PORNOGRAFİ NASIL SANAT OLDU?

ALINTI

Kendisine ait  “Profesör Unrat” romanının “Mavi Melek” isimli sinema uyarlamasını izleyen Heinrich Mann,  film hakkındaki düşüncesini  ironik bir üslupla şöyle  dile getirir; “benim kafam ve bir artistin bacakları!”  

Mann’ın  yüzyılın ilk yarısına ait bu yargısı/analizi bugün için toplumsal hayatın her alanına sızan pornografinin nasıl olup ta bu kadar yaygınlık ve hatta saygınlık kazandığının ve rahatlıkla pazarlandığının ipuçlarını vermektedir. Buradan hareketle seks/sanat/ticaret üçgeninde devr-i daim olması için maksimum görünürlüğü hedefleyerek bedeni dikizleyen ve ifşa eden sinemanın, edebiyatın, resmin ve müziğin nasıl ve niçin sanat halesine/aurasına büründüğünü anlayabiliriz. 

Nihilizmin kader olarak tarihte revan olduğu dünyamızda, pornografi,  ahlakın sürekli saldırıya uğrayarak mevzi kaybetmesine paralel yeraltından yeryüzüne çıkarak özgürlükler elde etmiştir. Fakat hala dinsel, ahlaki ve törel yasakların tümden yok olmadığı yerlerde porno bir kısım kamusal alanlarda hala yasaktır. Dolayısı ile pazarı genişletmek isteyen pornocular bir çözüm/hile bulmak zorunda idiler ve buldular da; pornografinin kültüre/sanata sızdırılması ve zamanla ona dahil edilmesi.. Ve böylece, bu ” gizlenme pratiği” ile pornografi, modern sanatın dokunulmaz, eleştirilemez saygın mabetlerinde, sanat galerilerinde ve müzelerde, yasanın takibine uğrama kaygısı taşımadan müşterisi ile buluşmakta ve kamusal alanlarda “ahlakçı”ların soruşturmasına ve saldırısına maruz kalmadan varlığını devam ettirmektedir. 

Kamusal mekanlar gibi insan dolaşımının  fazla olduğu yerler,  belirli bir ahlakın ve onun yasaklarının (alkol, uyuşturucu, seks) hayat bulduğu son yasal sığınma noktalarıdır. Bu alanlara girebilmek için uluslararası kültür trafiği ile birleşen pornografi böylece kültürel faaliyete ile karışarak ve kaynaşarak kültürel faaliyete tanınan ifade özgürlüğünden faydalanmaktadır. Kültürle karışan ve  kaynaşan porno, kalan son hukuki sınırlamalardan da kaçmayı başararak “hizmet” sektörünün ayrımcılık yapmayan niteliğinden de faydalanmaktadır.* 

Bugün, pornografik bakışın odaklandığı “ticari beden” sanatı işgal etmiştir ve tersi. Seks/ticaret/sanat üçlüsü Mahrem olanı tüm ayrıntıları ile ışığa maruz bırakmış, teşhir ve ifşaata icbar etmiştir. Meta-sanat, derin bir şehvetle elektronik gözlerin “panoptik bakış”ına ve teslim edilen bedeni/teni/eti tüm ayrıntıları ile görüntü, söz ve müzik olarak pornografların şehvet masasına servis etmektedir. Nesnelleştirilmiş bedenin hoyratça harcanması ve işkenceye maruz bırakılması bir strateji dahilinde sanata dahil edilen pornografinin neticesidir. Pornografi suret-i sanata/n bürünerek/görünerek kültürel etkinliklerin tekin mekânına yerleşiyor.

Kalabalığın ticari amaçla sanat mekanlarına çekilmesi ve  pazar pastasının büyütülmesi gayesi ile  cinsel tahrike yönelen pornografik görüntü pazarına dönüşen galeriler, müzeler, sinemalar, müşterilerini  kendilerine reklam afişlerinde sunulanın/gösterilenin daha fazlasını/devamını görmek için sinemaya, sergi salonlarına yahut müzelere davet etmektedirler. 

Seks ve ticaret, sanat ile bütünleşmiş durumda. Sanat müşteri bulmak, para kazanmak için  cinsel hazzın tahrikine ve davetiyesine kapıları açarken, seks pazarı son kadim kurumlar tarafından korunan alanlarda rahatlıkla ticaretini yapmak için sanatın koruyucu kollarının/kanatlarının altına sığınmaktadır. Sonuç, sapkınlık ve saplantıların, cinsel hezeyanların sanat suretine büründürülmesi ve meşrulaştırılmasıdır. Fakat işin ticari hacminin büyüklüğü sanat korsanlarını bu konuda sürekli cesaretlendirmektedir. Kısaca, kâr güdüsü/tanrısı sanat ve pornografinin nikâhını kıymış ve izdivacını temin etmiş durumda.  

Sanat, modern dünyanın en “kutsal!”, ve en korunaklı alanıdır. Geleneğe karşı bir put kıran olarak işlev gören, saygın ve neredeyse eleştiriden münezzeh, ahlaktan muaf bir etkinlik alanıdır. Modern sanat ve ona dahil olan/edilen her unsur, ahlaka karşı bir dokunulmazlık zırhına bürünmektedir; “sanat, ahlakdışı olmaz” klişesi bu anlayışın göstergesidir. Bu aynı zamanda “yasadışı sanat yoktur” demektir, çünkü; ahlaki olan kolaylıkla yasak olmaz. Böylece müstehcen olan, sanat maskesi ve hilesi ile ahlakı askıya alırken, yasadan ve yasaklardan da paçayı sıyırmaktadır. 

Pornografi, bugün müzikte, sinemada ve resimde güçlü sarsılmaz bir taarruz konumundadır. Sanat, ahlakın, yani  “iyi” ve “kötü”nün  ötesine taşınınca haliyle sınırlar kendiliğinden yok olurken, yeni sınırlar/sınırsızlıklar/tanımlar fetiş bir etkinlik olan sanattın bizzat kendisi tarafından tanımlanmaktadır. Artık sanat olan şeyin kötülük ile ilintilendirilmesi, yargılanması ve cezalandırılması söz konusu değildir.  

“Yeni sanat”ın merkezinde hedonizm vardır. Amaç, hem kalite hem de kantite olarak olabildiğince daha çok arzunun tahrik ve tatminidir ve tabiî ki tüm bunlar kapitalin egemen araç ve amaç olduğu bir piyasa içinde vücut bulmaktadır. Ve tüm bunların ardında “hazların kullanımı ve denetimi” ile “toplumsal gövdenin” kontrolü sağlayan bir iktidar kavrayışı vardır. 

* Paul Virilo (2003). Enformasyon Bombası.İstanbul: Metis Yayınları. (Çev; Kaya Şahin)

ESTETİK BEDEN TERÖRÜ

Karl Marx’ın yaklaşık 150 yıl önce, semizleyen kapitalistleri ürküten “Avrupa’nın üzerinde bir hayalet dolaşıyor; komünizm hayaleti” önermesini, “imparatorluk”a dönüşen küresel, sınırsız-mekânsız kapitalizme paralel olarak tüm dünyaya teşmil ederek şöyle demek mümkün; “Tüm dünyada bir hayalet dolaşıyor ‘ideal beden’ hayaleti”. Elbete bu somut hayaletin çoğunluk iş bulma mekânının modern kadınlık alemi olduğu da gözden ırak olamayan bir olgu.  

 Dünya feminist hareketinin tüm hedeflerinin gerçekliği ve gerçekleşebilirliği gözden geçirilmeye ve sorgulanmaya muhtaç. Siyasal, sosyal, ekonomik kazanımlara ilave olarak tıp ve kozmetik sanayiinin kadınlara ne kazandırdığı ve “kadın kimliği”ni nasıl dönüştürdüğü yeniden gözden geçirildiğinde, “büyüsü bozulmuş” modern zamanların, kadın kategorisini, mitik zamanlara oranla çok daha baskıcı ve ekonomik kategorilere indirgeyerek, onu psiko-insan olarak “arzunun nesnesi” ve ekonomik “vitrin” olarak kurguladığını görmek mümkün. İlginç olan kadının kendisini ataerkil karşıtı “öteki” olarak inşa etme sürecinde “öteki”nin, erkeğin, adeta kendisi ile ontolojik bir birlikteliğe sahip olan değerleri tersten temellük etmesidir. Foucault’nun dili ile söylersek kadın kendisini “özne olarak inşa ederken”, kendi varlığını tanımlarken model olarak, erkek perspektifini, konum ve beğenisini, dişil bir renk katarak kendi cephesine taşıyor. Kendisi için dışardan belirlenen bir kaderi rahatlıkla içselleştirebiliyor.   

 Sonuçta, “kadınların bağımsızlık mücadelesi”nde bu silahlar asıl sahipleri için hizmet veriyor ve kadınların elinde infilak ediyor. Bu patlayıcıların en yaygın olanı ise “estetik silahı”dır. Geleneğin “Tanrı vergisi güzellik” kavrayışının yerini alan, ekonomik seküler değişimin ifadesi olan, “çirkin kadın yoktur; bakımsız kadın vardır” önermesini şöyle de okumak mümkün; “Cirkin kadın yoktur; kozmetik kullanan ya da kullanmayan kadın vardır. Ürünlerimizi tüketin güzelleşin”.   

 Artık kapital dünyada güzellik-estetik verili değil, yapaydır. Bu estetik değerleri üreten ise tabii ki serbest piyasadır. Tüm metalar gibi bedenin değeri de piyasanın iktidarı tarafından belirlenir. İnsanoğlu, çoğunlukla seksüel tercihi ortodox heteroseksüellikten yana koyduğuna göre, önermemizi şöyle kurabiliriz: Kadının bedenini estetik kullanım ve değişim değerini belirleyen erkek iktidarıdır. Zaten iktidarın bizatihi kendisi eril-erkek değil midir? Kadınların estetik-kozmetik sanayisinin patronlarının ceplerini doldurarak ulaşmayı düşündükleri ideal nesne-beden’in, erkekleri lüks gecelere sponsor kılmakla beraber “etekli iktidar’ı mümkün kılmadığı gün gibi ortadadır. 

 Kadın bedeni-gövdesi teni eril hazların kullanımı için sürekli olarak teorik ve pratik olarak biçimlendiriliyor ve manipüle ediliyor. Bu dişil bedeni kuşatma-onarma süreci kadınların da rızası ile gerçekleşiyor.

Sözlükler terör kavramını, sistematik şiddet uygulama, korku içinde bırakma, ürkütme, yıldırma, paniğe düşürme olarak tanımlıyor. Bu haliyle estetize edilmiş beden, 90-60-90 sınırını ihlal eden tüm bayanları tehdit ediyor, aşağılıyor, psikolojik baskıya maruz bırakıyor. Kadını farklı kılan kimliği yerine onu erkek tarafından tercih edilir kılan görüntüsü geçirildi. Böylece estetik görüntü enformasyonuna uğrayan kadın kendi kimliğini görüntüsü üzerinden kurmaya çalışarak dışlanmışlıktan kaçınıyor. Her gün görsel ve yazılı medyada boy gösteren, varlığı vücudu olan manken-artist-şarkıcı grubu, tüm programlarda, lisan-ı halleri ve lisan-ı kavl’leri ile konuklarına izleyicilerine şantaj uyguluyor ve onları tehdit ediyor. Çoğunlukla, iktidarları erkekler tarafından tercih edilmekten kaynaklanan bu sanat erbabı!

  Hemcinslerini “evde kalmakla” korkutarak onları kendilerini baştan yaratmak için, estetik cerrahinin harikalar yaratan diyarına, kozmetik ürün cennetlerine davet ediyorlar. Sonuç, beğenilen, koklanan çiçekler olmak adına müthiş bir terör; kendinden kaçış, kendinden utanma, kült bedenlerle ümitsiz bir yarış, aşırı stres, güzellik ürünlerinin yan etkileri, solaryumlar, bedeni tıbbın teneşir tahtasına yatırma, botokslar, silikonlar, yağ aldırmalar, eklemeler, çıkarmalar, uzatmalar, kısaltmalar, vs. yani saçtan tırnağa estetik, yap-boz tahtasına dönüşen bir nesne-beden. Check-up’lar. Çekmekle bitecek gibi değil. 

Tarih boyunca kadınlar güzelliğin sembolü olarak görüldü. Elbette kadınların makul ölçülerde zatına hoşça bakmasında/kendilerine özen göstermesinde sorun yok. Sorun kadınların sadece beğenilme güdüsü ile kendilerine özen göstermesi ve kabul ettirmeye çalışması.

GÜNAH İŞLEME ÖZGÜRLÜĞÜ

 “[…] bir 20. yüzyıl patolojisi olan ‘totaliter İslam’ın neden yanlış olduğunu iyi anlamak ve anlatmak, açık ve çoğulcu toplumu kabul eden, insanların ‘günah işleme özgürlüğünü’ tanıyan bir Müslüman perspektif sunmak lazım. Din elbette ‘tebliğ’ edilebilir, ama empoze edilemez. Edilirse de zaten bir anlamı olmaz […].”

Gerçekten de yobaz laiklerin insanları devlet eliyle, zorla “çağdaşlaştırma” çabası ne kadar sorunluysa kimi “İslamcı” devletlerin vatandaşlarını zorla günahtan korumaya çalışması o kadar yanlış.

Dikkat edilecek olursa her iki yaklaşımın ortak noktaları var:

  • 1) Vatandaşları çocuklaştırmaları,
  • 2) Bireysel sorumlulukların vatandaştan devlete transfer edilmesi,
  • 3) Devletin (ve memurlarının) hata yapmaz, mutlak erdem sahibi kabul edilmesi.

Uygulamada ise gerek “komünist” gerekse “İslamcı” rejimlerde bu erdemi temsil eden ve adeta tapılan bir de “önder” var: Humeyni, Stalin, Lenin, Hitler, Mussolini… Bu önderler öldükten sonra bile bir yarı tanrı gibi gösteriliyor, mezarları Kâbe gibi ziyaret ediliyor. Bu konunun tarihi boyutunu Humeyni Lenin’i döver mi? Adlı yazımızda ayrıntılı biçimde anlatmış ve Demokrasimize mola verelim mi? isimli makalemizin sonunda da faşizmin kısa bir tarifini vermiştik. Daha ayrıntılı bilgi için buralara da bakılabilir:

Günah işleme özgürlüğü derken günah işleTme özgürlüğü demiyoruz elbette. Dindar bir insanın en doğal hakkı kendini ve çocuklarını günahlardan korumak. Ama İslâmî erdemi devlet eliyle kamulaştırmak isteyenler ister istemez faşizme yaklaşıyor. Yani yobaz Kemalistler ile yobaz Müslümanların çok büyük bir farkı yok bu bağlamda.

Tek yol liberalizm!

1970′lerde solcuların bir sloganı vardı: “Tek yol devrim!”. Artık ideolojilerin, sloganlarla düşünmenin, devrimlerin sonunun geldiği bir çağdayız.

70 milyon insanız, 2000 km uzunluğunda, dikdörtgen biçiminde bir toprak parçasında yaşıyoruz. Sadece İstanbul’da bile öyle farklı yaşam tarzları var ki. Bunlardan birini ideal kabul edip geri kalanlara dayatmak bizi hiç bir yere götüremez.

Başörtüsü, içki yasağı, Kürtçe yayın, misyonerlik, … Bunun gibi sorular ve sorunlar her zaman çıkacak karşımıza. Yapılacak tek bir şey var: Özgürlüklerden yana tavır almak. Özgürlükleri modası geçmiş bir “çağdaşlıkla”, polis copuyla değil başka özgürlüklerle sınırlandırmak.

Günahtan sadece kendini değil toplumu ve hatta gelecek kuşakları korumak isteyen dindar Müslümanlara ise İslâm’ı daha iyi öğrenmek ve anlatmak düşüyor: Çünkü İslâm’ın tarif ettiği günahlar “modern” dünyanın kötüleriyle büyük ölçüde örtüşse de dinî referanslarımıza aykırı yaşamak zorunda kalıyoruz kimi zaman.

Cinayet, hırsızlık, çocukların cinsel istismarı gibi günahlar Müslüman olmayanların gözünde de kötü. Ama içki, zina, kumar?

Bir ara zinanın suç kabul edilmesi hararetle tartışılmıştı ülkemizde. Şimdi kendi kendimize soralım:

  • 1) Zina yapanların devletçe cezalandırıldığı bir ülkede mi yaşamak istiyoruz yoksa insanların eşlerini aldatmadığı bir ülkede mi?
  • 2) Zina hangi koşullarda, bölgelerde, yaş ve meslek gruplarında yaygın?
  • 3) Erkekler eşlerini ilk defa neden birinci doğumdan sonra aldatıyor?
  • 4) Aldatmaların % kaçı boşanmayla sonuçlanıyor?
  • 5) Çocuklarda ne gibi izler bırakıyor bu olay?
  • 6) Vs vs.

Eğer dindar Müslümanlar günah ile kötü (ve sevap ile iyi) arasında akılcı köprüler kurabilirlerse:

  • 1) Kendilerini günahtan daha iyi koruyabilirler,
  • 2) Sözleriyle değil örnek davranışlarıyla İslâm’ı temsil edebilirler,
  • 3) Müslüman olmayan insanlarla da el ele çalışabilirler,
  • 4) İslâm açısından değerli olan kavramları herkese anlatabilirler.

Bugünkü durum ise çok iç açıcı değil. Her fırsatta batıya hücum eden, bütün yozlaşmaların, kötülüklerin kaynağını batıda gören birçok Müslüman var. Oysa:

  • 1) Başlık parası ile berdel ile kızlarımızı satmak,
  • 2) Kan davası gütmek,
  • 3) Arazi uğruna komşu vurmak,
  • 4) Trafik “kazası” ile PKK’dan fazla adam öldürmek

için batıya ihtiyaç duymadık hiç bir zaman.

Hırsızlık yapanın kolun kesmekle, katilleri asmakla İran ve Suudi Arabistan gibi ezber İslâmcılığı gütmek mümkün. Ama ikinci bir alternatif sosyal bilimlerden ve diyalogdan istifade etmekten geçiyor ki bu da idrak İslâmcılığı diyebileceğimiz ikinci bir yol.

Birincisi yöntemlerin İslamî olmasını esas tutuyor ikincisi ise neticenin:

  • 1) Gözlerimi kaparım, dinin gereğini yaparım,
  • 2) Gözlerimi açarım, gerekeni yaparım.

“Kötü” eylemleri sadece bir suç gibi görmek cezayı, suçun önlenmesi ise daha fazla polis yetkisini dolayısıyla özel hayatın ihlâlini getiriyor. Suçu bir hastalık olarak görmek ise tedaviyi, önlemek de insanlar arası diyalogu, psikoloji ve sosyoloji gibi bilimleri devreye sokuyor.

Akla, bilime, vicdana dayanan, özeleştiri kapılarını kapatmayan bir siyaset için kendini Tanrı yerine koymayan, vatandaşlarına günah işleme hakkını tanıyan bir devlet sözde “İslamcı” devletlerden daha yakın duruyor dinimize…

Not: Liberal demokrasi ile İslam’ın bağdaşmayacağını düşünen dostlarımızın Mustafa Erdoğan’ın şu makalesini okumalarını tavsiye ederim: İslam ve Liberalizm: Kısa Bir Bakış

 

 *************

PORNO  İZLEMEYİ  BIRAKMAK İÇİN NELER YAPABİLİRİZ?

ALINTI

Ön söz

 

Kendimin de porno bağımlılığının farkında oldum ve araştırmalara başladım.Ben başaracağım, Allen Karr-ın yazmış olduğu “Sigarayı bırakmanın basit yolu”nu okuyarak  sigarayı bırakdığım gibi… Aslında hepimiz başara biliriz.

  

1. İnternetin her eve girmesi çeşitli hastalıkları da beraberinde getirdi. Evlilikleri ve ilişkileri tehdit eden ‘porno bağımlılığı’ bu hastalıklardan en önemlisi ve tedavi edilmezse karşı cinsle ilişkiye girememeye; ‘çocuk pornosu’ izlemeye kadar götürebiliyor.

ABD’de Büyük Yankı Uyandıran “Pornografi” Kitabının Yazarı Pamela Paul, Türkiye’de De Hızla Yayılan “Modern Zaman Vebası” Üzerine Sorularımızı Yanıtladı

Porno bağımlılığı

“Eşim üniversite mezunu, düzgün iş hayatı olan bir erkek. İki çocuğumuz var ve yaklaşık bir yıl öncesine kadar mutlu bir aileydik. Evlendiğimizden beri hiçbir cinsel problemimiz olmamıştı, ta ki eşim geceleri benimle birlikte uyumak yerine saatlerce porno sitelerinde gezmeye başlayana kadar. Ben ve çocuklarım uyuduktan sonra neredeyse sabaha kadar internet başında pornografik videolar izleyen eşimin, bana karşı olan ilgisi de yok denecek ölçüde azaldı. Cinsel hayat bir yana, artık bir sosyal hayatımız da kalmadı. Ben çocuklar uyuduktan sonra geceleri arkadaşlarımla dışarı çıkıyorum. Eşim benimle gelmiyor, bana hiç karışmıyor, çünkü yeterince meşgul! İlişkimiz nereye gidiyor bilmiyorum ama çok mutsuzum.”

Bu sözler porno bağımlısı bir erkeğin eşine ait. Bir tür madde bağımlılığı gibi insanın hayatına sinsice giren ve aile hayatının bitmesine, sosyal hayattan kopmasına neden olan yeni bir bağımlılık türü bu. Kendisini, saatlerce internetin başından ayrılmama, uyku düzeni bozukluğu hatta yeme içme bozukluğu gibi belirtilerle gösteren, zamanla kişiyi gerçek yaşamdan koparan ve karşı cinsle ilişkiye girememeye kadar götüren bir hastalık! Sonuç, biten aşklar, parçalanan evliliklerGenel olarak erkeklere özgü bir bağımlılık türü ve yaş, eğitim düzeyi ayırımı yapmıyor, her kesimden erkek için tehdit oluşturuyor. 

Pornolaştırıldık!

Amerika’da piyasaya çıkar çıkmaz büyük yankı uyandıran ‘Pornified’ kitabının yazarı Pamela Paul konuyla ilgili sorularımızı yanıtlarken pornografinin zararsız bir eğlence olmasına rağmen, insanlar üzerinde ciddi bir negatif etki yarattığını söylüyor. Geçen ay Türkiye’deki kitapçılarda da yerini ‘Pornografi’ adıyla alan kitabında günümüzün sosyal vebasının etkilerini çarpıcı bir şekilde ortaya koyan gazeteci Pamela Paul, porno bağımlısı yüzlerce erkek ve kadınla yaptığı görüşmelerden yola çıkarak ilginç saptamalarda bulunuyor. Paul, “Konuştuğum erkeklerin çoğu kadınlara yakın olma yetilerini kaybettiklerini ve ‘gerçek’ bir kadınla birlikte olunca endişe yaşadıklarını itiraf ettiler” diyor. Çoğunun internet pornografisinin kolay heyecanına alıştıktan sonra bırakmayı başaramadıklarını söylüyor. “Herkes pornografinin kültürümüzdeki yaygınlığının farkında. Fakat bizi ve toplumu nasıl etkilediği konusunda yeterince düşünmedik” diyen Paul, çarpıcı bir saptamada bulunuyor: “Biz pornolaştırıldık”. Pornografinin kültüre, değerlere, standartlara, dile, cinsel ve romantik ilişkilere nüfuz ettiğini anlatan Paul, çocukların cinsel gelişimini de radikal bir şekilde değiştirdiğini belirtiyor. “Pornofiye” olmuş kültürün etkilerini gelecek nesilde çok daha şiddetli bir şekilde göreceğimizi dile getiren Paul, Playboy ile büyüyen 50’lerindeki erkeklerin bile internetteki porno kültüründen etkilendiğini ifade ederken, pornografinin ilişkileri çok olumsuz etkilediğini söylüyor ve ekliyor: “Kadınlar pornoyu erkeklere ait bir şey olarak kabul etmelerine rağmen kendi âşık oldukları adamın bu şeye zaman harcamasından rahatsız”. Paul’ün araştırmalarına göre bunun nedeni, erkeklerin evlendikleri veya birlikte oldukları kadın ile online ortamda baktıkları kadın arasındaki farkı görmekten rahatsız olmaları. Kadınlar da kendilerini erkeklerinin sanal ortamda gördükleri kadınların vücutları ve performanslarıyla kıyaslıyorlar, erkeklerini tahrik etme kabiliyetlerini yitirmekten korkuyorlar ve genelde de bunu kaybediyorlar! Birçok ilişki pornografi yüzünden yıkılıyor ve evlilikler bitiyor. Birçok anne- babanın pornografi izlemelerine rağmen çocuklarının bu yayınları izleme fikrinden bile rahatsız olduklarına da değinen Paul, “Evde filtre programı olsa bile çocuk dışarıdan rahatlıkla pornografiye ulaşabiliyor” diyor. 

Azı karar fazlası zarar!

Konuyla ilgili olarak ülkemizdeki uzmanlardan da görüş aldık. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, Tıbbi Seksolog Op. Dr. Akif Poroy, pornografi tarihinin antik Yunan’a kadar dayandığını, eski dönemlerde mabetlerde toplu seks törenleri yapıldığını ve pornografinin insanlık tarihinde daima yer aldığını söylüyor. Orgazm bozuklukları ve cinsel isteksizlik problemlerinde çiftlere ilişkiye girmeden önce porno film izlemelerinin önerilebileceğini belirten Poroy, “Ancak bağımlılık derecesine geldiği nokta tehlikeli olur ve kişiyi sosyal hayattan koparır” diyor. 

Bu tür yayınların, görsel uyarımın seksüel enerjiyi arttırmasından dolayı rağbet gördüğünü söyleyen Poroy’a göre pornografinin çok satmasının nedenlerinden biri de cinsel sapmalara da hizmet ediyor olması. “Homoseksüel ilişkiden sadomazoizme kadar pek çok şey yer alıyor videolarda. Pornografik yayınlar bu anlamda da bir açığı kapatıyorlar” diyor. 

Cinsel Tıp Enstitüsü Başkanı Dr. Cem Keçe de uyarıyor: “Aşırı pornografik yayın seyretmek beynin sinirsel yollarını yeniden oluşturarak, daha önce uyarı veren sahnelerin ve davranışların zamanla uyarı vermez bir hale gelmesine yol açabilir. Çift zamanla cinselliğe duyarsızlaşabilir. Porno materyallerindeki çekici kadınları gören erkek eşini beğenmeyebilir ve zamanla ondan uzaklaşabilir. Aşırı beklentinin yarattığı performans anksiyetesinden dolayı da yeni cinsel sorunlar yaratabilir”. Acıbadem Cinsel İşlev Bozuklukları Merkezi psikiyatri uzmanı Dr. Özay Özdemir ise cinsel hayatını renklendirmek niyetiyle porno film izlemeye başlayan kişilerin bunu bir alışkanlık haline getirdiklerini söylüyor. Azımsanmayacak sayıda erkeğin porno film izlemeden eşleriyle birlikte olamadıklarını anlatan Özdemir şu örneği veriyor: “Evli, genç bir çift vardı. Erkek sertleşme problemi yaşıyordu ve eşiyle ilişkiye girmeden önce mutlaka pornografik yayın izliyordu. Bir gün eşi bu durumu fark etti ve kendisini aldatılmış gibi hissettiği için kocasıyla ilişkiye girmeyi reddetmeye başladı”. 

Sen – ben çatışması sekse zarar!

Kişinin pornografik yayın izlemeye başlamasının çeşitli nedenleri olabiliyor. Poroy, Batı toplumlarında cinselliği rahatça yaşayabilen insanların belli bir noktadan sonra tatminsizlikten dolayı uyarılma sorunu yaşadığını ve bunu da porno izleyerek aşmaya çalıştığını söylüyor. Poroy’a göre özellikle bizim toplumumuzda geçerli olan bir neden ise erkeğin eşini tam bir kadın olarak görememesi, çocuklarının anası, ulvi bir yaratık olarak görmesi ve onunla cinsel fantezilerini paylaşamaması. Bir başka neden ise eşler arasındaki kimlik çatışması. Poroy, “Sen- ben öne çıktığı zaman bu durum seksüaliteyi eziyor” diyor. Kadının erkeği aşağılaması da bir başka neden. Bu gibi sebeplerle erkek eşiyle birlikte olmak yerine porno film izlemeyi tercih ediyor.

Kaynak:     http://www.yeniaktuel.com.tr 

2.  Görseller:

 

3. Porno  seyretmek  hastalık  mı?

Evet porno seyretmek, ilk önce hoşlanma duygusu, sonra alışkanlık, daha sonra bağımlılık, en sonunda da kendimize hakim olamazsak psikolojik hastalık nedeni olabiliyor. Bunların yanında da bedenle ilgili güç kaybı, aşırı uykusuzluk ve hastalıklara davetiye çıkarabiliyor. Birde seyrettiğiniz fantazilerin etkisinde kalıp, eşinizle ya da sevgilinizle aynılarını yapmaya kalkarsanız, ayrılıklara hatta boşanmalara neden olabiliyor. Derler ya herşeyin fazlası zarar diye, galiba bizler bu ayarı pek bilemiyoruz. İşte Milliyet’ten ilginç bir haber.” Seksi aramada dünya 4.süyüz” Arama motorlarında dünya dördüncülüğü gerçekten çok düşündürücü. İnsan ister istemez düşünüyor. Acaba bu konuda çok güçlü oluşumuz mu, yoksa seks açlığı ve bilgisizliğimizmi bizi sıralamaya sokan diye.

Şöyle camdan baktığımda çanak antenler hep çift çift. Uydulardaki ikinci çanağımız malum diğer belgesel kanallar için. Tabiki olacak. Bu en doğal hakkımız. Bendenizde de Hot la başlayan ikinci bir frekansa çevrili çanak mevcut. Pekala tehlike bunun neresinde. İnternettende bu tip porno kanallarına girmek çok kolay olduğuna göre bizmi çok tutucuyuz acaba? Yoksa bu işin tutuculukla pek alakası yok mu? Şimdi isterseniz kendimizin ne derece bağımlı bir porno izleyicisi olduğumuzu bulalım ilk önce.

Birinci derece tehlike riski taşıyanlar : Porno vb. filmler alıp izleyenler ve evlerinde 18 yaş altında çocukları olanlar. Pornoyu cinsel yaşamlarının bir parçası gibi görerek, normal cinsel ilişkilerini ikinci plana itenler. Hergün sabahlara kadar bunların başından kalkmayanlar. Bu materyallerdeki eylemleri cinsel yaşamlarına sokmaya kalkanlar. Bu saydıklarımızın hepsi mevcutsa sizde, işiniz çok zor. Ruhsal bakımdan toplum bireyleri ile psikolojik çatışmalar sizi bekliyor demektir. Yakın bir zamanda auranızı saran pornografik hakimiyet sizi toplumdan, en kötüsü sevdiklerinizden koparacaktır. Çünkü siz artık bir bağımlısınız.

Hayalinizde kuracağınız cinsel fantaziler, karşınızdaki insanı tanımanızı engelleyerek, devamlı kendi bildiklerinizi karşınızdaki insanın hoşuna gidip gitmeyeceğini düşünmeden uygulama isteğiyle mücadele etmek zorunda kalarak, büyük hayal kırıklıkları yaşayabilirsiniz. Bir müddet sonra kendinizi yalnız hissedeceğinizden, kendi kendinize fantazi yaratarak cinselliğinizi kendinizle paylaşmaya başlayıp, normal cinsel ilişkiden de zevk alamaz hale gelebilirsiniz. Bu saydıklarımızdan sadece bir kaçı sizde mevcutsa, mümkün olduğu kadar azaltmaya bakmalısınız.

Porno seyretmek eğlence olmalıdır insanın hayatında. İçinden kendi hoşlanabileceğiniz fantazileri seçerek, her önünüze gelen ve ruhumuza zarar vererek bizi cinsellikten iğrendirecek görüntüleri ayıklayarak hayal dünyamızda gezinebilirsiniz. Seçici olarak, kendimize saygımızı yitirmeden, sanatsal estetik taşıyan bir cinsel dünyada dolaşmanın yaşamımıza zarar vereceğini zannetmiyorum. Kendimize hakim olduğumuz ve bağımlılık derecesinde alışkanlık haline getirmediğimiz sürece porno eğlencedir.

Fakat hiç bir zaman kendimiz hoşlanıyoruz diye başkalarının da hoşlanmasını beklemeyin. Unutmayalım ki porno dünyasının içinde, aynı zamanda iğrenç bir dünya da saklıdır. Bu tip zararlı yayınlardan etkilenerek, her türlü sapıklığı yaparak topluma zarar veren insanlarda bir hayli fazladır. İşte son zamanlarda dünya da patlama yapan çocuk pornosuda bunlar arasında gösterebileceğimiz en iğrenç örneklerden biridir. Şimdi soruyorum sizlere de sizce porno hastalık mı? Yoksa aşırıya gidilmediği ve kontrol edildiği takdirde bir eğlence ya da fantazi olarak kabul edilebilir mi?

Kaynak :                                                                              http://blog.milliyet.com.tr/porno-seyretmek-hastalik-mi-/Blog/?BlogNo=33223

4.  Pornografinin zararları üzerine araştırmalar yapıldı…

Pornografiye karşı önlem alınması için sık sık çağrılar yapılıyor ama porno film izleyicilerinin nasıl zarar gördüğüne ilişkin kantılar neler?

Albert Bandura adlı psikolog 1961 yılında çığır açan bir deney yaptı. Bir grup çocuğa bir yetişkinin bir şişme bebeği dövüşünü izlettirdikten sonra, ne yapacaklarını izlemek üzere çocukları tek tek bebekle baş başa bıraktı. Çocuklar da bebeği yumruklamaya başladı.Bandura, şiddet davranışlarını kopyalama eğiliminde olduğumuz sonucuna vardı.Yıllar sonra, California Üniversitesi’nde psikoloji öğrencisi Neil Malamuth, benzer şekilde, pornografi karşısındaki tepkilerimizi test etmeye karar verdi.1986’daki deneyde 42 erkeği “tecavüz etme olasılığına” göre sınıflandırdı. Bu erkekler daha sonra rastgele olarak üç gruba ayrıldı. İlk gruba, tecavüz ve sadomazoşizm içeren seks sahneleri gösterildi. İkinci gruba şiddet içermeyen pornografik görüntüler verildi. Üçüncü kontrol grubunaysa hiçbir şey verilmedi.Bir hafta sonra, ilgisiz olduğunu sandıkları başka bir deneyde, her erkek bir kadınla yan yana getirildi ve bu kadının onlardan etkilenmediği söylendi. Daha sonra bir tahmin oyunu oynamaları istendi; kadına her “yanlış” cevap verdiğinde ona bir ceza verme seçeneği sunuldu.

Bunun gibi birçok deney sonunda Malamuth, cinsel saldırganlık eğilimi taşıyan bir erkeğin çok fazla cinsel saldırganlık içeren pornografik ürün izlediğinde, cinsel saldırganlık davranışında bulunma ihtimalinin büyük oranda arttığı sonucuna vardı.

“Pornografi ve şiddet”

Pornografi karşıtı kampanya yürütenler, aşırılık içeren pornografinin yaygın hale gelmeye başladığından kaygı duyuyor.

Boston’daki Wheelock College’dan Gail Dines, internette şiddet içermeyen pornografik ürün bulmanın zor olduğuna inanıyor.

“İyi tanınan porno yönetmeni Jules Jordan bile, hayranların şiddet içeren porno arzusuna yetişemediklerini söylüyor” diyor.

Hesaplamalı nöroloji uzmanı Ogi Ogas buna itiraz ediyor. Çalışma arkadaşı Sai Gaddam ile birlikte bir milyar internet araması ve porno sitesi verisi topladıklarını ve çok az şiddet içeren porno örneğiyle karşılaştıklarını söylüyor.

Verilerine göre, internette seks materyalleri arayan insanların çoğu “genç” kelimesini kullanıyor. Diğer en popüler arama kategorileri “gey”, orta yaşlı kadınlar için kullanılan “MILF”, “memeler” ve “aldatan kadınlar.”

Ogas, “Cinsel ilgi alanları oldukça monoton. İnsanların aradıkları cinsel ilgi alanı ortalama değeri iki. Her gün aynı şey aranıyor” diyor.

Yaptığı hesaba göre, her 6 veya 7 aramadan biri pornografi amaçlı.

“Ergenler ve pornografi”

İngiltere’deki Middlesex Üniversitesi’nden akademisyenler, bu yılın başında pornografinin ergenlik çağındakiler üzerindeki etkileriyle ilgili kanıtları gözden geçirdi.

Adli psikolog Miranda Hovarth ve çalışma arkadaşları, şu sonuca vardı: “Pornografi seksle ilgili gerçekçi olmayan tutumlarla, kadınların cinsel nesne olduğu inancıyla, daha sıklıkla seksin düşünülmesiyle bağlantılıdır ve pornografi izleyen çocuklar ve gençler gelişimsel olarak cinsel roller edinmekte zorlanmakta.”

Bu alandaki çalışmaların çoğu korelasyona dayalı. Yani örneğin, bir grup gence pornografi görüp görmedikleri ve ne kadar sıklıkla gördükleri, daha sonra da seks veya cinsel rol tutumları konusunda ne düşündükleri soruluyor.

Ancak korelasyonel çalışmalarla pornografinin tutumları değiştirdiği veya beslediği yönünde bir nedensellik kurulması mümkün değil.

Bunu yapmanın tek yolu, Malamuth’un yaptığı gibi deneyler yapmak. Ancak bu tür deneyler yapılması artık etik komisyonlarına takılıyor çünkü deneyde şiddet içeren materyaller gösterilen kişiler, bunlardan olumsuz yönde etkilenebilir.

Horvath, artık sebep ve etkiye odaklanmak yerine, gençlerin özelliklerine, hassasiyetlerine ve güçlü yanlarına odaklanarak, bunların nasıl ve neden pornografiyle ilgili olabileceğine odaklanılmalı.(BBCTürkçe)

Porno zararları  konusunda  çok konuşmak olur.Bazılarımız biliyor ama bilmeyenler de vardır ki,  Anti-Porn ve bu gibi programlar kullanmağınızı da önere bilirim.Ne olursa olsun bizi  mutsuz eden engeli yeneceğız. İnşAllah.

Hazırladı: Her kese yararlı olmak dileyiyle –  HAYATIN ŞİFRESİ

(Sizler de bu dosyayı paylaşın ve kendiniz de bu türlü dosyalar yapın belki de, kimlerese yardımımız oldu…)

 

 

PORNOGRAFİNİN TARİHİ – H. Montgomery Hyde

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s