Ölümü karşılama

Dünyaya geldiğimiz gün bir yandan yaşamaya, bir yandan ölmeye başlarız. Yaşadığımız her an, hayattan eksilmiş, harcanmış bir andır. Öyleyse hayatın içinde olan, ölümün de içinde demektir.

Ölümlü bir insanın bütün zevkleri de ölümlü olacağına göre bu ölümden sonra başka bir hayatın başlayacağına işarettir. Ölüm, uzun yada kısa, yaşanmış bir hayatın bitişinin habercisidir. Bu dünyaya kendi isteğimizle gelmediğimiz gibi ölüm de isteğimize göre olmayacaktır. Ölümden kaçmanın aslında kişinin kendi kendinden kaçması olduğu gerçeği unutulmamalıdır.

Ölüm hususundaki bilinç düzeyinin kişiden kişiye farklılık göstermesi yine farklı düşünme biçimlerinin oluşmasına neden olmuştur.

1-Hayatının sürmesi ya da bitmesi: Bu düşünce biçimine sahip kişinin yorumlarında çoğunlukla dini inançların etkisi söz konusudur. Örneğin, “Ölüm bu dünyadan bir başka dünyaya geçiştir” ya da “öldüğüm zaman ruhumun ebedi olacağını düşünüyorum” … vb.

2-Düşman olarak ölüm: Kişi ölümü, hayatı ve ilişkileri sona erdiren bir ezeli düşman, kötü bir son olarak görür.

“Bugün ya da yarın hastalık ve ölüm sevdiklerime yahut bana ilişecektir; geriye yalnızca kokuşmuş beden kalacaktır. Ne tür olursa olsun, çabalarım er ya da geç unutulacak ve yok olacaklardır. Öyleyse bu çaba niçin?” şeklindeki düşünüş tarzları kendi içinde tutarlı görünse de inanç ve yapıcılık hususunda yetersiz olmakla birlikte kişide kaos oluşturarak vahim sonuçlara neden olabilecek niteliktedir.

3-Birleşme ya da ayrı düşme: Burada kişi ölümü daha önce ayrıldığı birine kavuşma yahut sevdiği birinden ayrılma olarak algılamaktadır.

4-Ödül ya da ceza: Kişi ölümü, dünyadaki yaşantısının durumuna göre iyi veya kötü bir varoluş, bir geçiş olarak görmektedir. Kişi, Allah Teâlâ’nın koyduğu; dünya hayatının sonlu olması ve karşılığında başka bir hayatın kazanılması gibi kurallarla bağlantılı olarak ölümü sevinç ya da sıkıntı duyarak algılar. Kur’ân-ı Kerim’ de buna işaret eden ayetler bulunmaktadır.

“ Ve her nefs, ne yapmış ise kendisine (karşılığı) ödenmiştir ve o (Hâlik-ı Hakîm) yapar olduklarını çok iyi bilendir.” [1]

“Ve siz ancak Allah Teâlâ’nın rızası için infakta bulunursunuz. Ve hayırdan her ne infak ederseniz size karşılığı ödenir ve siz zulme uğratılmayacaksınız.” [2]


Ölümü temenni

Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:

“Sizden hiç kimse, maruz kaldığı bir zarar sebebiyle ölümü temenni etmesin. Mutlaka bunu yapmak mecburiyetini hissederse, bari şöyle söylesin: “Rabbim, hakkımda hayat hayırlı ise yaşat, ölüm hayırlı ise canımı al!”[3]

İslâm akidesine göre, ecel, dua ve temenni ile değil, kaderle bağlıdır. Kişinin eceli gelince, istese de istemese de, ne uzar ne kısalır. [4] Şu halde ölümü temenni etmemenin gerekliliği ahlâki yönden ve müminlik edebi açısından önemlidir. Bu açıdan ölümü temennî etmede iki mühim ahlâkî özür bulunmaktadır.

1) Kadere karşı bir itirazdır.

2) Gayesi kişiyi çeşitli hallerle imtihan olan hayat vazifesinden kaçmak ruhen yıkıma neden olan bir miskinliktir.

Kur’ân-ı Kerim, maldan, candan, meyvelerden eksiltmeler, musibetler ve korkularla imtihan edilmek üzere insanın yaratıldığını bildirmekte [5] bu imtihanı kazanmak için sabır tavsiye etmektedir.

Ölüm ise tüm bu imtihanların sonlandığını ve artık kaçırılan bu fırsatın iyi değerlendirilip değerlendirilemediği hususundaki son durumunu insana acı bir şekilde haber vermektedir.

Ancak ölüm her yerde aynı olmakla birlikte fakir ve zayıf insanların ölüm düşüncesine daha çok katlandıklarını görürüz. Dünya onlara fazla bir şey vermeğinden kaybedecekleri çok şeyleri yoktur.


Ölümle yüzleşme

Ölüm, insanın varoluştan yokluğa veya başka bir yere sürgün edilmesi, fiziksel ayrılığın nihai gerçekliğine varmasıdır. Ölümsüzlük varsayımı ahlaki çerçevede yaşayan kimse için zorunlu bir olgudur. Dünyaya belli bir müddet için konumlandırılmış insanın yaşıyor olduğu an içerisinde bu anlayışa erişmesi en önemli görevidir. Ölümle yüzleşmenin iki temel faydası vardır:

Birincisi: Ölümle yüzleşen ve ölümden korkmamayı öğrenen kişi, artık hiç bir şeyden korkmaz. Her durumda ölümün varlığı aklında olan kişi huzuru bulmuş demektir.

Hz. Ali kerreme’llâhü vechenin  “Ha ben ölümün üzerine gitmişim ha ölüm benim üzerime gelmiş, umursamıyorum!” [6] şeklindeki ifadesi ölüme hazırlıklı bir hayat yaşayan kimsenin halini en güzel şekilde yansıtmaktadır. Bu hal, ölüm korkusuyla yüzleşen kişinin, kaçınılmaz bir son olan ölümü değil kendisini daha üstün tuttuğunun işaretidir.

İkincisi: Ölümü düşünen kişi, hayatın kıymetini daha iyi anlar. Aslında hayatı kıymetsiz ve anlamsız hale getiren, hiç ölmeyecekmiş gibi ve hedefsiz yaşamaktır.

“Dünyaya çivi çakmak” deyiminin ifadede ettiği yanıltıcı hisle oluşarak, yine “vur patlasın çal oynasın” şeklindeki mantıkla bir silsile halinde devam eden yanlışlar, böylece günübirlik yaşamaya başlayan kişinin hayatını amaçsız, anlamsız bir koşuşturmacaya çevirir. Oysa ölümü düşünen ve hayatının sınırlı ve geçici olduğunu hisseden kişi, kendisine; “peki ben niçin yaşıyorum, hayatımın amacı nedir?” sorusunu sormakla birlikte, hissederek yaşamaya ve anlamlı bir hayat sürmeye başlar. Sonsuz nimetler içinde ölümün dahi bir nimet olduğunu anlayarak kaybedeceği şeylerin, kaybedilme anı gelmeden şükür ehli olmak yolunu tercih eder.

Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki;

“Namaz kıldığında son namazınmış gibi kıl.

Sonradan özür dileyeceğin bir şeyi söyleme.

İnsanların elindeki şeylerden ümidini kes, bir beklenti içerisine girme,” [7]


[1] Zümer, 70

[2] Bakara, 272

[3] Buharî, Merdâ 19, Da’avat 30; Müslim, Zikr 10, (2680); Tirmizî, Cenâiz 3, (971); Ebu Davud, Cenâiz 13, (3108, 3109); Nesâî, Cenâiz 1, (4, 3)

[4] Yunus 49, Nahl 61

[5] Bakara 155, Mülk 2

[6] Beydâvî, Nâsıruddîn Ebû Saîd eş-Şîrâzî, Envâru’t-tenzîl ve esrâru’t-te’vîl, İstanbul, ts., I, 76. (GÜLER)

[7] Cami’ul Ehadis; 1:419, Hadis No: 802

 

BÜLBÜL’ÜN ÖLÜMÜ

“Sevenler bilinmiyor,
“Sevmeyenler bahtıyâr!”
Ömer Seyfeddin

Bir ilkbahar gecesiydi… Ay doğdu.

Bahçedeki gölgeleri hep koğdu.

Karanlıklar sönerken

Mâvi, billur ve parlak

Bir aydınlık içinden

Meleklerden daha ak

Genç periler kaçtılar

Sanki yerden semâya…

Nurdan kanat açtılar

Yeni doğan bu aya…

Bir ilkbahar gecesiydi… Bülbül’ün

Son demiydi, hem Bülbül’ün, hem Gül’ün.

Ötmüştü o yüz gece,

Ağlamıştı durmadan,

Gözyaşları bitince

Kalbi durdu vurmadan.

Gül her sabah açardı;

Âşıkına acımaz,

Serçe Bey’e saçardı

Kokusunu yaramaz….

Bir ilkbahar gecesiydi… Tak dedi

Bülbül’cüğün canına aşk hasreti.

Başı döndü! Ötmekten

Kısılmıştı nefesi .

“O vefasız tünekten

“Gel, in!” diyen bir sesi

Duydu. Hemen atladı

Sevdiğinin yanına.

Gül kendini sakladı,

Girdi onun kanına..

Bir ilkbahar gecesiydi… Bülbül’cük,

Rûhu gayet büyük olan bu küçük

Âşık yine Gül’ünü

Görmeyince istedi

Ateşinin külünü

Dökmek ve bir “Ebedî

Hicran” denen ölüme

Kavuşarak kurtulmak…

“Dünyâ kalsın Gül’üme!”

Dedi, sükûn bularak.

Bir ilkbahar gecesiydi. .. Ararken

Gördü Bülbül, Gül yerinde bir diken.

Gitti kondu üstüne,

Yüreğini sapladı;

Battı diken ödüne.

Sıcak kanı kapladı

Yapraklara saklanmış

Hain Gül’ü ansızın;

Benzetti çok utanmış

Yanağına bir kızın….

Bir ilkbahar gecesiydi… Gül soldu.

Onu tâli’ denen bir sert el yoldu.

Sabahleyin yerdeki

Yaprak yaprak na’şına

Konan çapkın ve zekî

Serçe uçtu başına,

Ölen sâdık Bülbül’ün

Sevmek onca bir sırdı;

Âşıkına bu Gül’ün

Baktı, baktı, şaşırdı!

Yeni Mecmû’a, c. I., nu. 3, 26 Temmuz, 1917.

Kaynak: ÖMER SEYFEDDIN’IN ŞİİRLERİ,Araştıran ve Hazırlayan: FEVZÎYE ABDULLAH TANSEL, 1972, ANKARA

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorumda sahte e-posta yazanlara cevap verilmez.

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s