yaptı teorimin arkasında durmalıydım. İtibarımın zedelenmesini en az senin kadar istemiyordum. Katilin kızı olarak anılmak istemediğin kadar.

**

Son on yılı nasıl yaşadığımı biliyor musun?

Neler çektiğimi?

 Bahse girerim, Emeric bilmiyordur bile, değil mi?

 Pislik benden nefret ediyor. Onunla mezarı boylamamı istiyor. Bu onu öldürüyor. Ve sen, sen… Bak, kimsenin ölmesi gerekmiyor, Veil. Kimsenin acı çekmesi gerekmiyor.

Şimdi, birbirimizin kirli çamaşırlarını öğrendik. Tek yapmamız gereken olanları unutmak hayatlarımıza devam etmek.

Seni hastalıklı pislik!

**

Kasetlerinin güvenilirliği sorgulanacaktı. Bunları nereden biliyorsun?

Onun kasetlerindeki delillerle seni yargılayabileceklerine karar verdiklerinde?

**

Hatırlanacak şeyler. Beş. Asla prezervatifsiz seks yapma. Asla. Bir kez spermini ele geçirdiler mi, mahvolursun.
Hatırlanacak şeyler. Altı. Kendini kaydetmeyi asla bırakma. Asla. Kamera kayıtta değilse, savunmasızsın.

 ****************

KOMPLO TEORİLER VE İLLÜZYON

CE QUE MES YEUX ONT VU/ Sıfır Noktası (2007)


Yönetmen: Laurent de Bartillat              

Ülke: Fransa

Tür:Dram, Gizem, Gerilim

Vizyon Tarihi: 21 Ekim 2007 (İtalya)

Süre: 88 dakika

Dil: Fransızca

Müzik: David Moreau  

Nam-ı Diğer: The Vanishing Point | What My Eyes Have Seen

Oyuncular Sylvie Testud, Jean-Pierre Marielle, James Thiérrée, Agathe Dronne, Christiane Millet

……

Sylvie Testud                … Lucie Audibert

Jean-Pierre Marielle    …  Jean Dussart     

 James Thiérrée            … Vincent

Özet

Lucie Audibert, sanat tarihi öğrencisidir, Watteau’da araştırmacı olarak çalışır. O ikna olduğu gizli bir anlamda kimsenin pek az resmini bulabilir, deşifre edebilir. Profesör Jean Dussart belirsiz nedenlerle onu önce bu araştırmadan vazgeçirmeye çalışır. Lucie, bu girişimlerine rağmen Watteu çözmeye çalışır. Tablolarda, bir dizi gizli bir mesaj keşfeder. Lucie saklı gerçeklerin olduğuna inanır.  Herkes pes etse de o pes etmeyerek sırrı çözmeye çalışacaktır.

Profesör Jean Dussart, Lucie Audibert’in vazgeçmediğini anlayınca yardım etmeye karar verir. Fakat o da sonunda yardımdan vazgeçer. Bu arada Lucie’yi seven Vincent’in duruşu ve aşkıyla, sevginin cinsellikten soyutlanmış yüceliğini görmeniz için filmi görmenizi tavsiye ederiz.

Film, sıfır noktasına varıp zoru başarmayı, her şeyde gerçeği görmenin gerektiğini ve görünen resmin altındaki gizlenmiş resmi görmenin gerektiğine ve var olduğuna inanmamız yanında, hayat gerçeğinin sıfır noktasında başladığını anlatmaya çalışıyor.

Yine filmde kendi tarihimizin bizden nasıl uzaklaştığını/uzaklaştırıldığını görmenin acısını duyuyoruz. Öyle ki talan edilmiş tarihî mekânların, bir de bu hususun üç medeniyet görmüş İstanbul için ne manaya geldiğini anlayınca, eğer bir haykırış sesi duyarsanız bilin ki,  o eski İstanbul’un size bir ağıtıdır. Bu haykırış yapılaşma adına sürdürülen ihaneti gözler önümüze seriyor. Bu ahval milletimiz açısından tarihin gerisinde mi ilerisinde mi olduğumuz paradoksunu meydana çıkarıyor. Eğer birde bunu anlamaya çalışıyorsanız, kimlere kızılır ve kızılmaz seçiminde karar vermekte “ne denir?”, demekten kendinizi alamıyorsunuz. Bu meyanda Müslüman memleketlerdeki tarihin yok edilişi, sanki geçmişe bir düşmanlık gibi zuhur edişinin arkasındaki vahim tablo için ne söylenir. Günümüzde Mekke’nin ve Beytullâh’ın başına gelenler hakkında,  hep şeytan mı suçlu olacak?

Hayır, geçmişinden kaçan ve iğrenen bir nesiller oluşumuzda kültürümüz mü, dinimiz mi suçlu olacak?

Bu böyle olmayacaktı. Fakat..

Ne o, ne bu?

Demek artık çözüm üretmiyor.

İstanbul’u sevenlere Mücella Yapıcı, Yahya Kemal Beyatlı, Orhan Veli Kanık, Necip Fazıl Kısakürek, Ümit Yaşar Oğuzcan, Abdulhak Hamit, Cahit Külebi, Atilla İlhan, Nazım Hikmet Ran’lara ve şua an adını sayamadığımız binlerce vatansevere selam olsun.

AZİZ İSTANBUL

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

Nice revnaklı şehirler görünür dünyada,
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
Yaşamıştır derim en hoş ve uzun rüyada
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.

Yahya Kemal Beyatlı

http://www.antoloji.com/istanbul/siirleri/

http://www.nazlim.net/siir-siiri/istanbul-siirleri.html

Filmden

Watteau'nun son eseri  “Gersaint'in Alâmeti”Lucie Audibert:

Watteau’nun son eseri  “Gersaint’in Alâmeti”

 1709 ile 1712 yılları arasında elimizde Watteau ile ilgili pek bilgi yok. Watteau 27 yaşında, tanınan, neredeyse ünlü olmuş fakat garip, dengesiz… Şahsi bilgi vermeyin lütfen. Direkt olarak konuya girin. Bu süre boyunca, yaşamdan eskizler çizmiştir. Bu kadının sırtını sıklıkla görürüz. Bu kadın, birçok eserinde ona ilham kaynağı olmuştur. Kadının kim olduğu bilinmiyor. Belki bir komedyen, bir hizmetçi… Bilemiyoruz. Watteau, kadının eskizini Fransız Devlet Tiyatrosu balkonundan çizmiş sonra da çizimini bahçelere ya da ormanlara taşımıştır.

Prof: Jean Dussart-Peki ya Caylus?

 - Pardon?

 - Caylus hakkında ne diyeceksiniz?

 Caylus mü?

 Caylus Watteau’nun, Paris’te mankeninin ona poz verdiği birkaç stüdyosu olduğuna inanıyordu.

-Caylus şerefsizin tekidir! Devam edebilir miyim?

 Evet, diğer öğelerinizi sunun. Bazı resimlerinde, misal bu resim ufuk noktası, kadın üzerinde birleşir.

kadın ufuk cizgisiHer şey onun etrafına inşa edilmiştir. Bu, o kadın olabilir. Jüpiter ve Antiope. Watteau için alışılmadık bir tuval… Açık şekilde erotik bir eserdir. Tuvalin yakılmasını istemişti. Yok edilmesini isteyecek kadar canını sıkan şey neydi?

 -Eğer doğru anladıysam Watteau’nun bir sapık olduğunu söylüyorsunuz. Görkemli ressamlığın bir nevi Hannibal Lecter’ı… Beni, yoldan geçen birinin resmini kullanmaktan alıkoyan nedir?

 Watteau sokaktaki herhangi birini çiziktirebilir sonra da istediği gibi yeniden şekillendirebilirdi. Bunu teyit etmenin tek yolu da eskiz defterlerine bakmaktır ki onların da yüzde 90′ı kayıptır. Göstereceğiniz başka özgün öğeleriniz var mı?

 Yoktur.

**

Prof: Jean Dussart

Ne görüyorsun?

Lucie Audibert:

 Louvre Müzesi’ndeki “Gilles”. Daha basitçe söylemek gerekirse?

 Aktör Pierre La Thorilliere olma düşüncesindedir. Hayır. Ne görüyorsun?

 Daha sade ol. Bana doğru bakan bir pantomimci görüyorum. Başka?

 Sanki bir pantomimci gibi giyinmişe benziyor. Sana bunu söyleten nedir?

 Gözleri… Başka?

 Elleri… Ve?

 O göz. Hangi göz?

 Eşeğin gözü. Ona da kostüm giydirilmiş. Bir eşek kostümü. Peki neden?

 Çünkü gözün bakışı çok…

Çok ne?

 Çok insancıl. İnsancıl. Yavaş yavaş ulaşıyoruz. Neden bu kadar üzgün?

 Sen söyle. Onu kimse dinlemiyor. Tek başına. Yalnızca bizi gören göz kime aittir Lucie?

 Ressamın gözüdür. Eşek her şeyi görüyor ama kendisini gören yok.

ressam göz**

Watteau’nun eserlerindeki kadınlar. Elindeki en iyi 18. yüzyıl adamı o şüphesiz. Pascaline rolünde Alice Mangeot. Suzanne Dornon: Lucienne. Charlotte Desmares: Başı kuş tüylü kadın. Charlotte Desmares büyüleyici idol olmuş bir oyuncu, Parisli bir güzeldir. Kopenhag’da dünyaya gelmiş olup, vaftiz babası Danimarka Kralı’dır. Başı kuş tüylü kadının Charlotte Desmares olduğunu düşünüyorum. Bu kostüm, Dancourt’un eseri olan “3 Kuzen” oyununda giydiğinin aynısı. Aynı kostümü “Cythera Adası” adlı eserde de görürüz.

-Görmeye başlamıştın ama tekrar kör oldun.

-Watteau, Tiyatro Sahnesi -Jean Dussart anısına… Kasım 1982 O kitap 25 yıllıktır. Senin için çıkardım. Sende kalabilir.

Şunları ellerine geçir ve eskizi al. Bunlar defter dikişi izleri. Üzerinden 50 yıl geçtikten sonra kıymete binen mankenlerini çizdiği eskiz defterinden. Bunlar, Watteau’nun Charlotte’u tiyatroda resmettiğinin ve ona aşık olduğunun kanıtları olabilirdi. Bunları aramak için Avrupa’yı baştanbaşa dolaştım. Kendi paramı yatırdım. Borç para aldım… Sonuç sıfır… O kadını aklından çıkar gitsin.

**

Neyin var?

 Hasta mısın?

 Hayır, geç saatte uyudum yalnızca. Seninle konuşmam gerekiyor. Şimdi mi?

 Neden bana haber vermedin?

 Seni haftalardır görmüyorum. Bazı sorunlarım vardı. Buyur. Ne istiyorsun?

 Senin için endişelendim. Durumumun nasıl olduğunu görmeye mi geldin?

 Çok küstah birisiniz Audibert Hanım. Küstahsınız.

Acaba bir şey bulmuş muyum diye gelmişsin. Çünkü sen başarısız olmuştun! Ben başarısız olmadım!

Bu araştırmam yüzünden eşimi kaybettim. Kendine başka birini buldu. Beni beklemekten yorulmuştu. Kısa süre sonra bir kazada hayatını kaybetti. Araştırmaya devam etme.

**

Ne düşünüyorsun?

 Rahatsız edici, değil mi?

 Ne sonuca vardınız?

 Bu bir Watteau. Orijinal. Nereden anladınız?

 Watteau, Charlotte Desmares’e aşıktı. Stüdyosu, tiyatronun soyunma odasına bakıyordu. Ona iltifat etmek için sahnede resmetmeye başladı. Acı bir sonla bitmiş olmalı. Resimlerini yakmayı düşünmüş olabilir. Resimlerin üzerini kabaca boyayarak sahte isimle imzaladı. Openor. Charlotte’un yüzü kayboldu. Eskiz defterleri, aşkının izleri ile birlikte yok oldu. Charlotte, saklı bayana dönüştü. Openor’un Montmorency’de yaşamadığını fark ettim. Watteau bu isimle imza attı… Crozat’nın kemer altının kazındığını gördü. Yazıta ait referans notlarınızın arasında. Yazıt hâlâ yerinde aşkla zapt edilmiş bir aslanın altında.

***

Antoine Watteau (1684-1721)

Mübalağa edilmiş Barok formlarını daha hafif, zarif, ince ve zenginleşmiş olarak kullananların başında ‘Fétes galantes’ in yaratıcısı olan Antoine Watteau gelir. Valenciennes’de bir marangoz ve kiremitçinin oğlu olan Watteau, babasının mesleği yerine ressamlığı seçmiş; önce aynı şehirde bulunan basit bir ressamın yanında resim öğrenimi görmüş; fakat bir müddet sonra, bu öğrenimin son derece yetersiz olduğunu farkedip 1702 de Paris’e kaçmış ve dini resimlerin sayısız kopyalarını yapan Pont-Notre-Dame’da iş bulmuştur. Bu çalışmaları sırasında pek az da olsa tabiattan resim yapma fırsatını bulabiliyordu.

Sayısız ressamın üslubunu izlediği Watteau, büyük bir ihtimalle, bu ağır çalışma yıllarında verem olmuştur. Belki huzursuz tabiatının gelişmesinde ve erken ölümünde verem oluşunun etkisi de büyüktür. 1704 de Claude Gillot’ya rastladı, ve aralarında, daha sonraları, onun hayatında büyük rol oynayacak olan bir dostluk başladı. Gillot teatral sahneler ressamı idi; Watteau ondan çok şey öğrendi. Büyük dostlukları Watteau’nun başarısının ustasınınkini gölgelemeye başlaması ile bozuldu, ayrıldılar. Gillot resmi bıraktı ve kendini sadece gravüre verdi. 1707 de Watteau, Luxembourg Sarayı’nda idare memuru olan dekoratör ressam Claude Audran ile birlikte çalışmaya başladı. Audran’la bu ilişkisi ona Luxembourg Sarayı’na girip çıkma ve oradaki Rubens’in eserlerini inceleme imkanını kazandırmıştır. Sarayın güzel bahçesinde dolaşan, sohbet eden zarif insanları görmek, incelemek ona çok şey kazandırdı. Bunların süratle desenlerini çizerek defterlerini doldurdu ve daha sonra bunları yağlıboya resimlerinde istediği gibi kullandı. Bir yarışmada ikincilik kazandıktan sonra memleketini ziyaret etti ve kısa ziyareti sırasında Flaman üslubunda askeri konulu bazı resimler yaptı. Tekrar Paris’e döndükten sonra, 1712 de Akademi üyeliğine davet edildi. Buraya bir diploma eseri takdim etmesi gerekiyordu fakat bunu 1717 ye kadar ihmal etti. Cythera’ya Bir Ziyaret (1717, Louvre, Paris) adlı tablosunu Akademiye takdim edince, tam üye olarak kabul edildi.

Cythera, aşık çiftlerin hedefi olan hayali bir aşk adasıdır. Burada aşık çiftler aşk oyununun çeşitli safhalarında gösterilmişlerdir. Mahçup tereddütten mes’ud birleşmeye kadar gençler tamamen hayali ve nefis bir manzara içinde tasvir edilmişlerdir. Pahalı, süslü, güzel ve gösterişli elbiseleri onların saray mensubu olduklarını değil, içinde bulundukları tamamen güzellik ve taşan mutluluklarından oluşmuş dünyalarını ve düşüncelerini ifade etmektedir. Kazandığı başarılar Watteau’yu hiçbir zaman mutlu etmemiştir. Halbuki Watteau, yeni bir üslup getirip de Akademik şeref kazanan ilk sanatkârdır ve ona o zamana kadar mevcut olmayan bir ünvan, «‘ Fétes galantes’ ressamı» resmi ünvan olarak verilmişti. Fakat mutsuzluğu, güç tabiatı ve zor bir insan oluşu resimlerine hiç ama hiç aksetmemiştir.

Akademi’de onun eserlerinin üslubunun tesbiti, tarifi ve sınıflandırılmasında haklı olarak güçlük çekilmiştir. Çünkü onun üslubu o zamana kadar alışılmamış bir tarzda idi. O devir resimlerini dolduran büyük tanrı figürleri Watteau’nun eserlerinde ortadan kaybolmuşlardır. O, resmin manâsını açıklamak için Yunan ve Roma mitolojisinden figürler, karakterler kullanma fikrini tamamen ortadan kaldırmıştır. Eğer resimlerine bazen Venüs, satir, girmişse bunlar heykel veya büstler halindedir. Onun resimleri gerçeği cennete götüren bir dünyayı dile getirir. Her zaman resimleri açık havada, güzel bahçelerde, ormanlarda geçer. Zarif insanlar ağaçların altında, çimenlerin üzerinde buluşup konuşurlar, toplanırlar, oynarlar. Watteau, o devrin geometrik düzenli Fransız bahçelerini değil kendi kafasında yarattığı bahçeleri, ormanları, çayırları tasvir etmiştir, ve bu güzel yerlerde eserlerinde ele aldığı figürler sanki onlar için hiçbir ızdırap, sıkıntı, yoksulluk, ihtiyarlık, hastalık veya hiçbir çeşit üzüntü yokmuşçasına hayatın bir cennet gibi görünümünü sahnelemektedirler. Bunlarda aşk, Rubens’in fırtınalı ihtiras şeklindeki aşkı değil sanki insandan tabiata bir titreşim gibi geçen aşktır. Watteau’nun çok sevdiği konulardan biri de tiyatrodur. Arkadaşı Gillot’ya borçlu olduğu bilgisine dayanarak İtalyan ve Fransız komedilerinden figürleri tekrar tekrar çizmiştir. Bunlarda hayali ve geçiciliğin hissedildiği bir melankoli vardır.

http://en.wikipedia.org/wiki/Antoine_Watteau

http://www.tarihnotlari.com/jean-antoine-watteau/

REKLAMIN İYİSİ, KÖTÜSÜ MÜ?


05 Mart 2014  ‘KOD Adı: Olympus’ filminin reklamlarında, Beyaz Saray saldırıya uğruyor

Gerard Butler ve Morgan Freeman gibi isimlerin rol aldığı Olympus Has Fallen/ Kod Adı: Olympus, Beyaz Saray’a düzenlenen bir saldırıyı işliyor. Filmin TV ekranlarında yayınlanan reklamları ise infiale yol açtı. Reklamda, Beyaz Saray’da patlamalar olurken “Bu Bir Test Değildir” yazısı beliriyor. Reklamı gerçek sanan pek çok izleyici, TV kanalları hakkında şikâyette bulundu. ABD Federal İletişim Komisyonu, “izleyiciyi yanlış yönlendirdiği için” reklamlardan dolayı üç medya devine 2 milyon dolar ceza kesti.

OBAMA, KENNEDY GİBİ SUİKASTE KURBAN GİDEBİLİR Mİ!

 “ABD seçimlerinin kaybedenleri ve sonucun Türkiye’ye etkisinin konuşulduğu bir programda Aytunç Altındal’ın çarpıcı öngörüleri damgasını vurdu. Romney’in seçimin tek kaybedeni olmadığını dile getiren Altındal, Yahudi Lobisi, WASP, silah endüstrisi ve Ermeni Lobisi’nin de kaybettiğini ifade etti. Obama’dan sonraki başkanın Hilary Clinton olacağını öne süren Altındal, Obama’nın da Kenedy gibi bir suikasta kurban gidebileceği iddiasını ortaya attı.”

***

THE SECRET AGENT [Casus / Gizli Ajan]

The Secret Agent, Joseph Conrad‘in bir romanıdır. Roman özgün dilinde ilk kez 1907 yılında basılmıştır ve 1886 yılında Londra‘da geçmektedir, kitabın kahramanı Bay Verloc’un yaşamını ve casus olarak işini anlatmaktadır. Roman temel olarak anarşi ve terör kavramı üzerinde kurgulanmıştır. Türkçe‘ye Casus ve Gizli Ajan olarak çevrilmiştir.

11 Eylül’den yaklaşık yüz yıl önce 11 eylül’ü konu edinmiş roman. Şimdi ABD’den/ABD’ye ve ABD içinde seyahat eden herkes bu kitapta sözü edilen uluslararası baskı yasalarının benzeri tsa (transportation security administration) kurallarına tıpış tıpış uymaktadır. 11 Eylül bir sahte bayrak eylemi miydi; bilemiyoruz ama bu tartışma yüz yıllıktır.

11 Eylül saldırılarından sonra Amerikan medyasının atıf yaptığı kitapların başında gelen Gizli Ajan, terörizm konusunda yazılan ilk romanlardan biri ve bir başyapıt olarak anılmakta. Joseph Conrad’ın Greenwich Gözlemevi’ndeki gerçek bir bombalama eyleminden esinlenerek yazdığı bu roman, politik şiddetin anlamsız doğasını sergilemekte. Gizli Ajan, bir casusluk ve politik şiddet romanı olarak tanımlansa da, aynı zamanda insan psikolojisine dair derinlikli, sarsıcı gözlemleri ve çözümlemeleriyle, ortaya koyduğu unutulmaz karakterlerle, Conrad’ın yirminci yüzyılın ilk büyük yazarı olarak tanınmasını sağlamıştır. Bundan yaklaşık yüz yıl önce ilk yayımlandığında karanlık doğası nedeniyle sansasyon yaratan bu kitap, bugün hala tüm dünyada ilgiyle okunmaktadır. Gizli Ajan’da masum insanların ölümüyle sonuçlanan böylesine “anlaşılmaz” eylemlerde bulunanların zihinlerinde neler olup bittiğini açığa çıkaran Conrad, terörizmin günümüzdeki “açıklanamaz” yıkıcılığına ilişkin öngörüleri nedeniyle edebiyatın Nostradamus’u olarak adlandırılmaktadır.

Önsöz

Joseph Conrad, önsözünde bu romanı nasıl kurguladığını ayrıntılı bir şekilde açıklama gereği duymuştur. Bu açıklamayı yapmasının nedeni, yazarın romanın olumsuz eleştiriler alacağını düşünmesidir. Romanın çıkış noktası, yazarın bir arkadaşı ile sohbeti sırasında arkadaşının sözünü ettiği Greenwich Gözlemevi bombalanmasıdır. Yazarın arkadaşı, bombayı atan kişinin yarım akıllı birisi olduğunu ve kızkardeşininin bu olaydan sonra intihar ettiğini söylemiştir. Bu anekdot kitabın temel izleğini oluşturur. Daha sonra yazarın eline 1880’lerin sonunda Londra’da dinamitli eylemler yapıldığı sırada görev yapmış bir Emniyet Müdürünün yazdığı anı kitabı geçer. Daha sonra yazarın aklında, önce romanın geri planı olan karanlık ve kalabalık bir şehir, sonra da karakterlerin hatları belirir ve şekillenir.

Kurgu Özeti

Roman, 1886 yılı Londra’sında geçmektedir, roman Bay Verloc’un casus olarak yaşamı ve çevresinde gelişenlerle ilgilidir. Verloc Londra’nın karanlık ve arka bir sokağında yazarın deyimiyle, kuşkulu malların – pornografik yayınların- satıldığı, vitrininde göstermelik ıvır zıvır bulunan bir dükkân işletmektedir. Verloc, eşi Winnie, zihinsel özürlü kayınbiraderi Stevie ve kayınvalidesi ile birlikte yaşamaktadır. Winnie Verloc kardeşine marazi bir şekilde bağlıdır ve Stevie’nin iyiliği hem Winnie hem de annesi için temel yaşam kaygısıdır. Verloc’un arkadaş çevresi anarşiye inanan kişilerden oluşmaktadır, bu grupta şartlı tahliye havarisi Michaelis, Karl Yundt, Yoldaş Ossipon, ve “Profesör” bulunmaktadır. Bu grup İşçi Sınıfının Geleceği (İSG) adı altında anarşist kitapçıklar yayınlamaktadır.

Birinci bölümde, Verloc’un evi ve dükkânı betimlenir, gene bu bölümde Verloc’un aile üyeleri tanıtılmaktadır. Verloc’un ev düzeni ve yaşamı hakkındaki bu girişten sonra, Verloc bir büyükelçiğe çağrılır. Burada Verloc, Birinci Katip Vladimir tarafından karşılanır, Vladimir Verloc’u bir casus olarak ne kadar da işe yaramaz olduğu konusunda azarlar. Vladimir uluslararası baskı yasalarının İngiltere tarafından daha kolay kabul edilmesi için Verloc’tan bir terör eylemi istemektedir. Bu eylemin ise sırf yakıp yıkmaya yönelik amaçsız olması ve insanların kutsal bir şey saydığı bilime yönelik olmasını bu nedenle de Greenwich Gözlemevine yapılmasını ister. Daha sonra Verloc evinde anarşist arkadaşlarını ağırlar, evde geçen konuşmalar düzenin adaletsizliği ve anarşi üzerinedir, bu konuşmaları duyan Stevie aşırı derecede etkilenir.

Yoldaş Ossipon daha sonra “Profesör” ile buluşur, Yoldaş Ossipon Greenwich bombalama eylemini duymuş ve bir kişinin patlamada parçalandığını öğrenmiştir, bu bilgiyi Profesöre doğrulatmak ister. Profesör, her zaman cebinde patlayıcı ile dolaşan yıkımla yeni bir düzen kurma peşinde olan birisidir. Profesör patlayıcıyı Verloc’a verdiğini söyler. Profesör daha sonra Başmüfettiş Heat ile karşılaşır, Heat, Profesöre kendisinin şüpheli olmadığını ancak izlendiğini söyler, Profesör de kendisini yakalamaya kalkışırlarsa cebindeki bombayı patlatmakla tehdit eder.

Başmüfettiş, amiri olan Müdür Yardımcısı ile konuşur, Başmüfettiş, Profesör’den çekincesi bulunması ve onu kendi belirleyeceği başka şartlar içerisinde yakalamayı istemesi nedeniyle Müdür Yardımcısına şüpheli olarak Michealis’i işaret eder, ancak Müdür Yardımcısı bundan hoşlanmaz. Daha sonra Başmüfettiş Heat Müdür Yardımcısına üzerinde Verloc’un adresinin yazılı olduğu, olay yerinde bulunan bir palto parçası gösterir. Verloc’un polise bilgi veren bir casus olduğunu ve kendisinin onu bir muhbir olarak kullandığını anlatır. Bu noktadan sonra Müdür Yardımcısı olayı bizzat kendisi çözme kararı alır.

Yazarın anlatımı kronolojik bir sıra izlemez, Verloc’un ev hayatının anlatıldığı bölümler daha önceki olayları anlatır. Winnie Verloc’un annesi evden bir yaşlılar evine yerleşmek için ayrılır, bu ayrılış sırasında Stevie’nin eşyaları taşıyan arabayı çeken ata karşı duyduğu acıma hissi ayrıntılı olarak anlatılır. Verloc bir iş gezisi için kıta Avrupa’sına gider, dönüşte karısı Stevie’nin Verloc ne isterse yapacağını Verloc’un, Stevie ile daha fazla vakit geçirmesini önerir. Verloc bu öneriye uyar ve ikisi parkta yürüyüşe çıkarlar. Daha sonra Verloc karısına Stevie’yi, bir kitap yazmak için kırlardaki bir evde yaşayan Michealis’in yanında birkaç gün kalması için bıraktığını söyler.

Verloc karısına başka bir ülkeye göç etmekten söz ederken, dükkânlarına Müdür Yardımcısı gelir. Verloc, Müdür Yardımcısı ile görüştükten sonra kaygılı bir ifade ile karısına çıkması gerektiğini söyler ve ikisi birlikte ayrılırlar. Verloc ve Müdür Yardımcısı ayrıldıktan sonra Başmüfettiş Heat gelir, Verloc’un karısı ile konuşur ve bombalama olayı sırasında elinde patlayıcı ile ölen Stevie’nin paltosundan üzerinde Verloc’ların adresinin yazılı olduğu parçayı gösterir. Winnie bu adresi kendisinin yazdığını ve paltonun Stevie’nin olduğunu onaylar. Daha sonra Verloc gelir ve Heat onunla konuşur, bu konuşmalara da kulak misafiri olan Winnie, kocasının Stevie’ye patlayıcıyı taşıttığını, Stevie’nin de muhtemelen düşerek bombanın patlamasına yol açıp feci bir şekilde ölmüş olduğunu öğrenir. Heat ayrıldıktan sonra şoka giren Winnie, çılgınca bir şekilde kocasını bıçaklar ve öldürür.

Cinayetten sonra evden kaçan Winnie, polis korkusu ile evin çevresinde dolaşıp durmakta olan Yoldaş Ossipon ile karşılaşır. Yoldaş Ossipon Verloc’un patlamada ölen kişi olduğunu düşünmektedir. Winnie, Verloc’un parasını da aldığını söyler, bu paradan ve kadından yararlanmak isteyen Ossipon, Winnie ile birlikte kaçmak üzere anlaşır. Daha sonra para cüzdanı için eve geri döndüklerinde Ossipon Verloc’un cesedini görür. Bunu gördükten ve Winnie’nin hezeyanlı halini gören Ossipon kadını Avrupa’ya giden bir gemide bırakarak kaçar. Daha sonra bir gazete haberi ile Winnie’nin gemiden atlayarak intihar ettiğini öğrenir.

Karakterler

  • Bay Adolf Verloc: Londra’da bir dükkân işleten gizli ajan. Rus büyükelçiliğinde görevli Vladimir garafından Greenwich Gözlemevi’ni bombalaması görevi verilir. İşçi Sınıfının Geleceği adı altında bir kitapçık çıkaran anarşist grup içerisinde yer alır.
  • Winnie Verloc: Verloc’un eşi. Zihinsel özürlü kardeşi Stevie’ye derinden bağlı, kocasından daha genç ve evliliğini daha çok kardeşinin ve kendisinin iyiliği için yapmış bir kadın. Hiçbir şeyi derinliğine kurcalamaya gelmez diye düşünen bu nedenle de kocasının gizli kapaklı işlerini sorgulamayan bir kadın.
  • Stevie: Winnie Verloc’un küçük oğlan kardeşi. Zihinsel özürlü, haksızlık ve eziyet karşısında aşırı duyarlı olan ancak kendini ifade etmek konusunda özürlü, heyecanlanınca donup kalan, yolunu kaybeden bir genç. Romanda Verloc’a karşı aşırı bir sadakat besler, boş zamanlarında kağıda sürekli daireler çizer.
  • Başmüfettiş Heat: Daha önce hırsızlık masasında çalışmış ve işinde başarılı olmuş bir polis. Hırsızların, anarşistlere göre daha anlaşılır olduklarını ve sosyal düzen içierisinde daha anlamlı bir yer tuttuklarını düşünür. Daha önceden Verloc’u tanımaktadır ve bu olaydaki ipuçlarını izleyerek, Verloc’un evine kadar gelir. Ancak fikir ayrılığı nedeni ile üstü olan Müdür Yardımcısı bu olayı Heat’ten bağımsız bir şekilde çözmek ister.
  • Müdür Yardımcısı: Daha önce Birleşik Krallık bir sömürgesinde başarılı olmuştur. Heat’in olayı ele alış tarzını beğenmediği için, Bakan olan Sir Ethelred’i bilgilendirerek bombalanma olayını bizzat kendisi çözmek üzere harekete geçer.
  • Sir Ethelred: Devlet Bakanı, otorite ve güç timsali oalrak ağır taştan bir heykel gibi tariflenmiştir.
  • Birinci Katip Vladimir: Yabancı bir ülkenin elçilik çalışanıdır, metin içerisinde açıkça söz edilmese de bu ülke Rusya olarak düşünülmelidir. Vladimir, Verloc’u orta sınfın kutsal saydığı bilime karşı bir saldırı yapması için görevlendirir. Vladimir, bu saldırının yaratacağı etki ile İngiliz hükümeti tarafından uluslararası baskı yasalarının benimsemesini amaçlamaktadır.
  • Yoldaş Alexander Ossipon:Eski bir tıp öğrencisi, diğer bir anarşist, Verloc’un arkadaşı.
  • Karl Yundt: Verloc’un diğer bir anarşist arkadaşı.
  • Michaelis: Verloc’un diğer bir anarşist arkadaşı, yıllar boyunca hapiste kaldığı sırada diğerlerine göre daha ılımlı fikirlere sahip olmuştur.
  • Profesör: Verloc’un diğer bir anarşist arkadaşı, cebinde hep patlamaya hazır bir bomba ile gezer.

THE SECRET AGENT (1996) Casus/ Gizli Ajan

Yönetmen: Christopher Hampton

Ülke: İngiltere

Tür: Dram, Gerilim

Vizyon Tarihi: 07 Eylül 1996 (Kanada)

Süre: 95 dakika

Dil: İngilizce

Müzik: Philip Glass

Oyuncular: Bob Hoskins, Patricia Arquette,    Gérard Depardieu, Jim Broadbent, Christian Bale

Not:
Ne yazık ki bu filmin Türkçe alt yazısı hala yok?
Neden?

İSTANBUL’U SEVENİ BİZDE SEVERİZ


Nedim – İstanbul Kasidesi

Mef’ûlü / Mefâîlü / Mefâîlü / Feûlün

Bu şehr-i Sitanbul ki bi misl ü behâdır
Bir sengine yek pâre Acem mülkü fedâdır
Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır
Bir kân-ı niamdır ki anın gevheri ikbâl
Bir bağ-ı iremdir ki gülü izz ü alâdır
Altında mı üstünde midir cennet-i a’lâ
El-hak bu ne halet bu ne hoş âb u hevâdır
Her bağçesi bir çemenistân-ı letâfet
Her kûşesi bir meclis-i pür-feyz ü safâdır
İnsaf değildir ânı dünyaya değişmek
Gülzarların cennete teşbih hatadır
Herkes irişür anda muradına ânınçün
Dergahları melce-i erbab-ı recâdır
Kala-yı meârif satılır sûklarında
Bazâr-ı hüner ma’den-i ilm ü ulemâdır
Camilerinin her biri bir kûh-i tecellî
Ebrû-yi melek andaki mihrâb-ı duâdır
Mescidlerinin her biri bir lücce-i envâr
Kandilleri meh gibi lebrîz-i ziyâdır
Ser-çeşmeleri olmada insana revân-bahş
Germ-âbeleri câna safâ cisme şifâdır
Hep halkının etvarı pesendîde-i makbul
Derler ki biraz dilleri bî-mihr ü vefâdır
Şimdi yapılan âlem-i nev-resm ü safânın
Evsafı hele başka kitâb olsa sezâdır
Nâmı gibi olmuşdur o hem sa’d hem âbâd
İstanbul’a sermâye-i fahr olsa revâdır
Kûh-sarları bağları kasrları hep
Güya ki bütün şevk ü tarab zevk u safâdır
İstanbul’un evsafını mümkün mi beyân hiç
Maksûd heman sadr-ı kerem-kâra senâdır


Kelimeler

âb u hevâ: Su ve hava.

a‘lâ: (Daha, en, pek) yüksek.

âlem: Dünya; eğlence.

âsâf: Vezir; Hz. Süleyman’ın veziri.

atâ: Bağış, ihsan.

bahr: Deniz.

bâzâr-ı hüner: Hüner pazarı.

beyan: Anlatma, açık söyleme, bildirme.

bî-mihr ü vefâ: Sevgisiz ve vefasız.

bî-misl ü behâ: Eşi benzeri olmayan.

cihân-tâb: Dünyayı aydınlatan.

cûd: Cömertlik.

çemenistân: Çimenlik.

dergâh: Tekke, saray, konak.

devşirme: Derlemek, toplamak, bir araya getirmek.

dil: Gönül, yürek, kalp.

dü-tâ: İkiye bükülmüş.

el-hak: Doğrusu.

erbâb-ı recâ: İhtiyaç sahipleri.

etvâr: Tavır, davranış.

ez-cümle: Sözün kısası; hepsinin içinden özellikle.

evsaf: Sıfatlar; kaliteler.

felek: Gök yüzü.

gevher: Mücevher.

gülzâr: Gül bahçesi.

hâlet: Hâl, durum.

hemân: hemen, derhal, o anda, çarçabuk.

hevâ: Hava; heves, istek, arzu, sevgi, hoşlanma.

hurşîd: Güneş.

ihsan: İyilik etme, bağış, bağışlama, verilen bağışlanan şey.

ikbâl: Baht, talih; yükselme.

iyd: Bayram.

kad: Boy.

kâlâ: Kumaş.

keremkâr: Cömertlik ve iyilik sahibi.

kıble: Namaza başlarken yönelinen taraf, Mekke tarafı; darlıkta başvurulan kapı.

letâfet: Güzellik.

maksud: Kastolunan, istenilen şey, istek.

melce: Sığınak.

mülk: Ülke.

müstağrak: Gark olmuş, boğulmuş.

nev-resm: Yeni âdet, yeni usul.

pesendîde: Beğenilen, hoşa giden.

pîr: İhtiyar.

refi‘: Yüksek, yüce.

rûz: Gündüz.

sadr: Sadrazamlık makamı.

sadr-ı keremkâr: Cömert, kerem sahibi, iyilik sahibi sadrazam.

senâ: Övme, övüş.

seng: Taş.

sezâ: Uygun, lâyık.

sûk: Çarşı.

şeb ü rûz: Gece ve gündüz.

teşbîh: Benzetme.

ulemâ: Âlimler, bilginler.

yekpâre: Tek parçadan ibaret, bütün.

zâhir olma: Görünme, ortaya çıkma.

 mücella yapıcı_img_0

mücella yapıcı_img_1

mücella yapıcı_img_2

mücella yapıcı_img_3

mücella yapıcı_img_4

mücella yapıcı_img_5

mücella yapıcı_img_6

mücella yapıcı_img_7