YANSIMA TEORİSİNDEN GELECEK TÜRKİYE’Sİ


Önceden Görenler İçin

Düşünce ve gerçeklik arasındaki ilişkileri, birbirine bağlı ve zıt yönlü iki işlevle çözümleyebiliriz. Yansıma kavramına nasıl varmış ol­duğumu bu şekilde açıklayabilirim.

Yansımayı açıklamak ve netleştirmek için büyük güçlüklerle karşılaşırız. Düşünce ve gerçeklik arasındaki ayrım. Oysa demek istediğimiz şey, düşüncenin realitenin bir parçası olduğuydu. Kendimizi, düşüncelerin ve olayların akışının iki yönlü bağlılığı hakkında söz ederken bulabiliriz. Daha sonra yerini çeşitli düşüncelerin arasındaki iki yanlı bağlantıya bırakalım. Bu bağlantıyı hesaba kattığımızda, kendimizi gerçeğin objektif ve sübjektif görünüşleri arasındaki farkı ayırt etme zorunluluğu altında buluruz. İlki, objektif görünüş ve olayların akışına, İkincisi ise diğerlerin düşüncelerine gidiyoruz. Bir tek objektif görünüş vardır ancak ötekilerin oldukça birçok sübjektif görünüşleri de vardır. Ötekiler arasında yaşanan doğrudan ilişkilerdeki yansıma, hareketler arasın­daki kavrayış ve olayların yansımasından daha fazladır çünkü olay­ların çözülmesi daha uzun bir süre alır.

Objektif ve sübjektif görünüşler arasındaki farkı bir kez ayırt ettiğimizde, yansıma işlevi ve yansıma söylemini de ayırt etmemiz gerekir. Yansıma söylemi, doğrudan insanlar arası ilişkiler alanına aittir ve bu ilişkiler, olayların akış çizgisinden daha yansımalıdır.

Objektif görünüm hakkında şöyle bir söylem düşünün: “Yağ­mur yağıyor.”Bu ya doğrudur, ya da yanlıştır fakat yansımalı de­ğildir. Ancak şöyle bir söylem alalım: “Sen benim düşmanımsın.” Bu doğru veya yanlış olabilir, senin ona karşı nasıl tepki verdiğine bağlıdır. İşte bu yansımalıdır. Yansımalı söylemleri, kendi önerisine dayanan söylemler temsil eder. Fakat belirsizlik özneldir, anlamla­ra göre değil, etkisine göre yansırlar. En meşhur kendisine dayalı söylem, yalancılık paradoksudur. “Giritliler daima yalan söyler” der Epimenides. Eğer bu söylem doğru ise, Giritli filozof yalan söyle­miyor demektir ve bu nedenle söylem yanlıştır. Tereddüt, söylemin mevcut etkisini yok eder. Tam tersine, “Sen benim düşmanımsın” sözünde, söylemin doğruluk değeri, sizin karşı tepkinize bağlıdır.

Yansımalı işlevler olayında belirsizlik, bir durumun objektif ve sübjektif görünüşleri arasına giren bir iletişim eksikliği ile meydana gelir. Bir durum, yansımalı olabilir hatta bilinç ve yarar işlevleri, ayrı ayrı veya aynı anda işlese bile. Sonra, süreç belli bir zaman süresi içinde gelişir fakat ötekilerin düşüncesi ve gerçek olay­lar, işlemin sonunda, tıpkı başındaki gibi kaldığı sürece yansımalı sayılır ve katılımcıların bazı kavram yanılgıları ve yanlış yorumları nedeniyle, olayların akışına, özgün bir belirlenemezlik unsuru giriş yapar. Bu da durumu bilimsel yasalar temelinde tahmin edilemez kılar.

Yansıma, en iyi şekilde finansal piyasalarda gösterilip etüt edi­lebilir çünkü finansal piyasaların bu tür yasalarla yönetilmekte ol­duğu sanılmaktadır. Diğer alanlarda bilim daha az gelişmiştir. Hatta finansal piyasalarda bile yansıma işleyişi duraklamalar gösterir. Te­mel piyasalar günden güne belirli bir istatistiksel kuralı izliyor gibi görünür fakat ara sıra bu kurallar ihlal edilir. Bu yüzden tek düze, kestirilebilir günlük olayları önceden haber verebilirken yansıma iş­levini veremeyiz. Yansıma işlevinde yansımalar büyük bir farklılık taşır çünkü tarihin gidişini değiştirirler. Bu düşünceler beni, tarihsel gelişimlerin her günkü olaylardan, yansımayla ayrıldığı şeklinde bir tartışmaya götürdü. Fakat bu kanıtlar yanlıştır. Deprem gibi yansı­malı olmayan birçok tarihi olay vardır. Monoton olaylarla, yansı­malı olaylar arasındaki fark totolojik gereksiz tekrarlara dönebilir: Yansımanın gelişimi, objektif ya da sübjektif gerçeğin ayrı görünüş­lerinde belirgin olarak değişmemiştir.

Şimdi, bilinç bilim ve dil çalışmalarındaki bazı gelişmeler, yan­sıma kavramına bazı boyutlar getirmiştir. Yansıma sadece iki işlevle ayırt edilir: bilinç ve yararlanma. Bu gerçekten kaba bir sınıflan­dırma olup son yıllardaki beyin ve dil işlev araştırmaları, çok daha ince ayrıntılı çözümlemelere ulaşmayı mümkün kılmıştır. Bununla beraber, kavram kendi anlamını kaybetmemiştir. Filozoflar ve bilim adamlarının, dünyaya bakarken yaptıkları gibi, en ufak bir çarpıt­mayı tespit edebilecek hassaslıktadır.Onların öncelikli ilgisi, bilinç işlevidir; dahası, yararlanma işlevi karışarak bilinç işlevinin tam olmasına zarar verir. Bu yüzden, onu görmezden gelir veya ister istemez incelemekten vazgeçerler. Bunun en iyi örneği ekonomi teorisinde mevcuttur. Tam rekabet teorisi, yetkin bilgi varsayımı üze­rine kurulmuştur. Varsayımın çürük olduğu ispatlandığı zaman, eko­nomistler kendi inşa ettikleri yapıyı, yansımanın kötü etkilerinden korumak için daha yararsız çarpıtmalara doğru gittiler. Bu, yetkin bilgi varsayımının gerçekle benzerliği olmayan, yapay inanç, akılcı beklentiler teorisine nasıl dönmüş olduğunu gösterir.

İNSANİ BELİRSİZLİK İLKESİ

Yansımanın ayırıcı çizgileri, ötekilerin düşüncelerinde yer – alan, bir belirsizlik unsuruna ve içinde yer aldıkları ortam içinde bir belirlenemezlik unsurunun var oluşuna giriştir. Yansıma, Wemer Heisenberg’in Kuantum fiziğindeki belirsizlik ilkesine benzer fakat önemli bir fark vardır: Kuantum fiziği, katılımcıların düşünceleri ile değil, maddi kavramlarla uğraşır. Heisenberg’in bulduğu belirsizlik ilkesi, kuantum parçacıklarının davranışı ile veya bir yota dalgasıyla değişmez fakat yansımanın tanınması, değişebilen insan davranışla­rıyla olabilir. Böylece belirsizlik, yansıma etkisi ile birleşerek katı­lımcıların yanı sıra insanları yöneten evrensel geçerli yasaları ara­yan sosyal bilimcileri de etkiler. Bu ilave belirsizlik elemanı, insani belirsizlik ilkesi olarak tanımlanabilir ve sosyal bilimlerin işlerini karıştırır.

ABD’DE KONUT BALONU [ndan Türkiye’ye Dersler]

2000’de tavan yapan teknoloji balonunun kötü sonuçlan ve 11 Eylül 2001 terörist saldırısının ardından Federal Reserve, federal fon oranlarını yüzde 1 oranında indirdi ve 2004 Haziranına kadar bu seviyede tuttu. Bu durum Amerika’da konut balonunun gelişmesine izin verdi. Benzer balonlar, özellikle İngiltere, İspanya ve Avust­ralya gibi dünyanın diğer kısımlarında da görülebilirdi. Amerika’da gerçekleşen konut balonunun diğerlerinden farklı olmasının nede­ni, global ekonomi ve uluslararası finans sistemi açısından önemi ve hacmidir.Konut piyasası İspanya’da, Amerika’dan önce daraldı fakat ülkeye olan etkisi dışında dikkat çekmeden son buldu.Tam tersine, Amerikan ipotek güvencesi başta Alman kurumsal hak sa­hipleri olmak üzere bazı Avrupalı hak sahipleriyle Amerikalılardan çok daha güçlü bir şekilde tüm dünyaya yayılmıştı.

Tek başına ele alındığında Amerikan konut balonu, dalgalan­ma modelim için anlattıklarımı aynen izlemiştir. Geçerli bir trend eğilimi vardı -borç verme standartlarının her zamankinden daha saldırgan biçimde gevşemesi ve borç oran farklarını değerlendirme rasyosu – ve teminat senetlerinin değerinin borç verme istekliliğini etkilemediği inancıyla desteklenmişti. Bunlar, özellikle de emlak alanında, geçmişteki balonları ateşleyen, en yaygın yanlış kavram­lardır. Bu dersin hâlâ öğrenilmiş olamaması ne kadar şaşırtıcıdır.

Balonun büyümesi, yavaş başladı, birkaç yıl sürdü ve faiz oranlan yükselme­ye başladığı zaman aniden geri de dönmedi çünkü spekülatif talep, yardım ve şimdiye kadar daha saldırgan borç verme uygulamalarına ve her zamankinden daha sofistike, ipotek güvence yöntemlerine dayanmıştı.Sonunda 2007 baharında alt piyasa sorunları, New Century Financial Corporation’ı iflasa götürdü ve bunu izleyen alacaka­ranlık döneminde konut fiyatları düştü fakat insanlar oyunun bittiği­ni anlayamadı. Citibank’ın genel müdürü Chuk Prince, raporunda, “Müzik durduğunda, likidite anlamında her şey karmaşıklaşacaktı fakat müzik çaldığı sürece, kalkıp dans etmelisiniz. Biz hâlâ dans ediyoruz,”demişti.[] Sonunda Ağustos 2007’de kesişme noktasına ulaşıldı, bir piyasadan diğerine bulaşarak yayılan felaket bir ivme hızı ile aşağı doğru şiddetli bir inişe geçti. Bu 1997’de çıkan, bir ülke peşinden diğerini vurup deviren, piyasa krizi yıkım topunu ha­tırlatıyordu. Öyle olsa bile, hisse senetleri borsası Ağustos 2007’den o yılın Ekim ayma kadar toparlandı. Bu hareket, benim modelim tarafından beklenmemişti. Model, kısa ve keskin bir çöküş ve bunu izleyen yavaş ve zahmetli bir denge şartlarına dönüşü çağrıştırı­yordu. Bu olayda, Ağustos 2007’de ve diğeri Ocak 2008’de eksik bırakılmıştık vardı. Her bir olayda Federal Reserve müdahale etti ve federal fon oranlarını indirdi ve borsa-hisse senetleri piyasası, Federal Reserve’in geçmişte yaptığı gibi, finansal krizin sonuçla­rından ekonomiyi koruyacağı inancım besleyerek cesaret aldı. Bu inancın yanlış olarak yerleştiğini düşündüm. Federal Reserve, bunu aşırı yapması gerçeği yüzünden, kendisinin ekonomiyi koruma ye­teneğini sınırlandırmıştır. Benim görüşüme göre, bu finansal kriz, yakın tarihlerde meydana gelen diğer krizlere benzemiyor.

BAZI POLİTİK TAVSİYELER

Kesin politik tavsiyelerde bulunmak çeşitli nedenlerden dola­yı erken yapılmış bir hareket olacaktır. Birincisi, ben konuyu ciddi olarak değerlendirmek için piyasanın fazla içerisindeyiz. Şu anda gözlerimizin önüne serilen durum tamamen bizi içine çeken bir du­rumdur ve de benim risk altında birçok şeyimiz var. Daha tarafsız bir şekilde düşünebilmek için, kendimi piyasadan uzaklaştırmamız gerekecektir. İkinci olarak, mevcut yönetimden fazla bir şey bekle­memeliyiz.. Yeni büyük girişimler yeni başkanı beklemek durumundadır ve ancak Demokrat bir başkandan işlerin gidişini değiştirip ulusu yeni bir yöne yönlendirmesi beklenebilir. Üçüncü olarak, durum çok ciddidir ve yeni politik girişimler derinlemesine tartışılmalıdır. Ben mevcut düşüncemi kesin sonuçlardan çok tartışma konulan olarak ifade edeceğim.

Açıkça, serbest bırakılmış ve yerinden oynatılmış bir finansal endüstri, ekonomiye büyük zarar verir.Kontrol altına alınması ge­rekir. Kredi oluşturulması doğası gereği yansımalı bir süreçtir.Aşı­rılıkları engellemek için düzene koyulması gerekir. Ancak, düzenle­yicilerin sadece insan değil, aynı zamanda bürokrat olduklarını da hatırlamalıyız. Kuralları abartmak ekonomik faaliyetleri çok ciddi şekilde sekteye uğratabilir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki şartlara geri dönmek büyük bir hata olur. Kredi elverişliliği sadece üretkenliği değil, aynı za­manda esnekliği ve yenilikçiliği de besler. İlle de kredi yaratılmaya uğraşılmamalıdır. Dünya belirsizliklerle dolu ve piyasalar değişen koşullara bürokratlardan çok daha iyi uyum sağlarlar. Aynı zamanda, piyasaların değişen koşullara sadece pasif olarak uyum sağlamadıklarını ve aktif olarak olayların şekillenmesinde de katkıları bulundu­ğunu fark etmeliyiz. Esnekliklerini çok değerli kılan değişkenlik ve belirsizlikleri de yaratabilirler. Makro ekonomik politikalar formüle edilirken bu da göz önüne alınmalıdır. Piyasalara, ekonomik istikra­rın sağlanmasına uygun mümkün olan en büyük boyut verilmelidir.

Büyük ölçüde, finansal piyasalardaki aşırılıklar kural koyan­ların gerekli kontrolü doğru yapmamasından kaynaklanır. Piyasaya yeni sürülen bazı finansal enstrümanlar ve metotlar yanlış dayanak­lara bağlanmıştı. Bunların sürdürülemez oldukları görülmüştür ve dolayısıyla terk edilmek zorunda kalınmıştır. Ancak diğerleri ya­yılmayı veya risklere karşı önlem alınmasını sağladıkları için elde tutulmalıdırlar. Kural koyucular son yenilikleri daha iyi anlamalı ve tam olarak anlamadıkları uygulamalara izin vermemelidirler.Risk yönetiminin katılımcılara bırakılabileceği fikri doğrudan sapma­dır. Kural koyucu otorite tarafından yönetilmesi gereken sistematik riskler vardır. Bunu yapabilmek için yeterli bilgiye sahip olmalıdır­lar. Yatırım fonları, bağımsız sermaye fonları ve diğer düzenlemeye tabi olmayan kuruluşlar da masraflı ve de külfetli olsa da bu bilgiyi temin etmelidirler. Maliyetler, bir çöküşün maliyetiyle karşılaştırıl­dığında önemini yitirmektedir. Manevi zarar çok büyük bir problemi içermektedir ama çözülebilir. Finansal sistem tehlikeye girdiğinde, otoritenin müdahale etmesinin gerektiğiyle yüzleşmeliyiz. Hoşlarına gitsin gitmesin, kredi veren kuruluşlar bir otorite tarafından korundukları gerçeğini kabul etmelidirler.Dolayısıyla, bunun için bir fiyat ödemelidirler. Otoriteler, genişleme döneminde daha tetik­te olmalı ve kontrol uygulamalıdırlar. Bu, şüphesiz işin kârlılığını sınırlandıracaktır. İşle uğraşan kişiler bundan hoşlanmayacaklar ve aksi için kulis yapacaklardır ancak kredi oluşturmak kurallara bağlanmış bir iş olmak zorundadır. Bir kurumun kurtarılması için işlerin kontrolden çıkmasına izin veren otoriteler sorumlu tutulmalıdır. Son yıllarda, işler kontrolden çıktı. Finansal endüstrinin çok fazla kârlı olmasına ve çok fazla büyümesine izin verildi.

Mevcut olacak krizden alınacak en büyük ders, mali otoritenin sadece para arzı ile değil, aynı zamanda kredi oluşturulması ile de ilgilen­mesi gerektiğidir.

[Açıklama: Monetarizm iktisadi politika uygulamalarında para arzını önemli bir araç olarak gören bir iktisadi öğretidir. Monetaristler'e göre para arzı hiçbir zaman mal ve hizmet arzından fazla olmamalıdır. Monetaristler’in en ünlülerinden biri Chicago Üniversitesi’nde bir akademisyen olan Milton Friedmandır. Friedman’a gore eğer hükümet ekonomiyi serbest bırakır ve Merkez Bankası para arzını kontrol ederse enflasyon azalır, yeni yatırımlar teşvik edilir, ekonomik gelişme sağlanır ve işsizlik önemli ölçüde azaltılır. Başka bir deyişle para arzı bir ekonomide üretim, istihdam ve işsizlik üzerinde doğrudan etkili olup para politikası araçları içinde en etkili olanıdır. Fakat Friedman son zamanlarda Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada fikrini değiştirdiğini, para arzının hedef alınmasının başarılı olmayabileceğini söylemiştir.]

Monetarizm sahte bir doktrindir.Para ve kredi bir arada gitmezler. Mali otoriteler sadece ücret enflasyonu ile değil aynı zamanda bertaraf edilen kâr balonlarıyla da ilgilenmelidirler.Varlık fiyatları sadece paranın elde edilebilirliği ile değil, aynı zamanda borç verme niyetine de bağlıdır. Mali otoriteler sadece para arzını değil, aynı zamanda kredi şartlarını da izlemeli ve göz önüne alma­lıdır. Mali otoritelerden kâr fiyatlarını kontrol etmelerini istemenin onlara çok fazla görev yükleyeceği konusuna itiraz edilecektir. Bu itiraz, mali otoritelerin görevi belirli kuralları mekanik olarak uygulamakla sınırlandırılabilirse geçerli olacaktır. Onların işi bundan çok daha karmaşıktır. Onlar, çıkar fonksiyonlarının uygulanmasın­da bütün hileleri kullanarak çok ince bir beklentileri yönetme oyu­nu ile meşguldürler. Bu bir sanattır ve bilime indirgenemez.Alan Greenspan çıkar fonksiyonlarının büyük bir ustasıydı. Maalesef, o yeteneklerini yanlış etkenin hizmetine verdi ve aşırı bir piyasa fundamentalistiydi.

Hem konut balonu, hem de süper balon çok fazla borç kulla­nımı ile karakterize edilebilir. Bu, bilinen riskleri hesaplayan ama yansımayı görmezden gelen sofistike risk yönetimi ile desteklendi. Kural koruyucular hiçbir şey yapmasalar bile borç kullanımı üzerinde yeniden kontrolü oluşturmalıdırlar. Bu tarz kontrolü geçmişte uygularlardı. Hisse senetleri, etrafından dolanacak çok yol olduğu için büyük ölçüde anlamım kaybetmiş olsa da, hâlâ marj zorunluluklarına tabidir. Konut kredisi tahvilleri-teminatları ve diğer sentetik enstrümanlar, tutucu piyasa döneminde çıkarıldıkları için, hiçbir zaman kontrol altına alınmadı. Borcu kontrol etmek finansal endüstrinin hem boyutunu, hem de kârlılığını azaltacaktır ancak bu toplum çıkarlarının getirisidir.

Kredi krizini rahatlatacak özel bir önlem, bir takas odasının kurulması veya kredi temerrüt takası ile değiştirilmesidir. Kırk beş trilyon dolar değerinde kontratlar ödenmemiş olmakla beraber, kontratın tarafları karşı tarafın kendini yeterince koruyup korumadığını bilmemektedir. Temerrüt gerçekleşirse/gerçekleştiğinde, karşı tarafların bazıları yükümlülüklerini yerine getiremeyebilirler. Bu olasılık piyasanın üzerinde Demokles’in Kılıcı gibi sallanmaktadır. Federal Reserve’in Bear Stems’in iflas etmesine izin vermemesinde bu önemli bir rol oynamış olmalıdır. Tüm mevcut gelecek kontratların verilmesi gereken bir takas odası oluşturmak veya sağlam bir sermaye yapısı veya katı marj zorunlulukları ile değiştirmekle çok şey kazanılır.

Konut balonunun patlamasıyla yaratılan karmaşa karşısında ne yapılabilir?

Alışılmış devresel bunalım karşıtı parasal ve mali politikalar gittikleri yere kadar uygun olmakla birlikte, belirtmiş olduğum nedenlerden dolayı yeteri kadar ileriye gidemezler. İç fiyatların çöküşünü zapt etmek ve beraberinde gelen acıyı hafifletmek için ek önlemler gerekir. Bu iki nedenden dolayı, mümkün olan en çok sayıdaki insanın evlerini korumaları istenir. Bu hem alt gelir grubu konut kredileri için, hem de konut kredisinin değeri konutlarının değerini aşan insanlar için geçerlidir. Onlar, bir desteğe ihtiyacı olan konut balonunun kurbanları olarak değerlendirilebilir. Ancak, onlara rahatlama sağlamak, konut kredileri hacizle uygulanabilme özelliği sayesinde değer kazandığı için çok incedir. Birçok ülkede borç alan­lar şahsi olarak sorumlu olmakla beraber, Amerika’da borç veren­lerin genelde haciz haricinde herhangi bir yaptırımı yoktur.Diğer taraftan icra konut fiyatlarını düşürür ve durgunluğu arttırır. Aynı zamanda ilgili bütün taraflar için yüksek maliyetlidir ve olumsuz­luğun dağılımı etkisi ile sonuçlanır. Bu etkenleri dengelemek için ne yapılabilir? Bu, şu ana kadar tartıştığımız konulardan daha detaylı değerlendirdiğimiz ve kendi vakfım olan Açık Toplum Enstitüsü’nü de dâhil ettiğim bir konu. İşte ilk bulgularım.

Ödenmiş olan 7 milyon alt gelir grubu ev kredisinin yaklaşık yüzde 40’ı önümüzdeki iki sene içerisinde temerrüde düşecektir.Opsiyonlu-ayarlanabilir- oranlı konut kredileri ve oran ayarlaması­na maruz kalan diğer konut kredilerinin temerrüdü de yaklaşık aynı büyüklükte ancak daha uzun bir süre içerisinde olacaktır. Bu, konut fiyatlarının üzerindeki indirici baskıyı koruyacaktır. Fiyatlar, hükü­met müdahalesi ile durdurulmadığı sürece, uzun dönem eğilimin altına düşecektir.

Emlak krizi sonucunda oluşan dertler çok büyük olacaktır. Bazı en kötü talan uygulamaları için seçilen hedefin yaşlı vatandaşlar ol­duğuna ve orantısız olarak borçlarında temerrüde düştüğüne dair önemli kanıtlar vardır. Farklı renkteki topluluklar da orantısız olarak etkilenmektedir Amerika’da zenginlik ve imkânların artmasında ev sahibi olmanın anahtar bir etmen olduğu göz önüne alınırsa, özel­likle yukarıya doğru giden rengi farklı olan genç profesyoneller ağır darbe alacaklardır. Onlar “mülkiyet toplumu”na inanıp desteklemiş­ler ve varlıkları ev mülkiyetinde yoğunlaşmıştır. Prince George il­çesi, Maryland en iyi örneği oluşturur. Ülkedeki ağırlıklı siyahların hakim olduğu en zengin ilçe olmakla beraber, Maryland en çok hac­zin gerçekleştiği yerdir. Maryland’e ilişkin veriler Afrika Amerikalı ev sahiplerinin %54’ünün alt gelir grubu ev kredisi kullandıklarını, buna karşılık bu oranın İspanyollar için %47 ve beyazlar için %18 olduğunu göstermektedir.

Haciz, ev kredisi değeri ev değerini aştığı için yeni ev sahip­lerini mülklerini terk etmeye iterek, çevredeki evlerin değerini de düşürür. Sonuç olarak, toplu hacizler tüm bir mahallenin denge­sini bozar ve istihdam, eğitim, sağlık ve çocuk sağlığı gibi diğer sahalara da yansır.Ek politik önlemlerin ana odak noktası haczin önlenmesi olmalıdır. Hükümet yönetiminin halihazırda kanunlaştırdığı girişimler, halk ilişkilerindeki uygulamaların ötesine geçemeyecektir. Tüm sınırlamaları bir kez uyguladığınızda pratikte elinizde hiçbir şey kalmaz.

Hem sistematik hem de kişiselleştirilmiş yaklaşımlara ge­rek vardır. Sistematik müdahale ihtiyacı olarak, Temsilci Bamey Frank’in doğru yolda olduğuna inanıyorum, ancak o da iki partinin ‘ de desteğini alabilmek için yeteri kadar ileri gitmemektedir. Cebri icra hakkını koruyan ve bu hakkı uygulama cesaretini kıran iki öne­ri getirmiştir – eğer onun önerdiği sırada uygulansaydı. Birincisi, iflas kanununu, hakimin konut kredisini tekrar asıl konuta yazma­sını sağlayacak şekilde değiştirecekti. Bu, zorunlu bir düzeltmeyi önlemek için, borç verenlerin üzerinde bu tip konut kredilerini kendi istekleriyle yeniden düzenleme baskısı kuracaktır. Cumhuriyetçile­rin itirazı, bunun borç verenin haklarım etkileyeceği ve dolayısıyla gelecekte konut kredilerini daha pahalı yapacağı idi. Ancak Frank teklifi sadece Ocak 2005 ile Ocak 2007 arasında başlatılan konut kredilerine uygulanabilirdi. Ayrıca, mevcut iflas kanunu zaten ikinci evlerde konut kredisi üzerinde değişikliğe izin vermektedir ve bu da maliyetlerini ciddi bir şekilde etkilememiştir.

İpotek endüstrisine göre, borç ödememe ve temerrütle karşı karşıya olan alt gelir grubu ipotek borçlarının değişmesini engel­leyen bir takım yasal ve pratik nedenler vardır. Hizmet verenlere göre, ipoteklerin menkul değere çevrilmesi bireysel borçların takibi­ni zorlaştırmakta ve “havuz ve hizmet sözleşmeleri” kredi şartlarını değiştirmelerini önemli ölçüde sınırlandırmaktadır. Ancak ana engel “tahvil savaşları”dır. Belirli bir kredide farklı dilimlerin çelişkili çı­karları vardır – bir dilimin önceliği anapara iken, diğerininki faiz olabilir. Hizmet verenler, bir dilim kaçınılmaz olarak diğerinden daha derin bir darbe alacağı için ve hizmet verenler her dilime karşı aynı anda sorumlu oldukları için, ipoteklerin yeniden yazılmasına karşı çıkmaktadırlar.

Ancak, havuz ve hizmet anlaşmalarının daha önce kabul edilen­den daha fazla esneklik sağladığına dair artan bir fikir birliği vardır. Menkul kıymetleştirmenin sorunlarına rağmen, Moody’s borçla il­gili değişikliklerin rezerv ve hizmet oranının arttığını ancak 2007’de yeniden düzenlenen kredilerin sadece %3,5’ini oluşturduğunu teyit etmektedir. Borç verenlerin çalışanlarının çalışmalarını sağlamak üzere ek baskı kurmalarına ikna etmek için kredilerin düzeltilmesi­nin yararlarını ölçme ve belgelemeye daha çok dikkat edilmelidir.

Ancak maalesef, kapsamlı reformlarla bile, birçok ev sahibi evinde oturmanın maliyetini karşılayamayacaktır.Yerel yönetimler, ev sahiplerinin önemli bir bölümünün evini kaybedeceği gerçeğini kabul etmek durumunda kalacaklardır ve en ağır borç verme, finan­sal olarak en hassas olan rengi farklı topluluklarda yoğunlaştığı için, yerel hükümetler tam da bu şoku mas etmek için, en az hazırlıklı semtlerde piyasaya atılan büyük emlak envanterlerinin ürkütücü yanıyla karşı karşıyadırlar.Buradaki incelik, bu emlakların boş kal­masına veya ikamet etmeyen kişilerin eline düşmesine izin verme­mek ve evinde oturan ve ona bakan sorumlu kişilere en kısa sürede vermektir.

Yerel topluluklara yardımcı olmak, özel yardımseverler için ve­rimli bir alan olacaktır. Federal ve Eyalet hükümetlerinden gelecek denk fonlar kapsamı ve etkisini büyük ölçüde arttıracaktır. Benim demeğim New York City’de ve Maryland’de yerel girişimlere spon­sor olmaktadır.

New York’ta Belediye, özel yardımseverler borç endüstrisin­den fon alma ile New York City Semtleri Merkezi’ni başlattık. Bu merkez danışmanlık, yasal yardım, borç düzeltmesi, önleyici sos­yal yardım ve eğitim de dâhil olmak üzere haczi önleme avukatlık hizmetini arttıracak ve koordine edecek. Ana misyonu borç alanla­rın evlerinde kalmasını sağlamaktır. Evlerinde kalamayanlar için, o semtin istikrarı sağlamak üzere, emlaklarının sorumlu ev sahip­lerine veya kâr amacı gütmeyen organizasyonlara etkili bir şekil­de transfer edilmesini destekler. Yılda on sekiz bin borçluya kadar yardım etmesini ümit etmekteyiz.New York City Semtleri Merkezi, borçlular, doğrudan hizmet verenler ve kredi endüstrisi arasındaki iletişimi sağlayan dürüst bir komisyoncu olarak çalışacaktır. New York City’nin emlak piyasası mevcut krizle en sert darbeyi almamış olmasına rağmen, New York’ta gerçekleştirilen yerel çözümlerin di­ğer topluluklara da model oluşturmasını umuyoruz.

İpotekte temerrüde düşmüş veya düşmek üzere olan ev sahip­lerine yardımcı olmak üzere Maryland’de çeşitli çabalar gösteril­mektedir. Baltimore Ev Sahipliği Koruma Koalisyonu ve Prince George’s ilçesinde, problemli olan ev sahiplerine yüreklerinden geçen bir yere dönme imkânı sağlamıştır. Sınırlandıran faktör, iyi eğitimli danışmanlardır. Bir kısmı devlet desteği alabilecek çeşitli eğitim programlarını desteklemeyi planlıyoruz.

Başka ne yapılabileceği konusunda çalışmalarımız sürmekte­dir.

Kaynak:

George SOROS, Finansal Piyasalar İçin Yeni Paradigma / The New Paradigm For Financial Markets, İngilizceden çeviren Coşkun Üçüncü, İnkılap, Eylül -2010, İstanbul

[ 1] Michiyo Nakamoto ve David Wighton, “Fiyatların yükselmesini ümit eden Citigroup, ‘Hâlâ dans ediyor.’ Financial Times, 10 Temmuz 2007.

ETKİN YÖNETİCİNİN SEYİR DEFTERİ


Doğru Şeyleri Yapmak

Etkin olabilmesi için, bilgi işçisinden her şeyden önce doğru şeyleri yapması beklenir.

Yapılması Gereken Ne?

Başarılı liderler “Ne yapmak istiyorum?” diye sorarak başlamazlar, “Ne yapılması gerekiyor?” diye sorarlar. Sonra, “Bir fark yaratacak şeyler arasında benim için doğru olan hangisi?” diye sorarlar. Ken­dilerinin iyi olmadıkları şeylerle uğraşmazlar. Gerekli olan diğer şeylerin yapılmasını sağlarlar; ama kendileri yapmazlar, başkala­rını görevlendirirler. Başarılı liderler kendilerinin etkin olmasını sağlarlar! Başkalarının güçlü olmasından endişeye kapılmazlar. Andrew Carnegie mezar taşına, “Burada, kendisinden daha yete­nekli insanları kendi hizmetine almasını bilen bir adam yatıyor” diye yazılmasını istemişti.

Rich Karlgaard ile röportaj, “Peter Drucker ve Liderlik”, Forbes.com,19 Kasım 2004

Karizmanın Tehlikesi

Biliyorsunuz, bundan 50 yıl önce, liderlik üzerine ilk ben konuş­muştum; bugün bu konuda çok konuşuluyor, çok vurgu yapılıyor, ama etkinlik konusunu dikkate alan pek yok. Bir lider hakkında söyleyebileceğiniz tek şey, liderin izleyicileri olan birisi olduğu­dur. Geçen yüzyılın en karizmalı liderleri Hitler, Stalin, Mao ve Mussolini’ydi. Onlar yanlış liderlerdi!Karizmalı liderlik kendi ba­şına gerçekten büyük ölçüde abartılıyor. Bakın, son 100 yılın en etkin Amerikan başkanlarından biri Harry Truman’dı. Bir gram ol­sun karizması yoktu. Truman, ölü bir uskumru kadar mülayim bi­riydi. Ama onun için çalışan herkes ona tapıyordu, çünkü mutlak anlamda güvenilir biriydi. Truman hayır diyorsa, hayır’dı ve evet diyorsa evet’ti. Ve aynı konuda birisine evet dediğinde bir başkasına hayır demezdi. Son 100 yılın diğer etkin başkanı Ronald Reagan’dı. Reagan’ın büyük gücü, çoğu zaman sanıldığı gibi, kariz­masından değil, neyi yapabileceğini ve neyi yapamayacağını tam olarak bilmesinden geliyordu.

Rich Karlgaard ile röportaj, “Peter Drucker ve Liderlik”, Forbes.com,19 Kasım 2004

Yetenekli Liderler Fırsatları Nasıl Çarçur Edebiliyor

Birlikte çalıştığım en yetenekli insanlardan biri ve bu çok uzun bir zaman önceydi, Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı öncesindeki son demokratik şansölyesi olan Dr. Heinrich Bruning’di. Bir prob­lemin özünü görmede eşsiz bir yeteneği vardı. Ama finansal ko­nularda çok zayıftı. Bu konuları başkalarına devretmesi gerekirdi, ama saatlerce bütçe üzerinde çalışırdı ve hiç de iyi bir sonuç elde edemezdi.Bu, Büyük Bunalım sırasında affedilemeyecek bir ha­taydı ve Hitler’in yolunu açtı. Bir işin uzmanı değilseniz, olmaya çabalamayın.

Güçlü yanlarınıza dayanın ve diğer gerekli görevleri yapmak için güçlü insanlar bulun.

Rich Karlgaard ile röportaj, “Peter Drucker ve Liderlik”, Forbes.com,19 Kasım 2004

5. Düzey Liderlik

5. Düzey liderler, şirketin kendilerinden sonraki dönemi için ba­şarılı olabilecek, hatta kendisinden daha büyük başarı kazanabile­cek haleflerini seçerler. Oysa benmerkezci 4. Düzey liderler ha­leflerini başarısız olacak kişilerden seçerler.

Jim Collins, ‘İyi’den ‘Mükemmel’ Şirkete, Boyner Yayınları, 2004

Dönüşüm Çarkı ve Kıyamet Çarkı

Mükemmel şirketlerin yöneticileri “insanları saflarına çekmek,” “birliklerini seferber etmek;” “değişimi yönetme” gibi şeyler için vakit ve enerji harcamaz. Doğru koşullarda motivasyon, değişim, saflar ve bağlılık meselesi kendiliğinden çözülür. İvme kazanıp bazı sonuçlar almaya başladıkça herkes kendi safını belirler; tersi olmaz.

Jim Collins, ‘İyi’derı ‘Mükemmel’ Şirkete, Boyner Yayınları, 2004, s. 220

Bir 21. Yüzyıl Örgütü Nasıl Yönetilebilir?

Fazla seyahat etmeyin. Seyahatlerinizi örgütleyin. Yılda bir ya da iki kez insanları görmeniz ve onlar tarafından görülmeniz önemli­dir. Bunun dışında seyahat etmeyin. Onlar size gelsinler. Tekno­lojiyi kullanın—seyahat etmekten daha ucuzdur. Söylenmesi ge­reken ikinci şey, şubelerinizin ve yurtdışı örgütlerinizin sizi dü­zenli bilgilendirme sorumluluğunu üstlenmeleridir. Onun için on­lara yılda iki kez şunu sorun: “Bana bildirmeniz gereken faaliyet­ler nelerdir?” Ayrıca şunu da sorun: “Benim faaliyetlerim ve plan­larım hakkında öğrenmek istedikleriniz neler?”

Rich Karlgaard ile röportaj, “Peter Drucker ve Liderlik”, Forbes.com,19 Kasım 2004

Doğru insanı işe alıp almadığınızı anlamak ne kadar sürer?

Genellikle bir yıl içinde—ve kesinlikle iki yıla kalmadan—işe al­dığınız kişinin umduğunuz gibi biri olup olmadığı açıklık kaza­nır… Arada bir yanlış insanları işe aldım diye kendinizi cezalan­dırmayın… Şunu unutmayın yeter: Hatayı düzeltmek size düşer.

Jack VVelch, Kazanmak istiyorsanız, Optimist Yayınları, 2006, s. 106

Kendinizi Değiştirmeye Çalışmayın

Kendinizi değiştirmeye çalışmayın—bunu başarmanız pek müm­kün değildir. Ama performans tarzınızı iyileştirmek için sıkı çaba gösterin. Öte yandan, iyi yapamayacağınız ya da kötü yapacağı­nız işleri üzerinize almayın.

Peter F. Drucker, “Kendini Yönetmek”, Kariyer Yönetimi, MESS Yayınları, 2004, s. 84

 

Napolyon’un zaferle sonuçlanan hiçbir savaşın onun planlarını izlemediğini söylediği anlatılır. Gene de Napolyon bütün savaşla­rını planlamıştır, üstelik daha önce hiçbir generalin yapmadığı kadar titizce. Bir eylem planı olmaksızın yönetici olayların esiri haline gelir. Ve olaylar geliştikçe planı gözden geçirme imkânı verecek kontroller olmaksızın yöneticinin hangi olayların gerçek­ten önemli, hangilerinin kuru gürültü olduğunu bilmesinin bir yo­lu yoktur.

Peter F. Drucker, “Etkin Yöneticiyi Etkin Yapan Nedir?” Harvard Business Revievv, Haziran 2004, s. 61

 

Yaratıcı Tasfiye

“Amaçlarına ulaşmış şeylere kaynak akıtmayı ne zaman durdurur­sun” sorusu liderler için kritik bir sorudur. Liderler için en büyük tuzak, herkesin bir büyük destek daha verirseniz tepeye ulaşacak­tır dediği, “başarıya yaklaşmış” şeylerdir. İnsan bunu bir kere de­ner. İkinci kere dener. Üçüncü kere dener. Ama o aşamaya varıl­dığında bunu yapmanın çok zor olduğu artık anlaşılmış olmalıdır.

Rich Karlgaard ile röportaj, “Peter Drucker ve Liderlik”, Forbes.com,19 Kasım 2004

Disiplin Kültürü

“Durdurulması gerekenler” listeleri “Yapılması gerekenler” listele­rinden daha önemlidir.

Jim Collins, ‘İyi’den ‘Mükemmel’ Şirkete, Boyner Yayınları, 2004, s. 150

1 Numara ya da 2 Numara

1 ya da 2 Numara konusundaki açıklık Drucker’in yönelttiği bir çift çok sıkı sorudan çıktı: “Bu işte olmasaydınız, bugün bu işe ge­ne girişir miydiniz?” Ve eğer yanıt hayırsa, “Bu konuda ne yapa­caksınız?”

Jack Welch, “Straight from the Gut, Warner Books, Inc., 2001, s. 108

Sizin Arka Odanız Bir Başkasının Ön Odasıdır

Peter Drucker bu konuda övgüyü hak ediyor. Biz bunu uyguladık. Bir matbaa işletmeyin. Bırakın bir matbaacılık şirketi bunu yapsın. Bu, gerçek katma değerinizin nerede olduğunu anlayıp en iyi ele­manlarınızı ve kaynaklarınızı oraya yığma meselesidir.

Arka odalar, tanımları gereği en iyilerinizi çekmeyi hiçbir za­man başaramayacaktır.

Jack VVelch, “Straight from the Gut, Warner Books, Inc., 2001, s. 397

Biz Peter Drucker’in tavsiyesini izledik. GE’nin ABD’deki “arka odalarını” alıp Hindistan’da “ön oda” haline getirdik.

jack Welch, “Straight from the Gut, Warner Books, Inc., 2001, s. 314

Performansınızı Kontrol Edin

Etkin liderler performanslarını kontrol ederler. Kendilerine şu so­ruyu sorup yanıtlarlar: “Bu görevi alırsam ne elde etmeyi umuyo­rum?” Kendilerine altı aylık hedefler belirlerler ve sonra perfor­manslarını bu hedeflerle karşılaştırarak kendilerini kontrolden ge­çirirler. Bu şekilde neyi iyi, neyi kötü yaptıklarını bulurlar. Aynı zamanda önlerine gerçekten önemli şeyleri hedef olarak koyup koymadıklarını da görürler. Yürütmede son derece iyi ama önem­li görevleri seçmede son derece kötü olan birçok işi gördüm.

Önemli olmayan şeylerin yapılmasını sağlamada harikaydılar. Önemsiz şeyleri başarmada etkileyici bir sicilleri vardı.

Rich Karlgaard ile röportaj, “Peter Drucker ve Liderlik”, Forbes.com,19 Kasım 2004

Kendi Kuruluşunuzun Esiri Olmak

Baş yönetici olduğunuzda kendi kuruluşunuzun esiri olursunuz. Ofisinize adım atar atmaz herkes size gelir ve bir şey ister. Kapıyı kilitlemek bir işe yaramaz, gene içeri girerler. O yüzden ofisin dı­şına çıkmanız gerekir. Ama bu geziye çıkmak anlamına gelmez. Evinizde kalabilirsiniz ya da gizli bir ofisiniz olur. Gizli ofisinizde yalnız kaldığınızda şu soruyu sorun: “Ne yapılması gerekiyor?” Önceliklerinizi belirleyin ve ikiden fazla önceliğiniz olmasın. Ay­nı anda üç işi birden yapabilen ve iyi yapabilen herhangi birisini tanımıyorum. Bir seferinde bir görevi ya da en çok iki görevi yeri­ne getirin. Bu kadar. Evet, çoğu kişi için iki görev daha uygun dü­şer. Çoğu kişi hız değişikliğine ihtiyaç duyar. Ama iki görevi ta­mamladığınızda ya da listenizin anlamsızlaştığı noktaya ulaştığı­nızda listeyi yeniden yapın. Üçüncü önceliğe geri dönmeyin. O noktada o eskimiştir.

Rich Karlgaard ile röportaj, “Peter Drucker ve Liderlik”, Forbes.com, 19 Kasım 2004

Misyon Güdümlü

Liderler, çevrelerindeki insanların onların ne yapmaya çalıştığını bilmesini sağlamak anlamında iletişim içinde olurlar. Amaç gü­dümlüdürler—evet misyon güdümlü. Bir misyonun nasıl oluşturu­lacağını bilirler. Bir şey daha, nasıl hayır diyeceklerini bilirler. Li­derler üzerindeki 984 farklı şeyi yapma baskısı taşınılabilir bir şey değildir. O nedenle etkin yöneticiler hayır demeyi ve buna bağlı kalmayı öğrenirler. Bu yüzden de bunalmazlar. Birçok lider 25 farklı şeyin her birinin birazını yapmaya çalışıyor ve hiçbir şey ya­pamıyor. Bunlar çok popüler kişilerdir, çünkü her zaman evet der­ler. Ama hiçbir şeyin yapılmasını sağlayamazlar.

Rich Karlgaard ile röportaj, “Peter Drucker ve Liderlik”, Forbes.com,19 Kasım 2004

Beşinci Düzey Liderlik

5. Düzey liderler sabır, özen ve ustalıkla çalışırlar. Gösteri atından çok yük beygirine benzerler.

Jim Collins, ‘İyi’den ‘Mükemmel’ Şirkete, Boyner Yayınları, 2004, s. 48

 

Kaynak:
Peter Drucker & Joseph Maciariello, Etkin Yöneticinin Seyir Defteri, Özgün Adı: The Effective Executive in Action trc: Zülfü Dicleli, Optimist Yayınları, 2007, İstanbul

 

FREEZE FRAME/ Donuk Kare (2004)


“Kaset Fenomeni Üzerine Bir film”

Yönetmen: John Simpson

Ülke:  İngiltere,  İrlanda

Tür: Gerilim, Suç, Dram

Vizyon Tarihi: 01 Mayıs 2004 (ABD)

Süre: 99 dakika

Dil: İngilizce

Müzik: Debbie Wiseman

Oyuncular:  Lee Evans, Sean McGinley, Ian McNeice,  Colin Salmon,      Rachael Stirling

Özet

Sean Veil (Lee Evans), bir başka suç için bir daha suçlanmaya önlem olarak, elinde delil olsun diye kendisini durmaksızın filme kaydeden bir ultra-paranoyak cinayet şüphelisidir. Polisler yeni bir cinayeti soruşturmaya başladığında suçsuzluğunu ispat edebilecek tek kaset gizemli bir şekilde ortadan yok olur. Sean gerek bu suçtan gerekse adeta kapısının önüne bırakılan diğer suçlardan kurtulup suçsuzluğunu ispat etmeye çalışırken geçmiş ve mevcut zaman çarpışır. Ancak gerek suçlamalar gerekse gerilim giderek artar ve Sean her şeyin sona erdiğini düşündüğü bir anda, beklenmedik bir olay sonucu kendisini amansız bir ölüm kalım savaşının içinde bulur.

Filmden

Bir gün 24 saat. Birilerinin hayatının bana benzeyen ya da benzemeyen birinin ellerinde son bulabileceği toplam 1440 dakika var. Birilerinin son nefesi olabileceği toplam 86.400 saniye. Hesabı verilecek onca zaman. Her yıl, hayatın ve ölümün 31.536.000 saniyesi.

**

Kayıt: 13 Ekim, 2003, Pazartesi. İlk dokuz saat kaydedildi.

Hatırlanacak şeyler. Bir. Paranoya muhakeme yeteneğinin yitirilmesidir. Muhakeme yapabiliyorum, bu yüzden paranoid değilim. Hatırlanacak şeyler.
İki. Paranoid kişiliğin ana özellikleri hayaller düşmanca tavırlar, şüpheciliktir. Hayal görmüyorum. Şüpheci değilim. Tavrım düşmanca olabilir ama bunun nedeni peşimde olmaları.

Kayıt: 18 Nisan, 1994.

Üç cinayet zanlısı Sean Veil davasının sansasyonel bir biçimde düşmesinin ardından yüksek mahkemede bugün karmaşa yaşandı. Medyanın yanlı haberleri ile açılan bir hazırlık duruşmasının Bay Veil’in savunmasına zarar vereceğinden hakim aghan davayı düşürdü ve soruşturmayı yürüten Dedektif Louis Emeric ve Suçlu Davranış Uzmanı Saul Seger’i yanlı bir soruşturma stratejisi oluşturdukları, olayı magazinselleştirdikleri için ağır bir dille eleştirdi.

Bugün Yüksek Mahkeme’de olanlar bir trajedidir. Jasper ailesi için adalet tecelli etmemiştir. Edecek gibi de görünmemektedir. Bu sonuç itibarıyla altını çizerek sonuç diyorum, karar değil suçlanan şahsın bu suçtan aklanmadığını ve Jasper ailesiyle ilgili dosyanın açık kalacağı unutulmamalıdır. Polis şu anda bu olayla bağlantılı başka birini aramamaktadır.

Jasper cinayetlerinin patolojisi katilin büyük bir olasılıkla tekrar harekete geçeceğini gösterdiğini eklemek istiyorum. Ve bunu yaparsa, ki bence yapacak bir şeyden kesin olarak emin olmasını istiyorum ikinci kez adaletten kaçamayacak.

 9 yıl, 11 ay… 28 gün ve o günden beri 1553 cinayet. 975′i hala çözülemedi.

Kaçında daha beni suçlayabileceklerini düşünüyorlar?

**

Saul Seger,  Yeni kitabı “İngiltere’nin Yakalanmamış Katiller Avı!”  Karanlığı okuma etkinliğinde :

“Başka bir şekilde etkilemeleri imkansız olan bir dünyada çalan, tecavüz, işkence eden, öldüren cinsel yırtıcıların ruh yapısını incelemek cesaretsizlere göre değildir. Katil gibi görebilmeli onun gibi düşünebilmelisiniz. Kelimenin tam anlamıyla, zihnine girmeli ve katil olmalısınız. Yalnızca bu ülkede şu ana dek adaletten kaçmış 600 böyle yırtıcı var. Bu adamlar ki büyük çoğunluğu erkektir aramızda yaşıyor ve çalışıyorlar. İçten içe nefret ettikleri dünyada zararsız görünmekte uzmandırlar. Sıradan çalışan insanların kocaları, babaları oğulları ve arkadaşlarıdırlar. Aslında bazıları bugün aramızda oturuyor olabilir. Bu kitap, İngiltere’nin yakalanmamış katillerinin kalplerinin görünmez karanlığının gizli işaretlerini fark etmenize yardım edecek. Gece yanınıza uzanıp tekrar ne zaman harekete geçeceğini planlayabilecek katilleri tanıyacaksınız.”

**

Bay Seger, adım Katie Carter. Crime Wave’de muhabirim.

Sizi tanıyorum, Bayan Carter.

Bu sabah radyoda kitabınızın baskısının Susan Jasper ve kızlarının, barbarca katledilişinin 10. yıldönümüne denk getirildiğini duydum. Ancak, şüphelinin kim olduğuna ya da nasıl adaletin karşısına çıkarılabileceğine dair yeni bir teoriniz yok.

Bunun iyi bir nedeni var, Bayan Carter. Kitabım, çözülmemiş suçların yakalanmamış katillerini anlatıyor.

Evet. Jasper cinayetlerini çözülmemiş addetmiyorum. Ama katili bildiğinizi söylüyorsunuz. 10 yıl önceki fikrimin arkasındayım diyorum. Dahası diyorum ki, ebeveyni bir kenara bırakın, altı yaşında ikiz kızlara silah doğrultabilecek yapıda ki bir adam ölmediği ya da hapse girmediği sürece toplum için risk oluşturmaya devam edecektir.

Bu durumda, Bay Seger, hala serbest olmasının sizin suçunuz olduğunu kabul ediyor musunuz?

 Anlayamadım?

Sean Veil’i itiraf etmesi için tuzağa düşürmeye çalışmasaydınız, o dava düşmeyecekti. Bu ülkenin yanlış bazı kanunları bu konudaki görüşlerimi açıkça söylememi yasaklıyor, genç bayan. Yine de, şunu söyleyebilirim zaman pek çok davada olduğu gibi Jasper davasında da haklılığımı kanıtlayacaktır. Şimdi, sakıncası yoksa bana soru sormak isteyen pek çok kişi var.

Sean Veil:

 - Benim bir sorum var!

- Hemen güvenliği çağırın!

Masum biri bu ülkede nasıl adaleti bulur?  İtibarını nasıl geri kazanır?  Akıl sağlığını?

 - Bu bir tür tertip mi?

 - Bilmen gerekir, Seger. Bu uzmanlık alanın, değil mi?

 Uzmanlık alanım, gayet iyi bildiğiniz gibi detaylı suç mahalli incelemeleri sonucu cinayet zanlılarının doğru tespit edilmesidir. Enayilerin tespiti yani.

- Faka basanların!

- Oradaydın, Veil! O civardaydın! Görenler var.

Yürüyüşe çıkmıştım. Kimseye zarar vermedim. Yanlış bir şey yapmadım. Ben masumum! Ben masumum! Yanlış bir şey yapmadım!

Dilediğin kadar haykır, Veil, biri sana inanabilir. Ben değil! Bildiklerim farklı. Şuradayım, Veil. Aklının içindeyim. Bütün sapkın fantezilerini biliyorum. Kara düşlerini. Seni senden bile iyi biliyorum!

Hayır! Beni rahat bırakın! Jasper katili hala serbest! Yanlış bir şey yapmadım! Seger! Bunu biliyorsun!

Sanırım bedava tanıtım için size teşekkür etmeliyim, Bayan Carter. Yanlış adamı atıyorsunuz! Buradaki suçlu ben değilim! Cinayetlerden para kazanan ben değilim! Geri gelirsen, hapsi boylayacak olan sensin! Bay Veil, orada söylediklerinizi duydum. Bay Veil, orada söylediklerinizi duydum.

- Bunu kaydediyor mu?

 - Evet ama kapattırabilirim isterseniz.

- Hayır. Hayır.

- Gerçekten! Sorun değil. Kamera kapalıyken de konuşabiliriz. Kapalı kamera mı?

 Yani kanıtım, olmayacak?

 İspat yok. Bugün 15:30′da nerede olduğumun kanıtı olmayacak. Yani başka yerde şu anda birinin işlediği bir şeyden ötürü suçlanabileceğim?

 Hayır. Nasıl isterseniz demek istemiştim. Biraz konuşabilir miyiz acaba?

 Röportaj vermiyorum. Onay hakkım olmazsa olmaz. Sözlerim çarpıtılabilir, farklı aksettirilebilir. Olaylar farklı aksettirilebilir. Aklımdan geçen röportaj değildi, Bay Veil. Geleneksel anlamda değil. Gitmeliyim.

Bay Veil, durun, lütfen! Lanet olsun.

Hatırlanacak şeyler. Üç. Tehdit her yerde ve etrafını sardığında; Bir kere algıladığında, asla yok olmuyor. Bunu garanti altına alıyorlar. Bu bir sinir harbi. Daimi. Sürekli. Asla bitmeyen. Hayatımı kayıt altına almışken nasıl bir suçlu olduğumu düşünürler?

 Herkesin kaçındığı şeyi yaptığım halde?

 Eşkalim herkesin hafızasına kazınmışken?

 Mümkün olsa, burada yaşardım. Devamlı gözlemlenebilmek için evi buraya kurardım. Nerede olduğumu istisnasız herkes öğrenirdi. Gerçeklerin doğrulanabilir ve şüphe götürmez olması harika olurdu.

**

- Vizualizasyon terapisi. Doktorlar dünyada en çok istediğin şeyi hayal edin diyor ve işte hemen oluveriyor.

-Bu doğru olsaydı çoktan ölmüş olurdun.

**

Sean. Çabuk ol. Burası tüylerimi diken diken ediyor. Hem senin derdin ne?

 Köstebek falan mısın?

 Karanlıkta yuvamda gibi hissediyorum, kastettiğin buysa.

Bu da ne?! Üzgünüm, tamam mı?

 Başka seçenek bırakmadınız!

Sean! Aç şu lanet kapıyı! Sean!

Öyle mi?

 Ne yapacaksınız?

 İşlemediğim bir cinayetle mi suçlayacaksınız?

 Beni kilitleyip anahtarı mı atacaksınız?

**

Hatırlanacak şeyler. Dört. Adli Tıbbın ilk kuralı. Lockhart Teorisi. Her temas bir iz bırakır. Hiç bir yerde bir şey bırakmazsam izleyip beni bulabilecekleri bir şey olmaz.

**

Bak ne diyeceğim Veil vizualizasyon olayından korkmaya başladım. Orada oturduğunu hayal ettim ve oradasın. Biri kaderlerimizin kesiştiğini düşünebilir. Suçluyum dediğimi hayal etsene. Bakalım işe yaracak mı?

 Saklayacak bir şeyim olsaydı, teslim olmazdım, değil mi?

 Saklayacak bir şeyin olmasaydı, kaçmak zorunda kalmazdın.

15 Ekim 1998, Sean. Oradan başlayalım. Neredeydin?

 Kiminleydin?

 Ne yapıyordun?

 Bizi tatmin edecek cevaplar ver… Siz de kanıtların tam aksini işaret etmesini sağlayın ve ben de 15 yıl, gün ışığı yüzü göremeyeyim. Bana kalsa 30 yıl.

- Bunu kullanabilir miyim?

 - Bu yüzden burada. İşte oradayım. Demiryolu tecavüzcüsü değilim. Onu yakaladınız. Bunu biliyoruz, Sean. Nerede olduğunu bilmek istiyoruz. Portneath’te. Gün boyu ve gece oradaydım. Deniz kenarına gitmek için garip bir zaman. Bu yüzden gitmiştim. Tenha olur diye. Sonraki karede görebilirsiniz. Yıllar onu değiştirmemiş, değil mi, Mountjoy?

 Dudağında bir kesik bile var. Uzman değilim ama, sanırım makyajdan faydalanıyorsun. Dün de çekilmiş olabilir.

 Süre kodunu biliyor musunuz?

 Evet. Kimi kameralarda değiştirilebildiğini de biliyorum. Olabilir, olmayabilir de. Ama bir gazetenin manşetini değiştiremezsin, değil mi?

 Herkes bunun 15 Ekim 1998 olduğunu görebilir.

Bana inanmıyorsanız gazeteye bakabilirsiniz. Olabilir. Kütüphaneden bir nüshasını yürütmek de mümkün tabii.

Neyi ima ediyorsunuz bilmiyorum ama şunu biliyorum kanıtım var. Kanıtım sağlam.

**

Zihnimde daha fazla görüntü istemiyorum. Suçlarınla yüzleşmelisin, Sean. Terapi olarak gör. İlk adım, rehabilitasyona giden uzun zorlu yoldaki. Psikolog bir tanıdığım derdi ki… “Yüzleşmeden tedavi olmaz.”

**

Aileni o mu öldürdü?

 O muydu?

 Biraz düşün. Jasper cinayetlerinden önce, neydi?

 Senin gibi eski adi suçlularla uğraşan sıradan bir küçük kasaba psikoloğu. Geçmişini araştırdım. Polis olmak istemiş, başaramamış! Reddedildiği bir meslekten, manşete taşınan bir cinayet işleyip, bunu çözmek için aralarına sızmaktan daha iyi nasıl intikam alınır ki?

 Profil uzmanı olarak yükselmenin daha iyi başka yolu var mı?

 Onu dinleme, Veil. Seninle oyun oynayan o. Beni sana öldürtmeye çalışıyor. Sözüm ona bir profil dehası için Seger her şeyi yanlış anlama yeteneğin inanılmaz.

Seni o öldürmeyecek. Ben öldüreceğim.

Hayır, bunun parçası olmak istemiyorum, lütfen. Başından beri parçasıydın. Sonunda da burada olabilirsin.

Lütfen. Burada olmaz.

Onu dinle, genç Jasper! Mantıklı konuşuyor. Ayrıca, beni öldürürsen, yanlış kişiyi öldürmüş olacaksın. Beni öldürürsen, gerçek de benimle ölecek. Neden bahsediyor?

 Kurtulmak için yine benim yaptığımı söyleyecek. Bunu yapmak için ahmak olmalı. Bu silahı evinde buldum, Seger! Onu test ettirdim!

- Parmak izlerini de test ettirdin mi?

 - Parmak izi?

 Anlamsızdı. Senin gibi adli tıp bilgisine sahip biri, izleri yok ederdi. Benim gibi biri en başta onu evinde tutmazdı. Parmağımı tetiğe koymakla aynı şey. Şimdi silahta parmak izim var. Eve benim koyduğumu söyleyecek. Yapacağı bu. Silahla ne yaptığını söyleyecek ya da ölecek! Söyleyeceği bu! Biri yolladı, tamam mı?

 Ondan kurtulmalıydım ama koleksiyon hastalığım var. Kendi kara müzem için bir suç aletini hatıra olarak sakladım. Klasik seri katil davranışı, hatıratları saklamak. Kendi kitabında öyle diyor. Koleksiyonerim Veil, katil değil. Yalancı pisliğin tekisin.

Onu sana kim yolladı?

 Gerçek daima umduğumuz gibi her derde deva değildir, Katie Jasper. Ama gerçekten anneni ve kardeşlerini kimin öldürdüğünü bilmek istiyorsan…

İstiyorum. O zaman kendi kolunu kesmeni öneririm.

Ne?

 Ailenin katilinin kanı, kendi damarlarında akıyor. Tabancayı baban yolladı, her şeyi itiraf eden bir notla Veil’in davasının düştüğü gün. Babanın kendini astığı gün.

Babam kendini, annem, Moira ve Maggie olmadan yaşayamadığı için astı. Onları öldürdüğü için demek istiyorsun. Annenin bir ilişkisi olduğunu sanıyordu. Moira ve Maggie’nin kendisinden olmadığını düşünüyordu. O yüzden onları yüzlerinden vurdu. Hayır. Nefretini göstermek için. Tiksintisini. Hayır. Annen silahı almaya çalışmasaydı baban paçasını kurtaramazdı. Annen o mücadelede babanı yaralamasaydı. Ona kaçış yolu açtı, soruşturmayı kendinden uzaklaştıracak bir neden. Bu doğru değil! Bu yalan! Doğruysa niye anlatmadın?

 Mesleğimde yeni bir yere gelmiştim. Sözlerimin ve Veil yaptı teorimin arkasında durmalıydım. İtibarımın zedelenmesini en az senin kadar istemiyordum. Katilin kızı olarak anılmak istemediğin kadar.

**

Son on yılı nasıl yaşadığımı biliyor musun?

Neler çektiğimi?

 Bahse girerim, Emeric bilmiyordur bile, değil mi?

 Pislik benden nefret ediyor. Onunla mezarı boylamamı istiyor. Bu onu öldürüyor. Ve sen, sen… Bak, kimsenin ölmesi gerekmiyor, Veil. Kimsenin acı çekmesi gerekmiyor.

Şimdi, birbirimizin kirli çamaşırlarını öğrendik. Tek yapmamız gereken olanları unutmak hayatlarımıza devam etmek.

Seni hastalıklı pislik!

**

Kasetlerinin güvenilirliği sorgulanacaktı. Bunları nereden biliyorsun?

Onun kasetlerindeki delillerle seni yargılayabileceklerine karar verdiklerinde?

**

Hatırlanacak şeyler. Beş. Asla prezervatifsiz seks yapma. Asla. Bir kez spermini ele geçirdiler mi, mahvolursun.
Hatırlanacak şeyler. Altı. Kendini kaydetmeyi asla bırakma. Asla. Kamera kayıtta değilse, savunmasızsın.

 ****************

KOMPLO TEORİLER VE İLLÜZYON

CE QUE MES YEUX ONT VU/ Sıfır Noktası (2007)


Yönetmen: Laurent de Bartillat              

Ülke: Fransa

Tür:Dram, Gizem, Gerilim

Vizyon Tarihi: 21 Ekim 2007 (İtalya)

Süre: 88 dakika

Dil: Fransızca

Müzik: David Moreau  

Nam-ı Diğer: The Vanishing Point | What My Eyes Have Seen

Oyuncular Sylvie Testud, Jean-Pierre Marielle, James Thiérrée, Agathe Dronne, Christiane Millet

……

Sylvie Testud                … Lucie Audibert

Jean-Pierre Marielle    …  Jean Dussart     

 James Thiérrée            … Vincent

Özet

Lucie Audibert, sanat tarihi öğrencisidir, Watteau’da araştırmacı olarak çalışır. O ikna olduğu gizli bir anlamda kimsenin pek az resmini bulabilir, deşifre edebilir. Profesör Jean Dussart belirsiz nedenlerle onu önce bu araştırmadan vazgeçirmeye çalışır. Lucie, bu girişimlerine rağmen Watteu çözmeye çalışır. Tablolarda, bir dizi gizli bir mesaj keşfeder. Lucie saklı gerçeklerin olduğuna inanır.  Herkes pes etse de o pes etmeyerek sırrı çözmeye çalışacaktır.

Profesör Jean Dussart, Lucie Audibert’in vazgeçmediğini anlayınca yardım etmeye karar verir. Fakat o da sonunda yardımdan vazgeçer. Bu arada Lucie’yi seven Vincent’in duruşu ve aşkıyla, sevginin cinsellikten soyutlanmış yüceliğini görmeniz için filmi görmenizi tavsiye ederiz.

Film, sıfır noktasına varıp zoru başarmayı, her şeyde gerçeği görmenin gerektiğini ve görünen resmin altındaki gizlenmiş resmi görmenin gerektiğine ve var olduğuna inanmamız yanında, hayat gerçeğinin sıfır noktasında başladığını anlatmaya çalışıyor.

Yine filmde kendi tarihimizin bizden nasıl uzaklaştığını/uzaklaştırıldığını görmenin acısını duyuyoruz. Öyle ki talan edilmiş tarihî mekânların, bir de bu hususun üç medeniyet görmüş İstanbul için ne manaya geldiğini anlayınca, eğer bir haykırış sesi duyarsanız bilin ki,  o eski İstanbul’un size bir ağıtıdır. Bu haykırış yapılaşma adına sürdürülen ihaneti gözler önümüze seriyor. Bu ahval milletimiz açısından tarihin gerisinde mi ilerisinde mi olduğumuz paradoksunu meydana çıkarıyor. Eğer birde bunu anlamaya çalışıyorsanız, kimlere kızılır ve kızılmaz seçiminde karar vermekte “ne denir?”, demekten kendinizi alamıyorsunuz. Bu meyanda Müslüman memleketlerdeki tarihin yok edilişi, sanki geçmişe bir düşmanlık gibi zuhur edişinin arkasındaki vahim tablo için ne söylenir. Günümüzde Mekke’nin ve Beytullâh’ın başına gelenler hakkında,  hep şeytan mı suçlu olacak?

Hayır, geçmişinden kaçan ve iğrenen bir nesiller oluşumuzda kültürümüz mü, dinimiz mi suçlu olacak?

Bu böyle olmayacaktı. Fakat..

Ne o, ne bu?

Demek artık çözüm üretmiyor.

İstanbul’u sevenlere Mücella Yapıcı, Yahya Kemal Beyatlı, Orhan Veli Kanık, Necip Fazıl Kısakürek, Ümit Yaşar Oğuzcan, Abdulhak Hamit, Cahit Külebi, Atilla İlhan, Nazım Hikmet Ran’lara ve şua an adını sayamadığımız binlerce vatansevere selam olsun.

AZİZ İSTANBUL

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

Nice revnaklı şehirler görünür dünyada,
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
Yaşamıştır derim en hoş ve uzun rüyada
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.

Yahya Kemal Beyatlı

http://www.antoloji.com/istanbul/siirleri/

http://www.nazlim.net/siir-siiri/istanbul-siirleri.html

Filmden

Watteau'nun son eseri  “Gersaint'in Alâmeti”Lucie Audibert:

Watteau’nun son eseri  “Gersaint’in Alâmeti”

 1709 ile 1712 yılları arasında elimizde Watteau ile ilgili pek bilgi yok. Watteau 27 yaşında, tanınan, neredeyse ünlü olmuş fakat garip, dengesiz… Şahsi bilgi vermeyin lütfen. Direkt olarak konuya girin. Bu süre boyunca, yaşamdan eskizler çizmiştir. Bu kadının sırtını sıklıkla görürüz. Bu kadın, birçok eserinde ona ilham kaynağı olmuştur. Kadının kim olduğu bilinmiyor. Belki bir komedyen, bir hizmetçi… Bilemiyoruz. Watteau, kadının eskizini Fransız Devlet Tiyatrosu balkonundan çizmiş sonra da çizimini bahçelere ya da ormanlara taşımıştır.

Prof: Jean Dussart-Peki ya Caylus?

 - Pardon?

 - Caylus hakkında ne diyeceksiniz?

 Caylus mü?

 Caylus Watteau’nun, Paris’te mankeninin ona poz verdiği birkaç stüdyosu olduğuna inanıyordu.

-Caylus şerefsizin tekidir! Devam edebilir miyim?

 Evet, diğer öğelerinizi sunun. Bazı resimlerinde, misal bu resim ufuk noktası, kadın üzerinde birleşir.

kadın ufuk cizgisiHer şey onun etrafına inşa edilmiştir. Bu, o kadın olabilir. Jüpiter ve Antiope. Watteau için alışılmadık bir tuval… Açık şekilde erotik bir eserdir. Tuvalin yakılmasını istemişti. Yok edilmesini isteyecek kadar canını sıkan şey neydi?

 -Eğer doğru anladıysam Watteau’nun bir sapık olduğunu söylüyorsunuz. Görkemli ressamlığın bir nevi Hannibal Lecter’ı… Beni, yoldan geçen birinin resmini kullanmaktan alıkoyan nedir?

 Watteau sokaktaki herhangi birini çiziktirebilir sonra da istediği gibi yeniden şekillendirebilirdi. Bunu teyit etmenin tek yolu da eskiz defterlerine bakmaktır ki onların da yüzde 90′ı kayıptır. Göstereceğiniz başka özgün öğeleriniz var mı?

 Yoktur.

**

Prof: Jean Dussart

Ne görüyorsun?

Lucie Audibert:

 Louvre Müzesi’ndeki “Gilles”. Daha basitçe söylemek gerekirse?

 Aktör Pierre La Thorilliere olma düşüncesindedir. Hayır. Ne görüyorsun?

 Daha sade ol. Bana doğru bakan bir pantomimci görüyorum. Başka?

 Sanki bir pantomimci gibi giyinmişe benziyor. Sana bunu söyleten nedir?

 Gözleri… Başka?

 Elleri… Ve?

 O göz. Hangi göz?

 Eşeğin gözü. Ona da kostüm giydirilmiş. Bir eşek kostümü. Peki neden?

 Çünkü gözün bakışı çok…

Çok ne?

 Çok insancıl. İnsancıl. Yavaş yavaş ulaşıyoruz. Neden bu kadar üzgün?

 Sen söyle. Onu kimse dinlemiyor. Tek başına. Yalnızca bizi gören göz kime aittir Lucie?

 Ressamın gözüdür. Eşek her şeyi görüyor ama kendisini gören yok.

ressam göz**

Watteau’nun eserlerindeki kadınlar. Elindeki en iyi 18. yüzyıl adamı o şüphesiz. Pascaline rolünde Alice Mangeot. Suzanne Dornon: Lucienne. Charlotte Desmares: Başı kuş tüylü kadın. Charlotte Desmares büyüleyici idol olmuş bir oyuncu, Parisli bir güzeldir. Kopenhag’da dünyaya gelmiş olup, vaftiz babası Danimarka Kralı’dır. Başı kuş tüylü kadının Charlotte Desmares olduğunu düşünüyorum. Bu kostüm, Dancourt’un eseri olan “3 Kuzen” oyununda giydiğinin aynısı. Aynı kostümü “Cythera Adası” adlı eserde de görürüz.

-Görmeye başlamıştın ama tekrar kör oldun.

-Watteau, Tiyatro Sahnesi -Jean Dussart anısına… Kasım 1982 O kitap 25 yıllıktır. Senin için çıkardım. Sende kalabilir.

Şunları ellerine geçir ve eskizi al. Bunlar defter dikişi izleri. Üzerinden 50 yıl geçtikten sonra kıymete binen mankenlerini çizdiği eskiz defterinden. Bunlar, Watteau’nun Charlotte’u tiyatroda resmettiğinin ve ona aşık olduğunun kanıtları olabilirdi. Bunları aramak için Avrupa’yı baştanbaşa dolaştım. Kendi paramı yatırdım. Borç para aldım… Sonuç sıfır… O kadını aklından çıkar gitsin.

**

Neyin var?

 Hasta mısın?

 Hayır, geç saatte uyudum yalnızca. Seninle konuşmam gerekiyor. Şimdi mi?

 Neden bana haber vermedin?

 Seni haftalardır görmüyorum. Bazı sorunlarım vardı. Buyur. Ne istiyorsun?

 Senin için endişelendim. Durumumun nasıl olduğunu görmeye mi geldin?

 Çok küstah birisiniz Audibert Hanım. Küstahsınız.

Acaba bir şey bulmuş muyum diye gelmişsin. Çünkü sen başarısız olmuştun! Ben başarısız olmadım!

Bu araştırmam yüzünden eşimi kaybettim. Kendine başka birini buldu. Beni beklemekten yorulmuştu. Kısa süre sonra bir kazada hayatını kaybetti. Araştırmaya devam etme.

**

Ne düşünüyorsun?

 Rahatsız edici, değil mi?

 Ne sonuca vardınız?

 Bu bir Watteau. Orijinal. Nereden anladınız?

 Watteau, Charlotte Desmares’e aşıktı. Stüdyosu, tiyatronun soyunma odasına bakıyordu. Ona iltifat etmek için sahnede resmetmeye başladı. Acı bir sonla bitmiş olmalı. Resimlerini yakmayı düşünmüş olabilir. Resimlerin üzerini kabaca boyayarak sahte isimle imzaladı. Openor. Charlotte’un yüzü kayboldu. Eskiz defterleri, aşkının izleri ile birlikte yok oldu. Charlotte, saklı bayana dönüştü. Openor’un Montmorency’de yaşamadığını fark ettim. Watteau bu isimle imza attı… Crozat’nın kemer altının kazındığını gördü. Yazıta ait referans notlarınızın arasında. Yazıt hâlâ yerinde aşkla zapt edilmiş bir aslanın altında.

***

Antoine Watteau (1684-1721)

Mübalağa edilmiş Barok formlarını daha hafif, zarif, ince ve zenginleşmiş olarak kullananların başında ‘Fétes galantes’ in yaratıcısı olan Antoine Watteau gelir. Valenciennes’de bir marangoz ve kiremitçinin oğlu olan Watteau, babasının mesleği yerine ressamlığı seçmiş; önce aynı şehirde bulunan basit bir ressamın yanında resim öğrenimi görmüş; fakat bir müddet sonra, bu öğrenimin son derece yetersiz olduğunu farkedip 1702 de Paris’e kaçmış ve dini resimlerin sayısız kopyalarını yapan Pont-Notre-Dame’da iş bulmuştur. Bu çalışmaları sırasında pek az da olsa tabiattan resim yapma fırsatını bulabiliyordu.

Sayısız ressamın üslubunu izlediği Watteau, büyük bir ihtimalle, bu ağır çalışma yıllarında verem olmuştur. Belki huzursuz tabiatının gelişmesinde ve erken ölümünde verem oluşunun etkisi de büyüktür. 1704 de Claude Gillot’ya rastladı, ve aralarında, daha sonraları, onun hayatında büyük rol oynayacak olan bir dostluk başladı. Gillot teatral sahneler ressamı idi; Watteau ondan çok şey öğrendi. Büyük dostlukları Watteau’nun başarısının ustasınınkini gölgelemeye başlaması ile bozuldu, ayrıldılar. Gillot resmi bıraktı ve kendini sadece gravüre verdi. 1707 de Watteau, Luxembourg Sarayı’nda idare memuru olan dekoratör ressam Claude Audran ile birlikte çalışmaya başladı. Audran’la bu ilişkisi ona Luxembourg Sarayı’na girip çıkma ve oradaki Rubens’in eserlerini inceleme imkanını kazandırmıştır. Sarayın güzel bahçesinde dolaşan, sohbet eden zarif insanları görmek, incelemek ona çok şey kazandırdı. Bunların süratle desenlerini çizerek defterlerini doldurdu ve daha sonra bunları yağlıboya resimlerinde istediği gibi kullandı. Bir yarışmada ikincilik kazandıktan sonra memleketini ziyaret etti ve kısa ziyareti sırasında Flaman üslubunda askeri konulu bazı resimler yaptı. Tekrar Paris’e döndükten sonra, 1712 de Akademi üyeliğine davet edildi. Buraya bir diploma eseri takdim etmesi gerekiyordu fakat bunu 1717 ye kadar ihmal etti. Cythera’ya Bir Ziyaret (1717, Louvre, Paris) adlı tablosunu Akademiye takdim edince, tam üye olarak kabul edildi.

Cythera, aşık çiftlerin hedefi olan hayali bir aşk adasıdır. Burada aşık çiftler aşk oyununun çeşitli safhalarında gösterilmişlerdir. Mahçup tereddütten mes’ud birleşmeye kadar gençler tamamen hayali ve nefis bir manzara içinde tasvir edilmişlerdir. Pahalı, süslü, güzel ve gösterişli elbiseleri onların saray mensubu olduklarını değil, içinde bulundukları tamamen güzellik ve taşan mutluluklarından oluşmuş dünyalarını ve düşüncelerini ifade etmektedir. Kazandığı başarılar Watteau’yu hiçbir zaman mutlu etmemiştir. Halbuki Watteau, yeni bir üslup getirip de Akademik şeref kazanan ilk sanatkârdır ve ona o zamana kadar mevcut olmayan bir ünvan, «‘ Fétes galantes’ ressamı» resmi ünvan olarak verilmişti. Fakat mutsuzluğu, güç tabiatı ve zor bir insan oluşu resimlerine hiç ama hiç aksetmemiştir.

Akademi’de onun eserlerinin üslubunun tesbiti, tarifi ve sınıflandırılmasında haklı olarak güçlük çekilmiştir. Çünkü onun üslubu o zamana kadar alışılmamış bir tarzda idi. O devir resimlerini dolduran büyük tanrı figürleri Watteau’nun eserlerinde ortadan kaybolmuşlardır. O, resmin manâsını açıklamak için Yunan ve Roma mitolojisinden figürler, karakterler kullanma fikrini tamamen ortadan kaldırmıştır. Eğer resimlerine bazen Venüs, satir, girmişse bunlar heykel veya büstler halindedir. Onun resimleri gerçeği cennete götüren bir dünyayı dile getirir. Her zaman resimleri açık havada, güzel bahçelerde, ormanlarda geçer. Zarif insanlar ağaçların altında, çimenlerin üzerinde buluşup konuşurlar, toplanırlar, oynarlar. Watteau, o devrin geometrik düzenli Fransız bahçelerini değil kendi kafasında yarattığı bahçeleri, ormanları, çayırları tasvir etmiştir, ve bu güzel yerlerde eserlerinde ele aldığı figürler sanki onlar için hiçbir ızdırap, sıkıntı, yoksulluk, ihtiyarlık, hastalık veya hiçbir çeşit üzüntü yokmuşçasına hayatın bir cennet gibi görünümünü sahnelemektedirler. Bunlarda aşk, Rubens’in fırtınalı ihtiras şeklindeki aşkı değil sanki insandan tabiata bir titreşim gibi geçen aşktır. Watteau’nun çok sevdiği konulardan biri de tiyatrodur. Arkadaşı Gillot’ya borçlu olduğu bilgisine dayanarak İtalyan ve Fransız komedilerinden figürleri tekrar tekrar çizmiştir. Bunlarda hayali ve geçiciliğin hissedildiği bir melankoli vardır.

http://en.wikipedia.org/wiki/Antoine_Watteau

http://www.tarihnotlari.com/jean-antoine-watteau/

TEK KURAL, OYUNUN İÇİNDE KALABİLMEK Mİ?


Monopoly’e benzer bir oyun var biliyor musunuz?

Bu oyunda iyi ya da kötü diye bir şey yoktur. Oyunun hedefi kazanmak veya kaybetmekte değildir. Tek kural, oyunun içinde kalabilmektir.

Oyunda koltuğuna oturur ve sürekli sana uyuyor mu diye bakarsın. Yakında sahipsiz kalacağını düşünürsün. Çünkü seni korkutan avcının ve ininin tepenin üstünde olmasıdır.

Oyundakilerin birçoğunu ve kendini, çok akıllı, düşünen zannedersin . Aslında çoğu ancak emir almayı bilir.

Oyunda isen fazla sır saklamaya gerek yok. En azından varsa da saklamaya çalışmazsan, sırların çalınmaya değmez olur. Biliyoruz ki, hepimizin hayatta var olma sebebimiz, var olma sebebidir.

Oyunda insanları gözlemlersin. Ancak, insanların yaptığı hataları izleyemezsin, yeteneklerini fark edebilirsin. Jokeyler at binerken ata doğru eğilir ve onu yönlendir. Ancak Jokeyler fakir ölürler. Unutma ki oyunda kurallar vardır. Sürekli çiğneyip, oynanmaz hale getirilmemelidir. O zaman oyunu bırakmazsan, oyundakileri bırakmaya mecbur edersin.

Oyunda entrika ve şiddete düşkünü bir akrep gibi olmamalıdır. Orion böbürlenip yeryüzündeki tüm hayvanları öldürecekti. Bu yüzden Tanrıçalar Diana ile Latona avcıyı katletmesi için akrebi yarattılar.

El elden üstündür. Eğer çok şey biliyorsan veya sana çok fazla şey söylenmişse o kadar tehlikeli hale gelmişsin demektir. Bu ise daha çok tehlikede olmana ve geleceğindeki seçeneklerini azaltmaya başlamıştır. Mesele, hepimizin, oyunun içinde kalabilmesi değil miydi?

Fakat insan bir gün oyun dışı kalır.

Peki, ne önemli o zaman?

“Önemli olan sevgi ve sevmek. Yaşadığınız yeri, çevremizi, insanları, doğayı sevmek, kul hakkı yememek. İnsan materyalist bile olsa, hayat onun için de sonsuz değildir. Biliyoruz ki “hepimiz, bizi hatırlayan son insan öldüğünde ölmüş olacağız. “

Scorpio/ Akrep (1973) Filminden derlenmiştir.