AKLIN YAKLAŞIMI NASIL OLMALI?


“Herhangi bir olaya aklın yaklaşımı hakkında, ne olabileceği değil, ne olduğu doğrultusunda olmalıdır, yoksa hayatın akışını olduğu gibi ve serinkanlılıkla kabullenmek yerine, kendimizi yersiz korkulara, boş umutlara kaptırmış oluruz.”

İnsan bir olay karşısında her zaman dar bir ikileme düşebilir: Varlık ve yokluk. Tercihini yaparken “yokluk dolu, zorlu hayata devam etmek mi, yoksa karşısına gelen fırsatı kullanıp özlemini duyduğu yeni bir hayata başlamak mı?

Bu tercihin üzerindeki doğruluk ve eğrilik daha sonra gelir. Birini gözetirseniz, onun da sizi gözeteceğini bilin.

Hayatta tesadüf diye bir şey yoktur.

Kaynak: Elleston   TREVOR, KOMPLO (The Paragon) Türkçesi: Serdar TUĞCU :  Altın Kitaplar Mart – 1983, İstanbul

JAPONLARI TANIMAK İSTEYENLER İÇİN


İnsanı Tanımak, İnsanları Tanımaktır.

 “Fuji Dağı’yla Konuştum”isimli kitabından sizin için seçtiklerim.

 

İçimde dağlanan bir sevinçle, inerek, çıkarak, düşerek, kalkarak, bazı gün ve gecelerde ben de Fuji Dağı’yla konuştum. O Fuji Dağı ki, “Güneş ve Ay insanın içine doğarsa, ne kadar güzeldir,” der, Hokusay’ın ünlü tablosundaki Fuji Dağı. Dağ gibi köpük dalgalarının ufkunda, sanki uzakta ve gizlenmiş duran, ama onların öykündüğü ve hakikatleri olan Fuji Dağı

“Yener SONUŞEN”

**

Japonların çok araştırdıkları ve okudukları söylenir. En büyük ilk üç gazetenin toplam abone adedinin kırk küsur milyon olduğu, her ay çok yüksek telif eserin basıldığı, sadece aylık fotoğraf dergilerinin dört buçuk milyon civarında satıldığı gibi figürler, Japonya’da bir kez kitapçıya gitme gafletinde bulunan herkese bunun ne demek olduğunu anlatır.

Dönem başladıktan çok kısa bir süre sonra sık sık kütüphanede bulduğum bazı kitaplar üzerine Fujita Hoca ile konuşurken, “Senden bir şey rica edebilir miyim,” dedi. “Çok okuyorsun ve bazı kitapların kütüphanede olmadığını biliyorum. Sana kitap ısmarlama makbuz koçanını vereyim, istediğin kadar kitap ısmarlayabilirsin. Sayfaların altlarını imzalamak için bana getir, biraz kitap dedikodusu da yaparız, ” dedi. Böylece eğer aklımda yanlış kalmadıysa belki iki yüz kadar kitabı sadece kendi konumla sınırlı kalmayarak, kütüphaneye ısmarlamış oldum. Böyle bir imtiyaz ve şans öyle sanıyorum hemen hemen tüm üniversitelerimizdeki hocalarımızın en sınır tanımaz rüyalarında bile göremeyebileceği bir şeydi.

Japonya hakkında kitap okumak tamam, ama yazmaya gelince çok şaşırtıcı, geniş ve derin bir kültürü olan Japonya için, Japonya’da birkaç hafta kalanlar (belki de) kitap yazar, birkaç ay kalan bilim adamları, makale tasarlarlar, birkaç yıl kalan, ya yazmayı hep erteler, ya da reddeder, derler. Ben bu satırlarda Japonya diye belki de kendimi anlatıyorum. Cyrano de Bergerac’ın dediği gibi, “Sensin”derseniz, “Hayır, bu satırlar arkadaşlarım, kan bağı olmayan akrabalarım, hocalarım ve iyilik gördüğüm insanlardır”derim. “Forrest Gump”ta üste düşen tüy neyse, Japonya’da karşıma çıkan insanlar işte onu simgeler

 “Uzakta (ama) yakın ülke Türkiye”başlıklı bu kitap, Japonya’da Türkiye üzerine yazılı olduğunu bildiğim, daha Türkiye’deyken (1983) duyduğum ve Japonca olduğu için sadece sayfalarına bakabildiğim bir kitaptır. Adı, anlam olarak çok güzel. Eğer bir gün Japonya üzerine bir kitap yazabilirsem, cevaben Türkiye kelimesinin yerini Japonya olarak değiştirip bir kitap yazmak isterim, diye düşünürdüm o zamanlar. İnsan çoğu kez uzak olduğuna ya da bilmediğine düşmandır. Bu uzaklık bazen coğrafi uzaklık olarak da ifade edilebilir. Ama bugün dünyadaki coğrafi yakınlık ve komşuluk ilişkilerine bakıldığında, sanki herkes komşularına düşman, komşularının düşmanlarına dost gibidir. Hâlbuki komşuluk, hakkı verilerek yapılsa çoğu kez akrabadan ileri bir ilişki ve statü oluşturmaktadır. Hani fıkradaki gibi, Polonyalılara sormuşlar, “En sevdiğiniz ülke neresidir?” diye. “Tayland!” demişler. “Niye?” diye sorulunca da, “Komşu değiliz!” demişler. Komşunuzla siz iyi olsanız, bazı kereler diğer komşular, sizi ve onları bırakmaz. Ben hiçbir tarihi bağ gözetmeksizin Japonya’da böyle bir kitap yazılmış olmasını, tek başına gerçek komşuluk şansı diye düşünüyorum. Bugün de komşu olmadığımız bilindiği için, kimse araya girmeden kıta ötesi bir yakınlık ne büyük imkân diye düşünüyorum.

**

Japonya’ya ilk geldiğimde bir Pakistanlıyla karşılaştım. İnançlı bir insandı. Ünlü bir bankacıydı. “Mr. Sonuşen, hiçbir zaman Japonlarla inanç konusunda tartışmayın, ya da bizim inancımız şöyledir diye onları uyarmaya çalışmayın. Çünkü ‘Niye domuz eti yemiyorsunuz?’ diye sorabilirler. Çoğu kez zaten cevabı biliyorlardır. Dolayısıyla siz ‘ domuzun içinde şöyle tenyeler, mikroplar barınır’ derseniz, size ‘ bugün artık domuzlar eskisi gibi pis yerlerde yaşamayabilir, pislikle beslenmeyebilir, hattâ süt havuzunda büyütülebilir, böyle bir durumda veteriner kontrolünden de geçerse o zaman yemenizde bir mahsur yoktur değil mi?diye sorabilirler.

**

Nitekim sonraları gerçekten bana birkaç defa böyle söylediler. Bir seferinde hem soruyu hem cevabı söylediler, ben hiçbir söylememiş olmama rağmen. Yine bir gün bir Japon, galiba bir barış derneği üyesiymiş, “Yenersan sizin dininiz barış dini midir?”diye sordu. Ben de, “Evet, İslam, selam, bunlar hep barışla ilgili mesajları içerir, etimolojik olarak da,”dedim. O Japon da bana, o günlerde savaşmakta olan iki komşumuz için “Iran ve Irak’ ta yaşayanlar müslüman değil mi?” dedi. Artık bir daha bu konuların üzerinde en naif bir cevabı bile vermemeye karar verdim. Versem de Fûzûlî’nin, “sualime cevaptan gayrı şey vermediler” dediği gibi, sadece cevap olarak algılanacağını hissettim. Aynen Kapalıçarşı’da satıcıların “Buyrun içeri dediği zaman Japonların kaçması gibi, inanç konusunda da Japonların tavrı aynıdır. Siz bir şey söylerseniz kaçarlar, ancak bir şekilde kendilerinin merak edip, araştırıp, bulup, inanıp, sahip çıkmaları hâlinde, Japonların inançları konusunda farklı şeyler yapmaları mümkün olabilir.

**

Fuji Dağı’yla Konuştum

Boye de Mente’nin “Japonlarla İş Yapmak”kitabında şöyle bir paragrafa rastladım. “Japonya  da herkes sizi görür, herkes sizi bilir, ama sizinle sadece görüşmesi gerekenler muhatap olur,”diyordu ve ekliyordu “Mesela birçok insanın görev yaptığı altmış-yetmiş kişilik, açık ofis düzeni Japon şirketlerinden birine girdiğinizde biriyle göz teması sağlayıp, şu kişi ya da şu departmanı nasıl bulurum, diye sormak istediğiniz zaman çok zorlanırsınız. Çoğu kez yabancı dil düzeylerinin o kadar da yeterli olmadığını düşünebilecek olan ve kapıya yakın oturan genç, genellikle de hanım çalışanlar, sizi daha görür görmez, ‘gerekli olduğu gibi yardımcı olamaya bilirim, iletişim kuramayabilirimya da ‘ başıma dert almayayım duygularıyla hemen önlerindeki bir şeylerle ilgilenmeye başlarlar. Böylece hâl diliyle onlara sormamanızı size anlatmış olurlar,” diyor. Bunu okuyunca hakikaten de durumu iyi tespit etmiş diye düşündüm. Nitekim ilk gittiğim Japon şirketinde muhtemelen kırk katlı bir iş merkezinin, otuz küsuruncu katında, tahminen her katında üç yüz-dört yüz kişi çalışıyordu, aradığım kişiyi nasıl bulabilirim diye sormak için kitaptaki hileye başvurdum. Hızla büyük ofise girdim. Beni gayrı ihtiyari gören insanlar daha durumu idrak edip kendileri açısından ne yapacaklarına karar vermeden, bir tanesini seçip göz temasıyla hafifçe öne eğilerek “Bir dakika,” diye işaret ettim. Benim de şahit olduğum ve de Mente’nin bahsettiği gibi, intikal süresi geçtikten sonra, hemen başını önüne eğip, koltuğuna oturmaya fırsat bulamadan önce o kişiyi yakalamış oldum. Tam otururken kalktı. İçimden “Aferin de Mente’ye” dedim. O hafta gidip bir kitabını daha satın aldım.

**

Japonya’dan döndükten sonra, bir gün Kapalıçarşı’ya arkadaşım Erdener’in dükkânına ziyarete gittim. O sırada bazı Japon turistler vitrinin önüne geldiler. Kapalıçarşı’da genellikle âdettir ya, müşteriyi içeriye davet etmek için çok ısrarlı ikna hamleleri yapılır. Hattâ sokaklardaki satıcı çocuklar mutlaka, “Yes Mr!”, “Where are you from Mr/Mrs?”, sonra birkaç ayrı dilde çoğu kez tüm bilgileri yine o dillerdeki “Where are you from?” olduğunu tahmin edebileceğiniz cümleler sarfederler. Cüretle. Satıcı dediğin zaten öyle olur. Turkish iş. Ancak Erdener’in dükkânında gördüğüm şey beni şaşırttı. Hemen içerden seslendi, “Oğlum içeri girin,” diye. Sordum, “Ne o Japonları ikna etmeye çalışmıyor musunuz?” Sanki Japonya’da dört yıl geçiren ben değilmişim gibi. Sosyo kültürel olarak çok doğru bir şey söylediJaponların eğer bir şey satmaya çalışırsan, zorlandıklarını ya da baskı altında olduklarını hissederlerse, bazen de davet edildikten sonra reddetmenin kendileri için çok güç olduğunu bildikleri için, hemen kaçarlar. Beğenirlerse nasıl olsa içeri girip, sorarlar ve alırlar,”dedi. “Bu nasıl bir teknik,” dedim, “yakında sosyal antropolog olacaksın korkarım.” “Tabii abi,” dedi. “Mesela geçen gün bir adam geldi, şöyle elli yaşlarında, yanında da yirmi beş yaşlarında bir hanım var. Durumu anladım. (Adamın psikolojisini kullanarak, mal satabilmek için) biraz pahalıca bir yüzüğün fiyatını sordukları zaman, sanki çok yakın davranıyormuşum gibi poz takınarak, ‘ o size gelmez, olmaz, ’dedim. Bizim buralarda klasiktir bunlar. Kadın bir tuhaf oldu, adam irkildi. ‘Niye?dedi. ‘Biraz pahalıdedim. Adam kızdı. ‘Ne demek pahalı, çıkartın lütfen’ dedi tahmin edeceğin gibi. Toplam alışveriş on dakika sürdü. Ben de çok pahalı bir yüzüğü, çok özel bir psikolojinin esiri olan birine hemen satmış oldum. Bizim meslek böyledir.”

**

Sergio, bir televizyon programında o günlerde yeni yeni ünlü olmaya başlayan (Allah korusun) AIDS hastalığıyla ilgili yapılan bir programda, uzun uzun Japonların AİDS olmayacağı, fakat yabancıların muhtemelen taşıyacağı gibi bir yoruma rastladığını söyledi. Hatta izleyicilerden biri, “Trenlerde ve otobüslerde yabancıların tuttuğu tutamaklara dokunmamalı mıyız? diye sormuş.

Bunun üzerine onunla birlikte, muziplik olsun diye, Japonların çokça görebileceği bir şekilde bulunduğumuz tren vagonunda ikimiz de dokunabildiğimiz kadar çok yere dokunup, “Bakalım dokunduğumuz yerlere Japonlar dokunacak mı?” diye araştırma yaptık. Herhalde biraz da beklentimizden, bazılarının sanki korkuyla baktığını görür gibi olduk. Tabii ki o günlerde bu hastalık yeni bilinmeye başlamıştı.

Yine de Japonlar en azından bizim başka bir hastalığa duçar olduğumuzu düşünmüş olabilir.

**

“Japonyada hep birileri sizi görür, izler ama siz bilmezsiniz. ”Bunu Japonya’da yaşayan bir yabancı söyledi.

Mesela trende giderken aslında en az birkaç kişi size bakıyordur ama siz farkında değilsinizdir. Çünkü bakanlar, Batılılar gibi değil, Japonlar gibi bakar. Yani sizin onları görmeyeceğiniz bir an ve şekilde,”diye de ekledi…

Bunu duyar da durur muyuz? Hemen ertesi gün genellikle sadece koltukların dolu olduğu ve ayakta sadece birkaç kişinin olduğu, bir vagonda tutamağı tutmuş ufuklara doğru bakarken, birdenbire yumuşak bir bakışla da olsa sağ tarafıma hızla dönüp “Bakan var mı?” diye denedim. Üç kişiyle göz göze geldik. Çok şaşırdılar. Doğrusu ben de gülmemek için kendimi çok zor tuttum. Sanki onlar için bakmadığımı hissettirmeye çalıştım. Ama o kadar tuhaf bir durum oldu ki, bir sonraki istasyonda herkes indi.

Sanıyorum hepsi gideceği istasyona bir sonraki trenle gitmişlerdir.

**

Japon ve Türk arkadaşlarımla birlikte bir balıkçıda yemek yiyorduk. Kocaman gözlü bir balık geldi. Japon arkadaş da gözü ağzına atarak yemeye başladı. Türk arkadaş yüzünü buruşturarak “Balık gözünü böyle mi yiyorsunuz,” dedi. Türkiye uzmanı olan Japon arkadaşımız da, “Siz de Türkiye* de koyun kellesinin gözünü böyle yemiyor musunuz?” diye sordu. Bu iki göz arasındaki fark insanın ancak aydınlanma gözü kadar farklıdır

**

GAİJİN yabancı demektir. Enteresandır, Japoncada ayrıca YABANJİN diye bir kelime daha var ki, yaban adam demek. JİN kelimesi [cin diye okunuyor] insan için kullanılıyor. Bunun çok daha nazikçesi gaikokujin. Yani yabancı ülkelerden gelen insan. Dolayısı ile gaijin biraz amiyane tâbirle gâvur sözcüğü gibi vurguya sahip. Bir akşam üstü Mitaka istasyonundan otobüse bindim, yorgun argın iş dönüşü. Otobüs nisbeten kalabalık. Yoldaki duraklardan birinde dört-beş yaşlarında çok tatlı bir kız çocuğuyla, -herhalde- büyükannesi, benim yanımdaki koltuğa kadar ilerlediler. Küçük kız beni görünce ninesine, “Nineciğim gaijin böyle mi oluyor?”diye sordu. Ninesi büyük bir telaş içinde, “O sözü söylemeaman sakın ha”diyerek, bir yandan da kendi bakışlarını gizlemeye çalışarak, Japonca bilip bilmediğimi anlamaya çalışıyordu. Bilmiyor gibi yaptım. Ama çok komik. Düşünsenize, karşınızdaki minnacık Japon size “Gâvurlar böyle mi olur?” diyor. Çok eğlenceli. Artık giderek akıllanıyor olmalıyım ki, otobüsten inmeme iki dakika kala çocuğa doğru eğilip, muhtemelen ninesinin de duyduğu bir sesle, “Boşverin dedim, “ben bir gaijin’im. Rahat rahat söyle.”Bu yaştaki özgürlük, gerçek ifade özgürlüğünün yaşandığı tek dönemdir. Başımı kaldırıp nineyi yapabildiğim en zarif şekilde selamlayıp, zaten durmuş olan otobüsten indim. Çok şükür ben Japonya’dan döndükten bir müddet sonra Japonların incelmiş kültürlerinin ve hayat tarzlarının yanlış anlaşılmasına sebep olan “ALİEN REGİSTRATİON”sözcüğü kaldırılmış. Nitekim aynı Japonlar, Japonya’daki TORUKO BURN, yani Türk hamamı diye anılan ve normal banyo yapılan hamamlardan farklı hizmetleri olduğu söylenen yerlerden, Türk Büyükelçiliğinin ısrarlı ve başarılı çalışmalarıyla Türk ismini de aynı yıllarda kaldırttılar. (Hem de özel sektöre ait olmalarına rağmen)

**

Japon arkadaşlarla Levent’teki evde sohbet ediyoruz. Kim bilir kaçıncı sohbet.

Arkadaşlarımızdan biri, “Biz hep beraber Konya, ya Şeb-i Arûss’ a gidiyoruz, sen de gelir misin”dedi. Hiçbir rezervasyonumuz olmadan, otobüsle Ankara üzerinden aktarmalı, geceli gündüzlü bir yolculukla, Konya’ya gidiyoruz. Arkadaşlarımın ellerinde bilgi dolu kitaplar, kafaları merak yüklü, yürekleri temiz. Allah’tan Mevlânâ, bütün kalp sahiplerini güzelliğe çağırmış. Beni bir bakıma onların güzel kalbi götürdü.

**

Tokyo’da, üşümekten harabolduğumuz bir gecede, beş film sinemasında, Hal Ashby’nin yönettiği ve Peter Sellers’ın oynadığı Being There” (Türkçeye (Bahçıvan adıyla çevrildi) filmini izlemiştik. İnsanın kendini keşfetmesine olan inancımla, İstanbul’a döndükten sonra, küçük bir bahçe edinip, çeşit çeşit ağaçlar ve çiçekler ektim. Bir gün, o sıralarda çalıştığım şirket için ambar yöneticisi aranırken, aday olarak gelen beyin CV’sinde hobiler arasında bahçeciliği de gördüm. Çok da haz etmemiş gibi yaparak, “Bu bahçecilik de nedir?”dedim. “Keşke yazmasaydım”der gibi bir ifadeyle, “Ben,” dedi, “efendim çiçekleri severim” “Öyle mi,” dedim, “peki bu işte ne kadar iyisindir?” “Söyleyeyim mi, söylemeyeyim mi,” diye gözlerimin içine bakarak, “Ben, dedi, “çiçeklerle konuşurum,” “O zaman iş şenindir,”dedim. “Ben mi seçildim?” diye sordu. “Kıymetlerimizi emanet etmek için, çiçek ya da kuşdili bilen birisinden daha emin kim vardır ki,” dedim.

Yener SONUŞEN Kimdir?

1959 yılında Eskişehir’de doğdu. Çocukluğun-dan itibaren satır aralarını okuma alışkanlığı edindi. Çok özel durumlar dışında sadece dinlemeyi değil konuşmayı da seçti. Çalışarak okuduğu Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü hariç, yurtiçi ve yurtdışı birçok okuldan diploma ve belgeler topladı. Okumayı sevdi. Dört yıl Japonya olmak üzere, seyahat etmeyi ve güzellikleri keşfetti.

İnsan ömrünün her safhasının bütünü ilgilendiren seyirler olduğuna inandı. Yolculuğun kalp ve insan’a doğru olduğunu anladı. 2003-2005 yılları arasında bir numaralı profesyoneli olduğu şirket, bu dönemde 2,27 milyar dolardan 6.6 milyar dolar ciroya ulaştı ve uluslararası şirketler ligine girdi. Son iki yıldır şirket alım-satımları ve danışmanlık işlerini sürdürüyor. Fuji Dağı’yla Konuştum, hazırladığı üçlemenin ilk kitabı.

Daha fazlasını bulmak için Kaynak: Yener SONUŞEN, Fuji Dağı’yla Konuştum, Beta Basım Yayım Dağıtım A. Ş.1.Basım Mart 2008, İstanbul

 

YOU DON’T KNOW JACK / Doktor Ölüm (2010)


“Ne”, “neye” ve “kime” göre doğrudur?
İntihar nedir?
Ötanazi nedir?
Kişi özgürlüğünü başkası ile paylaşmalı mı?
Bir konuda kanun yoksa yapılan hareket suç olmaktan çıkar mı?
Topluma ve ferde yönelik suçtan hangisi daha tehlikelidir.?
Ferd kendine zarar vermeye başlayınca müdahale edilirken, toplum kendini yok etmeye çalıyorsa engellemeli mi?
Tanrıyı oynamanın cezasını sadece tanrı mı vermeli, yoksa kanunlar mı?
Bir insanı öldüren adî oluyorda bir milleti yok edene methiyeler düzülmesi ihtiyaç oluyor?
Bir kaç kişiyi öldürürsen katil oluyorken, binlerce kişiyi öldüreni  kahraman ilan etmenin sebebi nedir?
Kişiyi öldürmek için yapılan eylem için kanunlar hemen çıkarılırken toplumu içten çökertmeye ve yok etmek isteyen kişiye neden ceza verilemiyor/engellenemiyor?
Son olarak, Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de buyurdu ki;
“Mallarınızı, servetlerinizi Allah yolunda, İslâm uğrunda karşılık beklemeden, gönüllü harcayın. Sadece kendinizi düşünerek, bu ortak çabaya maddî katkınızı esirgemek suretiyle kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.” (Bakara, 195)
İyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarınıza, ilişkilerinize, görevlerinize, hayatınıza yansıtın, samimiyetle ibadet edin, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olun, işlerinizde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayın, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan Müslüman idareciler ve Müslümanlar olun.
Allah iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan Müslüman idarecileri, Müslümanları sever. (Ahmet Tekin Meâli)

Yönetmen:  Barry Levinson       

Senaryo: Adam Mazer 

Ülke: ABD

Tür: Biyografi, Dram

Vizyon Tarihi: 14 Nisan 2010 (ABD)

Süre: 134 dakika

Dil: İngilizce

Müzik: Marcelo Zarvos

Nam-ı Diğer: Untitled Jack Kevorkian Project

Oyuncular:    Al Pacino,    Brenda Vaccaro,    John Goodman, Deirdre O’Connell ,Todd Susman

Özet

90′larda ölümcül-hasta kişilerin dünyadan göçmelerine yardımcı olan Michigan kanunlarına meydan okuyan Dr Jack Kevorkian’ın etkileyici hayatı ve çalışmaları.

Birçok sorularla karışılacak ve cevabını sadece kendinize söyleyebileceğiniz bir hayat hikâyesi.

Doğruyu, hakkaniyetle bulmak/anlamak ne kadar zor.

Filmden

DR. JACK KEVORKIAN

Biyoetik ve Obitiatri Obitiatri,
Ölüm doktorluğu.

İntihar kliniklerinde mi?

 Ben doktorum, Planlı ölüm tüm dünyada kabul kazanıyor.

 – Neden burada olmasın?

Böyle kararları hastalara bırakamazsın.

 – Kime bırakacaksın?

 – Doktorluk iyileştirme mesleği,
Bence doktorluk ayrıca ölüm mesleğidir.

**

İnsanların ne düşündüğü kimin umurunda?
 Hastam böyle istiyor. Her gün, aynaya baktığında ne bulacağını bilmiyor. Orada artık kendini görüp göremeyeceğini bilmiyor. Bu onun korkusu. Her gün bu korkuyu yaşıyor. Kaybolma korkusu.

 – Jack.

 – Zamanı daralıyor. Anlıyorum. Bana bak. Ben onun yerinde olsaydım, aynı durumda olsaydım…

 – …yapar mıydın?

 – Sen mi?

 – Evet. Benim için yapar mıydın?

 – Tabii yapardım. Evet.

 – Yapar mıydın?

 Emin misin?

 – Tabii. Gözlerinde onda gördüğüm kararlılığı görseydim tabii yapardım. Hiç şüphe yok. Özbeöz kardeşimsin.

 – Gerçekten yapardım.

 – Yapar mıydın?

 – Cevabın bu mu?

 – Evet, biliyorum. Sadece bunu enine boyuna, farklı açılardan düşünmek istedim.

**

- Kararının farkında mısın?

 – Evet, Bırak peşime düşsünler. Bırak gerçek bir doktorun peşine düşsünler.  Hayatımın sonu,

Şimdi çay yapacağım.

 – Demli yap, olur mu?

 – Tamam.

- Hayatın sonu için sözcüğünüz nedir?

 – Ölüm, Bu arada…  – İsteğiniz bu mu?

 – Evet,

**

İyi geceler. Doktor, açık konuşayım. Size zebani diyorlar, biliyor musunuz?
 Aşırı duygusal bir yaklaşım. Kalp nakilleri ilk başladığında doktorlar arasında bile, yanlış olduğuna, Tanrı’nın isteğine ve doğaya aykırı olduğuna dair genel bir inanış yaygındı. Birinin göğsünü parçalayıp kalbini çıkarmak zebanilik değil mi?

 Ya da bir baypas ameliyatı?

 Eter için de aynısı geçerli. Eter asırlardır vardı ama kullanılmıyordu. 1846’ya kadar. 1543’te keşfedildi ve öncesinde herkes uyanık ameliyat ediliyordu. Cerrahlar onları uyanıkken kesiyordu.

 – Bunu biliyor muydun, Geoff?

 – Hayır. Evet. Neden yasaklanmıştı dersiniz?

 Dini inançlar yüzünden. Acı çekmemizi isteyen yüce bir Tanrı olduğuna dair aptalca bir düşünce yüzünden.

Geri çevirdiğiniz hastalar var mı?

 Bana ulaşan hastaların yüzde 97-98’ini geri çeviriyorum. Geri çevirdim.

İkinci görüşler alınmalı mı?

 Her zaman ikinci bir görüş alınmalı. Hatta üçüncü. Ama sizinkinde yoktu. Yoktu çünkü kimse benimle işbirliği yapmadı.

“Dr. Kevorkian, Tanrı’yı oynuyorsun” diyenlere ne diyorsunuz?
 Onlara şöyle diyorum: “Ne olmuş?
” Bir doktor size hap verdiğinde Tanrı’yı oynar çünkü doğal sürecinize müdahale eder. Tüm doktorlar Tanrı olduklarına inanır. İnanmamalılar ama inanırlar. Ama bunu hastalarından çok ceplerini düşünen doktorlara tercih ederim.

**

Can almak Tanrı’ya mahsustur.

Can almak Tanrı’ya mahsustur.

 – Tanrım.

 – Bunlar günlük ziyaretçilerim. Can almak Tanrı’ya mahsustur.

Tekerlekli sandalyede olan herkesi öldürecek misin?

 Sakatlar değersiz değildir. Toplumu zayıflatmazlar. Dünyayı engellilerden kurtaramazsın. Kürtajcılardan da kötüsün.

Kapa çeneni be cadı.

Bunlar karşılaştırılamaz bile. Bazı büyük beyinler bile doktorlarının yardımıyla ölmüştür. Sigmund Freud, Kral George. Asiller için yeterince iyiyse avam takımı için de iyidir. Toplumu bir aydınlanma çağına götürüyor, aptallar.

Sadece Tanrı yaratabilir, yok edebilir.

Dinin yok mu?

 Tanrı inancın yok mu?

 Evet, var hanımefendi. Bir dinim var. Adı Bach. Johann Sebastian Bach. En azından benim Tanrım uydurma değil.

Can almak Tanrı’ya mahsustur.

**

Jack Hapse

SAĞLIK BAKIMI ÖLÜM BAKIMI DEĞİL

LÜTFEN BENİ ÖLDÜRME!

İntihar en büyük GÜNAHTIR

**

Bence bugün insanlık tarihi bir adım atıp Karanlık Çağlar’dan çıktı. Bana Nuremberg davalarını hatırlattı. Bir kanunu ahlaka aykırı buluyorsanız ona uymamalısınız. Ona uymamalısınız.

**

“Haydi, dünyanın karanlık bir köşesinde işini yapabilirsin ama sessizce yap.” Ölümü oyalamak, ne iş. Ölüleri sağ tutun. Yoksa hastaneler para kazanmaz. İlaç şirketleri de öyle. Zenginsen, paran varsa, paranla ölebilirsin. Ama fakirler ancak katlanıp acı çekebilirler.

 – Gönül rahatlığı bir erdem diyorlar…

**

. Annemi hayal kırıklığına uğrattım. Ve?

 Bir keresinde bana dedi ki: “Dünyanın en kötü diş ağrısını düşün, Jack.” Şimdi o diş ağrısının vücudundaki her kemikte olduğunu düşün.” Onun… Onun yaşadığı buydu. O benim annemdi. Hayatımı ona adamıştım. O yüzden… Neler hissettin?

 Hatırlıyorum… Küçük, soğuk bir hastane odasındaydım kırmızı tuğla duvarda tek bir pencereye bakıyordu ve bütün doktorlar annemin etrafına toplanmış onu yaşatmaya çalışıyorlardı. Bense çaresizdim. Güçsüz, çaresiz ve işe yaramazdım. Ve kendimi kaybolmuş hissediyordum. Kaybolmuştum. Kendimi öyle hissettim.

**

Bir suçlu görüyor musunuz?

 Bir katil görüyor musunuz?

 Görüyorsanız mahkum edin. Sonra da günün birinde hayatlarında bu seçeneğe ihtiyaç duyacakların sert eleştirilerine ve çocuklarınız ile torunlarınızın daha sert eleştirilerine maruz kalın. Sadece bunu düşünmenizi istiyorum.

Karar: İkinci derece cinayetten suçlu. İkinci suçlamada kararınız nedir?

  Kontrollü madde vermekten suçlu,

Bu haksızlık.

Hakim Kararı:

Evet.  Son bir mesaj vermek için kendinizi buraya davet ettirdiniz,  Kendinizi yanlış bir ortama davet ettirdiniz, Ulusumuz görüş farklılıklarına hoşgörü gösterir çünkü anlaşmazlıklarımızı çözmenin medeni ve şiddetsiz bir yolu var.
Katılmadığımız yasaları kınamanın yolları ve yöntemleri var. Yasaları eleştirebilir, haklarında nutuk çekebilir medyaya konuşabilir ya da seçmenlere ricada bulunabilirsiniz ama daima kanunların çizdiği sınırlar içinde kalmalısınız.
Kanunları çiğneyemez ya da kendi ellerinize alamazsınız. Hiç kimse hayat sonlandırma sorunları ve acı kontrolündeki çekişme ve duygulara kayıtsız değil. Herhalde bu tartışmaya daha sakin ve makul bir ortamda, bu dava ve faaliyetleriniz hafızalardan silindikten çok sonra devam edilecektir. Ama bu dava o çekişmeyle ilgili değildi. Bu dava sizinle ilgiliydi, beyefendi. Yasama meclisini ve Yüksek Mahkemeyi görmezden gelip meydan okudunuz. Daha da ötesi, kendi tıp mesleğinize karşı geldiniz. Bu dava, yasal sistemimizin gücü sayesinde var olan ve gelişen bir topluma gösterdiğiniz saygısızlığın kanunsuzluğu ile ilgiliydi. Kimse kanundan üstün değildir. Ulusal bir televizyona çıkıp dünyaya yaptığınızı göstererek yasal sisteme sizi durdurması için meydan okuma cüretini gösterdiniz. Alenen ve sürekli olarak Michigan yasalarını hiçe sayma niyetinizi ilan ettiniz. Bu nedenle, sizi en yüksek ceza olan 10 ila 25 yıl hapis cezasına çarptırıyorum. Şimdi kendinizi durdurulmuş kabul edebilirsiniz.

Jack Sekiz Buçuk Yıl Hapis Yattı.

2007’de Serbest Bırakıldı.

79 Yaşındaydı.

ABD Yüksek Mahkemesi Davayı Görmeyi Reddetti.

************

****

MESNEVİ ŞERİF, KİTAP-1

Hz. Mevlâna Celâleddin kaddesellâhü sırrahu’l azîz buyurdu ki;
Ali Kerremallâhu Vechehu hikâyesine dönüş, Ali’nin katilini hoş görmesi    Tekrar Ali ve katilinin hikâyesine dön; katiline fazlasıyla gösterdiği kerem ve mürüvveti anlat.  
3925. Ali dedi ki: “Ben düşmanımı gözümle görmekte, gece gündüz ona bakıp durmaktayım. Böyle olduğu halde hiç kızmıyorum.
Çünkü ölümüm, bana can gibi hoş geliyor; dirilmemle âdeta bir.
Ölümsüzlük ölümü bize helâl olmuştur; azıksızlık azığı, bize rızk ve nimettir.

Ölümün görünüşü ölüm, iç yüzü diriliktir; ölümün görünüşte sonu yoktur, hakikatte ise ebedîliktir.

Çocuğun rahimden, doğması bir göçmedir; fakatta cihanda ona yeni baştan bir hayat var.

3930. Ecele doğru meylimiz, ecele aşkımız olduğundan “Nefislerinizi elinizle tehlikeye atmayın” nehyi asıl bizedir.
Çünkü nehiy, tatlı şeyden olur, acı için nehye zaten hacet yok ki.
Bir şeyin içi de acı olur dışı da acı olursa onun acılığı kötülüğü esasen nehiydir.

Bana da ölüm tatlıdır. “Onlar ölmemişlerdir, Rablerinin huzurunda diridirler” âyeti benim içindir.

Ey inandığım, itimat ettiğim kişiler! Beni kınayın ve öldürün. Şüphe yok, benim ebedî hayatım öldürülmemdedir.

3935. Ey yiğit! Hayatım, mutlaka ölümdedir. Ne zamana kadar yurdumdan ayrı kalacağım?

Bu âlemde durmaklığım, ayrılık olmasaydı (öldüğümüz zaman) “Biz, şüphe yok, Tanrı’ya dönenleriz” denmezdi.

Dönen kişi; ayrıldığı şehre tekrar gelen kişidir; zamanın ayırışından kurtulup birliğe erişendir. Seyisin Emir-ül Müminîn, beni öldür ve bu kazadan kurtar” diye ayaklarına kapanması    Seyis tekrar gelerek “Ya Ali, beni tez öldür ki o kötü vakti, o fena zamanı görmeyeyim.

Sana helâl ediyorum, kanımı dök ki gözüm o kıyameti görmesin” dedi.

3940. Dedim ki: Eğer her zerre bir kanlı, bir katil olsa da elinde hançer olarak senin kastına yürüse.

Yine senin bir tek kılını kesemez. Çünkü kader kalemi böyle yazmıştır; sen beni öldüreceksin.

Fakat tasalanma, senin şefaatçin benim. Ben ruhun eri ve sultanıyım, ten kulu değil!

Yanımda bu tenin kıymeti yok; ten kaydına düşmeyen bir er oğlu erim.

Hançer ve kılıç, benim çiçeğim; ölüm meclisim… bağım, bahçemdir.”

3945. Tenini bu derece öldürüp ayaklar altına alan kişi, nasıl olur da beylik ve halifelik hırsına düşer?

O, ancak emirlere yol göstermek, emirliği belletmek için zâhiren makam işleriyle ve hükümle uğraşır;

Emirlik makamına yeni bir can vermek, hilâfet fidanını meyvelendirmek için bu işle meşgul olur.

****

VAHŞİ DİL’Lİ “BİR ANALİZ”

 

اَلْقَصِيدَةُ الْجَلْجَلُوتِيَّةُ HAZRET-İ ALİ kerremallâhü vechenin KASİDE-İ CELCELUTİYE DUASI


PDF İNDİR

اَلْقَصِيدَةُ الْجَلْجَلُوتِيَّةُ

بِسْـــــمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيـمِ
بَدَأْتُ بِبِسْمِ اللهِ رُوحِى بِهِ اهْتَدَتْ
اِلٰى كَشْفِ اَسْرَارٍ بِبَاطِنِهِ انْطَوَتْ
وَ صَلَّيْتُ بِالثَّانِى عَلَى خَيْرِ خَلْقِهِ
مُحَمَّدٍ مَنْ زَاحَ الضَّلاَلَةَ وَالْغَلَتْ
اِلٰهِى لَقَدْ اَقْسَمْتُ بِاسْمِكَ دَاعِيًا
بِاجٍ وَمَا هُوجٍ جَلَتْ فَتَجَلْجَلَتْ
سَئَلْتُكَ بِالْاِسْمِ الْمُعَظَّمِ قَدْرُهُ
وَ يَسِّرْ اُمُورِى يَااِلٰهِى بِصَلْمَهَتْ
وَ يَا حَىُّ يَا قَيُّومُ اَدْعُوكَ رَاجِيًا
بِاجٍ اَيُوجٍ جَلْجَلِيُّوتٍ هَلْهَلَتْ
بِصَمْصَامٍ طَمْطَامٍ وَيَا خَيْرَ بَازِخٍ
بِمِحْرَاشٍ مِهْرَاشٍ بِهِ النَّارُ اُخْمِدَتْ
بِاجٍ اَهُوجٍ يَا اِلٰهِى مُهَوِّجٍ
وَ يَا جَلْجَلُوتٍ بِالْاِجَابَةِ هَلْهَلَتْ
لِتُحْيِى حَيٰوةَ الْقَلْبِ مِنْ دَنَسٍ بِهِ
بِقَيُّومٍ قَامَ السِّرُّ فِيهِ وَ اَشْرَقَتْ
عَلَىَّ ضِيَاءٌ مِنْ بَوَارِقِ نُورِهِ
فَلاَحَ عَلَى وَجْهِى سَنَاءٌ وَ اَبْرَقَتْ
وَ صُبَّ عَلَى قَلْبِى شَأبِيبُ رَحْمَةٍ
بِحِكْمَةِ مَوْلٰينَا الْكَرِيمِ فَاَنْطَقَتْ
اَحَاطَتْ بِىَ الْاَنْوَارُ مِنْ كُلِّ جَانِبٍ
وَ هَيْبَةُ مَوْلٰينَا الْعَظِيمِ بِنَا عَلَتْ
فَسُبْحَانَكَ اللّٰهُمَّ يَا خَيْرَ خَالِقٍ
وَ يَا خَيْرَ خَلَّاقٍ وَ اَكْرَمَ مَنْ بَغَتْ
فَبَلِّغْنِى قَصْدِى وَ كُلَّ مَأٰرِبِى
بِحَقِّ حُرُوفٍ بِالْهِجَاءِ تَجَمَّعَتْ
بِسِرِّ حُرُوفٍ اُودِعَتْ فِي عَزِيمَتِى
بِنُورِ سَنَاءِ الْاِسْمِ وَ الرُّوحِ قَدْ عَلَتْ
اَفِضْ لِى مِنَ الْاَنْوَارِ فَيْضَةَ مُشْرِقٍ
عَلَىَّ وَ اَحْيِى مَيْتَ قَلْبِى بِطَيْطَغَتْ
اَلَا وَ اَلْبِسَنِّى هَيْبَةً وَ جَلَالَةً
وَ كُفَّ يَدَا الْاَعْدَاءِ عَنِّى بِعَلْمَهَتْ
اَلَا وَ احْجُبَنِّى مِنْ عَدُوٍّ وَ حَاسِدٍ
بِحَقِّ شَمَاخٍ اَشْمَخٍ سَلَّمَتْ سَمَتْ
بِنُورِ جَلَالٍ بَازِخٍ وَ شَرَنْطَخٍ
بِقُدُّوسِ بَرْكُوتٍ بِهِ الظُّلْمَةُ اَنْجَلَتْ
اَلَا وَ اقْضِ يَا رَبَّاهُ بِالنُّورِ حَاجَتِى
بِنُورِ اَشْمَخٍ جَلْيًا سَرِيعًا قَدِ انْقَضَتْ
بِيَاهٍ وَ يَايُوهٍ نَمُوهٍ اَصَالِيًا
وَ يَا عَالِيًا يَسِّرْ اُمُورِى بِصَيْصَلَتْ
وَ اَمْنَحْنِى يَا ذَاالْجَلَالِ كَرَامَةً
بِاَسْرَارِ عِلْمٍ يَا حَلِيمُ بِكَ انْجَلَتْ
وَ خَلِّصْنِى مِنْ كُلِّ هَوْلٍ وَ شِدَّةٍ
بِنَصِّ حَكِيمٍ قَاطِعِ السِّرِّ اَسْبَلَتْ
وَ اَحْرِسْنِى يَا ذَا الْجَلَالِ بِكَافِ كُنْ
اَيَا جَابِرَ الْقَلْبِ الْكَسِيرِ مِنَ الْخَبَتْ
وَ سَلِّمْ بِبَحْرٍ وَ اَعْطِنِى خَيْرَ بَرِّهَا
فَاَنْتَ مَلَاذِى وَالْكُرُوبُ بِكَ اَنْجَلَتْ
وَصُبَّ عَلَىَّ الرِّزْقَ صَبَّةَ رَحْمَةٍ
فَاَنْتَ رَجَاءُ الْعَالَمِينَ وَلَوْ طَغَتْ
وَ اَصْمِمْ وَ اَبْكِمْ ثُمَّ اَعْمِ عَدُوَّنَا
وَ اَخْرِسْهُمْ يَا ذَا الْجَلَالِ بِحجَوْسَمَتْ
وَ فِي حَوْسَمٍ مَعَ دَوْسَمٍ وَ بَرَاسَمٍ
تَحَصَّنْتُ بِالْاِسْمِ الْعَظِيمِ مِنَ الْغَلَتْ
وَ اَلِّفْ قُلُوبَ الْعَالَمِينَ جَمِيعَهَا
عَلَىَّ وَ اَعْطِنِى الْقَبُولَ بِشَلْمَهَتْ
وَ يَسِّرْ اُمُورِى يَا اِلٰهِى وَ اَعْطِنِى
مِنَ الْعِزِّ وَ الْعُلْيَا بِشَمْخٍ وَ اَشْمَخَتْ
وَ اَسْبِلْ عَلَيْنَا السَّتْرَ وَاشْفِ قُلُوبَنَا
فَاَنْتَ شِفَاءٌ لِلْقُلُوبِ مِنَ الْغَثَتْ
وَ بَارِكْ لَنَا اللّٰهُمَّ فِي جَمْعِ كَسْبِنَا
وَ حُلَّ عُقُودَ الْعُسْرِ بِيَايُوهٍ اِرْتَحَتْ
بِيَاهٍ وَ يَا يُوهٍ و يَا خَيْرَ بَازِخٍ
وَ يَا مَنْ لَنَا الْاَرْزَاقُ مِنْ جُودِهِ نَمَتْ
نَرُدُّ بِكَ الْاَعْدَاءَ مِنْ كُلِّ وِجْهَةٍ
وَ بِالْاِسْمِ تَرْمِيهِمْ مِنَ الْبُعْدِ بِالشَّتَتْ
وَ اَخْذِلْهُمْ يَا ذَا الْجَلَالِ بِفَضْلِ مَنْ
اِلَيْهِ سَعَتْ ضَبُّ الْفَلَاةِ وَ قَدْ شَكَتْ
فَاَنْتَ رَجَائِى يَا اِلٰهِى وَ سَيِّدِى
فَفُلَّ لَمِيمَ الْجَيْشِ اِنْ رَامَ بِى عَبَتْ
وَ كُفَّ جَمِيعَ الْمُضِرِّينَ كَيْدَهُمْ
وَ عَنِّى بِاَقْسَامِكَ حَتْمًا وَ مَا حَوَتْ
فَيَا خَيْرَ مَسْؤُولٍ وَ اَكْرَمَ مَنْ اَعْطَى
وَ يَا خَيْرَ مَأْمُولٍ اِلَى اُمَّةٍ خَلَتْ
اَقِدْ كَوْكَبِى بِالْاِسْمِ نُورًا وَ بَهْجَةً
مَدٰى الدَّهْرِ وَ الْاَيَّامِ يَا نُورُ جَلْجَلَتْ
بِاٰجٍ اَهُوجٍ جَلْمَهُوجٍ جَلَالَةٍ
جَلِيلٍ جَلْجَلِيُّوتٍ جَمَاهٍ تَمَهْرَجَتْ
بِتَعْدَادِ اَبْرُومٍ وَ سِمْرَازِ اَبْرَمٍ
وَ بَهْرَتِ تِبْرِيزٍ وَ اُمٍّ تَبَرَّكَتْ
تُقَادُ سِرَاجُ النُّورِ سِرًّا بَيَانَةً
تُقَادُ سِرَاجُ السُّرْجِ سِرًّا تَنَوَّرَتْ
بِنُورِ جَلَالٍ بَازِخٍ وَ شَرَنْطَخٍ
بِقُدُّوسِ بَرْكُوتٍ بِهِ النَّارُ اُخْمِدَتْ
بِيَاهٍ وَ يَا يُوهٍ نَمُوهٍ اَصَالِيًا
بِطَمْطَامٍ مِهْرَاشٍ لِنَارِ الْعِدَا سَمَتْ
بِهَالٍ اَهِيلٍ شَلْعٍ شَلْعُوبٍ شَالِعٍ
طَهِىٍّ طَهُوبٍ طَيْطَهُوبٍ طَيَطَّهَتْ
اَنُوخٍ بِيَمْلُوخٍ وَ اَبْرُوخٍ اُقْسِمَتْ
بِتَمْلِيخِ اٰيَاتٍ شَمُوخٍ تَشَمَّخَتْ
اَبَازِيخَ بَيْذُوخٍ وَ زَيْمُوخٍ بَعْدَهَا
خَمَارُوخٍ يَشْرُوخٍ بِشَرْخٍ تَشَمَّخَتْ
بِبَلْخٍ وَ سِمْيَانٍ وَ بَازُوخٍ بَعْدَهَا
بِذَيْمُوخٍ اَشْمُوخٍ بِهِ الْكَوْنُ عُمِّرَتْ
بِشَلْمَخَتٍ اِقْبَلْ دُعَائِى وَ كُنْ مَعِى
وَ كُنْ لِى مِنَ الْاَعْدَاءِ حَسْبِى فَقَدْ بَغَتْ
فَيَا شَمْخَثَا يَا شَمْخَثَا اَنْتَ شَمْلَخَا
وَ يَا عَيْطَلَا هَطْلُ الرِّيَاحِ تَخَلْخَلَتْ
بِكَ الْحَوْلُ وَ الصَّوْلُ الشَّدِيدُ لِمَنْ اَتَى
لِبَابِ جَنَابِكَ وَ الْتَجَى ظُلْمَةُ انْجَلَتْ
بِطٰهٰ وَ يٰسۤ وَ طٰسۤ كُنْ لَنَا
بِطٰسۤمۤ لِلسَّعَادَةِ اَقْبَلَتْ
وَ كَافٍ وَ هَايَاءٍ وَ عَيْنٍ وَ صَادِهَا
كِفَايَتُنَا مِنْ كُلِّ عَيْنٍ بِنَا حَوَتْ
بِحَامِيمَ عَيْنٍ ثُمَّ سِينٍ وَ قَافِهَا
حِمَايَتُنَا مِنْ كُلِّ سُوءٍ بِشَلْمَهَتْ
بِقَافٍ وَ نُونٍ ثُمَّ حَامِيمٍ بَعْدَهَا
وَ فِي سُورَةِ الدُّخَانِ سِرًّا قَدْ اُحْكِمَتْ
بِاَلِفٍ وَ لَامٍ وَ النِّسَاءِ وَ عُقُودِهَا
وَ فِي سُورَةِ الْاَنْعَامِ وَ النُّورِ نُوِّرَتْ
وَ اَلِفٍ وَ لَامٍ ثُمَّ رَاءٍ بِسِرِّهَا
عَلَوْتُ بِنُورِ الْاِسْمِ مِنْ كُلِّ مَا جَنَتْ
وَ اَلِفٍ وَ لَامٍ ثُمَّ مِيمٍ وَ رَائِهَا
اِلٰى مَجْمَعِ الْاَرْوَاحِ وَ الرُّوحِ قَدْ عَلَتْ
بِسِرِّ حَوَامِيمِ الْكِتَابِ جَمِيعِهَا
عَلَيْكَ بِفَضْلِ النُّورِ يَا نُورُ اُقْسِمَتْ
بِعَمَّ عَبَسَ وَ النَّازِعَاتِ وَ طَارِقٍ
وَ فِي وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِ وَ زُلْزِلَتْ
بِحَقِّ تَبَارَكَ ثُمَّ نُونٍ وَ سَائِلٍ
وَ فِي سُورَةِ التَّهْمِيزِ وَ الشَّمْسِ كُوِّرَتْ
وَ بِالذَّارِيَاتِ الذَّرِّ وَ النَّجْمِ اِذَا هَوَى
وَ بِاِقْتَرَبَتْ لِىَ الْاُمُورُ تَقَرَّبَتْ
وَ فِي سُوَرِ الْقُرْاٰنِ حِزْبًا وَ اٰيَةً
عَدَدَ مَا قَرَأَ الْقَارِى وَ مَا قَدْ تَنَزَّلَتْ
فَاَسْئَلُكَ يَا مَوْلَاىَ بِفَضْلِكَ الَّذِى
عَلَى كُلِّ مَا اَنْزَلْتَ كُتُبًا تَفَضَّلَتْ
بِاٰهِيًّا شَرَاهِيًّا اَذُونَاىِ صَبْوَةٍ
اَصْبَاوُثٍ اٰلِ شَدَّاىَ اَقْسَمْتُ بِطَيْطَغَتْ
بِسِرِّ بُدُوحٍ اَجْهَزَطٍ بَطَدٍ زَهَجٍ
بِوَاحِ الْوَحَا بِالْفَتْحِ وَ النَّصْرِ اَسْرَعَتْ
بِنُورِ فَجَشٍ مَعَ ثَظْخَزٍ يَا سَيِّدِى
وَ بِالْاٰيَةِ الْكُبْرَى اَمِنِّى مِنَ الْفَجَتْ
بِحَقِّ فَقَجٍ مَعَ مَخْمَةٍ يَا اِلٰهَنَا
بِاَسْمَائِكَ الْحُسْنَى اَجِرْنِى مِنَ الشَّتَتْ
حُرُوفٌ لِبَهْرَامٍ عَلَتْ وَ تَشَامَخَتْ
وَاسْمُ عَصَا مُوسٰى بِهِ الظُّلْمَةُ انْجَلَتْ
تَوَسَّلْتُ يَا رَبِّ اِلَيْكَ بِسِرِّهَا
تَوَسُّلَ ذِى ذُلٍّ بِهِ النَّاسُ اهْتَدَتْ
حُرُوفٌ بِمَعْنَاهَا لَهَا الْفَضْلُ شُرِّفَتْ
مَدٰى الدَّهْرِ وَ الْاَيَّامِ يَا رَبِّ انْحَنَتْ
دَعَوْتُكَ يَا اَللهُ حَقًّا وَ اِنَّنِى
تَوَسَّلْتُ بِالْاٰيَاتِ جَمْعًا بِمَا حَوَتْ
فَتِلْكَ حُرُوفُ النُّورِ فَاَجْمَعْ خَوَاصَّهَا
وَ حَقِّقْ مَعَانِيهَا بِهَا الْخَيْرُ تُمِّمَتْ
وَ اَحْضِرْنِى عَوْنًا خَدِيمًا مُسَخَّرًا
طُهَيْمَفَيَائِيلُ بِهِ الْكُرْبَةُ انْجَلَتْ
فَسَخِّرْ لِى فِيهَا خَدِيمًا يُطِيعُنِى
بِفَضْلِ حُرُوفِ اُمِّ الْكِتَابِ وَ مَا تَلَتْ
وَ اَسْئَلُكَ يَا مَوْلَاىَ فِي اسْمِكَ الَّذِى
بِهِ اِذَا دُعِىَ جَمْعُ الْاُمُورِ تَيَسَّرَتْ
اِلٰهِى فَارْحَمْ ضَعْفِى وَ اغْفِرْ لِى زَلَّتِى
بِمَا قَدْ دَعَتْكَ الْاَنْبِيَاءُ وَ تَوَسَّلَتْ
اَ يَا خَالِقِى يَا سَيِّدِى اِقْضِ حَاجَتِى
اِلَيْكَ اُمُورِى يَا اِلٰهِى تَسَلَّمَتْ
تَوَسَّلْتُ يَا رَبِّ اِلَيْكَ بِاَحْمَدَا ص
وَ اَسْمَائِكَ الْحُسْنٰى الَّتِى هِىَ جُمِّعَتْ
فَجُدْ وَ اعْفُ وَ اَصْفَحْ يَا اِلٰهِى بِتَوْبَةٍ
عَلٰى عَبْدِكَ الْمِسْكِينِ مِنْ نَظْرَةٍ عَبَتْ
وَ وَفِّقْنِى لِلْخَيْرِ وَ الصِّدْقِ وَ التُّقَى
وَ اَسْكِنَّنِى الْفِرْدَوْسَ مَعَ فِرْقَةٍ عَلَتْ
وَ كُنْ بِى رَؤُوفًا فِي حَيَاتِى وَ بَعْدَمَا
اَمُوتُ وَ اَلْقٰى ظُلْمَةَ الْقَبْرِ انْجَلَتْ
وَ فِي الْحَشْرِ بَيِّضْ يَا اِلٰهِى صَحِيفَتِى
وَ ثَقِّلْ مَوَازِينِى بِلُطْفِكَ اِنْ خَفَّتْ
وَ جَوِّزْنِى حَدَّ الصِّرَاطِ مُهَرْوِلاً
وَ احْمِنِى مِنْ حَرِّ نَارٍ وَ مَا حَوَتْ
فهٰذاَ خَواتِمُهُنَّ مَنْ قَدْ خَصَّصْتُها
بِسِرٍّ مِنَ الْأَسْرارِ فى اللَوْحِ أُنْزِلَتْ
ثَلاثُ عِصِىِّ بَعْدخاَتَمٍ صُفِّقَتْ
على رَأْسِها مِثْلُ السِّهامِ تَقَوَّمَتْ
وَميمٌ طَمِيسٌ أبْتَرُ ثمّ سُلَّمُ
وفى وَسَطِها بِاالْجَرَّتَيْنِ تَشَرْبَكَتْ
وأرْبَعَةٌ تُحْكىٖ الأَنامِلَ بعْدها
تُشيرُ إلى الْخَيْراتِ والرِّزْقِ جُمِّعًتْ
وَهاءٌ شَقٖيقٌ ثُمّ واوٌ مُقَوًسٌ
كَأَنْبوبِ حَجّامٍ مِنَ السِّرِّ قَدْحَوَتْ
وأواخِرُها مِثْلُ الأَوائلِ خاتَمٌ
خُماسِيٌّ أرْكانٍ بِهِ السِّرُّ قَدْحَوَتْ
فَعَدِّلْهُ مِنْ بعْدِ عَشْرٍ ثَلاثةً
ولاتَكُ فى إحْصائها مُتَوَهِّمتْ
ثلاثٌ مِن التّوْراتِ لاشَكَّ أرْبَعُ
وأرْبَعٌ مِنْ إنْجيلِ عيسىٰ بْنَ مَرْيَمَتْ
وخمْسٌ مِنَ الْقُرْاٰنِ هُنَّ تَمامُها
إلى كُلّ مَخْلوقٍ فَصٖيحٍ وأبْكَمَتْ
فهٰذا إسْمُ اللهِ جَلّ جلاله
وأسْمائُهُ عِنْدَ البَرِيَّةِ قَدْ سَمَتْ
فهٰذا إسْمُ اللهِ يا قارئُ إنْتَبِه
ولاترْتَدِدْ تَبْلى لِروحِكَ بالْخَبَتْ
فهٰذا إسْمُ اللهِ يا جاهِلُ إعْتَقِدْ
وإيّاكَ تَشْكُكْ تَتْلُفُ الرّوحَ والجَنَتْ
فَخُذْ هٰذِه الْأسْماءَ وَاخْفِها
فَفيها مِنَ الْأسْرارِ مالا بِهٖ لَوَتْ
بها العهد والميثاق والوعد والقيا
وبالمسك والكافور حقا قد اخدمت
……
وَ سَامِحْنِى مِنْ كُلِّ ذَنْبٍ جَنَيْتُهُ
وَ اغْفِرْ خَطِيئَاتِى الْعِظَامَ وَ اِنْ عَلَتْ
فَيَا حَامِلَ الْاِسْمِ الَّذِى جَلَّ قَدْرُهُ
تَوَقّٰى بِهِ كُلَّ الْاُمُورِ تَسَلَّمَتْ
فَقَاتِلْ وَ لَا تَخْشَ وَ حَارِبْ وَ لَا تَخَفْ
وَ دُسْ كُلَّ اَرْضٍ بِالْوُحُوشِ تَعَمَّرَتْ
وَ اقْبِلْ وَلَا تَهْرَبْ وَ خَاصِمْ مَنْ تَشَاءُ
وَلَا تَخْشَ بَأْسًا لِلْمُلُوكِ وَلَوْ حَوَتْ
فَلَا حَيَّةٌ تَخْشَى وَلَا عَقْرَبٌ تَرَى
وَلَا اَسَدٌ يَأْتِى اِلَيْكَ بِهَمْهَمَتْ
وَلَا تَخْشَ مِنْ سَيْفٍ وَلَا طَعْنَ خَنْجَرٍ
وَلَا تَخْشَ مِنْ رُمْحٍ وَلَا شَرٍّ اَسْهَمَتْ
جَزَا مَنْ قَرَأَ هذَا شَفَاعَةُ اَحْمَدٍ ص
وَ يُحْشَرُ فِي الْجَنَّاتِ مَعَ حُورٍ صُفِّفَتْ
وَ اعْلَمْ بِاَنَّ الْمُصْطَفٰى ص خَيْرُ مُرْسَلٍ
وَ اَفْضَلُ خَلْقِ اللهِ مَنْ قَدْ تَفَرَّقَتْ
وَ صَدِّرْ بِهِ مِنْ جَاهِهِ كُلَّ حَاجَةٍ
وَ سَلْهُ لِكَىْ تَنْجُو مِنَ الْجَوْرِ وَ الطَّغَتْ
وَ صَلِّ اِلٰهِى كُلَّ يَوْمٍ وَ سَاعَةٍ
عَلَى الْمُصْطَفٰى الْمُخْتَارِ مَا نَسْمَةٌ سَمَتْ
وَ صَلِّ عَلَى الْمُخْتَارِ وَ الْاٰلِ كُلِّهِمْ
كَعَدِّ نَبَاتِ الْاَرْضِ وَ الرِّيحِ مَا سَرَتْ
وَ صَلِّ صَلَاةً تَمْلَأُ الْاَرْضَ وَ السَّمَاءَ
كَوَبْلِ غَمَامٍ مَعَ رُعُودٍ تَجَلْجَلَتْ
فَيَكْفِيكَ اَنَّ اللهَ صَلّٰى بِنَفْسِهِ
وَاَمْلَاكَهُ صَلَّتْ عَلَيْهِ وَ سَلَّمَتْ
وَ سَلِّمْ عَلَيْهِ دَائِمًا مُتَوَسِّلاً
مَدٰى الدَّهْرِ وَ الْاَيَّامِ مَا شَمْسٌ اَشْرَقَتْ
وَ سَلِّمْ عَلَى الْاَطْهَارِ مِنْ اٰلِ هَاشِمٍ
عَدَدَ مَا حَجَّ الْحَجِيجُ وَ سَلَّمَتْ
وَارْضَ يَا اِلٰهِى عَنْ اَبِى بَكْرٍ مَعَ عُمَرَ
وَارْضَ عَلٰى عُثْمَانَ مَعَ حَيْدَرِ الثَّبَتْ
كَذَا الْاٰلُ وَالْاَصْحَابُ جَمْعًا جَمِيعُهُمْ
مَعَ الْاَوْلِيَاءِ وَ الصَّالِحِينَ وَمَا حَوَتْ
مَقَالُ عَلِىٍّ وَ ابْنِ عَمِّ مُحَمَّدٍ
وَ سِرُّ عُلُومٍ لِلْخَلَائِقِ جُمِّعَتْ

CELCELUTİYE DUASI

بَدَأْتُ بِبِسْمِ اللهِ رُحِى بِهِ اهْتَدَتْ
إِلَى كَشْفِ أَسْرَارٍ بِبَاطِنِهِ انْطَوَتْ

Bede’tü bibismillêhi rûhi bihî nehtedet
İlê keşfî esrarin bibatinihi intavet
1. Bismillah ile başladım; ruhum, O’nun sayesinde o besmele içinde saklı olan çok sırları keşfetti.
Ve salleytü fişşani ala hayrü halkihi
Muhammedin men zahaddalalete velğalet
2. İkincisinde O’nun yarattıklarının en hayırlısı olan Hz. Muhammed’e salavat getirdim. O Muhammed ki (dünyadan) bütün dalalet ve yanlışlıkları gidermiştir.
İlahi lekad aksemtü biismike daiyen
Biacin ehvecin celcelutin helhelet
3. Ey İlâhım, Senin ismine dayanarak dua ettim. Hep açık olan ve gittikçe parlayan Ehad ve Bedi’ isimlerinle Sana yalvarıyorum.
Seeltüke bil ismil âzâmi gadruhû
Ve yessir umrî yê elihî bisalmehet.
4. Kadîr ve şanı yüce olan isminle Senden istedim. Ey güçlü (kadîr) Allah’ım, Sen islerimi kolaylaştır.
Ve yê hayyü yê gayyûmu ed’ûke râcian
Biêvin eyûcin celceliyyûtin helhelet
5. Ey Hayy ve Kayyûm olan Allah’ım, daima, umut ederek Sana yalvarıyorum. Ehad ve Bedi’ isimlerini şefaatçi yaparak yüksek sesle bağırıp Sana yalvarıyorum.
Bisamsâmin tamtâmin ve yê [k]hayra bêzi[k]hin
Bimihrâsi mihrâsin bihin-nêru u[k]hdimet
6. Denizin ortasına vurulan kılıç gibi olan isimlerinle ey yaratanların en hayırlısı olan Allah’ım; hadiseleri yönlendiren, savaş ve barışı sağlayan isimlerinle Sana yalvarıyorum ki, bu fitne ateşi söndürülsün!
Biâcin ehûcin yâ ilâhî muhevvicin
Ve yâ celcelûtin bil icâbeti helhelet.
7. Ey İlâhim, her derde, her ise ânında müdahale eden ve süratli bir şekilde icabet eden Allah, Ehad ve Bedi’ isimlerinle sana yalvarıyorum.
Lituhyî hayâtel kalbi min denesin bihî
Bigayyûmin gâmessirru fîhî ve eşragat
8. Ki kalbin hayatını canlandırasın, yani ondaki kirleri gideresin. Kayyûmiyetinle onu ayakta tutasın, o kayyûmiyet sırrı onda hep var kalsın, ve daima parlasın.
Aleyye ziyâun min bevêrigi nûrihî
Feleha alê vechî senâün ve ebragat
9. Bu Hayy ve Kayyûm nûrunun çok şimşeklerinden bir ziya üzerime parladı, yüzüme (kalbime) bir parıltı geldi ve şimşek çaktı.
Ve subbe alê kalbî şeâbîbu rahmetin
Bihikmeti mevlânel kerîmi feentagat
10. Ve kalbimin üzerine rahmet sağanakları döküldü. Kerîm olan, Mevlâ’mız Allah’ın hikmetiyle… Ve bu şekilde, bu rahmet, hikmet, kerem hakikatleri konuştular.
Ehâtat bihil envêru min külli cânibin
Ve heybetü mevlênêl azîmi binâ alet.
11. Bundan sonra her yönden Nurlar beni kuşattı. Ve büyük olan sahibimiz Allah’ın haşmeti, bizi yüceltti.
Fesübhânekellâhümme yê [k]hayra [k]hâligin
Ve yê [k]hayra [k]hallâgin ve ekrame men beat.
12. Allah’ım Seni tenzih ederim, Sen yaratanların en hayırlısısın. Ve çok mükemmel bir şekilde çok çok yaratansın ve biat (antlaşma) yapanların en iyisisin!
Febelliğinî gasdî ve külle merâribî
Bihaggi hurûfin bilhîcâi tecemmeat.
13. Allah’ım, beni maksadıma ulaştır, bütün ihtiyaçlarımı gider. Hece harfleri seklinde toplanan Hurûf-u Mukattaa hakki için…
Bisırri hurûfin ûdiat fî azîmetî
Binûri nûri senâil ismi verrûhi gad alet
14. Muskama emanet olarak bırakılan harflerin sırrı hürmetine; İsimlerinin nûrunun parlaklığı hürmetine; yüce olan Ruhların hürmetine;
Efizli min’el envari ya rabbi feyzuhü
Bissirri ve ahya meyyiti kalbi bisalsalat
15. Bana nurlardan parlak bir feyiz akıt; üzerime gelsin, Nûr isminle kalbimin ölülüğünü dirilt!
Elê ve elbisennî heybeten celâleten
Ve küffe yedel eğdâi annî bialmehet
16. Ey Allah’ım, bana bir heybet ve celâl giydir. Düşmanların ellerini ilim sayesinde benden uzaklaştır.
Elê vehcubennî min aduvvin ve hâsedin
Bihaggi şemâ[k]hin eşme[k]hin sellemet semet.
17. Allah’ım, benimle her nevi düşman ve kıskançlık arasına perde koy, yüce olan ve barışı sağlayan Kadîr ve Azîz isimlerinin hürmetine!
Binûri celâlin bêzi[k]hin ve şeranta[k]hin
Biguddûsi berkûtin bihiz-zulmetuncelet.
18. Tecelli etmekte olan Celâl ve büyüklüğünün nûruyla; Merhamet ve Şefkatinle; çok çok bereketli olan Kuddüs isminle, Sen bu karanlıkları aydınlığa çevir.
Elê vagdi yâ rabbehû binnûri hâcetî
Binûri eşme{k]hin celyen serîan gadingadat.
19. Ey bu milletin Rabbi olan Allah’ım, Sen Nûr ile ihtiyacımı yerine getir. Öyle bir Nûr ki, tecellisi seri olur. Ve hemen is biter.
Biyêhin ve yêyûhin nemûhin esâliyen
ve yê âliyen yessie umûrî bisaysalet
20. Her bir peygamberini bir İsm-i A’zâm’a mazhar edip onları mucizelerle muvaffak ettiğin gibi, Sen Kâfi isminle islerimi kolaylaştır.
(Mucize değil de Sen bana yetersin!)
Ve emnihnî yêzel celâli kerâmeten
Biesrâri ilmin yê hâlimu bikencelet
21. Ey yüce büyüklük Sahibi, Sen sadece bana (ilmî) bir keramet ver; ilim esrarı bana açılsın çünkü Sen bütün akılların ve zekâların sahibisin. Onlar ancak Seninle açılıyorlar.
Ve {k]hallisnî min külli hevlin ve şiddetin
Binassi hakîmin gâtiisırri esbelet
22. Beni her türlü korku ve şiddetten kurtar; esprisi, kesin olan, hikmetli bilimsel ve kuşatıcı bir söz ile…
Ve ehrisni yêzel celâli bikêfi kun
E yâ cêbiral galbil kesîri minel [k]habet
23. Ey Celâl Sahibi Allah’ım, beni kün kef’ i ile koru, ey heybetten ve başarısızlıktan dolayı kırılan kirik kalpleri tamir eden ve onları canlandıran Allah’ım!
Ve sellim bibahrin ve ağtînî [k]hayra berrihê
Feente melâzî velkurûbi bikencelet
24. Bana (ilimden) bir deniz ver, ve o denizin karasının en hayırlı kısmını bana nasip et; çünkü Sen benim sığınağımsın, ve bütün sıkıntılar, ancak Seninle gider…
Ve subbe aleyyer-rizga sabbete rametin
Feente racêul âlimîne velev tağat
25. Ve üzerime rızkı rahmet seli gibi yağdır. Çünkü insanlar azsa da Sen onların umudusun.
Ve esmim ve ebkim sümme ağmi aduvvenê
Vee[k]hrishum yêzel celâli bihavsemet
26. Sen düşmanlarımızı sağır, dilsiz ve kör et; (bizim ne yaptığımızı bilmesinler…) Ey güçlü Allah’ım, Sen Celâl ve büyüklüğünle onları kekeme eyle! (Millete yanlışı anlatmasınlar!)
Ve fî havsemin mea devsemin veberâsemin
Tehassentu bil ismil azîmi minel ğalat
27. Alîm ve Ganî isimlerinle beraber Kudretinin dairesinde, İsm-i Azâm’ınla yanlış yapmaktan korundum.
Veeğtif gulûbel âlimîne biesrihê
Aleyye ve elbisennî gabûlen bişelmehet
28. Bütün insanların kalplerini üzerime cevir. Ve Selâm isminin hürmetine bana onlardan bir kabul duygusu nasip et!
Ve yessir umûranê yê ilêhî ve ağtinê Minel izzi vel ulyê bişem[k]hin veeşme[k]hat
29. Ya İlâhî islerimi kolaylaştır, ve bize izzet ve yücelik ver. Alî ve A’lâ isimlerinin hürmetine!…
Ve esbil aleynês-setra veşfi gulûbenê
Feente şifâün lilgulûbi minel ğaset.
30. Ve üstümüze örtünü sarkıtıver; kalplerimize şifa ver; Sen, korkulardan dolayı hastalanan kalplere şifanın ta kendisisin!
Ve bâriklenallâhümme fî cem’i kesbinê
Ve hulle ugûdel usri biyêyûhi irtehat
31. Ey Allah’ım, bütün çalışmalarımızı bize bereketli kil, ve her şeyi kolaylaştıran Hû isminle bütün zorluk düğümlerini çöz!
Biyêhin ve yê yûhin ve yê [k]hayra bêzi[k]hin
Ve bê men lenel erzâgu min cûdihî nemet
32. Ey İlâhî, Allah, Hû, Hêyra’l-Hâlikîn isimlerinle; ve bütün rızıkların, güzelliklerin onun cömertlik hazinesinden gelişip gelen Cevad isminle Sana yalvarıyorum.
Neruddu bikel eğdâe min külli vichetin
Vebil ismi termîhim minel buğdi bişşatet
33. Senin gücünle, her yönden gelen bütün düşmanları reddediyoruz, geri gönderiyoruz! Ve Sen İsm-i Azâm’ınla, uzaktan onlara vurup, onları dağıtıyorsun!
Ve e[k]hazilhüm yêzel celêli bi fadli men
İleyhi seat dab’ül felâti vegad şeket
34. Ya Rabbi, ya Ze’l-Celâl Allah’ım, çöl kelerinin gelip kendisine şikayette bulunduğu, Hz. Muhammed hürmetine Sen o düşmanlarımızı rahmetinden mahrum et! (onları başarısız kıl!)
Feente recâî yê ilêhî ve seyyidî
Fefulle lemîmel ceyşi in râme bî abet
35. Ya İlâhî, umudum Sensin, efendim Sensin; eğer bana tam isabet edecek bir ok atmak istemişlerse, Sen onların okunu yamult! (Onlara dönsün!)
Ve küffe cemîal mudirrîne keydehum
Veinnî biigsêmike hatmen vemê havet
36. Ya Rabbi, kesin olan iraden ile bütün zarar verenlerin tuzaklarını ve içlerinde sakladıkları kinlerini benden çevir.
Feyê [k]hayra mes’ûlin ve ekrame men eğtâ
Ve yê [k]hayra me’mûlin ilê ümmetin [k]halet
37. Ey kendilerinden dilekte bulunulanların en hayırlısı, ve ihsan edenlerin en hayırlısı; ey umut edilenlerin en hayırlısı, Sen gelmiş geçmiş bu ümmete rahmet eyle! (onları basarili kil!)
Egit kevkebî bil ismi nûran ve behceten
Mededdehri vel eyyâmi yê nûru celcelet
38. İsmi Nûr ve güzellik olan yıldızımı parlat; günler ve çağlar boyunca, ey sürekli parlayan Nûr olan Allah’ım!
Biêcin ehûcin celmehûcin celêleten
Celîlin celceliyyûtin cemêhin temehracet
39. Senin Allah, Ehad, ……, Celâl, Celîl, Bedi’, ………, isimlerin hep parlamaktadırlar.
Bitağdêdi ebrûmin ve simrâzi ebramin
Ve behratin tibrîzin ve ümmin teberraket
40. Bütün dualara kesin cevap veren isimlerini sayarak………. O isimlerinin ortaya çıkıp parlamasıyla çevrenin bereketiyle…..
Tugâdu sirâcunnûri sırran beyâneten
Tugâdû sirâcussurci sırran tenevverat
41. Nûr lambası, tutuşturuluyor, gizlice açıklanıyor. Lambaların lambası tutuşturuluyor, gizlice aydınlanıyor.
Binûri celêlin bêzi[k]hin ve şeranta[k]hin
Biguddûsi berkûrin bihinnêru u[k]hmidet
42. Celâl ve Hêlik isimlerinin nûruyla; ve kibriyânla; çok bereketli olan Kuddüs ismiyle; bu fitne ateşi söndürüldü.
Biyêhin ve yê yûhin nemûhin esâliyen
Bitamtâmi mihrâşin linêril idâsemet
43. Allah, Hû, Samed, Cebbar, Kahhar isimleriyle ve savaş deniziyle yükselen düşmanlık ateşi söndürülecektir.
Bihêlin ehillî şel’in şel’ûbin şêliin
Tahiyyin Tahûbin taytahûbin tayettahet
44. Allah, Hak, ……, Cemîl, Vedûd ve Mucîb, ………. isimlerinin hürmetine…….
?
45. Mürîd, Cemîl, Zâhir isminle taksim edilen; yüce ve yüceltilen ayetlerin (ve tefsirlerinin) şanı hürmetine…….
Enû[k]hin biyemlû[k]hin ve ebrû[k]hin ugsimet
bitemlî[k]hi êyêtin şemû[k]hin teşemme[k]hat
46. ……….?
Ebêzî[k]ha beyzû[k]hin ve zeymû[k]hin bağdehê
[k]hamêrû[k]ha yeşrû[k]hin bişer[k[hin teşemme[k]hat
47. ……….?
Bibel[k]hin ve simyênin zebêzu[k]hin bağdehê
Bizeymû[k]hin eşmû[k]hin bihîl kevnü ummirat
48. ………..
Bişelme[k]hatin(ni)gbel duâî ve kün meî
Ve kün lî minel ağdêi hasbî fegad beğat
49. Selâm isminle duamı kabul et, ve benimle beraber ol; düşmanlara karşı bana Sen kâfi gel; çünkü onlar çok azdılar.
Feyê şem[k]hasê yê şem[k]hasê ente şemle[k]hâ
Ve yê aytalê hetlur-riyâhi te[k]hal[k]halet
50. Ey yüceler yücesi, Sen gerçekten yücesin; Sen gerçek Haksin, diğer işler sadece araya giren bir rüzgar esintisi gibidir.
Bikel havlu vessavluş-şedîdu limen etê
Liebi cenâbike veltecê zulmetüncelet
51. Senin dergahına gelen ve iltica eden bütün havl (kasdî güç) ve şiddetli saldırı, ancak Seninledir ve Senin bu kuvvetinle ancak zulmet dağılır.
Bi tâ-hâ ve yâ-sîn ve tâ-sîn kün lenê
ve tâ-sîn-mîm lisseâdeti egbelet
52. Tâhâ, Yâsîn ve Tâsîn ile bizim için ol, mutluluğumuz için Tâ Sîn Mîm ile bize dön!
Ve kêfin ve hê yêin ve aynin ve sâdihâ
Kifâyetünê min külli aynin binê havet
53. Kâf Hâ Yâ Ayn ve Sadlarıyla; bizi kuşatan her kötü gözden korunuruz!
Bi hâ mîmin aynin sümme sînin ve gâfihê
Himâyetünê min külli sûin bişelmehet
54. Hâ Mîm, Ayn sonra Sîn ve Kaflarıyla; Selâm isminle her nevi kötülükten korunuruz!
Bi gâfin ve nûnin sümme hâ mîmin bağdehê
Ve fî surâtid-du[k]hâni sirran gad uhkimnet
55. Kaf ve Nûn ve onlardan sonraki Hâ Mîm ile yine korunuruz, Ve Duhan suresinde sağlam bir sır vardır.
Bi êlifin ve lâmin vennisêi veugûdihê
Ve fî sûretil en’âmi vennûri nuvvirat
56. Elif Lam ile ve Nîsâ sûresiyle, ve Mâide ukûduyla; En’âm ve Nûr surelerinde bir nur parlamıştır.
Ve êlifin ve lâmin sümme râin bisirrihê
Alevtü binûril ismi min külli mê cenet
57. Elif Lâm sonra peşlerindeki Ra sırrıyla; Nûr isminle bütün (süflî) ruhanilerin üstüne çıktım.
Ve êlifin ve lâmin sümme mîmin ve râihê
İlê mecmail ervâhi verrûhu gad alet
58. Elif Lam sonra Mîm ve Ra’sı ile Ruhların mecmaina yükseldim. Fakat gerçek Ruh çok yücedir.
Bisırrin havêmîmil kitêbi cemîihê
Aleyke bifadlinnûri yê nûru ugsimet
59. Kitabin (Kurân’ın) bütün Hâ Mîm’lerinin sırrıyla üzerime Nûr isminin fazlı aksin, ey bölümlere ayrılmış Nûr!
Biamme abese vennêziâti ve târigin
Ve fî vessemêi zâtil burûci ve zulzilet
60. Amme, Abese, Nâziat ve Târik sûrelerinle Ve’s-semâ-i Zâti’l-Burûc ve Zilzal sûrelerinde…..
Bihaggi tebêrake sümme nûnin ve sêilin
Ve fî sûretitt-tehmîzi veşşemsi kuvvirat
61. Tebâreke, sonra Nûn sonra Seele Sâil sûreleri hürmetine. Hümeze, Ve’s-semsi Küvvirat surelerinde………
Ve bizzâriyâtiz-zerri vennecmi iz hevê
Ve bigterabet liyel umûru tegarrabet
62. Ve’z-zâriyât-i zerven, Ve’n-necmi izâ hevâ, Veikterabet sûreleriyle bana isler yakınlaştırıldı.
Ve fî suveril gur’êni hizben ve êyeten Adede nê garael gâriu vemê gad tenezzelet
63. Bütün Kurân sûrelerinin içinde hizip ve ayet olarak, okuyanın okuduğu ve manen nâzil olduğu kadar sırlar vardır.
Fees elüke yê mevlâye fî fadlikellezî
Alê külli mê enzelte kutben tefeddalet
64. İşte ey Allah’ım, Senin fazlınla bu şekilde yazdırdığın üstün kitaplar hürmetine Sana yalvarıyorum.
Biêhiyyen şerâhiyyen ezûnêyi sabvetin
Esbâvusin êli şeddeye egsemtü bitaytağat
65- (Mealen) Rahman ve Rahim isminin tecellisiyle yeni ve harika olarak Esmâ-i Hüsnâ’na dayanılarak yazılmışlar, ve Hakîm ismiyle taksim edilmişler.
Bisirrin budûhin echezetin betadin zehecin
Bivêhil vâhâ bil fethi vennasri esraat
66. ……….. Senin Esmâ-i Hüsnâ’n sırrıyla fetih ve nasrı (ilâhî yardımı) süratli netice verirler.
Binûri feceşin mea set[k]hatin yê seyyidî
Vebil âyetil kübrâ eminnî minel fecet
67. Kibriya ve Hâkimiyetinin nuruyla ey efendim; ve Âyetü’l-Kübra ile beni ani felaketlerden emin kil!
Bihaggi fegacin mea me[k]hmetin yê ilêhê
Biesmâikel husnê ecirnî mineş-şetet
68. Ey İlâhım, zuhûr ve kemalâtının hakki için ve bu şekilde odaklanan Esmâ-i Hüsnâ’n ile beni dağınıklıktan kurtar…
?
69. ?
Hurûfun libehrâmin alet veteşê me[k]hat
Vesmu asâ Mûsâ bihiz-zulmetuncelet
70. Bunlar Nûr harfleridir. Yüce ve yüksektirler. Asâ-yi Mûsa ismiyle de karanlık dağıldı.
Tevesseltü yâ rabbi ileyke bisirrihê
Tevessüle zî züllin bihinnêsüytedet
71. Ya Rabbi onun sırrıyla Sana yalvarıyorum. Gayet zillet içindeki birinin yalvarışıyla… Ki; onunla insanlar hidayet buluyor…
Hurûfun bimağnâhê lehel fadlü şurrifet
Mededdehri vel eyyâmi yâ rabbinhanet
72. Bu manadaki bütün kelimelerin san ve şerefi, üstünlüğü vardır. Günler ve çağlar devam ettikçe; ya Rabbi Sen şefkat et!
Deavtüke yâ Allâhu haggan ve innenî
Tevesseltü bil êyêti cem’an bimê havet
73. Ya Rabbi, gerçekten ben Seni çağırdım; bütün ayetlerle ve ayetlerin içindekileriyle Sana yalvardım!
Fetilke hurûfun-nûri fecmağ [k]havâssahê
Ve haggig meânihê bihel [k]hayru tummimet
74. İşte bütün bunlar nur kelimeleridir, onların özelliklerini topla. Ve manalarını tahkik et; bütün hayır onlarla tamamlanır…
Feehdirnî avnen [k[hâdimen musa[k]h[k]haran
Tuheymefeyâile bihil kurbetüncelet
75. İşte ya Rabbi, bana musahhar bir yardımcıyı daima hazır et: Allah’ın hadimi; onunla bütün sıkıntılarım gider…
fese[k]h[k]hirlî fîhê [k]hadîmen yutîunî
Bifadli hurûfi ümmil kitêbi vemê telet
76. O hadimler içinde bana itaat eden bir hizmetkarı musahhar kil; Fatiha ve peşinde gelen Kurân hurufâtı hürmetine…
Ve es’elüke yê mevlêye fismikellezî
Bihî izê duiye cem’ul umûri tevesserat
77. İşte ya Rabbi, Senin o İsm-i Azâm’ınla Sana yalvarıyorum ki; onunla dua edildiği zaman bütün isler kolaylaşır.
İlêhî ferham dağfî veğfirlî zelletî
Bimê gad deatkel enbiyâu ve tevesselet
78. Ya İlâhî, Sen zayıflığıma acı, zellelerimi bağışla; o dua sayesinde ki, bütün peygamberler onlarla dua etmiş ve yalvarmıştır…
Eyê [k]hâligî yê seyyidî igdi hâcetî
İleyke umurî yê ilêhî tesellemet
79. Ey Hâlikim, ey Efendim, ihtiyacımı kaza et. Ya Rabbi bütün islerim Sana teslimdir…
Tevesseltü yâ rabbi ileyke biehmedê
Ve esmâikel husnelletî hiye cummiat
80. Ya Rabbi, Hz. Muhammed’in sana olan yakınlığıyla (velayetiyle) sana yalvarıyorum; ve Onda birlesen Esmâ-i Hüsnâ’n ile Sana yalvarıyorum.
Fecud vağfu vesfah yê ilêhî bitevbetin
Alê abdikel miskîni min nezratin abet
81. Sen cömertliğinle, af ve safhınla tövbelerimizi kabul etmekle miskin olan kuluna muamele et; beni kötü bakışlardan koru!
Veveffignî lil[k]hayri vessıdgi vettugâ
Veeskinniyel firdevse mea firgatin alet
82. Beni hayra, doğruluğa ve takvaya muvaffak eyle; ve yüksek cemaat ile Firdevs Cennetine yerleştir.
Vekün bî raûfen fî hayêtî ve bağde mê
Emûtu veelgâ zulmetel gabrincelet
83. Hayatımda ve öldükten sonra, ve kabrin karanlıklarını üstümden atıp, nuru görünce bana şefkatle muamele et.
Ve filhaşri beyyid yê ilêhî sahîfetî
veseggil mevêzînî bilutfike in [k]haffet
84. Ve haşirde ya İlâhî amel defterimi beyaz kil; eğer tartılarım hafif gelirse Sen onları ağırlaştır.
Vecevviznî haddes-sırâtimuhervilen
Vehminî min harri nârin vemê havet
85. Beni hızla Sırat sınırından geçir. Beni ateşin (Cehennemin) ve içindekilerin sıcaklığından koru!
Vesâmihnî min külli zenbin ceneytuhû
Vağfir [k]hatîyetiyel izâme ve in alet
86. Ve islediğim bütün günahlarda bana müsamaha göster. Çok çok kabarık olsa da benim bütün günahlarımı affet…
Bazı nüshalarda bu kısım terk ediliyor.

Bu; indirilen levhadaki sırlardan bir sır ile, özel olarak seçtiğim kimseye onların mühürleridir!

Mühürden sonra onların başında ok gibi hizaya sokan sıralanmış üç sopa!

Ve sönük (tek gözlü) mim ebterdir, sonra merdiven! Ortasında iki esre ile…???

Ve ondan sonra Hayırlara ve yığılmış rızka işaret eden, hikaye (tarif) edilen dört parmak ucu?!

İki gözlü “He”, sonra kıvrık “vav”, hacamat yapanın tüpü gibi barındırdığı sırdan (alan)!

Ve onların sonunda başındaki gibi mühür var! Taşıdığı sır o beş esasta!

On üç’ten sonra onu değiştir! Onu saymada sakın vehme kapılma! (şüpheye düşüp vazgeçme!)

Üç Tevrat’tan, hiçbir şüphe yok dört! Ve dört Meryem oğlu İsa’nın İncil’inden!

Beş de Kuran’dan. Onlar onun tamamıdır! Her bir mahluka apaçık, dilsiz değil!

İşte bu Allah celle celalühü’nün ismidir! O’nun isimleri yeryüzünde yücedir!

Ey okuyan! Bu Allah’ın ismidir! Dikkat et! Ruhun sönüp, pörsüyüp solmasın (irtidat etmesin)!

Ey cahil! Bunlar Allah’ın isimleridir! İnan! Sakın şüphe etme! Ruhu telef edip, cinayet işlemeyesin!

Bu isimleri al ve gizle! İçlerinde saptırmayan sırlar vardır!
**********
Feyê hâmilel ismillezî celle gadruhû
Teveffê bihî küllel umûri tesellemet
87. İşte ey şanı yüce İsm-i Azâm’ı taşıyan! Sen tehlikeli bütün durumlardan kurtulacaksın, sonunda selamete ereceksin.
Fegâtil velê te[k]hşe vehârib ve lê te[k]haf
Vedus külle ardin bilvûhûşi teammerat
88. Dövüş, çekinme; savaş, korkma; vahşilerle mamur olmuş bütün her yere bas!
Veegbil velê tehrab ve [k]hâsim men teşêü
Ve lê te[k]hşe be’sen lil mulûki velev havet
89. Karşıla, kaçma; dilediğin her düşmanla mücadele et; her yeri kuşatmış olsalar da kralların şiddetinden korkma!
Felê hayyetün te[k]hşê velê agrabun terâ
Velê esedün ye’tî ileyke bihemhemet
90. Korkacağın bir yılan olmayacak; göreceğin bir akrep olmayacak; ve sallanarak sana gelen bir arslan olmayacak!
Velê te[k]hşe min seyfin velê tağni [k]hancerin
Velê te[k]hşe min rumhin velê şerrin eshemet
91. Kılıçtan korkma, hançerin darbesinden korkma, mızraklardan korkma, ve okların şerrinden de korkma!
Cezâ men garâ hêzê şefêatü Ahmedê
Veyuhşeru il cenneti mea hûrin suffifet
92. İşte bunu okuyanın mükâfâtı Zât-i Ahmediye’nin şefaatidir. Ve cennetlerde saf olmuş hûrilerle beraber haşrolacaktır.
Vağlem biennel Mustafâ [k]hayru mürselin
Veefdalü [k]halgillêhi men gad teferragat
93. Ve bil ki, Hz. Muhammed Mustafa peygamberlerin en hayırlısıdır. Ve Allah’ın dağınık (çeşit çeşit) yaratıklarının en üstünüdür.
Vesaddir bihî men câhihî külle hâcetin
Veselhu liken tencuve minel cevri vettağat
94. Her ihtiyacın anında O’nun (A.S.M) makamını kendine şefaatçi yap; Ondan iste ki zulümden ve azgınlardan kurtulasın…
Ve salli ilêhî külle yevmin vesêatin
Alel Mustafâl mu[k]khtâri mê nesmetün semet
95. Ya Rabbi, her gün ve her saat, her nesne hareket ettikçe, Sen, seçkin olan Hz. Muhammed Mustafa’ya salât ve rahmet indir.
Ve salli alel mu[k]htêri vel êli küllihim
Keaddi nebêtil ardi verrîhi mê seret
96. Sen o Seçkine ve bütün ailesine salât indir; yer bitkileri ve rüzgarın esintileri kadar.
Ve salli salêten temleul arda vessemêe
Kevebli ğamêmin mea ruûdin tecelcelet
97. Yeri ve göğü dolduran bir salât ile Ona salavât indir. Parlayan gök gürlemeleriyle beraber, yağan bulutların yağmuru kadar…
Feyekfîke ennallâhe sallê binefsihî
Veemlêkehû sallet aleyhi vesellemet
98. Ey Muhammed (A.S.M), bizzat Allah ve meleklerinin sana salât ve selam etmesi Sana yeter.
Vesellim aleyhi dâimen mutevessilen
Meded-dehri vel eyyâmi mê şemsün eşragat
99. Sen de daima, yalvararak O’na selam ve barış elini uzat. Güneş doğup günler ve çağlar geçtikçe…
Vesellim alel ethâri min âli Hâşimin
Adede mê haccel hacîcu vesellemet
100. Haşim ailesinden temiz olanlara da selam et. Hacıların hac edip verdikleri selam sayısınca…
Verda yê ilêhî an Ebî Bekrin mea Umera
Verda alê Usmâna mea Hayderiş-şebet
101. Ya İlâhî Ömer ile beraber Ebu Bekir’den razı ol; sâbit-kadem olan Haydar ile beraber Osman’dan da razı ol:
Kezel âlü vel ashâbu cem’an cemîuhum
Meal evliyêi vessâlihîne vemê havet
102. Ve böylece bütün Âl ve Ashaptan da razı ol, Evliya, Salihler ve içlerinde barınanlardan da razı ol…
Megâlü aliyyi vebni ammi Muhammedin
Vesirru ulûmin lil [k]halêigi cummiat
103. Bu Hz. Muhammed’in amcasının oğlu olan Ali’nin makalesidir. Yaratıklarla ilgili bütün bilgi sırları ve gizli bilgiler onda toplanmıştır.

DUÂDA GEÇEN ESKİ SÜRYÂNİCE KELİMELERİN TEFSİRİ

وهذا تفسير بعض الكلمات الغير مفهومة
(اج) الله (اهوج) الاحد (جل جليوت) البديع (جلجلت) القادر (بهي) الكافي (بهل) الودود (هلهلت) الباسط (طيطغت) الحي (غلمهت) القهار ذو البطش الشديد (شماخ) الحليم (اشمخ) الخالق (سلمة) سمت السلام (صمصام) الباريء (مهراش) الثابت (طمطام) القوي المتين (بازخ) الجليل (شرنطخ) الحي الباقي (برهوت) الرحيم (ياه) هو الله (يوه) الاول الاخر (نموه) الظاهر (اصاليا) الباطن (نجا عاليا) الوكيل (صلصلت) الكافي (حوسمت) القابض (حوسم) الرحمن (دوسم) الرحيم (براسم) الظهير (شلمهت) الفتاح (ارمخت) الغني المغني (تعداد) القوي (ايزام) المتين (سنداد كاهر) المجيب (بهراة تبريز) الاول الاخر (تاكر) النور (اباريخ) الحكيم (بيروخ) العدل (يبروخ) العزيز في جبروته (برخوا) المعز (شماريخ) المبدىء (شيراخ) المعيد (شروخ) القريب (تشمخت) عالم السر (يمليخ) القيوم (شمياثا) الحق (يانوخ) الوكيل (داميخ) الكريم (يشموخ) الحنان (على ما نرم حقا يرون بقنضب) الله الغالب على امره (تناو) الحسيب (ماه) ربي (اواه) المحيي (هشكاخ هشكاخ ) الوال المتعال (بهرام) العزيز (شمخثا) الرحمن (شلمخا) المغني (شلمخ) المعز (عيطلا) القوي القهار
ويجب ان يعلم الجميع ان التشكيل وضبط النطق مهم جدا فى السريانى
لانه مجرد التغيير فى التشكيل يغير المعنى للاسم
(( اللهم صل وسلم وبارك على رحمة العالمين رسولُ السلام صاحب الخلق الرفيع محمد النبي الصادق الأمين واجعلنا له ناصرين ومنصورين ومؤيدين ومتبعين حباً وإخلاصاً في طاعتك ورضاك وعلى آله وصحبه أجمعين ))
ذكر في كتاب كشف الأسرار المخفية أن
طريقة التثبت من أسماء الملوك بإسقاطها على الأسبوع
وكذا ذكر في كتاب سفر آدم وفي غيره من الكتب هذه
هي قاعدة القوم من قبلنا في معرفة صحة الأسماء..
وهذا ما أوردته في الغيلم لشرح الصفحة254من المنبع
وهناك 7 أسماء أخرى وهي روحانيات الملوك وجدتها بمخطوطة
وعند تقسيمها على الأسبوع خرجت صحيحة كلها وبلا تعديلات وهي كانت سبب ذهابي برأيي الذي هنا
ولم أتجرأ وضعها في الجدول وخاصة أني أشرح مافي المنبع ولا أتدخل وهو في المنبع لم يضعها.
فهل ممكن أن يكون بمسطرة الأعداد التوافق لهذه الدرجة؟؟!!:ـ
وقد يستغرب البعض ويُنكر هذا التقسيم المتقدم في الجدول بخصوص توزيع الطهاطيل والملوك السفلية والعلوية على الأيام، فنقول أنها ثلاثة:
الطهاطيل والملوك السفلية والملوك العلوية، وقد وزعناها بمقتضى ما قرروه الحكماء من قاعدة نسبة الأسماء إلى أيامها حسب ما سيرد في الشرح التفصيلي لاحقاً هنا، وهناك سبعة رابعة لهذه الثلاثة لم أذكرها لأنها خارجة عن الكتاب، وبها تتم أعمال الملوك السفلية حسب الترابط من علوي إلى سفلي، وهو الأسماء التي خُلقت منها أرواح الملوك السفلية وهو الجزأ الرابع المفقود هنا لتتم العناصر الكونية أربعة، وقد وجدتها في مخطوط قديم بأسماء أرواح الملوك السفلية، لكل ملك سفلي إسم خلقت منه روحه وهم بالطبع سبعة، وما يؤكد طرقة القوم في نسبة الإسم ليومه بإسقاطه على سبعة، أن تلك الأسماء التي وجدتها كل إسم أسقطته كما هو بلا تعديل فيخرج لي يوم من أيام الأسبوع مختلف عن يوم الذي يليه، فعرفت كل إسم ينتمى إلى من من الملوك السفيلية وإلى من من العلوية وما لكل واحد منها، وهذا بيان الإستخراجات للقناعة الذاتية:
$أولاً السواقط: ف ج ش ث ظ خ ز ، وهي بترتيب الآية 122 من الأنعام فبالتالي وزعناها على ترتيب الأيام من يوم ما خلقت الأرض في يوم الأحد ، ترتيبا طبيعياً لا إسقاطياً.
$ثانياً أسماءه تعالى: كل إسم يبدأ بحرف من السواقط وضعناه له ترتيباًتبعياً لا إسقاطياً.
$ثالثاً الأسماء السريانية:
جهلطيطيل = 106 ÷7 = 1 الأحد
نههطيطيل = 128 ÷ 7 = 2 الأثنين
مهطهطيل = 108 ÷ 7 = 3 الثلاثاء
للطهطيل = 123 ÷ 7 = 4 الأربعاء
قهطيطيل = 173 ÷ 7 = 5 الخميس
فهطيطيل = 153 ÷ 7 = 6 الجمعة
لخهططيل= 693 ÷ 7 = 7 السبت
$رابعاً الأيام: بالطبع أيام الأسبوع تبدأ بالأحد وعلى التوالي بلا خلاف.
$خامساً الدراري: من المعروف بتوزيع الساعات على الكواكب تخرج الشمس ليوم الأحد والقمر الأثنين وهكذا كما هو مُتعارف عليه ترتيباً تبعياً للأيام.
$سادساً الطلاسم: وهو ما تعارف عليه ترتيباً تبعياً للسواقط أو لأيام الأسبوع
بتسلسل ترتيب الطلاسم الوضعي.
سابعاً الأعوان الأرضية:
أبيض = 813 ÷ 7 = 1 الأحد
شمهورش بدون الإضافة السفلية(ورش) = 345 ÷ 7 = 2 الأثنين
برقان = 353 ÷ 7 = 3 الثلاثاء
أحمر = 249 ÷ 7 = 4 الأربعاء
مذهب = 747 ÷7 = 5 الخميس
ميمون = 146÷7 = 6 الجمعة
مرة = 245÷7 = 7 السبت
$ثامناً الملوك العلوية:
صرفاييل = 421 ÷ 7 = 1 الأحد
ميكاييل = 121 ÷ 7 = 2 الأثنين
كسقياييل = 241 ÷ 7 = 3 الثلاثاء
جبراييل = 256 ÷ 7 = 4 الأربعاء
غنياييل = 1111÷7 = 5 الخميس
سمسماييل=251 ÷7 = 6 الجمعة
روقاييل = 357 ÷7 = 7 السبت
$تاسعاً البخورات:
سندروس ، أوله سين = 120÷ 7 = 1 الأحد
قرنفل ، أوله ق = 100÷ 7 = 2 الأثنين
كبابة ، أوله كاف = 101÷7 = 3 الثلاثاء
جاوي ، أوله جيم = 53 ÷ 7 = 4 الأربعاء
مصطكي، أوله م = 40 ÷ 7 = 5 الخميس
صندل ، أوله ص = 90 ÷ 7 = 6 الجمعة
لاذن، أوله لام ألف = 182÷ 7 = 7 السبت
وهذه هي قاعدة معرفة الإسم لأي يوم وأي من الأعوان هم له، فالجميع على نسق واحد بلا إختلاف. والله يقول الحق وهو المستعان والحمد لله رب العالمين

http://sidihamza-ch.xooit.com/t1051.htm

İTİRAZLARA CEVAPLAR

Cevap 1:
Hz. Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem’e gelen vahiy, biri sarih/açık vahiy, diğeri zımnî/gizli vahiy olmak üzere iki çeşittir.
Sarih Vahiy: Bu çeşit vahiy, doğrudan doğruya Allah’tan geldiği için, Hz. Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellemin onda hiç bir müdahalesi yoktur. O, bu hususta sadece bir tebliğci veya bir tercümandır. Bu sarîh vahiy iki şekilde ortaya çıkmıştır:
a. Kur’an-ı Kerim: Hz. Peygamber (sallallâhü aleyhi ve sellem)’in buradaki görevi, sırf tebliğden ibarettir.
b. Kudsî hadisler: Mânası Allah tarafından ilkâ edilen bu çeşit vahiyler konusunda da Hz. Peygamber (asm)’in görevi sadece tercümanlıktır.
Zımnî Vahiy: Zımnî vahiylerde söz konusu olan her hangi bir husus, özet halinde gelir ve genel hatlarıyla vahiy ve ilhama dayanır. Konunun tasviri, şekillendirilmesi, detaylarla ilgili açıklanması ise, Hz. Peygamber (sallallâhü aleyhi ve sellem)’e bırakılır. Hz. Peygamber (sallallâhü aleyhi ve sellem), vahy-i zımnî ile gelen hususları bazen ilhamla, bazen vahiyle, bazen de kendi feraset ve içtihadıyla açıklar. (Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, s.86)
Celcelutiye kasidesinin kendisi değil, onun aslını teşkil eden muhtevası itibariyle bir kudsi hadis gibi veya zımnî bir vahiy olarak telakki edilebilir. Bu tür vahiylerin Kur’an’da yeri yoktur.
Cevap 2:
Aslî muhtevası itibariyle zımnî bir vahiy olarak telakki edilen Celceltuye’yi, Hz. Ali kerremallâhü veche şerh edip açıklayarak manzum bir kaside halinde düzenlemiştir. Kasidenin kendisi Arapça’dır ve Arapça kaside sitilinde tanzim edilmiş, ancak Allah’ın bazı isimleri ve diğer bir takım sözcükler Süryanîce’dir. Bunun bir çok hikmeti olabilir:
Evvela, âlimlerin bildirdiğine göre, Celcelutiye, engin bir kapsama sahip sırları ihtiva eden ve ism-i azam sırrını taşıyan bir kasidedir. Daha önce İbranîce ve Süryanîce konuşan bir çok peygamber bu kasidenin aslî muhtevasıyla münacatta bulunmuş ve o sayede değişik sıkıntılardan kurtulmuşlardır.(bk. Gümüşhanevî, Mecmuatu’l-Ahzab, Şazelî bölümü, s. 508-525). Hz. Ali kerremallâhü veche de bu muhtevayı tanzim ederken eski peygamberlerin hatırasını yad etmek maksadıyla Süryanîce sözcükler kullanmış olabilir.
İkincisi; Bu sırlı ve ism-i azam sırrını taşıyan bu kasideyle ehil olanların dikkatini çekmiş ve bazı sırları onlarla paylaşmış olabilir.
İmam Gazalî, hocası İmam Nureddin el-Isfahanî, İmam Ahmed el-Bunî ve Şeyh Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî’ye göre, Celcelutiye kasidesinin aslı vahiydir. Zahir ve batın ilimlerinin ünlü üstadları olan bu alimlerin kanaatlerine iştirak etmek ve onların bilgi ve beyanlarına itimat etmekte -ilmen ve dinen- bir sakınca görmemekteyiz. Ancak bu kasidenin aslının vahiy olduğuna inanmamak da, inanmak da, kişiyi dinen bir sorumluluk altına sokmaz.
Cevap 3:
Celcelûtiye, Hz. Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellemin derslerine istinaden, Hazret-i Ali kerremallâhü veche tarafindan te’lif edilen Süryanice bir kasidedir. Esas manasi bedi’ demektir. Mecmuat-ül Ahzab’ın birinci cildinde yer almaktadır. Bediüzzaman, Gazali gibi çok imamların Celcelûtiye’yi şerh ettiklerini söylemiştir. Konu ile ilgili birçok kitap mevcuttur.
İmam Gazali’nin celecelutiye şerhi, Ziyaaddin Gümüşhanevî Hazretlerinin derlediği Mecmuatu’l-Ahzap adlı eserinin “Şazelî” adlı cildin 508. sayfasından itibaren başlar. Ancak bu şerhler, kelimelerin açıklamasından ziyade kasidede yer alan beyitlerin hassalarını açıklayan bir mahiyettedir. Süryani kelimelerden az bir kısmının anlamı verilmiştir.
Celcelutiye’nin kendisi ise, aynı cildin, 499-531 sayfaları arasında yer almaktadır. Kasidedeki bütün beyitlerin altında onların ebced değerleri de yazılmaktadır.
Hazret-i Ali kerremallâhü veche tarafından Celcelutiye adıyla ve cifir ilmine göre bir çok tarih de düşürülerek Süryani diliyle nazmedilmiş ve kaside haline getirilmiştir. Yüksek ve tesirli bir duadır. Bir isimler hazinesidir. Allah`ın rahmetini celb etmesi hasebiyle bir rahmet hazinesi veya bir cennet hazinesi demek de mümkündür. Allah`ın en büyük ismi olan ism-i a’zam bu duanın içerisinde gizlenmiş olduğundan, bu duayı okuyarak Allah`a sığınan kimsenin, dünya ve ahiret işlerinde çok kolaylıklar ve bereketler göreceği müjdelenmiştir.
İmam-ı Gazali Hazretleri nakleder ki:
Cebrail Aleyhisselâm Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve selleme dedi ki:
“Ya Muhammed! Rabb`in sana selam ediyor ve selamın en mükerremini sana tahsis buyuruyor. Sana bu hediyeyi ihsan buyurdu.”
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem): “Ey kardeşim Cebrail! Bu hediye nedir?” dedi.
Cebrail Aleyhisselâm: “Bu hediye, içinde İsm-i Azam ile en kapsamlı kasem bulunan büyük duadır.” diye cevap verdi.
Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem): “Ey kardeşim Cebrail! Bu duanın adı nedir? Keyfiyeti nasıldır?” diye sordu.
Cebrail Aleyhisselâm dedi ki: “Ya Muhammed! Bu duanın adı Bedi`dir (Celcelutiye). İçinde en yüksek kasem ve İsm-i Azam vardır. O İsm-i Azam ki:
1. Arş-ı Ala`nın kenarına yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, Allah`ın arşını taşıyan melekler bu arşı kaldıramazlardı!
2. Güneşin kalbine yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, güneşin ışığı ve nuru olmazdı!
3. Ay`ın kalbine yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, ay ışık veremezdi.
4. Cebrail Aleyhisselâm`ın kanadına yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, Hazret-i Cebrail yeryüzüne inemez, semaya çıkamazdı!
5. Mikail Aleyhisselâm`ın başına yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı yağmurlar ve damlalar ona itaat etmezlerdi.
6. İsrafil Aleyhisselâm`ın alnına yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı sur üfleyemezdi.
7. Azrail Aleyhisselâm`ın elinin üzerine yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, mahlûkatın canlarını alamazdı.
8. Yedi kat göklere yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı gökler yükselemezdi.
9. Yedi kat yerlere yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, yedi kat yerler, şimdi olduğu gibi sabit olmazdı! Bu ismi Âdem Aleyhisselâm okumuştur! (İmam-ı Gazali, Celcelutiye, s.561)”

Tenkitler içinde bu adrese bakabilirsiniz.
http://www.saadettinmerdin.com/genel/121-hz-alinin-kucagina-cebrailin-dusurdugu-kaside-i-celcelutiye-ve-said-nursiye-yapilan-isaretler.html

 KASİDENİN ANA KAYNAĞI VE TÜMÜ

PDF İNDİR

MİSS VİOLENCE / Şiddet Güzeli (2013) Angeliki Neden İntihar Eder ki?


Bu filmi ben seyrettim. Ağladım. Siz de ağlar mısınız/kahrolur musunuz bilemem?
Hani “birileri intihar etti derler” ve dindar kesim hemen onu cehenneme sokar ya; hayır hiç de öyle değilmiş, diyeceğiniz bir hikâye ile karşı karşıyayız.
Zülüm altında inleyenlerin çıkacak yol bulamayınca intihar etmelerine karşı denecek en doğru söz Allah Teâlâ bilir ve affedecektir, demektir.  Dünyanın en zor işi cana kıymaktır. Bu söz izafî dir, diyebilirsiniz. Biliyorsunuzdur, mahkeme-i kübrada boynuzlu koçtan boynuzsuz koç hakkını alınacaktır denilir. Bunu herkes hayvanlara mal ederler. Aslında boynuzludan kasıt zalim insanlar demek daha doğrudur.
Dünyada hayatı cehennem olanın ikinci kez cehenneme sokulması diye bir şeyi düşünmeyelim. Çünkü Allah Teâlâ iki külfeti bir kuluna aynı anda vermediği kaderi gerçektir.
Muhakkak bu filme ulaşmaya çalışın. Ensestin acımasızlığını toplum bazında bu kadar ağır işleyen bir film bugünlerde seyrettiğinizi zannetmiyorum.
Filmde kapı simgesi çok kullanılmıştır. Fakat hangi kapalı kapı bu tür günahı örtebilir veya saklayabilir ki? Hangi insan bu kadar çaresizliğin acısının üzerine kapı kapayarak dayanabilir ki?
Bu film bir maden kazası gibi, toplumların üzerine çökmüş Sodom felaketini anlatıyor. Hikâye Yunanistan’da geçiyor diye sevinmeyin. Günümüzde memleketimizin her yöresinde bu hikâyenin acılarını duyan ve yaşayan çok kişi vardır diyebilirim. Kadın ve erkek ayrımı yapmayın. Çok insanımız sahipsizlik, geçim şartları, ortamları yüzünden bir çeşit baskı ve zülüm altındadır. Ayrıca  Nemfomanyaklaşma belasına düşen toplumu anlatışında,  Alexandros Avranas’ın acı çektiğini filminde yakından görecek ve hissedeceksiniz.

 

Yönetmen: Alexandros Avranas             

Senaryo: Alexandros Avranas, Kostas Peroulis

Ülke:  Yunanistan

Tür: Dram

Süre: 98 dakika

Dil: Yunanca

Oyuncular: Kostas Antalopoulos, Constantinos Athanasiades,  Chloe Bolota, Martha Bouziouri,     Refika Chawishe,

 

Özet

Henüz 11. yaş gününü kutlayan Angeliki, doğum gününde ailesiyle yaşadığı evin balkonundan kendisini aşağıya bırakır. Üstelik yüzünde kocaman bir tebessüm vardır. Yetkili kurumlara göre apaçık bir intihar olarak görülen bu vakaya dair soruşturma açılır, ama aile yaşanan bu talihsiz olayın kaza olduğu konusunda ısrar edecek ve bunun dışındaki tüm ihtimallere karşı sessiz kalacaktır. Selanik Film Festivali’nde seyircisiyle buluşan dramatik filmin yönetmenliğini Alexandros Avranas üstleniyor.

Filmden

11. yaş gününü kutlayan Angeliki, doğum gününde ailesiyle yaşadığı evin balkonundan kendisini aşağıya bırakır. Üstelik yüzünde kocaman bir tebessüm vardır.

**

Yaşadığınız acıyı anlıyoruz. Kurumumuz desteğe ihtiyacınız olduğu için burada. Teşekkürler. Okulla ilgili sorunları var mıydı, biliyor musunuz?

 Okula gitmek istemez miydi?

  İyi bir öğrenciydi. Okulda bir öğrenciyle ya da bir öğretmenle sorun yaşamış mıydı?

  Hayır. Emin misiniz yoksa sadece tahmin mi yürütüyorsunuz?

  Bilmiyorum. Dikkatinizi çeken tuhaf bir davranışı oldu mu?

 Odasında çok zaman geçirir miydi?

 Kimseyi görmek istememe falan.  Hayır.

 – Yok yere ağlar mıydı?

 – Hayır. Kabus görür müydü ya da geceleri kalkar mıydı?

  Hayır.

 – Onu sık azarlar mıydınız?

 – Hayır. Asla. Korkarım bir ihmal olup olmadığı üzerinde duracağız.  – Ne demek istiyorsunuz?

 Anlamıyorum.

 – Hiçbir sorunu yoktu.  O gün doğum günüydü, çok mutluydu o sırada abisi ve kardeşiyle oynuyordu. Balkon parmaklıkları çok sağlamdır. Bu gibi vakalarda Sosyal Güvenlik soruşturması zorunlu bir işlemdir. Evinize gelip her şeyin düzgün olduğundan emin olacağız.

**

Ona her şeyi anlattım. O yüzden atladı. 11 yaşında başlıyor. Değil mi, baba?

 Keşke ben de atlayabilseydim.

**

 

SAMSON VE DALİLÂ (1949) Samson and Delilah


Yönetmen:Cecil B. DeMille      

Senaryo: Jesse Lasky Jr., Fredric M. Frank, Harold Lamb             

Ülke: ABD

Tür: Macera, Dram, Tarihi, Romantik

Vizyon Tarihi: 21 Aralık 1949 (ABD)

Süre: 131 dakika

Dil: İngilizce

Müzik: Victor Young     

Nam-ı Diğer: Cecil B. DeMille’s S

amson and Delilah

Oyuncular Hedy Lamarr,    Victor Mature, George Sanders ,   Angela Lansbury,    Henry Wilcoxon

Özet

Samson gücünün kaynağını kimsenin bilmediği efsanevi bir kahraman. Gönlünü Semadar’ın kardeşi Delilaha kaptırır .Semadar öldürülünce Samson intikam peşine düşer ama Delilah onun gücünün sırrını keşfedip, Samson’u düşmanlarına teslim eder..

Hakkında

Samson (İbranice: שמשון , Şimşon, İÖ XII. yy’ın sonu), Antik İsrail’in son hâkimlerinden biri. Serüvenleri Eski Ahit’in Hakimler Kitabı’nda (13-16) anlatılır. İsrailoğullarının Kenan ülkesinde Filistilerin boyunduruğu altında bulunduğu dönemde (İÖ 1200-1000) yaşayan Samson, Hâkimler Kitabı’nda sözü edilen öteki kutsal savaşçılar gibi İsrailoğullarını yabancı egemenliğinden kurtarmaya çalışan bir önderdir.

Hakimler Kitabı’na göre Samson’un anne babası Danoğulları kabilesindendir. Tanrı, Kudüs yakınlarındaki Tsora’da çiftçilik yapan Manoah adindaki bir adamin kisir olan karisina meleklerinden birini gönderir. Melek kadina: “İşte şimdi, sen kısırsın ve doğurmuyorsun, fakat gebe kalacaksın ve bir oğul doğuracaksın” (Hakimler Bap. 13: 3) der. Kadin olan bitenleri kocasina anlatır, fakat kocasi pek inanmaz ve Tanrı’ya yalvararak meleğini tekrar göndermesini ister. Dilek geregince Tanri meleğini gönderir ve melek, daha önce karisina söylemis olduklarini ona tekrarlar. Manoah Tanrı’ya ekmek ve oglak takdimesinde bulunur. Az zaman sonra bir oğlu olur ve adini Simson koyar.

Çocuk büyür ve bir nezir (Tanrı’ya adanmış kutlu kişi) olur; saçını kesmemek, şarap içmemek ve ölüye el sürmemek üzere ant içerek kendini Tanrı’ya adar. Samson olağanüstü güçlüdür; bir aslanı elleriyle parçalar, bir eşek çenekemeğiyle binden fazla Filisti’yi öldürdü ve tutuklu bulunduğu Gazze kentinin kapılarını sökerek kaçar. Nezirlik andını bozmasıyla gücünü yitirmesi, efsanenin ahlaki içeriğini oluşturur.

Ne var ki, Filisti kadınlarına olan düşkünlüğü, onun mahvına yol açtı; Samson andını ilk kez, Timna kentinde gördüğü bir kızla ziyafet düzenleyip eğlenerek bozar. Sonra, İsrailoğullarının can düşmanı sayılan Filisti halkından olmasına karşın bu kızla evlenir. Düğünde sorduğu bir bilmece yüzünden kız tarafıyla kavgaya tutuşur ve karısının geri götürülmesi üzerine Timna’ya inip çok sayıda Filisti’yi öldürür. Gazze’de bir fahişeyle beraberken de gene Filistilerle dövüşür ve onları uzaklaştırır. Sonra Sorek Vadisinden Delila adlı bir başka Filistiye aşık olur ve onun oyununa gelip düşmanlarının eline düşer. Delila, Samson’un ağzından laf alarak gücünün uzun saçlarından kaynaklandığını öğrenir. Uykudayken saçlarını kesip Samson’u Filistilere teslim eder. Samson, gözleri oyulduktan sonra bir değirmende köle olarak çalıştırılır. Ama saçları yeniden uzayınca eski gücüne kavuşur ve Tanrı Dagan’a (Tevrat’ta “Dagon” diye geçer) adanan büyük Filisti toprağını yerle bir eder; kendisi de tapınakta bulunan Filistilerle birlikte ölür (Hakimler 16:4-30)

Hakimler Kitabı’nın bu konuyla ilgili bölümleri, hikaye ve efsane türünden söylentilerle karışık basmakalıp anlatılardan oluşan bir popüler tarih niteliğindedir. Bu anlatılar, Yahudi toplumunun o dönemdeki durumunu ve uygarlığını yansıtır. Hakimler Kitabı’nın, Samson’un bir eşek çenekemiğiyle 1000 Filisti’yi öldürdüğünü anlatan bölümü (15:15-17) üzerinde çok inceleme yapıldı. Mezopotamya’da, sapı bitümden ya da bir hayvan çenekemiğinden yapılmış çakmaktaşından oraklar bulundu.

Kutsal Kitap kahramanı, roman döneme ait birçok sütun başlığı üzerinde ve Gil de Siloé (Miraflores Manastırı’nda II. Jean’ın mezarı) ve Claude Lestocard (Paris’te, St-Etienne-du-Mont vaaz kürsüsü) gibi heykelciler tarafından betimlendi. Delila ile olan şansız serüveni, Andrea Mantegna, Lucas Cranach, Guido Reni, Domenico Fiasella, Peter Paul Rubens, Anthony van Dyck, Rembrandt, Jan Steen, Gustave Moreau tarafından işlendi. Georges Rouault, Samson değirmentaşını çevirirken (Los Angeles) adlı bir tablo gerçekleştirdi.

Filmden

Tarihin şafağından önce, insan ruhunu keşfettiğinden beri kendisini esir almaya çalışan güçlerle mücadele etmiştir. Doğanın korkunç gücünün kendisine karşı geldiğini görmüştür. Şimşeğin nazarı,  Yıldırımın dehşet veren sesi,  Rüzgârın çığlıklarıyla dolu karanlık, korkunun prangalarıyla zihnini köle etmiştir. Korku, insanın aklını kör ederek batıl inançları da doğurmuştur. Şeytani tanrılar insanı ele geçirmiştir. Putperestliğin sunağında insanlık onuru kaybolmuştur. Ve insanın ruhunu, fatihin ayakları altında ezen bir zorbalık doğmuştur. Fakat insanın yüreğinin derinliklerinde o dinmek bilmez özgürlük arzusu hiç sönmemiştir. Bu kutsal kıvılcım ister rahip olsun, ister asker, isterse sanatçı, vatansever, aşık veya devlet adamı bir ölümlünün kalbinde alev alev tutuştu mu o kişinin yaptığı işler insanlığın gidişatını değiştirir ve onun adı çağları aşar. İsa’nın doğumundan bin yıl önce Dan diyarında, Zorah köyünde  böyle bir adam yaşamış. Bu kişide büyüklük ve zayıflık, güç ve akılsızlık bir aradaymış. Fakat bunların yanında bir de cesur hayali varmış: Ulusuna özgürlük getirmek. Bu adamın adı Samson’mış. Filistinliler kırk yıldır halkını esir tutuyormuş.

**

Bazen bir arı, bir öküzü harekete geçirebilir.

**

Hangi bilmeceymiş o?

 Sor bakalım. Yiyenden et geldi. Güçlüden tatlılık geldi.

Yiyenden et,  Aptalca bir bilmece bu!

 – Cevap ver o zaman!

 – Bir anlamı yok.

 – Güçlüden tatlılık mı geldi?

 – Kelimelerle oynuyor!

 – Bilmeceymiş!

**

Bilmecenin cevabını söyle. Beni öyle mutlu eder ki! Bir bal kovanıyla mutlu olacaksan bir aslan bile ayıramaz bizi. Bal kovanı!Cevap bu mu?

 Öldürdüğüm aslanı hatırlıyor musun?

 Güneşten kemikleri kurumuştu ve yabani arılar oraya üşüşmüştü. Bana getirdiğin bal kovanı oydu demek Samson!

 – Baldan tatlı ne vardır?

 – Bir aslandan daha güçlü olan nedir?

**

. Dünyada külden ve ölümden başka bir şeyiniz kalmadı.

**

. İnsanlar neden hep en güçlülere ihanet eder?

**

Burası Lehi’ın yeri.

Yüce Tanrım, duy beni. Düşmanlarımın kılıçlarına karşı savaşa hazırla beni. Beni kurban etme ey Tanrım, kollarımı güçlendir ki senin sürülerini dağıtan aslanları yok edeyim.

**

Şimdi benimle evlenir misin?

 Aramıza çok fazla yalan girdi. Beni sevmekten çok benden korkuyorsun hâlâ. Senden yeterince korkmuyorum.

 – Bana yeterince güvenin yok.

 – Seni yeterince seviyorum. Öyleyse,  Öyleyse gücünün sırrını ver bana.

 – Gücümün mü?

 Benim gücüm,  Hayır Samson. Hayır! Seni yok edebileceğim bir silah istemiyorum. Silah mı?

 Beni gerçekten sevsen silah olmaz. Samson, Samson, nasıl hâlâ içinde şüphe olabilir?

 Varsa da buna şimdi son vereceğim. Etrafına bir bak. Gece vahayı aydınlatan ay,  Gündüz ışığını veren güneş. Bunların varlığı tesadüf değil. Başlangıçta, o Tek Güç ışığı yaratıp dünyayı ve üzerinde yaşayan canlıları yaratana dek sadece karanlık vardı.

 – Senin görünmeyen Tanrın,

 – Benim gücümün kaynağı odur. Peki onun gücü sana nasıl ulaşıyor?

 Şimdi burada bizimle mi o?

 O her yerdedir. Rüzgarda, denizde, ateşte,  Ona inanıyorsan kalbinde. Dünyada bir tohumu kırıp koca bir ağaç olmasını sağlayacak tek güç onunkidir. Ve ben bu gücü seninle paylaşabilir miyim?

 Herkes paylaşabilir. İnsanları olduklarından üstün kılan bir güçtür bu. Onun sayesinde bazıları müzikle ruhu harekete geçirir. Bazıları insanların kalplerindeki hakikati okuyup onları affedebilir. Bende, beni tutmaya çalışan her şeyi yok etme gücüdür bu.

 – Bu güç daima sende mi olacak?

 Kadri mutlak olana inancım sürdükçe! Ben ona bağlanalı çok oldu. Çok yemin bozdum. Ama bunu tuttum.

 – Bu yemin seni güçlü mü kıldı?

 – Çok daha fazlası. Öldürdüğüm aslanı hatırlıyor musun?

 – Asla unutamam. O aslanın gücü onu hayvanlar kralı yapar. Görkemli yelesi de gücünün işaretidir.

 – Devam et Samson.

Çöl insanları bilir ki aygırların da uzun yelesi güçlerinin işaretidir. Benim halkım, en güçlü koçun yünü en bol olan olduğunu söyler. Fakat gücünün işaretini alır, onu kırkarsan gülünç bir şey olur. Kartalın göğe yükselişini görmüşsündür. Ama bir kanadının ucundan iki büyük tüy kopartırsan o güçlü kartal bir daha uçamaz. Gücünün işareti gitmiştir. Gücünün işareti.

Samson, bu da senin gücünün işareti. Saçların. Bunlar kesilirse,

 – Her insan kadar zayıf düşerim.

Yüce Tanrın sana gücünü saçınla mı verdi sence?

 Buna inanıyorsun, değil mi?

 Annem bana en başından beri öyle öğretti.

Gücün saçında demek.

Samson’un saçları hep yandan kesilirken resmedilmiş. bu tablo bu yüzden ilginç. olayı önden göstermiş. assereto gioacchino imzalı.

Ne güzel bir güç bu. Bak, parmağımın ucunda nasıl kıvrılıyor. Kuzgun kanadı gibi simsiyah ve fırtına gibi vahşi. Koparıp gücünü çalabilir miyim?

 – Zaten senin olanı çalamazsın. Benimle Mısır’a gel. Orada ne Danlı ne Filistinli, sadece Samson ve Delilah oluruz. Nil Vadisi’nde havaya reçinenin tatlı kokusu yayılır, göklerdeki tek karanlık da ibis kuşlarının gölgesi olur. Gelir misin benimle?

 Gözlerim asla sende gördüğümden üstün bir güzellik bulamaz. Ebediyete dek hiçbir şey seni benim kollarımdan alamaz.

**

Her şey yolunda Beni daha ne kadar unutacaksın ey Tanrım?
 Daha ne kadar bana karşı duracaksın?
 Uzun geceler boyu sana yakarıyorum ama duymuyorsun beni. Ey efendim, ey atalarımın Tanrısı; onlar sana yakardı mı yetiştin. Beni kurban etme ey Tanrım. Hisham, nöbetçiyle beraber dışarıda bekle. Kimse içeri girmesin. Yaklaşmayın ona hanımefendi! Parçalar sizi. Ey efendim, ey atalarımın Tanrısı,  Ey Tanrım, bütün insanlar küçümsüyor beni. “Tanrısı yardımına yetişecekmiş.” diye alay ediyorlar benimle. Sen benim Tanrımsın, benden yüz çevirme. Çünkü sığınacağım başka kimsem yok. Gücüm mum gibi eridi, kalbimde umutlar tükendi. Kör kaldım ve düşmanlar arasındayım. Ey Tanrım,  Ey benim kuvvetim,  Bir işaret gönder bana!

**

O çok güçlüydü,

 Neden öldü ki?

 Onun gücü asla ölmeyecek Saul.

.

Samson’un saçının kesildikten sonraki çıldırma anı. anthonis van dyck imzalı

GELİBOLU’YA YENİ KORUMA KALKANI KOMİSYONDA


 29 Mayıs 2014 Perşembe

Haber

TBMM (AA) – TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’nda Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkındaki Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlandı.

Tasarı hakkında bilgi veren Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, 2015 yılının Çanakkale Deniz Savaşları Zaferi’nin 100. yıl dönümü olduğunu hatırlattı. Bu nedenle daha kapsamlı anma törenleri ve etkinlikler gerçekleştirileceğini ifade eden Çelik, şunları kaydetti:

“Anma törenlerine geçen yıl 29, bu yıl ise 34 ülke temsilcisinin katıldığını belirtmek isterim. Dost düşman herkese çok şey anlatan ve halen de anlatmaya devam eden Çanakkale Savaşlarının yılda bir kez yapılan tören ve etkinliklerle hatırlanmasını yeterli bulmuyoruz. Anma törenleri gibi dönemsel etkinliklerin kalıcı bir etki bıraktığını söylemek zordur. Bu amaçla Çanakkale Savaşlarının geçtiği Gelibolu yarımadasında sadece 100. yıl anma törenleriyle sınırlı kalmadan sürekli görev yapacak, hizmet verecek bir yapılanmaya gitmek ve bu doğrultuda yeni bir yapı kurmak ertelenemez hale gelmiştir. Bu çerçevede Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkındaki Kanun Tasarısı’nı hazırladık.”

Çanakkale Savaşları’nın insanlık tarihinde bir dönüm noktası, kahramanlık ve fedakarlığın doruk noktaya ulaştığı bir mücadele olduğunu vurgulayan Çelik, bu savaşın verilen büyük kayıplara rağmen bugün bile tüm dünyada barışçıl bir anlayış ve saygı uyandırdığına dikkati çekti.

AK Parti hükümetlerinin Gelibolu Yarımadası’nda çok önemli ve kapsamlı çalışmalar yaptığını ifade eden Çelik, bundan sonrası içinde yeni ve önemli çalışmaların planlaması içinde olduklarını söyledi.

Çelik, şöyle devam etti:

“Bundan sonra Çanakkale’deki çalışmalarımıza yeni bir yaklaşım tarzıyla hazırladığımız bu kanun tasarısıyla kurulması öngörülen Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı ile yön ve şekil vereceğiz. Yeni yaklaşım ve bakış açısı ile kastımız bütünsel bir bakışla tarihi alanda yapılacakları planlamak, projelendirmek ve uygulamaktır. Bu kapsamda öncelikle tarihi alanın savaş dönemindeki aslına uygun şekilde planlaması yapılacaktır. Siper, mevzi, cephe, şehitlik, sahra hastanesi gibi tüm savaş alanları gün yüzüne çıkarılacak, restore edilecek ve yaşanan olayları da yansıtacak şekilde yapılandırılacak bir anlamda her alan ve her mekan kendi hikayesini kendisi anlatacaktır. Bu yıl çalışmaları tamamlayacak nitelikte müze, sergi alanı gibi kültürel mekanlar yapılacak. Çanakkale Savaşları’nın ruhunu yansıtacak, gezdiğimiz şehitliklerdeki şehitlerin hangi amaçlar doğrultusunda can verdiğini anlatacak sinema, animasyon, belgesel, CD, müzik, drama, kitap ve benzeri görsel ve işitsel eser ve canlandırmalar üretilecektir. Sonuçta tarihi alan bir açık hava müzesi olarak düzenlenecek ve ziyaretçilerin hizmetine sunulacaktır. Örneğin bu çalışma tamamlandığında siper ve mevzilerin içinde gezebilecek, gezerken bulgur çorbası için askerlerle oturacak ve hikayelerini onlardan dinleyebilecek, en son teknolojiyle hazırlanmış çok boyutlu animasyonlarla çıkarma ve çarpışmaları bizzat içindeymiş gibi izleyebileceğiz.”

Kurulması öngörülen Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı’nın başta 18 Mart Şehitler Günü ve Çanakkale Zaferi olmak üzere Çanakkale Savaşları ile ilgili tarihi alanda yapılacak anma etkinliklerini de yürüteceğini anlatan Çelik, bu konuda da bir uyum, eşgüdüm ve birliktelik sağlanacağını bildirdi. Çelik, bakanlığın teşkilat yapısı ve yetkileri ile idari ve mali yapısının da bu hizmetleri verebilecek şekilde düzenlendiğini aktardı. Tarihi alan kapsamındaki orman alanlarının bu vasfının korunacağının da altını çizen Çelik, şunları söyledi:

“Özünde Çanakkale Zaferi’ni kazandıran yüksek ruhun, Mehmetçiğin hatırasının ve manevi mirasının yaşatılması, nesilden nesile aktarılması, çocuklarımızın mazimizden beslenerek büyümesini sağlama gayreti yatan bu tasarı ile bugüne kadar tarihi alanın önem ve değerine uygun olarak korunması ve Çanakkale Savaşları’nın günümüzde dahi devam etmekte olan etkilerinin hem milletimizin hem de ilgili diğer milletlerin yeni nesillerine aktarılabilmesi için çalışmaların daha verimli ve koordineli yürütülmesini, alınan neticelerle hedefler arasında arzu edilen uyumun daha çabuk ve üst seviyede teminini amaçlamaktadır.”

-“Kurulda devlet var, millet yok”

CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter, söz alarak tasarının kapsamlı ve çok bileşenli bir konu olduğunu, bu nedenle CHP milletvekilleri olarak alt komisyona sevkini talep ettiklerini söyledi. Serter, Gelibolu’nun yeniden düzenlenmesine, eksikliklerinin giderilmesine ve  bölgenin koruma altına alınmasına itirazlarının olmadığını, ancak tasarıda tarihi alan kavramının geçtiğini, bu kavramın kapsamının ise açıklanmadığını savundu. Serter, tasarı incelendiğinde bölgenin Milli Park vasfının kaldırılacağının görüldüğünü ileri sürerek, buna neden ihtiyaç duyulduğunun açıklanmasını istedi. 

CHP Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan da tasarının yerel yöneticiler ve sivil tolum örgütleriyle işbirliği içinde hazırlanmadığının görüldüğünü ifade ederek, bu durumu eleştirdi. 

CHP İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan ise bu tasarıların önemli bir konuyu içerdiğini ve pek çok bileşeni bulunduğunu, bu nedenle kapsamlı olarak ele alınması gerektiğini savundu. Eyidoğan, bu tür düzenlemelerin koruma merkezli yapılmasının gerektiğini de söyledi.

CHP Trabzon Milletvekili Volkan Canalioğlu tasarının geneli üzerine yapıtığı konuşmasında düzenlemede yerel yönetimin gözardı edildiğini savundu. Canalioğlu, “Çanakkale Belediyesi neden burada yok?” diye sordu.   

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ise Gelibolu Yarımadası’nda tarihin canlandırılmasına ve koruma altına alınmasını olumlu bulduklarını, ancak tasarının dayandığı arkeolojik, kültürel ve sanatsal altyapının açıklıkla ortaya konmadığını söyledi.  Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı bünyesinde oluşturulacak koordinasyon kurulunun yapısını da eleştiren Yeniçeri, “Bu kurulda devlet var, millet yok. Yerel yöneticiler niye yok? Tarih diyoruz tarih kurumu başkanı da yok” ifadelerini kullandı.

CHP Sakarya Milletvekili Engin Özkoç, muhalefet partisi olarak önlerine gelen tasarılara şüphe ile baktıklarını belirterek, bunun sebebinin tasarıların tek elden yönlendirmeyle hazırlanması olduğunu savundu. Özkoç, “Bütün yetkilerin Başbakan’da toplanması bizi rahatsız ediyor. Size ve kurumlarınıza olan güvenlerimizin sarsılmamasından yanayız, her kararın tek iradede toplanmamasını istiyoruz” dedi.

Tasarıya ilişkin kaygılarının da giderilmesini isteyen Özkoç, bölgedeki mevcut personelin durumu, başkanlığın kurulmasının ardından yaratılacak 300 yeni kadro ve devam eden kira sözleşmelerinin akıbeti konusunun aydınlatılması gerektiğini vurguladı.

AK Parti Çanakkale Milletvekili Mehmet Daniş ise son dönemde tarihi bölgede önemli çalışmalar yapıldığını ve tarihi dokunun yaşatılmasına katkı sunulduğunu söyledi. Çanakkale’nin tarihi dokusu dolayısıyla yoğun ilgi gördüğünü, Çanakkale Deniz Zaferinin 100. yılı olan 2015 yılında ise çok daha yoğun bir ilgi beklediklerini, bu nedenle gerekli düzenlemelerin hızla hayata geçirilmesi gerektiğini kaydetti.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler devam ediyor.

Kanun Teklifi:309350.pdf

web.tbmm.gov.tr/gelenkagitlar/metinler/309350.pdf

*******************************

NOT: Din ve vatan yolunda şehit olan Türk Milletinin aziz hatırasına sahip çıkalım diyerek şahsî veya gayri millî menfaat gözetenlerden Allah Teâlâ’ya sığındığımız gibi, sayısını bilmediğimiz şehitlerimiz konusunda hassasiyet gösterilmesi hususunu açıkça beyan ederiz.

***

“Allah yolunda öldürülenler için ‘ölü’ demeyin. Onlar diridirler; lâkin siz farkında değilsiniz.”

Bakara, 154

***

5. Ey insanlar! Allah’ın vâdi gerçektir, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (şeytan) da Allah hakkında sizi kandırmasın!

6. Çünkü şeytan, sizin düşmanınızdır, siz de onu düşman sayın. O, kendi taraftarlarını ancak ateş ehlinden olmaya çağırır.

7. İnkâr edenler için şüphesiz çetin bir azap var, iman edip iyi işler yapanlara da mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.

8. Kötü işi kendisine güzel gösterilip de onu güzel gören kimse (kötülüğü hiç istemeyen kimseye benzer) mi? Allah dilediğini sapıklığa yöneltir, dilediğini doğru yola iletir. O halde onlar için üzülerek kendini helak etme. Allah onların ne yaptıklarını biliyor.

(Fâtır Suresi)

 

**********************************************

 

NOT: Çanakkale Savaşı hakkında
Yetkin İŞCEN’in sitesini zayaret edebilirsiniz.

http://www.gallipoli-1915.org/