UNUTULMUŞ BİR CEMAAT-MANİSA YAHUDİLERİ

Hzl:  Feridun Mustafa Emecen,

ÖNSÖZ

“Bir gün bir yeniçeri yolda rastladığı bir Yahudi’yi çevirip ona;
Siz İsa peygamberi çarmıha germişsiniz öyle mi ? diye sorarak kılıcını çeker; biçare Yahudi korku içerisinde,
Aman ağam bu bin beş yüz yıl önceydi, benim ne suçum var,
Bunun üzerine yeniçeri,
Olsun ben yeni öğrendim ” der.

Sonunda Yahudi canını kurtarabilmiş inidir bilinmez; ancak her üç semavi dini de ilgilendiren ve içerisinde derin anlamlar gizli olan bu ironik fıkra, hem tarihte çeşitli idarelerin altında yaşayan Yahudilerin durumunu, hem de burada bu satırların yazarının ele aldığı konunun mahiyetini bir ölçüde yansıtmaktadır. Zira Osmanlı toplumu içinde, sosyal bakımdan kapalılık arzeden kendi içindeki münasebetlerin mahiyetine nüfuz edebilme zorluğu bulunan bir küçük Yahudi topluluğunun tarihini incelemenin, söz konusu dine mensup olmayan ve bu dünya ile hiç bir irtibatı bulunmayan bir araştırıcı için önemli meselelere ve zorluklara yol açacağı şüphesizdir. Bununla birlikte, onların kendi dışlarındaki muhtelif kesimlerle olan münasebetlerinin ve Osmanlı cemiyet yapısı içindeki yerlerinin, iktisadi kapasitelerinin, demografik yapılarının, sosyal hareketliliklerinin ortaya konması, böyle bir mensubiyetin gerekliliğini ilzam etmez. Aksine farklı bir bakış açısı ile yapılan değerlendirmelerin önemli olacağı, daha sıhhatli bilgilere ulaşılabileceği düşünülebilir.

Bir-iki çalışma hâriç Türk tarihçilerinin ilgisi dışında kalan yahud ciddi, birinci elden kaynaklara dayalı çalışma yapılmayan Osmanlı Yahudileri tarihi ile alakalı incelemeler, çoğunlukla Musevî asıllı tarihçilerin tekelinde kalmış ve onların da tesiriyle biteviye tekrarlanan genel bilgilerle meşbu bir literatür oluşmuştur. Bunların yönlendirici olup olmadıkları bir yana, söz konusu çalışmalar, cemaatin içyapılarını ve manevi bünyelerini sağlam olarak yansıtmak açısından ayrıca dikkat çekici görülmektedir.

Son zamanlarda Osmanlı ve Türk Yahudi tarihi ile ilgili neşriyat değerlendirilirken, Avram Galanti’den bu yana Yahudi asıllı tarihçilerin hemen hemen aynı ana fikir çerçevesinden yola çıktıkları, özellikle 1492’deki büyük göç hadisesinin olumlu hisleriyle, ilmi olmaktan çok popüler mahiyette, Musevilerin sadık millet olduklarım göstermek amacıyla hareket ettikleri üzerinde durulmaktadır. Ayrıca bu konuda şu sıralarda pek moda olan sıra dışı (resmi tarihçilik söylemi dışında?) cesur incelemelere ihtiyaç duyulduğu yolunda fikirler ileri sürülmektedir. Ancak bunun esas itibarıyla bir yönlendirmeden bir başka yönlendirmeye sebeb olacağını düşünmek gerekir. Bu tür çalışmalarda, alternatif arayışlar yerine, belgelerin geniş ölçüde yorumuna dayalı, mensubiyet hislerinden mümkün olduğunca sıyrılmış bir anlayışla, böyle bir incelemenin karşında kalması muhtemel uslub kuruluğu ve eksikliklere rağmen, hareket etmenin daha sağlıklı bir yaklaşım tarzı olacağı ifade edilebilir.

Yine de küçük bir bölgedeki Yahudi cemaatinin durumunu anlamaya yönelik bu çalışmada, bu satırların yazarının mensup olduğu dünyanın ve fikri alt yapının etkisinden bütünüyle kurtulduğu söylenemez; zirâ farkına varılamayacak olan bilgi birikiminin etkisi daima göz önüne alınmalıdır. Söz konusu alt yapının tesirinden mümkün olduğunca sıyrılarak ve hiç bir yönlendirmeye, müsbet veya menfi amaca tevessül etmemeye çalışılarak ele alınan konu, esas itibarıyla belgelerin doğrudan yol gösterici etkisi altında bulunmaktadır. Bunun ise tek yönlü bir malumat yığınına yol açma tehlikesi daima ortada durmaktadır. Fakat mevzuun orta büyüklükte bir Batı Anadolu şehrinde 500 yıl kadar ikamet eden küçük bir cemaatin sosyal ve ekonomik yapısı olduğu, iç yapıları, inanışları, tesanüdleri ile ilgili bilgilerin bugüne sağlıklı bir şekilde kendilerine has kaynaklardan ulaşmadığı dikkate alınırsa, bu ilk girişimin düşülmesi muhtemel hatalarının, eksiklerinin anlayışla karşılanacağı ümid edilebilir. Öte yandan son zamanlarda pek moda bir tabirle, “öteki” veya “azınlık” olarak mütalaa edilmek istenmeyen Manisa Yahudi cemaati, genel olarak İslâm toplumu içinde hukuki bir yere sahip olmak (zimmi statüsü) dolayısıyla, söz konusu kavramlardan çok bariz bir farklılık arzetmektedir. Yani bu çalışma ne bir “öteki” nin ne de “azınlığın” tarihidir; Osmanlı cemiyetini oluşturan bir parçayı anlamaya yönelik, geniş ölçüde bugüne kadar ele alınmamış yeni belgelere dayalı, dar ve derinlemesine tahlillerle süslü mütevazı bir incelemedir ve ulaşılan sonuçları da daima tartışmaya açık bulunmaktadır. Bunun yanı sıra bu çalışmada Osmanlı belgelerinin incelenmesi sırasında rastlanan Yahudi adlarının okunmasında önemli zorluklarla karşılaşılmıştır. Bunların mümkün olduğunca tesbitine çalışılmışsa da Osmanlı kâtiblerinin tercihleri ve yazış şekilleri, adların asıllarıyla bazen çok farklılık arzetmektedir ve şüphesiz doğru okumayı zorlaştırmaktadır. Burada geçen adlarda bu bakımdan herhangi bir iddianın bulunmadığı peşin olarak belirtilmelidir.

Nihayet yazar, bu çalışması sırasında, bazı kitabeleri temin eden sayın Aydoğan Demir’e ve bunların kullanılmasına izin veren sayın Haşan Malay’a; Fransızca tercümeleriyle çalışmayı destekleyen kıymetli meslekdaşı Tanju Cantay’a; listelerin yapılmasını gerçekleştiren talebesi Zekai Mete’ye, kitabın basıma hazır hale getirilmesini sabırla bekleyip en iyi şekilde basılmasını temin eden sayın Muhittin Salih Eren’e teşekkür borçludur.

Feridun Mustafa Emecen
Bakırköy – Ocak 1997

 

GİRİŞ

“Yeryüzünde ne kadar Yahudi kovulmuşsa
hepsi doğru Türkiye’ye koşuyordu”.

 

H. Demschwam, 1553-1555.
İstanbul ve Anadolu’ya Seyahat Günlüğü.

Bu mütevazi araştırma XV. yüzyılın sonlarından itibaren şehzadeler şehri olarak bilinen Manisa’da yerleşip XX. yüzyılın başlarına kadar burada sürekli ikamet halinde bulunan bir gayri müslim cemaatin sosyal ve ekonomik yapısını Osmanlı arşiv kaynakları ve şer’iyye sicilleri esas alınmak suretiyle incelemeyi hedeflemektedir. Konunun ilgi çekici yönlerini bu cemaatin yerleşme özelliği, XVI. yüzyılda şehirdeki sosyal yapılaşma içinde tek gayri müslim gurubu oluşturmaları, genel İçtimaî bünyelerinin tabiatı gereği meşguliyet sahalarının niteliği, bunlar için şehrin câzibe merkezi haline geliş sebepleri teşkil etmektedir. Çeşitli dalgalanmalara ve bilahare şehre gelip yerleştikten sonra giderek güç kazanan Rum ve Ermeniler’e rağmen cemaatin şehirde ikametini uzun süre sürdürmesinin sırları, bu çalışmanın çerçevesinin teşkiline zemin hazırlayan bir başka önemli sebebi oluşturmaktadır.

Genel olarak Osmanlı Yahudilerinin tarihi hakkında daha XIX. yüzyıldan itibaren kaleme alınmış pek çok makale ve kitab bulunmaktadır[1]. Bütün bu irili ufaklı çalışmaların çoğu da Musevi asıllı ilim adamları tarafından kendi kaynakları da nazarı itibara alınarak gerçekleştirilmiştir. Bazılarında Osmanlı arşiv ve kitabî kaynaklarına da inilmiştir. Ancak özellikle Osmanlı arşiv kayıtları, yani resmî belgeleri, hâlâ orijinal bilgilere ulaşmayı sağlayacak bâkir malzeme yığını olarak durmaktadır. Son zamanlarda Yahudi göçünün 500. yıldönümü münasebetiyle hazırlanmış kitaplar ağırlıklı şekilde genel tasvirlerle mücehhez, popüler yanı ağır basan bir özellik göstermekte, bunun yanında bu konuda yapılan inceleme ve araştırmaların bibliyografik künyelerine kolayca ulaşma imkanı vermektedir. En son S. Shaw’ ve A. Levy’nin[2] kitabları hem bu yönleri, hem de Osmanlı Yahudilerinin siyasî, sosyal ve İktisadî yapıları, cemaat içi teşkilatlarını geniş bir zaman dilimi içerisinde veren genel tasvirleriyle dikkati çekmektedir. Ancak orta büyüklükte bir Anadolu şehrindeki küçük bir gayri müslim topluluğun tarihi hakkında derinlemesine hiç bir çalışmanın mevcut bulunmadığı dikkate alınırsa, genellikle devletin resmî bakış açısının ürünü olan fakat bize resmî olmayan bilgi kırıntılarını da sağlayan bu belgelerin önemi daha iyi anlaşılacaktır. Yani bu kabil bir inceleme için söz konusu topluluğun tarihini aydınlatmaya imkân veren ve kendi iç kaynakları dışında kalan seyahatnamelerdeki, çoğu defa doğruluğu tartışmalı olan malumatla birlikte tek ve farklı kaynak serisini oluşturmakta olmaları calibi dikkattir. Dolayısıyla Manisa Yahudileri tarihini incelemeyi hedefleyen bu çalışmada temel olarak bu kaynak serileri esas alınmıştır.

Yukarıda da belirtildiği gibi Osmanlı şehirleri temelinde Yahudi cemaatlerinin özelliklerine dair müstakil çalışmalar, İstanbul, Bursa, Selanik, İzmir gibi bazı büyük şehirler hariç hemen hiç yapılmamıştır[3]. Daha kozmopolit bir yapıya sahip büyük şehir merkezlerinde, hâkim unsurdan farklı bir inanış içindeki çeşitli toplulukların yaşayış şartları daha rahat olmalıdır. Zirâ bunların şehrin kalabalıklığı içinde dikkatlerden ve gözlerden uzak olma imkânları bulunmaktadır. Ama küçük şehirlerdeki hayat tarzları büyük şehirlerden daha değişiktir; ilgi ve dikkatlerin bu gibi farklı inanışları bulunanlar üzerinde toplanma ihtimali çok daha fazladır. Dolayısıyla kanaatimize göre bu gibi küçük şehirlerdeki cemaatlerin yaşayış şekillerinin, statülerinin, toplum içindeki yerlerinin tayini, daha fazla ilgiye mazhar olan büyük şehirler kadar, hatta onlardan da daha önemlidir. Osmanlı imparatorluğunun sosyal ve İktisadî yapısında müslüman olmayan toplulukların fonksiyonlarının ve imparatorluk mozayiğinin farklı tonlar taşıyan renklerinin ortaya çıkarılmasında bu kabil detay çalışmaların gerekliliği açıktır. Bundan yola çıkılarak İslâmî karekteri ağır basan bir Batı Anadolu şehrinin küçük gayri müslim topluluğunun tarihi, genel bilgileri destekleme ve yeni ufuklara açılmaya imkan verme yönlerinden incelenmeye sezâ özellikte görülmüştür. Bu tür ayrıntılı monografilerin çoğalması hiç şüphesiz genel tasvirleri daha doğru, farklı ve sağlam bir zemine oturtacaktır.

Konunun kaynaklarının temellerini arşiv malzemeleri oluşturmaktadır. Ancak özellikle doğrudan Yahudi kaynaklarına dayalı olarak Manisa Yahudi cemaatinin tarihi, sosyal ve ekonomik durumları hakkında A. Galanti’nin nisbeten geniş ama dağınık bilgiler verdiğini de belirtmeliyiz. Onun toplamış olduğu malumat arşiv malzemeleri ile birlikte cemaatin tarihinin boşluklarını doldurmada kolaylık sağlamaktadır. Dış kaynaklar arasında ise resmi belgeler önemli bir yer işgal ederler. Şehirdeki Yahudilerin nüfus durumları hakkında bilgilere ulaşmayı sağlayan Saruhan sancağı tahrir defterleri’, avarız defterleri[4], nüfus cerideleri[5] ve temettüat defterleri[6], cemaatin şehir bünyesindeki yerleri ve sosyal yapılaşmadaki vaziyetleri konularında Manisa şer’iyye sicilleri ve mühimme defterleri aslî kaynaklan teşkil eder. Vaktiyle tarafımdan yapılan ve XVI. yüzyıl Manisa’sının sosyal ve İktisadî yapısını aydınlatmaya yönelik çalışmalar[7] sırasında bu konuya incelenen mevzuun niteliğinin farklılığı sebebiyle kısmî olarak yer verilmişti. Daha sonra ulaşılan yeni malzeme ve kaynaklar buradaki bilgilere pek çok yeni katkılar yapma imkânı sağladı. Bu bilgilerin ilk sonuçları Ankara’da tertip edilen X. CIEPO sempozyumuna (31 Ağustos-5 Eylül 1992) sunulmuştu. Ayrıca Selanik’ten Manisa’ya vâki göç hadisesini de ana temalarıyla aydınlatan sebeblerini araştıran bir tebliğ de Resmo’da yapılan «The Via Egnatia under Ottoman Rule 1380-1699 (9-11 January 1994)» konulu sempozyuma sunulmuştu[8]. Bütün bu çalışmalar, XX. yüzyıla kadar Manisa Yahudileri tarihini ortaya koymaya yönelik bu mütevazı araştırmanın çerçevesini oluşturmuştur.

Sh: 9-16

SONUÇ

Orta büyüklükte bir Osmanlı şehrinde uzun yıllar boyunca yaşayan gayrı müslim bir topluluğun, Osmanlı resmî belgelerinin ışığında derinlemesine tahliline dayanan bu araştırma ile söz konusu cemaatin sosyal ve İktisadî yapısı üzerinde bir takım tesbitlerde bulunulmaya çalışılmıştır. Genel olarak Osmanlı tebaası farklı gurupların tarihine küçük bir katkı niteliği de taşıdığına inanmak istediğimiz bu çalışma ile ortaya konan tesbitler, hiç şüphesiz tam değildir. Ancak yine de burada ulaşılabilen resmî kaynaklar çerçevesinde yapılan izahlar, Osmanlı Yahudileri üzerine son zamanlarda oldukça artan genel tasvirlere dayalı çalışmaların muhtaç olduğu yeni malzemeler hakkında fikir verecek hususiyette görülmek istenmektedir.

XVI. yüzyılda Batı Anadolu’nun önemli bir siyasî ve İktisadî merkezi olma özelliğine sahip olan Manisa’nın sosyal hayatına yeni ve farklı bir boyut kazandıran Yahudiler, yüzyıl boyunca şehrin tek gayrı müslim topluluğunu oluşturmuşlardır, ilk iskândan 1970’lere kadar uzanan yaklaşık 470 yıl çeşitli dalgalanmalara rağmen şehirde kesintisiz olarak ikametlerini sürdüren bu küçük topluluk, türlü sosyal ve İktisadî problemlerle karşı karşıya kalmasına rağmen ayakta kalma başarısını gösterebilmiştir. Bunda cemaatlerinin iç yapısında zaman zaman yaşanan ciddi iç çekişmelere rağmen yine de dış dünyaya karşı temin edilebilen tesanüdü kadar, Manisa’nın yerli müslüman sakinlerinin, devlet görevlilerinin ve hükümet merkezinin olumlu yaklaşımları önemli rol oynamıştır. Aslında bu, Osmanlı ülkesinin bütününde görülen genel tavrın küçük bir yansımasıdır. Manisa halkından ziyade, ilk iskanlar sırasında kendi aralarındaki anlaşmazlıklar ile dalgalanmalar gösteren topluluk, kısa sürede burayı merkezî ve sabitleşmiş bir mevki, yerleşim yeri ittihaz etmiştir. Bu sabitleşme, XVI. yüzyıl sonları ve XVII. yüzyıl başlarında şehre müteveccih göçleri yönlendirecek kadar önemli olmuştur. XVII. yüzyılda zelzele, veba gibi tabiî âfetler bir yana giderek ağırlaşan İktisadî sıkıntılar yeni Hristiyan guruplarının iskanı ve ticarî alandaki faaliyetlerini daraltmaları dahi onları çok derinden sarsmış görünmemektedir. Bütün bunlara rağmen cemaatin varlığını inatla sürdürmesinin sırları, hiç şüphesiz XVI. asırda kazanılan sağlam yapı ve Şehirdeki mevkilerinin kuvvetli olmasında aranmalıdır.

Şehrin sosyal tabakalaşmasında kendilerine yer bulan ve hatta faaliyetleri ile kendilerini kabul ettiren bu küçük topluluk, müslüman halktan ziyade, XVII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, şehirde meskûn Ermeni ve Rumlar’ın İktisadî baskıları ile karşı karşıya kalmış, bunda değişen dünya sistemleri çerçevesinde batılı devletlerin Osmanlı pazarlarını tek taraflı hale getirme çabalan da etkili olmuştur. Bu cümleden olarak ana ziraat merkezi niteliğini haiz bulunup sahildeki limanlan kendisine bağlı çıkış kapıları olarak kullanan Manisa, zamanla Levant ticaretinde önemli bir merkez olarak ortaya çıkan bu limanlardan İzmir’in hinterlandı durumuna düşmüş ve bu durum cemaat açısından dikkat çekici bir iç hareketliliğe yol açmış; bütün dikkatler bu liman şehirlere yönelmiştir. Dolayısıyla Manisa cemaati gerek sermayesi ve gerek kemiyeti ile İzmir’in parlak geleceğinden müstefıd olmak üzere, buradaki Yahudi varlığını desteklemiştir. Bir başka deyişle İzmir’deki Yahudi cemaatinin oluşmasında Manisa’daki cemaat önemli rol oynamıştır. Zirâ XVI. asırda İzmir kıyıdaki diğer bazı limanlar gibi, içeride büyük bir merkez olan Manisa’nın iskelesi durumundaydı ve buraların mukataaları genellikle Manisalı Yahudi mültezimlerin ellerinde bulunuyordu.

Cemaat hakkında XVII. yüzyılın sonları ve XVIII. yüzyıla ait bilgilerin zayıflığına karşılık, XIX. yüzyılda bunların yeni bir kalkınma hamlesi içinde bulundukları sanılmaktadır. Fakat Manisa’da cemaatin XVI. yüzyıldaki refah seviyesine hiç bir zaman ulaşmadığını söylemek yanlış olmasa gerektir. Gerek XVIII. ve gerek XIX. yüzyılda genel olarak orta halli ve daha alt seviyede bir ekonomik vasata sahip topluluğun bu durumu meşguliyet sahalarında da kendisini göstermiş; aralarında daha basit işler, insan gücüne dayalı meslekler yaygınlaşmaya başlamıştır.

XIX. yüzyılda genel olarak nüfusu gittikçe kalabalıklaşan şehirde, iyice sabitleşmiş nüfus yapısıyla küçük bir gurup halinde kalan ve etkileri silinmeye yüz tutan Yahudiler, İzmir’le olan yoğun irtibat dolayısıyla ayakta kalıp yeniden toparlanmışlar ve kültürel açıdan yeni bir kalkınma hamlesi yaşamışlardı. Fakat XX. yüzyılın ilk çeyreğinde meydana gelen hadiseler ve yaşanan işgal dönemi, müslüman topluluklar kadar bu küçük cemaati de derinden etkilemiş; bundan sonra dağılma süreci başlamış ve bu da cemaat için sonun başlangıcını teşkil etmiştir.

Sh: 101-102

 

Kaynak: Unutulmuş Bir Cemaat-Manisa Yahudileri Feridun Mustafa Emecen, Eren Yayıncılık, 1997-İstanbul

 


[1]          Yahudi tarihini konu alan genel eserler (mesela bk. H. Graetz, History of the Jews, Philadelphia 1895, I-V) yanında doğrudan Osmanlı imparatorluğu topraklarında yaşayan yahudiler hakkında klasikleşmiş eser niteliği taşıyan M. Franco (Essai sur l’histoire des Israelites de l’Empire Ottoman, Paris 1897) ve Rozanes’in kitabları zikredilmelidir. Özellikle İbranice kaleme alınmış ve basılmış olan bu ikinci eser, 6 cilt olup pek çok araştırıcı tarafından kullanılmıştır. Orijinal adı Divrey Yemey Yisrael be-Togarmah olan bu eserin ciltleri muhtelif tarihlerde basılmıştır (I-V Sofıa 1930-1938; VI, Jarusalem 1945. Bu eserde Manisa ile ilgili bilgiler I, 172-173 ile V. 57-58’de yer almaktadır. Bu yazarlar için bk. Giacomo Saban, “Osmanlı Yahudilerinin İlk Tarihçileri”, Tarih ve Toplum, V/29, 1986, s. 57-60). Geniş ölçüde ondan istifade eden ve Osmanlı Yahudileri hakkında muhtelif eserler kaleme alan A. Galanti’nin kitapları konu ile ilgilenen araştırıcıların başvuru kaynağı olmuştur (Galanti’nin bütün eserleri Isis yayınevi tarafından yeniden neşredilmiştir: Histoire des Juifs de Turquie, I-IX, İstanbul 1985). Onun Histoire des Juifs d’Anatolie (I-II, İstanbul 1937-1939. Manisa ile ilgili kısım II, 70-100 arasındadır) ve türkçe olarak kaleme aldığı Türkler ve Yahudileri (İstanbul 1947) konumuz açısından önemlidir (Galanti için bk. A. Kalderon, Abraham Galante: -4 Biography, New York 1983). Ayrıca türkçe olarak kaleme alınmış başka bir eser Kudüs’te daktilo nüsha halinde basılmıştır: Moshe Sevilla-Sharon, Türkiye Yahudileri, Tarihsel Bakış, Jarusalem 1982. (Bu kitap bilahıre yeniden yayımlandı: Türkiye Yahudileri, İletişim Yayınlan Cep Üniversitesi, İstanbul 1992 ve 1993).

[2]             The Sephardim in the Ottoman Empire, Princeton 1992. Kezfı 500. yıl münasebetiyle hazırlanmış başka kitaplar da vardır: Aron Rodrigue (ed.), Ottoman and Turkislı Jewry, Indiana 1992; Walter Weiker, Ottomans, Turks and .1 e w İslı Polity, Maryland 1992; Bu münasebetle türkçe kaleme alınmış bir başka kitap: N. Güleryüz, Türk Yahudileri Tarihi I (20. Yüzyılın başına kadar), İstanbul 1993. Türk tarihçilerinin bakış açılarıyla ilgili 500. yıl münasebetiyle kaleme alınmış bir örnek için bk. H. İnalcık, “Sephardic Jews in the Ottoman Empire”, From Empire to Republic, İstanbul 1995, s. 106-114.

[3]             Bu şehirlerle ilgili çalışmalar için bk. Shaw. Aynı Eser, bibliyografya kısmı. Ayrıca, Kudüs’ün pek çok araştırmaya konu olduğu belirtilmelidir (Özellikle sicillerin esas alındığı bir çalışma için bk. Amnon Cohen, Jewish Life under İslam: Jarusalem in the 16th Century, Cambridge-Harvard 1984). Kezâ Balkanlar için bk. V. Boskov-M. Epstein- St. Andreev, Ottoman Documents on Balkan Jews XVIth-XVIIth ceııturies, Sofia 1990.

[4]          Avarız defterleri içinde özellikle mufassal tarzda olanlar, eski tahrir geleneğinin devamı şeklinde önem kazanmaktadır. Bu tür defterler hakkında bk. F. M. Emecen, “Aynı makale”, s. 147, not 7.

[5]          XIX. yüzyılda önem kazanan nüfus sayımları için bk. M. Aydın, “Sultan II. Mahmud Döneminde Yapılan Nüfus tahrirleri”, Sultan II. Mahmud ve Reformları Semineri, Bildiriler, İstanbul 1990, s. 81-106.

[6]          M. Kütükoğlu, “Osmanlı Sosyal ve İktisadi Tarihi Kaynaklarından Temettü Defterleri”, Belleten, LIX/225 (1995), 395-412.

[7]          F. M. Emecen, XVI. Asırda Manisa Kazası, Ankara 1989.

F.M.Emecen, “From Selanik to Manisa. Some Information about the Immigration of the Jewish Weavers”, The Via Egnatia under Ottoman Rule 1380-1699, ed. E. Zachariadou, Rethymnon 1996, s. 97-111.

Reklamlar

yorumda sahte e-posta yazanlara cevap verilmez.

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s