ERMENİ TERÖR ÖRGÜTÜ: ASALA

HZL: Zeynep KARAŞ

Bu çalışmada, esas olarak günümüz bakışaçısı ve bilgileriyle kanlı  terörist örgüt ASALA incelenmektedir.

ASALA, Ermeni teröründen ve  meselesinden ayrı tutulamayacağı için, genel olarak Ermeni terörü ve sözde  Ermeni soykırımı iddiaları da gözden geçirilmektedir.  Çalışmanın hazırlanması için, kapsamlı literatür taraması, sonuç  çıkarma ve yorumlar yapma temel metodoloji olarak benimsenmiştir.  Bu çerçevede, ilk olarak, tarihi bir perspektifle Ermeni sorunu, sözde  Ermeni soykırımı iddiaları ve Ermeni terörü göz önüne alınmıştır. Daha  sonra, ana konu olan ASALA, örgütün amaçları, örgütsel yapısı, diğer  örgütlerle ve ülkelerle bağlantıları ve terörist faaliyetleri açısından  incelenmektedir.

Bir sonraki bölüm, ASALA’nın Ermeni meselesine katkısını  sorgulamakta ve çalışma, Türkiye’nin ASALA’ya yönelik politikalarının analizi  ile son bulmaktadır.  

ASALA, Türkiye Cumhuriyeti yakın tarihindeki yerini  şiddet, cinayet,  katliam benzeri kelimelerin tanımladığı olaylarla almış bir Ermeni terör  örgütüdür. ASALA, etkin olduğu 1975-1985 döneminde, 4T olarak bilinen  planın hedeflerine ulaşmak için Türkiye’ye yönelik olarak yurtiçi ve  yurtdışında  şiddet içeren birçok eylem gerçekleştirmiştir. 4T planı, Ermeni  soykırım iddialarının dünyaya “tanıtılması”nı, Türkiye tarafından  “tanınması”nı, Türkiye’den “tazminat” ve “Batı Ermenistan” olarak  adlandırılan “toprak” parçasının alınmasını hedeflemekte ve genel Ermeni  terörünün motiflerini oluşturmaktadır.

 Bu tez çalışmasında, Ermeni terörü ile özdeşleşmiş olan ASALA,  farklı yönleriyle incelenmeye çalışılmıştır. ASALA’yı daha iyi analiz  edebilmek amacıyla, Ermeni meselesi ve Ermeni terörü de tarihsel süreci  içerisinde analiz edilmiştir.  

SONUÇ

Bu çalışmada, Ermeni meselesinin ilk ortaya çıkışı 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı sonrası Ayastefanos Antlaşmasıyla başlamış ve günümüze kadar zaman zaman şiddetlenen ve ülkemize sıkıntılı dönemler yaşatan bir seyir izlemiştir.

Büyük Ermenistan olarak tabir edilen rüyayı gerçekleştirebilmek için, Ermenilerin 1915 yılında zorunlu olarak göç ettirilmesini soykırım olarak iddia eden Ermeniler ve çıkarcı destekçileri bu durumu istismar ederek; sözde soykırım iddialarının dünyaya tanıtılmasını, sözde soykırımın Türkiye tarafından tanınmasını, daha sonra Türkiye’den tazminat alınmasını ve nihai aşamada Batı Ermenistan olarak adlandırılan toprak parçasının Türkiye’den koparılmasını amaçlamaktadırlar.

“İstismar” kelimesi Ermeni meselesinin arkasında yatan gerçekleri çarpıcı bir şekilde yansıtmak amacıyla bilinçli bir şekilde yukarıdaki ifadede kullanılmıştır. Ermeniler bir yandan soykırım yapıldığını sürekli olarak iddia etmekte, bir yandan da hem söylemleri hem de eylemleri ile Türkiye’den toprak alınmasını hedeflediklerini göstermektedirler. Soykırıma uğradığını iddia eden bir toplumun, nihai aşamada toprak talebinde bulunması bu iddianın ciddiyetsizliğinin ve tutarsızlığının bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir.

Ermeni meselesine çözüm bulmayı kendisine görev edinen ve suikast türü kalleşçe yapılan silahlı eylem metoduna başvuran ASALA terör örgütü 1974-1985 döneminde tarih sayfalarındaki yerini almıştır. Ermeni topraklarını kurtarmayı, Ermenistan’ı kurmayı ve “sözde katliam”ın tarihi bir gerçek olarak Türkiye tarafından kabulünü sağlayarak, Türkiye’yi tazminat ödemeye mahkum ettirmeyi hedeflediklerini açıkça ilan etmişlerdir.

Gerçekleştirdiği eylem sayısı açısından dünyada İRA’dan sonra ikinci sırada yer alan ASALA, 21 ülkenin 38 kentinde, 39’u silahlı, 70’i bombalı, biri de işgal şeklinde olmak üzere toplam 110 terör olayı gerçekleştirmişlerdir. Bu saldırılar sırasında 34 diplomatımız maalesef hayatını kaybetmiştir.

ASALA’nın faaliyetleri yakından incelendiğinde, gerek hedef seçimi, gerek eylem sayısı, gerek eylemlerin gerçekleştirilme biçimleri ve çapları ve gerekse eylem sırasında ve sonrasında istisnai durumlar dışında teröristlerin ele geçirilememeleri açılarından bir genel değerlendirme yapıldığında; ASALA’nın profesyonel destek ve yönlendirmeye sahip bir örgüt olduğu sonucuna varılmaktadır. Bu tür bir destek ve önderlikten yoksun bir yapılanmanın belirtilen faaliyetleri tasvir edilmeye çalışılan biçiminde gerçekleştirmesinin mantık sınırlarını zorlayacağı açıktır ve mümkün olamayacağı düşünülmektedir.

Ermeni meselesi açısından değerlendirildiğinde, ASALA’nın önemli bir etkiye sahip olduğu söylenebilir. ASALA’nın yaptığı eylemler vasıtasıyla, sözde Ermeni iddiaları sürekli gündemde tutulmuş ve özellikle Batı kamuoyu etkilenmiştir. Ayrıca, ASALA’nın yaptığı bu kanlı eylemlerin sözde Ermeni soykırımının intikamının alınması için yapıldığı fikri Ermeniler arasında, Ermeni bilincinin ve milliyetçiliğinin canlı tutulmasına ve Ermenilerin sözde Ermeni soykırımı tezine sıkı sıkıya tutunmalarına neden olduğu söylenebilir.

Yukarıda ifade edilmeye çalışılan görüşler, genel hatlarıyla Ermeni meselesinin için de geçerlidir. Direkt olarak konuyla ilgili olmayan ülkelerin, tarihi gerçekleri bilmeden, derinlemesine incelemeden, Ermeni meselesine dahil olması ve bir taraf gibi davranması; ön planda öne sürülen sözde Ermeni soykırımının kabul ettirilmesine yönelik bir çabadan ziyade arka planda sürekli sıcak tutulan gizli emellerin bir uzantısıdır.

Yukarıda bahsedilen gizli emeller ile kastedilen birçok farklı husus bulunmaktadır:

İlk olarak, güçlü bir Türkiye bahse konu ülkeler tarafından stratejik önemi yüksek Ortadoğu’da çıkarları engellenir korkusuyla istenmemektedir. Bu nedenle, Türkiye kaynakları farklı da olsa terör belası ve taviz verilmesini içeren çeşitli iddialar ile sürekli uğraştırılmakta, güç ve istikrar kazanması engellenmektedir. Türkiye, dönem dönem ASALA, PKK, sol orijinli ve dini radikal örgütlerin saldırıları ve eylemleri ile karşı karşıya kalmakta, Ermeni, Kürt ve Kıbrıs meseleleriyle kuşatma altına alınmaktadır.

İkinci değinilecek husus ise, Ermeni meselesi gibi konularla Türkiye’nin sürekli köşeye sıkıştırılarak, söz konusu ülkelerin Türkiye üzerindeki çıkarlarının daha kolay elde edilmesi ve/veya Türkiye aracılığıyla gerçekleştirilecek, Türkiye’nin ayak dirediği faaliyetlerin daha rahat gerçekleştirilmesidir. Özet olarak, bu baskıların anılan ülkelerce hafifletilmesi karşılığında, Türkiye yapmak istemediği bir faaliyete, kabul etmek istemediği bir icraata mecbur bırakılmaktadır.

Son olarak, bahse konu ülkelerin Ermenilerin savlarına ve el altından ASALA’ya destek vererek/göz yumarak, Ermenilerin arzuladıkları bölgede bir devlet olarak ortaya çıkmalarına katkı sağlamaları durumunda, stratejik bir bölgede bulunacak Ermenileri daha sonra çıkarları doğrultusunda “borçlusun baskısını yaparak” rahatlıkla kullanmak istemeleri, bu ülkelerin diğer bir gizli emeli olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu noktada ASALA ve Ermeni sorunu ile ilgili olarak günümüze kadar siyasi iradeler tarafından izlenen politikalarla ilgili bazı eleştiriler yapmanın yararlı olacağı düşünülmektedir.

Genel olarak bakıldığında, Türkiye’nin çeşitli konularda kendini yeterince ifade edemediği veya zamanında gerekli aksiyonları yapmadığı veya yapmakta yavaş kaldığı görülmektedir. Bunlara örnek olarak Ermeni meselesiyle ilgili gerçeklerin belgeleriyle dünya kamuoyuna anlatılamaması, geç kalınması, ASALA terörüne karşı verilmesi gereken ivedi reaksiyonun ancak 1980’lerden sonra, birçok kayıp ve karışıklık sonrası, verilmesi gösterilebilir. ASALA terörünün bütün şiddeti ile sürdüğü dönemde Türkiye’nin tamamıyla haklı bir durumda dahi kendisini ifade edemediği, dünya kamuoyunu kendi yanına çekemediği, aksine kanlı eylemleri yapan ASALA’nın Ermeni soykırımı iddialarının daha çok dillendirildiği bir kamuoyunu oluşturduğu gözlemlenmektedir. Ayrıca, Türkiye, Ermeni meselesinin gündeme geldiği dönemlerde ancak reaksiyon göstermeye çalışmış, kısaca günü kurtarma politikası izlemiştir. Bu da kalıcı bir çözümün yollarını tıkamış veya uzatmıştır. Türkiye haklı olduğu bir meselede dahi sürekli kendini savunan durumuna düşmektedir.

Eleştirilecek diğer bir nokta ise, yukarıdaki hususlarla iç içe geçmekle birlikte, Türkiye’nin kendisini ifade edeceği bilimsel tabanlı altyapıyı ve bu doğrultuda kendi yanında yer alacak dünya kamuoyunu oluşturamamasıdır.

Yukarıdaki eleştiriler bulunduğumuz konum ve bilgi birikimiyle yapılmıştır. Bununla birlikte, şunu da kabul etmek gerekir ki, görünenler her zaman gerçekleri yansıtmayabilmekte, bu da yanlış değerlendirmelere sebep olabilmektedir. Bu durum, muhalefet partilerinin iktidar olduklarında savundukları değerlere/fikirlere aksi istikamette icraat yapmaları ile özdeşleştirilebilir. Bu nedenle, yukarıda yapılan eleştiri konularının siyasi yönetimler tarafından bilinmemesine imkan bulunmadığından, siyasi düzeyde çözüm üretimine engel olabilecek farklı dengelerin olabileceği ihtimali de göz ardı edilmemelidir.

Sonuç olarak, ülkemizin gittikçe köşeye sıkıştırıldığı bu dönemde, Türkiye’nin “bekle ve gör” politikasını terk ederek proaktif bir rol üstlenmesinin, olası iddialara ve baskılara karşı gerekli altyapıyı oluşturarak hazırlıklı olmasının, kendisini savunma durumunda bulmadan bilimsel bazlı çalışmaları yapmasının ve çalışma sonuçlarını etkin bir şekilde kullanmasının yararlı olacağı düşünülmektedir.

Kaynak: Zeynep KARAŞ, Ermeni terör Örgütü: Asala  T.C.  Atılım Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü  Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı  Yüksek Lisans Tezi Ankara, 2007  

ERMENİ MESELESİ VE İNGİLİZLER

ERMENİ MESELESİNİN ORTAYA ÇIKMASINDA FRANSA’NIN ROLÜ

DİYARBAKIRLI ERMENİLER KONUŞUYOR -SESSİZLİĞİN SESİ – II

İngiliz Belgelerinde OSMANLI ERMENİLERİ (1856 —1880)

ARARAT

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s