(CHARLES MANSON) Bir Seri Katilin Hikâyesi


“Bana tepeden bakarsanız, bir aptal görürsünüz. Bana aşağıdan bakarsanız, tanrınızı görürsünüz. Bana tam karşımdan bakarsanız, kendinizi görürsünüz”(Charles Manson)

“Vay be, hakikaten uçtum.”
(Manson ailesinin üyesi Susan Atkins, Sharon Tate’in ellerine bulaşan kanını yaladıktan sonra bu sözü söylemiştir)

Manson, canı manyaklar arasında en özel olanıdır. Ona daimi kötü ününü kazandıran cinayetler – 1960’ların en şok edici olan 1969 Tate-LaBianca cinayetleri – aslında başkaları tarafından işlenmişti; kendisi ala bir silah ateşlememiş veya bıçak kullanmamıştır. Fakat onun karanlık cazibesinin kaynağı tam olarak budur: köle gibi kendisini takip eden ve onun en kanlı emirlerini yerine getirmeye hazır olan müritleri üzerindeki etkisi. Esasında Manson bazı büyülü sözler söyleyen zeki bir dolandırıcıdan daha fazlası olmamasına rağmen, kendisini şeytani bir Mesih, habis bir mürşit yapmıştı; o, barış, aşk ve çiçeklerin gücü vaazlarıyla başlayıp Rosemary nin Bebeği, Şeytan ve “Sympathy for the Devil”gibi satanist fantezilerle sona eren bir dönemin en karanlık güdülerinin vücut bulmuş haliydi.

Ahlaksız bir annenin gayri meşru oğluydu. Söylendiğine göre, annesi bir defasında onu bir sürahi bira ile değiş tokuş etmeye çalışmıştı. Manson’ın terk edilmeler, dayak ve istismarla dolu karabasan gibi bir çocukluğu olmuştu. Gençliği de sonu gelmez bir suç tutuklanma, hapis ve kaçış döngüsüydü. (“İşin doğrusu şu ki,” demişti Manson kendini tahlil ettiği nadir anlardan birinde, “ben yakalanmadan bir şey çalmayı beceremeyen salak bir hırsızdan başka bir şey olamadım.”)

18 yasındayken koğuş arkadaşlarından birine bıçak tehdidiyle livata uyguladığından, federal ıslah evinde kendine bir yer edindi. 1954’te şartlı tahliye edilmesinden sonraki 13 yılı sahte çek vermekten, kadın satıcılığına kadar muhtelif suçlardan değişik hapishanelere girip çıkarak geçirdi. 1967 de serbest bırakıldığında – tüm itirazlarına rağmen – 33 yasındaki Manson, hayatının büyük bir bölümünü demir parmaklıklar arkasında geçirmişti.

Aşk Yazı diye anılan dönemin en cafcaflı zamanında, karşıt kültürün coşkunluğunun doruk noktasına vardığı günlerde serbest kaldı. San Francisco’nun Haight-Ashbury bölgesinde – hippiliğin anavatanı – Manson, uyuşturucuyu, özgür seksi ve dönemin büyüsünü keşfetmişti. Çok geçmeden meşum karizması, serserilerden ve kaybedenlerden oluşan bir “aileyi” etrafına toplamasını sağlamıştı.

Los Angeles’ın dışındaki tozlu bir çiftlikte müritleriyle beraber yaşayan Manson, kısmen – diğer tüm etkilerin yanı sıra – bu güne dek kaydedilmiş en ılımlı ve mizahı rock n roll albümlerinden biri olan Beatles’ın White Albüm ünden esinlenerek çok tuhaf bir kıyamet teorisi geliştirmiştir. Özellikle “Helter Shelter”adli şarkıyı (bir lunaparkta çocukların bir alete binişlerini anlatan bir şarkıdır) siyahların ayaklanıp tüm beyazları öldürecekleri, yalnızca Manson ve onun az sayıdaki seçilmiş müridinin geri kalacağı ( çünkü Manşon ve taraftarları dünyanın hakimi olacaklardır) bir ırk savaşının habercisi olarak yorumlamıştır.

Manson savaşı kışkırtmak için bazı önde gelen beyazları suçun siyah devrimcilere yıkılabileceği bir şekilde öldürmeleri için müritlerini sapıkça bir göreve gönderdi. 9 Ağustos 1969 da Manson’ın “ailesinden” 5 kişi, yönetmen Roman Polanski’nin evine girip hamile karısı aktris Sharon Tate ile birlikte 4 kişiyi daha vahşice öldürdüler. Ayrılmadan önce kurbanlarının kanlarıyla duvara kışkırtıcı yazılar yazdılar. Ertesi gece, Manson, “sürüngenleri”ne bizzat öncülük etti ve LaBianca soyadlı bir çifti aynı şekilde öldürüp parçaladılar.

Cinayetler, Los Angeles bölgesinde panik yarattı ve tüm ulusu şok dalgaları sardı. Manson, en sonunda, olaylarla hiç ilgisi olmayan bir suçtan ötürü hapse düşen kadın taraftarlarından birisinin hücre arkadaşına işledikleri cinayetleri öğünerek anlatması sonucu tutuklandı.

Manson, 1970 teki duruşmasını bir sirke dönüştürmüştür, ancak jüri hiç de eğlenmemiştir. Yakalandıktan sonra mahkemeye alnına büyük bir ‘x’ kazıyarak çıkmıştır. Kendisi ve 4 taraftarı gaz odasına mahkum edildiler, fakat California Yüksek Mahkemesi idam cezasını kaldırınca, cezaları ömür boyu hapse çevrildi.

Amcası kendisini etekle okula yollar ve “Bir gün sen de erkek gibi olup kavga etmeyi öğreneceksin” dermiş. Daha 9 yasında hırsızlığa başlamıştır. Uzun süre hapse girip çıkmış, hiç bir olayı olmayan bir serseriydi. Hippilerin ortamlarına girip gitar çalmaya başladı. Oradaki çocuklardan ailesini oluşturmaya başladı.

Sharon Tate cinayeti, aileden Susan Atkins adlı kızın itirafıyla aydınlandı. Kısa süre sonra da Manson tutuklandı.

Bu kadar ünlü olmasının nedeni kurbanlarının kimlikleridir. Ayrıca diğer seri katillerden farklı olarak bir inanış yaratması da bir nedendir. (Helter Skelter saçmalığıyla kandırmış insanları, siyahlar ayaklanacak tüm beyazları öldürecek sadece Manson Ailesi kurtulacak)

Hala yattığı cezaevine dünyanın her yerinden özellikle gençler tarafından binlerce mektup geliyor.

Bir ara gazetecilerden birinin “Büyük bir hayran kitleniz var hapisten çıkmanızı heyecanla bekliyorlar” yorumuna, “Burada yemekler harika ayrıca kitabım ve gelen mektuplarımla uğraşıyorum, pek heyecanlanmasınlar, Amerika ilk kez iyi bir şey yapıyor bana ” şeklinde cevap vermiştir.

Charles Manson kurduğu tarikatı Robert Heinlein’ın yazdığı Yaban Diyardaki Yabancı romanındaki yapılanmaya dayandırır. Hatta müritlerinden birinin oğlunun adı Valentine Michael Smith’tir.

Genç güzel kızlardan kurulu haremiyle seri cinayetlere kalkışan komün sahibi kişi. Kızların mahkemeye çıkmadan önce koridorlarda kendilerinden geçerek şarkı söyledikleri görüntüler insanı ürpertir. Bunlardan bazıları hala Charles Manson’ın peygamber olduğuna inanırken Susan Atkins gibi kimileri kendini Hristiyanlığa adayıp kitaplar dahi yazmıştır. İçlerinden Linda Kasabıan’ın Türk kökenleri olduğu bilinir.

Çete Üyeleri:

Sharon Tate

Vincent Buğliosi

Susan Atkins

Pat Krenwinkel

Catherine Share

Paul Watkins

Kitty Lütesinger

Abigail Folger

Kurbanları:

6/8/69 Gary Hınman

8/8/69 Steven Earl Parent

8/8/69 Voytek Frykowski

8/8/69 Abigail Folger

8/8/69 Jay Sebring

8/8/69 Sharon Tate

9/8/69 Leno LaBianca

9/8/69 Rosemary LaBianca

25-26/8/69 Shorty Shea

Milyonlarca gencin hayranı olduğu Axl Rose (gün’s roses), bir Manson hayranıdır ve Spaghetti İncident albümünde şiirini kullanmıştır. Bu yüzden mahkemelerde süründürülmüş kurbanların ailelerine tazminat ödemek zorunda kalmıştır. Ayrıca Türkiye konserinde üzerinde Manson T-Shirtleriyle de gezindiği gözden kaçmamalıdır.

Charles Manson’un Hz. İsa olduğunu zanneden çete üyesi, ömür boyu hapse mahkum Leslie Van Houten 1969 yılında 19 yasındayken 2 kişiyi tabanca ile öldürmüş. Tutuklandıktan 33 yıl sonra (28.06.2002) tahliye talebinde bulunmuş. Amerikan adlı makamları başvuruyu reddetmiştir.

Hakkında Kitap:

-Helter Skelter,1975, Vincent Buğliosi

Hakkında Film:

-The Manson Family,

-13.hayalet filminde hayaletlerden biri Manson’a benzetilmiştir.

-Bu arada Charles Manson çetesini ve cinayetlerini anlatan Helter Skelter adlı bir film çekilmekte olduğu söylenmektedir.

Tüm akıllı insanlar bir zaman sonra öleceklerini biliyor ve Tanrı’nın önünde haklı olmak zorundadırlar. Kötünün karşılığını cehennem ödeyecektir. Yeryüzü de en kötü cehennem. Birilerinin ölmesi gerekiyorsa,  bu yanlış değildir. Bu hareketi birisinin yapması gereklidir.[Charles Manson]

(http://forum.turksportal.net/vb/showthread.php?t=93382

http://www.frmtr.com/garip-olaylar/1841989-bir-seri-katilin-hikayesi-charles-manson.html)

MARİLYN MANSON

Charles Manson’a büyük hayranlığından dolayı Manson soyadını aldığını söylemiştir. Her ne kadar müzik kritikleri çokça farkında olmasa da, Marilyn Manson’ın ‘weird’ goth ve endüstriyel sound’u son yirmi yılın en görkemli müziklerinden biri oldu ve Reverend Manson’ı ana akım popüler müziğin karşı kahramanlarından biri haline getirdi. Özellikle ülkesi Amerika’da ebeveynlerin ve politikacıların hakkında konuşurken nahoş bir ifade takındığı Manson’ın müzik medyasında da pek güzel duygular yaratmadığı kesin. Muhafazakar ve dinci yönetimler tarafından konserleri sık sık iptal edilen Marilyn Manson’ın ruhunu şeytana sattığı iddiaları bugün müzik medyasının en sevdiği iddialar arasında. Evinde bir simya laboratuvarı bulunan Marilyn hakkında kara büyü yaptığı iddiasıyla açılan soruşturma sonuca ulaşmamıştı. Amerikan panik tarihinin bir numaralı olayı Columbine Katliamı’ndan sorumlu tutulan Marilyn, bu konuda pek çok kez mahkemede tanıklık yaptı.

Seri katil Jeffrey Dahmer’le yazıştığı için tepki çekti ve seri katil kurbanlarının akrabaları tarafından kurulan bir dernek Marilyn’in malikanesine saldırıda bulundu. İrili ufaklı Marilyn Manson suçlarının sonuncusu ise yakın bir tarihte vuku buldu. Sahne şovu sırasında sahneye davet ettiği bir güvenlik görevlisine cinsel tacizde bulunduğu iddia edildi ve hem mahkemelerde süründü hem de Güvenlik şirketleri tarafından tehdit edildi. Marilyn Manson FBI’ın yakından izlediği bir isim. Hayatı film desek yeridir.

http://www.notdenizi.com/marilyn-manson-hayati-23903/

Ek:

Dünya, bizim dışımızda kendini nasıl eviriyor?

Çocuklarımız bizim görmediğimiz cepheden dünyaya baktıklarından bildiklerini ve duyumlarını çok tahmin edemiyoruz ve bilemiyoruz. Sonuçta “bilmeyen noksan olur” kavlince; onların doğrularında, bizler yenilen ve mahkum sınıfında kalıyoruz.

Neden, biz bilemiyoruz.

Bilmek sıkıntıdır.

Duymak sıkıntıdır.

Günümüzde bir sorunun var mı diyene, çözmene gerek yok, halının altı ne güne duruyor, süpür, terke et diyoruz.

Unutmayalım ki; sahte olan her şey tehlikelidir.

Seri katil, ve tarikat lideri Charles Manson’u tanıyabiliyoruz. Onu bilgimize göre bir sınıfa dahil edip, mahkûm edebiliyoruz. Ama çocuklarımız…

Sahteliğin hayatın hiçbir yerinde sağlam dayanağı yoktur. Değer verilen ilkelerde gerçek yüzümüzü/yüzünü göstereme erdemine ulaşamazsak; PAMELA MEYER: BİR YALANI NASIL FARK EDERİZ deki anlatılarla, dayanağımız ve gücümüz olan kudretin yıkılmasına sebep olduğumuz gibi, buharlaşmayada mahkûm oluruz. Yazık değil mi?

Suçlu olan dört duvar ve içindekiler değil, onu inşa eden özelliklerimizdir. Üstâd Necip Fazıl’ın dediği gibi  “Kuduz köpek, ısırdığı adam için değil, kuduz olduğu için mahkûmdur.”

Mahkûm hayatın ve yalanın gizeminden kurtulmak umuduyla

THE TRUMAN SHOW-Truman Şov (1998)

1984 NİNETEEN EİGHTY-FOUR (1984) FİLM

TWELVE MONKEYS/ 12 Maymun (1995)


Yönetmen: Terry Gilliam

Ülke: ABD

Tür: Gizem | Bilim-Kurgu | Gerilim

Vizyon Tarihi:31 Mayıs 1996 (Türkiye)

Süre:129 dakika

Dil: İngilizce, Fransızca

Senaryo: Chris Marker, David Webb Peoples, Janet Peoples

Müzik: Paul Buckmaster

Görüntü Yönetmeni:Roger Pratt

Yapımcı: Robert Cavallo, Mark Egerton, Robert Kosberg

Nam-ı Diğer:12 Monkeys

Oyuncular    Joseph Melito,    Bruce Willis, Jon Seda, Michael Chance,    Vernon Campbell

Özet

1997’de ortaya çıkan bir virüs, 5 milyar insanın ölümüne yol açar. Çok az sayıda insan, yer altına çekilip virüsten korunmayı başarır. Kurtulanlar, çözüm bulabilmek için bir zaman makinesi geliştirirler. Henüz test aşamasında olan cihazı kullanmak üzere, mahkumlardan James Cole’u seçerler.

Cole, ilk denemesinde yanlış bir tarihe gider. Başarılı olan ikinci denemesi sonucunda, kendisini 1990’da bir akıl hastanesinde bulur. Burada psikiyatrist Kathryn Railly ve çılgın oda arkadaşı Jeffrey Goines ile tanışır. Goines’un virüsün yayılmasında kilit rol oynadığından şüphelenen Cole, tekrar zaman yolculuğu yaparak birkaç yıl ileri gider. Ona inanmaya başlayan Dr. Railly’nin de yardımıyla Goines’un bu virüsü yaymasını engellemeye çalışan Cole, kendisini karmaşık olayların içinde bulur.

Filmden

“Bununla beraber, sayısız mikro dalga sinyalleri kızıl ötesi mesajlar, gigabaytlarca birler ve sıfırlar arasında  şimdi bayt büyüklüğünde kelimeler bilimden bile daha minnacık  belirsiz bir elektriğin içinde saklanıyor. Ama kulak verirsek  şairin bize hitap eden tek sesini duyuyoruz  bugünün çılgınlığı dün hazırladı  yarının çaresizliğinin sessiz zaferini. İç, çünkü bilmiyorsun nereden ve neden geldiğini. İç, çünkü bilmiyorsun neden ve nereye gittiğini.”

Tabii, senin akıl hastası olmadığını söylemiyorum. Bildiğim kadarıyla zır delisin. Ama burada olmanın nedeni bu değil. Sistem yüzünden buradasın.

Reklamlar!

 Artık üretici olmaktan çıktık.

Bir şey yapmıyoruz. Her şey otomatik.

O halde biz neyiz?

  Biz tüketiciyiz,

Bir sürü şey satın al, iyi bir yurttaş olursun. Ama bir sürü şey satın almazsan, ne olursun?

  Ne?

  Akıl hastası olursun.

Gerçek, bu Gerçek!

Mal satın almazsan: tuvalet kâğıdı, yeni araba  elektrikli cinsel aletler  beyne yerleştirilmiş kulaklı stereo sistemleri  entegre radar cihazlı tornavidalar, sesle çalıştırılan bilgisayarlar

Burada beni hayatımdan bezdiren  adı koyulmamış bazı gerçeklerden kaçtığım için  zihnen sapkınım. Oraya gitmekten vazgeçtiğim zaman iyileşmiş olacağım.

Sen de sapkın mısın, dostum?   Burası deliler için.

 Ben deli değilim.

Biz o “deli” terimini kullanmıyoruz, Burada tam anlamıyla kaçıklar var! Sizin bilmediğiniz bazı şeyleri biliyorum. Bunları anlayabilmeniz çok zor olacak. Kimseye zarar vermeyeceğim! Pekala. Bakın, aranızda On İki Maymun Ordusunu  duyan var mı?

  Bunu her tarafta binaların duvarlarına şablonla resmediyorlar. Bunu gördünüz mü?

. “Deli” ne demek, biliyor musun?

Deli, “çoğunluk iktidarı” demek.

Ya. Örneğin, mikroplar. Mikroplar mı?

  18. Yüzyılda öyle bir şey yoktu. Nada. Yok. Hiç kimse bunu hayal bile etmemişti! Yani aklı başında olan hiç kimse. Derken bir doktor çıktı. Semmelweis! Semmelweis çıktı, insanları, esas olarak da başka doktorları  mikrop denen bu mini minnacık, göze görülmez kötü şeylerin  insanların vücuduna girip onları hasta ettiğine ikna etmeye çalıştı. Doktorların ellerini yıkamalarını sağlamaya çalışıyordu. Bu herife ne oluyor?

  Deli midir nedir?

  Mini minnacık, göze görünmez-

- “Ne diyorsun onlara?

  Mikrop?

  Ne?

 ” Şimdi, 20. Yüzyıla atlıyoruz. Geçen hafta, aslında beni bu cehenneme sürüklemelerinden hemen önce! Bir fast-food dükkânında hamburger ısmarlıyordum. Herif onu yere düşürdü. Jim, sonra onu yerden aldı, sildi. Sonra da bir şey olmamış gibi bana uzattı.

“Ya mikroplar? ” dedim.

Dedi ki, “Ben mikroplara inanmam. Mikroplar, bize dezenfektan ve sabun satmak için bir komplodur.”

Şimdi, o herif deli, değil mi?

  Gördün mü?

Doğru yoktur.

Yanlış yoktur.

Yalnız halkın görüşü vardır.

Sen, sen, sen mikroplara inanıyorsun, değil mi?

  Ben deli değilim.

 Tabii değilsin!

- Öyleyse neden hastaneden çıkmıyorsun?

  – Neden kaçmaya çalışmıyor muyum?

  İyi soru. Çok iyi bir soru. Zeki. Çünkü kaçmam çılgınlık olur. Dışarıya haber gönderdim.

- Benim işim ayarlandı.

- Ne demek bu?

Babamla temas kuracak olan bazı çömezlerle, habis ruhlarla  sekreterlerin sekreterleriyle ve çeşitli diğer  ayakçılarla temas kurmayı başardım. Ve babam böyle bir yerde olduğumu öğrenince  beni insanın insan gibi, misafir gibi muamele gördüğü  o klas hastanelerden birine naklettirir! Büyük otellerdeki gibi çarşaflar, havlular  bizim gibi kaçık, üşütük, manyak şeytanların tümüne iyi ilaçlar!

Biraz heyecanlandım. Kaçma fikri aklımdan geçti.

. Salaklar, kim olduğumu öğrenince görürsünüz siz!

Babam çok kızacak. Ve babam kızınca, yer yerinden oynar. Babam Tanrıdır! Ben babama taparım!

Hayvan hakları militanlarının gizlice elde ettiği bu çarpıcı  video bantları kamuoyunda öfke yarattı.

Ama birçok bilim adamı şiddetle karşı çıkıyorlar. İşkence deneyleri.
- Hepimiz maymunuz.

“Büyük salgın hastalık dönemlerinde  alamet ve kehanetler ortaya çıkar.”  “Alexander Konferansları

- Bu Gece” Ve dört yaratıktan biri yedi meleğe  sonsuzluklar boyunca yaşayan Tanrı’nın  öfkesiyle dolu yedi altın tas verdi.” Esinlemeler.

 14. Yüzyılda, o zamanın görevlilerinin anlattığına göre  1362 yılının Nisan ayında Stonehenge yakınlarındaki  Wyle köyünde birden bire bir adam ortaya çıktı. Bilinmeyen kelimeler kullanan ve garip bir şiveyle konuşan  adam salgın hakkında korkunç kehanetlerde bulundu  ve yaklaşık 600 yıl sonra salgının insanlığı yok edeceğini söyledi. Tabii bu salgın-kıyamet günü senaryosu, ister veba olsun ister çiçek hastalığı veya AİDS olsun  gerçekler tarafından desteklendiğinde çok daha inandırıcı olmaktadır. Şimdi ise, 1 . Dünya Savaşı sırasında hardal gazı saldırılarıyla  çirkin yüzünü ilk defa gösteren kimyasal savaş gibi  teknolojik iğrençliklerle de karşı karşıyayız. 191 7 Ekiminde, Fransız siperlerindeki böyle bir saldırı sırasında  şarapnel yarası alan ve görünüşte  isteri krizi geçirir durumda hastaneye kaldırılan  bir askerle ilgili bilgilere sahibiz. Doktorlar, Fransızca anlama yeteneğini tamamen yitirdiğini  ama yerel bir şiveyle olsa bile  akıcı bir şekilde İngilizce konuştuğunu saptadılar. Gazdan bedenen etkilenmemiş olmasına karşın  adam kendinde değildi. Gelecekten geri geldiğini  ve 1996 yılından başlayarak sonunda insanlığı  yeryüzünden silecek olan saf bir mikrop  aradığını söylüyordu. Yaralanmış olmasına rağmen, bu genç asker hastanede ortadan kayboldu. Şüphesiz başkalarını uyarma görevini yerine getiriyor  ve savaşın acılarının yerine  “Kassandra kompleksi”dediğimiz kendi yarattığı acıyı koyuyordu. Yunan efsanesinde, Kassandra geleceği görmeye  ama gördüklerini anlattığı zaman inanılmamaya mahkum edilir. Dolayısıyla da geleceği görme, ama bu konuda bir şey yapamamanın üzüntüsü.

Gizli ordu ,  On İki Maymun Ordusu. Virüsü etrafa yayanlar.

Bu yüzden buradayım. Onları bulmam lazım. Benim görevim bu. Onların yerini bulmam lazım, çünkü virüsün mutasyona uğramadan önceki  saf şekli onların elinde.

Çılgınlık yapacak değilim, ama bunların hiçbiri düşündüğün gibi değil. Onlardan saklanamazsın, Bob. Onlardan saklanamazsın, dedim. Hayır, efend  kardeşim. Buna teşebbüs bile etme. Onlar her şeyi duyarlar. Sana o izleme aygıtını yerleştirdiler. Nereye gidersen git, seni istedikleri zaman bulurlar. O senin dişinde.Anladın mı,?

O hasta, tamam mı?
Gelecekten geldiğini sanıyor. Özenle kurulmuş ve çökmekte olan bir fantezi aleminde yaşıyor. Onun yardıma ihtiyacı var.

Biliyor musunuz, siz mevcut değilsiniz. Aslında gerçek değilsiniz. Biz zaman içinde geriye gidemeyiz. Siz burada değilsiniz. Beni kandıramazsınız. Siz benim kafamın içindesiniz. Ben deliyim ve siz de benim deliliğimsiniz.

Sen aklı başında bir insansın. Eğitilmiş bir psikiyatrsın. Gerçek olanla olmayanı birbirinden ayırt edebilirsin. Gerçek dediğimiz şey herkesin kabul ettiği şeydir, öyle değil mi?

Psikiyatri en yeni dindir.

Neyin doğru veya yanlış olduğuna, kimin deli olduğuna biz karar veririz. Burada zorlanıyorum.

Gerçek olmadığımızı söyledin. Bence insan aklı  iki farklı boyutta  var olmaya uygun değil. Fazla stresli. Kendiniz de söylediniz ya. Çok kafa karıştırıcı.

Neyin gerçek olduğunu, neyin olmadığını bilemiyorsun. Ama şimdi neyin gerçek olduğunu biliyorsun

Kadın psikiyatrlar! Bir keresinde onun derslerinden birini dinlemiştim. “Kıyamet Kehanetleri.”Birden bire Jeffrey hakkında  en akıl almaz fikirlere kapılmış. Acaba kendi geliştirdiği “teorik”  “Kassandra” hastalığına mı yakalandı?

Ben hastanede yatarken akıl sağlığı adı altında  beynimi kapsamlı bir şekilde incelediler. Sorgulandım, röntgenlerim çekildi ve iyice muayene edildim. Sonra da benim hakkımdaki her şeyi bir bilgisayara yüklediler  ve bilgisayarda beynimin modelini yarattılar. Evet! O modeli kullanarak  önümüzdeki on yılda benim kafamdan geçe bilecek olan  her düşünceyi üretmeyi başardılar  sonra da bunları bir çeşit olasılık matrisinden süzerek  o dönemde yapacağım her şeyi belirlediler. İşte görüyorsunuz  böylece On İki Maymun Ordusunu tarihin sayfalarına geçireceğimi  daha benim aklımın köşesinden bile geçmemişken o biliyordu. Yapacağım her şeyi o benden önce biliyor.

Bir ihtimal eğer deli değilsem, bizi böyle Dişlerimizden buluyorlar. Beni hiçbir zaman bulmalarını istemiyorum.

Tıpkı bizim başımıza gelenler gibi. Geçmiş gibi. Film hiç değişmiyor. Değişemez. Ama onu her gördüğünde farklı görünüyor, çünkü sen değişiyorsun. Farklı şeyler görüyorsun.

Şimdi senden ben sorumluyum. Çinliler şöyle der.: birisinin hayatını kurtarırsan  sonsuza kadar ondan sorumlu olursun.

. İşte orada! Şu adam!

Öldürücü virüs taşıyor! Durdurun onu!

Lütfen, durdurun onu!

“….7 yılında öldürücü bir virüs yüzünden 5 milyar insan ölecek.

Hayatta kalanlar gezegenin yüzeyini terk edecekler. Hayvanlar gene dünyanın hakimi olacaklar.”

“Paranoyak şizofren teşhisi konmuş bir hastayla yapılan görüşmeden alıntılar

“12 Nisan 1990,Baltimore İl Hastanesi.”

 

BİLGİYİ KANALDAN GİZLİCE AKITMAK


Misyonerler, Nasıl Çalışırın Arkaplanı

Bu yazıyı yazmama neden olan geçenlerde bir siteye tesadüf etmemdir. Site içeriğinde kendince zıt bir konuyu anlatıyor görünürken birçok kişinin ulaşamayacağı bilgiler yığınına beş dakikada ulaşabilmesi için bilinçaltının yoğunlaşmasını sağlıyordu. Belki bu kişiler için yapılan doğru bir ilkenin tarafında olmaktı. Fakat doğru olan hayalinde bile düşünemeyeceği bir etkeni veya düşünmesini sağlayacak “ilk muharrik sebep” içeriği gazete küpürleri ile deklere ediliyordu. Yani ters bilgi ile bilmeden/bilerek “hedef yanlış düşünce bilgisi”nin duyurusu yapılıyordu.

Bunun etkisinden kurtulmak mümkün müdür?

Çok defa “Hayır” diyebilirsiniz.

Hedef bilginin öz içeriğini, aktarım kanalının içinden gizlice alırken, yoğrulmuş zihin, bir dönem sonra doğrular kısmındaki verdiği tepkilerine kattığı etkilenmesi kalmamış ve yanlış bilgiyi kabullenmekten kurtulamaz.

Psikanaliz bilimin temel esası, aslında günahların, rahatsılıkların ilmî alana aktarılarak, anlaşılmasını hazmını sağlayarak, mutluluğun ele edilmesidir. Bilginin arkaplanında gizlenen ortak payda “suçlu değilsin” yanında “saptığın zannettiğin şey seni rahatsız etmez, başkalarını etkiler,” olmaktadır.

Yalnız değilsiniz!

Kendinizi çıkmaz bir sokakta görmenize gerek yok. Bu sokakta çok kişi bulunmaktadır. Bunun ilişkilendirilmesini yapabilirsin. Bir video oyununda süper kahraman olan olabilme şansın ne kadar yüksek ise, öldüğünü görebilme, öldürme şansında o kadar varsayılır. Sonuçta sen her hareketinden sorumlu olmadan çıkacağın bir zamanın vardır. Hayatı oyunun gerçeğinden kendi gerçeğine, daha sonra sanal gerçeğe yönlendirebilirsin.

Doğru Bilginin Zehirlenmesi

Bilginin zehirlenmesinde veya çarpılmasında doğrunun tarafında olmak çok zaman şizofrenik bir alt yapıya sahip oluşundan [Doğru sözlüyü kırk kapıdan kovarlar.]  kapıları tam kapatmak yerine aralıklı bırakmak yerinde olur. Hayatta bütün kapıları kapalı tutmak mümkün değildir. Hepsinde sonuna kadar açılmasının da bir gereği yoktur. Asıl olan gerçeklerinde ötesinde olan hakikat pencerelerini kırmadan açmak için dikkat edilmelidir.

Sözün imalı söylenmesi

İstibdat ve dikta dönemlerinde fikri beyanda zorlukları aşmanın tek çaresi mecazi terminoloji kullanmak esas olabilir. Fakat korkunun zihni melekeleri mahkûm edişi baskısı altında birçok akıl sahibi dumura uğramaktan korkar. Bulanıklaşan mantığının içerinde dizüstü kapaklanıp kalır.

Toplumun yanlış kabul ettiği bir konun reklamı imalı olarak yapmak aldatmanın geçerli sebebi olabilir. Yani, tenkit ettiğiniz şeyin reklamını yapmak yerine iyi bölümünü varsa onu beyan etmek uygundur. Reklamını “ters bilgi ile yapmak” hatadır ve aldatmadır. Beyanın hatıra içeriği gibi canlandırıcı özelliği olmamalıdır. Bu konuda örnek vereceğimiz birçok site var. Bizim sitede dahi bazen bu tür yanılgıya düştüğü olabilir. Fakat içeriğinde bilgi yükü ağırlıklı olduğundan tahammülü internet sörfçüsüne ağır gelmektedir. Yazının İmaj ve resim içeriği de çok düşük olunca günümüz insanı için ağır gelmektedir. Düşünürseniz günümüz insanın düşüncelerini bit twitter mesajına sığdırmak kadar aceleci bir hayatın girdabında olunca okumaya dahi çok zamanı olmuyor.

Bir konuyu öğretebilmenin kolay yollarında biri zıddı olan düşünceyi anlatarak yapma metodudur.

Bu durum beyan sahibini koruyucu olduğu gibi karşı tarafı etkileyicidir. Anlatan bu durumdan etkilenmediği gibi uzakta kalarak, normalden aktarması mümkün olmayan zıt ve hatalı meseleyi de karşı tarafına, konu genişliği ile etraflıca anlatmış olur. Günümüzde bu metodu kullanan birçok görüş ve etkinlikler bulunmaktadır. Bu usul aldatıcıların, misyonerlerin uygulamaları içerisindedir. Zaman ve gayretlerini bir konuya hasrederek zıt yönden anlatıyor görünerek asıl öğretmeleri gereken meseleye vukufiyet kazandırırlar. Örnekleri çoktur.

Eskilerin söylediği şu söz çok manidardır. Sevap diye yaptığımız günahlar. Sevaplarımız meğer kuyumuzu kazarken biz üstüne cennet köşkleri bina eder zannından ferahlık duyar olmuşuz.

Yükselen paradigmalarımız ağır ağır enigmaya dönüşürken doğrularımız yamulmaya başlamıştır. Yapılması gereken ölümlü olduğumuzu unutmadan yaşamalı eğer inancınız varsa onu da meşrulaştırmanın kaygan zeminden koruyarak ideal hedefe doğru yönelmeye çalışmalıyız.

İhramcızâde İsmail Hakkı

Not:

Örnek vermek gerekirse aşağıdaki bir sitenin linkleri düşüncesinde hayale getiremediği şeyi hatırlatmak vazifesi gibi gazete manşetleri ile misyonerlerin hoşuna gidecek bilgileri temiz kanaldan sunuyorlar. İlk etapta bu durum başka gibi algılansada subliminal mesaj içeriği ile zihinler doğru akmaktadır. Bilginin görsel aktivitesine ihtiyaç olmadan sunulması mümkün iken bu kardeşlerimizin bu konuda duyarlı olmaları gerekir. Yukarıda beyan ettiğimiz üzere “Yalnız Değilsin” kategorisindeki günah çizgisini kalınlaştırmaktan başka bir şeye yaramaz. Yeri gelmişken bir konuyu da hatırlatalım. Pornografinin daha güncel hayata tam olarak oturmadığı 70 ve 80 li yıllarda gazetelerin yaptığı promosyanlar vardı. Ansiklopediler. Bu kitaplar görünüşte ülkenin en ücra köşesine ulaşırken içeriğinde denetimsiz olarak o zaman ki kültürün hazmedemediği resimleri içlerine serpiştirerek evlere sokmaya başladılar. Temiz suyun içindeki virüsler gibi. Denetimsiz kontrolsüz akan bu bedava kitaplar her yere ulaştı. Unutulmamalıdır ki Ansiklopedik bilgiler devamlı güncellenmesi gereken bilgi kaynağıdır. Çoğumuz bu kitapları kütüphanelerimizden atmaya başladık. On sene sonra içindeki bilginin yanlış olma ihtimali artmaktadır. Yani ansiklopedik bilgi süreğendir. İşte bu konuda misyonerler, dini çevrede tepki ile karşılansa da psikanalizmin metodlarını uygulamada çok mahirdirler. [Bkz: BEN ASRI]

 Allah Teâlâ, milletimizi ve Müslümanları muhafaza buyursun. Amin

Örnek linkler

http://www.islamustundur.com/batiranbati.html

http://www.islamustundur.com/islamin_escinsellige_bakisi.html

YANLIŞ ANLAMALAR


İki yazı Hakkında Yorum

MU’NUN ÇOCUKLARI

Şaman TÜRKSOY
01.06.2011

Geleneksel Hristiyan anlatılarına göre; çarmıha gerilmiş ve ölmek üzere olan İsa yüksek sesle “Hele, hele, lamat zabak ta ni” diye bağırmış, olay esnasında hazır bulunanlar İbranice ya da Ön Asya dillerinden hiçbirine ait olmayan bu sözlerden bir anlam çıkaramamışlar, “Alahım, Allahım! Beni neden yalnız bıraktın?” anlamına gelen “Eli, eli lema şevaktani?”şeklinde Aramice bir cümle olduğunu sanmışlardır. Bu olay Matta İncili’nin 27.bölüm/46 nolu ayetinde şöyle anlatılır: “…Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, Elî, Elî, lema şevaktani? diye bağırdı…”.

(İsa’nın bu söylemi bazı kaynaklarda “Eloi, Eloi, lama sabachthani”şeklinde geçmektedir.)

Halbuki İsa çektiği büyük acıyı ve ıstırabı hazır bulunan düşmanlarına sezdirmemek için,senelerce Hindistan’da ve Himalaya manastırlarında öğrendiği Mu dili ile “Hele, hele lamat zabak ta ni “ yani “Fenalaşıyorum, fenalaşıyorum, yüzümü karanlık istila ediyor”anlamına gelen bu sözleri sarfetmiştir. Maya dili, Mu dilinin devamı niteliğindedir. Maya dili konusunda uzman bulunan Prof. Don Antonio Batres Jaurequi ‘in açıklaması kaynak gösterilerek kitaba konulmuş olan bu bilgi İsa’nın da bir Naa-caal rahibi olduğuna işaret etmektedir.

Erişim: [ Yorumlar bölümünde] http://www.gavurege.com/webroot/home.php?op=ege&action=outview&article_id=1120&author_id=515&arsiv=yes

***********

MÂ VEDDEAKE RABBUKE: “RABBİN SENİ TERK ETMEDİ

 Sabah olunca tüm başkâhinlerle halkın ihtiyarları, İsa’yı ölüm cezasına çarptırmak konusunda anlaştılar. O’nu bağladılar ve götürüp vali Pilatus’a teslim ettiler. İsa’yı ele veren Yahuda, O’nun mahkûm edildiğini görünce yaptığına pişman oldu. Otuz gümüşü başkâhinlere ve ihtiyarlara geri götürdü.  “Ben suçsuz birini ele vermekle günah işledim” dedi. Onlar ise, “Bundan bize ne? Onu sen düşün” dediler. Yahuda paraları tapınağın içine fırlatarak oradan ayrıldı, gidip kendini astı. Paraları toplayan başkâhinler, “Kan bedeli olan bu paraları tapınağın hazinesine koymak doğru olmaz” dediler. Kendi aralarında anlaşarak bu parayla yabancılar için mezarlık yapmak üzere Çömlekçi Tarlasını satın aldılar. Bunun için bu tarlaya bugüne dek `Kan Tarlası’ denilmiştir. (Matta; 27/1-8)

İsa valinin önüne çıkarıldı. Vali O’na, “Sen Yahudilerin Kralı mısın?” diye sordu. İsa, “Söylediğin gibidir” dedi. Başkâhinlerle ihtiyarlar O’nu suçlayınca hiç karşılık vermedi. Pilatus O’na, “Senin aleyhinde yaptıkları bunca tanıklığı duymuyor musun?” dedi.  İsa bir tek konuda bile ona cevap vermedi. Vali buna çok şaştı. Her Fısıh bayramında vali, halkın istediği bir tutukluyu salıvermeyi adet edinmişti. O günlerde Barabas adında ünlü bir tutuklu vardı. Halk bir araya toplandığında, Pilatus onlara, “Sizin için kimi salıvereyim istersiniz, Barabas’ı mı, Mesih denilen İsa’yı mı?” diye sordu. İsa’yı kıskançlıktan ötürü kendisine teslim ettiklerini biliyordu. Pilatus yargı kürsüsünde otururken karısı ona, “O doğru adama dokunma. Dün gece rüyamda O’nun yüzünden çok sıkıntı çektim” diye haber gönderdi. Başkâhinler ve ihtiyarlar ise, Barabas’ın salıverilmesini ve İsa’nın öldürülmesini istesinler diye halkı kışkırttılar.Vali onlara şunu sordu: “Sizin için ikisinden hangisini salıvereyim istersiniz?”  “Barabas’ı” dediler. Pilatus, “Öyleyse Mesih denen İsa’yı ne yapayım?” dedi. Hep bir ağızdan, “Çarmıha gerilsin!” dediler. Pilatus, “O ne kötülük yaptı ki?” diye sordu. Onlar ise daha yüksek sesle, “Çarmıha gerilsin!” diye bağrışıp durdular. Pilatus, elinden bir şey gelmediğini, tersine, bir kargaşalığın başladığını görünce su aldı, kalabalığın önünde ellerini yıkayıp şöyle dedi: “Bu adamın kanından ben sorumlu değilim. Bu işe siz bakın!” Bütün halk şu karşılığı verdi: “O’nun kanının sorumluluğu bizim ve çocuklarımızın üzerinde olsun!” Bunun üzerine Pilatus onlar için Barabas’ı salıverdi. İsa’yı ise kamçılattıktan sonra çarmıha gerilmek üzere askerlere teslim etti. (Matta; 27/11-26)

Dışarı çıktıklarında Simun adında Kireneli bir adama rastladılar. İsa’nın çarmıhını ona zorla taşıttılar. Golgota, yani Kafatası denilen yere vardıklarında içmesi için İsa’ya ödle karışık şarap verdiler. İsa bunu tadınca içmek istemedi. (Matta; 27/32-34)

Bütün ülkenin üzerine öğleyin saat on ikiden saat üçe kadar süren bir karanlık çöktü. Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, “Elî, Elî, lema şevaktani?” yani, “Tanrım, Tanrım, beni niçin terk ettin?” diye bağırdı. Orada duranlardan bazıları bunu işitince, “Bu adam İlyas’ı çağırıyor” dediler. İçlerinden biri hemen koşup bir sünger getirdi, ekşi şaraba batırıp bir kamışın ucuna takarak İsa’ya içirdi. Diğerleri ise, “Dur bakalım, İlyas gelip O’nu kurtaracak mı?” dediler.  İsa, yüksek sesle bir kez daha bağırdı ve ruhunu teslim etti. (Matta;27/45-50)

 

Henüz iki ile başlayan yaşlara yeni adım atmışım. Felsefe ve teoloji merakım en kibirli, en alevli safhasında. Özellikle bazı mukaddes şahsiyetlerin hayatlarına dair ayrıntılar üzerine okuyorum. Kutsal kitapları da öyle; altlarını çize çize, geniş paragraflı notlar çıkara çıkara. Ancak bu temel bilgileri aşan kaynaklara, yorum ve tartışmalara ulaşma becerim henüz çok zayıf. İngilizce yazılanları anlama yetim de öyle. Samimi bir arkadaşım var. Ablası Almanya’da yaşıyor uzun zamandır. Onunla paylaşıyorum arada kafama takılanları. O da meraklı biri. Sabahlara dek oturup konuştuğumuz oluyor. Böyle gecelerden birinde, Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği esnada ettiği o cümleden bahsediyorum: “Elî, Elî, lema şevaktani?”  dediğinden. O zamanlar bu cümlenin Hıristiyan teologları arasında da çokça tartışılan bir alan yarattığından haberli değilim.  Benim de çok kafama takıldığını anlatıyorum uzun uzun. Bir türlü işin içinden çıkamıyoruz. Derken arkadaşım; ablasının görüştüğü önemli sayılacak pozisyonda bir Katolik kilise görevlisi  olduğunu, ablasına bakılırsa adamın çok yetkin bir teoloji bilgisi bulunduğunu, adresini alarak ona yazıp, aklıma takılan bu şeyi sorabileceğimi söylüyor. Mal bulmuş magribi gibi atlıyorum bu fikrin üzerine. Ablasına telefon ediliyor, adamın adresine ulaşılıyor. Hemen kolları sıvıyorum bir İngilizce mektup yazmaya-ne de olsa papaz efendinin iyi derecede İngilizce bildiğini de öğrenmişiz abladan. Mektup sandığımdan çok daha uzun zaman alıyor. Kötü İngilizcemi yanımda envai sözlükler, şunlar bunlarla “Ben var size önemli bir şey sormak” mesabesine çıkarma derdindeyim. Nihayet mektup yazılıyor, postalanıyor. Aradan sanıyorum on gün falan geçtiğinde-her günü sabırsızlıkla geçirip, çok bekledim, iyi anımsıyorum- papaz efendiden mektup geliyor. Çok düzgün bir bitişik el yazısıyla, siyah dolmakalemle yazılmış tamı tamına yedi buçuk sayfalık bir mektup.

Büyük heyecanla, evrenin sırlarını bana ifşa eden bir kriptoymuşçasına okuyup anlamaya çalıştım mektubu. Kendi anlayışımdan tatmin olmayıp, birinden yardım alarak yeniden okudum; hatta çevirisini saatlerce uğraşıp yazdım bir deftere. Hıristiyanlık propogandasına vardırmış olmasa da yer yer tebligatçı satırlar bir yana, sahiden çok içtenlikle cevap verme arzusu taşıyordu mektup. Adama bu bakımdan hayran bile oldum. Ancak sık sık yaptığı tekrar cümlelerine rağmen, kalın kafama takılı o şey, takıldığı yerdeki sabitliğini koruyordu. Bir çok kaynak adına atıf yapıyordu. Zerre anlamıyordum. Dahası açıklamaları, benim o güne dek ulaştığım izahatlardan dirhem fazlasını vaad etmiyordu. Kısa bir teşekkür mektubu yazıp, bu konuyu kapatmaya karar verdim. Papaz efendi bir kez daha yazdı bana. Genç yaşta, üstelik farklı bir din mensubu olarak ona bu tür sorular sorduğum için beni övüyor; ona ne zaman istersem yazabileceğimi söylüyordu. Bir daha yazmadım. Bir daha yazmadı. Kafama takılanı olduğu yerde bırakıp, konuyu kapattım. Bir anlamda dönem dönem soruyu rölantiye aldım. Her yanıtlama çabası, yeni soru dağarcıkları getirdiğinde, yıldım. Hz. İsa sorusuna yanıt alsa da, ben soruyu sorma nedeninin peşini bıraktım. Artık daha çok öykü ve roman okumaya başladım.

Matta İncili’nin 27. Bölüm 46. Ayetinde; Markos İncili’ninse 15. Bölüm  34. Ayetinde yer alan  “Elî, Elî, lema şevaktani?” yani, “Tanrım, Tanrım, niçin terk ettin beni?” biçimindeki haykırış diğer iki kanonik İnciller olan Yuhanna ve Luka’da bulunmuyor. Aradan onca zaman geçmişken, tamamen rastlantı eseri, yine bu cümleye döndüm. Rastlantı dediğim şuydu: Kur’an’da yer alan güzel bir sure,Duha Suresi. Kuşluk vakti üzerine and olsun diye başlıyor Duha Suresi; 3. Ayet’te ise Mâ veddeake rabbuke ve mâ kalâ” deniyor. İşte bu cümleyi okur okumaz  birden durakladım. Çünkü “Rabbin seni terk etmedi” anlamına geliyordu: Rabbin seni terk etmedi.

 

Zaman nedir? Doğumu milad olup, bir takvime sıfır noktası kabul edilen zat açısından bakıldığında hele zaman nedir? Bükülgen midir mesela, döngüsel mi, doğrusal mı? Sürekli genişlemekte olan evrenin esnemesine uyarlanmış bir tatlı rüyalar repliği mi? Zamanı Tanrı yaşar! Defaatle alıntıladım bu cümleyi; “Öd tengri yaşar, kişi ogli köp ölgeli törümiş.” Bundan yaklaşık 12 yüzyıl önce dikilenGöktürk Anıtları üzerindeki cümlelerden biri. Hakikaten de zamanı Tanrı yaşar. İnsanoğlu hep ölümlü türemiş. Hz.İsa da öyle. Tam kendini feda ediş, çarmıhta ruhunu teslim ediş esnasında sorduğu o yakıcı soruya, bizim zaman anlayışımız bakımından yüzyıllar sonra cevap geldi belki. Ama Tanrı açısından zaman neydi, nedir; var mıdır kimse bilmez.

Duha Suresi’nin “iniş” sebebini elbette biliyorum. Kutsal metinlere ilişkin herhangi bir “tevil” küstahlığına kalkıştığımı düşünenlere tek bir şekilde karşılık verebilirim. Tanrı sözü konu olduğunda, verilmiş cevap kimindir? Soruyu kim en samimi iç yangınıyla sormuşsa, cevap onadır bana kalırsa. Kim figan etmiş ah çekmişse, kimsesizlerin kimsesi ona (da) cevaptır. 

Şimdi bizim nezdimizde bambaşka zamanlarda, bambaşka dillerde sorulmuş soruyu yinelemek istiyorum: “Elî, Elî, lema şevaktani?/Tanrım, Tanrım, niçin terk ettin beni?” Belki ona (da) verilmiş cevabı da: “Mâ veddeake rabbuke ve mâ kalâ/Rabbin seni terk etmedi”

Notlar:

Öğleyin on ikiden üçe kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü.(Matta, 27/45; Markos, 15/33 )

Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, “Eli, Eli, lema şevaktani?” yani, “Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?” diye bağırdı.(Matta, 27/46; Markos, 15/34)

Kur’ân-ı Kerim; 93-Duha Suresi:

1- Vedduha/Kuşluk vaktine andolsun,

2- Vel leyli izâ secâ  /‘Karanlığı iyice çöktüğü’ zaman geceye,

3- Mâ veddeake rabbuke ve mâ kalâ / Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı.

4- Ve lel âhıretu hayrun leke minel ûlâ /Şüphesiz senin için son olan, ilk olandan (ahiret dünyadan) daha hayırlıdır.

5- Ve le sevfe yu’tîke rabbuke fe terdâ/ Elbette Rabbin sana verecek, böylece sen hoşnut kalacaksın.

6- Elem yecidke yetîmen fe âvâ./Bir yetim iken, seni bulup da barındırmadı mı?

7- Ve vecedeke dâllen fe hedâ. / Ve seni yol bilmez iken, ‘doğru yola yöneltip iletmedi mi?

8- Ve vecedeke âilen fe agnâ  / Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi?

9- Fe emmel yetîme fe lâ takher/ Öyleyse, sakın yetimi üzüp-kahretme.

10-Ve emmes sâile fe lâ tenher./ İsteyip-dileneni azarlayıp-çıkışma.

11- Ve emmâ bi ni’meti rabbike fe haddis/Rabbinin nimetini durmaksızın anlat.

Erişim: ESKİ TAS

EK-YORUM:

Kur’ân-ı Kerim’de geçen her söz bütün insanlığı ilgilendirir. Hz. İsâ aleyhisselâmın  son deminde söylediği cümleyi MU’NUN ÇOCUKLARI başlığı altındaki tevil ile anlamak daha yerinde olacaktır. Bilindiği üzere Nübüvvet çizgisinde olanın düşüncesindeki karamsar ifade  muhakkak Allah Teâlâ tarafından hemen çözüme kavuşturulmuştur. Eski Tas sitesinin yaptığı yorum ile Hz. Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem bir nevi İsâ aleyhisselâmın nüzülü imiş gibi bir mana çağrıştırtılma gayreti vardır. [Yani Hz. Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellemin beşeriyeti İsâ’nın bedeni demek gibi. (Reenkarnasyon) ]

Bu meyanda Hıristiyan ilahiyatının bilgilerindeki karmaşa ve dolayısıyla nüzul etmiş olan İsâ’ya iman etmemeleri ile Hıristiyanların bir günahı daha ortaya çıkarır. Öyle ise Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve selleme iman etmeleri gerekirdi. Fakat Hıristiyanlar konuda küfür üzere kaldılar.

Ayrıca  Kur’ân-ı Kerim’in diğer surelerinde Hz. İsâ aleyhisselâm ilgili ayetler gereksiz hale gelir ki, bu tevilin tamamen safsata olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak; Kur’ân-ı Kerim’in bütünlüğünde Hıristiyanlar ehl-i kitap çerçevesi altında anılmıştır. İlk inen sûrelerden olan Duha sûresi 3. Ayet Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve selleme hitaben inmiştir. Hz. İsâ aleyhisselâmın son demindeki yanlış anlaşılmış sözlere cevap değildir. Bu konu hakkında MÜSLÜMANLARIN ÜZERİNDEKİ RAHMANÎ GÖRÜNEN KOMPLOLAR yazısında geniş bilgi mevcuttur.

Allah Teâlâ temeli olmayan sözlerden beridir.

İhramcızâde İsmail Hakkı

MR. NOBODY /Bay Hiçkimse (2009)


“Bizim sizi boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?”
 (Kur’ân-ı Kerim; Mü’minûn,23/115.)
“İnsan, başıboş bırakılacağını mı sanıyor?”
(Kur’ân-ı Kerim: Kıyame,75/36.)

Yönetmen: Jaco Van Dormael

Ülke:  Fransa,  Almanya,  Kanada,   Belçika

Tür: Dram | Fantastik | Romantik

Vizyon Tarihi: 12 Nisan 2010 (Türkiye)

Süre: 141 dakika

Dil: İngilizce

Senaryo: Jaco Van Dormael

Müzik: Pierre van Dormael

Görüntü Yönetmeni: Christophe Beaucarne

Yapımcı: Jean-Yves Asselin, Nathalie Gastaldo, Mark Gill

Oyuncular:    Jared Leto, Sarah Polley, Diane Kruger ,   Linh Dan Pham ,Rhys Ifans

Özet

Başlıkta bahsi geçen Bay Hiçkimse, 2092 yılında dünyada kalmış son ölümlü olan 117 yaşındaki Némo adlı bir adam. Ölüm döşeğindeki Némo genç bir çocukken bir peronda durduğunu hatırlar. Tren kalkmak üzeredir. Annesiyle birlikte mi gitmeli, yoksa babasıyla mı kalmalıdır? Bu karar, sonsuz sayıda olasılığı doğuracaktır… Ve pek çok gezegen, iki ölüm arasında kalmak.

“Bay Hiç Kimse” ile , aşk, sicim teorisi, nedensellik, belirlenemezcilik, bilinçaltı, felsefe, psikiyatri, zamanın lineerliği ile özgür irade sorunu, paralel evrenler gibi konular irdeleniyor görünse de inançsızlık almış gidiyor. Film Allah Teâlâ’yı bertaraf etmek isteyen insanın kendini kâinatta kaybedip arafa düşenler gibi [Bizim Evimiz (2010) Astral City: A Spiritual Journey filmindeki] reankarnasyonun değişik tarzda işlenilmesi; hesap kitap sorgusundan kurtulmaya çalışmanın, fizik ve metafizik karmaşasının garip hikayesi.

Var mısın, yok musun?
Yaratılışın başını inkar etmeye çalışan, zorunlu olarak sonunu da inkar edecektir.

Filmden

“Güvercin İtikatı”

Birçok canlı gibi güvercinler de, düğmeye basmasıyla ödül kazanması arasında çabucak bir bağ kurar.   Fakat zamanlayıcı her 20 saniyede bir otomatik olarak kapağı açmaya başlarsa güvercin şöyle der: “Bunu hak edecek ne yaptım ben? ”   O sırada kanatlarını çırpıyorsa olanlar üzerinde belirleyici bir etkisi olduğuna ikna olana kadar kanatlarını çırpmaya devam edecek demektir.

 Büyük Patlama’dan önce ne vardı?

 Aslında öncesi yoktu çünkü Büyük Patlama’dan önce zaman kavramı yoktu. Zaman, evrenin genişlemesi sonucu ortaya çıkan bir şeydi. Peki evren genişlemeyi bitirdiğinde ve devim durduğunda ne olacak?

  Zamanın niteliği ne olacak?

  Sicim teorisi doğruysa evrende 9 uzaysal boyut mevcut. Bir de zamansal boyut. Başlangıçta, tüm boyutların birbirine bağlı olduğunu düşünebiliriz. Büyük Patlama sırasında; uzunluk, genişlik ve derinlik olarak bildiğimiz üç boyut ve zaman olarak bildiğimiz bir zamansal boyut dağıldılar. Diğer 6 boyut ufacık kalıp, birbirlerine bağlandı. Hasarlı boyutların bulunduğu bir evrende yaşıyorsak yanılsama ve gerçeklik arasındaki ayrımı nasıl yapacağız?

  Bildiğimiz kadarıyla zaman, sadece tek yönde hissettiğimiz bir boyut.

Peki ya diğer boyutlardan biri uzaysal değil de zamanî ise?

    Püreyle salçayı karıştırırsanız, sonradan onları birbirinden ayıramazsınız.   Mümkün değildir.   Duman, babamın sigarasından çıkar; ama asla geri dönmez.   Biz de geri dönemeyiz.   Bu yüzden seçim yapmak zordur.   Doğru seçimi yapmanız gerekir.   Hiçbir seçim yapmadığınız sürece her şeyi mümkün kılarsınız. [Ancak insan seçim yapmaya mecbur tutuldu. “Görünmez varlıkları ve insanları yalnızca (Beni tanımaları ve) Bana kulluk etmeleri için yarattım” Kur’ân-ı Kerim: 51 / Zâriyât - 56  ]

Deja-vu

Babam, Mars’ın gökyüzündeki yerini tam olarak tahmin edebileceğimizi söylüyor.   100 sene sonraki yerini bile.   Tuhaf olan şu ki, babam 2 dakika sonra olacakları kestiremiyor bile.

Baba! Bu mümkün değil. Kimse geleceği bilemez. Ama ben hatırlıyorum. – Geçmiş hatırlanır, gelecek değil. – Ama ben hatırlayabiliyorum. Bazen benim önceden olduğunu sandığım şeyler gerçekleşiyor. Buna deja-vu denir. – Ara sıra herkese olur.

  Ömrü yapay yollardan uzatılmalı mıdır?

Kimse geleceği göremez.

Nemo geleceği önceden görebileceğini sanıyor. Görebiliyorum. Babamın kazasını da görmüştüm. Evet, sürekli aklıma el frenini indirenin sen olduğu geliyor. Kimse geleceği göremez. Kimse neler olacağını bilemez.

Ben biliyorum.

 Görebilseydin, bu tokatı yiyeceğini de bilirdin.

Böyle söyleyeceğini biliyordum.

Âşık olursak ne olur?

    Bazı uyarıcıların neticesinde hipotalamus, etkili bir endorfin salınımı sağlar.

Peki neden özellikle o kadın ve adamda yaşanır bu?

    Tamamlayıcı genetik sinyallerimize tekabül eden kokusuz bir feromon salınımı mı olur?

    Yoksa farkına vardığımız fiziksel özellikler midir sebep?

Aşk planın bir parçası mı?

  Üremenin iki biçimi arasındaki muazzam bir savaş planı. Bakteriler ve virüsler eşeysiz organizmalardır. Her hücre bölünmesinde, her çoğalmada dönüşüp, kendilerini bizden çok daha çabuk geliştirirler. Buna karşın biz en korkutucu silahımızla karşılık veririz: Seks. İki kişi kartları karar gibi genlerini karıştırır ve virüslere daha dayanıklı olan bir birey meydana getirir. Erkek ya da kız, daha farklı olurlar. Üremenin iki biçimi arasındaki savaşın katılımcılarının farkında değil miyiz?

Kış uykusu

90 günün sonunda, mekik bilgisayarı yolcuların metabolizmalarını uyku modundaki bir kurbağa seviyesinde sürdürmeye devam eder.   Yedi kurbağanın tüm kışı tamamen donarak geçirebilmelerine ve bahar geldiği zaman çözülüp tekrar birlikte yaşamaya başlamalarına hayranlık duymuştur her zaman – nokta.

Bilgisayarın ekranında şöyle yazdı:   “Kış uykusu bitti”.

“Tek bir kar tanesi, bambunun yaprağını bükebilir.”     Çin atasözü

 Küçülme:

İnsan yaşlandıkça küçülüyor. Kimse küçülmez, saçmalık bu. Yanlış ayakkabıya bakmışsındır. Astronotlar Dünya’ya indikleri zaman 5 cm. küçülüyormuş.

- Yer çekiminden miymiş neymiş.

Neden moleküller birbirlerinden uzaklaşır?
  Neden dökülen bir mürekkep damlası yeniden biçimlenemez?

  Çünkü Evren, dağılım gösterme eğiliminde yol alır. Bu bir entropi ilkesidir. Evren’in artan bir düzensizlik konumuna geçme eğilimi var gibi derler. Değildir.

Entropinin ilkesi Evren’in genişlemesinin bir sonucu olan zamanın tek yöne doğru akmasıyla ilişkilidir.

Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem aramızda ayağa kalkıp şu beş cümleyi söyledi:
Allah Teâlâ Hazretleri uyumaz, zaten O’na uyku da yakışmaz. Tartıyı, rızkı indirir ve kaldırır. Geceleyin yapılan amel, gündüzleyin yapılandan önce; gündüzleyin yapılan amel de geceleyin yapılan amelden önce Allah Teâlâ’a yükseltilir. O’nun hicâbı nurdur. Eğer o perdeyi açacak olsa, cemal-i İlâhî nurları ve celal ve azamet-i İlâhiye, kudret gözü herşeye ulaşır bütün mahlûkatını yakar yok ederdi..” [Müslim, İmân 293 (179).]

Peki yerçekimi kuvveti, genişleme kuvvetine denk geldiğinde ne olacak?

  Ya da kuantum boşluğu enerjisi zayıf düşerse?

  O durumda Evren, daralma aşamasına geçebilir:

Peki, Büyük Çöküş. Zamana ne olacak?

  Tersine mi dönecek?

  Kimse cevabı bilmiyor.

Bazıları Büyük Çöküş 2092’de gerçekleşecek ve o zamana kadar dayanabilen insanların ertesinde zaman döngüleri olmayacak, diyorlar.

Yani bu dünyada sen yoksun.   Hesaplamalarım doğruysa 12 Şubat 2092, saat 5:50’ye kadar hayatta olman gerekiyor.

Anlattığınız her şey çelişkili. İnsan aynı anda iki yerde birden olamaz. Seçim yapmamız mı gerekiyor diyorsun yani?

  O hayatlardan, hangisi hangisi gerçek?

  O hayatların hepsi gerçek. Seçilen her yol doğru yoldur. “Yaşanılanlar bambaşka şekillerde vuku bulabilirdi ancak öyle olsa dahi yine de aynı mana ve değeri taşırdı.”

Ölümden sonra yaşam var mı?

  Ölümden sonra demek…

Sen kendinin var olduğundan nasıl bu kadar emin oluyorsun?

Önceden, neler olacağını bilmediğinden seçim yapamıyordu. Şimdiyse neler olacağını bildiği için seçim yapması imkânsızlaştı.

*****************

[Tesadüf yoktur.
http://www.birey.com/avnia/mc/all/zar.htm%5D

“Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz, çünkü biz ona şah damarından daha yakınız. Onun sağında ve solunda oturan iki alıcı (melek), yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler.”
[Kur’ân-ı Kerim; Kaf, 16-18]

Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz. Umulur ki, böylece korunmuş (Allah’ın azabından kendinizi kurtarmış) olursunuz.
[Kur’ân-ı Kerim: Bakara, 2/21]

ZAMANDAKİ GEÇMİŞ VE GELECEK

YOKLUK BİLGİSİ ve SAKLI SIRLAR

 

SECRET STATE / Derin Devlet (2012- ) Mini Dizi


Bu diziyi hikâye olarak izlemeyin.
Biraz gerçek gibi.

Yönetmen: Ed Fraiman

Ülke: İngiltere

Tür: Gerilim

Senaryo: Robert Jones, Chris Mullin

Tarih: 2012

Müzik: Alex Heffes

Görüntü Yönetmeni: Owen McPolin

Yapımcı:  George Faber, Ed Fraiman, Johann Knobel

Oyuncular : Gabriel Byrne, RalphIneson, Charles Dance, Jamie Sives, Gina McKee

Hakkında

Chris Mullin‘inA Very British Coup romanından esinlenilerek oluşturulmuştur.

ChrisMullin, aynı zamanda eski bir İngiliz milletvekilidir.

Siyasi çekişmeler, büyük şirketlerin ve gizli güçlerin devlet üzerindeki etkilerin anlatıldığı,  politik arenadaki geriliminin doruğa çıktığı sürükleyici bir mini dizi olan Secret State‘i gelin yakından tanıyalım.

Konu

İngiltere’deki Petrofex rafineri şirketinin tesislerinde büyük bir facia yaşanır. Patlamada 19 kişi ölür, 94 kişi yaralanır. Patlamanın meydana geldiği bölge savaş alanı gibidir. Bütün yaşam alanları kullanılamaz hale gelir.

Secret State kül olmuş, canlı hayat izi kalmamış bir sokaktan başlıyor diziye. Öyle ki adını duymasanız ve geçmişte Battlestar Galactica izlediyseniz terk edilmiş bir gezegende veya bir nükleer felaketin sonrasında olduğunuzu düşünebilirsiniz.

Şirketin Amerika’daki tesislerinde de 4 sene önce böyle bir tehlike yaşanma aşamasına gelinmiş. Şirket, gizli bir rapor oluşturarak tesisin güvenliğini sağlamak için gerekli tedbirleri sağlamıştır. Bu tedbirleri İngiltere’deki tesisler için uygulamadığı, faciayla birlikte belli olur. Bu bilginin medya aracılığı ile açığa çıkmasıyla halk öfkelenir; medya, hükümetin daha bir üstüne gitmeye başlar. Hükümet, şirketten mağdur olanların yakınları lehine tazminat koparıp, içinde bulunduğu kötü durumdan sıyrılmaya çalışır. Tazminat görüşmeleri için Amerika’da bulunan Başbakan’ın geri dönüş yolculuğunda uçağı Atlantik okyanusunda düşer. Seçimlere bir ay kala yaşanan bu iki facia, iktidardaki liderlik savaşını da kızıştırır.

Bu siyasi gerilimde sadece politikacıların iç çekişmelerini değil büyük şirketlerin neler yapabildiklerine, gizli güçlerin nasıl etkilere sahip olabildiklerine büyük bir çıplaklıkla tanık oluyoruz. Öyle ki dünyanın en çok “izlenen” ülkesi İngiltere’de gerçeğe ne kadar yakın bilemiyorum ama dinlemelerin nasıl yapıldığını dahi tüm çıplaklığı ile görüyoruz. ..ki bu çıplaklık algısı dizinin her aşamasında uygulanmaya çalışılan bir ana olgu haline gelmiş.

Google’da ufak bir Türkçe araştırma yaparsanız akla hayale gelmeyecek bir ton komplo teorisi bulabilirsiniz. Herkes Mason’dan İlluminati’ye, oradan CIA ve Mossad’a kadar son derece uçuk fikirlerle karşılaşırsınız. Ülkemizde, sahip olmadığımızda mütevellit olsa gerek çok uluslu şirketler bu konularda hep göz ardı edilir, düşünülmez. Fakat dünyada durum daha farklıdır. Git gide hükümetlerden çok, dev şirketlerle yönetilmeye başladığımız bir çağdayız. Bunu gerek Jericho gerek Continuum’un gelecek tasarımında görüyoruz. Aslında Secret State de bu dev şirketlerin güçleri ve cüretlerine ilişkin bir başka örnek sadece.

 Diziden Dikkatinizi Çekecek Kısımlar

Secret State – 01×01

Nankör olduklarını mı söylüyorsun?

Hayır. Hayır. Biraz nankör bir görev. Başbakan yardımcısı olmak nankör görevlerin halefidir.

Bugün böyle ulusal düzeyde bir trajedi yaşanırken Başbakanın ülkede olmamasının altını çizdi hükümetin kendilerine hizmet etmesi gerekenin sanlarla iletişimde bulunmadıklarını iddia etti.Son anket sonuçları da onun iddiasını destekliyor. Hükümet muhalefetin ortalama olarak dokuz puan gerisinde.

Tazminat görüşmeleri için Amerika’da bulunan Başbakan’ın geri dönüş yolculuğunda uçağı Atlantik okyanusunda düşer.

Başbakan Yardımcısı! Başbakan istifa edecek mi? Seçimlerde şansınız ne? Charles Flyte istifa edecek mi?

Amerika’dan dönen başbakanımızı taşıyan uçakla bütün radar ve telsiz kontağımızı kaybettik.  Son kontak, uçak Atlantik üzerindeki Britanya Adaları’nın yaklaşık 1500 km batısındayken yapıldı.

Peki ülkeyi kim yönetiyor Bay Dawkins? Charles’a ne oldu öyle Tom?

Keşke bilseydim. Biliyor gibiydin. Senin gibi askeri arka planı olanlar böyle zamanlarda yararlarını görüyor sanırım.

Baylar! Kapıda yazan bu Ros. Hiçbir şey kaçırmak istemiyorum.  Kimin uçağı Öncelikle bakanlar uzak yerlere dağılmışken Tom Dawkins’in önden böyle bir açıklama yapması etkili oldu. Ve başbakan Yardımcısı olarak Tom’un sular duruluncaya kadar bu şekilde devam etmesi süreklilik kazandırır.

Anlaşıldı! Muvakkaten kendisinin duruma el koymasını tavsiye ediyorum. Güvenlik durumu ile ilgili Laura Duchenne’e sözü bırakıyorum.

Her türlü senaryoyu inceliyoruz, Belli terörist açılardan, El Kaide, İrlandalı muhalif cumhuriyetçiler Scarrow patlamasında çift vardiya çalışanlar. Ama Scarrow’da bomba yoktu ki? Henüz emin değiliz, ama olmadığını düşünüyoruz. Şu var ki tarifesiz bir uçuştu ve çok az

Kimin uçağıydı?

PetroFex şirketine aitti.

Söylemeye çalıştığım gibi başbakanın bu uçakla geleceğini çok az kişi biliyordu bir saldırı olması pek muhtemel değil ama tamamen elemiyoruz. Kaza olup olmadığını hâlâ bilmiyoruz. Bence her şey normale dönecek. Hâlâ havada dönüp durduklarını mı düşünüyorsun.

Haber geldi. Enkazı bulmuşlar.

O öldü. Bunu değiştirmek için yapacağımız bir şey yok. Seçimleri kaybettikten sonra başbakanı değiştirecektik zaten.

Eğer Tom Dawkins Başbakan yardımcılığımı kabul ederse daha da fazlasını veririm. Ros, Felix, dayanışma göstermemiz gerekiyor. Güvenilir birine ihtiyacımız var! Siz bunun için güreşebilirsiniz. Ben tarafsız olarak Tom’un dizginleri ele almasını öneriyorum.

Başbakan yardımcısı Tom Dawkins:

 Sabahın erken saatlerinde Kuzey Atlantik’ten gelen bilgilerle ulusumuzun başbakanını taşıyan uçağın enkazının teşhis edildiğini büyük bir üzüntüyle bildiriyorum.  Hükümet bu sebeple resmi olarak başbakanımızın öldüğünü esefle ilan ediyor.  Cenaze töreni önümüzdeki hafta içinde yapılacak ve parti seçime kadar bir lider seçecektir.  Hepimiz adına konuşarak bir insan, bir lider olarak çok özleneceğini düşünüyorum. Bu olayın olmasıyla Trajik bir şekilde Scarrow’daki olay meydana geldi. Ve ardından Bu ülkenin birçok insanı için zor geçecek birkaç yıl var. Sizler de benim gibi ulusumuzun zor bir şekilde sınandığını düşünüyor olabilirsiniz. Sınanıyor. Sınanıyor. Ama böyle bir trajedi politik farklılıklarımız ve ekonomik sıkıntılarımıza rağmen bizi birleştirebilir. Bu büyük ulusta yaşayan herkesin bunun bir parçası olacağına dair kuvvetli bir inancım var hatta böyle bir trajedinin ortasında bile daha iyi bir yol olacağına dair inancımızı korumalıyız. Charles Flyte ölmüş olabilir ama inanç ve umut fikri devam etmelidir. Eşine ve ailesini taziyelerimizi bildiriyoruz. Teşekkür ederim.

Araştırmadan bir şey çıktı mı?

Kara kutu yok, anlatılacak bir şey yok. Uçağın şirkete ait olması konusunda ne düşünüyorsun?

Bu histerik komplo teorisini takip edip etmeyeceğimi mi soruyorsun? Başbakanın ekibinden birisinin yaptığı bir arama tehlikeli olabilir.

Bu nedir John?

Aramızda kalsın özel olarak küçük bir anket yaptım. Öyle mi? Başbakan olarak kimi görmek istersiniz diye sorup seni, Ros Yelland ve Felix’i seçenek verince Wayne Rooney dediler. Yüzde 56’sı seni söyledi. İstikrarı sağlayabiliyorsun Tom, insanlar bunu istiyor.

Hayır. Ros Yelland bu iş için en iyi aday.

Halk buna katılmıyor. Sevimli biri değil. Önümüzdeki beş yıl için onu bu pozisyonda istiyor musun gerçekten?

Ben lider değilim.

Geçen gün o konuşmayı yaparken gayet iyi bir liderdin. Orduda on yıl komutanlık yaptın.

Dersimi orada aldım zaten. Artık farklı bir adamsın. Bunu sen de biliyorsun.

Şimdi gözümün içine bak ve bunun doğru olmadığını söyle. Yardımcısı olmamı istiyor. Tom, taşaklı birine ihtiyacımız var. Ros Yelland’ın başbakan yardımcısı olarak sultanın haremağası gibi görünürsün! Lütfen!

Yanık izlerindeki koyu kısımlar bomba olması ihtimalini gösteriyor. Öldüğü gün patolojistle konuştuğunuz doğru mu? PFX44 diye bir maddeden bahsediyor.

Bugün bir spekülasyonla kaynıyor hükümet olarak genel seçimlere girecek lideri seçme kararı aldılar. İyi şanslar efendim.

Secret State – 01×02

Tom, Durum çok kritikti ama yine hükümetiz. Eğer bu masada oturabiliyorsan işini bu adama borçlusun. Kesinlikle! Ülkenin bize hâlâ inanıyor olması güzel bir haber. Tabii halletmemiz gereken büyük bir iş var. Kollarımızı sıvamaya başlamadan önce söylemek istediğim bir şey var. Kısaca alalım.

Tom seçim süresi boyunca büyük iş sahipleri aleyhine konuşarak birçok puan topladı. Buna kimsenin itirazı yok. Ama o seçim süreciydi. Bu hükümeti yönetmek.

Yani? Yanisi dostlarımızın kim olduğunu hatırlayalım.

Evet kesinlikle dostlarımızın kim olduğunu hatırlayalım. Ama aynı zamanda bize oy verenleri de hatırlayalım.

Tom, Heyecanlandığında kulağını çekme. Eğer ellerin titrerse podyumun üzerine koy. Unutma, konudan sapma ve olaylardan bahsetme.

Evet sorularınız?

Başbakan Charles Flyte’ın uçağının kayıtlarından haber var mı?

Henüz bulunamadı. Muhakkak rapor edilecek bir şeyler vardır.

Üç hafta geçti.

Söyleyecek bir şey olsaydı size söylerdim. Saygısızlık etmek istemem ama birçok hükümet bilir ama söylemez. Bu hükümet söyleyecek. Onun başına iş açacak laflar –

Başbakanın yardımcısı Sayed Khan’ın kuzeni geçen hafta salıverildi. Bu o konuyla ilgili araştırma kapandı anlamına mı geliyor?

Sayed Khan başbakanlık istişare ekibinin güvenilir bir üyesiydi. Charles Flyte’ın uçağının planlarını kuzenine neden yollamış o zaman?

O uçaklara çok düşkündü, kuzeni de öyleymiş. Gülebilirsiniz ama bu doğru.

Peki uçağın güvenlik kaydı konusunda raporlar?

O modelin örnek bir kaydı yok ama kara kutu olmadan, biz Kara kutuya gelince Amerikalılar buldukları her şeyi size sunuyorlar mı?

- Neden sunmasınlar ki? –

 Scarrow’da durum nedir Sayın Başbakan?  En yüksek miktarda tazminat için baskı yapacağınızı söylemiştiniz.

Sağlık ve Güvenlik Dairesi’nin raporunu tamamlamasına az kaldı. Bildiğiniz gibi kamu soruşturması konusunda Yüksek Mahkeme hakimi Holbeck’i atadım. İşte adam. Ne derse yapacağız. “Atla” derse atlarız biz de. Buna sen de dâhilsin Gecelambası. Hakim Holbeck patolojistin ölümünü de araştıracak mı? İntiharını mı? Evet. Patolojist zor şartlar altında işini yapmaya çalışan dürüst bir adamdı. Ona gösterdikleri tavır şahsi fikrime göre çok utanç vericiydi. Öldüğü gün onunla konuştuğunuz doğru mu? – Evet. Ve toksik anomaliler bulduğunu biliyordum Toksik anomaliler mi? Lord Holbeck’in tespit ettiği sonuçlar ne zaman açıklanacak? Adli tıptan bir açıklama yapılacak mı? Yüksek mahkemeden şirket ile adli tıp arasındaki bu kördüğümü de araştırmasını istedim.

- Peki ya Scarrow araştırması?

- Bu kadar soru yeterli. Sabrınız için teşekkür ederim. İyi günler. “Konudan sapma ve olaylardan bahsetmeme” kısmına ne oldu?

Ben kendiminkileri aşamadım. Aşacaksın Tony. Aşacaksın. Gel buraya. Seni bekleyen penguenlerin yanına gitmeden aşağıda ki barda bir tek atalım mı?

- Yapamam, gerçekten yapamam.

- Evet yaparsın tabii. Sen başbakansın. Gitmeliyim Tony. Dadın kiminle oynayıp kiminle oynamayacağını da mı söylüyor artık? Kötü bir etki mi bırakıyorum? Bu mu? Hakkında çok şey biliyorum, değil mi?

İyi geceler Tony.

Bu El-Gamdi olmalı. Tom, Tanrı aşkına! Bizi görebilirler. Saklanacaklar. Başbakanım Tom.

Namaz kılıyorlar. Onları şimdi vurabiliriz.

 Namaz kılarken bir adamı öldüremezsin. Tam zamanı elin güçlü olduğunda hamleni yaparsın. Bu adamları izlerken öğrendiğim tek bir şey var ve onu da Kur’an’da bulamazsınız.

Kendimizi Tanrı yerine koyacaksak en azından bitirmelerine izin verebilir miyiz?

-Araçlarına geri dönüyorlar. Tom!

Başbakanım, zamanımız azalıyor. Harekete geçtiler. Bu son şansımız.

Tamam. Vurun. Evet! Tamamdır!

Tebrikler başbakanım. Bugün çok kötü bir adamı öldürdünüz. Bence buna içilir.

Tom:

Eğer uymazlarsa o zaman peşlerine düşmem için bana iki katı sebep verirler. Teşekkür ederim.  Elbette bu teröre karşı savaşımızın bittiği anlamına gelmez. Ülkemizde hâlâ demokrasi sürecini baltalamaya kararlı kötü niyetli güçler var. Ve eminim aranızda bazılarınızın operasyonla ilgili soracak soruları vardır. Ama şundan emin olun. İngiliz İstihbaratı ve İngiliz teknolojisi sayesinde binlerce insanın ölümünden sorumlu bir terörist durduruldu.

PetroFex /Paul Clark, efendim. Havaalanında çalışan bir arkadaşım haber verdi. Görünüşe göre Clark Davos’a gidiyormuş. Buraya gelmekten başka her yere gidiyor! Pek sayılmaz efendim Biggin Hill’de yakıt almak için duracaklar. İsteğiniz üzerine onları bekletiyoruz ama uçaktan dışarı çıkmayı reddediyorlar.

Peki ya ben ona gidersem?

Bu bizi endişelendirir başbakanım. Çavuş? Bacaklarımı esnetebilirim efendim.

Bizi vurmazlar değil mi?

Amerikalılardan emin olamayız efendim.

Sayın Başbakan sizden orada durmanızı isteyeceğim. Adamınız silahlı mı? Umarım öyledir. Gerçi çekilmenizi öneririm. Teşekkür ederim.

Tom! Senin için ne yapabilirim?

Dava etmekten başka tabii. Biz konuşurken avukatlarım çalışıyorlar. Bir şeyler bulacaklar. Amerikan iletişim bakanıyla da irtibat halindeler. PFX-44 nedir bilmek istiyorum. Ve Dermot Matthews’a neler olduğunu bilmek istiyorum. Bu alanı genişletmek için İngiltere Hükümetiyle yasal bir kontrat imzaladım. Polonya’ya götürebileceğim, 1600 kişiye iş imkanı sağladım. Dermot Matthews’a onun, ailesinin hatta onun jenerasyonunun dahi hayal edemeyeceği bir iş verdim.

-Peki karşılığında ne aldım? Şirketin bu tesisten milyonlar kazandı. Ve bir de 19 ölünün ve 94 yaralının olduğunu hatırlatayım.

Scarrow’lular onlara ödeme yapacak mısınız yoksa istifinizi bile bozmayacak mısınız bilmek istiyorlar.

-Scarrow’lularla iyi geçinmemizi istiyorsan kırmızı kurdeleleri kes, mühlet vermeyi ve kamu soruşturmalarını bırak. Kendi kurallarını getirerek bunu sen yaptın. Akaryakıt patronları bu ülkeyi satın alabilirler. Ve seni de. Sözlü anlaşmamızı ödersek minnettar olun.

-PFX-44 nedir?

Scarrow’da geliştirdiğimiz yeni, hafif, insansız uçak yakıtı. Değerli ülkeniz için daha fazla iş, daha fazla sayı demek. Ya da isterseniz her şeyi Polonya’ya taşıyabiliriz. Bırakalım mı? Charles Flyte kabul etmişti.

-Başka kim biliyor?

Sana söylemek isterdim ama ne yazık ki Genel Kurmay Başkanınız söyleyemeyeceğimi bildiren bir kağıt imzalattı.

Bu yakıtın felaketin oluşmasına ya da çoğalmasına sebep olduğuna dair hiçbir delil yok. Buna gerçekten inanıyor musunuz General?

Yoksa ağzınızdan kelimeler öylesine mi çıkıyor?

Biraz saygı gösterin Sayın Başbakan, lütfen.

Rütbenizin yüzbaşıdan yukarı hiç çıkmadığını hatırlatmak isterim.

Genel Kurmay Başkanı olmanız için size kim oy verdi?

Bu yakıtla ilgili herhangi bir kötü reklam bu olayı tehlikeye atabilir diye düşündük.

Hangi olay?

El-Gamdi mi yoksa Scarrow’da ölen 19 kişi mi?

-Bundan haberi olan herkesin listesini istiyorum. Uzun vadeli düşünün. 24 saat önce verdiğiniz vur emriyle kurtardığınız hayatları düşünün.

Yeni yakıtı kullandınız.

Beni bu komploya dâhil etmek belirli bir teşebbüs müydü?

Bu ilk değildi Başbakanım. Umarım zırhını saklıyorsundur General. İhtiyacın olacak.

Devlet sırlarını unutuyorsunuz.
Kendi sırlarını devlet sırrı sanıyorsun.

- Nills.

- Paul. Dermot Matthews. Rafineri kapısında.

Yani? Patlamadan hemen önce. Ve vardiyası yokmuş.

Başbakan Tom:

Şirkete verdiğim mühlet bugün öğle saatlerinde doldu.  Bir grup insanın PetroFex şirketiyle gizli olarak insansız hava uçakları yakıtı konusunda gizlice çalıştıklarını öğrendim.  Tamin al-Gamdi’nin öldürülmesinde kullanılan. Hiçbirimiz El-Gamdi gibi soykırımcı bir katilin arkasından gözyaşı dökmez ama benim kanaatime göre bu deneysel yakıt Scarrow’daki patlamadan ve ve birkaç gün önceki basın toplantısında size bahsettiğim toksik anomalilerden sorumlu olabilir.

Dünyanın en büyük petrol şirketlerinden biri ülkemizin güvenlik yönetmeliğine ve İngiltere Hükümetiyle yaptığı anlaşma şartlarına burun kıvırıyor.

Hepimizin ulus olarak harekete geçmesi gerektiğine inanıyorum.

Bugün bana büyük petrol şirketlerinin bu ülkeyi satın alabileceği söylendi.

Petrol dolarları çok güçlü bir para birimi olabilir, buna şüphe yok. Ama demokrasimizi bundan daha güçlü bir şey ayakta tutuyor.

Biz ona oy diyoruz.

Tom rahatsız ettiğim için özür dilerim. Şu bombalama. İranlılar sınırın kendi taraflarında olduğunu söylüyor. Bunu savaş sebebi olarak gördüklerini söylüyorlar.

İranlılara karşı hiçbir şekilde askeri eylem düşünmüyoruz. Füzenin sınırı aştığında dair küçük bir ihtimal var. PetroFex rafineriyi Polonya’ya taşıyacağını söyledi. Tazminat tekliflerini askıya aldılar. Mal varlıklarını donduracağım.

Secret State – 01×03

Benzin fiyatları yükseliyor.  İşsizlik oranı yükselmeye devam ediyor.  İngiltere ekonomisi gittikçe hassaslaşıyor ve biz hâlâ Charles Flyte’a ne olduğunu bilmiyoruz.  Bu durum için aklıma gelen tek kelime şu Meclis Başkanı. Kaos.

İranlıları elçiliklerinden atmak kimin fikriydi?

Şirket Sayın Başbakan.

General, bu bildirimlerinizi azaltmanızı açıkça söylediğimi sanıyordum. Bu son bilgilendirmem Sayın Başbakan.

Şimdi Afganistan’da mı yoksa İran’da mı?

Hangisi?

Oradaki sınır eskiden beri tam olarak net değil. Coğrafi yapı açısından kesin konuşmak zor. Sınırların bu kadar yakın olduğu konusunda daha önce neden hiçbirinizin bir şey söylemediğini sorabilir miyim? Uçaklar herhangi bir bölgesel ihlal olursa bizi uyarmaya programlılar. O zaman sınırın öbür tarafında olamaz?

Ufak bir ihtimal var füzenin atılmasında. Tekrar ediyorum, küçük bir ihtimal.

 İran’da seçim zamanı. Büyük bir ihtimalle muhafazakârlar savaş tehditleri ile seçim avantajı kazanmaya çalışıyorlar. Dayanakları olmadan böyle bir şey iddia ederlerse aptallık ederler. Eğer onlara gerçek savaş sebebi nasıl olur gösterirsek daha büyük bir aptal gibi görünürler. Modernistlere bir iyilik yapılabilir. İyi yerleştirilmiş bir ya da iki Cruise füzesi. Bu yüzden mi durdular?

Güvende olduklarını düşündüklerinden? Namaz kılmak için durdular. Çünkü sağ salim sınırı geçtiklerini sanıyorlardı?

Bu yüzden mi?

Başbakanım Orada adamımız var mı?

Pek uzak olmayan bir yerde özel operasyondan birileri var Kahrolası sınırın hangi tarafında olduğunu gidip kontrol edebilirler.

İyi şanslar. İnanın buna ihtiyacınız var.

Kara kutunun aramaları nasıl gidiyor General?

Orası çok derin Sayın Başbakan. Okyanus.

Bu oyunu oynamayacağız. İranlılar olayı büyütmek istiyorlar.

Paul Clark Polonya’ya gitmelerini durdurmak için yapabileceğimiz hiçbir şey olmadığını söyledi.

Banka, mal varlıklarını dondurdu mu?

Tanrım! Michael Bey Sayın Başbakan. Davos’a giden uçağımın kalkmasına iki saatten az zaman var.

Anlaşıldı. Lütfen oturun. Sizin aceleniz var, ikimizin de saklayacak bir şeyi yok. Lütfen.

Parayı ne yaptınız Michael Bey?

PetroFex hesaplarından mı bahsediyoruz?

Mal varlıklarını yok ettiniz. PetroFex gibi çok uluslu bir şirket her zaman mülküne bir telefonla ulaşabilir.

Sermaye son günlerde çok portatif, haklı olarak. Paralarını başka yerde istediler ve siz de onlar için transfer ettiniz. Fareye tıklamakla bunu yapıyorlar, çok büyük bir çaba gerekmiyor. Neredeyse üç milyar sterlinlik parayı bir anda başka bir ülkeye transfer etmeklerinde hiçbir tuhaflık sezmediniz mi?

Biz bankayız. Verilen talimata göre hareket ederiz. Bize duyulan güveni kırmak istemeyiz. Ama biliyordunuz, kişisel olarak biliyordunuz. Bu fareye tıklama herhangi bir hesaptan yapılmamıştı. Bankanız şirketin en büyük hissedarlarından, değil mi?

Şirket tanıtım ilanını okumuşsunuz. Ve onların en büyük hissedarı olarak büyük kararlarında etkiniz olsun istersiniz?

Geç kalıyorum. Şirket tanıtım broşürlerinden okuduğum kadarıyla bankanızın en büyük hissedarı kim biliyor musunuz Michael Bey?

Ben. İngiltere hükümeti. İngilizler. Ve biz de sizden o küçük fareye tıklayıp üç milyarı geri almanızı istiyoruz.

Dünya böyle yürümüyor Sayın Başbakan

O zaman onu yönlendirmeliyiz.

Bu sabahın bir başka haberi de piyasalar gözle görülür derecede düşük seviyede güne başladı Metro şirketleri bankalarının kart işlemlerini ve ödemelerini teyit etmediklerini söyledi.

Kapıları açarlarsa karışıklık çıkacak.

Hangi banka?

- RCB

İngiltere Bankasına gitmen gerekiyor Felix. Onlardan yeraltı şirket işlemlerini yapacaklarının garantisini istiyorum böylece tekrar trenleri hareket ettirebileceğiz. Valinin ne dediğini biliyorsun. İngiltere Bankası hükümetten bağımsız bir banka. RCB böyle ortalığı karıştıracaksa bizim de onlara karşılık verebileceğimizi anlamalılar. İngiltere Bankası bu işe daha başlayamadan RCB bu konuyu çözer. Yollar açıldı ve çalışıyor. Sıcak saatler bitti. Biraz dürtülmeye ihtiyaçları varmış. İran konusunda ve Royal Caledonian’la olan bu karışıklık konusunda çözüme ihtiyacımız var Tom. Pound zaten düşük seviyede şimdi RCB de sterlini düşürüyor. Sonra ne olacak?

İngiltere Bankası yabancı kaynakları bir süre satmak için destek olabilir. Ama bu sürekli gidemez.

Anlatılacak bir şey yok. Gözlerinde görebiliyorum. Orada hiçbir şey yok. Şimdi müsaade edersen Michael Bey, benim ölçüsüzlüğümün piyasalardaki istikrarsızlığa katkısı olduğunu düşünüyor musunuz?

Açgözlü tahvil sahipleri kesinlikle piyasalarda aptalca davranabiliyorlar. İngilizler bankanıza 50 milyar para akıttı. Bu kıymetler halkın yararına kullanılabilecek mi?

İdeal bir dünyada bu dediğinize katılırım ama ne yazık banka sadece görevini yapıyor. Yatırımcıların menfaatine göre hareket eder.

İyi o zaman. Biz yüzde seksen sekizi temsil ediyoruz. Bütün yatırımcıların menfaatine.

Politika dar görüşlüdür Başbakanım. Finans ise globaldir.

Evet ama siz benim yetkim altında işinizi hallediyorsunuz. Yarına toparlanıp gidebiliriz. İşte bu tarz yorumlarınız ölçümü kaçırmama sebep oluyor Michael Bey.

50 milyar para yatırdınız ve evet bu parayla bankamda etki sahibi olabilirsiniz benim demeye çalıştığım şey eğer bu yetki konusunda baskı yaparsanız çok geriliriz. Ve bankanın geri kalan hissedarları da. Eğer gerilirsek hisse fiyatlarımız düşer. Ve eğer hisselerimiz düşerse sizin 50 milyarlık yatırımınız çöp olur. Ve bununla birlikte banka üzerindeki etkiniz de. Yani kullanmadığımız müddetçe banka üzerinde etkimiz var mı demek istiyorsanız?

İsterseniz kullanın.

İngiltere başbakanı Tom Dawkins birkaç şey söyleyecek.

Birçok bankanın ayaklanıp Londra’dan ayrılacaklarına dair yorumlar aldım hiç şüphesiz sizin oralara gelip yerleşecekler. Onları kollarınızı açıp karşılamadan önce size hatırlatmak isterim tarlasını sürerek geçimini sağlayan İngiltereliler 2008 yılında bankalarına onlarca milyar para yatırdılar. Bu yatırımların karşılığında onlara küçük işyerleri açmaları konusunda katkıda bulunacaklarına söz verdiler. Bu konuda verdikleri sözleri tuttular mı? Kusura bakmayın ama sıçıp batırdılar!
Ve bana Royal Caledonian Bankasının işlerine burnumu sokarsam ulusun yatırımını tehlikeye atacağım söylendi. Ama bana öyle geliyor ki ulusun yatırımı çok yakında değersiz olacak şimdi yapacağım şeye geliyorum. Kalan hisseleri almayı ve bankayı bir refah lokomotifine dönüştürmeyi teklif ediyorum ve işyerlerini yükseltmeyi, özellikle küçük işyerlerini ve bilhassa genç nesilden istihdam oluşturmayı.   Hindistan 300 yıldır kömür tedarik ediyor ve 400 milyon insan orada elektriksiz yaşıyor. Acilen ülke çapında güce ihtiyaçları var. İngiltere’de iki milyon insan işsiz dünyanın yenilenebilir enerji teknolojisine ihtiyaç var ve bugün itibariyle bir banka kendisini bu insanlara ve bu teknolojiye adıyor. Yeni Royal Caledonian Bankası büyük ölçüde yatırım yapacak. Evet, büyük ölçüde. İngiltere ve Hindistan ortak araştırmasıyla İngiltere temelli ve Hindistan kömürüne dayanarak tek amacı yenilenebilir alternatif enerji yaratmak geliştirme ve üretme projesi kuruyoruz. Aynı zamanda İngiltere Hindistan ulusal düzeyde elektriklenmeyi başarana kadar onlara iklim değişikliğini azaltma konusunda baskı yapan tüm uluslararası anlaşmaları geri çekecektir.

Secret State – 01×04

 Bir başka haber de başbakanın Hindistan hükümetinin sterlini garanti altına alacağı haberine piyasalar olumlu sonuç verdi.  Pound toparlandı ve Amerikan dolarına karşı iki pens değer kazandı.  Bu, Tom Dawkins için kişisel bir başarı olarak tahlil edilebilir her ne kadar uluslararası anlaşmaları iptal ettiğinden dolayı çevreci kampanyacıları tarafından eleştirilse bile.

Tüm petrol şirketleri onayların kaldırılacağı gün için İran’da yedek kadro tutuyorlar. Petrol şirketlerinin adamları yani?

AB yaptırımları batılı petrol şirketlerinin İran’da faaliyette bulunmasını yasakladı bu yüzden bir anda İranlılar onların farklı bir kimlik altında orada durduğunu söylemeye başladı. Radikaller seçim öncesi davullarını çalıyorlar Vakitlerinin azaldığını biliyorlar. Vakitleri azalan sadece onlar değil. Bizden ortaya atlayıp tehditler savurmamızı emperyalist savaş çığırtkanı olarak bize biçtikleri rolü oynamamızı bekliyorlar.

350 yıldır devam eden ticaret senin görevin sırasında bankamı dize getiriyor. Beni suçlama Michael. Ben şirketi yönetiyorum, ülkeyi değil.

Michael:

Geleceğin ne kadar önemli olduğu konusunda sanırım hepimiz hemfikiriz.  Bu ülkenin PetroFex ve RCB gibi şirketlere ihtiyacı var.  Uluslar ve şirketler her ikisi de hisse sahiplerinin menfaatine ve göreve yakışan bir liderlikle sorumluluk içinde yönetilmesi gerekir.  Şirketlerimizin geleceğini güvence altına almamız gerektiğine inanıyorum.  Şimdi hükümetimizdeki arkadaşlarımız için elimizden geleni yapmalıyız.

Bugün, Tom Dawkins ve hükümet üyeleri için İran’a karşı nasıl bir duruş sergileyecekleri ve Charles Flyte’ın ölümüyle ilgili iddialara nasıl yanıt verecekleriyle ilgili hesap verme günü.

Şirket adamı Felix:

Tom, Şunları gözden geçirmenizi istiyorum PetroFex’le yaşanan mühlet verme fiyaskosu hava saldırısı boyunca devlet sırlarını ortaya dökmek savaş suçları ithamnameleri ve rupileri tahvil etmeyi teklif ederek büyük ulusumuzu aşağılamak. Ve şimdi de Charles Flyte’ı öldürdüklerine dair kesin delil varken İranlıları yatıştırmaya çalışmak.

Şu anda bir çukurdayız. Kazıp durmayı bırak. Başbakanımızı öldürdüler, kabul et. Bu ülkenin büyük bir çoğunluğu İran’la savaş istemiyor. Önemi olan tek rakamlar bunlar. Seçme hakkın var. Ya meclise gelir İran’a karşı misilleme yapılacağını duyurursun ya da gelir istifanı verirsin.

- Ya vermezsem? O zaman müzakereden sonra buraya gelir bu listede olan sağ elini kaldırmış adamlarla birlikte seni şu pencereden atarız.

Paul Clark burada efendim. Bence söyleyeceklerini dinlemelisiniz. Neden her zaman sen ve ben kendimizi bokun içinde buluyoruz sence Tom?

Doğru okullara gitmedik. Haydi oradan Clark. Bana yaptıklarını sana da yapacaklar. Ayağını kaydıracaklar. Hepsi savaş istiyorlar. Sorun bu. Bankalarla hapisten çıkabilirsin. Anlaşmazlık orada başlıyor sermaye yarın yokmuşçasına etrafta uçuşur geleceği yer burası. Bankamız sonuna kadar onu içecek. Ve petrol şirketleri, piyasalar, çok uluslular, Amerikalılar. Her seviyede işe yarar, değil mi Felix?

Ben derim ki eğer birileri başbakanını öldürmüşse sen ona sert, daha sert cevap verirsin. Sharour terörist değil. İran’a bu kadar çok gitmesinin sebebi onu ben gönderdim. Ve New York’taki şu camii oraya yeğenini kulağından çekip çıkarmak için giderdi. Bilmek istersin diye düşündüm.

Sorun ne Felix?

Gerçekler stratejine uymadı mı?

Gerçekler mi? Paul Clark’tan mı?

Başbakan Tom, dürüst olabilmenin zorluğunu yaşarken, Felix, Başbakan olarak şirket hizmetine talip oluyor. Düzensiz düzen halkın başında devam ediyor.

Meclisin saygıdeğer üyeleri, Başbakan!
İranlılar başbakanımızı öldürmedi.
PetroFex öldürdü.
Öyle görünüyor ki şirket yeni insansız hava uçağına ait yakıttan bir örneği başbakanın olduğu uçakta taşıyormuş aynı yakıt bildiğimiz kadarıyla 19 kişinin öldüğü ve 94 kişinin yaralandığı Scarrow’daki patlamada .patlamanın başlamasına değil ama çoğalmasına sebep oldu. Yakıtı taşıyan kutu Teksas’taki Houston Havaalanında kaza ile hasarlandı ve muhtemelen uçak gök gürültüsü ve sağanaktan geçerken katalizör ile kontak haline geçti. Bu bilgiden emin miyim? Hayır, değilim.
Sami Sharour’un İranlıların yönlendirmesi ile uçağı düşürdüğünden emin miyim? Hayır, değilim.  Eğer barış olursa piyasalardan, bankalardan büyük işletmelerden ve Amerikalılardan oluşan bu karanlık ittifakın dağılacağından emin miyim?  Aynı şekilde, hayır değilim.  Bu kararı size bırakıyorum doğruluğundan hiçbir şekilde emin olmadığımız bu bilgilere dayanarak sayısız İngiliz ve İranlının hayatlarını yok edecek miyiz? Siz söyleyeceksiniz. Çünkü bunu siz oylayacaksınız.  Aynı Agnes Evans’ın, Tony Fossett’in yaptığı gibi bir kere olsun kendimizi riske atalım. Partiye sadakati unutun, kazanılmış hakları unutun. güvenoyunu unutun. Her birimiz şunu bir düşünelim bu, savaşı haklı kılar mı? Doğru söylüyor! Bu ülkenin insanlarının istediği nedir?
Bizim başarmak istediklerimizi başaracak mı? Peki başaramazsa ne olacak?
Size ne yapmamız gerektiği konusunda ne düşündüğümü söyleyeyim. Biz bu ülkenin insanlarını temsil etmeliyiz. Bizi yedirip içiren lobi şirketlerini değil ya da bize dünyanın nasıl döndüğünü anlatan bankaları veya büyük işletmeleri borusunu öttürmeye çalışan sendikaları değil ya da memurların ve savaş yanlısı generaller ve güvenlik şeflerinin değil. Başkanlık merkezinde akşam yemeği talebinde bulunan fabrikatörler ve multi milyoner bağışçıları değil. Parti denetçileri, resmi ideoloji ya da statükolar değil. Bu ülkenin insanları buna siz karar vereceksiniz, başka bir savaş daha istemeyin. İstemeyeceğinizden eminim. O kadar eminim ki politik kariyerimi ortaya koyuyorum.
Neyin yeteceğini size söyleyeceğim. Geçmişimizden ders almak ve başka bir mesnetsiz, yasadışı savaşın yolumuza çıkmasını engellemek bize yeter.
Bu meclisin demokratik sisteme dönmesi ve ülkeyi temsil etmesi yeterli olacaktır. Bu amaçla emsali olmayan bir adım atıyorum ve sizi kendi hükümetine güvensizlik oyu vermeye çağırıyorum. N’apıyor bu?!
İran’la savaş istiyor ve işlerin her zamanki gibi gitmesini diliyorsanız buyurun. Bana karşı oy verin. Ama gerçekten değer verdiğiniz bir şeyin doğru olduğuna inandığınız bir şeyin sorumluluğunu üstlenmeye hazırsanız bu alışılmadık durumda bir adım öne çıkın bana katılın ve bu hükümete karşı oy verin.

Sonunda ancak kaderin bir cilvesi ile gelebilecek dürüst Başbakan Tom gider, yerine düzenin adamı Felix gelir.
Gariban halk hiçbir zaman perdenin arkasındaki oyundan haberi olamayacaktır.

PAMELA MEYER: BİR YALANI NASIL FARK EDERİZ


pamela meyer

[Yalan söyleyen doğrucuların gerçeğini öğrenmek için]

Bu odadaki kimseyi telaşlandırmak istemiyorum, ama dikkati çeken birşey var ki sağınızdaki kişi bir yalancı.
Solunuzdaki kişi de bir yalancı.
Şu an oturduğunuz koltuktaki kişi de bir yalancı.
Hepimiz yalancıyız.

Bugün yapacağım şey hepimizin neden yalancı olduğu konusunda araştırmaların ne dediğini, nasıl bir yalan gözcüsü olabileceğinizi ve neden bir adım daha atıp, yalan yakalamaktan gerçeği aramaya ve nihayetinde güven kurmaya geçmek isteyebileceğinizi göstereceğim.

Güvenden bahsetmişken, “Yalan Gözcülüğü”adlı kitabı yazdığımdan beri kimse benimle yüz yüze görüşmek istemiyor, hayır. “Önemli değil, sana e-posta atarız.” diyorlar. Starbucks’ta bir kahve görüşmesi bile yapamıyorum. Kocam da, “Canım, yalancılık mı? Belki de yemek yapmaya odaklanabilirdin. Fransız mutfağına ne dersin?”diyor.

Başlamadan önce, yapacağım şey size amacımı açıklamak olacak, amacım “Yakaladım Seni” oyununu öğretmek değil. Yalan gözcüleri her şeye kusur bulan, odanın arkasından “Yakaladım seni! Kaşın seğirdi. Burun deliklerin genişledi. “Lie To Me” dizisini izliyorum. Yalan söylediğini biliyorum.”diye bağıran o çocuklar gibi değiller. Hayır, yalan gözcüleri yalancılığı nasıl yakalayabileceklerine dair bilimsel bilgiye sahiptirler. Bunu doğruya ulaşmak için kullanıyorlar ve deneyimli politikacıların her gün yaptığı şeyleri yapıyorlar; zor insanlarla zor görüşmeler yapıyorlar, bazen çok zor zamanlarda. Ve bu yola temel bir önermeyi kabul ederek başlıyorlar, ve bu önerme de şu:

Yalan söylemek işbirlikçi bir eylemdir.

Bir düşünün, bir yalanın yalnızca dile getirme ile herhangi bir gücü yoktur.

Gücü, bir başkasının yalana inanmaya razı olması ile ortaya çıkar.

arkadaş yalanı

Biliyorum, bu kulağa sert gibi gelebilir, ama bakın, eğer herhangi bir zamanda size yalan söylendiyse, bu yalan söylenmeye razı olduğunuz için olmuştur.

Yalan söylemek hakkındaki birinci gerçek:

Yalan söylemek işbirlikçi bir eylemdir. Her yalan zarar vermez. Bazen sosyal itibar adına yalancılığa isteyerek katılabiliriz, belki sır olarak saklanması gereken bir sırrı saklamak için. “Güzel şarkı,”deriz. “Tatlım, o elbise içinde hiç şişman görünmüyorsun.”Ya da favorilerden birisi olan şunu söyleriz, “O e-postayı az önce spam dosyasında buldum. Çok özür dilerim.”

Ama bazen yalancılığa istemeyerek katılıyoruz. Ve bunun da bizim için dramatik bedelleri var.

Geçen yıl A.B.D.’de sadece kurumsal dolandırıcılıkta 997 milyar dolar gördük.

Bu neredeyse bir trilyon dolar. Bu gelirlerin yüzde yedisi.

Yalancılık milyarlara mal olabilir.

Enron’u, Madoff’u, ipotek krizini düşünün.

Ya da çift taraflı ajanlar ve hainlerin durumunda,Robert Hanssen ya da Aldrich Ames gibi, yalanlar ülkemize ihanet edebilir, güvenliğimizi riske atabilir, demokrasiyi zayıflatabilir, bizi savunanların ölümlerine sebep olabilir.

Yalancılık aslında çok ciddi bir iştir.

Bu dolandırıcı, Henry Oberlander, o kadar etkili bir dolandırıcıydı ki İngiliz yetkililer Batı dünyasının tüm banka sistemini yerle bir edebileceğini söylüyor. Ve bu adamı Google dahil hiçbir yerde bulamazsınız. Bir kez röportaj verdi, ve şunları söyledi:

“Bakın, tek bir kuralım var.”

Ve bunun Henry’nin kuralı olduğunu söyledi,

“Bakın, herkes size birşey vermeye gönüllü. Aç oldukları her ne ise onun için size birşey vermeye hazırlar.”

Ve bu da düğüm noktası.

Eğer kandırılmak istemiyorsanız, bilmeniz gereken şey, neye aç olduğunuz.

Hepimiz itiraf etmekten nefret ediyoruz.

Herbirimiz daha iyi bir eş, daha akıllı, daha güçlü, daha uzun, daha zengin olmayı diliyoruz — liste devam ediyor.

Yalan söylemek bu boşluğu doldurmak, kim ya da nasıl olmak istediğimiz hakkındaki dileklerimizi ve fantazilerimiz ile gerçek halimizi bağlamak için bir teşebbüstür. Ve bu boşlukları doldurmak için hemen yalanlara başvuruyoruz.

Herhangi bir günde, araştırmalar gösteriyor ki 10 ila 200 sefer arasında yalana maruz kalıyoruz. Varsayalım ki onların birçoğu beyaz yalan.

Ama başka bir araştırma yabancıların birbirleriyle tanışmalarının ilk 10 dakikasında üç kez yalan söylediğini gösterdi.

Bu veriyi ilk duyduğumuzda, irkiliyoruz. Yalan söylemenin ne kadar yaygın olduğuna inanamıyoruz. Temelde hepimiz yalana karşıyız. Ama eğer daha yakından bakarsanız, olaylar dizisi aslında yoğunlaşıyor.

Yabancılara, iş arkadaşlarımıza söylediğimizden daha çok yalan söylüyoruz.

Dışa dönükler, içe dönüklerden daha çok yalan söylüyor.

Erkekler kendileri hakkında, başkaları hakkında söylediklerinden daha çok yalan söylüyorlar.

Kadınlar başka insanları korumak için daha fazla yalan söylüyor.

Eğer ortalama bir evli çiftseniz, eşinize her 10 konuşmanızın birinde yalan söyleyeceksiniz. Şimdi bunun kötü olduğunu düşünebilirsiniz.

Eğer evli değilseniz, bu sayı üçe düşüyor.

Yalan söylemek karmaşık bir eylem. Günlük ve iş hayatımızın dokusuna işlemiştir. Doğru hakkında derinden karışık duygulara sahibiz. Doğruyu gerekli olduğu zaman kullanıyoruz, bazen çok iyi nedenler için, bazen de yalnızca hayatımızdaki boşlukları anlamadığımız için. Yalan söylemeye dair ikinci gerçek bu. Yalan söylemeye karşıyız, ama gizliden gizliye, toplumumuzun asırlardır onayladığı şekillerde yalan söylemenin lehindeyiz. Yalan söylemek nefes almak kadar eski bir eylem. Kültürümüzün bir parçası, tarihimizin bir parçası. Dante’yi, Shakespeare’i, İncil’i, Dünya Haberleri’ni düşünün.

yüzdeki yalanlar

Yalan söylemek bizim için bir tür olarak evrimsel değere sahip. Araştırmacılar uzun zamandır türler ne kadar akıllı olursa, neocorteks ne kadar büyük olursa, yalancı olmanın o kadar daha olası olduğunu bilmekteler.

Koko’yu hatırlıyor olabilirsiniz. İşaret dili öğretilen gorilla Koko hatırlayan kimse var mı? Koko’ya işaret dili ile iletişim kurması öğretilmişti. Burada Koko kedisiyle beraber. Onun küçük, sevimli, tüylü evcil kediciği. Koko bir defasında evcil kedi yavrusunu bir lavabo’yu duvardan sökmekle suçlamıştı.

Sürünün lideri olmak doğamızda var.

Bu çok ama çok erken başlıyor.

Ne kadar mı erken?
Bebekler ağlama numarası yaparlar, kimin geldiğini görmek için susar ve beklerler ve sonra tekrar ağlamaya başlarlar.
Bir yaşındakiler saklanmayı öğrenirler.
İki yaşındakiler blöf yaparlar.
Beş yaşındakiler düpedüz yalan söylerler. Övme yoluyla oyuna getirirler.
Örtbasın efendileri dokuz yaşındakiler.
Üniversiteye girdiğinizde, her beş etkileşimin birinde annenize yalan söylüyorsunuz.

İş dünyasına girdiğimizde ve bir aile sahibi olduğumuzda, spam, sahte sanal arkadaşlar, taraflı medya usta kimlik hırsızları, birinci sınıf Saadet zincircileri, bir yalancılık salgını ile darmadağın olmuş bir dünyaya, kısaca, bir yazarın sözleriyle, doğru sonrası topluma giriyoruz. Uzun bir zamandır her şey çok karışık.

Ne yaparsınız?

Bataklıkta yolumuzu bulmak için atabileceğimiz adımlar var. Eğitimli yalan gözcüleri doğruya yüzde 90 ulaşıyorlar. Geri kalanımızsa, sadece yüzde 54’üne. Öğrenmesi neden bu kadar kolay?

İyi yalancılar var, bir de kötü yalancılar.

Gerçek esas yalancılar yoktur.

Hepimiz aynı hataları yaparız. Hepimiz aynı teknikleri kullanırız. Bu nedenle yapacağım şey size kandırmanın iki örneğini göstermek olacak. Ve sonra sıcak noktalara bakacağız ve onları kendimiz bulabilir miyiz diye bakacağız. Konuşma ile başlayacağız.

(Video) Bill Clintion:
Beni dinlemenizi istiyorum. Bunu bir daha söyleyeceğim. O kadın, Bayan Lewinsky ile cinsel ilişki yaşamadım. Kimseden yalan söylemesini istemedim, bir kere bile, hiçbir zaman. Ve bu iddialar yanlış. Ve Amerikan halkı için çalışmaya dönmem gerekiyor. Teşekkürler.

Pamela Meyer: Peki, yalan belirtileri nelerdir?

İlk olarak anlaşmasız inkar olarak bilinen şeyi duyduk. Araştırmalar gösteriyor ki inkarlarında aşırı kararlı olan insanlar konuşma dili yerine resmi dile başvururlar. Ayrıca mesafeli dili de duyduk: “o kadın.”

clinton yalanı

Biliyoruz ki yalancılar dili araçları olarak kullanarak bilinçsiz bir şekilde kendilerini özneden uzaklaştırırlar.

Şimdi eğer Bill Clinton şöyle deseydi: “gerçeği söylemek gerekirse…” ya da Richard Nixon’ın favorisi: “Tüm samimiyetimle…” sıfatlandırıcı dilin, adlandırıldığı şekliyle bunun gibi sıfatlandırıcı dilinöznenin itibarını daha da sarstığını bilen her yalan gözcüsü için kendini açığa vururdu. Eğer soruyu tümüyle tekrarlasaydı, ya da olayı, gereğinden fazla detayla açıklasaydı — ve hepimiz bunu yapmadığı için memnunuz — kendisini daha da sarsardı.

Freud haklıydı. Freud dedi ki, bakın, ortada konuşmadan çok daha fazlası var: “Hiçbir ölümlü sır saklayamaz. Dudakları sessizse, parmak uçlarıyla gevezelik eder.”Hepimiz ne kadar güçlü olursak olalım bunu yapıyoruz. Hepimiz parmak uçlarımızla gevezelik ederiz. Size parmak uçlarıyla gevezelik eden Dominique Strauss-Kahn ile Obama’yı göstereceğim.

obamanın eli

Bu bizi sonraki örneğimize getiriyor, vücut dili. Vücut dili ile, yapmanız gereken şey şu.Varsayımlarınızı gerçekten sadece kapıdan dışarı atmanız gerekiyor. Bilimin bilginizi biraz kıvama getirmesine izin verin. Çünkü yalancıların her zaman kıpır kıpır hareket ettiğini düşünürüz. Doğrusu, yalan söylerken üst bedenlerini dondurmaları ile bilinirler. Yalancıların gözünüze bakmayacağını düşünürüz. Doğrusu, gözünüze biraz fazla bakarlar, yalnızca o söylentiyi dengelemek için. Samimiyet ve gülümsemelerin dürüstlük ve içtenlik içerdiğini düşünürüz. Ama eğitimli bir yalan gözcüsü bir kilometre uzaktan sahte bir tebessümü fark edebilir. Buradaki sahte tebessümleri ayırt edebiliyor musunuz?

Yanaklarınızdaki kasları bilinçli olarak kasabilirsiniz. Ama gerçek gülümseme gözlerdedir, göz kenarındaki kırışıklıktadır. Bilinçli olarak kasılamazlar, özellikle Botox’u fazla kaçırdıysanız. Botox’u abartmayın; kimse dürüst olduğunuzu düşünmez.

Şimdi sıcak noktalara bakacağız. Bir sohbette ne olduğunu anlayabiliyor musunuz?

Birisinin sözleri ile hareketleri arasındaki tutarsızlıkları görmek için sıcak noktaları bulmaya başlayabildiniz mi?

 Şimdi çok bariz olduğunu biliyorum, ama yalan söylediğinden şüphelendiğiniz biri ile bir konuşma yaparken, tavır en çok gözden kaçırılan ama yalan işaretlerini veren şeydir.

Dürüst bir insan işbirliği yapacaktır. Sizin tarafınızda olduklarını göstereceklerdir. Coşkulu olacaklardır. Sizin doğruya ulaşmanız için istekli ve yardımcı olacaklardır. Beyin fırtınası yapmaya, şüphelileri adlandırmaya, detaylar sunmaya hazır olacaklardır. Şöyle diyecekler:

“Hey, o sahte çekleri yapanlar belki de kadrodaki insanlardır.”Eğer yanlış yere suçlandıklarını sezerlerse, çileden çıkacaklardır, sadece zaman zaman değil, ama tüm görüşme süresince; tüm görüşme boyunca çileden çıkacaklardır. Ve eğer dürüst birisine, sahte çekleri yapanlara ne olmalı diye sorarsanız, dürüst bir insan çok daha büyük olasılıkla hafif cezalandırma yerine katı cezalandırmayı önerecektir.

Şimdi o aynı konuşmayı yalancı biri ile yaptığınızı söyleyelim. O insan içe dönük olabilir, aşağı bakabilir, sesini kısabilir, duraksayabilir, yerinde duramayabilir.

 

Yalancı bir insandan hikayesini anlatmasını isteyin, hikayeyi her türlü saçma yerde gereğinden fazla detayla anlatacaktır.

Ve sonra hikayelerini kronolojik dizide anlatacaklardır. Ve eğitimli bir sorgu yargıcı içeri girip şunu yapar, çok ince yollarla, birkaç saat boyunca o insana hikâyelerini tersten hikayesini tersten anlatmasını isteyeceklerdir ve sonra kıvranmasını izleyecek ve hangi soruların yalancılık belirtilerinin en yüksek sesini ortaya çıkardığını tespit edeceklerdir.

Bunu neden yapıyorlar? Hepimiz aynı şeyi yapıyoruz. Kelimelerimizi prova ediyoruz, ama hareketlerimizi nadiran prova ediyoruz. “Evet” diyoruz, kafamızı “hayır” der gibi sallıyoruz. Çok inandırıcı hikayeler anlatıyoruz, hafifçe omuzlarımızı silkiyoruz. Korkunç suçlar işliyoruz ve paçayı kurtarmanın sevinci ile tebessüm ediyoruz. Şimdi o tebessüm, mesleki çevrede, “aldatıcı sevinç” olarak biliniyor.

İleriki dakikalarda birkaç videoda bunu göreceğiz, ama önce şu video ile başlayacağız — tanımayanlar için söyleyeyim, evlilik dışı bir çocuk sahibi olması haberi ile Amerika’yı şok eden başkan adayı John Edwards. Babalık testi almak hakkında konuşmasını izleyeceğiz. “Evet” derken, başını “hayır” der gibi salladığını, hafifçe omuzlarını silktiğini görebilecek misiniz bir bakın.

(Video) John Edwards: Babalık testi yaptırmaktan memnuniyet duyarım. Olayların zamanlaması nedeniyle bu çocuğun benden olması imkânsız biliyorum. Yani imkansız olduğunu biliyorum. Test yaptırmaktan mutluluk duyarım, ve gerçekleşmesini isterim. Sunucu: Bunu yakın zamanda yapacak mısınız? Biri var mı –
JE: Ben sadece bir tarafım. Testin sadece bir tarafıyım. Ama testi yaptırmaktan memnuniyet duyarım.

PM: Peki, bu baş sallamaları, dikkat etmeniz gerektiğini bildiğiniz zaman, fark etmesi çok daha kolay. Bazı zamanlar biri bir yüz ifadesi yaparken, bir diğerini saklar, ve bu ifade bir an için açığa çıkar. Katillerin hüzün sergiledikleri bilinir.Yeni iş ortağınız elinizi sıkabilir, sizinle kutlama yapabilir, yemeğe çıkabilir ve sonra bir kızgınlık ifadesi sergileyebilir. Burada bir gecede yüz ifadesi uzmanı olmayacağız, ama size öğretebileceğim çok tehlikeli bir tane var ve öğrenmesi kolay, ve bu da aşağılama ifadesidir. Şimdi kızgınlık ile eşit bir oyun alanında iki insan vardır. Bu yine de oldukça sağlıklı bir ilişkidir. Ama kızgınlık aşağılamaya döndüğünde, reddedilmişsinizdir. Bu ahlaki üstünlükle ilişkilidir. Ve bu nedenden dolayı, toparlanması çok ama çok zordur. İşte buna benziyor. Bir dudak köşesinin yukarı ve içeri çekilmesi ile belirtilir. Var olan tek asimetrik ifadedir. Ve aşağılama huzurunda, yalancılık takip ediyor olsun ya da olmasın — ve her zaman takip etmez — diğer tarafa bakın, diğer yöne gidin, anlaşmayı tekrar gözden geçirin, ve “Hayır teşekkürler. Sadece bir içki için daha gelmeyeceğim. Teşekkürler,” deyin.

Bilim çok ama çok daha fazla göstergeyi su yüzüne çıkardı.

Mesela, yalancıların göz kırpma oranlarını değiştireceklerini, ayaklarını bir çıkışa doğru çevireceklerini biliyoruz. Engelleyici nesneler alacaklar ve onları, kendileri ile onları sorgulayan insan arasına koyacaklardır. Ses tonlarını değiştirecekler, sıkça daha kısık sesle konuşacaklardır.

Şimdi konu şu. Bu davranışlar sadece birer davranış. Yalancılığın ispatı değiller. Onlar kırmızı bayraklar. Biz insanız. Gün boyunca her yerde aldatıcı tavırlarda bulunuyoruz. Kendi başlarına bir anlam ifade etmiyorlar. Ama bir dizisini gördüğünüzde, sinyaliniz bu olur. Bakın, dinleyin, araştırın, zor sorular sorun, bilmenin o rahat modundan çıkın, merak moduna girin, daha fazla soru sorun, biraz saygın olun, konuştuğunuz kişi ile dostça bir ilişki kurun. “Law & Order”ve o diğer TV dizilerdeki insanlar gibi olmaya çalışmayın, hani faillerini teslim olana kadar vuranlar gibi. Aşırı agresif olmayın, işe yaramıyor.

Şimdi yalan söyleyen biri ile nasıl konuşmak ve bir yalanı nasıl gözlemlemek hakkında biraz konuştuk. Ve söz verdiğim gibi, şimdi doğrunun neye benzediğine bakacağız. Ama size iki video göstereceğim, iki anne — biri yalan, diğeri doğruyu söylüyor. Bunlar Kaliforniya’da araştırmacı David Matsumoto tarafından ortaya çıkartıldı. Ve bence bunlar doğrunun neye benzediğine dair mükemmel birer örnek.

Bu anne, Diane Downs, çocuklarını yakın mesafeden vurdu, onları kanlar içinde arabayla hastaneye götürdü, ince saçlı bir yabancının yaptığını iddia etti. Ve bu videoyu izlediğinizde göreceksiniz ki, acı çeken bir anne gibi bile davranamıyor. Burada görmek istediğiniz şey anlattığı korkunç olaylar ve onun çok ama çok soğukkanlı tavrı arasındaki inanılmaz bir tutarsızlık. Ve eğer yakından bakarsanız, video boyunca aldatıcı tebessümü göreceksiniz.

(Video) Diane Downs: Akşam gözlerimi kapattığımda, ben arabayı sürerken, Christie’nin bana elini uzattığını ve ağzından durmadan kan aktığını görebiliyorum. Ve belki bu zamanla kaybolacak — ama ben öyle düşünmüyorum. Beni en çok üzen bu.

PM: Şimdi size hakikaten acı çeken bir anne olan Erin Runnion’un kızına işkence eden ve öldüren kişi ile mahkemede yüz yüze geldiği videoyu göstereceğim. Burada hiç sahte duygu görmeyeceksiniz, sadece ızdırap içinde bir annenin gerçek ifadesi.

(Video) Erin Runnion: Bu sözleri bebeği aldığın gecenin üçüncü yıldönümünde yazdım, ve ona zarar verdin, ve onu yıktın, kalbi durana kadar onu korkuttun. Sana karşı mücadele etti, biliyorum. Ama o şahane kahverengi gözleri ile sana baktığını biliyorum, ve sen yine de onu öldürmek istedin. Ve ben bunu anlamıyorum. ve asla anlamayacağım.

PM: Tamam, bu duyguların doğrulundan şüphe duyamayız.

Şimdi doğrunun neye benzediği çerçevesindeki teknoloji, bilim gelişmeye devam ediyor. Mesela artık özel amaçlı göz takipçiler ve kızıl ötesi beyin taramaları, kandırmaya çalıştığımızda bedenlerimizin yolladığı sinyalleri deşifre edebilen MRI’ların var olduğunu biliyoruz. Ve bu teknolojiler hepimize yalan için birer ilaç olarak pazarlanacaklar, ve birgün inanılmaz derecede faydalı olacaklar. Ama aynı zamanda kendinize şunu sormalısınız: Bir görüşmede sizin tarafınızda kimin olmasını istersiniz, doğruya ulaşmak için eğitilmiş biri mi yoksa kapıdan 400 pound değerinde bir elektroansefalo itecek biri mi?

Yalan gözcüleri insan araçlarına güvenirler. Biliyorlar ki, eskilerin dediği gibi,

“Karakter karanlıkta ortaya çıkar.”

Ve ilginç olan şey ise günümüzde çok az karanlık var.

Dünyamız günün her saatinde aydınlık.

 Yaşamlarını halka açık yaşama seçimi yapmış yepyeni bir nesil insanların seslerini yayınlayan bloglar ve sosyal ağlarla apaçık ortada. Çok daha gürültülü bir dünya. Bu nedenle sahip olduğumuz bir zorluk, aşırı paylaşımın dürüstlük olmadığını hatırlamak. Delice tweetlemek ve mesajlaşmak insan terbiyesinin — karakter bütünlüğünün — inceliklerinin hala önemli olduğu her zaman önemli olacağı gerçeğinden uzaklaştırabilir. Yani bu daha da gürültülü dünyada, ahlak kodumuz hakkında biraz daha açık olmamız, bizim için mantıklı gelebilir.

Yalancılığı fark etmenin bilimi ile görme, dinleme sanatını birleştirdiğinizde, bir yalana işbirliği yapmaktan kendinizi kurtarırsınız. Biraz daha açık olma yolunda adım adım ilerlersiniz, çünkü çevrenizdeki herkese şunu işaret edersiniz:

“Hey, benim dünyam, bizim dünyamız, dürüst bir dünya olacak. Benim dünyam, doğrunun güç kazandığı ve sahteliğin farkedildiği ve dışlandığı bir dünya olacak.”

Ve bunu yaptığınızda, bastığınız zemin biraz da olsa hareket etmeye başlayacak.

Ve doğrusu da bu.

Erişim Kaynak:
http://www.ted.com/talks/lang/tr/pamela_meyer_how_to_spot_a_liar.html

****************

FİZYONOMİ : İLM-İ SİMA
LİE TO ME (2009-2011)  Dizi Üç Sezon
PAUL EKMAN ‘ LİE TO ME ‘ TİM ROTH ÜÇGENİ

POLİTİKA: YALANINA İNANDIRMA SANATI MI?

DİNDÂRIN CİNSELLİK KONUSUNDAKİ YALANLA İLİŞKİSİ

“GERÇEK VE YALAN”IN EŞİĞİNDE

FLİGHT-Uçuş (2012)- YALAN’IN TUTSAK EDEMEDİĞİ İNSAN: MÜMİN

FİZYONOMİ İLM-İ SİMA (indir-PDF)

İLM-İ SİMA YÜZ OKUMA SANATI (indir-PDF)