YENİ NESLİN DİNİ Wicca İLE PEYGAMBERİ Harry Potter

Çocuklarımızın 2001 yılında tanıştıkları/tanıştırıldıkları Wicca Dini ve peygamberi Harry Potter, nasıl bir “üst çalışma”nın ürünü olduğunu anlamakta çok geç kalmış olabiliriz. Konunun maddi getirisi yanında, çocuklarımız, peygamberimizin hayatından çok Wicca dinini ve gizlice servis edilmiş sahte  peygamber Harry Potter’u çok iyi tanımaktadırlar.

Bu meyanda Allah Teâlâ, her zaman olduğu gibi, Harry Potter, karakterini canlandıran Daniel Radcliffe’nin,“Uyuşturucu Batağında”ki haberleriyle, uydurma dinin baş aktörünü ve yan getirilerinin perişan hallerini tezahür ettirmiştir. Yaşı geçkin olanlar bilir, ‘Superman’filmlerinin unutulmaz yıldızı Christopher Reeve, Reeve, attan düşerek felç olmuştu. 9 yıl felçli olarak yaşam mücadelesi vermiş ve kalp kriziyle vefat etmişti.  

Burada anlatmak istediğimiz hikmet, Allah Teâlâ’nın kullarını ve İslâm Dinini muhafaza ettiğini göstermektedir. Allah Teâlâ buyurdu ki;

“İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?”

[Kur’ân-ı Kerim,Kıyamet,36]

Lois MARTİN, Cadılığın Tarihi Ortaçağ’da Bilge Kadının Katliisimli eserinden sizlerle bir kısmı paylaşacağım.

Wicca dini: [Hristiyanlık öncesi geleneklere dayandırılan çok tanrılı neo-pagan din (doğa üzerine odaklanmış, genellikle inançsızlarca bir çeşit büyücülük olarak görülen)]

Harry Potter, 2001 yılından bu yana etkinliğini sürdürüyor ve Wicca dini bugünün dünyasında en hızlı yayılan dinlerden biri olma niteliğini ko­ruyor.Yirmi birinci yüzyılda cadılar ve cadılık bizi hâlâ ebedi bir büyünün etkisi altında tutmaya devam ediyor. Harry Potter’ın görülmemiş başarısı daha çok JK Rowling’in bazı orijinal figürleri canlandırmaktaki dahiyane yeteneğinden kaynaklan­maktadır.

Cadı, büyücü ve sihirbaz: hepimiz içgüdüsel olarak bunların kim olduğunu ve neler yapabildiklerini biliriz. Dö­nüştürücüler, şekil değiştiriciler, iyileştiriciler, falcılar, meydan okuyucular ve yıkıcılar: her kültür kendi cadısına ve büyücü­süne sahiptir ve her kültürde bunlara imrenilir ve bunlardan korkulur. Genç Harry Potter ve okul arkadaşları zarif bir şekil­de Batı’nın cadı ve büyücü masallarının bakış açısını yansıtır­lar. Süpürgelerle uçar, sivri şapkalar giyer, büyücü asalarıyla büyülü kelimeler söyler, kazanlarda iksirler kaynatır, tozlu bü­yü kitaplarına başvurur ve kurbağalar ile baykuşlara yakınlık duyarlar. Hogvvarts Ekspresi’ne binmek; gerçekliği ardında bırakmak ve iyinin ve kötünün siyaha ve beyaza dönüştüğü, kimsenin cadıların ve büyücülerin sahip oldukları yeteneklere nasıl ulaştıklarını sorgulamaktan vazgeçmediği masalsı diyar­lar ve kolektif hayaller dünyasına girmek demektir.

Gerçek dünyada ise, eski zamanlardan beri beynimizdeki cadı algısının merkezinde duran ve toplumlunuzdaki cadıla­rın ve cadılığın rolünü genellikle ölümcül sonuçlara yol aça­cak şekilde belirleyen sorular işte bu tür iyi ve kötü, doğal ve doğaüstü sorularıdır.

Zaman­la cadılık, coğrafyayla ve hepsinden önemlisi gerçeklikle sınırlamıştır. Masallardaki cadılıkla değil, modern pagan cadılıkla ya da Av­rupa dışı kültürlerdeki cadılıkla ilgilenmektedir. Bunu söyler­ken, yanlış anlaşılmayı ve karışıklığı önlemek adına, bir ara verip tarihsel cadılıkla neyi kastettiğimizi ve özellikle onun Modern Pagan WiccaDini’nden hangi noktada ayrıldığını tam olarak açıklamalıyız. Modern pagan cadılar arasında, inançla­rının kökenlerine ve tarihteki cadılarla ilişkilerine dair çok sa­yıda kavram kargaşası vardır.

Yakın zamanda, akademisyen Ronald Hutton Ayın Zaferi adlı kitabında kendi deyimiyle
“İn­giltere’nin dünyaya armağan ettiği tek din” in doğuşunun ilk tarihsel analizini yapmıştır ve böylece Wicca sonunda yarı gerçeklere ve romantik söylencelere değil de somut akademik verilere dayalı bir tarihsel temele sahip olmuştur.

Modern pagan cadılıkla tarihsel cadılık arasındaki karmaşa ve tutarsızlıkları ele almanın belki de en kolay yolu, konuya her bir cadılık türünün temelini oluşturan iki klasik düşünce sistemini ele alarak yaklaşmaktır. Wicca’nın büyücülük öğesi nihayetinde Neo-Platoncu Rönesans’ın bir çocuğu (ya da en azından torununun torununun torununun torunu) iken, ta­rihsel cadılık inançları köklerini ortaçağın Aristotelesçi dü­şüncesinden almaktadır. Orta Çağların Aristotelesçi araştır­macıları büyünün yalnızca iblislerin yardımıyla yapılabilece­ğine inanıyorlardı, bu nedenle cadılığı Şeytan işi olmakla suçluyorlardı. Rönesans düşünürleri ise büyünün bir doğa bilimi olduğunu ve insanların çevrelerine büyüyle yaklaşmaları için hiçbir iblise ihtiyaç duymadıklarını öne sürüyorlardı. NeoPlatonculuk büyü için doğaya dönük bir açıklama yaparken, Arisiotelesçilik ona doğa üstü bir açıklama getirmektedir.

Nco-Plaloncu düşünce sistemi, Rönesans’tan beri, büyü pra­tiğini tam bir doğal fenomen olarak gören gizemciler arasında oldukça yaygınlaşmıştı. Modern YVicca’da, bu Neo-Platoncu Doğal Büyü gizem felsefesi, kendine on sekizinci yüzyıl Ro­mantik hareketinden türemiş çok tanrıcı pagan inancından bir yol arkadaşı bulmuştur.

Wicca, doğal dünyanın bütününü, doğum ve ölüm döngülerinde dolaşan ve her bir canlıya nüfuz edip onları birbirine bağlayan yaşamsal bir gücü canlandıran ve renklendiren dini bir hareketi yapılandırmıştır. Tanrılar, tanrıçalar, periler ve ruhlar bu kutsal yaşam gücünün kişileş­tirmeleri ya da doğadan fışkıran madde dışı varlıklar olarak görülür. Belirgin bir iyi-kötü kavramı yoktur ve insan işi kö­tülükler genellikle doğadan ve onu canlı kılan yaşam gücün­de yabancılaşmayla ilişkilendirilir.

Bu cadılık; Hıristiyan Orta Çağların Aristotelesçi baskın dünya görüşüyle şekillenmeye başlayıp on beşinci yüzyılın so­nuna doğru klasik basmakalıp biçimine evrilen cadılıktan tam bir dünya (ve düşünce sistemi) kadar uzaktır. Bu kitabın bun­dan sonraki aşamalarında peşine düşeceğimiz de, işte bu cadı­lık algısıdır. Bu fikre göre, cadının Şeytanla bir sözleşme im­zaladığına ve genellikle kimi yabanıl ve kuytu yerlerde ya da mağaralarda gerçekleşen Sabbat (ya da Sabbath) adıyla bilinen gece ayinlerinde ona ibadet ettiğine inanılır. Kendisine yakın cadılarla birlikte genellikle bir süpürgeyle Sabbat’a uçar ve orada ibadet tapındıkları Şeytan’a sadakat yemini eder. İblisle­re dua eder, vaftiz edilmemiş çocukların etinden yapılmış deh­şet verici yemekler hazırlar, ardından ışıkları söndürür ve en yakınında kim varsa utanmazca onunla ilişkiye girer. Bizzat Şeytan ya da onun hizmetindeki iblislerden biri bu Sabbat’ları yönetir. Bunlar genellikle siyah ya da siyahlar giymiş bir adam olarak tasvir edilir. Başka zamanlarda keçi, köpek, kurbağa ya da başka bir hayvan olarak görünebilir. Şeytan, cadılarını Şey­tan işareti olarak bilinen tanımlayıcı bir işaretle vaftiz eder ve onlar da genellikle komşuların çocuklarını ya da davarlarını büyülemek, ürünlerine zarar vermek ve toplumlarında hastalıklara ve ölümlere sebep olmak gibi kötücül ve zararlı büyü­cülük işlerine girişerek efendilerine hizmet ederler. Cadılara büyücülük yetenekleri Şeytan tarafından bahşedilmiştir ve yaptıkları kötülüklerde genellikle akrabalar ya da ev hayvan­ları kılığına giren iblislerden yardım alırlar.

Bu cadılığın ideolojik temelleri Orta Çağlarda olsa da, onun bir ortaçağ keşfi olduğu söylenemez. O; ortaçağdan önce de sonra da görülmüştür. Cadılık inancı antik dönemlere kadar dayandırılabilir ve Cadı Avı olarak bilinen yaygın cadı idam­ları ciddi biçimde on altı ve on yedinci yüzyıllara dek görül­memiştir. Bir çoğumuz cadılıkla suçlananların işkenceden ge­çirilip kazığa bağlanarak yakıldığı meşhur “Yakma Dönemleri”ni duymuşuzdur. Görünürde bu idamların salgın boyutları­na ulaşması bu cadı avı feveranlarına “çılgınlık” kavramının yakıştırılmasına neden olmuştur. Modern araştırmacılara göre bu durum bir çeşit kitlesel histerinin sonucudur. Büyük ölçü­de, Cadı Avı bir Batı Avrupa fenomenidir ve cadılık Batı Avru­pa’da, Britanya ya da Avrupa’nın çevre bölgelerinde olduğun­dan daha farklı bir gelişme göstermiştir.

Aslında, Cadı Avı’nın temel gücü Batı Avrupa’nın Fransa ve Almanya ile sınırlı kü­çük bir bölgesinde yoğunlaşmıştır.
Tarihçi Robert Thurston’a göre, “tüm cadı avlarının yüzde ellisinden fazlası Strasbourg çevresindeki 300 mil yarı çaplı bir dairede gerçekleşmiştir.”

Tarihçiler, uzun süre Cadı Avı’nın neden, ne zaman ve ne­rede gerçekleştiği üzerine kafa yormuşlardır. Bu, Avrupa tari­hindeki belli bir döneme has bir olgudur, ancak cadılık inan­cı yeni bir şey değildi ve Avrupa’yla sınırlı da değildi. Cadılık üzerine tarihsel araştırmalar özellikle Cadı Avı sürecinde söz­de “cadılık” suçunu işledikleri savıyla tahminen 40.000 insa­nın öldürülmesi sonucunu doğuran Avrupalı cadı inançları­nın çok sayıda öğesini bir araya getirmeye odaklanmıştır. Ca­dı Avı’nı açıklamak için toplumsal, ekonomik ve dinsel çekiş­melerden kadınların ezilmesine ve felaketler ile doğal afetlere günah keçileri bulma uğraşma dek pek çok işlevsel teori üre­tilmiştir. Her ne kadar tüm bu teoriler genelde cadı avının özelde de bireysel cadı avlarının yükselişine katkıda bulunan birçok etmenin anlaşılmasında önemli rol üstlenseler de, bunların hiçbiri olguyu tamamıyla açıklamamaktadır. Avrupa cadılık tarihini yeterli oranda kapsayan bir “numunelik” teori yoktur. Modern tarihçiler, Orta Çağlar boyunca aşamalı olarak biriken ve evrilen, aynı zamanda Cadı Avı’nın şekillenmesi için gerekli koşulları hazırlayan çok sayıda kültürel, dinsel ve yasal dizge arasındaki ilişkileri çözmeye odaklanmışlardır. Hem Kıta’da gelişmiş cadı prototipi hem de onun hizmet etti­ği iddia edilen Şeytan, bir dizi farklı ideolojik ve kültürel kay­naklardan devşirilmiş ve birkaç yüzyıl boyunca Avrupa toplumunun yasal ve toplumsal örgüsündeki değişimlerle beslen­miş karma figürlerdir. Cadılık inancı, on beşinci yüzyılın so­nuna dek klasik, prototip formuna ulaşmamıştır ve tarihçilerin Cadı Avı’nın altında yatan cadılık inançlarının kökenlerini or­taya çıkarmaları için daha önceki yüzyıllara bakmaları gerekir.

Cadılar ve cadılık toplumda şu ya da bu biçimde her zaman varolmuşlardır. Erken Ortaçağ Avrupası’nda büyücülere ve si­hir işlerine gündelik hayatın toplumsal yapısının bir parçası olarak genellikle hoşgörüyle yaklaşılmıştır. Büyü yoluyla yara­lamaya ya da ölüme sebep vermeye dair yasalar vardır ancak soruşturmalar çok yaygın değildir. Geç ortaçağ ve erken mo­dern dönemle birlikte cadılık, bir şekilde, çok yeni ve ayırt edi­ci bir anlam kazanmıştır. Algıda yaşanan bu değişimin sebep­leri Avrupa toplumunun temellerini sarsan yeni bir paranoya­da gizlidir. 1000-1400 yılları arasında Avrupa’nın toplumsal ve politik çizgisinde büyük bir değişim yaşandı. İşgalci Müslü­man orduların tehdidi, doğu Ortodoks Kilisesi ile yaşanan ay­rım, heretikliğin yükselişi ve Kara Ölüm’ün yıkıcı etkileri bir araya gelerek Avrupalı zihninde toplumsal, ruhsal ve politik hayatın pek çok yanında radikal değişikliklere neden olacak yeni bir kuşatılmışlık hissi yarattı.

Ortaçağ Avrupası kendini saldırı altında hissetti ve sonraki dönemler komplo teorileriy­le dolup taştı. Yahudiler, cüzamlılar, heretikler ve kafirler Av­rupa Hıristiyanlığını bizzat Şeytan tarafından kurgulanan acı­masız bir komployla yıkmaya çalışan yeni “iç düşmanlar” ola­rak görüldü.Zamanla, cadı figürü topluma karşı çalışan bu gizli şeytanın nihai sembolü olarak yeşermeye başladı ve Orta Çağların paranoyası derinlere yerleşmiş bir Şeytan korkusuyla erken modern döneme taşındı, korundu ve büyütüldü.

Kaynak:

Lois MARTİN, Cadılığın Tarihi Ortaçağ’da Bilge Kadının Katli, Orijinal Adı: The History of Witchcraft Türkçesi Barış Baysal , Kalkedon Yayıncılık, 2009, İstanbul, sh:11-16

 http://www.turktime.com/haber/Harry-Potter-Daniel-Radcliffe-Uyusturucu-Bataginda-FOTO-HABER/241058/

http://www.sondakika.com/galeri/harry-potter-uyusturucu-bataginda/

http://taraf.com.tr/haber/uyusturucu-bataginda-mi.htm

http://www.acunn.com/galeri/harry-potter-uyusturucu-bataginda/7820

http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/290751.asp

HÄXAN/ CADILAR (1922)

91 dk

Yönetmen: Benjamin Christensen

Senaryo: Benjamin Christensen

Ülke: İsveç

Tür: Belgesel, Korku

Rating:7.7

Vizyon Tarihi:18 Eylül 1922              (İsveç)

Dil: İsveççe, Danimarkaca

Müzik: Matti Bye, Launy Grøndahl, Daniel Humair

Çekim Yeri: Copenhagen, Denmark

Oyuncular: Maren Pedersen, Clara Pontoppidan, Elith Pio, Oscar Stribolt, Tora Teje

Özet

Danimarka-İsveç ortak yapımı anlamı Cadılar olan Häxan, çağlar boyunca cadılığı anlatan ilgi çekici bir belgesel.

Yapıldığı yıla kadar yaşanmış olan büyücülük ve cadılık hikâyelerini zaman zaman slaytlarla zaman zamansa yaşanmış olayları canlandırarak anlatıyor.

Filmden

CADI 1. Bölüm

Cadılık ve büyücülüğe olan inancın tarihi muhtemelen insanlık tarihi kadar eskidir. İlkel insan kavrayamadığı bir şeyle karşılaştığında açıklaması hep büyücülük ve kötü ruhlar olmuştur. İzleyen resimde İran’da hastalıkların nedeni olduğuna inanılan hayali yaratıklar tasvir edilmektedir.

İngiliz bilim adamı Rawlinson ve Fransız bilim adamı Maspero bize, ilk uygarlıklarda var olduğuna inanılan kötü ruhların resimlerini gösteriyor. Kötü ruhlar, büyücülük ve cadılığa olan inanç evrenin gizemi ile ilgili saf fikirlerin bir sonucudur. Burada Maspero’ya göre Mısırlıların dünyanın şeklini nasıl algıladıklarını görüyoruz. Eski Mısırlılar toprak ve suyun her yönden yüksek dağlarla çevrildiğine inanıyorlardı. Gökyüzü çelikten yapılmıştı ve yüksek dağların üstünde duran güçlü sütunlarla desteklenmekteydi. Yıldızlar, lamba gibi, gökyüzüne iple asılmıştı. Diğer eski uygarlıkların inançlarına göre gökyüzü kubbeliydi ve yeryüzü teraslar şeklindeydi. Eski çağlardaki kötü ruhlar Orta Çağ’da etrafta sinsice dolaşıp çocukları kandıran şeytanlara dönüştü. Şeytan, Dünya’nın çekirdeğinde yaşamaktaydı. Orta Çağ’ın son bölümlerinde dünya evrenin ortasında sabit bir küre olarak düşünülmüştü. Yerkürenin ve sularının üzerinde Orta Çağ insanı ilk olarak bir hava katmanı hayal etti. Sonra bir ateş katmanı ve ateşin dışarısında gezegenler, hareket eden ilahi bedenler. Her gezegen şeffaf ve hareket edebilen kürelerine bağlanmıştı ve gezegensel kürelerin dışında sabitlenmiş kendi başlarına duran yıldızlar vardı. Hepsinin üstünde onuncu kristal kürede dokuz melek tarafından kuşatılmış yüce Tanrı oturuyordu ve kürelerin dönmesini sağlayan da oydu. Yerküre çekirdeğinin derinlerinde Şeytan tarafından kandırılanların sonsuza kadar acı çekeceği cehennem yer alıyordu. Fransız tarihçi Lacroix’den alınan İzleyen resmin üst tarafında şeytanlar lanetlenenleri büyük kaplara istifliyorlar. Bir günahkâr doğruca kazanlardan birinin altında yanmakta olan ateşe atılıyor. Bir şeytan bir borudan süzülen korkunç sülfürü bir adamın boğazından aşağı döküyor. İki canavar lanetlenenlerden bazılarına keskin dişleriyle eziyet ediyorlar. Orta Çağ’daki inanışlarla ilgili iyi bir anlayış vaat eden garip eski mekanik bir cehennem tasviri buldum. Şeytanların kazanların altındaki ateşe karşı olan istekliliklerini inceleyin! Orta Çağ boyunca şeytanlar ve cehennem gerçek kabul edilmişler ve sürekli bir korku kaynağı olmuşlardır. Cadıların Şeytan ile hukuki olmayan bir anlaşma imzaladıklarına inanılırdı ve bu nedenle kazığa bağlanıp yakılırlardı. Hareketli figür; bir cadıyı, onu havaya kaldırarak almaya gelen bir şeytan. Bu ölüleri yakmaya mahsus odun yığını resmi, devamındaki resim gibi “Resimlerde Geçmişte Alman Yaşantısı”dan. Bu resimde bir cadı bir baltanın sapını sağıyor. İzleyen resimde bir cadı bir adamın ayakkabısına büyü yapıyor. Cadılar genellikle konseylerde buluşurlardı ve toplantılarından sonra, örneğin, bir ağıla sinsice girip bir ineği büyüleyebilirlerdi. Çizimin altında fark edilen köşeli sembol ağılların kapısına cadılara karşı koruma amaçlı kazınırdı. Bu eski naif çizimde bir büyücü ve bir cadı bir kasabayı ateşe veren büyüler yapıyorlar. Cadıların insanları büyücülerin tozları ve sihirli iksirlerinin de yardımıyla hastalıklarla lanetlediklerine inanılırdı. Hasta kişinin yatakta nasıl çıplak yattığına  dikkat edin. Geçmişte bu alışılmış bir şeydi. Cadıların geceleri, cadı ayini olarak anılan şeytanlarla dans etmeleri sırasında çıplak oldukları genel bir inançtı. “Ayin”de yer almak isteyen kadınlar sırtlarına “Cadı merhemi” sürebilecek olan büyücüye giderlerdi. Cadılık merhemi onların havalanmasını sağlardı. Fransız doktorlar Bourneville ve Teinturier bana cadı ayiniyle ilgili resimleri verdiler. Bunlar binlerce kadının katılımlarını açıkladıkları gizli şeytani bir törenin resimleriydi. Ayin sırasında büyücüler ve cadılar öncelikle kutsal kilise haçının kutsallığını bozarlardı. Daha sonra Şeytan, katılımcılara şeytanların isimlerinden verir ve törensel ziyafet verilirdi. Şeytan’ın yemeği genellikle darağacındaki cesetlerden hazırlanırdı. Tüm cadılar Şeytan’a olan saygılarını, onun arka tarafını öperek göstermek zorundaydılar. Şeytanlarla yapılan evlilik dansından sonra ilk horoz ötüşüyle cadılar evlerine uçarlardı. Bu görüntüler çoğunlukla Orta Çağ ve Rönesans’ın ünlü cadı ayinleri resimlerinde bulunur.

CADI 2. Bölüm

Şimdi büyücülerin yeraltı evlerine gidiyoruz, Tanrı’nın 1488 yılına.

“Bu gece yıldızlar darağacı tepelerinde lütufkâr parlayacak.”

 “Ah! Ne pis koku.”

 “Hırsızın bedeni, darağacında çok uzun zamandır asılı duruyordu.”

 “Böyle bir hırsızın parmağı fazlasıyla kuruduğunda, artık karışımın iyileşme gücü vermesine katkıda bulunamaz.”

 “Çabuk ol, aç Karna, böylece gelip geçen beni görmez.”

 “Karna, bana kilisenin dindar bir adamı üzerinde etkili olabilecek bir aşk iksiri bulabilir misin?”

 “İşte, genç bakire, kedi dışkıları ve güvercin kalplerinden hazırlanmış bir iksir. Alın.”

 “Bir adamın içkisine damlatacağınız bir damla onun kalbini hemen yumuşatacaktır.”

 “Karna, daha güçlü bir iksir alabilir miyim?”

 “Bakire, eğer adamı aşka dair sağlam fikirlerinden ayırmak istiyorsa Mayıs ayında, genç ve oyuncu bir erkek serçeden yapılmış bir iksirim var.”

 “Paranı tut, bakire! Önce merhemimi kokla!”

 “Eğer bir gecede Brocken’a seyahat etmeyi istiyorsan bu macun iyidir.”

 “Gizlice bu macunu sürdüğünde dindar rahip doğrudan odana gelecek.”

 “Gece birlikte yükseklere uçacaksınız ve sana bir sürü aç öpücük sunacak.”

 “Dinle kardeşim, merak ediyorum böyle cesur bir girişimde bulunmadan önce dua etmemiz gerekmez mi?”

 “Oh, Kutsal Meryem, bizi bir insanın ölü bedenini bir bıçakla kesip açtığımız için affet! Böyle kötü bir günah işlememizin nedeni zamansız bir merak değil…”

 “…ancak böylece pek çok korkunç hastalığın nedeni ortaya çıkabilir”

 “Yardım et! Çabuk!”

 “Mezarlığın huzuru iki cadı tarafından bozuldu.” Cadılığın ve Şeytan’ın işinin her yerde görüldüğü Orta Çağ’da durum böyleydi ve bu nedenle olağan dışı şeylerin gerçek olduğuna inanılırdı. “Lanet kadın! Sen burada yatamazsın ve dürüst insanların bacaklarını büyüleyemezsin.”

 “Dikkat et!”

 “Artık ahlâksız ağzın sonsuza kadar açık kalacak.”

Şeytan’la olan cadılıkta da oldu. İnsanların ona olan inancı o kadar güçlüydü ki gerçek oldu. Şeytan her yerdedir ve her şekle girer. Kendini bir kabus, öfkeli bir iblis, baştan çıkarıcı biri, bir aşık ve bir şövalye şeklinde gösterir. Şeytana eşlik eden, genç ve güzel olabilir ancak genelde fakir ve mutsuzdur. Her gece sarhoş olmanızın nedeni Yanan kütüklerin verdiği sonsuz korku mu siz Orta Çağ’ın yaşlı ve fakir kadınları?

 Gece olup akşam çanı çaldığında ve şehirdeki tüm ateşler küllerle kaplandığında Şeytan, kendi maceraları için Apelone’i alır. Apelone’nin rüya kalesi havada asılı durur ve orada Şeytan onun tüm gizli arzularını yerine getirecektir.

CADI 3. Bölüm

“Franz Heinemann’ın “Almanya’nın Geçmişinde Ayinler ve Haklar” kitabından engizisyon yargıçlarının iş üzerindeki fotoğraflarını inceleyebiliriz. Cadılıkla suçlanan bir kadın şüpheli, suçlu olup olmadığının anlaşılması için suya atılmış. “Gelenekler Tarihi” kitabında Edward Fuchs bize sanığın nasıl bağlandığını gösteriyor. Cellatlar, sanıkları suyun içinde bir destek bulamayacakları noktalara doğru kaydırmak için kürekler kullanır. Eğer sanık batmazsa sudan çıkarılıp yakılır. Eğer boğulursa, yargıçlar sanık masum olduğu için Tanrı’ya şükrederler. Şimdi cadılık için kurulan bir mahkemeyi başından sonuna kadar canlandıracağım. Olay Papa’nın gezici engizisyon rahiplerini Almanya’nın dışına yolladığı bir zamanda geçiyor. “Ah, benim kocam bir büyücü onu büyülemediği sürece baş dönmesiyle aniden yıkılmış olamaz. “Rahatlayın matbaacının karısı Anna, bu çok yakında kurşunun gücüyle açığa çıkacak. “Ah, sen güçlü Satürn, matbaacı Jesper’a eğer büyü yapıldıysa bu kurşunun bunu göstermesine izin ver.”

 “Baş dönmesinin sebebinin korkunç bir büyü olduğu, kurşunun şekline yazılmış.”

 “Ah Peter, kötü büyücü nerede?”

 “Bu cadıyı görmeyi sen benden daha çok istersen belki görebilirsin.”

 “İsa ve Kutsal Haç adına!” Geldiğini duymadım, dokumacı Maria!”

 “Ah bakire, lütfen acıyın bana, benim gibi kapı kapı dilenen fakir bir kadına!”

 “Aç mısın Maria?

 Açsan otur.”

 “Al, İsa adına ye şimdi, eğer yiyebilirsen.”

 “Dikkat et küçük kardeş, dikkat et. Bu kadının kötü gözleri var. “Engizisyonun en genç hizmetkârı, yabancı bir bakirenin söyledikleriyle değişmez.”

 “Ne harika!” Genç bakire kolumu tuttuğunda yandığımı hissettim.”

 “Genç bakire, sizin de bildiğiniz gibi yaptığınız bu suçlama kadının hayatını tehlikeye sokar.”

 “Onun can düşmanı olmadığına bu haç üzerine yemin et!”

 “Hadi genç adam, hepimizi fareye çevirmemesi için cadının ayakları yerden kesilmeli.” Şimdi hak ettiğin gibi yanarak ölebilirsin, seni Şeytan’ın lanet metresi.”

CADI 4. bölüm.

Taşıdığı cadı tozunu saklayamaması için iki “dürüst” kadın, sanığı hapishaneye götürdü. “Cadılıkla suçlanan dokumacı Maria buraya getirildi.”

 “Efendim, dikkatlice bakın, saçlarının arasına cadı tozu saklamış olabilir.” Engizisyon mahkemesi, suçunu kabul etmesi için gecelerce uğraştı. İki onurlu adam, güzellikle itiraf etmesi için onu ikna etmeye çalıştı. Eğer suçlamaları inatla yalanlamaya devam ederse onlar da bir çeşit ruhsal işkence yöntemi uygulayacaklar. “Kadın, bu kutsal parşömende yazılı olan İsa’nın yedi kutsal kelimesine bak.”

 “Şeytan sessiz kalmasına daha fazla yardım etmesin diye onları boynuna asacağım.”

 “İsa’nın bedeniyle kutsanmış bu balmumunun uzunluğunu görüyor musun?”

 Sanık, yargıç içeri girerken büyü yapamasın diye arka taraftaki işkence odasına götürüldü. “Son kez soruyorum: Büyücülüğünü ve suçlarını itiraf etmek istiyor musun?”

 “Çilesi başlasın çünkü onun kalbinin acımasızlığına belki biz bir son verebiliriz.”

 “Ah, sen bilge adam! Doğru olmayan bir şeyi itiraf etmemi benden nasıl beklersin?”

 “Cellat Rasmus! Cadının uğursuz bedenine işkence yapmaya başla.”

 “Cellat Rasmus, günahlarını itiraf etmesi için ipi biraz gevşet de nefes alsın.”

 “Ah, bilge adam! İtiraf ediyorum: “Ben Şeytan’ın bir çok çocuğunu doğurdum.”

 “Ve doğururken, Karna ile diğerleri bana yardım etti.”

 “Eğer çilem sona erecekse Trina’nın bana cadı merhemi sürdüğünü itiraf ediyorum.”

 “Ah evet, bilge adam. Zavallı ben Trina’nın süpürgesine binip gecenin içinde havalanarak Brocken’a gittim.”

 “Ve Şeytan’ın büyükannesi de diğer tüm cadılarla beraber oradaydı.”

 “Ve şeytani amelleri yeterince tamamlayamamış olan o kadınlardan biri, Şeytan’dan çok kötü muamele gördü.”

 “Ve topluluk kutsallığın üzerinde tepindi.”

 “Ve Karna kara kurbağa ve vaftiz edilmemiş bir bebekten bir yemek pişirdi.”

 “Dinle dokumacı Maria, Şeytan’ın işaretini cadıların alınlarına nasıl koyduğunu da gördün mü?”

 “Ah, bilge adam, ben cadıların Şeytan’ın arkasını nasıl öptüklerini gördüm.”

 “Ve Anna’nın annesi, matbaacının karısı benim yanarak ölmemi istiyordu.”

 “Zaten o lanet kadının Şeytan’ı ne kadar şefkatli öptüğünü gördüm. Ve onun aptal, yaşlı hizmetçisi Sissel de oradaydı.”

 “Ve bir süre önce beni döven Elsa da, kazığa bağlanıp yanmalı.”

 ” O ve kız kardeşi bir gece yazar Martin’in kapısının önüne geldi..”

 “Ve yazar Martin’i büyülemek için suyu kapısına doğru döktüler.”

 “Ve aynı gece ölüm yazar Martin’i aldı.”

 “Ve yaşadığım sokakta arkamdan bağıran cadılar hakkındaki her şeyi size anlattım..”

CADI 5. Bölüm.

İşte bu şekilde cadılık çağı boyunca çarkların sonsuz dönüşü başlamış oldu. Her sanık peşinden 10 yeni sanık daha getirdi. Şehrin muhafızları üstlerine düşen görevle meşguldüler. Eğer bir cadının yakalanmasına karşıysanız, sizin de bir cadı olduğunuz düşünülürdü. Matbaacının genç karısı Anna’nın kaderi mühürlenmişti. Ve böylece matbaacı Jesper’ın tekin olmayan evinde yalnızca iki kişi kalmıştı. Cadılık çağı boyunca çirkin ve yaşlı olmak çok tehlikeliydi ama genç ve güzel olmak da pek güvenli sayılmazdı.

“Kardeşim, bana yardım et. Günahkâr düşüncelerim var.”

 “Üzerini çıkar, kardeşim!”

 “Günahkâr vücudunla, zavallı ruhuna kırbaç ve duayla şifa vereceğim.”

 “Ah kardeşim, kamçılamayı neden bıraktın?

 Şimdi eminim ki ruhum lanetlenecek.”

 “Peder Henrik, Kardeş John büyülenmiş.”

 “Onu cezbetmek için bir cadı hücrelerine kadar işlemiş.”

 “Ve onu bileklerinden yakalamış.”

 “Kalk kardeşim, Peder Henrik geliyor.”

 “Kardeşim, bakirliğini bir cadı için vermedin, değil mi?”

 “Bir cadıya karşı şahitlik etmeyi reddedersen cezalandırılacağını biliyorsun.” Ve böylece güvenilir testlerini genç bakireye uyguladılar. “Kutsal Üçleme adına, eğer sen bir cadı değilsen gözyaşların şimdi dökülsün!”

 “Gözyaşı dökemediğini kendin de görüyorsun çünkü Şeytan’la iş birliği içindesin.” Şimdi biz genç kadının direnmeden, acı ve tehdit olmadan itiraf etmeye ikna edildiğini farz edelim. Üstün engizisyon mahkemesinin bu durumda nasıl davrandığını bulmaya çalıştım. Ve gördüğüm bazı tasvirler beyaz perde için o kadar tehditkârdı ki filme nasıl aktaracağımı bulamadım. “Uyan, genç bakire! Sana iyi bir haberim var.”

 “Bak, genç bakire, sana özgürlüğünü vereceğim. Tabi eğer karşılığında bana küçük bir iyilik yaparsan.”

 “Neden benimle dalga geçiyorsunuz, rahip?

 Benim gibi zavallı bir yaratık size nasıl bir iyilik yapabilir ki?”

 “Bu suyla gök gürültüsü yaratma sanatını bana öğret!” Genç bakire, eğer sözümü geri almamı istemiyorsan, ayağa kalk ve hapishane avlusuna bak.”

 “Gardiyanlar gitti mi?”

 “Evet, çok uzağa gittiler, bakire. Anahtarlar artık benim elimde ve seni bu gece şehrin çıkışına gizlice ulaştırabilirim.”

 “Sana yemin ederim ki, bana cadıların nasıl gök gürültüsü yarattıklarını gösterdiğini sonsuza kadar sır olarak saklayacağım.”

 “Matbaacı Jesper’ın oğlunun bu dünyada senden başka akrabası olmadığı için yapayalnız kalacağını da düşün, bakire?”

 “Ah, Peder Henrik, genç bakirenin göz yaşlarına bakın. Bakın, ağlıyor. Bu yüzden o büyücü olamaz.”

 “Sersem çocuk! Bilmez misin ki cadılar, bizim inanmamız için, o gözyaşlarını tükürükleriyle yaparlar?”

 “Bak bakire, eğer sen olmazsan bu çocuk, bir cadının reddedilmiş dölü olarak onursuz ve sefil bir şekilde yok olacak.”

 “Burada durun ve bakirenin söylediklerini dinleyin, böylece sonrasında onun aleyhinde şahitlik edebilirsiniz.”

 “Eğer konuşursam çocuk ve benim için zindanın kapısını gizlice açacak mısınız?”

 “İlk başta size gezgin bir taşçının bana söylediklerini anlatacağım.”

 “Cadılar gök gürültüsünü çağırmak için ellerini suyun üzerine koyarlarmış…”

 “Seni adi cadı! Yarın güneş batmadan, kazığa bağlanıp yakılacaksın.”

 “Herkese ibret olsun diye seni yakacaklar, bakire “ve Tanrı için hoş bir koku ortalığı saracak.” Ve şehir meydanındaki odun yığınında bir infaz daha gerçekleştikten sonra yargıçlar başka bir şehrin yolunu tutarlar. Cadıların cinneti ruhsal bir vebaya benzer, yargıçların gittiği her yeri harap eder. Birkaç yüzyıl boyunca sekiz milyonun üzerinde kadın, erkek ve çocuk cadı oldukları gerekçesiyle yakılmıştır.

CADI 6. Bölüm.

Tamamiyle anlamsız olan cadı itirafları vardır. Örneğin, birçok kadın kediye dönüştüklerini itiraf ederler. Hayvan görünümlü iki şeytan kilisenin kapısında nöbet tutarken onlar gece boyunca sunağa pisler. Ama insanların batıl inançlarla yönetildiği zamanlarda gerçeğe çok yakın gelen, itiraflar da vardı. Birçok kadın evlilerin yatağına bağlama büyüsü yaptıklarını itiraf ettikleri için yakıldı. Her bir düğüm hamileliği yok etmek için atılırdı. Evin tüm mutluluğu cadı saçı ve metal haçlarla altüst edilebilirdi. Birçok kadın bazı sihir hilelerine baş vurur ve onların yıkıcı etkisi olduğuna inanırdı. Ama eğer bizler itiraflarını yargılayacaksak işkence odasındaki aletlere daha yakından bakmalıyız. Bu aletlerin zorla itiraf ettirmekte başarılı olduğunu  kabul etmeliyiz, sizce de öyle değil mi?

 Fransız doktor Paul Regnard burada tasmanın nasıl kullanıldığını göstermiş. Tasma dört gergin ip yardımıyla gerilmiş. Sanığın el ve ayak bilekleri iki demir çubukla bağlanarak yere vidalanmış. Zavallı kurbanın altına bir ateş çukuru konulmuş. Kurban şiddetli bir hareket yaptığında tasmanın keskin uçlu çivileri boynuna saplanacak. Doktor Regnard’ın diğer resimde gösterdiği yeterli bir kanıt. Bu resim “Sorgulamanın ardından” olarak adlandırılmış. Tercihen “Eziyetli sorgulama”ya daha hafif bir işkence yöntemi ile, örneğin baş parmak sıkacağıyla başlanır. Aktrislerimden biri bu görüntüleri çekerken baş parmak sıkacağını denemek için ısrar etti. Bu genç bayandan bir dakikadan daha kısa bir sürede zorla aldığım korkunç itirafları göstermeyeceğim. Orta Çağ boyunca Şeytan korkusu manastırlarda cinnet boyutuna vardı. Dindarlar kendilerine çeşitli cezalar verdiler. Sık sık bir rahibe aklını oynatır ve akabinde aniden tüm manastır cinnetin esiri olurdu. Esrarengiz ve bulaşıcı bir cinnet. O günlerden kalma yazılarda Şeytan’ın manastıra nasıl girip de bu mutsuz kadınları acınacak hale soktuğu yazılmıştır.

 “Benden uzak dur, İblis!”

 “Tüm iyi azizeler beni korusun! Cecilia kardeş, Şeytan’la iş birliği yapıyor.”

Bu rahibeler sinir bozukluğu ve cinnet baş göstermeden önce ne kadar ceza çekmeliler?

 Onların hayat hikayelerinde daima aynı umutsuz haykırış vardır: Şeytan bunları yapmamız için bizi zorladı!

“Ah, Kutsal Meryem, Şeytan korkunç bir güce sahip!”

 “Bak, şimdi de beni yapmayı hiç istemeyeceğim bir şeye zorluyor.”

 “Kazığa bağlayıp yakın beni, merhametli rahipler! Şeytan’ın bana zorla ne yaptırdığını görmüyor musunuz?”

 “Götürün beni! Onu görmüyor musunuz?

 Şeytan oradan beni izliyor ve tehdit ediyor.”

CADI 7. Bölüm.

Şeytan’ın bilmediğimiz ifade biçimlerinde ve çırpınışlarda yaşattığı gerçek cinneti bir kenara bırakıyoruz ve şimdiki zamana geliyoruz. Eski günlerde cadılar çoğunlukla zavallı kadınlardı. Onlar dini örgütlerce alınırlar ve şimdinin bakım evlerine götürülürlerdi. Cadılık çağında yaşlı bir kadının bariz bir şekilde fark edilebilen bir veya daha fazla özelliğinin olması onu mahkemeye sevk etmek için yeterliydi. Şeytan’ın sadece geçmişe ait olduğunu sanmayalım. Bir defasında çekim arasında filmimde dokumacı Maria rolünü oynayan sevimli yaşlı kadın yorgun yüzünü kaldırıp bana “Şeytan gerçek, onu yatağımın baş ucunda otururken gördüm” dedi. Yaşlı kadının izniyle burada, Şeytan’ı yakınında gördüğünü anlatan bir kadından bahseden 1921 yılında yazılmış bir dua kitabı göstereceğim. Cadılık cinneti sinir yorgunluğu olarak açıklanabilir ki ben de burada bunu örneklerle açıklamaya çalışacağım. Filmin izleyen bölümünde sinir bozukluğu olan farklı farklı hastaların canlandırmasını aynı aktrise yaptırdım. Seyircilerimden bu durumu anlamalarını rica ediyorum. Şahsen ben de biliyorum ki çok sinirli olan genç kadınlar sık sık uykularında yürürler. Neden normalde yapmaktan çok korktuğu şeyleri yapıyor?

 Bu kadın, Şeytan tarafından ele geçirilmiş bir cadı gibi yarı uyur yarı uyanık haldeyken gizemli bir arzunun fitili ateşlemesine dayanamıyor. Bu cinnetle, evinde yangın çıkmasından korkması arasında bir ilişki var mıdır?

 Sanki kendisinden daha kuvvetli bilinmeyen bir güce karşı savaşıyormuş gibi hissettiğini anladı. Elindeki kibritlerle evin içinde gezen bu uyurgezerin cadıya benzer bir hali var mı?

 Bize elinde bıçağıyla kilisede Şeytan tarafından dolaşmaya zorlanan rahibeyi hatırlatmıyor mu?

 Sersemlemiş bir halde ortada dolaşan bu zavallı kadın da çok korktuğu şeyleri yapıyordu. Bu tür uyurgezerlik ve sersemlik gibi durumlar bugün histeri olarak adlandırdığımız sinir sistemi tahribatının yerine geçer. Ve hâlâ Orta Çağ cadısı ile modern çağın histerik insanı arasında çok fazla bağlantı vardır.

Örneğin, gece yarısı Şeytan’ın ziyaretine maruz kalan cadıyı hatırlayalım. Bugün ise gecenin sakinliğinde bu insanları Şeytan olmasa da ünlü bir aktör, popüler bir rahip ya da yakından tanıdıkları bir doktor rahatsız ediyor. Histerik insanlar, şüphesiz bu ünlüler bize duvardan ya da pencereden geçerek geliyorlar diyeceklerdir. Bilincini yitiren bu kadının, yatağına nasıl bilinçli bir şekilde tutunduğuna dikkat edelim. Histeri nöbeti geçiren bir kişi sürekli bazı yapmacık tavırlar sergiler. Orta Çağ’da pazar günü boyunca Şeytan’ın cadıların vücutlarına görünmez bir işaret koyduğuna ve işaretin konulduğu yerin tüm hissini kaybettiğine inanılırdı. Cellatlar genellikle sanığın sırtındaki hissiz bölgeyi bulurlardı. “Senin bir cadı olduğun açıkça görülüyor. Sırtına batırılan aleti hiç hissetmiyorsun.” Bugün ise bu garip hissizliğin histerinin bir belirtisi olduğu düşünülüyor. “Hayır efendim, sırtımda hiçbir şey hissetmiyorum.”

 “Evet, benim fikrime göre kızınız histeriye tutulmuş.”

 “Bana anlattıklarınızdan dolayı kızınızı bir süreliğine  kliniğime yatırmanızı şiddetle tavsiye ediyorum.”

 “Eğer kızınız polise sirayet edebilecek şeyler yapmış olmasaydı durumu belki bu kadar önemsenmeyebilirdi.” Zavallı histerik cadılar! Orta Çağ’da kiliseyle problemleri vardı. Şimdiyse kanunlarla problemleri var. “Ofisime girmenizi istiyorum.”

 “Ya da polisi çağırmamı mı tercih edersiniz?”

 “Adınız ne?

 Kartınız var mı?”

 “Adresiniz ne?

 Evinizde telefon var mı?”

 “Teşekkürler, hepsi bu kadar. Gidebilirsiniz. Sizinle daha sonra bağlantıya geçeceğim.”

 “Eğer ailem bunu öğrenirse beni zorla eve hapseder.”

 “Beni anlamanızı rica ediyorum ben mutsuz, hasta bir insanım. Bunu neden yaptığımı bilmiyorum.”

 “Savaş boyunca bu korkuyla baş edemedim. Ben mahvolmuş biriyim.”

 “Sanki bilinmeyen bir güç beni bu hırsızlığı yapmaya zorladı.”

 “Bakın! Bu pahalı ciltli Rusça kitabı yeni çaldım.”

 “Bununla ne yapabilirim ki?

 Ben Rusça bile bilmiyorum.”

 “Kocam savaşta öldü ve o günden beri ben kendimde değilim.”

 “Size söz veriyorum bu işin peşini bırakacağım ama bir daha asla dükkanıma gelmenizi istemiyorum.” Asırlar geçti ve Orta Çağ’ın Tanrı’sı onuncu kristal küresinde artık oturmuyor. Artık duvarları Şeytan freskleriyle süslenmiş kiliseler görmüyoruz. Cadılar artık süpürgelerine binip çatıların üzerinde uçmuyor. Ama aramızda hâlâ batıl inançları olanlar yok mu?

 Büyücüler ve onların müşterileri arasında bariz bir fark var mıdır?

 Biz artık yaşlı ve zavallı kadınları yakmıyoruz. Ama onlar sık sık acı çekmiyorlar mı?

 Histerik diye adlandırdığımız kadınlar çok yalnız ve mutsuz. O kadınlar bizim için hâlâ bir muamma değil mi?

 Günümüzde onları tımarhaneye tıkıyoruz ya da eğer zenginlerse modern kliniklere kapatıyoruz. Ve sonra Orta Çağ’daki barbar yöntemlerle kliniklerdeki ılık duşlar yer değiştirdi diye kendimizi avutuyoruz.

 

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorumda sahte e-posta yazanlara cevap verilmez.

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s