HER ZAMAN YAHUDİLER, ERMENİLERE KARŞI TÜRK’ÜN YANINDADIR

Soğuk Savaş’ın sona ermesi ile birlikte, II. Dünya Savaşı’ndan beri NATO’nun ve ABD’nin yakın müttefiki olan Türkiye, çevresindeki oluşumlar nedeniyle güvenlik tehdidi algılamaya başlamıştır. Soğuk Savaş yıllarında Avrupa ile Sovyetler arasında Sovyetlere en yakın noktada adeta bir kalkan görevi üstlenen Türkiye, bu rolü sayesinde o dönemde güvenliğini de NATO’nun şemsiyesi altına girerek sağlamıştır. Ancak Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve NATO’nun işlevselliğinin tartışılmaya başlanması ile Türkiye, ciddi anlamda güvenlik endişesine kapılmış ve kendini bulunduğu coğrafyada yalnız hissetmeye başlamıştır.

Özellikle 1990-1991 Körfez Krizi sırasında Avrupalı müttefiklerin Türkiye’ye destek sağlamaması, ABD’nin Irak’a yönelik icra ettiği 1. Körfez Harekâtı’nda Türk ekonomisinin büyük zarar görmesi ve AB’nin Türkiye’nin başvurusunu 1987 yılında reddetmesi ile birlikte, Türkiye’nin Batı’ya olan inancı kaybolmuştur. Yüksek derecede tehdit algılaması ve bu duruma uygun çözümler üretme ihtiyacına paralel olarak Türkiye, bu tarihten itibaren Ortadoğu’da kendine özgü politikalar üretmeye başlamıştır.

Bu gelişmeler ışığında Türkiye’nin dış politikasındaki bu açılımın ve Ortadoğu’ya yeni yaklaşımının önemli göstergelerinden biri İsrail’le daha iyi ilişkiler geliştirmek olmuştur. Bu yakınlaşmanın ilk adımı da 1991 yılı sonlarında iki ülke ilişkilerinin büyükelçilik düzeyine çıkarılması kararı olmuştur.

Diğer yandan II. Dünya Savaşı sonunda İsrail, Ortadoğu coğrafyasında yeni bir devlet olarak ortaya çıkmıştır. İsrail’in kuruluşu öncesi kadar, kurulmasından sonraki olaylarda Ortadoğu’da birçok sorunu beraberinde getirmiştir. Kurulan İsrail devletinin, yüzölçümü olarak küçük bir toprak parçası olmasına rağmen, tarihten gelen büyük bir ağırlığa sahip bulunması ve arkasında ABD gibi büyük bir gücün de desteğinin olması, bu ülkeyi Ortadoğu coğrafyasında önemli bir konuma yükseltmiştir. Büyük çoğunluğu Müslüman olan Ortadoğu devletleri İsrail’i kuruluşundan itibaren reddetmişler ve bu coğrafyadan silebilmek için dört kez İsrail’le karşı karşıya gelmişlerdir. Ancak İsrail Araplarla yapmış olduğu Savaşların hepsinde üstün gelerek kurulduğu bölgede kalıcılığını pekiştirmiştir.

Ancak çepeçevre kendisine düşman olan bir Arap coğrafyası ile çevrili olan İsrail, bu bilinçle son yıllarda yakın çevresinde müttefik ülke arayışına girmiş ve bölgede Arap topluluğunda olmayan ancak Müslüman bir ülke olan Türkiye ile sıcak ilişkiler geliştirme yoluna girmiştir.

90’lı yıllarda bir yandan terör diğer yandan ekonomik ve siyasi açıdan büyük zorluklar yaşayan Türkiye için İsrail’le ilişkiler, ilk aşamada mantıklı gelmiştir. İsrail’in son yıllarda özellikle Askeri teknoloji açısından büyük gelişimi, Türkiye’deki askeri kanat için yeni bir açılım ve ilgi alanı oluşturmuştur. Türkiye, o dönemde, özellikle elindeki eskimiş askeri teçhizat ve malzemenin yenilenmesi ihtiyacı ile karşı karşıya kalmıştır. Üstelik yeni almak istediği askeri teçhizata da zaman zaman AB ve ABD tarafından insan hakları bahanesi ile ambargo uygulanmıştır. Bu nedenle Türkiye, benzer problemlerin nispeten yaşanmayacağını değerlendirdiği İsrail ile Stratejik İşbirliğine girmekte sakınca görmemiştir. ABD’deki etkin lobileri aracılığı ile bu ülke yönetimi üzerinde etkin bir ağırlığa sahip olan İsrail’le ilişkilerin geliştirilmesi sayesinde Türkiye’nin ABD nezdinde önem ve değerinin artacağına ilişkin düşünce ve görüşler de bu işbirliğinin gelişiminde etkili olmuştur.

Diğer yandan İki ülke arasında tarihsel bir çatışma olmadığı gibi çok eski tarihlere dayanan bir dostluğun olması da bu işbirliğinde önemli rol oynamıştır. 1492 yılında İspanyol engizisyonu ve İkinci Dünya Savaşı’nda da Nazi zulmünden kaçan Yahudilere dünyada kucak açan tek devlet Türkler olmuştur.

Türkiye ve İsrail’in Ortadoğu’da nüfusu üç yüz milyona yaklaşan Arap çoğunluktan olmamaları ve bölgede demokrasi ile yönetilen iki ülke olması da bu ilişkiyi geliştiren önemli unsurlardandır.

Stratejik İşbirliği’nin duyulmasından itibaren özellikle Araplar tarafından Türkiye şiddetle tenkit edilmiş, Müslüman bir ülke olarak Türkiye’nin “Filistin Davası”na ihanet ettiği her fırsatta dile getirilmiştir. Hatta daha da ileri giden Arap ülkeleri, Türkiye ve İsrail’in bölgedeki Arap ülkelerine karşı işbirliğine gittiklerini ve bunun da bölgedeki barış ortamı için en büyük tehditlerden biri haline geldiğini belirtmişlerdir. Türkiye Arapların bu tepkilerine rağmen İsrail’le olan ilişkilerini kesmemiştir. Türkiye yine aynı dönemde Araplar ile de siyasi ve ticari ilişkiler geliştirerek bir anlamda denge politikası uygulamıştır.

Ancak ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesi ile başlayan süreç içerisinde Türkiye ve İsrail politikaları, özellikle Irak’taki Kürt oluşumu ve İsrail’in Filistin’e yönelik uygulamaları yüzünden karşı karşıya gelmeye başlamıştır. İki ülke üst düzey yöneticileri zaman zaman diğer tarafı suçlayıcı söylemlerde bulunmuşlar, hatta iki ülke basınında 1996 yılında başlayan Stratejik İttifakın geçerliliğini ve artık işlevsel olup olmadığını sorgulayan birçok görüş ve haber yer almıştır.

Uluslararası ilişkilerde, ülke dostluklarından ziyade ülke çıkar ve menfaatlerinin ön planda olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Türkiye ve İsrail’in Ortadoğu coğrafyasında 1996 yılında başlatmış oldukları stratejik İşbirliği, başlangıcından günümüze kadar olan zaman dilimi içerisinde inişli çıkışlı bir süreç izlemiştir. Ancak bu ilişkinin her iki ülke açısından da çok önemli olduğunun ve devam ettiğinin en büyük göstergesi hiçbir zaman kopma noktasına gelmemiş olmasıdır. İlişkilerin kötüye gittiği durumlarda iki ülkede gerekli yer ve zamanda geri adım atmasını bilmiştir.

sh: 1-3

Türkiye’nin Güvenlik Sorunları ve İsrail’le Yakınlaşması

II. Dünya Savaşının sona ermesiyle birlikte Türkiye, Sovyet tehdidi ile karşı karşıya kalmış ve bu durum Türkiye’ye NATO ve ABD nezdinde önem kazandırmıştır. Ancak Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Türkiye, kendisine NATO ve ABD’den önemli yardımların yapılmasına vesile olan bu rolünü kaybetmiştir.

Soğuk Savaş’ın ardından, Doğu Bloku’nun yıkılmasıyla ortaya çıkan belirsizlik ortamı ve otorite boşluğu, Türkiye’nin güvenliği açısından eskiye nazaran daha büyük tehdit ortamlarına maruz kalmasına neden olmuştur. Körfez Krizi, Yugoslavya’daki etnik ve dini çatışmalar, Kafkasya’da Azeri- Ermeni gerginliği, Çeçenistan savaşı ve PKK terör örgütünün artan şiddet eylemleri ile bununla bağlantılı Kürt sorunu gibi gelişmeler bu tehditlerin sayısını arttırmıştır.

Yine bu dönemde, Türkiye’nin AB’ye girme sürecindeki belirsizlik, Türkiye’yi süratle, askeri gücünü modernize etme ve güçlendirme, bölgesel askeri işbirliğini geliştirme, ekonomik işbirliği gibi konularda çalışmalara başlamasına neden olmuştur.

Türkiye bu güvenlik sorunlarını çözmede, eskiden olduğu gibi ABD desteğine ihtiyaç duymuş ve bu desteğin ancak İsrail’le ilişkilerin geliştirilmesi ile sağlanabileceğini düşünmüştür. Çünkü güçlü Yahudi lobisinin, Ermeni ve Rum lobilerine karşı Türkiye’ye destek olacağı hesap edilmiştir. Diğer yandan iki ülkenin karşılıklı olarak beklentileri de bu ilişkide önemli rol oynamıştır.

İsrail – Filistin sorununa çözüm bulma amaçlı düzenlenen 1991 Madrid Barış Konferansı ve bunun bir sonucu olan Barış Süreci Türkiye’nin İsrail’le ikili ilişkilerini daha üst seviyeye ve daha geniş işbirliği alanlarına taşımasına ortam hazırlamıştır. Bu tarihten sonra ilişkiler ivme kazanarak her alanda büyük gelişmeler göstermiş, stratejik ittifak ve işbirliği ile neticelenmiştir.

Sh:13-14

Siyasi ve Sosyo-Kültürel Alandaki Türk – İsrail İlişkileri

1990’lı yıllardan itibaren önce alt düzeyde, daha sonra sırasıyla Bakan, Başbakan ve Cumhurbaşkanı düzeyinde yapılan ziyaretler, ikili ilişkilere oldukça pozitif bir ivme kazandırmıştır. Bu ilişkilere paralel olarak kültürel alanda da karşılıklı ziyaretler yapılmış, festivallere karşılıklı olarak iştirak edilmiş, sinema ve televizyon alanlarında işbirliği yapılmıştır.

Aslında Türk-İsrail ilişkilerinde; Arap-İsrail savaşları, Kudüs’ün işgali ve münferit olayların zaman zaman tansiyonu yükseltmesi hariç ciddi bir sorun yaşanmamıştır.

Kamuoyu anketleri ve medya eğilimlerine bakıldığında, yaygın bir Filistin sempatisi olmasına rağmen İsrail ile iyi ilişkilere karşı güçlü bir karşı tavra rastlanmamaktadır. Tarihi olarak anti-Semitizm hiçbir zaman Türkiye’de ciddi bir sorun olarak ortaya çıkmamış, zamanında Avrupa’dan kovulan Yahudilere kucak açan Türk insanı, İstanbul’da ikiz terör saldırılarında vurulan sinagogların yarasını yine birlikte sarmıştır. [1]

Musevilerin Portekiz ve İspanya’dan sürülüp, Osmanlı İmparatorluğu tarafından 1492 yılında kabul edilmelerinin 500. yıl dönümü nedeniyle, 1989 yılında kurulan “500. Yıl Vakfı”, iki ülke ilişkilerinin gelişmesi için olumlu çalışmalar yapmıştır. Bahse konu vakfın özellikle ABD’deki faaliyetleri ve ülkedeki Yahudi Lobisi’ni etkileyerek destek sağlamaları, uluslararası alanda Türkiye için olumlu bir çalışma olmuştur. Sosyal alandaki etkinliklerle de ülkemizin tanıtımına yardımcı olmuşlardır. Sözde “Ermeni Soykırımı” ile ilgili bir tasarının ABD Kongresinden geçmesinin engellenmesinde 500. Yıl Vakfı’nın ve ABD’deki Yahudi Lobisi ‘nin yoğun desteği görülmüştür.

Türkiye’deki kumarhanelerin ve kapatılmasına ve terör olaylarına bağlı olarak son yıllarda Türkiye ve İsrail arasında turizm ilişkileri oldukça gerilemiştir. 2003 yılında Türkiye’yi 321.152 İsrailli turist ziyaret etmiş, 2004 yılında bu rakam %6,9 azalarak 299.172 olarak gerçekleşmiştir.[2]

İki ülke yüksek düzey devlet adamlarının karşılıklı ziyaretleri son yıllarda zaman zaman durağan seyir izleyen Türkiye – İsrail ilişkilerinin canlandırılması ve devam ettirilmesi açısından anlamlı ve önemlidir. Her iki ülkede stratejik işbirliği çerçevesinde başlayan ilişkilerin geçmişte olduğu gibi seyrinden yanadır. Bu ilişki zaman zaman inişli çıkışlı bir seyir izlese de hiç bir zaman kopma noktasına gelmemiştir ve olağan seyri ile hala devam etmektedir.

Sh:37-38

SONUÇ

Jeopolitik ve Jeostratejik konumu itibarı ile dünyanın en istikrarsız bölgesinde yer alan Türkiye, Soğuk Savaş sonunda Doğu Bloku’nun çöküşüyle bir anda birçok tehdit ile karşı karşıya kalmıştır. Bu dönemde Türkiye’nin Dış Politikası’nı şekillendiren yeni oluşumlar ve sorunlar Türkiye’yi İsrail’le ilişkilerini geliştirip stratejik İşbirliğine gitmesine neden olmuştur. İki ülke arasında başlayan yakınlaşmanın bir ittifaktan da öte olduğu, 1996 ve 1997’de imzalanan antlaşmalardan belli olmaktadır.

Türkiye 90’lı yıllarda yakın çevresinde tehdit olarak algıladığı oluşumlar karşısında denge oluşturmaya çalışmış, gerek dış politika gerekse iç politika alanlarında aktif bir strateji uygulamaya başladığının sinyallerini İsrail’le Stratejik İşbirliğine giderek göstermeye başlamıştır.

Bu yakınlaşmanın Türkiye açısından fayda ve mahsurlarını günümüze kadar olan süreç içinde değerlendirmek gerekirse önce faydalarından başlamanın daha uygun olacağını değerlendiriyorum.

İlk olarak Suriye, bu işbirliği sayesinde kendini çembere alınmış hissetmiş ve gerek Türkiye gerekse İsrail’le yapacağı muhtemel bir savaşta diğer ülkeyi de göz ardı edemeyeceği gerçeği ile yüz yüze gelmiştir. Suriye, bazı dış politika söylemlerinde dile getirildiği gibi iki taraftan sıkıştırılarak bir nevi “tost” psikolojisi içine sokulmuştur.

-Aynı şekilde bölgenin güçlü ülkelerinden bir olan İran içinde Türkiye-İsrail Stratejik İşbirliği tehdit oluşturmuştur. İran’ın iki ülke ile de yapacağı savaş veya küçük çaplı bir harekâtta mutlaka diğer ülkeyi dikkate alması gerekmektedir. Üstelik Nükleer güce ulaşma çalışmalarını devam ettiren İran’ın, bu işbirliği sayesinde İsrail’in Türkiye sayesinde yanı başına kadar sokulduğu hissi yaşamasına sebep olmuştur. Çünkü İran’ın nükleer güce ulaşması durumunda, bu ülkeye harekât düzenleyeceklerini ABD ve İsrail her fırsatta dile getirmektedir. Ancak iki ülkede, İran’ın coğrafi konumu ve nükleer tesislerinin ülke içinde yayılmış durumda olması sebebiyle, istihbarat bilgilerine ulaşma ve düzenlenecek harekâtın devamlığı açısından, Türkiye’nin desteğine muhtaç durumdadır.

-Türkiye 2000’li yıllarda ordusunu yeniden donatmak için 150 milyarlık bir askeri proje başlatmış durumdadır. Ancak ABD ve AB ülkeleri tarafından, gerek Ege’de Yunanistan – Türkiye arasındaki denge, gerekse Güneydoğu’daki terör olaylarının insan hakları boyutu ön plana çıkarılarak, -ekonomik boyutu karşılanmasına rağmen- bazı silahların Türkiye’ye satılmasında Türkiye’nin karşısına mantıkla bağdaşmayan büyük problemler öne sürülmektedir. Türkiye, İsrail’le işbirliğine girerek kendisine karşı uygulanan bir nevi silah ve askeri teknoloji ambargosunu kırmıştır. Bu seçimde İsrail’in askeri teknoloji ve silah alanında dünyadaki en ileri düzeyde ülkeler arasında yer almasının da büyük etkisi olmuştur.

ASALA üst düzey kadrosunun Lübnan’da etkisiz hale getirilmesi ve PKK liderinin Türkiye’ye getirilmesi olayına benzer örtülü operasyonlarda iki ülkenin aktif işbirliği ve istihbarat bilgileri paylaşımı söz konusu olmuştur. İki ülkenin yapmış oldukları antlaşmalarda karşılıklı personel mübadelesi ve iki ülke topraklarında eğitim faaliyetleri icra edeceklerini belirtmişlerdir. İsrail askeri yetkililerinin Türk birimlerine İran, Irak ve Suriye sınırlarında eğitim yardımı yapacağına dair antlaşmada ima edilen maddeler, iki ülke arasındaki antlaşmanın amaçlarından birinin de bu üç ülkedeki PKK kamplarına karşı Türkiye’nin etkinliğinin arttırılması girişimi olarak algılanmalıdır.

-Bu ittifak sayesinde Türkiye, 90’lı yıllarda Yunanistan’ın başını çektiği ve Suriye’nin de katıldığı çevreleme politikasını etkisiz hale getirmiş, Balkanlarda Yunanistan’a karşı elini güçlendirmiş ve Kafkasya’da kendine karşı oluşturacak ittifakların önünde bir engel oluşturmayı amaçlamıştır.

-Bugün Suriye, İran ve Irak’ı çevreleyen sıkı bir askeri ve güvenlik çemberi oluşturan bu işbirliği sayesinde Ortadoğu ülkeleri, bölgedeki en büyük, gelişmiş askeri gücünü dikkate alarak politikalarını oluşturmaktadır. Bu durumda bölgede sürpriz bir saldırı veya savaş olasılığını en aza indirmekte ve bölge istikrarına pozitif etkide bulunmaktadır.

-Türkiye ABD’deki Yahudi lobilerinden, sözde Ermeni soykırımı ve Türkiye’ye verilen yardımlar konusunda Rum ve Ermeni lobilerine karşı destek sağlamaktadır.

TÜRKİYE-İSRAİL STRATEJİK İŞBİRLİĞİ’NİN TÜRKİYE AÇISINDAN MAHSURLARI İSE;

-Türkiye İsrail’le gerçekleştirmiş olduğu ittifak nedeni ile Arap ülkelerini karşısına almıştır. Araplar milli davalarında Türkiye tarafından bu işbirliği nedeniyle ihanete uğradıklarını dile getirmiş ve Türkiye ile ilişkilerinde soğuk davranma yoluna gitmişlerdir.

-ABD’nin Irak’ı işgal etmesi ile başlayan süreçte Türkiye ve İsrail politikaları Irak’ın toprak bütünlüğü ve Kürt meselesi yüzünden çatışmaktadır. Türkiye Irak’ın toprak bütünlüğünü savunurken, İsrail Irak’ın parçalanmasından yanadır. Yine Kürt meselesinde Ortadoğu’da, Arap olmayan bir devletin bu coğrafyada kurulması ile İsrail bölgede kendine Arap olmayan bir müttefik ülke hayal ederken, Türkiye böyle bir oluşumu, ulusal bütünlüğünü tehdit eden bir unsur olarak algılamaktadır.

-Türkiye İsrail’le işbirliği nedeni ile bölgede yeni oluşumlara ve bloklaşmalara uzak durmaktadır. Bu durum Türkiye’nin karşısına ileride çıkacak fırsatları değerlendirme açısından zafiyet meydana getirmektedir. Diğer yandan Türkiye’nin bu tavrı İsrail üzerinde rahatlamaya sebep olmaktadır. İsrail Kuzey ırak ve Ortadoğu’da Türkiye’nin çıkarları ile örtüşmeyen faaliyetlerde bulunabilmektedir.

Türkiye – İsrail Stratejik İşbirliği’nin iki ülke içinde, bahsedilen konuların dışında birçok fayda ve mahsur olduğu muhakkaktır. Bunların içinden gerek Türkiye, gerekse İsrail açısından ikili ilişkilerde ön plana çıkan faaliyet ve politikaların bir sıralama dâhilinde belirtilmesi uygun bulunmuştur.

SONUÇ OLARAK; Türkiye – İsrail Stratejik İşbirliği, kurulduğu günden günümüze kadar olan süreç içinde, iki ülkeye de birçok kazanım sağlamıştır. Bu yönüyle iki ülke arasında özellikle 1996 yılında başlayan ittifakın o dönem için bilinçli ve her iki ülke tarafında isteğiyle gerçekleştiği muhakkaktır. Bu sayede iki ülkenin toplam gücü bölgesel açıdan çok üstün bir hale gelmiştir. Ancak bu işbirliğinde sorgulanması gerekli olan en önemli nokta, Türkiye ya da İsrail’in herhangi bir nedenle yakın çevresinden ülke/ülkelerle muhtemel bir savaşa yada bölgesel çatışmaya girmesi durumunda diğer tarafın nasıl hareket edeceği konusudur. Bu nedenle bilinen yönü ile silahların yenilenmesi, teknoloji transferi, ortak eğitim ve bilgi paylaşımı gibi konuları kapsayan bu stratejik işbirliği, ittifakın esas kısmını oluşturmakta ve bugün için devam etmektedir. İki ülkenin bunların dışındaki alanlarda nasıl bir ortak yol izleyecekleri tamamen zamana, o anki dış politikaya, ülke menfaatlerine ve ülke yöneticilerine bağlı olacaktır.

Ancak şu noktanın altını çizmeden de geçmemekte fayda vardır. Türkiye – İsrail ittifakı zaman zaman inişli çıkışlı bir seyir izlemesine ve bölgedeki son gelişmeler ışığında stratejik öneminin azalma ihtimaline rağmen, her iki ülke içinde hala önemini korumaktadır. Örtüşen çıkarlara dayalı esnek bir antlaşmanın kuralları halen yürürlüktedir. Yakın gelecekte iki ülke arasında bölgesel politikalardan kaynaklanan ufak tefek sürtüşmelere rağmen bu ilişkinin tamamen bitmesi ya da sonlanması çok uzak bir ihtimal olarak gözükmektedir.

Sh:121-124

Kaynak: Mehmet ERDEM Türkiye – İsrail Askeri İşbirliğinin Türkiye’nin Ortadoğu Politikasına Etkileri, T.C. Gazı Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, Master Tezi, Ankara-2006

 


[1]    Bülent ARAS:,” Türkiye’nin İsrail Politikasını Anlamak”, Turkishtime, 15 Ağustos-15 Eylül 2005, http://www.turkishtime.org/31/38_3_tr.asp (Erişim Tarihi : 07.04.2006)

[2]    DEİK(Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu) İsrail Ülke Bülteni,

http://www.deik.org.tr/ulkebulteni.asp?check=false&councilId=21 (Erişim Tarihi :14.02.2006)

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s