DETOX PROGRAMI – Zihinsel Arınma İçin Ek Terapiler


İç dünyanızı arındırmak için hem fiziksel ve hem de zihinsel olarak bir bakım yapacaksınız aşağıdaki programlardan herhangi birisi tercih edebilirsiniz

Bu programlar boyunca zihninizi güçlendirerek ruhunuzu canlandıracak, daha çok da zihinsel olarak aktif kılacaktır.

Akupunktur

Akupunktur geleneksel Çin tıbbı üzerine temellenmiştir. Geleneksel Çin tıbbının temeli enerjinin, vücutta her noktayla teması olup beden içerisinde de “chi” veya “enerji” akışını kolaylaştıran bir dizi meridyeni yönettiği fikridir. Eğer bir hastalık ya da sorun varsa, bu, meridyenlerin bazı noktalarında tıkanma ve dengesizliğe yol açar. Akupunktur her türlü tıkanmayı temizlemeyi amaçlar, böylece vücudu ideal enerji akışıyla tekrar dengeler.

İlk tedavi uzman tarafından uygulanacak derinlemesine bir olay hikâyesinden oluşur. Bazı soruları tuhaf bulabilirsiniz; akupunktur uzmanı hayatınızda dengesizliğe neden olan şeyi keşfetmeye çalışacaktır. Uzman işe “eller-üstte” tekniğiyle nabzınızı tutmakla başlayacaktır; her bilekte altı nokta vardır ve bunlar vücudunuzda neler olduğuna dair belirtileri verirler. Dilinize de vücudunuzun bir penceresi olarak bakılabilir. Tedavinin diğer kısmını iğneler oluşturur; bunlar bazılarının düşündüğü kadar acı vermez. Batı tıbbında kullanılan iğneler vücuda sıvı enjekte etmek içindir; bu nedenle iğne, içinden sıvı geçebilecek kadar kalın olmalıdır. Akupunktur iğneleriyse inanılmayacak kadar incedir. Ete batırıldıkları zaman, bir şey hissedilir tabii, fakat ya çok az acı verir ya da vermez. İğneler kısa bir süreliğine orada bırakılır ve sonra çekilir.

Akupunktur sıkça acı ve hastalıkta kullanılır; süreli sorunlar, sırt ağrısı, karaciğer / böbrek şikâyetleri, tansiyon, dolaşım sorunları vb. gibi. Akupunktur uzmanları bu tedaviyi, ayrıca stres, endişe, depresyon ve yorgunluk gibi psikolojik sorunları iyileştirmede de kullanırlar. Akupunktur, daha çok, doktorlarca onaylanan ve tedavi olarak kabul edilen tamamlayıcı terapilerden biridir.

Aromaterapi

Aromaterapi, bitki özlü yağların kullanımına verilen isimdir. Birçok insan aromaterapinin basit olarak “hoş kokulu bir masaj” olduğuna inanır; fakat daha fazlasıdır, çok daha fazlası. Bitkisel yağlar vücudumuzda deri veya soluk alma sistemi yoluyla emilir. Deri yarı geçirgen bir dokudur ve bitkisel yağ moleküllerinin deri yoluyla kan dolaşımına transferi, yağların etkisinin vücuda girer girmez başlaması demektir. Bu, yağlar deri üzerinde olduğu sürece devam edecektir. Moleküllerse kan dolaşımına girdikleri andan itibaren beyne giderek kullanılan yağın özelliğine göre gerekli fonksiyonları tetikler. (Başlangıçta bu maddelerin deri vasıtasıyla emilebileceği şüphesi birçok durumlar için, “parçalar” tanıtımıyla, ilaç endüstrisi tarafından elemine edilmiştir).

Bitkisel yağların kokusunu içimize çekersek, moleküller burun deliklerinden girerek burun boşluğunda bulunan solunum sisteminin ince dokuları aracılığıyla beyne ulaşacaktır. Yağları koklayarak içimize çekmek, onların en yüksek faydasını almanın hem en uygun, hem de, sistem için, emmenin en çabuk yoludur (uyuşturucu veya yasal olmayan maddeleri koklamak da onların etkilerini hissetmenin en hızlı yoludur).

Birçok canlandırıcı ve güçlendirici yağ vardır, ayrıca zihindeki olumsuz duyguları temizleyecek özel yağlar da mevcuttur. Yağlar, aynı zamanda, bağışıklık sistemini güçlendirmek için de kullanılır; bu nedenle fazla çalışma veya bitkinlik dönemlerinde sizi koruyabilirler.

Bitkisel yağlar, eğitimli bir aromaterapist tarafından başka bir şekilde tavsiye edilmediği sürece, hamile olduğunuza inanıyor veya hamile kalmak istiyorsanız, kesinlikle kullanılmamalıdır.

Bach Çiçeği Tedavisi

Bach çiçeği ilaçları herhangi büyük bir eczaneden temin edilebilir; her ilaç için, yanında nasıl kullanılacağına dair kılavuz da verilecektir. Alternatif olarak, günün / ayın / yılın farklı zamanlarında ya da ne zaman gerekirse kullanılmak üzere doktor tarafındanhazırlanmış bir karışımı da alabilirsiniz.

Bach çiçeği ilaçları, zihinsel veya duygusal acı ve olumsuzdüşüncelerle duyguların kargaşasından arınmış açık bir zihne işaret ettikleri için, arınma programıboyunca çok yararlı olacaktır.

Bach çiçeği ilaçlan dünyaya Dr.Edward Bach tarafındantanıtılmıştır. O, tüm hastalıkların zihinsel bir dengesizlikten kaynaklandığına inanmıştı. Çiçek ilaçlarını da hastanın duygusal durumu üzerine temellenmiş sorunlarını tedavi etmek için kullanmıştı; onların kişilikleri, ruh halleri ve mizaçlarına bakar ve buna göre tanımlamada bulunurdu. Zihni, vücudu iyileştirmek için, iyileştirmeyi amaçlamıştı. Bu bütünsel yaklaşım, günümüz tıbbında, stres kaynaklı veya tansiyonun neden olduğu hastalıklara sıkça uygulanmıştı.

İlaç çiçek, bitki veya ağaç kabuklarını suda bırakarak elde edilir. Daha sonra su brendi içinde korunur ve ihtiyaç olduğu zaman çıkarılır. Bach ilaçları, az bir miktarı bir damla gibi duygularımız sakinleşinceye kadar dil üstünde tutularak kullanılır. Yaşadığınızı hissettiğiniz her duygusal durum için bir “set” kurabilirsiniz.

Eğer çiçek ilaçları kullanmak isterseniz, muhtemelen yalnızca Bach ilaçlarıyla ilgilenen bir doktor bulmanız gerekecektir; genellikle başka bir tedaviye ek olarak kullanılır. Bugünü, kendinizi iyi hissettirerek zihninizi yoğunlaştıracak çiçek ilaçlarını başka şeylerle birleştirecek bir doktor bulmak için kullanın.

Otuz sekiz Bach ilacı bulunmaktadır; bunlar yedi grup veya duygusal duruma ayrılır. Buysa onları arınma programınız için harika bir ek haline getirir. Bir karışım veya birleşim olarak veya tek başlarına kullanılabilirler:
1 Agrimony (Kasıkotu) Zihinsel sıkıntılar. Mutluymuş gibi davranarak sorunlarınızı bastırıyorsanız.
2  Aspen (Kavak) Bilinmeyen korkular. Belirsiz ya da sebepsiz korkular yaşıyorsanız, genel anlamda tedirgin ve ürkekseniz.
3 Beech (Kayın) Tolere edememek. Çevrenizdekileri sürekli eleştiriyor ve onlara tolerans gösteremiyorsanız.
4  Centaury (Kantaryon) Zayıf irade. Başkalarına iyi görünmek için ‘Hayır’ diyemiyorsanız.
5  Cerato (Boynuzlu)Danışma ve onaylanma ihtiyacı duyma. Aldığınız kararlara güvenmiyor, sürekli başkalarının tavsiyelerine ve onlar tarafından onaylanmaya ihtiyaç duyuyorsanız.
6  Cherry Plum (Erik ağacı) Aklını kaçırma korkusu. Kendinizi kontrol edememekten korkuyorsanız.
7  Chestnut Bud (Kestane tomurcuğu) Her defasında aynı hatayı yapıyor, yaşadıklarınızdan ders almadığınızı düşünüyorsanız.
8  Chicory (Hindiba) Mülkiyete gereğinden fazla önem veriyor ve bencilce herkesin sizin değer yargılarınıza uygun davranmasını bekliyorsanız.
9  Clematis (Orman asması) Hayalperestlik, ilgi dağınıklığı. Düşüncelerinizi toparlamakta güçlük çekiyorsanız, sürekli derin düşünceler içindeyseniz ve iflah olmaz bir hayalperestseniz.
10 Crab apple (Yaban elması) Kendine kin duyma. Dış görünüşünüzden hoşnut değilseniz, özgüven eksikliği yaşıyorsanız.
11 Elm (Karaağaç) Çok büyük sorumluluk hissi. Yüklendiğiniz sorumlukların altında ezildiğinizi düşünüyor ve üzülüyorsanız.
12 Gentian (Büyük Kantaron) Cesaretsizlik, ümitsizlik. Yaşadığınız güçlükler karşısında cesaretiniz kırılıyor, çok sık hayal kırıklığı yaşıyor ve çabucak pes ediyorsanız.
13 Gorse (Katırtırnığı) Umutsuzluk. Ümidinizi yitirdiyseniz, her şeye kötümser ve olumsuz yaklaşıyorsanız.
14 Heather (Funda) Ben merkezcilik, bencillik. Kendinizle fazla ilgiliyseniz, yalnızlıktan hoşlanmıyor, sürekli kendinizden bahsediyorsanız.
15 Holly (Çobanpüskülü) Kıskanç, öfkeli, kindarsanız, çabuk sinirleniyorsanız.
16 Honeysuckle (Hanımeli) Geçmişte yaşamak. Geçmişi unutamıyor, özlem duyarak hüzünleniyor, acı çekiyorsanız.
17 Hornbeam (Gürgen) “Pazartesi sendromu” duygusu. İşler gözünüzde büyüyor, kendinizi günlük işleri yoluna koyamayacak kadar yorgun hissediyorsanız.
18 Impatients (Kına çiçeği) Sabırsızlık. Sabırsızsanız ve aceleciyseniz, sizin için herkes ve her şey yavaşsa.
19 Larch (Melez çamı) Kendine güvensizlik. Başkalarıyla karşılaştırdığınızda kendinizi değersiz hissediyorsanız, özgüven eksikliği yaşıyor, hata yapmaktan korkuyorsanız.
20 Mimulus (Misk Otu) Çekingenseniz, bir durum ya da olaydan korkuyorsanız (diş doktoruna gitmekten, uçağa binmekten, topluluk önünden konuşmaktan).
21 Mustard (Hardalotu)  Aniden, hiçbir sebep yokken derin bir hüzne kapılıyorsanız ve bu hüzün yine nedensiz silinip gidiyorsa.
22 Oak (Meşe) Tükenmiş olmak ancak mücadeleyi sürdürmek
23 Olive (Zeytin ağacı) Enerjisizlik. Hem bedensel hem de ruhsal açıdan tükendiyseniz, yorgunsanız ve artık her şey sizi fazlasıyla zorluyorsa.
24 Pine (Çam) Kendini ayıplama, suçluluk duyma. Suçluluk duygusu yaşıyor, başkalarının hatalarından bile kendinizi sorumlu tutuyorsanız.
25 Red Chestnut (Kızıl Kestane) Sevdiğiniz insanlar için gereğinden fazla kaygılanıyor, başlarına kötü şeyler geleceğinden korkuyorsanız.
26 Rock Rose (Laden) Terör. Büyük bir korku yaşadıysanız ve bu korku elinizi ayağınızı bağladıysa.
27 Rock Water Kendi kendine baskı uygulama, kendini reddetme. Kendinize karşı katı bir tutum içindeyseniz, koyduğunuz kuralların dışlına çıkamıyorsanız.
28 Scleranthus (Yıllık Yumaklıot) Kararsızlık. Karar vermekte güçlük çekiyorsanız.
29 Star of Bethlehem (Tükürükotu) Şok. Ruhsal ya da bedensel bir şoku atlatmakta zorlanıyorsanız.
30 Sweet chesnut (Kestane) Çok siddetli zihinsel ızdırap. Daha fazla dayanamayacağınızı düşünüyorsanız, derin bir ümitsizlik içindeyseniz.
31 Vervain (Mine çiçeği) Aşırı şevk, heves. Yerinizde duramıyorsanız, değişmez kurallarınız ve fikirleriniz varsa.
32 Vine (Asma) Hükmetme, esnek olmama. Ne pahasına olursa olsun isteklerinizin yerine gelmesi istiyorsanız, hırslarınızla baş edemiyorsanız ve tahammülsüzseniz, herkese hükmetmek istiyorsanız.
33 Walnut (Ceviz) Değişiklikten kaçma. Bir geçiş dönemi yaşıyorsanız, yeni karşılaştığınız durum ve ortamlara alışmak için yardıma ihtiyacınız varsa, değişimden ve olumsuz dış etkilerden korunmak istiyorsanız.
34 Water Violet (Dere Menekşesi) Gurur, ulaşılmazlık. Ruhsal anlamda kendinizi dışarıya kapatıysanız, içe kapanıksanız, kimseyle temas kurmak istemiyor, insanlardan kaçıyorsanız.
35 White Chestnut (Ak Kestane)  İstenmeyen düşünceler. Gece gündüz kafanızı kurcalayan şeyler varsa, bir an olsun bundan kurtulamıyor, iç sesinizi susturamıyorsanız
36 Wild Oat (Yaban Otu) Şüphelilik. Ne yapacağınızı bilemiyorsanız, mutsuzsanız, gelecekle ilgili planlarınız yoksa.
37 Wild Rose (Yaban Gülü) Teslimiyet, cansızlık, hissizlik. Çevrenizde olan bitene ilgisiz ve kayıtsızsanız, içinde bulunduğunuz durumu değiştirmek için hiçbir çaba harcamıyorsanız.
38 Willow (Söğüt ağacı) Gücenme, içerleme. Kızgınsanız, haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsanız, talihinizin hiç yüzünüze gülmediğini düşünüyorsanız.
39 RESCUE (S.O.S. Acil durum serumu)
Dr. Bach acil durumlar için 5 farklı çiçek özünü bir araya getirerek bir karışım hazırlamıştır. Bu karışımın içinde Impatiens, Star of Betlehem, Cherry Plum, Rock Rose ve Clematis bulunmaktadır.
RESCUE sizi günlük yaşamda karşılaştığınız özel stres durumlarından ve krizlerden korur: ölüm, boşanma, işten çıkarılma gibi beklenmedik durumlar karşısında iç dengemizi yeniden sağlamamıza yardım eder.
RESCUE aynı zamanda sınav, iş görüşmesi, özel randevular, tartışma ortamları gibi gerginlik yaşadığımız durumlarda bizim güçlü kalmamızı sağlar

Kolon Sulama (Lavman)

Kolon sulama M. Ö. 1500 yıllarından beri vardır, fakat XX. yy. insanları için göreceli olarak yeni olup deneysel bir terapidir.

Kolon sulama yerleşmiş zehirleri, gazlan, pislikleri ve mukoza artıklarını temizlemede yardımcı olan içsel bir banyodur. Doktor rektuma arı suyu yumuşak bir biçimde pompalar ve bu her türlü istenmeyen yerleşmiş toksinleri ve pisliği yumuşatıp temizlemeye başlar.

Kolon sulama, arınma programı süresince, aşırı etkilidir. Kolon hastayı mutlu ve net düşünen bir hale getirmekte etkilidir “Sağlıklı bir vücut sağlıklı bir zihin demektir” sözünü doğrular.

Kolon, bir zihin temizleme terapisinde, zihne sıçramaz. Fakat birçok insan kolonun zihnini tamamen temizlediğini söyleyip zihni ve vücudu dengelemek amacıyla düzenli tedaviye gider. Eğer etkilerinin ne olacağını görmek için böyle bir tedavi düşündüyseniz, gün bugündür! Acısızdır, farklıdır, kendinizi harika hissettirir ve temizleyicidir fiziksel ve zihinsel.

Kolon mütehassısı, sizden, bir sedye veya koltuğa, belinizden aşağısı bir havlu ya da çarşafla örtülü olacak uzanmanızı isteyecektir. Arındırılmış su dikkatlice ölçülmüş sıcaklıkta ve hafif bir tazyikle rektum ve kolonun içine verilecektir. Doktor, suyun kolonu yumuşatması ve pisliğin atık suyla birlikte gitmesi için bir de masaj uygulayacaktır. Kolon üzerinde aşama aşama çalışılır; her defada su pompalanır ve tüm işlem tamamlanana kadar dışarı çıkması izlenir. Tedavi bir saatten daha az sürer ve hastanın tutumu tedavi boyunca gözlenir doktorlar hastaların sergileyeceği her türlü “alışılagelmedik” durumdan haberdardır. Kaç tedavi daha gerektiği ve doğal bağırsak lifiyle florasının yerini tutacak eklemeleri tavsiye etmek, doktor için normaldir.

Kafatası-Kuyruksokumu Terapisi

Eğer bir kez daha, “dengelenmiş” hale gelirken, vücudunuzun hastalık ve geriliminin içinizden akıp gittiğini hissettiğiniz bir sürece tabi tutulma fikrinden hoşlandıysanız, kafatası-kuyruksokumu terapisi en üstün tedavidir. Tedavi, kafatası, omurga ve kuyruksokumunu çok ince bir biçimde çalıştırarak yerleşmiş tüm gerilimi yok eder ve vücudunuzu doğal akışına döndürür.

Kafatası-kuyruksokumu terapisi tüm baş, boyun ve omuz gerginlikleri için kullanılabilir, fakat ayrıca derinlemesine yerleşmiş gerginlikler ve seneler boyunca kafanın içerisinde yer etmiş sorunlar üzerinde de etkilidir. Uygulama fiziksel ve duygusal bir boşalma sağlayabilir ve çok temelden etkilere sahip olabilir. Sh:84-91

A’dan Z’ye Yağ Özleri / Otuz Günlük Arınma İçin Esas Yağlar

Aşağıda belirtilen listede kullanmanız için hazır olarak bulabileceğiniz (A’dan Z’ye) bazı yağ özleri yer alıyor. Ayrıca otuz günlük programı nasıl ilerletecekleri konusunda önerilerde bulunmaktadır.

Badem Yağı

Tatlı Badem Yağı protein açısından zengindir; bir esas ya da taşıyıcı yağ olarak kullanıldığı takdirde cildinizi geliştirir ve kuruluğu önler. Her gün düzenli olarak kullandığınız ürünün yerine, otuz gün boyunca az miktarda tatlı badem yağı kullanarak cildinizi nemlendirebilir ve bu süre içinde doğal yağ kullanmanın farkını hissedebilirsiniz.

Reyhan (Fesleğen)

Fesleğen benim en sevilen yağlardan biridir. İşe giderken, özellikle karar verirken, zihni açıklığa kavuşturmak için sık sık bu yağı kullanırlar. Reyhan ya da fesleğen zihinsel yorgunluğa iyi gelir; düünme sürecinde bir tonik ya da uyarıcı olarak kullanılabilir.

Adaçayı

Adaçayı kasların gevşemesine yardım eder. Zihinsel stresin neden olduğu gerginlikten kurtulmanızı sağlar.

Okaliptüs

Bütün antibakteriyel etkisinin yanında okaliptüs yağının, hastalık zamanlarında büyük faydaları vardır. Halsiz ve zayıf hissettiğinizde size canlılık verir. Ayrıca zihinsel yorgunluğu önlediği için, uyarıcı ve canlandırıcı olarak da kullanılabilir.

Frankincense

Çok güçlü bir yağdır; bazı insanlar kokusunu sevmezler. Böyleyken, çok rahatlatıcıdır ve kişinin duyguları üzerinde sakinleştirici etkileri vardır. Özellikle meditasyon için iyidir.

Zihinsel ve duygusal etkileri için çok eski zamanlardan beri kullanılan frankincense, karışıklık içindeki zihne tutarlılık ve düzen sağlar. Kendini güvende hissetmeme, kendini eleştirme, disiplin eksikliği, şüphecilik, takıntılı olma, yorgunluk ve cesaret eksikliği gibi durumların hepsi, bu yağın sakinleştirici ve aynı zamanda canlandırıcı etkisinden fayda sağlayabilirler. Frankincense, uzun süreli acı durumlarında ve bir şekilde geçmişe takılmış ya da orada kaybolmuş gibi görünen insanlarda faydalıdır. Korkuların her cinsi – hafif endişelerden panik ataklara kadar-bu yağ ile bir rahatlamaya dönüşür ve kâbus, klostrofobi ve bilinmeyen şeylerden korkma durumları bu uygulamaya mükemmel cevap verirler.

Sardunya

Sardunya dengeleyici bir yağdır. Aşırı durum ve hallerin tedavisi için iyidir. Sardunya hormonal bir dengeleyici gibi hareket eder; hormonlar yüzünden tavırlarınızda ve genel durumunuzda meydana gelen dalgalanmaları düzenler.

Fındık Yağı

Fındık yağı vitamin, mineral ve proteinlerle doludur. Masajın faydalarını artırmak için listedeki yağ özlerinin herhangi biriyle birlikte, esas ya da taşıyıcı yağ olarak, kullanılabileceği gibi tek başına da kullanılabilir.

Yasemin

Yasemin ender bulunabilen en güzel yağlardan biridir ve tahmin edeceğiniz gibi inanılmaz derecede pahalı bir yağdır! Bununla birlikte, faydasını görmek ve harika kokusunu hissetmek için çok az miktarda kullanmanız yeterlidir. Terapik düzeyde, yasemin güçlü bir antidepresandır ve bir şüphe ya da isteksizlik geliştiğinde sık sık kullanılabilir. Yasemin yağı kullanmak kendi “kişiliğinizle” bağlantıda olmanıza yardım eder.

Lavanta

Lavantanın kendisi hakkında neredeyse bir kitap yazılabilir! İşte lavantanın zihinsel uyarım ve açıklığa ait faydalarına dair örneklerin sadece birkaçı: Sakinleştirir, rahatlatır, ruhsal dalgalanmaları dengeler, endişeyi azaltır, kendinizi iyi hissettirir, uyumaya yardım eder. Lavanta çok amaçlı ve en güvenli yağlardan biridir yalnızca bir çeşit yağ özü alacaksanız, lavanta tavsiye edilir.

Mandalina

Mandalina turunçgillere özgü yağların çoğunda olduğu gibi, canlandırıcı bir etkiye sahiptir. Kendinizi sevmediğinizi düşündüğünüz, kendinizden şüphe ettiğiniz ve güveninizin olmadığı zamanlarda kullanın.

Neroli

Nemli, gül ve yasemin gibi kendinizi sevmediğinizi ya da kendinizi değersiz hissettiğinizi düşündüğünüz zamanlarda kullanılabilir. Bu yağ pozitif bir şekilde düşünmenizi ve kendinize saygı duymanızı sağlar. Yasemin gibi pahalı bir yağdır, ama çok kuvvetli olduğundan çok az miktarı dahi yeterli olabilir.

Portakal

Portakal “yoksul insanların” neroli yağı olarak tanımlanabilir. Pozitif imaj, olumlu düşünce ve kendine saygı, hepsi portakal özü yağını kullanarak elde edilebilir.

Çam

Fesleğenin yanında, işe başlarken kullandığım yağlardan biriydi çam. Bir yerde çam yağının “kullanan kişinin sorumluluğun ağırlığından kurtulmasını sağladığını” okumuştum yeni bir iş geliştirmek için belki en iyi zihne sahip olmayacaksınız, ama bunun oluşmasına yardım edecek! Canlandıran ve uyaran etkisiyle pozitif bir şekilde hissetmenizi sağlar uzun çam ağaçları arasında yürüdükten sonra edindiğiniz canlılık hissine benzer bir his.

Gül

Gül yağ özlerinin creme de la creme özelliği nedeniyle yasemin ve neroli’ye benzer: Sadece fiyatının pahalı olmasıyla değil, ama aynı zamanda harika özellikleri nedeniyle. Kesinlikle daha pozitif bir şekilde fikrinizi değiştirmenizi sağlar; bir milyon dolarınız varmış gibi hissettirir. Gül birçok yeme bozukluğunun giderilmesiyle kendini sevmek ve değerli hissetmek için kullanılır. Gül, dünyanın sizin üzerinize attığı, herhangi bir sorunun pozitif bir bakışla üstesinden gelmenize yardım eder.

Sandalağacı

Canlandıran, pozitif etkisi olan, güçlü bir afrodizyaktır dünyayı fethetmek için daha başka neye ihtiyacınız var ki?

Vetiver

Vetiver yağı son derece rahatlatıcıdır, gergin ve endişeli hissettiğiniz zamanlarda kullanılabilir ya da gerçekten iyi bir şekilde uyumak istediğiniz zaman.

Ylang Ylang

Gevşeten, rahatlatan, anti depresan ve afrodizyak özellikleriyle harika bir çiçek kokusudur. Eğer hoşunuza giderse, çok az kullanın; son derece egzotik olacaktır.

Aşağıdaki duygusal durumlar bu yağ özleri kullanarak yükseltilebilir ya da alçaltılabilirsiniz:

Kendinin farkında olma:Neroli, Yasemin, Gül, Ylang Ylang, Sardunya, Mandalina
Zihinsel canlılık:Fesleğen, Okaliptüs
Neşe:Gül, Fesleğen, Çam, Ylang Ylang, Portakal
Kararlılık: Fesleğen, Vetiver
Enerji: Portakal, Fesleğen, Çam, Okaliptüs
Odaklanma: Fesleğen, Ylang Ylang
Cömertlik: Lavanta, Gül, Sardunya, Yasemin, Neroli
Mutluluk: Hemen hemen bütün yağlar mutluluk verir gerçek şu ki bu yağları kullanmak sizi pozitif bir tavır içine sokar!
Canlılık veren bazı özel yağlar: Gül, Portakal, Yasemin, Sardunya
Hayal gücü: Portakal ve Yasemin yağıyla zihin özgür kalır. Çam vahşi düşünceleri önlemekte kullanılır!
Keyif: Neroli, Gül, Yasemin, Ylang Ylang
Zihnini tanıma: Fesleğen
Kendini sevme ya da kendinin farkında olma: Neşe, Mutluluk ve Keyif veren yağların tümü.
Motivasyon: Gül, Fesleğen
Hoşluk:  Kendinin farkında olma ve kendini sevme yağlarına bakın.
İyimserlik / pozitif olma:     : Fesleğen, Çam, Vetiver, Portakal, Sardunya, Frankincense
Dingin-sakin olma:   Lavanta, Adaçayı, Mandalina, Neroli, Frankincense
Rahatlama:     Lavanta, Yasemin, Gül
Uyarıcı:    Fesleğen, Çam, Portakal, Okaliptüs
Derin düşünme:   Fesleğen, Lavanta, Gül, Frankincense, Vetiver, Ylang Ylang
Canlılık:   Mandalina, Portakal, Sardunya, Gül, Neroli, Yasemin
Dirilik:     Fesleğen, Çam
Yaşama keyfi:    Gül
Heyecan, gençlik:       Çam, Mandalina, Okaliptüs, Fesleğen

Sh:172-178

(Kokuları/yağları kendi zevkinize göre bir karışım yapıp kullanabilirsiniz. Çünkü her kokunun kişiye göre ayrıcalığı vardır. Karışım miktarının tayinini bildiğiniz kokunun ekseriyeti ile sağlarsanız, parfüm/esans aroması beyinden tepki ile karşılaşmaz ve koku  kişiyi yormaz. Hzl)

Kaynak: Jane SCRİVNER, DETOX PROGRAMI  Zihinsel Arınma / Özgün adı: DETOX Your Mind, İngilizce aslından çeviren Ozan AKAR, Beyaz Balina Yayınları, İstanbul, 2003

 

HOUSE OF NUMBERS: ANATOMY OF AN EPİDEMİC (2009) “Bir Salgın Anatomisi”


Yönetmen: Brent Leung             

Senaryo: Llewellyn Chapman  

Ülke: ABD

Tür: Belgesel

Vizyon Tarihi: 19 Nisan 2009 (ABD)

Süre: 90 dakika

Dil: İngilizce

Müzik: Joel Diamond   

Çekim Yeri: Australia

Oyuncular: Luc Montagnier, Francois Barre-Sinnousi, Anthony Fauci, Kenneth Cole,    James Curran

Hakkında

HIV nedir ?
AIDS nedir?
Tedavi için yapılıyor ?

Bu belgeselde, Kanadalı sinemacı Brent Leung AIDS’in gerçeğini araştırmak için  dünya çapında bir yolculuğa çıktı.

Belgeselinde AIDS’in 28 yıldır ön sayfa haberi olmasına rağmen, zar zor anlaşıldığı/anlatıldığı/bilgilerin doğruluklarının ne durumda olduğu  göz önüne sermektedir.

Neden tedavisi yoktur ?

Harcanan büyük emek, zaman ve para rağmen, salgın dorukta ve kesin bir tedavisi görünürde yok.

Ne demek bu?

Neden Alzheimer veya kanser gibi tedavisi yoktur ?

Lütfen BS alarm en az yüz kere çalmadı mı?

“Bu hasta adam bile çaresizlik içinde onun gündemi ile gitti”

“HIV ilacı alan bu adamı videoya kaydettikten sonra bir kaç saniye sonra öldü  ya da ölecek …

Komplo teorisi dünyasında Brent Leung’da ” bilim ” ve ” gazeteciler “e biraz dikkat verdikten sonra belki filmin sonucunu  görmeden veya olanlar hakkında bilgisi olamadan ölecektir.

Bu da bizim sorumuz: En basit filmlerin Türkçe alt yazısı varken bu belgeseli araştırın İngilizce alt yazısı dahi yok.  

Belgeselden Notlar

  Küresel UNAIDS tahminlerine 42 milyon kişide HIV var.  Bu rapora göre her saniye 10 kişi  AIDS’ten ölmektedir.

**

“HIV ve AIDS arasındaki fark nedir ?” diye sorduk:

 Ben tam olarak bilmiyorum!

**

HIV bir virüstür.  AIDS hastalıktır.  Yani tamamen farklı! 

**

 HIV / AIDS konusunda tam bir uzlaşıda yok.

Masumca Uzmanlara da sordum :

HIV ve AIDS arasındaki fark nedir ? 

HIV ve AIDS arasındaki fark  çok kritik bir kavramdır.  Ve ne yazık ki, yeterli bir açıklama hatırlamıyorum. Bazıları ise;

HIV bir virüstür.  AIDS ‘de virüsün neden olduğu bir sendromdur

Büyük sorun  HIV bile  teoridir. 

**

HIV’in var olmadığını söyleyen şüpheci bir grup bile var.

**

HIV varlığını ispat yoktur.

**

Gerçekte bir HIV  vardır ve hatta AIDS neden olur.  HIV, neden  AIDS’e sebep olur.

**

 Her kafadan bir söz.

**

Neredeyse HIV üzerine 30 araştırma var.  Neden hala tartışmalar bitmiyor?

 Neden görünürde hiçbir tedavi şekline karar verilemiyor?

**

Bu soruların yanıtları için 1981 yılına gidelim.

CDC’ye ( Ulusal Salgınlar Merkezi) kontrol için iki vaka bildirmiştir. İki nadir ve ölümcül hastalık ve eşcinsel topluluk keşfedilmiştir.

Ama açıkçası bir sorun var. Çünkü merkezin belirgin bir salgın/hastalık açıklaması yok.

**

GRID !  Gay Related Immune açılımı  (gay bağışıklıkları Eksikliği ile ilgili ) bilgi verilmiyor.
CDC Yeni bir hastalığın bir belirtisi olduğu hakkında bulguları saklıyor.

**

Hemen sonra , Kaposi sarkomu adı verilen nadir bir kanser  olan  bir genç gey tespit edildi . 

Birçok nedenler ile üzerine gidilmedi.

**

AIDS tanımlamak:

  AIDS bir sendrom anlamına gelir mi?

  AIDS kronik  bir hastalık mı?

  AIDS birçok şey anlamına geliyor.

 AIDS var !

Aslında sadece siyasi AIDS vardır  Tıbbi olarak sanmıyorum !  Eğer bir dizi fırsatçılar hastalıkları kullanmasa.

**

 AIDS bir sendrom mudur?

 Kronik bir hastalık mıdır ?

AIDS diye bir hastalık var mı?

Mümkün bilmiyorum.

 AIDS nedir?

 AIDS tanımlamak çok zordur,

Değişiklikler/teorler nedeniyle  her yıl AIDS tanımı zaman içinde değişmiştir .

Bu tanım 1985 yılında revize edildi  Ve 1987 yılında yine yaptım .

Tanımların değişmesi siyasi idi. 

Kaç kere değişti,  bilmiyorum.

**

AIDS, 200 e yakın tanım var. Tanımda en  büyük değişiklik 1993 yılında oldu .

Ve 1993 yılında AIDS te bir düşüş oldu . Tanımının geriye dönük değişiklik  tahminler % 100’ün üzerinde arttı .

AIDS tanımı olarak birçok hastalıklar bu sendroma dahil edildi.

Kesinleşme oldukça   Hastalara daha fazla tedavi olma şansı arttı.

Tanımlamada zamanın uzaması arkasındaki kararlarda siyaset ve  kapitalizm olduğunu unutmayalım. 

Çünkü bu hastalık için sağlanan avantajlar bir kısım insanlar tarafından istismar edilme olasılığı var/dı.

**

Belgesel uzun

“Tüm gerçekler,  üç aşamadan geçer.

Önce alaya alınırlar; sonra kendilerine şiddetle karşı çıkılır;

ve son olarak ise doğruluklarının çok açık olduğu ilan edilir.”

[ Arthur Schopenhauer]

Not: Türkçe Alt yazısının çıkması umuduyla benden bu kadar.

********************************

 “Gerçek şu ki, insan çok zalim ve nankördür.”

Kur’ân-ı Kerim

————————-

DALLAS BUYERS CLUB
Sınırsızlar Kulubü (2013)

 

THE LAST OF ENGLAND (1988) İngiltere’nin Sonu


Büyük Britanya sonun bir adaya sığınmış balıkçı ülkesi olmak mı?

Yönetmen ve Senaryo: Derek Jarman

Ülke: İngiltere, Batı Almanya

Tür: Dram

Süre: 87 dakika

Dil: İngilizce

Müzik: Simon Fisher-Turner     

Oyuncular:  ‘Spring’ Mark Adley, Gay Gaynor,  Matthew Hawkins, Spencer Leigh Gerrard McArthur,  Jonny Phillips,  Nigel Terry, Tilda Swinton

Hakkında:

İngiliz yönetmen Derek Jarman’ın hazırladığı yenilikçi bir belgeseldir. The Last Of England [İngiltere’nin Sonu] filmini sonradan çektiği standart (+18) erotik görüntüleri birleştirmiştir. Belgesel eski ev filmleri, yeni çekilmiş 8 milimetre filmler, “düz” aktüalite tarzı fotoğraf görüntüleriyle zenginleştirip, bilinen müzikler eşliğinde kıyameti kopmuş İngiltere’nin imajını canlandırmasıyla bir özgünlüğü bulunmaktadır. Siyasi konulara karşı isyanı yanında Londra ve Belfast noktalarındaki görüntü mozaikleri içerisinde İngiltere’nin düşüşünü gözler önüne sermektedir. Açıkçası en başarılı İngiliz yönetmenlerinden birisinin, herkesin beğenisine yönelik olmayacağını bilerek, İngiltere’nin Son’u 1980’lerin acılı ve ağlanacak durumuna dikkat çekmesine, belgesel hakkında  birçok yorum yapılabilir.

Jarman’ın belgeselinde ise, doğrudan dertlerinin, korkuların/nın ve tüm sıkıntılarınızı müşahede edebilir ve hissedersiniz. Aslında herkes için gereksiz bir bilgi gibi bir söylemini tekrarlıyor olsada imaj farkı ile belgesel ve öteki ülkelere nasihat edilmekte olduğunu söyleyebiliriz.. Ayrıca Jarman, bu filmin konusunu işleyen bir kitapta yazmıştır. Sonuç olarak AİDS’ten vefat eden yönetmenin bir iç hesaplaşması mı diye düşüneceğimiz belgesel film, tüm dünyayı tehdit eden yozlaşmanın acıklı bir hikâyesidir.

Önemli not: Kısa bir metni olduğu halde Türkçe altyazısı hazırlanmaması garip karşılanabilir. Altyazıcılara duyurulur.

Belgeselden

Ruhlar ölmüş sessizlik içinde, sıçanlar ise hala ayakta.

**

Onlar ne diyor?

 Tamam, yorum gereksizdir.

Bazıları Sessiz durur.

Ve burada gardiyanlar.

Bunun şifresi nedir?

 Kaçmak.

Başka ne görüyorsun?

 Kanallara dökülen yalanlar ve rüşvet.

Sonra her şey yolunda?

 Evet.

Umut nerede?

**

Genç adam Kral olmak için doğmuş. Bize gülmek olmaz,

Kıyıda duransa bizim düşmanımızdır.

**

Zenginliğimiz çöp kutuları.

Hayallerinizdeki evden topladığınız şeyleri atın.

**

Bir sonrakine hazırlanın?

 – Evet,

- Bu doğru, harika olacak?

 – Umuyoruz.

Sadece ileri

 Devam edin.

****************

DALLAS BUYERS CLUB/ Sınırsızlar Kulubü (2013)


Yönetmen: Jean-Marc Vallée  

Ülke: ABD

Tür: Biyografi | Dram | Tarihi

Vizyon Tarihi: 28 Şubat 2014 (Türkiye)

Süre: 117 dakika

Dil: İngilizce, Japonca

Senaryo: Craig Borten, Melisa Wallack               

Görüntü Yönetmeni: Yves Bélanger     

Yapımcı: Robbie Brenner, David L. Bushell, Nicolas Chartier    

Firma: Voltage Pictures | Truth Entertainment (II)

Oyuncular:    Jared Leto,  Matthew McConaughey,    Jennifer Garner ,   Dallas Roberts ,   Denis O’Hare

Özet

“Emin olduğum şeylerden biri, karakterin anarşist mizahına ve bencil bir serseri olduğu gerçeğine sadık kalmaktı.”

Amerikalı tipik bir kovboy Ronald Woodroof, beyaz, taşralı, ırkçı ve homofobik. Çok yakında bu ‘sempatik’ kişiliğine yeni bir özellik ekleyecek: ilaç kaçakçılığı. AIDS’liolduğunu ve 30 günlük ömrü kaldığını öğrenip büyük bir öfke nöbeti geçirdikten sonra, bize bir adamı neyin ‘iyi’ yaptığını göstermek üzere harekete geçiyor. FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) onaylı ilaçların hastalıkla savaşta etkisiz kaldıklarını anlayınca, internette duyduğu etkili ama yasak ilaçları edinmek üzere Meksika’ya yola çıkıyor. 80’lerden bahsediyoruz.

AIDS sendromunun en yüksek olduğu, AIDS’li insanları dışlamanın meşru olduğu dönemler… Doktorların ve ilaç şirketlerinin hastaların yaşamı pahasına korkunç paralar kazandıkları dönemler… Fondaki gerçeklik buyken, bizim adamımız Dallas’ta bir satış noktası kuruyor: Sınırsızlar Kulübü. Kendisiyle aynı durumdaki yüzlerce insana ilaç temin ediyor. Drama ve sosyal eleştiriyi maharetle birleştiren etkileyici bir gerçek hayat hikâyesi… Merkezinde de sevgiyle nefret edilesi, nefretle sevilesi bir anti-kahraman.

DALLAS SATINALMA KLÜBÜ

Filmden

Azidothymidine yani AZT aslında kanser için geliştirilmişti. Gel gör ki HIV’in başlangıcı ile, Avinex Endüstüri’de efekte laboratuar hayvanlarına AZT tatbik etmeye başladık. İlk buluşlar CD4 değerinin yükseldiğini,… – …T hücrelerinin onarıldığını… – Hayvan testlerinde bazı can sıkıcı yan etkiler olduğu doğru değil, değil mi?

 Kırmızı ve beyaz kan hücrelerinde aşırı düşüşün olduğu. Evet, ama virüsün etkileri test edilmiş diğer her şeyden daha iyi. 1964’te AZT kanser tedavisi için geliştirildiğinde ertelenmişti. Anti kanser etkisi yoksunluğu ve toksik etkiden dolayı. Doz bazlı olduğuna inanıyoruz. Yani başka bir hayvan testi daha yürütüyorsunuz?

 FDA insan testi için bize izin verdi. Bu yüzden buraya geldim. ABD’nin her yerinde plasebo kontrollü çift kör çalışma yöntemi yürütüyoruz.

Doktor. Bana AZT bulabilir misin? Bir ay ömrün var diyorlar.
 Avinex Endüstri, ilacı test için daha yeni piyasaya sürdüler değil mi?
 – Hemen şimdi biraz satın almak istiyorum.
- İşler öyle yürümüyor. Bir yıl kadar bir grup hastaya ilaç ya da plasebo veriliyor, tamamen şansına kalmış, doktorların bile bilmeye hakkı yok.
-Ölen insanlara şeker mi veriyorsunuz?
 İlacın işe yaradığını anlamanın tek yolu bu. Benim için biraz bulabilir misin?

Dr. Vass’ı arıyordum.

 – Buyurun. AZT için arıyorum. Öyle mi?

 Onu burada bulamazsın. Kendini zehirlemek mi istiyorsun?

 – Allah kahretsin!

- Maria?

 Onu kontrol edin. Kokain, alkol, metamfetamin. AZT mi?

 Buna felaketin formülü derim işte.

- Burası berbat bir yer, doktor.

- Doktor olduğumu kim söyledi?

 Lisansımı 3 yıl önce iptal ettiler.

Bu yüzden bu berbat yerdeyim. Neden?

 Ne yaptın?

 Kullandığın uyuşturucular bağışıklık sistemini bozuyor, enfeksiyonlara karşı duyarlı yapıyor.

Kokain beni zatürree mi etti yani?

 Hayır, kokain seni daha duyarlı yaptı diyorum. Tıpkı AZT gibi. AZT’nin beni iyileştirmesi gerekiyor sanıyordum. AZT sadece onu satanlara yardım eder. İrtibata geçtiği her hücreyi öldürür. Sana bir dozaj vitamin ilaveten mineral çinko yazıyorum. Bağışıklık sistemin inşa etmek için. Ayrıca esansiyel yağ asidi de alacaksın.

Eğlenceli geliyor mu?

 Son deneme randevunu kaçırdın, Ray. Neredeydin?

 Bu elbiseyi beğendin mi?

 Çünkü bence ön taraf biraz fazla aşağıda gibi. Bu çalışmanın tek amacı AZT’nin insanlara yardım edip etmediğini belirlemek. Hadi ama Eve, bana yardım edecek bir şey olmadığını biliyorsun. Bu denemeyi bırakacağım anlamına gelmez.

Bana karşı neden bu kadar iyisin?

Üç Ay Sonra Pekala?

 Daha iyi. – T hücrelerin gelişme gösteriyor.

- Hala HIV var mı?

 HIV’in her zaman pozitif çıkacak, ve şimdi de AIDS’sin, kanına pompaladığın bütün o pislikler toksik olabilir. Bağışıklık sistemini vurmuşsun. Şimdi diğerlerinin arasında bir de zatürreesin. Hafıza kaybı, ruh hali değişimi,… – …eklemlerde ağrıya sebep…

 – Berbatsa bende vardır. Dalgamı kaldıramam filan falan.

- Her ne boksa bende var değil mi?

 – Evet. Acıma partisini erkenden başlatmayalım. Bu DDC. AZT gibi virüs önleyici ama daha az toksik. Ve bu Peptide T. Protein, hiç toksik yok. Önceki çalışmalar bunların yardımı dokunabileceğini gösterdi. Buraya geldiğinden beri sana bunları veriyordum.

- Bunlardan ABD’de satın alınamıyor mu?
 – Hayır, onaylanmadılar.
Şuraya bak. Çinliler, homolar, mahkumlar. Seksi hemşireler. Burada yeni dünya düzenin var, Vass. Bundan bir servet kazanabilirdin. Eğer yakalanırsan AIDS olduğunu söyleme. Yoksa bir daha gelmene izin vermezler.
Zararlı AZT faydalı ilaç gibi piyasaya sürüldü. [Rant]

Avinex Endüstiri AZT’nin AIDS tedavisinde onaylanan ilk ilaç olduğunu bugün duyurdu.  AZT hasta başına yıllık 10 bin dolarlık fiyatıyla ilaç piyasasındaki en pahalı ilaç oldu. Avinex borsada sıçrama yaparak %12 yükseldi.

AZT Rakibi Peptide T

Sizin. AZT kullandık, başlarda biraz yardımcı oldu

 Öncelikle, o pisliği tuvalete atın. Kötü haber.

İkincisi, içinizi yakacak her şeyden uzak durun. Temiz kalmanız lazım. Tamam mı?

 Üçüncüsü, sağlıklı yaşayın ve beyninizde sorun olursa Peptide T düzeltecek. Tamam mı?

 Başlangıç paketim var. Bir hafta içinde daha çok gelecek. O zamana kadar, yediğinize ve kiminle yiyiştiğinize dikkat edin.

Roger Thompson?

 Bu benim hastam. Bu insanları sen mi tedavi ediyorsun?

 – Kendi kendilerini tedavi ediyorlar.

 – Neyle?

 Vitamin, Peptide T, DDC. Sizin sattığınız zehirler harici her şey.

FDA  onaylı AZT, Rakibi Peptide T karşısında yenik duruma düşünce kanunî hilelere başvuruyor.

11 Mart 1987 FDA mevzuatında daimi değişikliğe gidiyor. Bu yeni mevzuatlar özellikle doğrudan hayati tehlike taşıyan durumlar için uygulanacak. Bu tür hastaların normal durumlara göre daha büyük risk olduğu kabul edilecek. Bu mevzuat sadece hekim tarafından reçete yazılmış hastaları kapsayacak. Ne demek oluyor bu?

 Onaylanmadık demek. Artık yasa dışıyız!

Dr. Vass:

Tırtılların kuluçka döneminde kendilerini korumak için kullandıkları hücre içi salgılar insanlarda virüs önleyici olarak davranıyor ve toksik değil. Soruna cevap. Şuna bir bak. The Lancet tıbbi incelemesi. Fransa’da yürütülen bir çalışma yayınladılar. AZT’nin tolere edilmek için çok toksik olduğunu kanıtlıyor. HIV’in kandaki seviyesine de kalıcı bir etkisi yok. Elbette Avinex ve NIH kendi yayınlarında buna yer vermediler. Elbette vermezler. Bunlar önceki Fluconazole deneme sonuçları.

- Mantar önleyici mi?

 – Evet. – Okumuştum.

- Biraz eve götürmek ister misin?

 – Taşıyabildiğim kadar.

Peptide T’yi neden kestiniz

 İşe yaradığına dair kanıtım olan toksik olmayan ilacı. Sadece Uluslararası Akıl Sağlığı Enstitüsü değil, sizinkiler de öyle diyor. Tamamen güvenilir.

 Bay Woodroof. Korkarım sıradan bir uyuşturucu satıcısından farkınız yok.

- Ben mi uyuşturucu satıcısıyım. Hayır, sensin o. Lanet olsun, insanlar ölüyor. Ve siz oradakiler, siz olmadan bir alternatif bulacağımızdan korkuyorsunuz. İlaç şirketleri kendi mallarını kabul ettirmek için FDA’e para ödüyor.Ama yok, benim araştırmalarımı görmek istemiyorlar. Cebimde bunlara bahşiş verecek kadar para yok.

Karar

San Francisco Bölge Mahkemesi Anayasa, özellikle 9. Düzenleme zihinsel ya da fiziksel olarak sağlıklı olma hakkınızı ifade etmez. Kendi tıbbi tedavinizi seçme hakkınızı ifade eder. Ama bu yorum FDA tarafından tıbbi tedavi olarak onaylanmıştır. FDA’e gelince, mahkeme FDA’in zorba yöntemlerini ve sahibi olduğu ajans tarafından ilacın toksik olmadığının bulunması konusunda doğrudan müdahalede bulunmasından aşırı rahatsız olmuştur. FDA insanları korumak için kurulmuştur onların yardım almasını engellemek için değil. Kanunlar bazen sağ duyulu gözükmeyebilir. Eğer kişi ölümcül derecede hasta olarak bulunmuşsa elinden geldiğince hastaya yardım edecek şekilde her şeyi vermelidirler ama bu kanun değil. Bay Woodroof, zor durumunuzdan etkilenmiş bulunmaktayım. Ama buradaki yetersizlik adli makama müdahale etmektir. Üzgünüm. Bu dava böylelikle kapanmıştır.

Sonuç

Mahkemenin  Devamında FDA Ron’un kişisel kullanımı için Peptide T almasına izin verdi.

Ronald Woodroof AIDS olduğunu öğrendiği gün bir ay sonra öleceğini duysa da mücadelesi sonuç verdi.  2557 gün sonra 12 Eylül 1992’de HIV teşhisinden yani 7 yıl sonra öldü. İlaç karışımları ile yaygınlaşan düşük doz AZT kullanımı milyonlarca hayat kurtardı.

*************

Sınırsız hayat yaşayanların imtihanları ağır olur. Ancak onların bu halini yine insanlık için hayra çeviren Allah Teâlâ’ya şükretmek gerekir. Onlar olmasa idi sömürücü ilaç şirketlerinin elinden çok çekerdik. Cesur adamlara selam olsun.

Aşağıdaki yazılara bakmanızı tavsiye ederim

COMA (2012)
İLAÇLAR, DNA VE PSİKANALİZ DİVANI
İLAÇLAR ZİYAN OLUYOR!!!!!!
KATARAKT ARTIK İLAÇLA TEDAVİ EDİLİYOR
VİTAMİNLER -NİÇİN VİTAMİNLER?
ASTIM TEDAVİSİNDE VİTAMİN D’NİN ROLÜ
B12 VİTAMİNİ İLE FOLİK ASİTİN NÖROLOJİK HASTALIKLARLA İLİŞKİSİ
BİLMEDİĞİMİZ BİRÇOK MESELE- MEGAVİTAMİN TEDAVİSİ- FOOD
ÇOCUK SAĞLIĞINDA DOKTORLARIN DİKKAT ÇEKMEDİĞİ VİTAMİN B12 EKSİKLİĞİ
HASTALIK İYİLEŞMEYE GİDEN YOLDUR” KİTABINDAN SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİM
HASTALIĞIN ÜSTESİNDEN GELMEK-KANSER
BİLİNMESİ GEREKEN MUHTELİF BİLGİLER
AHMED BÎCAN YAZICIOĞLU KADDESELLÂHÜ SIRRAHU’L AZÎZ -DÜRR-İ MEKNUN-(SAKLI İNCİLER) KİTABINDAN
OSMAN NURİ KOÇTÜRK
OSMAN NURİ KOÇTÜRK YAZILARI
FOOD MATTERS (2008)
MİLLETİN BESLENMESİ
ROTANIZI DEĞİŞTİRİN
FORKS OVER KNİVES (2011)
MONSANTO KERAMETLERİ
THE CENTURY OF THE SELF         (BEN ASRI) 2. BÖLÜM
HAŞHAŞ VE EMPERYALİZM – Aytunç ALTINDAL
ZEİTGEİST: MOVİNG FORWARD (2011)

Not: Son günlerde vitaminler üzerine bir operasyon başlatıldı. İki ay öncesi B12 Vitamini piyasada yoklar arasına katıldı. Talep çok olunca serbest bırakıldı. Şimdilerde  ise  “D VİTAMİNİ İŞE YARAMIYOR” bunun benzeri vitamin  haberleri iki günde bir yayınlanıyor. Yeni bir salgın olacağı şüphesini duyuyoruz.  Ayıca Deposilin (nedense 2Tl gibi ucuz bir fiyatı olan aylık pensilin iğnesi ) piyasada yok satıyor.

Unutmadan yıllarca milletimize kollestrol hikayesi ile yumurta, tereyağ yedirmeyenler  şimdi yiyin diyorlar. Milleti  aptal yerine koydular. Şimdi düzeltmeye çalışıyorlar….

İlmî çevrelerdeki ters bilgilerin akışı ve  çıkışı üzerine Rahmetli Aytunç Altındal Beyefendinin açıklamaları hepimize  ışık tutacaktır.

AYTUNÇ ALTINDAL BEYEFENDİNİN AÇIKLAMALARI

DÜNYAYI KİM YÖNETİYOR?

İnsan dünyayı yönetendir. Hayvanın yöneticilik vasfı yoktur. Peki yönetmek ve yönetilmekteki kıstas nedir? Bunda esas olan bilenler, bilmeyenleri yönetmekle hükümlü kılınmış olasıdır. Ancak “Bilen Yöneteciler” çıkar çizgisinde olunca sorunlar çıkmaktadır. Tarihin geçmişinden gelen yönetenleden en güçlü olanlar okült örgütlerdir.  Bunların yönetimdeki etkinlikleri ve dünya yöneticilerini fark etmekte zor olmaktadır.

Gizliliğin içinde olan okült yönetenleri bilebilmek için gizli ilimlere ulaşan bilgiye sahip olmak ve  onların kendi aralarında kullandığı takvimi bilmek gerekir. Onların takvimi 360 gün üzerinedir.  Bu nedenle onların bize göre gaybî kendilerine göre huzûrî bilgileri bugün  itabarıyla 2500 gün öncedendir. Onların bu bilme özellikleri ile yönetilen dünya üzerinde hâkimiyet kurmaktadırlar.

Dünyayı yönetenlerdeki hâkimiyette bir ayrıcalık var mı diye düşündüğümüzde, onlar için devletlerin esası ve varlıkları üzerinde “üst tasarımcılar” diye adlandırılırlar. Bu hâkimiyet her zaman bir şekilde kendilerini yok eder gibi, görünerek bir diğer guruba intikal ettirilir.

Dünyada olaylar bahsedilen takvim esasına göre  36 yıllık periyotlar ile 108 yıllık zaman çevresinde doğudan batıya dönüşümlü olarak devreder. Her otuzaltı yılda insanlar bir önceki yılın inkarı ve çelişkisi ile uğraştırılırken “üst tasarımcılar” yönetilen bilmeyenlere hâkim olurlar.

Günümüz itibarıyla yönetenler, 19 yüzyılın izimleri iken, gelecek yüzyılı kuantum ve teknoloji terorileri bilgileri ile mücehhez olanlar yönetecektir, denilebilir.

Yöneten  “üst tasarımcılar” koydukları kuralları tespit eder. Yönetilen insanlara bildirdikleri kavramlar da kozmik âlemde pek değer taşımayanlardır. Her 36 yılda değişim tekrar eder. (1989 baz aldığımızda enigma oprasyonlarının bu yüzyıl için başlangıç kabul edilmektedir. ) eski bilgiler paçavraya dönüştürlmekte ve  yeni bilgiler ile inasn bilgilikleri  sarsıntıya uğratılmaktadır. İşte bu sebeple bazı kimselerin önceden bildikleri komplo türüne varacak kadar olan bu bilgiler ve olaylar 2500 gün önceden tasarlanmış ve uygulamaya sokulmuş planın aksiyon şeklidir.

Kavramlar, bilgiler “üst tasarımcılar”elinde oyuncak gibidir. Bu şekilde oluşan gelecek zaman zuhuratı, daha önceden yönetilenlere kehanet ve öngürü gibi sunulması ve ön aşamada  kastî bilgi sızdırılması ile mümkün olmaktadır. Neticede bu tür bilgiler toplumda tatmin sağlama yanında bir korku imparatorluğu da oluşturulmaktadır. Bu korku yönetilen gurubta tahliye, tasfiye ve mankurtlaşmayı sağlamaktadır.

TAVİSTOCK ENSTİTÜSÜ

İlluminati, gül ve haç kardeşliği vesair örgütlerin en tepesinde bulunan ve bir çatı vazifesi gören bu örgütlenme CIA’in kontrol etmek istediği ülkelerde operyasyon yapabilmek için kurduğu bir enstitüdür. Bunlar anglo sakson kökenlidir ve dünyadaki atmosfere İngiltere kanadından gizli olarak yön verildiği kanısı oluşurken göz ardı edilmemesi gereken örgütlenmedir. Haklarında çok geniş bilgiye ulaşmak mümkün değildir.

tavistock enstitüsü’nün ilham kaynağı ünlü psikanalist Sigmund Freud’un “insan davranışlarının kontrolü” konusundaki araştırmaları olmuştur.  Zihin kontrol operasyonları, toplumların psikolojileri ve insanların psikolojileri üzerinde çok derin araştırmalara sahiplerdir ve bir enstitü olmasından dolayı bu alanda çok önemli çalışmaları vardır. Bu örgütün en üstte olduğunu düşünmek, işlerini gizliden yönetmeleri ve doğrudan insan ve toplum psikolojileri üzerine çalışmalarından dolayı gayet mantıklı bir yaklaşımdır. Teknolojik yapılanma ve tasarımda bu örgüt ve silsilesinde on yıllar olacak kadar en üst düzeydedir.

AMERİKA’NIN DIŞ SİYASETİ

Amerika tarihte tek başına bir savaş kazanamamıştır. Bir tek 81 ölü vererek Ordusu olmayan Panama’ya karşı kazanmıştır.

Amerika’da her şey olağanüstüdür. Hiçbir olay, suikast vb. onun imajını zedelemez.

Amerikan toplumunda ekonomik çıkarları zedelenenince temizleme operasyonları vardır. Kovboy demokrasisi olduğundan Amerika’nın imajı hiç zedelenmez.

Amerikan, son dönme dış siyasette Afganistandan Suriye meselesine kadar 40 000 askeri öldüğü için Amerika artık HOLİSTİK DIŞ POLİTİKA uygulamasına geçmiştir.

HOLİSTİK, şumulî bütünselci, bütüncülük, eşyaların bütün birimler olduğu ve bunların böylece muamele görmesi ve birbirinden ayrılmaması teorisi dir. Yani bedensel hastalıkların tedavisi ancak beden tarafından yapılmalı, dışarıdan müdahale edilmemelidir. Ancak dışardan yardımcı olacak takviye yapılarak bedene yardımcı olmaktır. Bu nedenle son dönemde Amerika İslâm âlemine bir bütün olarak bir hastalığı var olarak bakmaktadır. Hastalık vardır, bu İslâm Dininin kendisidir ve bu din getirmiştir demektedirler.  Öyle ise biran önce İslâm Devletlerine Laikleşme ve sekülerleşme ilacı verilmelidir. Dil yapısına göre Fransızca konuşanlara ve kültürüne yakın olanlara laisizm, İngilizce konuşanlara ve kültürüne sahip olanlara sekülerizm ilacı verilmesi gerekiyor, diye dış politikalarını geliştirmektedirler.

Dünya bankası Amerika’ya ı değil, BM ye bağlı ekonomik Ve sosyal Konseye bağlıdır. Bu Konseyde 26 şirkete bağlıdır. Son Arap Baharı da Finans sektörüne 65 Milyon Kredi kartı kullanıcı sağlanması için demokratikleşme paketi altında canlandırma operasyonlarının görünmeyen yüzüdür.

İSRAİL HAKKINDA

İsrailin güvenliği Ortadoğu’daki terörle korunmakta olduğundan Siyonistlerin iktidarda kalabilmeleri için bir Orta Doğuda 20-30 yıl daha sürmesi beklenen Kürt problemi çıkartılmıştır. Çünkü Amerika’nın İsrail’in toprak büyütmesine izin vermemesi ve Filistin arasında büyük bir savaş yükünü çekmek artık mümkün değildir.

Yakın zamanda bir İsrailli ere karşılık 1073 Filistinli serbest bırakılması, İsrail için bir vatandaşının ne kadar değerli olduğunu göstermektedir. Ayrıca Filistin BM devlet olmak için başvurduğu için İsrail’in ona direk olarak bir saldırı yapması mümkün olmadığından pasif görünümden kaçınma politikalarına örnek teşkil eder.

İsrailin hedefleri için yeni “çatışma bölgeleri” oluşturulması gerekiyordu. Bu nedenle sorun merkezi için Türkiye en uygun bölge seçilmiş ve 1960 larda PKK yı İsrail bir örgüt olarak dizayn etmiştir. Burada unutulmaması gereken hiçbir zaman PKK istese de dahi kendi iradeleri ile silah bırakamazlar.

İsrailin gerçek adı “İsrail Siyonist Devleti” dir. Yahudiler ikiye bölünmüştür. Siyonizm tutarsızlıkları nedeni ile çökecek önümüzdeki 20 yılda bir çok değişim tedbirleri almazsa sıkıntılara düşeceği görülmektedir. Çünkü Siyonizm İsrailin de başına bela olmuştur.

KÜRT AÇILIMINDAN SONRA GELECEK DİĞER AÇILIMLARDAN

Türkiyenin bütünlüğünü bozmak için Kürt açılımından sonra “Laz açılımı” da hazırlanmaktadır. Almanya’da yaşayan Lazlar kendi anadillerine sahip çıkmak için kurdukları Lazebura Birliği’yle dillerine sahip çıkmaya çalışıyorlar adı altında Lazebura, 1983′te bir çalışma gurubu olarak Almanya’nın Stutgard yakınlarında Üç kişi tarafından kuruldu.. Aralarında etnolog Wolfgang Feurstein de vardır. Lazca’ya uygun bir Latince alfabe geliştirdiler. Ayrıca 1984′te Kafkasoloji Kongresi’ne sunulmuştur.

IRAK DEVLETİ

1930 yılında Irak hükümeti bağımsız bir devlet olma yolunda İngiltere ile 25 yıllık bir anlaşma imzalarken, 1932 yılında Milletler Cemiyeti’ne bağımsız bir devlet olarak katıldı. Irak Devleti (1932)de BM girişinde 12 maddeyi kabul etmiştir. Bu 12 maddeden biri Sınırlarında Irak’ın kontrol edemediği bir sınır çatışmasında ve bir şiddetle karşılaştığı zaman sınırdaşı olduğu komşu ülkeyi davet etme hakkı vardır. (Yani Amerika’dan izin alması gerekmez.)

Irak tarih boyunca kaynayan kazan gibi etnik çatışma kabiliyetine sahip konumdadır. 1933 Kral Faysal’ın ölümünün ardından ülkede dinsel ve etnik çatışmalar arttı. Son zamanlarda Amerika Kuzey Irakta tam teçizatlı 600 Binlik taşeron bir ordu kuruluşuna yardım ettiği için ileride Irak kendi arasında çatışmalara sahne olacaktır, denilebilir.

TESETTÜR SOYGUNU- İTALYA İLİŞKİSİ “SEVAB, KEBAB, MENFAAT ÜÇGENİ”

Nino Lo Bello tarafından yazılan The Vatican Empire “Vatikan İmparatorluğu” isimli kitabın son  bölümünde 1958 de Katolik kadınlar nasıl tesettüre girme yani başlarına şapka giydirdiklerini ve örttürdüklerini izah etmiştir.

1958 baharında, Amerika (İtalyan Menşeli) şapka üreticileri  “Dinsel araştırmalar Merkezi” diye bir paravan örgüt kuruyorlar. Guido Orlando adında bir gazeteci Amerika Şapkacılık Enstitüsü tarafından işe alındı.[1] Orlando derhal ilan Araştırma Enstitüsü, oluşturulan yirmi milyondan fazla “bir anketin sonuçları” Kuzey Amerika’da kadınların her hafta ayinine katılırken başlarını kapatmadan gitmedikleri hakkında bir rapor hazırlayarak Papa Pius XII giderek sundular. Katolik kadınların kiliseye giderken başlarının örtmesi gerektiğini belirterek papayı yönlendirip bir açıklama yapmasını istediler. Papa kiliseye ve dini törenlere giderken şapka giysinler diyerek bildiri yayınlandı.  Sonuçta şapka üreticileri 63 Milyon şapka satıldı.

Daha sonra aynı şirket İran’da ortaya çıkıyor. Şahın döneminde bu İtalya’daki şirket İran’da eşarp, çarşaf ile İranı din adına soydular. Daha sonrada Türkiye’de aynı senaryo dindarlık adına uygulamaya sokuldu ve başarı sağlandı. Şimdilerde  Lüks Eşarplar ve giyim tarzı  Lümpen burjuva (Paçavra burjuvası)nın bütün hayatî alanlarını da kapsayacak şekil ve tarzda muhafazakar ve mutaassıp geçinen elit tabaka tarafından temsil ediliyor. Yeni olarak İtalyanlar Kuzey Irak’ta Kürt kadınlarına başlarını nasıl modern örtmeleri gerektiği şekilleri empoze ediyorlar.

ARAP KARNIBAHARI

Arap baharından sonra Mısır Libya hepsi ikiye bölüncektir. Doğu- batı, şii- sünni, kuzey güney diye ayrılacaktır, öngörüsü hâkimdir.

TÜRKİYENİN İÇ VE DIŞ SİYASASI[2]

Üniter Devlet Tevhid anlayışını kabul eden Merkezi sistem içerisinde bireysel özgürlükleri savunan Müslüman devlet tipine denir. İslam devletleşme tipidir. Muhammedanlar da denir.

Avrupa’da üniter devletler yoktur. 12 tane krallık vardır. Türkiye devleti üniter devlettir. Osmanlıdaki Ümmet toplumundan  Cumhuriyet Türkiye’sinde millet toplumuna geçilmiştir.

Anayasada Türk Devleti değil,  Türkiye devleti denmiştir. Niçin, Özellikle bir ırka dayalı devlet kurulmadığını belirtmek için denmiştir. Ayrıca Hilafet makamı TBBM bünyesinde mevcuttur.

ULUS DEVLET

Ulus Devleti demek kendi içerisinde başka ulusları barındıran ve anayasal vatandaşlıktır. Bir kişinin Çerkez olması kültürel kimliktir. Ancak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Osmanlı döneminde insanlar Ümmet kategorisinde “kul” vasfındadır. Cumhuriyet dönmesinde Ulus devlet içinde bir vatandaştır.

Dilleri ana, resmi ve meşru dil diye ayrım yapılarak ayrışıma gidenler, meşru dile literatürde yer bulamazlar, bu uydurma bir terimdir.

***

“Dış siyasette ve komşularla sıfır sorun yoktur” bir masaldır.

***

Türkiye’de her genelge ve söylevle 30 yıldır irticai faaliyetler ve bölücülük terimleri ile süslendiğinden bölünmenin psikolojik alt yapısı zihinlerde hazırlanmış bu şekilde Türk insanının beyni yıkanmıştır. Bu meyanda bu iki unsurun biri iktidarda diğeri dağda faaliyet göstermektedir.

***

Türkiye de siyasetçi kıtlığı vardır. Osmanlıda Siyasî at cambazı  olarak geçmektedir. Bizdeki siyasilerin ekseriyeti devlet adamı da olamamışlardır.

***

“Türkiye hiçbir şeye hazır değildir” politikası her zaman geçerlidir.

***

Avrupalılar Türkiye’yi merak ederler. Türkiye bir şey yapmayacak olsa bile Tarih Türkiye’yi bir şey yapmaya zorlamaktadır.

***

Ortadoğudaki insanların davranışları incelenmiş, Anadolu’daki insanların olaylar karşısındaki tepkiler tahmin edilemeyen ülke insanların kategorisinde olduğu görüldüğünden yabancılar  Türkiye İnsanı ile güven sorunu yaşarlar.

NOT: Aytunç ALTINDAL Beyefendinin internet üzerindeki video bilgilerinden derlenmiştir.


[1] http://tr.scribd.com/doc/13225339/Bello-The-Vatican-Empire-The-Authoritative-Report-That-Reveals-the-Vatican-as-a-Nerve-Center-of-High-Finance-and-Penetrates-the-Secret-of-Papal-We

[2] Siyasa, İngilizcedeki policy sözcüğünün karşılığıdır. Belli bir konuda belirlenen hedef, izlenen yöntem ve izlemler bütünüdür. Örneğin Türkiye’nin kurduğu barajlar, Türkiye’nin su siyasasının bir parçasıdır. Siyasa sözcüğü, siyaset bilimi dışında fazla yaygın değildir. Onun yerine siyaset ya da politika sözcükleri kullanılmaktadır. Siyaset biliminde en çok kullanılan kelimelerden biridir. Yerini “siyaset” kelimesi almıştır. ama aralarında ince bir nüans farkı yok değildir. Buna göre, siyasa, daha ziyade kâğıt üzerindeki temel, genel planı ifade ederken siyaset, işin daha çok eyleme geçirilmiş, somutlaştırılıp daraltılmış halini anlatır.

Siyaset, siyasadan daha özel ve somuttur. Siyasa ise daha genel ve daha soyuttur.

*********************

 

YAZICIOĞLU AHMED BÎCAN kaddesellâhü sırrahu’l azîz -DÜRR-İ MEKNUN-(SAKLI İNCİLER) KİTABINDAN


ON ÜÇÜNCÜ BÂB (Kısım) HÜKEMA KAVLİNCE OTLAR VE YEMİŞLER VE TAŞLAR HÂSİYYETİN BİLDİRİR

Hakk Sübhanehu ve te’alâ Hazretleri (c.c.) kulları için otları yarattı.

Her birinden bir derde deva, her maraza şifâ için Lokman Hekim’e bildirdi ve hâl diliyle söyledi. Her ot ben filân derde devâyım dedi. Ol dahi halka bildirdi.

Bilgil ki Hak te’alâ hazretleri dünyada bin ot yaratdı. Her birine bir hâsiyyet verdi. Bu otların yeryüzünde yedi yüz yetmiş dördü insan içindir. Bâkisi cin tâifesine mahsusdur. İnsanın ana eli ermez.

Amma bir ot var; iştirak üzerinedir; hem insana nef i vardır. Ana aslü’t-tâh derler, burucu’ssânem (yerücü’s-sanem) dahi derler. Anın yaprağı pazı yaprağına benzer. Ulu dağlarda biter. Irakdan, gece ile çırağ gibi yanar. Yanına varınca kaybolur. Anı her kim yerinden çekip koparsa düşer ölür. Anı koparmak dileyen evvel, dolayı yanını kazar. Ta kim kopmağa kabil ola. Andan bir uzun ipin bir ucunu ota bağlar, bir ucunu bir kelbe bağlar. Dahi kendi kelbe ekmek gösterir, kelb ekmeğe çekinir. Ot kopar. Bir kere ah eyler. Ol ahi işiten ölür. Kelb düşer ölür. Andan gelirler alırlar. Anın kökü âdem gibidir. Kaşı gözü, iki eli iki ayağı, ağzı ve burnu ve saçı [79b] var; avret saçı gibi. Anın hâsiyyeti gayet şirinlikdir. Her kime değdirsen muhabbet eder; ardına uyar, kesilmez götürenler. Her kim anı görse muhabbeti ziyade ola. Şimdiki zamanın yalancı hekimleri bir yumuşak kökü yonarlar; kaş ve göz gibi yerini belirtirler, sünbül-i rumiyun saç ederler, odur diye satarlar.

(bkz: http://www.agaclar.net/forum/bitkiler-hakkinda-genel-konusmalar/7406.htm)

(http://www.e-kutuphane.teb.org.tr/pdf/eczaciodasiyayinlari/ila_habr-subt09/8.pdf)

Dahi acâibin biri SAKANKUR (Kum Balığı) balığıdır. Ol âdemî zâde olduğu yerde olmaz. Umman ya Muhit cezirelerinde olur. Meğer bir gemi vak’aya uğraya; anı bula getire. Anın hâsiyyeti oldur ki bir kişi seksen yaşında pîr olsa mücerred anı eline almak ile otuz yaşında yiğit gibi kıvam bulsa gerek. Amma şimdiki hekimler, Mısır ile Gazze ortasında Kayne derler kum içinde bir köy vardır. Ol kumda bir keler olur, balık gibi. Hekimler ol yerin Arabına nesne verirler. Arap varır anı tutar. Hekimler anı sakankur diye satarlar. Amma hükemâ kitabında yazmışlar; sakankur yelde timsahdan hâsıl olur; kum içinde keler gibi. Âdemi sokar. Eğer sokduğu âdem becid suya girmese, su bulmazsa işemek gerekdir. Dahi sidiğini yutmak gerek kurtula, balık öle. Eğer işemese, suya girmese âdem ölür; balık kurtulur. Zehi kadir! Neler halk eyler. Her müşkil iş ana asandır. Sâni’-i zü’l-celâl ve’l-kemâldir ve bir aceb dahi bu ki hasiletü’ssa’leb/hasiyyeti’s-sa’leb dedikleri od, sakankurun bedelidir [80a] demişlerdir. Anda dahi mukarreblik vardır. Ol dahi ulu dağlarda olur. Anın bir cinsi var yaprağı kızılca olur. Anı daim koparmak âdet edenlerin eli tutmaz olur. Anın ilâcı oldur ki onu kaynattırıp (göyündürüp) mum yağıyla ana dürtseler (sürse demek) şifâ bula. Her kim anı zeyte batıra (yatıra) istimâl ede, cimâya gayet haris ola.

(bkz: http://tr.wikipedia.org/wiki/Kaplan_kum_k%C3%B6pek_bal%C4%B1%C4%9F%C4%B1)

(Kaplan kum köpek balığı (Carcharias taurus), Türkiye’de yaşamaz. Nadiren ağlara takıldığı olur ama dağılımında değildir. Genelde boyu 1.8 ile 3.6 m arasında değişir. Ahtapot, yengeç gibi hayvanlarla beslenir çünkü yunus ve fok gibi hayvanları avlayacak düzeyde değildir.)

(http://oltakeyfi.com/forum/baliklar/30-trakonya-baligi-kum-trakonyasi.html)

Dahi AKAYBUH derler bir ağaç var; Hind’de olur. Irakdan bakan âdem onu yelkene benzetir. Anı yerücü’s-sanem gibi iple çıkarırlar. Eğer anı çıkaralar içi dolu darı dökülür. Anın dahi hâsiyyeti bu ki hangi evde yaksalar sihir kâr etmese gerek. Bir aceb bu kim nârcil derler bir ceviz vardır; üzerine su dökseler süt olur; sıksalar nardenk olur. Nârcil, Hindistan kozuna dahi derler.

Otların acâibi RÂVEND-İ ÇİNİdir. Bir miskalini yeseler âdemin içinde yanmış ciğerini tâzeler. Çiğ eti pişirip pişdikden sonra râvendi döğüp üzerine ekseler, geri çiğ olur. Ol kozun üzerinde olanı urganlar ederler; gemileri anınla bağlarlar. Hind’de demir kıymetlidir.

Dahi otların acâibi bader nehbube (bader nehbute) ki ana OĞUL OTU da derler. Yüreğe kuvvet verir, hafakana gayet de iyidir. Üç nev’dir. Birinin yaprağı ufacıkdır, kokusu turunç kabı kokusuna benzer. Anı bir kişi güneş Hamel burcunda [80b] iken altın ile kesse götürse her kim anı görse muhabbet eder. Akçe kesesine koşalar bereket ola eksilmeye. Üçünün dahi hâsiyyeti bu kim kalbe kuvvet verir. Âdemi ferah eyler. Gussa giderir. Misk’in bedelidir.

Bir aceb dahi bu kim ŞEHRÂN derler bir il vardır. Anda bir ağaç vardır. Her zilkade ayında çıkarlar, ne kadar su muslukları varsa su ile doldururlar. Her şehir halkı musluklar etmişlerdir. Bir yıldan bir yıla dek anınla yetireler. Anda kalem biter. Mağrib denizinde bir ağaç çıkar, billur gibi ak. Kaçan, ol ağaç çıksa ucuzluk olsa gerek; çıkmasa kıtlık olur. Bir kerre ol ağacı kalın zincirle bağladılar; dahi urganlar ile sarakodular; gitmesin daima ucuzluk olsun dediler. Ağaç zinciri şöyle iplik gibi kesdi gitdi. Sonra maşrıkdan kervanlar geldi. Eyitdiler: Maşrık denizinde bir ağaç gördük, ortasından zincirle bağlı dediler. Dahi bir ilde bir ağaç, yüz budağı var. Her budağında kuşlar yuva etmişlerdir. Ol ağaç yılda bir gün deprenir. Ol kadar kuş yünü dökülür. Halk anı dererler; tarlalarına dökerler; üzerine ekin ekerler. Ve dahi bir ilde bir ağaç vardır. Dibinde kim yatarsa sıtma tutar. Kalkıp yürüse soğukdan donar. Od yakıp ısınalım deseler yağmur yağar. Bir ilde bir ağaç vardır, od anı yakmaz. Ondan sac ederler. [81a] Üzerinde ekmek gibi, yufka gibi ne ise pişirirler. Herenileri ve kazanları andan ederler. Ve bir ağaç var, yemişi yün olur. Ol ilin kavmi anı eğrirler, dokurlar, dikerler (giyerler). Bir ilde bir ağaç var. Ol ilin kavmi ana taparlar; gökden indi derler. Budağını kesseler kan akar. Yaprağı çıra gibi yanar. Aferin o sâni’in sun’una ki bunları halk eyledi. Pes bizim muradımız Hak te’alâ hazretlerinin sun’unu ve acâibini beyân etmekdir. Amma birkaç meşhurca edviyeden diyelim. Ziyade isteyen hükemâ kitablarını mütâlaa eylesin.

Fasıl:

Zencebil:(Zencefi) Taamı hazmeyler, mideyi kızdırır. Süddeye, cimâya, rutubete ve yellere nâfi’dir.

Dârçini: (Tarçın)Mideye, öksürüğe, nezleye, böbreğe, ciğere, süddeye, istiskaya cimâya nâfi’dir.

Dârıfülfül: Tabiati kızdırır. Hazma, cimâya, yellere, kulunca, soğukdan olan ağrılara nâfi’dir. Fülfiil: Dârıfülfül gibidir. Belki daha lâtifdir.

Cevzibevvâ: (Küçük Hindistan Cevizi) Soğukdan olan hastalıklara, istiskaya, mideye, azmış ahlata, yellere faide eyler.

Cevzihindi: (Hindistan Cevizi) Sidik damlamasına, kavık soğukluğuna, arka ağrısına nâfi’dir. Meniyi ziyâde eyler. Şeker ile yiyeler.

Havlicân: (Kulunç Otu)Mideye, kulunca, ekşi geğirmeğe, hazma, böbreklere, cimâya, çok işemeğe iyidir.

Besbase: (Küçük Hindistan Cevizi) [81b] Kan tükürmeğe, bağırsak çıbanlarına, selesü’l-bevle iyidir. Ahlata (Kafa karışıklığı) iyidir.

Kakule: Hazma, yellere, böbrek taşma, göğüse, boğaza iyidir.

Karanfil: Selesü’l-bevle iyidir. Taze sütle içseler cimâya kuvvet verir. Yemeğe saçsalar kalbe kuvvet verir. Yelleri dağıtır.

Kebâbe: Süddeye, sidiğe, taşlara iyidir. Mideye, a’zâya kuvvet verir.

 Sünbül-î Hindî ve Rumî: Hafakana ve yellere iyidir.

Füsat: Su ile ezip mefluce süreler, nâfi’dir. Fevkal karası: A’zâya kuvvet verir. İki dirhemi adamı ishal eyler. Göze ağrısına iyidir.

Râziyâne: Suyu gözü tiz eyler. Tohumunu kaynatıp içseler böbrek, göğüs ağrılarına, yellere, süddeye, ahlata, kan tükürmeğe, mideye, sidik yoluna, kökünün suyu yerekana, yaz evvelinde bir dirhem yeseler ol yıl hastalık görmeye.

Anduz: Mideye kuvvet verir. Gussa giderir. Kavık ağrısına, sidik damlamasına, yellere, mafsallara, süddeye, balgama, hazma, bal ile yiyeler iyidir. Sıkıp suyunu içseler kan tükürmeğe iyidir.

Buyî: (Meyan) Pişirip bal ile yeseler, ishal ede.

Yelmeşik: Balgama, öksürüğe, basura, mideye nâfi’dir. Cimâya iyidir.

Kasnı: (Hindiba-yaban Marulu) Bal ile göze sürme eyleseler gözü tiz eder. Diş dipleri yenmesine ve ağrısına, dimağa, yakı edeler nâfi’dir. Zibak yağı ile zekere dürütseler [82a] cimâ etdirir.

Nohut: Suyu yerekana ve cimâya nâfi’dir. Bir gece sirkede ıslatıp ertesi yemek yemeden yeseler kara kordonu kıra ve arka ağrısına ve üşümüş yerlere iyidir.

Hanzal (Ebu Cehil Karpuzu) İçini mâ-i asel ile içseler mafsallara balgamı çeker indirir.

Kar çiçeği: Karasından bir dirhem mahmudiyye ile yeseler balgama, sevdaya, yerekana, göğüs zahmetine, öykene, kavığa, göze inen maddeye iyidir.

Hassetü’s-sağleb/hassetü’t-ta’leb: Cimâya kuvvet verir. Üçün biri kalınca pişe nâfi’dir.

Hatmi tohumu: Böbrek taşını dağıtır. Kaynatıp içseler bağırsak çıbanlarına, kan tükürmeğe nâfi’dir. Pişirip şişlere vursalar iyidir.

Zernebâd: (Çekirge ayağı) Adamı semirtir. Ferah verir. Yellere, mideye, kalan a’zâya kıvam verir. Behmen kızılı: (Turpa benzer bir ot) Kanı giderir. Yumurta ile yiyeler. Pişirip nikrise dürtseler nâfi’dir. Yeseler hafakana iyidir. Cimâya kuvvet verir.

Buzidân: Nikrise, mafsallara, soğuk hastalıklarına, ahlata, sekerlere iyidir. Meniyi (zihni) artırır.

Sığır kuyruğu: Suyunu dişe dürtseler ağrısını gidere. Öksürüğe iyidir. Diş dibine yakı ağrısını giderir.

Tuderi lu’uku: (Haşhaş Tohumu)Göğüsde, öykende (böbrek demek) olan balgama, ahlata, yerekana, arkü’nnisâya iyidir.

Cavşirân: Mâi’l-karâtin ile iki buçuk dirhem içseler a’zâ süstlüğüne, iç ağrısına, sidik damlasına [82b], kavuk uyuzuna, rahim ağnsına nâfı’dir. Balgamı ishâl eder.

Cebelhünk: (Gencemut tohumu) Bir dirhemi safrayı, balgamı giderir, amma mâi’l-karâtin ile içeler.

Cündyâne: (Kunduz otu)Bir dirhem suyunu içseler ağrılara, a’zâ süstlüğüne (sertliğine), ciğere, mide ağnsına, süddelere nâfı’dir. Bedeni tenkiye eder.

Mecend (Mercimek)[bir kelime okunamadı] tabana sürse ler nikrise nâfi’dir.

Şerbet-i berdengder: Mercimek kadar yağ ile kulağına tamzırsalar sağırlığı giderir.

Yüzerlik: (Üzerlik) Tavuk ödü, safran, râziyâne suyu ile göze sürseler cilâ verir.

Hardal: Kaynatıp suyunu içseler ahlat sertliğine nâfi’dir. Sıcak içe.

Bûre: (Borik asitten türeyen sodyum tuzu) Sahk edip bir buçuk dirhem bal ile yeseler, yelmeşik ahlatı giderir. Bağırsak yellerine, balgama, sidiğe, öksürüğe, yan ağrısına, yumurta ile yeseler göğüs zahmetine nâfi’dir. Islatıp içseler kanı sâfı ede. Sevdaya ve bedene, dimağ soğukluğuna ve arkü’n-nisâya nâfi’dir.

Hasek: (Demir Dikeni) Kurusunu taam ile yese mideyi ıslah ede. Sıkıp suyunu göze çekseler cilâ vere. Yemesi ekşi geğirmeğe ve sidik yolunda olan taşa nâfi’dir.

 Ratiyene: (Çamsakızı) Uzunu, değirmisi hep birdir. Su ile içseler nikrise, hıçkırığa, uçuğa, azmış ahlata, sinir, beden süstlüğüne iyidir.

Gelincik çiçeği: Döğeler, suyunu göze çekeler cilâ vere, ağrısını gidere.

Şakakul: (Yabani havuç-kara kök)Rutabi mukavvidir. Mideyi, ciğeri kızdırır.

Şeytraç: [83a] Anduzıd ile karıştırıp arkü’nnisâya vursalar azîm fayda, dalağa dahi vursalar nâfi’dir.

Güveyi otu: Ak olanını pişirip suyunu içseler gönül dönmesine, ahlata, ekşi geğirmeğe, balgama, hazma nâfi’dir. İdrarı bol eder. Göz nûrunu ziyade eder. Süddeye faidelidir.

Zam’a: Yumurtaya, tuz yerine saça yiye, öksürüğe nâfi’dir. Galize haltı giderir. Kanırıp tükürmeği def eder. Avâza, mideye, kavığa iyidir.

Akırkarhâ: (Pire otu-nezle otu)  İçenler balgamı çıkarır. Suyunu gövdeye sürseler süstlüğü gidere. Soğuk zahmetine döğüp ekseler iyi ola. Nezleye ziftle yakı edeler iyidir. Cimâa, mideye nâfi’dir. Ayı yağıyla bedene ekse kuvvet verir.

Basal-ı ‘unsal: (nûşâdır soğanı dirler deniz kenârında biter nişânı oldur. kim bir yerine dürtücek ol yeri gicidir ak soğandır büyük ve değirmi olur katmer katmer olur ve kalın olur) Berverdesi zıyku’n-nefese nâfıdir. Yatıncak tabanına sürse yedi güne dek zekeri kıvama getire. Yağı göğüs haltına iyidir. Turp yaprağını pişirip yeseler rutubeti helâk ede. Kendisini pişirip yeseler, eski öksürüğü, göğüs haltına, taşı olan yellere faide eder.

Ferfıyun: (Sütleğen Otu veya zamkı)) Karâtin yaprağını içseler başta ve arkada olan ahlatı eritir.

Yonca Tohumu: Yaprağı rneniyi artırır. Titreyen ellere pişirip döğüp vuralar iyidir. Yağını titreyen başa sürseler nâfi’dir.

Karga düleği: Sirke ile pişirip nikrise vursalar nâfi’dir. Hukne etseler arku’n-nisâya [83b] iyidir. Uç miskal suyundan içseler balgamı ishâl ede. İki dirhem arpa unuyla içseler lakataya iyidir. Ham haltı giderir.

Kükürd: Buçuk dirhemini yumurta ile yiye, yerekana iyidir. Zevfâ ile gül suyuyla nikrise vursalar iyidir. Kulağa tütsü etseler ağrısını gidere.

Kişniş: Üç dirhem sinirli yaprağı su ile içseler kanı keser. Yemeğe saçıp yeseler buhara ve hıçkırığa nâfi’dir.

Kimnon: (Kimyon) Tohumunu sirkede ıslatıp kurutup döğe, yiye. Yellere nâfi’dir. Ciğerin, midenin rutubetini giderir ve hıfzı artırır.

Günlük: Yemeğe saçıp yeseler göz kızarmasına nâfi’dir. Bir miskal daima su ile içe, göğüs rutubetini giderir. Göze çekseler kanını kese.

Lâden: papatyaya turak yağıla bir nice kerre vursalar nezleye iyidir.

Süst: mideye vursalar nâfi’dir.

Lisânü’l-asfur: (serçe dili) Kasık ağrısına, selesü’l-bevle, cimaya, hafakana, nâfi’dir.

Lisânü’s-sevr: (Öküz dili)Pişirip içmek ferah verir. Bal şerbetiyle içseler öksürüğe, yüreğe göyünmüş halta, teşvişlere, nâfi’dir. Tîn-i âdemî ile içeler hafakana nâfi’dir.

Mi’a: [(a), günlük ağacı, sığala ağacı (liquidambar orientalis) mey'a-i sâile kim karagünlük revâgıdır kim menteş ilinden gelür eyü râyihası olur türkçe zîgâla derler : (a), "zigale,]Tütsü ede kan yaşlığına nâfi’dir. Yağ ile gövdeye sürseler süstlüğü gidere.

Nanhûn: (anason)Pişirip suyunu içseler kuluncu gidere. Yeseler eski sıtmalara, hazma, gönül dönmesine, böbrek taşına nâfi’dir. Bal ile yeseler berasaya, behakaya vuralar iyidir. [84a]

Hindibâ: (yaban Marulu) Mideye iyidir. Yürek zayıflığına yakı edip vuralar ve yeseler süddeye, kan galebesine iyidir.

Mâi’l-karâtin: Oldur ki yüz dirhem bala iki yüz dirhem su koya biri kalınca kaynata. : “100 dirhem balı 200 dirhem su ile kaynatıp üç bölükte biri kalır”

FASIL:

Limon mideyi kavi eyler, iştahâ getirir, ekşi geğirmeği giderir. Suyu kanın rutubetini, göyünmüş hıltı, (karışım, besinlerin midede sindirildikten sonra kan, balgam, safrâ ve sevda maddelerinden her biri) gönül dönmesini giderir. Çekirdeğinden iki dirhem ıssı ve tuzlu suyla içseler mideyi, ciğeri, kalbi kavi eyler.

Fıstık yemişi mideyi ciğeri eridir. Oyken (göğüs) zahmetine, gönül dönmesine mide buharına iyidir. Kalbe ferah verir.

Unnâb (Kızıl İğde)yeseler ya suyunu içseler kan galebesini giderir. Öksürüğe, göğüs ağrısına nâfi’dir. Yemekden evvel yiyeler. Pişirip yeseler içi yumuşatır.

Sanavber yemişi: (Çam ağacı Fıstığı) Göğez içini bal ile yeseler meniyi artırır ve kavığı eritir. Beden süstlüğünü giderir.

Fındık içini bibere katıp yeseler nezleye iyidir. Kavunun tatlısı âdemi semirtir. Meniyi artırır.

Karpuz sıtmaya, humma hararetine iyidir. Ademin içini yaykar, ateşi teskin eder.

Hıyâr, safraya hararete iyidir. Amma kabını kalın keseler. İçi yaykar, ateşi eritir.

Elma, kalbe kuvvet verir. Soyup yiyeler. Kalbe ferah verir. Amma pişirip yeseler daha lâtifdir.

Armut, gıdadır. Tatlısı âdemi semirtir, faidelidir. Yemek üzerine yiyeler buharı def eyler.

İncir, meniyi artırır. Kulunca iyidir. Çok yemek [84b] gıcık getirir.

Hurma da incir gibidir. Mardilkâni (resul-i kâbini) yani hindibâ, marul gibidir hâsiyyetde.

Üzüm: Tatlı şırası fesaddır. Mizâcı muslihdir. Üzümü kabıyla yemek yel eyler. Çekirdeği kabz eyler. Üzümün hâsiyyeti birkaç gün öğün edip yemekdir.

Anâr: (Nar) Tatlısı üzümün şırası gibidir. Çekirdeği kabızdır. Ekşisi sidiği yürütür. Çekirdeğini taama saçalar midede artık haltlara iyidir. Limon suyla içeler kan tükürmeğe fâide eder. Üç tane anâr çiçeğini yeseler göz ağrısını görmeyeler.

Zeytun: Gıdadır. Onu daim âdet edinip yemek âdemi arıklatır. (zayıflatır) Meniyi kat’eyler, ehl-i riyâzatın taamıdır.

Ayva: Mideye kuvvet verir. Sıtmaya ve hararete bevasıra faide eyler. Çekirdeği kabızdır.

Fasıl: Taşların acâibini bildirir:

Evvela biri elmasdır. Cümle katı nesneleri ol deler. Anı kurşun yonar. Elmas ucub etdi. Hak te’alâ hazretleri benden pek nesne yaratmadı dedi. Hak celle ve alâ ucub edenleri sevmez. Ululuk ana yaraşır. Hâlik-i mahlûk râzık-ı merzukdur. Pes kurşunu ana havale eyledi. Eğer anı dişin üzerine koşalar fılhâl çıkara ve ne yerde evren ve bebir ulu yılan olsa anda elmas vardır. Pes İskender anı çıkardı. Orda bir gözgü (ayna) eyledi. Yılan ve evren anı görür kör olurdu.

Pirûze: (Firuze) Âdeme ferah [85a] verir. Her sabah kalksa pirüzeye baksa gözünün nûru arta. Ağulara assı eyler ve tutya dahi olur. Yüzük kaşına koşalar câzılık kâr kılmaya.

Talk: (alçı taşı) Bir taşdır ki her kim celb eylese yanar. Oda girse od anı yakmaya. Buz ile kar ile ovalar. Mürayiler anı alırlar, evliyâlanırlar.

Mıknatıs: Meşhurdur. Demiri çeker. Hind gemilerine mıknatıs korkusundan mıh vurmazlar.

Yakut: Bir cevherdir. Bir paresini dilin altına koşan susuzluğu keser anın dürüstiti olur. Anı bileyeyim dersen demir ile bilenir. Hergiz anı düribe (döverek toz haline getiremez) almaz ve ana od kâr eylemez.

La’l, inci ve zümrüt ve mercan bunlar cevâhirdendir. Ademin gönülünü ferah eyler Her hâsiyyeti çoktur. Dersek söz uzar.

Yeşim: Bir taşdır. Anı kim götürse yıldırım oku ana kâr etmeye. Hıtayî kavmi anı götürürlerdi. Dahi yıldırım orda çok olur.

Dünyâda taşlar çokdur, biz meşhûrlarını dedik.

 Kaynak:

Yazıcıoğlu Ahmed Bîcan, Dürr-i Meknun-(Saklı İnciler) Çevri: Necdet Sakaoğlu Eski Yazıdan Yeni Yazıya Tarih Vakfı Yurt Yayınları 86, İstanbul-1999

OSMANLICA TIP TERİMLERİ ve BİTKİLER SÖZLÜĞÜ

Kaynak:

Tabîb İbn-i Serîf YÂDİGÂR,
15. Yüzyıl Türkçe Tıp Kitabı YÂDÎGÂR-I İBN-İ ŞERÎF

Proje Danışmanı: Prof. Dr. Ayten ALTINTAŞ
Hazırlayanlar:M. Yahya OKUTAN, Doğan KOÇER, Mecit YILDIZ, İstanbul 2004

ÇOCUK SAĞLIĞINDA DOKTORLARIN DİKKAT ÇEKMEDİĞİ VİTAMİN B12 EKSİKLİĞİ


B12 vitamin eksikliği, çocuklarda megaloblastik anemi, büyüme ve gelişme geriliği, ciddi nörolojik hasar ve uzun dönem entelektüel bozukluklara neden olur. Bu nedenle eksikliğin önlenmesi, tanınması, tedavi edilmesi infant ve çocukların sağlıklı gelişimi için önemlidir.

B12 vitamini eksikliği görülme sıklığının ırk, çevre, cinsiyet, yaş, sosyoekonomik düzey ve beslenme alışkanlıklarına göre farklılıklar göstermesi her ülkenin kendi içinde prevalans çalışması yapmasını gerekli kılmıştır.

B12 Vitamini Eksiklik Bulguları

Kobalamin eksikliğinden esas olarak hızlı çoğalan dokular, özellikle kemik iliği, gastrointestinal sistemin (GIS) iç yüzeyi ve sinir sistemi etkilenir.

Genel Belirtiler:
Büyüme-Gelişmegeriliği-İştahsızlık-Hipotoni-Letarji-Deride hiperpigmentasyon-İrritabilite-Güçsüzlük-Taşikardi-Kalpte sistolik üfürüm –Hepatomegali

Gastrointestinal (mide ve bagirsaklarla) ilgili Belirtiler:
-İştahsızlık-Bulantı-kusma-İshal-Aftöz stomatit (Ağız içi yaralar)-Glossit (Konuşmada sorunlar)-Generalize malabsorpsiyon (Bağırsaklarda Kötü Emilim)-Yutma güçlüğü

Nörolojik Belirtiler:
-Nöro-motor gelişme geriliği ve gerileme-Duyusal kayıplar-Paraliziler (Felçler)-Ataksi (Kas Bozukluğu)-Hafıza kayıpları-Hipotoni (Tansiyon düşüklüğü)-Konvülziyon (Çırpınma)-Koma-Anormal hareket ve tremorlar (titremeler)-Kişilik değişiklikleri –Depresyon -Okul başarısında düşme

Vitamin B12 eksikliği genellikle düşük sosyoekonomik düzeyi olanlarda ve 2 yaş altında sık görülmektedir. Süt çocuklarındaki yüksek sıklık oranı, annelerindeki eksiklikten dolayı düşük vitamin deposuyla doğmuş olmaları ve düşük vitamin B12 konsantrasyonlu anne sütüyle beslenmelerine bağlı olabilir. 2 yaş ve 12-17 yaş aralığında yoğunlaşması bu yaş gruplarının risk altında olduğuna işaret etmektedir. Hayvansal gıda tüketiminin yetersiz olduğunu gösteren demir eksikliği olan hastalarda vitamin B12 düzeylerine bakılmalıdır.

Süt çocuklarının annelerinin %77’sinde vitamin B12 eksikliği, % 41’inde anemi tespit edildi. Vitamin B12 eksikliği, özellikle 0-2 yaş ve adölesan dönemde sık görüldüğü için bu yaş grubundaki hastalarda rutin olarak vitamin B12 düzeyi bakılmalı ve bu yaş grubundaki hastalara daha sık hayvansal gıda tüketimi önerilmelidir.

Ülkemiz şartlarında yenidoğanlara K vitamini gibi rutin olarak tek doz vitamin B12 yapılabilir. Bunun yanında gebelerdeki ve annelerdeki eksiklik mutlaka tedavi edilmeli ve annelere beslenme eğitimi verilmelidir. Çölyak hastalığı, parazit ve diğer sorunlar hastalarında vitamin B12’nin emilim bozukluğu eşlik edebilir. Bu nedenle bu hastalar vitamin B12 eksikliği açısından tetkik edilmelidir.

(Çölyak hastalığı bağırsaklardaki sindirimi sağlayan villus denilen yapıların bozulmasına sebep olan ve dolayısıyla da yiyeceklerdeki besinin emilmesini engelleyen ve ince bağırsakta hasarlar oluşturan bir sindirim hastalığıdır.)

Faydalanılan Kaynak:
Dr. Ülker ÇELİK, Çocuk Kan Hastalıkları Bilim Dalında Vitamin B12 Eksikliği Tanısıyla Takip Edilen Hastaların Retrospektif Olarak İncelenmesi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Anabilim Dalı 272967-Uzmanlık Tezi Samsun Mart-2011

ASTIM TEDAVİSİNDE VİTAMİN D’NİN ROLÜ


Astım, birçok hücre ve hücre elemanının katıldığı genetik ve çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığı kronik enflamatuar, genellikle akciğerlerde yaygın ama değişken ve çoğunlukla kendiliğinden veya tedaviyle geri dönüşlü bir hava yolu hastalığıdır.

Dünya çapında 300 milyon kişiyi etkilediği ve yılda 15 milyon sakatlığa ayarlanmış yaşam yılı kaybına neden olduğu düşünülmektedir. Astımda tedavinin asıl amacı kontrol sağlanabilmesi ve bu kontrolün sürdürülmesidir. Birincil, ikincil korunma ve medikal tedavi ile çoğu astımlı hastada kontrol sağlanabilirken tüm müdahalelere rağmen kontrol sağlanamayan hastaların bulunması astımlı hastalarda yeni tedavi arayışlarına sebep olmuştur.

 Vücutta çoğu doku ve hücrelerin D vitaminin aktif formu olan 1,25(OH)2D bulundurmasının anlaşılmasıyla, vitamin D’nin pek çok biyolojik fonksiyonları araştırılmaya başlanmıştır. Kemik dışında hemen her hücrede (beyin, kalp, mide, pankreas, deri, meme, gonadlar, T ve B lenfositleri, monositler, akciğerler vs.) vitamin D reseptörü (VDR) tespit edilmesi ile D vitamininin kemik metabolizması dışındaki diğer dokuların fonksiyonlarında da önemli rolü olduğu ve astım başta olmak üzere pek çok hastalıkla ilişkili olabileceği düşünülmektedir.  Yapılan çalışmalarda D vitamininin; astım gelişimi, astım alevlenme nedeni olan solunum yolu enfeksiyonları, akciğer fonksiyonları, astım ciddiyeti, total IgE ve eozinofil sayısı, anti-enflamatuar tedavi ihtiyacı gibi birçok faktörle olan ilişkisi araştırılmıştır. D vitaminin astım patogenezine; immün fonksiyonları iyileştirerek, anti-enflamatuar etki göstererek, steroid direncini azaltarak, glukokortikoidlerin etkilerini güçlendirerek, hücre döngüsünü yavaşlatarak ve remodelingi azaltarak katkıda bulunduğu düşünülmektedir.

Yüksek doz oral glukokortikoid tedaviye rağmen klinik cevabın kötü olduğu steroid rezistant astımlı hasta grubunda yapılan bir in vitro çalışmada, D vitamininin interlökin-10 salınımını arttırarak rezistansı azaltabileceği saptanmış ancak invivo çalışmalarla bu görüş desteklenememiştir.  Akciğer fonksiyonları ile vitamin D eksikliği arasındaki ilişkiye yönelik çalışmalarda ise çelişkili sonuçlar elde edilmiştir.

Amerika Birleşik Devletinde yapılan toplum bazlı Üçüncü Ulusal Sağlık ve Beslenme Araştırma Grubunun verilerine göre vitamin D serum düzeyleri ve akciğer fonksiyonları arasında güçlü bir ilişki bulunmuşken, İngiltere’de yapılan The Hertfordshire Cohort çalışmasında, D vitamini ile akciğer fonksiyonları arasında ilişki bulunmamıştır.

Vitamin D ile astım arasındaki bu çelişkili sonuçlar nedeniyle bu çalışmada serum vitamin D düzeyinin ve vitamin D eksikliğinin astım gelişimi ve klinik özellikleri üzerine olan etkisinin araştırılması düşünülmüştür.

Son yıllarda Vitamin D’nin çeşitli hastalıklarla ilişkisine ek olarak astım da rolü olabileceğini gösteren çalışmalar yayınlanmıştır

Bu nedenlestabil astımlı 88 ve alevlenme döneminde olan 24 astımlı hasta ile benzer yaş, cinsiyet özelliklerine sahip 94 sağlıklı yetişkin kontrol grubu olarak alınmıştır. Çalışma sonucunda serum vitamin D düzeyi ve eksikliğinin astımlı hastalarda kontrol grubundan farklı olmadığı ancak kadın cinsiyet, düşük akciğer fonksiyonları ve obezite ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğu saptanmıştır. Vitamin D’nin astım gelişimindeki etkisini ortaya koymada serum vitamin D düzeyi ölçümünün genetik çalışmalarla desteklendiği ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Kaynak:

Dr. Oya BAYDAR, Astım Gelişiminde D Vitamininin Rolü 314499 Uzmanlık Tezi, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı, Adana-2012

B12 VİTAMİNİ İLE FOLİK ASİTİN NÖROLOJİK HASTALIKLARLA İLİŞKİSİ


Kobalamin eksikliğinde folat tedavisi uygulanırsa hematolojik anormallikler iyileşebilir ama nöropsikiyatrik bozukluklar ilerlemeye devam edebilir. Vitamin B12veya folik asit tedavisinden 14 gün sonra homosistein düzeyinin normale döndüğü araştırmalarla gösterilmiştir.

İleri yaşlarda görülen B12vitamini eksikliği, megaloblastik anemi, makrositoz ve hiper segmente nötrofiller ile buna eşlik eden nörolojik anormalliklerle birlikte görülebilir. Bu hasta grubunun dışında çok genişbir hasta grubunda da vitamin B12eksikliği gösterilmiştir. Vitamin B12 eksikliği olan hastalarda total homosistein konsantrasyonu artmaktadır.

B12vitamini moleküler düzeyde nörotransmitterlerle etkileşim gösterir ve eksikliğinde nörotransmitter dengesini bozarak psikiyatrik hastalığa yol açabilir. B12vitamini eksikliğinde bu vitaminin kullanılmasıyla  semptomlar kısa zamanda iyileşme gösterirler.

B12  vitamini, B vitamin kompleksinin en önemli  vitaminlerinden biri olup, vücutta baştahematolojik ve nörolojik sistem  olmak üzere çeşitli sistemlere etki eder. Dışarıdan B12 vitamini alınamadığında vitamin depoları 2 yıl süreyle bu vitaminin eksikliğini telafi  eder.

Bu depoların boşalması ile birlikte B12 vitamininin eksikliği klinik görünüm kazanır. DNA, RNA ve protein biyosentezinde görev alan B12 vitamininin eksikliği, gastrik mukozal hücrelerin intrinsik faktör salınımındaki defekt, B12vitamininin ileumdan absorbsiyonundaki  yetersizlik sonucu oluşur.

Bu eksikliğin klinik görünümleri olarak hematolojik  (megaloblastik makrositer anemi), nörolojik (demiyelinizasyon, aksonal dejenerasyon sonucu gelişen parestezi), gastroentestinal (harita dil,  anoreksi) belirtilerin yanısıra psikiyatrik belirtiler de görülür. Diğer  sistemlerin klinik görünümleri ile psikiyatrik belirtiler eşzamanlı olarak  ortaya çıkmayabilirler. Bu yakınmalar birbirinden bağımsız olarak  kendilerini gösterebilirler.

B12vitamini eksikliğinin psikiyatrik etkilere sebep olabileceği  ile ilgili olarak en eski yayınlardan 1905 yılında yapılmış olan pernisiyöz  anemi ile mental fonksiyon bozukluğu arasındaki ilişkiden bahsedilen  yazıda pernisiyöz aneminin psikiyatrik bozukluklara yol açabileceği  belirtilmiştir. Bu etkileşimin nedenine yönelik çalışmalara daha sonraki  yıllarda rastlamak mümkündür.

B12vitamini eksikliği ve psikiyatrik bozukluk gelişiminin etyopatogenezine bakılacak olunursa “ortomoleküler”  kavramından söz edilebilir. Bu kavrama göre vitaminler moleküler düzeyde  nörotransmitterlerle etkileşim gösterirler ve eksikliklerinde nörotransmitter  düzeylerini etkileyerek psikiyatrik bozukluklara yol açabilirler.

 B12 vitamininin bir görevi de santral ve periferik sinirlerin yapısında rol almasıdır.

B12vitamini eksikliği gelişen bir hastada yapılan postmortem  patoloji sonuçlarından bahsetmek belki de bu vitamin eksikliği ile  psikiyatrik yansımalarının daha net anlaşılmasını sağlayacaktır. B12 vitamini eksikliğinde patolojik olarak nöronlarda, kapiller ve arteriollerde,  beyaz cevherde mikroskobik değişiklikler ve arteriollerde değişik  derecelerde endarterit oluştuğu gözlenmiştir.

B12vitamini eksikliği olan hastaların %35’inde nöropsikiyatrik  semptomlar görülebilmektedir. B12vitamini eksikliği beyin  fonksiyonlarında bozulmayla giden organik psikoza sebep olur.

B12 vitamini eksikliği sonucu oluşan psikotik olgular sınırlı sayıda literatürde  yer almaktadır.

Yapılan bir çalışmada geriatrik 54 hastada B12 vitamini eksikliğine bağlı gelişebilecek psikotik belirtiler araştırılmış ve hastalarda  psikotik bozukluktan daha çok psikotik özellikler içeren depresyon  saptanmıştır.

 Folat eksikliği sıklıkla beslenme kaynaklıdır ve genellikle alkolikler, gebe kadınlar ve malabsorbsiyonlu hastalarda gelişir. Belirtileri genel olarak makroovalositoz, anemidir. Yapılan çalışmalarda serum homosistein konsantrasyonu ile serum folat konsantrasyonu arasında negatif bir ilişki olduğu gösterilmiştir.

 Vitamin B12’nin ve folatın nörotransmitter sentezinde görev aldıkları bilinmektedir. Psikiyatrik bozuklukların monoamin seviyelerindeki artma ya da azalmalar sonucu nöron hücre membranının stabilitesinin  bozulmasıile geliştiğine ilişkin çok sayıda kanıt vardır.

Özellikle depresyon ve demans B12vitamini eksikliği ile en sık görülen psikiyatrik bozukluklardır.

Yaşlı kimselerde B12 vitamini  eksikliği yanısıra, %40 oranında folat eksikliği gözlenmekte, folat düzeyi  normalin altındaki kimselerin %84’ünde ise homosistein düzeyleri  artmaktadır.

Folat eksikliği, B12vitamini eksikliği gibi makrositik anemiye neden olmakla birlikte, nörolojik bulgular oluşturmaması ile B12vitamini  eksikliğinden ayrılmaktadır. B12vitamini eksikliğinin doğru bir şekilde teşhis  edilmesi ve folat eksikliğinden ayırt edilmesi oldukça önemlidir; B12vitamini  eksikliğinin folat desteği ile tedavi edilmeye çalışılmasın örolojik bulgularda  düzelme oluşturmayacağı bildirilmiştir.

Yaşlılarda, sistatyon  βsentetaz ve homosistein metabolizmasında yer alan diğer enzimlerdeki yaşa bağlıazalma veya  anormallikler ve böbrek fonksiyonlarındaki bozulma plazma homosistein  düzeylerinin artmasına neden olur.

Yaşlılarda B12vitamini ve folat eksikliğine yüksek oranlarda hiperhomosisteinemiye eşlik etmesi sonucunda etiyopatogenezinde  hiperhomo sisteinemi olabilecek tüm hastalıkların bu kişilerde daha sık  görülebilme olasılığını düşündürmektedir. Yaşlılarda kronik hastalıklar,  bilişsel bozukluklar, iştahsızlık, beslenme bozuklukları, kas güçsüzlüğü,  konjestif kalp yetmezliği, osteoporoz, depresyon, Alzheimer, multi-infakt  veya vasküler demans gibi sağlık problemleri sık bir  şekilde  gözlenmektedir.

Son yıllarda yapılan pek çok epidemiyolojik çalışma,  homosistein düzeylerindeki artmanın kardiyovasküler (Dolaşım sistemi) hastalıklar, inme ve nöral tüp defekt risklerini arttırdığını saptanmıştır.

Homosistein yüksekliği ve/veya B12vitamini ve folat  eksikliğinde osteoporoz, Alzheimer hastalığı  , depresyon, organik  psikoz ve şizofreni sıklığının arttığı, nörokognitif fonksiyonlarda bozulma  olduğu  bildirilmiştir.

Sonuç olarak Sertralin[1] kullanan depresyon hastalarında yapılan çalışmada 45 günlük tedavi sonrasında MDA düzeylerinde anlamlı düşme gözlenirken, protein karbonil grupları, homosistein,[2] B12 vitamini ve folik asit  değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilemese de sertralin tedavisinin depresyonda lipid peroksidasyonunda  azalmaya neden olarak, hastalık oluşum etkenlerinden olan oksidatif stres[3]  hasarının ortadan kaldırılmasında etkili olabileceğini düşündürmektedir.

Kaynak:

Ülkü GÜRSOY BEKMEZCİ, Depresyon Hastalarında Sertralin Kullanımının Protein Karbonil Grubu, Lipid Peroksidasyonu, Homosistein, Folik Asit Ve B12 vitamini düzeylerine Etkisi Gazi üniversitesi Sağlık Bilimlerienstitüsü  Biyokimya Ana Bilim Dalı  225779 Yüksek Lisans Tezi ANKARA  Şubat 2008


[1]SERTRALİN: ABD’de 1992’de 2. serotonin geri alım inhibitörü olarak majör depresyonda FDA onayı olan sertralin daha sonra obsesif kompulsif bozukluk, panik bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, adet öncesi sendromu ve sosyal kaygı bozukluğu içinde onay almıştır.

SERTRALİN: ABD’de 1992’de 2. serotonin geri alım inhibitörü olarak majör depresyonda FDA onayı olan sertralin daha sonra obsesif kompulsif bozukluk, panik bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, adet öncesi sendromu ve sosyal kaygı bozukluğu içinde onay almıştır.

[2] Homosistein, diyette proteinlerden elde edilen kükürt içeren ve sisteininkine benzer yapısı olan amino asit

[3] Oksidatif stres , Reaktif oksijen üretimi ve biyolojik sistemin kolayca reaktif intermediates detoks ya da kolayca ortaya çıkan zararın tamir yeteneği arasında bir dengesizlik nedeniyle. Hayat her türlü onların hücrelerin içindeki azalan bakiyeli bir ortam sağlamak. Azalan bu ortamda, azaltılmış sabit bir girişten metabolik enerji saklamak enzimler tarafından korunur. Bozuklukları bu normal redoks devlet aracılığıyla peroksitler ve proteinler, lipidler ve dna hücrenin tüm bileşenleri zarar serbest radikallerin üretimini toksik etkilere neden olabilir.

İnsanlarda, oksidatif stres ateroskleroz, Parkinson hastalığı, kalp yetmezliği, Miyokard İnfarktüsü, Alzheimer hastalığı, kırılgan Sendromu ve kronik yorgunluk sendromu, x gibi birçok hastalığın ilgilenmektedir ancak kısa vadeli oksidatif stres de önemli önlemede yaşlanma ile indüksiyon mitohormesis adlı bir işlem olabilir. Reaktif oksijen türleri olabilir yararlı, saldırı için bir yol olarak bağışıklık sistemi tarafından kullanıldıkları haliyle ve patojenleri öldürmek. Reaktif oksijen türleri de Hücre sinyallemesi kullanılır. Bu redoks sinyal dublaj.

 

VİTAMİNLER -NİÇİN VİTAMİNLER?


 

Soruyorum size;

Doktorlar birçok hastalığa hemen ilaç vereceklerine hastalarına onun yerine Megavitamin tavsiyesi veya takviyesi yapsalardı milletimiz daha sağlıklı mı olurdu?

Unutmadan söyleyeyim ki; vitaminler reçete ile satılmıyor. Paranızla alacaksınız. Yan etkisi çok olan ilaçlar reçete ile bedava verilirken yan etkisi çok az olan vitaminler niçin para ile satılıyor?

Bir tezat mı var?

Bu işten kimler ne kazanıyor, demek içimi yiyip bitiriyor.

 

Yüksek yapılı organizmaların yaşamlarını sürdürebilmeleri için yalnızca karbohidrat, protein ve yağ gibi makromolekülleri almaları yeterli değildir. Bu moleküllerin kullanılabilmeleri ve bazı özgül işlevleri için vitamin gibi yardımcı maddelere gereksinimleri vardır.

Vitaminler, organizmanın büyüme, üreme ve organ işlevlerinin sürdürülebilmesi için diyetle miligram ya da mikrogram  seviyesinde mutlaka dışarıdan alınması gereken organik bileşiklerdir  Vitaminler olmaksızın enzimlerin büyük bir bölümü katalitik işlevlerini yerine  getiremez ve inaktif durumda kalırlar.

Günümüzde vitaminlerle doğrudan ilişkili 100’den fazla hastalık  bilinmektedir. Bu yüzden vitamin eksikliklerinde çeşitli ciddi bozukluklar görülebilmektedir. Öte yandan herhangi bir hastalık olmaksızın memeli organizmasındaki bir çok metabolik olayın optimum düzeyde yürütülebilmesinde de vitaminlerin önemli rol oynadığı görülür.

Güvercinlerde beriberi hastalığının besinlerle tedavi edildiğini belirleyen Polonyalı kimyacı 1911 yılında vitamin kelimesini ilk kez kullanmıştır.“Vita” Latince, hayat anlamında, “amin” son eki  ile de amin sözcüğü kastedilir, yani vitaminler yaşam için gerekli aminlerdir.  Daha sonra çok sayıda amin yapısında olmayan vitamin bulunmasına rağmen isim aynı kalmıştır.

Vitaminler organizmadaki biyokimyasal reaksiyonların hızlı ve  düzenli olarak yürümesi için çok az miktarları yeterli olan ve genelde  organizmanın sentezini yeterli miktarda yapamadığı, dışardan alınması zorunlu olan organik bileşiklerdir .

Vitaminlerin yapılarının ve vücuttaki fonksiyonlarının birbirinden çok farklı oluşları, gıdalarda eser miktarda bulunmaları ve ısı,  ışık oksidasyon gibi dış etmenlerden aşırı derecede etkilenmeleri nedeniyle tayinleri oldukça zor, karmaşık ve zaman alıcıdır. Normal beslenme koşullarında vitamin eksikliğinin ortaya çıkması söz konusu değildir. Bu daima tek yönlü beslenmenin bir sonucudur.

 Vitaminler lipofil veya hidrofil olmalarına göre yağda çözünenler ve suda çözünenler diye iki grupta incelenir. Bu sınıflandırma hangi tür besin maddelerinin söz konusu vitamini yüksek konsantrasyonda içerdiği hakkında fikir vermesi bakımından da önemlidir. Suda çözüneneler hakkında bilgi verelim.

Suda çözünen vitaminler

Tiamin (B1), Riboflavin (B2),  Niasinamid (B3), Pantotenik asit (B5), Piridoksin (B6), Biotin (B7), Folik  asit (B9), CN-Cbl ( B12) ve Askorbik asit (C) dir.

Tiamin (B1)

Tiaminin kimyasal yapısıve fonksiyonu İlk keşfedilen B vitaminidir. 1936 yılında R.R.Williams  tarafından kimyasal yapısı ve sentezi gerçekleştirilmiş ve tiamin adı verilmiştir.  Tiamin pirimidinin metil köprüsü ile tiazol grubuna  bağlanmasıile oluşmuştur. Pirimidin ve tiazol gruplarını bağlayan metil köprüsü oldukça zayıftır. Özellikle alkali çözeltide ısıtılırsa bu köprü vitamin özelliğini yitirir.

B vitaminleri sinir sisteminin sağlığı ve normal fonksiyonu için  çok önemlidir.

 B1vitaminin etkileri; koenzim gibi hareket ederek vücutta önemli  görevler yapar. Başta glikoz olmak üzere karbonhidrat metabolizmasında  rol alarak enerji üretimine katılır. Bunu özellikle hücresel düzeyde  gerçekleştirir. Etanolün su ve karbondioksite dönüşümünü sağlar.  Yağ asitlerinin ve sterol denen maddelerin üretimine katılır. Bu yolla besinlerle alınan karbonhidratların gereğinde kullanılmak üzere yağa çevrilerek depolanmasını sağlar.

Sinir sisteminin işlemesine  yardımcı olur. Bunu sinirsel iletide önemli görevi olan asetil kolin  maddesinin üretimindeki rolü ile yapar. Mide, kalp ve bağırsakların  adalelerinin çalışmasına etkisi vardır. Büyümeye etkilidir. Zihin  faaliyetlerine olumlu katkısıvardır. Özellikle öğrenme üzerine yararlıdır.  Damar duvarına yağların yapışmasını engelleyerek damar sertliği  (=atheroskleroz) oluşumunu önler. Tiaminin kaynakları ve günlük gerekli miktarları Tiamin bitkilerde serbest, hayvanlarda ise pirofosfat veya proteine  bağlı olarak bulunur.

Tiamin bitkiler tarafından sentezlenir.  Mikroorganizmaların bir kısmı ve hayvanların bağırsaklarında bakteriler tarafından da sentezlenebilir.  B1vitamini en çok bitki tohumlarında bulunur. Ancak bu buğday,  pirinç, arpa gibi tohumlar terbiye edilip kabuklarından ayrılırsa B1 vitamin içeriklerini büyük ölçüde kaybederler.

 Bakla, nohut, fasulye gibi  baklagiller, ıspanak, patates, bezelye, soya fasulyesi, yerfıstığı, portakal  B1vitamin içeriği olarak zengindir. Hayvansal besinlerde de yeterince vardır. Yumurta sarısı, balık, karaciğer, kümes hayvanlarının eti örnek  verilebilir.

Tiaminin gereksinmesi enerji tüketimi ile ilgilidir. Bu alanda  yapılan araştırma sonuçları günlük alınan 0,27–0,33 mg/1000 kalori  tiaminin yetersizlik belirtilerini önlediğini göstermektedir. Dünya Sağlık  Örgütü ise (WHO) bireysel ayrıcalıklarıda düşünerek günlük 0,4  mg/1000 kalori tiamin alınmasını salık vermiştir. Enerji sınırlı diyette  günlük alım en az 1 mg olmalıdır.

B1  vitamini eksikliğinde;

ruhsal sorunlar, depresyon, sıkıntı,  isteksizlik, gerginlik, konsantrasyon zorluğu, halsizlik, yorgunluk hali,  kuvvetsizlik, adale ağrıları, iştahsızlık, karın ağrısı, kabızlık gibi sindirim  sorunları, kalp ritminde yavaşlama ve göğüs ağrısı yakınmalarıoluşur.  Eksiklik arttıkça kalp ritmi düzensizlikleri, ayaklarda iğne batmasıhissi,  duyu kayıplarıile adalelerde hassaslaşma ve incelmeler ortaya çıkar. Göz  sinirinin etkilenmesi ile görme bozulur. Eksikliği dokular tarafından bazı amino asitlerin ve piruvatın kullanımının azalmasına neden olur fakat yağ   kullanımı artar. Merkezi sinir sistemi enerji ihtiyacını karbonhidrat  metabolizmasından karşıladığı için tiamin eksikliğinde en çok etkilenen  merkezi sinir sistemidir.

Nöronlardakromatoliz görülme riski yükselir.  Aynızamanda nöron aksonlarını saran miyelin tabakasının aşınmasına ve  yok olmasına neden olabilir. Refleks kaybı, adale zayıflaması, kanda  piruvat fazlalığı, iştah kaybıve unutkanlık gibi fizyolojik bozukluklar  görülür.

Beriberi hastalığına yol açar.  Beriberi hastalığının 4 tipi vardır. Bebeklik, yaş, kuru ve alkolik  beriberi. Bebeklerde büyüme durur, ince tiz sesli bir ağlama ve kalp çarpıntıları meydana gelir. Yaş tipi ayak ve bacaklardan vücuda ilerleyen  şişme (=ödem) ve kalp yetersizliği ile seyreder. Kuru tipi ise kilo kaybı,  adalelerin incelmesi ve sinirlerin dejenere olmasına yol açar. Alkolik  tipine Wernicke-Korsakof Sendromu da denilir. Beyin ile adaleleri tutarak yürüyememe, hafıza kaybı ve kişilik değişikliği yapar. Bu hastalık tedavi edilmediğinde ölümle sonuçlanır.

B1vitaminin tedavide kullanımı;

zona hastalığında,  şeker  hastalarının duyusal kusurlarının (Neuropathy) tedavisinde, ameliyat  sonrasıağrıgiderilmesinde, alkolik kişilerde kalp çalışmasının  desteklenmesinde, araç tutmalarında, mide asidi üretimine etkisi  nedeniyle değişik nedenlere bağlıbulantılarda ve sindirim şikayetlerinde,  huzursuz, morali bozuk ve depresif ruh halinde kullanılmaktadır (Depeint  et al., 2006).  Bazıdurumlarda B1vitamini ihtiyacıartabilir. Yoğun stres altında  olmak, ateşli hastalıklar, ishal, ameliyat öncesi ve sonrası, sigara, alkol,  7  çay, kahve tüketimi, gebelik, emzirme, ilaç kullanımıgibi durumlarda  alınmasıgereken miktarlar daha fazla olmaktadır.  B1vitamini suda kolay çözülür. Asit ortama ve ısıya dayanıklıdır.  Ancak alkali ortamda ısıya duyarlıdır. Alkali konup yumuşatılarak pişirilen etlerde ve sodyum bikarbonat koyularak pişirilen pastalarda  önemli ölçüde B1 vitamini kaybıolur. Enzime bağlıform serbest formdan  daha da kararsızdır .

 Riboflavinin (B2)

Riboflavinin kimyasal yapısı ve fonksiyonu  1935 yılında süt, karaciğer, yumurta ve yeşil bitkilerde sarı-yeşil  fluoresans veren bir öğenin olduğu görülmüştür. Bunlardan yumurta akından ayrılana “ovaflavin” sütten ayrılana “laktoflavin” adı verilmiştir.

Aynı yıllarda bira mayasında bulunan bu öğeye Warburg ve Christian  sarı enzim adını vermişlerdir. 1938 yılında, bu öğelerin hepsinin aynı olduğu ortaya konmuşve Karrer tarafından “riboflavin” adı verilmiştir.  Riboflavinin yapısında riboz ve flavin bulunmaktadır.

 Riboflavin, protein, yağ,  karbonhidrat ve nükleik asit metabolizması için gerekli bir koenzimdir.  Sitrat çevriminde süksinatın fumarata dönüşmesinde görev alır. Aldehid  dehidrogenaz enzimi için riboflavin yardımcı enzimdir. Bu tepkimelerde  aldehidler asitlereokside olur. Yağ metabolizmasında acil CoA  dehidrogenaz enzimlerinin çalışmasına yardım eder.

B2vitamini insan vücudu için çok önemlidir.

Yiyeceklerdeki protein ve yağlardan enerji sağlanmasına yardım eder. Derinin sağlıklı olması ve dokularının tamiri için gereklidir. Kırmızı kan hücrelerinin oluşumu ve vücudun savunma sisteminin önemli bir parçası olan antikorların üretilebilmesi için gereklidir. Karbonhidrat, protein, yağ  metabolizması, demir ve B6vitamininin emilebilmesi için gerekli olan bir  vitamindir.

B2vitamini; Triptofandan niasinin oluşması için gereklidir. A vitamini ile birlikte B2 vitamini vücudun iç yüzeylerinin ve sindirim  sistemi organlarının yüzeylerinin sağlıklı olabilmesi için şarttır. Oksijen  kullanımını kolaylaştırarak deri, saç ve tırnakların sağlıklı olmasını, ağız  ve dilde ağrının giderilmesini sağlar. Kepek oluşumunu önler. Göz için  katarakt tedavisinde kullanılır

Riboflavinin kaynakları ve günlük gerekli miktarları

Bitkiler riboflavin sentezler. Genç bitkilerde yaşlılardan daha çok riboflavin bulunur. Yapraklardaki riboflavin yoğunluğu tohumlardan daha yüksektir. Maya ve küflerin birçoğu riboflavin sentezleyebilir ama hayvanlar yapamaz. Ancak hayvanların bağırsaklarında bulunan bakteriler tarafından sentezlenebilir. Bitki ve hayvan dokularında  riboflavin serbest halde bulunabildiği gibi fosforik asit ve adenine bağlı olarak da bulunur .

 B2vitamini için en zengin kaynak süt ve süt ürünleridir. Ayrıca et,  karaciğer, böbrek, yumurta, domates ve yeşil sebzelerde bulunur.

Riboflavin normal koşullarda oldukça kararlıdır. B2 vitamini suda kolay çözülür. Işık karşısında dayanıksız, asit ortama ve ısıya dayanıklıdır.  Ancak alkali ortamda ısıya duyarlıdır .

B2 vitamini eksikliğinde; idrardaki riboflavin miktarının 50 µg/24  saat, kırmızı kan hücrelerindeki miktarının 8 µg/100ml düzeyine  düşmesi, yetersizliğine bağlı klinik belirtilerin başlangıcı sayılmaktadır.  Riboflavinsiz diyet alan bir kişide lezyonlar üç ay içinde gelişmektedir.

Riboflavin yetersizliğine bağlı dudaklarda “çeliozis’, angular stomatit, papilla atrofisi, göz damarlarında genişleme (kırmızıgöz), yanma, görme  zorluğu, sinir sistemi bozuklukları, antikor oluşumunda azalma olur. 

İnsanda seboreik dermatit (deri iltihabı), atrofik dil iltihabıoluşur.  Riboflavin eksikliği yüksek riboflavin içeren süt, karaciğer, et, yumurta ve yeşil yapraklısebzeler gibi besin kaynaklarıyla tedavi edilebilir.  Günde 10–15 mg riboflavin verilerek deri lezyonlarının iyileştiği  görülünceye kadar tedavi devam eder.

Riboflavinin damar yolu ile verilmesine ancak sindirim sisteminin ciddi hastalıklarında gerek olabilir.  Riboflavin sulu çözeltilerde sınırlı çözünürlüğe sahiptir, büyük  oranda yıkılır. Riboflavin methemoglobinemi, piruvat kinaz eksikliği gibi  defektler de yüksek dozda kullanılır.

Niasinin (B3)

Niasinin kimyasal yapısıve fonksiyonu  Niasin B3 vitamini olarak da bilinir ve sindirim için gerekli olan  hidroklorik asit üretimi için olduğu gibi, protein, yağ ve karbonhidrat  metabolizması için de tüm insanlar tarafından gereksinim duyulan  zorunlu bir vitamindir.

Niasin, midede asit üretimi için gerekli olmasının yanı sıra  karbonhidrat, yağ ve proteinlerin sindirilmesine, kan dolaşımına, cilt  sağlığıve sinir sisteminin işlevlerinin yapılabilmesine yardımcı olur.  Beyinde yüksek fonksiyonlarda ve kavrama yeteneğinin sağlanmasında görev alır.

Şizofreni, otizm,depresyon, hipoglisemi,  şeker hastalığı,  eklemromatizması için tedavi amaçlı kullanılmaktadır.  İnsülin sentezinde gereklidir. Kolesterol vetrigliserid düşürülmesi ve alkolizmin  tedavisinde kullanılmaktadır. Ayrıca damarlara etkisi nedeniyle  arteriyosklerozda, migrende ve bazınörolojik hastalıklarda da tedavi  aracı olarak kullanılır. 

Niasinin kaynakları ve günlük gerekli miktarları

Niasin insan organizmasında triptofandan sentezlenebilir. Fakat bilindiği gibi triptofan esansiyel bir amino asitdir ve özellikle bitkisel  gıdalarda oranı düşüktür.

Niasin suda kolay çözülür. Işığa, ısıya ve oksidasyona karşı dayanıklıdır. Nötral asit ve alkali çözeltilerde kaynatılınca vitamin özelliğini kaybetmez.  Niasin diğer B vitaminleri gibi tahıl kabuklarında boldur.

En yüksek oranda bira mayasında bulunur.Buğday, bulgur, pirinç, nohut,  fasulye, mercimek, karnabahar, havuç, yerfıstığı, ceviz ve fındık, bazı yeşil sebzeler, kahve, çavdar, patates, domates ve mısır nişastasında bol  bulunur.

Hayvani besinlerde de vardır. Sığır ciğeri, böbrek, kalp, peynir,  yumurta, kümes hayvanları, balık, sütte bulunur.

Vitamin eksikliğinde;

Pellegra hastalığı görülür. Pellegra deri,  sindirim sistemi veya merkezi sinir sistemi semptomları ile karakterize  edilmektedir. Derinin güneş gören yerlerinde simetrik lezyonlar oluşur.  Bu lezyonlar daha sonra siyah renge dönüşür. Döküntü oluşur ve skar dokusu gelişir. Mukokutanöz membranlarda yaralar, dilde kabarma,  bulantı ve kusma görülür. İshal gelişir.

Pellegra; 3 D hastalığı( dermatit, diyare, demans ) olarak da  bilinir.

Santral sinir sistemi semptomlarıolarak başağrısı, uykusuzluk,  depresyon, baş dönmesi, hatırlama güçlüğü ortaya çıkar. Pellegra  hastalığında hastaya niasin verildiği zaman 24 saat içinde hızla düzelme  olur. Triptofanın niasine dönüşümünün bozulmasında dermatit, ışık duyarlılığı ve psikiyatrik değişikliklerle tanımlanan Hartnup Hastalığı oluşmaktadır. Nikotinamid hemen hemen hiç toksisite olmaksızın  kullanılır. Lipid bozukluğunun tedavisinde 3 g veya daha fazla niasin  kullanıldığında en sık görülen yan etki damar genişlemesine bağlıyüzde  kızarmadır. Bir tablet aspirin eklemek bunu tedavi eder.

Niasinin diğer yan etkileri derinin renginde artma, kuruma ve  karın ağrısıdır. Hepatotoksisite, hiperüremi ve glikoz intoleransı görülebilir. Nikotinik asid verilmesi kesildiğinde biyokimyasal ve  histolojik bulgular normale döner. Yüksek doz hatta bazen 75 mg ve  üzerindeki dozlarda da allerjik reaksiyonlar gelişebilir.

Niasin Flaşı olarak bilinen yüz, göğüs ve kollarda kaşıntı, karıncalanma ve yanma  hissi ve kızarıklığa neden olabilir. Bu durum, zararsızdır ve 20–60 dakika  içinde geçer. Çok yüksek doz niasin alınmışsa hızlıbir şekilde birkaç bardak su içilmesi reaksiyon gelişimini önler. Niasinin güvenli kullanım  düzeyi kişiden kişiye farklılıklar gösterir. Gebelerde yüksek doz da kullanılmamalıdır. Saf niasin ayrıca mide ülseri, gut, glokom, karaciğer hastaları için sağlık problemlerine yol açabilir.

Bazı hastalıklarda günlük 200–1000 mg dozlarda tedavi amaçlı kullanılabilmektedir. 1000 mg/gün ve üzeri doz niasin alınmamalıdır. Bu dozda niasin doktor kontrolünde kullanılmalıdır. Genellikle günlük 150 mg’a kadar güvenli kullanılabilir. Bazı yayınlarda 450 mg/gün doza kadar  niasin güvenli kabul edilmektedir.

Folik  asit (B9)

Folik asit B grubundan bir vitamindir. Yeşil yapraklarda yaygın olarak bulunduğu için bu ad verilmiştir. Mitchell ve arkadaşlarıbu  vitamini 1941 yılında ıspanak yapraklarından keşfettiler.

DNA ve alyuvar oluşumu, amino asit metabolizması, sinir sisteminin gelişimi ve işlevi, hücre büyümesi ve yenilenmesi için  zorunludur. Kalp-damar hastalıkları riskini, tümör oluşumunu ve damar sertliğini önler.

Folik asitin kaynakları ve günlük gerekli miktarları

Folik asit portakal sarısı renginde bir katıdır. Isıtmakla erimez.  fakat 250˚C’de esmerleşerek bozunur. Serbest asit halinde az, sodyum tuzu halinde suda çok çözünür. Bazik ve nötr çözeltilerinde ısıya pek  dayanıklı değildir. Folik asit en fazla yapraklı yeşil sebzeler, bira mayası,  karaciğer, böbrek, yumurta, zarı alınmamış tahıllar, ceviz, badem, fındık,  fıstık, mercimek, ıspanak, yonca, mavi-yeşil alg, maydanoz, nane,  baklagiller ve tohumlu gıdalarda bulunur ve insanlarda sentez edilememektedir.

Yetişkinlerde folik asit gereksinimi günlük 400 µg dır. Gebelik ve  emzirme süresinde 400–800 µg’a gereksinim vardır.

Folat, ince bağırsak epitelinde bulunan bir karboksipeptidaz  enziminin yardımıyla, besinlerde bulunan poliglutamil şeklindeki folatlar  parçalanarak serbest folat şeklinde ince bağırsakların üst kısımlarında  emilir. Bazı değişikliğe uğrayarak kanda metil tetrahidrofolat şeklinde  bulunur. Karaciğerde de bu şekilde depo edilir.

Folat eksikliğinde;  büyümede yavaşlama, sinirlerde yıpranma,  iştahsızlık, hazımsızlık, kısırlık ve megaloblastik anemi görülmektedir. 

Eritropoitik stem hücrelerde pürinve timidin sentezinin azalmasına bağlı olarak DNA sentezinin yavaşlaması, hücre bölünmesini etkilemektedir.  DNA yapısında yer alan timidilik asitin sentezinde çok önemli bir  koenzim olan tetrahidrofolatın folik asitten oluşumunda görevli  dihidrofolat redüktaz, bir folat analoğu olan metotreksat ile inhibe  olmaktadır. Metotreksat, DNA replikasyonunu inhibe ettiği için lösemi tedavisinde kullanılmaktadır. P-Aminobenzoik asitin yapısal analogları olan sülfanilamid ve türevleri, folik asit sentezini engelleyerek DNA ve RNA replikasyonu için gerekli olan nükleik asitlerin sentezini inhibe  etmektedir.

Memelilerde folik asit sentez edilemediği için sulfa ilaçları,  insanlarda DNA ve RNA sentezini etkilememektedir.

Pantotenik asit (B5)

Pantotenik asit,açil taşıyıcı proteinlerin yapısında bulunan  koenzimA (CoA) molekülünün bileşenidir. Pirüvat dehidrogenaz ve  sitrat sentaz enzimlerinin katalizlediği tepkimelerde kullanılan CoA, açil  grup taşıyıcısıdır. Pantotenik asit, yağasit sentaz enziminin yapısında yer almaktadır. Koenzim A sterollerin, kısmen adrenal hormonların  düzenlenmesi için gereklidir. Aynı zamanda asetilkolin sentezi için  esansiyeldir. Bilindiği gibi asetilkolin önemli bir nörotransmitterdir

Pantotenik asit; protein, yağve karbonhidrat metabolizmasında  görev alır. Besinsel bu etkisinin yanı sıra deri, saç ve epitel dokuların  sağlıklı olmasıve sağlıklıkalmasıiçin gereklidir. Antistres vitamini olarak da bilinir. Çünkü böbreküstü bezlerinde  steroid ve kortizon üretiminde önemli görevleri vardır. Stresin vücuda  olan etkilerini önlemek için görev yapar.

Hayati organlarda yoğunlaşarak vücuda stresli ortamlarda yardımcı olur. Bazı uzmanlar bu vitamininin,  depresyon tedavisinde yararı olduğunu düşünmektedir.

 Pantotenik asitin kaynaklarıve günlük gerekli miktarları Pantotenik asit, en çok bira mayası, taze sebzeler, meyve, pirinç,  hububatlarda, çavdar unu ve buğdayda bulunmaktadır. Hayvansal  besinlerde et, karaciğer, kalp, beyin, böbrek, balık, yumurta beyazıve  sütte bulunur. Oldukça kararlı bir vitamindir.

Pantotenik asit kullanımı güvenlidir. Kolay tolere edilir. Güvenlik  sınırı tanımlanmamıştır. 10 g gibi çok yüksek dozlarında sindirim sistemi  bozuklukları, ishal, su dengesizliği gözlenir. Günlük önerilen dozu 6 mg  dır. Ancak 500 mg/gün doza dek emniyetle kullanılabilmektedir.  Tüm besin maddelerinde bulunduğu için pantotenik asit eksikliği  çok nadirdir.

Diğer B vitamin eksikliklerinde olduğunun aksine; eksiklik  belirtilerinin ne olduğu tam olarak tespit edilmiş değildir. Yorgunluk,  halsizlik, başağrısı, romatizmal hastalıklar, hormon ve metabolizma  zayıflığı, mukoza zarı bozukluğu, saçların zayıflaması, adalelerde  18 kramplar, mide ve bağırsak rahatsızlıkları en belirgin bulgulardandır 

Piridoksinin (B6)

B6 vitamin aktivitesine sahip ana madde piridoksindir. Ancak  piridoksal ve piridoksamin de aynı aktiviteyi gösterir.  Merkezi sinir sistemi ile ilgili olarakta glutamik asitin γ-Aminobutirik asite (GABA) ve Dopa’nın dopamin’e dönüşmesi  reaksiyonlarında, hemoglobin yapısında yer alan hem sentezi için de  gerekli bir maddedir. Porfirin yapımında önemli olan süksinilglisinin,  delta aminolevülenik aside dekarboksile olmasını katalizler. Eksikliğinin  insanlarda hipokrom mikrositer anemiye neden olması bundandır  .

Linoleikasidin araşidonik aside çevrilmesinde bir koenzimgibi  etki eder. Hücre zarlarından sadece aminoasitlerin ve bazı metal  iyonların, birbiriyle şelat kompleksleri oluşturarak geçmelerini sağlar.  Bağışıklık sistemi, böbrek ve kalp fonksiyonları için yardımcıdır.  Büyüme ve hücre çoğalmasında rol oynayan nükleik asitler için  gereklidir.

B6  vitamin formlarının çoğu yakın ultraviyole  ışınlarda  kararsızdır. B6 vitamini suda ve alkolde kolay çözülür. Kristal formda  asit ve alkalilere çok dayanıklıdır.

B6Vitamini, ince barğırsaklardan % 70 kadarı emilir. Fosforile formunun emilimi yavaştır.

B6vitamini; fiziksel ve zihinsel olarak gerekli bir vitamindir. En önemli besin öğesi olmasıyla birlikte pek çok gıda maddesinde  bulunması nedeniyle kolayca elde edilebilir.

B6vitamini en çok bira mayası, bezelye, ceviz, yerfıstığı, ayçekirdeği, havuç, buğday ve bulgur da yüksek olarak hububatlarda bulunmaktadır. Daha az miktarlarda da  olsa; fasulye, karnabahar, muz, üzümde de vardır. Hayvani besinlerde ise tavuk, sığır ve dana etleri, karaciğer, böbrek, balık ( alabalık, sombalığı),  yumurta sarısında B6vitamini boldur.  Besinlerle alınan protein miktarına paralel olarak B6vitamin  gereksinmesi de artmaktadır. 100 g protein için 0,6–1,2 mg alınması uygundur.

B6  vitamininin eksikliğinde;

Çevresel sinirlerde iltihaplanma  (Nevrit), duyu kusurları, koordinasyon bozuklukları, dalgınlık,  uykusuzluk, bebeklerde erişkinlere oranla daha sık olarak konvülziyon  (havale), kansızlık (anemi), huzursuzluk, sinirlilik, depresyon gibi ruhsal  sorunlar, migren tipi başağrısı, ciltte kuruluk, kaşıntı, göz ve ağız  çevresinde deri çatlamaları, görme problemleri, hamilelik döneminde  vücutta su tutulması ile sabahları artan bulantı ve kusma gibi sindirim  sitemi şikayetleri görülür.

Hamileliğin ilerleyen aylarında tansiyon artışı,  ödem ve reflekslerin şiddetlenmesinin B6vitamini ile ilişkisi uzun  yıllardır bilinen ve tartışılan bir konudur. Sık enfeksiyonlara yakalanma,  uyuşukluk, adale zayıflığı ve krampları oluşabilir.

B6vitamin fazlalığı; toksik olmaması ve vücutta depolanmaması nedeniyle fazlalık arazları oluşmaz. Fakat yine de bir süre yüksek doz  ( 2–10 g) düzenli alındığında sinir sistemi sorunlarına yol açabilir. Bu vitamin; gebelikte ortaya çıkan şeker hastalığı, sıvı tutulumu ve ruhsal   gerginlik durumunda, bebeklikte proteinden zengin beslenmeye ek olarak  kasılma ve havalelerin engellenmesi için, bazı ilaçların (tüberküloz,  doğumkontrol gibi) yanında olumsuz etkileri önleme için, Nevrit denilen  sinir iltihaplarında, bir çok ruhsal şikayetlerin tedavisinde, kansızlık için,  kusmaları önlemek amacıyla, hormonal hastalıklarda (galaktoreamenore),  şeker hastalarında, eklem ve kalp sorunlarında  B6vitamini kullanılmaktadır.

Biotinin (B7)

Biotin H vitamini veya B7 vitamini olarak da adlandırılır. 

Biotin çeşitli bakterilerde ve yüksek bitkilerde, ayrıca simbiotik mikroorganizmalar tarafından hayvanların bağırsaklarında sentezlenir ve  bağırsaktan doğrudan absorblanır.  Biotin, karboksilasyon tepkimelerinde karboksil grubu taşıyıcısı olarak görev yapmaktadır. Bu nedenle glukoneojenez ve yağ sentezinde  çok önemli bir role sahiptir. Hayvan hücrelerinde Asetil CoA  karboksilaz, piruvat karboksilaz,propionil CoA karboksilaz ve β-  metilkrotonil Co A karboksilazlar bulunur. Purin biyosentezi ve bazı amino asitlerin degradasyonunda da biotin görev alır.

Biotin özellikle sinir dokusunun tam ve doğru fonksiyon göstermesi için çok önemlidir. Düşük karboksilaz aktivitesi protein ve  RNA sentezinin inhibisyonu ve azalan antibadi üretimi etkisi yaratır

Biotinin kaynakları ve günlük gerekli miktarları

Biotin bazı besinlerde serbest formda(sebze, meyve ve sütte)  bazılarında ise proteine bağlı formda (tohumlar) bulunur.  Biotinin günlük alınması gereken miktar 30 µg/gün’dür.  Vitamin eksikliği biotinil enzimlerin katalitik aktivitesinin azalmasına neden olur. Klinik semptomlarda esas olarak nörolojik ve  dermatolojik etkileri görülür. Eksikliğinin ortaya çıktığı durumlarda, halsizlik, iştahsızlık, adale  incelmesi ve ağrıları, kuru, pullu ve hassas bir cilt, kansızlık ve kalp  sorunları, saçlarda beyazlama ve dökülme, kan kolesterol seviyesinde  artma ve gözlerde kızarma görülür. Biotinin fazla alınması toksik özelliği olmadığından aşırı alımında yan etkileri yoktur.

Yeni doğmuş bebekler, 60 yaşüstü yaşlılar, metabolizma sorunları olanlar ve diyaliz makinesine bağlı olan kişilerin biotin vitaminine gereksinimi yüksektir.

Askorbikasitin (C)

Kimyasal yapı bakımından monosakkaridlere benzer. C vitamini hidroksilasyon tepkimelerinde koenzim olarak kullanılmaktadır.  Vitaminlerin içinde en kararsızıdır ve oksijene duyarlıdır. Isı, ışık ve hava ile vitaminin etkisi kaybolur. 

Askorbikasitin yapısı Kollagen proteinlerin düzenlenmesi için C vitaminine ihtiyaç vardır. Vücut enfeksiyonlarında bakterial toksinler ve virüslerden vücudu  korumada etkilidir. Kan kolesterol düzeyini düşürür. Safra üretimini  arttırır. T- lenfosit sistemlerini kuvvetlendirir. Folinik asitin folik aside  dönüşümünü sağlar.  Antioksidan vitaminlerden biri olan C vitamini, koroner kalp  hastalıkları ve kanser gibi bazı hastalıkların riskini azaltmaktadır.  Normal metabolizma olayları sırasında veya güneş ışığı, ozon,  sigara dumanı ve diğer çevresel kirlilikler nedeni ile oluşabilen oksijen  radikalleri membran lipidlerine, proteinlere, hücresel DNA yapısına zarar  verebilmektedir.

Askorbik asitin kaynakları ve günlük gerekli miktarları

Bitkilerde glukozdan sentez edilebilen C vitaminin sentezi,  insanlarda yapılamamaktadır.  C vitamini meyve ve sebzelerde oldukça bol miktarda bulunur.  Tüm canlı dokularda mevcut olup redoks reaksiyonlarında rol oynar. İnce  bağırsaktan çok kolay absorblanır. C vitamini dokuda depolanamaz fakat genellikle vücutta doğrudan dağılır.

Eksikliğinde kollagen yapısındaki prolinlerin hidroksilasyonunun  yetersizliği sonucu skorbut hastalığı görülmektedir.

Skorbut hastalığının  belirtileri; halsizlik, kolayca kanayan dişetleri, ciltte morluklar,  eklemlerde ağrıdır. Ağır skorbut günde 50-100 mg C vitamini ile engellenebilir

CN-Cbl B12 Vitamini

B12vitamini 1948 yılında karaciğerden, içinde fosfor ve kobalt  bulunan kırmızı bir kristal bileşik olarak izole edilmiştir. B12porfirine  benzeyen korrinoid sınıfı bir maddedir. Porfirin halkasından farkı, iki pirol halkasının direk birbirine bağlı olmasıdır.

B12vitamini insan vücudu için çok önemlidir. Kırmızı kan  hücrelerinin rejenerasyonu ve düzenlenmesi, böylece aneminin  önlenmesine yardımcı olur. Karbonhidrat, protein ve yağ metabolizması için gereklidir ve sinir sisteminin sağlığını korur. Çocuklarda büyümeye  yardımcı olur. Enerjiyi arttırır. Kalsiyum absorbsiyonu için gereklidir.  DNA sentezine yardımcı olur. İnsanların stresten kurtulmasına etki eder.  Çiftlik hayvanlarındaki doğurganlık veriminin artışına yardımcıolur ve  hastalıklarla mücadele eder, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir . 

B12bağlayıcıproteinler mide suyunda, süt, gözyaşı,  plazma, tükürük gibi diğer vücut sıvılarında bulunur.

B12vitamini’nin kaynakları ve günlük gerekli miktarları

B12vitamini diğer B vitaminlerinden farklı olarak yüksek bitkiler tarafından sentezlenemez. Fakat bazı küfler ve birçok bakteriler  tarafından sentezi mümkündür. Bu durum  bağırsak bakterilerine kadar yayılmıştır. Bazı gevişgetiren hayvanların  gastrointestinal bölgesinde B12sentezlendiği ve burada sentezlenen  vitaminlerin kullanıldığı yolunda bulgular vardır.

İnsanlarda B12 vitaminin kaynağı beslenmedir.  B12 vitamini karaciğer, böbrek, yumuşak et, balık, yumurta, süt ve  peynirde büyük miktarda bulunur. Karaciğer ve böbrek gibi  besinlerin 100 g’ında 100 µg’a kadar yükselir. Süt ürünlerinde ve yumurta  gibi besinlerde 50–200 µg/100 g civarındadır.  B12vitamininin eksikliğinde ise; pernisiöz anemi ve iştahsızlık görülür. Çocukların iyi büyüyememesi, zayıf kalmalarına neden olur.  Yorgunluk, sinirlilik ve beyinde hasar yapar. Spinalcordun  dejenerasyonuna yol açar, depresyon ve dengenin azalmasına neden olur.

Normal bir insanın ihtiyaç duyduğu vitamin B12miktarı kesin olarak bilinmemektedir. Amerikan Ulusal Araştırma Konseyi gıda ve beslenme kurulu, erişkin bir insan için günlük alınması gereken miktarı3  µg olarak kabul etmiştir. Dünya Sağlık Örgütü ise (WHO) 2 µg/gün’lük miktarın vitamin eksikliğini önleyeceği fakat depo edilmesi için yetersiz olduğunu, bebekler için 0,3 µg, çocuklar için 0,3–2 µg ve hamile hanımlar için 3 µg günlük B12vitaminine ihtiyaç olduğunu yayınlamıştır.  B12vitamini diğer vitaminlere göre kolay depo edilebilir bir vitamindir. Fazla alınması halinde serum normal düzeyi korunur, fazla  miktar başta karaciğer olmak üzere dokularda depo edilir. Yaklaşık  olarak toplam vücuttaki B12miktarının 1600 µg (500–4500)’i karaciğerde  bulunur. Geri kalan miktar diğer dokulara yayılmıştır. Erişkin bir insan  için toplam vücuttaki miktarı otopsi materyali ile yapılan analizlerde  3900 µg (800–1100) izotop seyreltme ile 2500 µg (900–6000), kinetik  izotop seyreltme yöntemi ile 3000 µg olarak ölçülmüştür. Günde yaklaşık  %0,1–0,2 oranında B12harcanır. Bu nedenle gerekli B12miktarının,  beslenmeyle dışarıdan alınması gerekir.

Vitamin B12 kaynakları

En fazla “Yumuşakçalar, istridye, karışık türler, Karaciğer, sığır eti (kısık ateşte pişirilmiş)” bulunmaktadır.   

Bu sayacaklarımızda ise yeteri kadar bulunmaktadır.

Alabalık ,

Somon,

Sığır eti, fileto (yağsız, kaynatılmış ),

Hamburger Takviye edilmiş kahvaltılık tahıllar

Yoğurt (sade, kaymaksız),

Mezgit (pişirilmiş ) ,

İstridye (kızartılmış )

Ton balığı (beyaz, suda konserve edilmiş )

Süt (1 su bardağı )

Yumurta (kaynatılmış )

Tavuk göğüs (ateş te kızartılmış , ½ göğüs)

Vitamin B12 Metabolizması Ve Fonksiyonları

Vitamin B12 nin metabolizması, hayvansal gıdalardan elde edilen ve proteinlere bağlı olarak alınan kobalaminin mideye girişi ile başlar. Metabolize olan kobalamin, DNA sentezi, homosisteinden metionin sentezi ve propionilin suksinil koenzime dönüştürülmesi gibi birçok biyokimyasal reaksiyonda kofaktör ve koenzimdir.

Vitamin B12 eksikliğinin geniş spektrumlu ve ciddi sonuçlara yol açmasının temel nedeni, B12 vitamininin monoaminlerin katabolizmasında anahtar role sahip olması ve yaşamın devamı için en önemli faaliyetler arasında yer alan DNA ve RNA yapımında görev almasıdır.

Vitamin B12 insanlarda iki temel enzimatik reaksiyonda gereklidir; bunlar metionin sentezi ve tek sayıda karbon atomu içeren yağ asitlerinden gelen metil malonil CoA’nın izomerizasyonudur. Bu vitamin eksikliğinde anormal yağ asitleri birikir ve sinir sistemi dahil olmak üzere hücrelerin membranlarında birleşirler. Sinir sisteminde vitamin B12 etkilerinin çok geniş bir yelpaze oluşturmasının ve özellikle myelin üreten hücreleri daha çok ilgilendirmesinin bir nedeni budur.

Vitamin B12 Eksikliğinde Görülen Klinik Bulgular

Vitamin B12 eksikliği hematolojik, nöropsikiyatrik, sindirim ve jinekolojik belirtilerle ilişkilidir .

Vitamin B12 eksikliğinde gastrointestinal sistem de etkilenir; normalde yenilenme hızı yüksek olan gastrointestinal epitelyal hücrelerde yenilenme güçlüğü görülür. Belirti ve bulgular arasında iştahsızlık, atrofik glossite bağlı dilde ağrı ve kırmızılık, karın ağrısı, bulantı, kusma, dispepsi, mukokutanöz ülserler, sarılık, ishal ile barsak fonksiyonlarında değişiklikler sayılabilir.

Bunların dışında saçlarda erken beyazlaşma, taşikardi, konjestif kalp yetmezliği görülebilir.

Vajinal mukoza atrofisi, tekrarlayan düşükler, hipofertilite, venöz tromboembolizm ve anjinanın vitamin B12 eksikliği ile ilişkisi halen araştırılmaktadır .

Vitamin B12 eksikliği bulunan annelerin bebeklerinde veya Imerslünd- Grasbeck sendromu, transkobalamin II eksikliği ve intrasellüler kobalamin bozuklukları gibi herediter hastalığı bulunan bebeklerde anormal vitamin B12 metabolizması oluşur. Uterusta kazanılan vitamin B12 depolan boşaldığında, gelişme gerili ği, letarji, zayıf beslenme, mental retardasyon, nöbetler, hiporefleksi, hipotoni, patolojik refleksler, koma, tremor ve myoklonus görülebilir.

Vitamin B12 Eksikliğinde Görülen Nöropsikiyatrik Bozukluklar

Vitamin B12 eksikliğinde görülen nörolojik bulgular, periferik ve optik sinirler, spinal kordun posterior ve lateral kolonları ve beyindeki patolojiye bağlanabilir.

Vitamin B12 eksikliği ile birlikte görülen nöropsikiyatrik değişiklikler paresteziler, bozulmuş vibrasyon, pozisyon, dokunma/ağrı duyulan, ataksi, idrar ve gaita inkontinansı, impotans, optik atrofi, hafıza kaybı, demans ve hallusinasyon, kişilik değişiklikleri, depresyon ve davranış bozukluklarını kapsayan çeşitli psikiyatrik bozukluklardır.

Vitamin B12 eksikliğinin klinik özellikleri kuvvet kaybı, ağrılı dil ve paresteziden oluşan klasik triaddan oluşabilmekteyse de bu bulgular genellikle başlıca belirtiler değildir.

Nörolojik bulguların başlangıcı, subakut ve yavaş yavaş ilerleyen karakterdedir. Ancak özellikle nitrik oksit maruziyeti sonrası daha akut seyirler de tanımlanmıştır.

1986 yılında Schilling nitrik oksit maruziyetinden 1-3 ay sonra parestezi ve el becerisinde zayıflık gelişen ve fark edilmeyen vitamin B12 eksikliği olan iki hasta tanımlamıştı .

1995 yılında Kinsella ve Green 70 yaşında bir erkekte nitrik oksit maruziyetinden 3 ay sonra parestezi ve el sakarlığı geliştiğini bildirmişlerdir .

Başlangıç sıklıkla ayak başparmağı ve diğer parmak uçlarında soğuk hissi, uyuşma, gerilme ve nadiren iğneleyen ağrılarla olmaktadır. Eş zamanlı kol ve bacak tutulumu sık değildir.

Paresteziler asendandır ve zaman zaman gövdeyi tutarak karın ve göğüste sıkışma hissine neden olur. Tedavi edilmemiş hastalarda ekstremite güçsüzlüğü ve ataksi gelişebilir. 1991 yılında Healton ve arkadaşları vitamin B12 eksikliği olan 143 hastanın ayrıntılı nörolojik değerlendirmesini yapmış ve hastaların % 74’ünün aşağıdaki nörolojik belirtilerle başvurduklarını saptamışlardır;

-% 33 hastada izole uyuşma ve parestezi -% 12 hastada yürüyüş bozuklukları -%3 hastada psikiyatrik ve kognitif belirtiler

-% 0.5 hastada görme ile ilgili belirtiler (Genellikle bilateral optik nöropatiye, nadir olarak da psödotümör serebri veya optik nörite ikincil olarak gelişen görme keskinliğinde subakut ve kademeli azalma)

-Nadir ortostatizm, cinsel disfonksiyon ve barsak ve mesane inkontinansını kapsayan otonomik bulgular

-Baş dönmesi ve bozulmuş tat ve koku duyusu gibi diğer belirtiler -Somatosensory evoked potentials (SSEP) kullanılarak saptanabilen asemptomatik nörolojik belirtiler

-Hastaların % 28 inde bulunan nörolojik olmayan ancak bazıları otonomik sinir sistemini yansıtan belirtiler;

-Anoreksi ve kilo kaybı gibi konstitusyonel semptomlar (% 50), tedavi ile düzelen düşük derecede ateş (% 33) ve halsizlik, yorgunluk gibi semptomlar

-Senkop, dispne, ortopne, çarpıntı ve anjinayı içeren kardiyovasküler semptomlar

-Retrosternal yanma, şişkinlik, konstipasyon, diyare, ağrılı dil ve erken doyma gibi gastrointestinal semptomlar.

Kranial ve periferik sinirlerin etkilenmesi ise, tat, koku veya görme duyularında anormalliklerin yanı sıra, tutulan siniri ilgilendiren alanlarda duyu veya kuvvet kayıplarıyla sonuçlanabilir.

Kranial sinir tutulumu açısından literatürde sıklıkla optik nöropati ile ilgili olgu sunumları vardır. Optik nöropatinin yanı sıra izole yukarı bakış paralizisinin vitamin B 12 eksikliğinin bir özelliği olabileceği de düşünülmüştür. Vitamin B 12 eksikliğine bağlı duyu kayıplarından biri de işitme kaybıdır. Gürültüye bağlı işitme kaybı olan hastalarda yapılan bir çalışmada vitamin B 12 düzeylerinin kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük olduğu gösterilmiştir. Başka bir çalışmada ise yaşa bağlı işitme kaybı ile vitamin B 12 eksikliği arasında ilişki olabileceği belirtilmiştir. Tat ve koku duyu kayıpları ile ilgili bilgiler ise olgu sunumları ile sınırlıdır.

Vitamin B12 Eksikliğinin Tedavisi

İlk kez 1948 yılında Karl Folkers ve arkadaşları tarafından tanımlanan vitamin B 12 eksikliğinin klasik tedavisi kristalin vitamin B 12 enjeksiyonlarıdır.

Parenteral tedavide tavsiye edilen uygulama 1000 |ig kobalaminin bir hafta boyunca günde bir kez, daha sonra bir ay boyunca haftada bir kez ve sonrasında hayat boyu ayda bir kez intramuskuler enjeksiyondur. Nutrisyonel eksiklik dışındaki diğer nedenlere ikincil vitamin B12 eksikliği durumlarında oral veya nazal gibi alternatif uygulama yolları önerilmiştir.

1950’li yıllardan itibaren yapılan çalışmalarda oral vitamin B12 tedavisinin etkili olduğu gösterilmiştir. Bir çalışmada vitamin B12 eksikliği bulunan 38 hasta oral ve parenteral tedavi almak üzere iki gruba ayrılmış ve 120 günlük tedavinin sonrasında oral tedavi alan grubun vitamin B12 düzeyleri parenteral alan gruba göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Bunun nedeni olarak vitamin B12 nin yüksek miktarlarda emiliminin daha iyi olduğu ileri sürülmüştür.

Vitamin B12 nin emiliminin değişken olması nedeniyle normalde günlük ihtiyaç 2 |ig olmasına rağmen oral replasman dozu 1000-2000 |ig olacak şekilde önerilmektedir. Belirtilen dozlarda intrinsik faktör yokluğunda bile yeterli miktarda vitamin B12 emilmektedir. Enjeksiyon uygulaması yerine rutin oral tedavinin kullanımı vitamin B12 tedavisinin maliyetini azaltacaktır. Sublingual vitamin B12 tedavisinin bazı hastalarda etkili olabileceği de bildirilmiştir.

Oral vitamin B 12 tedavisi ile ilgili yapılan çalışmalarda tedavinin etkinliği gösterilmiş olmakla birlikte doz ve komplians açısından kontrollü ve uzun süreli çalışmalara ihtiyaç vardır. Belirgin nörolojik bozukluğu olan hastalarda zamanında yapılan erken tedavi ile birlikte kognitif disfonksiyonun önlenebilir olması nedeniyle başlangıç tedavisi olarak intramuskuler vitamin B12 enjeksiyonları önerilmektedir.

Vitamin B12 Eksikliğinde Tedavi Sonuçları

Nöropsikiyatrik veya psikiyatrik hastalık tanısıyla izlenen hastalarda, erken tanı ve tedavi, ciddi aneminin yanı sıra geriye dönüşümsüz sinir hasarını da önler. Vitamin B12 eksikliğinin erken tanınmasıyla, ciddi komplikasyonların gelişmesinin önlenmesi mümkün olduğundan, yaşlarına ve önceki sağlık durumlarına bakılmaksızın psikiyatrik hastaların ilk başvurularında serum vitamin B12 seviyelerinin rutin tarama testi olarak kullanılması önerilmektedir.

Komplikasyonlar geliştikten sonra, vitamin B12 eksikliğinin tanınması ve tedavi edilmesinin sonuçları ise daha az bilinmektedir. Gecikmiş tedavinin, hematolojik açıdan yarar sağlamasına karşılık, nörolojik açıdan yüz güldürücü sonuç vermeyeceği kabulü yaygındır. Ancak vitamin B12 eksikliğinin geç tanınması durumunda bile nörolojik komplikasyonların tedaviyle gerileyebileceğine dair ümit verici yayınlar vardır.

Örneğin vitamin B12 eksikliğinde sık karşılaşılan bir yakınma olan parestezinin tedavi ile kısmen de olsa geri döndüğü ve bu nedenle periferik sinirlere ilişkin parestezik yakınmaları olan kişilerde mutlaka akla getirilmesi gereken bir olasılık olduğu bildirilmiştir.

Vitamin b12 eksikliğinde otonom sinir sistemi ve hastalıklarına varlığını araştıran ve vitamin b12 tedavisine yanıtı ele alan çalışmalar ise hem sınırlı sayıda kalmışsa da vitamin b12 eksikliği anemiye yol açmadan da otonomik disfonksiyon (otonom sinir sistemi ve hastalıkları) tedavisi ile otonomik disfonksiyon düzelebilmektedir.

Faydalanılan Kaynaklar:
DR. Gülnihal TUFAN, Vitami N B12 Eksikliği ve Otonomik Disfonksiyon,  Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı 192811-Uzmanlık Tezi Afyonkarahisar 2006

————–

Rabiye ÇINAR BUDAK, Biyokimya 197405-Doktora Çalışması, Ege Üniversitesi 2000-2006