DİLİMİZE NİÇİN İHANET EDİYORUZ?

Televizyonda ve internette her gün bıkmadan bozuk konuşmalar ve yazışmalar ile bilerek veya bilmeyerek Türkçemizi yok etmeye çalışıyoruz. Bazıları anadil için gayret gösterirken, bizler bir taraftan planlı şekilde (yok etme projelerini hayata geçirerek) Türkçe’nin safiyetini bozmak için, pepe dilli kişilerin ağzından haberleri, şovları, reklamları dinleyerek “ne alakası” (saçma bir deyim) içinde gayret içindeyiz.

“Herild yani”

Bunu kimse görmüyor zannediyordum. Gören çokta, duyan yokmuş. Bu işe bir dur diyecek vatan evladı ne zaman çıkacak bilmiyorum.

Bekliyoruz.

Bir milletin kendi diline ihanet etmesi ne acı bir durumdur. Bu nedenle “Feyza Hepçilingirler” in -TÜRKÇE “OFF”- (Nisan, 1998)  Kitabının önsözünü sizler ile paylaşmak istedim.

ÖNSÖZ GİBİ

“İki haftada bir, yeryüzünden bir dil daha eksiliyor.”

Ne zaman buna benzer bir haber okusam Türkçe ile ilgili sıkıntılarım artıyor.

Ne yapabilirim, diye yeniden düşünmeye başlıyorum. “Siyah Beyaz” gazetesinde dil yazıları yazmaya başlamam da bu nedenledir; bu yazıları genişletip elinizdeki kitabı oluşturmaya karar vermem de…

Pek çoğumuzun Türkçe konusuna duyarlı olduğunu biliyorum.

İnsanlar yanlış yapmak istemiyorlar; ama yanlış yapmamak için ellerinde ne var?

Edinmedikleri bir bilgiden yararlanmaları elbette söz konusu değil. Nerede öğretiliyor Türkçe?

Örgün öğretim içinde okullarımız yeterli bir Türkçe bilgisi, bilinci, sevgisi veriyor mu?

Hayır.

Yaygın öğretim diyebileceğimiz yazılı, görsel, işitsel basın bu konuda yardımcı olabiliyor mu insanlara?

Yine hayır.

Türkçe konusunda gerçekten titizlik gösteren kişiler bile çoğu kez eleştirdikleri yanlışları yapmaktan kurtulamıyorlar. Bunda dilbilimcilerin ortak bir dil, ortak bir kavrayış geliştirememiş olmasının payı var. Türkçenin hangi yöntemle daha iyi öğretilebileceğinin hiç tartışılmamış olmasının; herkesin yanlışlardan yakınırken doğrusunun ortaya konmamış olmasının … Daha pek çok şeyin. Bunları söylerken Türkçe duyarlılığının arttığını, birçok kişinin gazetelerde dil yazısı yazmaya başladığını unutuyor değilim. Ancak yakından bakıldığında bu yazarlardan çoğunun Türkçe diye Osmanlıcanın kurallarını dayattığını, kullanımda eski ya da yabancı sözcüklerin yanlış söylenmesi ve yazılmasından öte pek bir yanlış bulamadıklarını da görmüyor değilim. “Camisi” mi doğrudur, “camii” mi; “pantalon” mu diyelim, “pantolon” mu; “hastane” mi yazalım, “hastahane” mi?

Bu sorular gündeme getirildiğinde Türkçe konusunda aydınlanmış olmamak bir yana, dil bilinci iyice bulanıklaşıyor; ayrıca sürekli olarak bunlar tartışıldığına göre, Türkçenin bundan başka ve daha ciddi bir sorunu olmadığı yargısı güç kazanıyor.

Başka bir yandan, yine tek sorun buymuş gibi, Türkçeye büyük bir hızla doluşmakta olan yabancı sözcüklere dikkatimiz çekiliyor. “Dilde kirlenme” diye adlandırılan bu sorunu çözmek için yasa taslakları hazırlanıyor, “yasakçı zihniyet” yeni bir yasak alanı bulmanın sevinciyle dört elle sarılıyor konuya. Bu arada unutulanlar, sözdiziminden vurguya; yazımdan, noktalamadan tonlamaya; anlamdan anlatıma bütünüyle Türkçe oluyor.

Türkçe, yalnızca içine giren yabancı sözcüklerden ibaret değil ki!

Türkçeye özen göstermek, yabancı sözcük kullanmamak ya da kullanıldığında bunları doğru yazıp söylemeye dikkat etmek de değil. Türkçenin özel yapısı, kendine özgü kuralları var mıdır?

Varsa bunlar nelerdir?

Yeni bir dilbilgisi kitabı yazıp bütün bu düşündüklerimi açıklayabilirdim. Öyle yapmadım. Böyle bir kitabın hem çok kuru olacağından hem de yalnızca konuyla doğrudan ilgilenenleri “hedef kitle” olarak alacağından çekindiğim için… “Medyaca yönelik eleştirilerimle dil kavrayışımı birleştirerek keyifle okunabilecek bir kitap oluşturmak istedim. İstedim ki bu kitap bir “Medya eleştirisi” kitabı da olsun, bir “Dil yanlışları” kitabı da. Bu yüzden bütün örnekleri yazılı, daha çok da görsel basından seçtim. Yanlış kullanım örneklerini aldığım kişilerden beni bağışlamalarını dilerim. En iyi yöntemin, yanlıştan kalkarak doğruya ulaşmak olduğunu, kalıcı bilginin en iyi bu yolla edinilebileceğini düşündüğüm için böyle davrandım.

Gözüm en çok gençlerde. Bu kitabı en çok onların okumasını, okurken gülümsemelerini, yararlanabileceklere de yararlanmalarını diliyorum.

Kitabı yazmamda, basmamda katkısı olan herkese teşekkür ederim.

Feyza Hepçilingirler

***********************************

“ARAP HARFLERİ TERAKKİMİZE MANİ DEĞİLDİR”
AVRAM GALANTİ

KİTABI İNDİR

KONUŞMA VE YAZI DİLİ
“BEYİN”İN “DİL VE YABANCI DİL” ÖĞRENME DÖNEMİ
“BAŞKA DİL VAR DİYENİN BAŞKA BİR EMELİ VAR”
NEDEN İKİNCİ BİR DİL?
GELECEĞİN DÜNYASINDA VAR OLACAK DİL: TÜRKÇE
Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s