SEBİLCİ HÜSEYİN EFENDİ kaddesellâhü sırrahu’l âli


SEBİLCİ HÜSEYİN EFENDİ
(1894-1975)

1894 yılında, İstanbul’da dünyaya gelen Sebilci Hüseyin Efendi, sâdâtdandır. Dedesi tarîk-i uşşâkiyye meşâyinden Sadeddin Efendi amcası Hüsâmeddin Uşşâkî Âsitânesinin son postnişîni Mustafa Hilmî Sâfî Efendi‘dir…

Kardeşi Mazhar Efendi ile birlikte daha 8-10 yaşlarında iken, Muharrem aylarında, arkalarında siyah meşinden elbise, omuzlarında kırba, ellerinde içinde âyetler yazılı taslarla , sokak sokak dolaşıp mersiyeler ve ilâhîler okuyarak, Şühedâ-i Kerbelâ aşkına, halka su dağıtırlarmış…Okudukları ilâhîler ve mersiyeler ile herkesi o derece mest ederlermiş ki yoldan geçenler, atlı arabalar hattâ atlı tramvaylar bile bu iki kardeşin pek dokunaklı okyuşuna rastgeldiklerinde oldukları yere âdetâ çivilenir kalırlarmış…

Sebilci Hüseyin Efendi, 16 yaşında olmasına rağmen, Balkan Harbi’nin patlamasıyla askere alınmış ve harb esnâsında da sebilcilik hizmetine devâm etmişdir. I.Dünya Harbi’nde ise, Veled Çelebi’nin maiyyetinde, Mücahîdîn-i Mevlevî taburunun mıtrıbân sınıfında marş muallimliği yapmışdır. Önce Halep’de sonra da Şam’da bu vazîfesine devâm eden Sebilci Hüseyin Efendi’nin 5 yıl süren askerlik hizmet, Kanal cephesinin düşmesi ile birlikte nihâyete ermişdir.

Hem âileden hem de yetiştiği tekke muhitinden istifâde ederek Allah vergisi istidâdını gün geçtikçe ilerleten Sebilci Hüseyin Efendi, amcası Mustafa Hilmî Sâfî Efendi sâyesinde devrin en muktedir zâkirlerinden ve mûsikîşinâslarından dersler almışdır...Dînî mûsikî ve zikir usûllerini, Bahariye Mevlevîhânesi kudumzenbaşısı Şevki Efendi ve meşhûr zâkirbaşı Kasımpaşalı Cemâleddin Efendi’den, lâ-dînî mûsikîyi, Selanikli Ahmed Efendi ve Ûdî Abdi Bey’den meşketmişdir…

Tekkelerin açık oluğu dönemde sayısız tekkede zâkirlik yapan Sebilci Hüseyin Efendi tekkeler kapandıktan sonra da zikrullaha devam eden Kasımpaşa’daki Aynî Ali Baba Tekkesinde, Tophane’deki meşhûr Kâdirîhâne’de ve Karagümrük’deki Nureddin Cerrâhî Âsitânesinde zâkir olarak çok hizmet etmiş ve âşıkları cezbeye getirmişdir…

Tekkelerin kapatılmasına kadar zâkirlik görevinden ayrılmayan Sebilci Hüseyin Efendi, bu dönemden sonra geçim sıkıntısı çekmiş ve zaruri olarak gazelhânlık* yapmıştır. İstanbul, Ankara, İzmir gibi birçok önemli şehirde çeşitli saz topluluklarında gazelhânlık icralarında bulunmuştur. Bazı gazelleri taş plaklara kaydedilmişdir. 1960’larda çekilen “Eski Boş Beşik” adlı filmde okuduğu “Ey benim ciğerpâre yavrumu alan” diye başlayan hazîn gazel çok ses getirmişdir…

Sebilci Efendi’nin temâyüz ettiği hususlardan biri de mersiyehânlığıdır. Nevi şahsına mahsus uslûbuyla okuduğu Kerbelâ mersiyeleri, Ehl-i Beyt âşıklarının kalblerini dağlamışdır. Sebilci bu mersiyeleri okudukça yanan kalpler ona daha da hürmet göstermiş, son dönemde Muharrem ayı denince akla gelen ilk isim Sebilci Hüseyin Efendi olmuştur. Okuduğu mersiyeleri bu kadar müessir kılan şüphesiz başta kalbindeki Ehl-i Beyt aşkı olmakla beraber bir dönem talebesi olduğu Zâkirbaşı Cemâleddin Efendi’nin bu sahadaki hocası Mersiyeci Yaşar Baba’dan müteselsilen gelen husûsî tavır olmalıdır. Benzerine rastlamadığımız bir mersiye örneği de, Sebilci Hüseyin Efendi’nin ilk tayyare şehîdimiz Fethi Bey için okuduğu “Ağla annem ağlamanın yeridir. Tayyareden düşen oğul Fethi’dir” diye başlayan mersiyesidir ve ne mutlu ki kayıt altına alınmıştır…Bu ses kaydını aşağıdaki arşiv kayıtları arasında bulacaksınız…

Sebilci Hüseyin Efendi,nin uslûbu o kadar nevi şahsına münhasır bir uslûbdur ki aslâ taklîd edilemez. O’nu yektâ bir okuyucu yapan başka husûsiyetleri de vardır. Başından sonuna bütün bahirleri, kasîde ve ilâhîleri ile mevlid-i şerîfi tek başına okuyabilmesi, hiç ara vermeden hem bendir çalıp hem ilâhî ve kasîde okuyarak çok uzun fasıllar icrâ edebilmesi, artık tamâmen unutulmuş bir tekke usûlü olan “perde kaldırma”daki ustalığı, bir anda irticâlen beste yapabilmesi bunlardan bazılarıdır…

Daha sonraki dönemlerde besteler de vücûda getirmeye başlayan Hüseyin Sebilci Efendi’nin hepsi ilâhî formunda olan bu eserlerde de kendine has tavrı açıkça görülebilmektedir. Notasyon konusunda en ufak bir bilgisi olmadığı halde, ilâhî bir lutfa mazhar olduğundan, pek güzel ilâhîler bestelemişdir. Maalesef bunların tamamı tesbit edilememişdir. Notaya alınabilmiş 44 bestesinin tamamı ilahi formunda olup, güfteler hep evliyâullah hazerâtının nutuklarından seçilmişdir. Yalnızca bir bestesinde kendi nutkunu kullanmışdır…

Hayatının son döneminde daha çok mevlidhân olarak anılan Sebilci Hüseyin Efendi, yaşlılığında sıkıntılı dönemler geçirmiştir. Bu zamanlarda kendisine destek olan önemli kişilerin başında Muzaffer (Ozak) Efendi Hazretleri gelmektedir. 1975 yılında Üsküdar’da yalnız yaşadığı evinin kapısı önünde hayata gözlerini yuman Sebilci Hüseyin Efendi, Üsküdar Yeni Valide Sultan Camii’nde sevenlerinin katıldığı kalabalık bir cenaze namazından sonra bizzat Muzaffer Efendi Hazretleri tarafından tarikat-i aliyyeye mahsus merâsim icrâ edilerek, tevhîd ü ezkâr ve salât ü selâmlar ile âlem-i cemâle uğurlanmışdır. Hüseyin Sebilci Efendi’nin kabri Karacaahmet Mescidi’nin arka kısmındadır…Rahmetullahi aleyh ve rahmeten vâsia….

ESERLERİ

Sebilci Hüseyin Efendi’nin tesbit edebildiğimiz eserlerinin listesi aşağıdadır…Bu ilahilerin hemen hemen hepsine ait ses kayıtlarını arşivimizde bulacaksınız… Bu ses kayıtlarını müstesna kılan husus, hepsinin Sebilci Hüseyin Efendi tarafından yapılan icralardan oluşmasıdır..

Eser
Form
Makam
Usul
Güfte
Âbidân-ı Mustafa’yız biz Hüseynilerdeniz
ilahi
Uşşak
Düyek
Hilmi Dede
Âlem-i dilde aceb kâşânemiz var bizim
ilahi
Nihavend
Sofyan
Sırri Efendi
Âlemi ihâtâ kıldı âteşiyle âhımız
ilahi
Rast
Müsemmen
Belirsiz
Allah emrin tutalım gel zikredelim Hakk’ı
ilahi
Muhayyer
Sofyan
Sertarikzade Mehmed Emin Ef.
Amennâ söyledik ikrar eyledik
ilahi
Uşşak
Sofyan
Mirati
Arzum senin cemâlinde
ilahi
Saba
Sofyan
Zeynep Hanım
Bâğ-ı aşkın andelîbi Hazret-i Üftâde’dir
ilahi
Rast
Müsemmen
Hazret-i Hüdai
Ben bu aşkın mecnûnuyam
ilahi
Uşşak
Düyek
Belirsiz
Bülbüller sazda
ilahi
Hüseyni
Düyek
Muzaffer Ozak
Cemâlin hüsnüne canlar fedâdır yâ Resulallah
ilahi
Muhayyer
Devr-i Hindi
Hayrullah Taceddin Efendi
Dağlar ile taşlar ile çağırayım Mevlam seni
ilahi
Saba
Sofyan
Yunus Emre
Derdinle doldum bilmezem noldum
ilahi
Hicaz
Düyek
Abdülehad Nuri Hazretleri
Dost bahçesinin gülleri
ilahi
Saba
Sofyan
Fahreddin Cerrahi
Ehl-i Hakk’a sıdk ile bel bağlayan
ilahi
Hüseyni
Düyek
Belirsiz
Ey benim devletli sultanım Muhammed Mustafa
ilahi
Hüzzam
Devr-i Hindi
Belirsiz
Ey dünyaya gelen kişi
ilahi
Hüzzam
Sofyan
Muzaffer Ozak
Ey güzellerden güzel rûhum Resûl-i Kibriyâ
ilahi
Rast
Devr-i Hindi
Hayrullah Taceddin Efendi
Ey Hâliku lâ yezâl
ilahi
Hicaz
Sofyan
Sultan 2. Mustafa Han
Gaflet uykusunda yatar uyanmaz
ilahi
Rast
Sofyan
Genç Abdal
Gece gündüz döne döne istediğim Hakk’dır benim
ilahi
Hicaz
Düyek
Seyyid Seyfullah Hazretleri
Gel sürelim demi
ilahi
Hicaz
Düyek
Kuddusi Hazretleri
Gül yüzünü rüyâmızda görelim Yâ Resulallah
ilahi
Rast
Düyek
Hacı Kişi
Güller sünbüller öten bülbüler
ilahi
Rast
Düyek
Belirsiz
Güzel âşık cevrimizi çekemezsin demedim mi
ilahi
Nihavend
Düyek
Pir Sultan Abdal
Hakk yarattı âlemi aşkına Muhammed’in
ilahi
Isfahan
Düyek
Yunus Emre
Hakk’a çevir özünü
ilahi
Bestenigar
Düyek
Belirsiz
Matla-i nur-i ilâhîdir yüzün yâ Mustafa
ilahi
Hicaz
Devr-i Hindi
Belirsiz
Meded Allah sana sundum elimi
ilahi
Mahur
Düyek
Ümmi Sinan Hazretleri
Meded Yâ Gavsül Azam
ilahi
Rast
Sofyan
Muzaffer Ozak
Mevlam bana ver aşkını
ilahi
Rast
İkiz Aksak
Seyyid Seyfullah Hazretleri
Milk-i bekadan gelmişem
ilahi
Hicaz
Sofyan
Yunus Emre
Miraca çıkınca Ahmed-i Muhtar
ilahi
Hicaz
Sengin Semai
Fahreddin Cerrahi
Muhammed bağını gülüdür Ali
ilahi
Uşşak
Düyek
Aşık Niyazi
Semâdan sırr-ı tevhîdi duyan gelsin bu meydane
ilahi
Rast
Devr-i Hindi
Abdülehad Nuri Hazretleri
Semâdan sırr-ı tevhîdi duyan gelsin bu meydane
ilahi
Hicaz
Sofyan
Abdülehad Nuri Hazretleri
Seyreyleyüp yandım mah cemâline
ilahi
Saba
Sofyan
Fehmi Efendi
Seyreyleyüp yandım mah cemâline
ilahi
Suzinak
Sofyan
Fehmi Efendi
Sordum sarı çiçeğe
ilahi
Segah
Sofyan
Aşık Yunus
Şu benim dîvâne gönlüm
ilahi
Hüseyni
Sofyan
Kul Yusuf
Tanır isen Allah’ı
ilahi
Mahur
Sofyan
Sebilci Hüseyin Efendi
Taş atanlara da yok intikâmın
ilahi
Segah
Sofyan
Şeyh Osman Hadi Yücebilgiç
Vâsıl-ı feyzi Hudâ’yız
ilahi
Uşşak
Sofyan
Ahmed Hüsami Efendi
Vardım kırklar yaylasına
ilahi
Uşşak
Sofyan
Hatayi
Zâlimler el vurup hep şimşir-i can-rübâya
ilahi
Hüzzam
Yürük Semai
Kazım Paşa

ARŞİV KAYITLARI

İlk tayyare şehîdimiz Fethi Bey için okuduğu mersiye :

 

Kaynak: http://www.muzafferozak.com/nagmeiaskhtml/SebilciHuseyinEfendi.html

Bak: OSMANLI’NIN SON MERSİYEHANI SEBİLCİ HÜSEYN

Bazı Güfte Metinleri

Teşne lebler bu gece kan il galtân oldu,

Bu gece arsa geh-i Kerb-ü belâ kan oldu,

Bu gece ruh-ı Nebi hâzin-ü giryân oldu,

Ki, Hüseyn İbn-i Ali bu gece kurban oldu.

Çâk-i çâk eyledi fürkan-ı gürûh-u â’da,

Pây-ı pür kin-i hakaretle ezildi Tâ – hâ,

Bağrına taş tutarak ağladı ruh-ı Zehra,

Ki, ciğerpâresi makhur-u perişan oldu.

Bir zaman dûş-ü Muhammed’de gezerdi o vücut,

Rûy-i gül-bûyini koklardı Cenabı-Mahmud,

Şân-ı âlisini tebcil ederdi mâ’bud,

Öyle bir beyt-i Hûda, zulmile viran oldu.

Yüz tutup leşker-i â’daya o Şâh-ı mazlûm,

Dedi: (Ey, dinini dünyaya veren kavm-i zalûm,

Daha dün terk-i cihan etti o sultan-ı ulûm,

Ne çabuk sizde iğrâz nümâyân oldu

*Ceddimin dişlerini kırdınız ey kavm-i Yezid,

Mâder-i muhtereme eylediniz zulm-ü şedid,

Ettiniz vâlid-i zişânımı evvelce şehit,

Bana mı şimdi aceb, növbet-i isyan oldu

Gerçi bir nefsim için arz-ı tehâyâ etmem,

Ölürüm, mürtekib-i küfre müdarâ etmem,

Ah kim, teşne ciğer yavrularımdan geçmem,

Bakınız, güllerimin lebleri atşân oldu.

Hâşimi zadelerin ekber-i âlişiyemi,

Can verip, ravza-i rıdvana basınca kademi,

Dest-i â’dada neler çekti enis-i haremi,

Darb-ı zencir ile gülşenleri al kan oldu..

Kumlu çöllerde benim ailemi yakmayınız,

Kesiniz bari beni, anları ağlatmayınız,

Bu yanık sinelere tir-i cefa atmayınız,

Çünkü, bu nazlı melekler size mihman oldu..

Böyle söyler iken ol gonce-i Mahbub-u Hûdâ,

Remh-i şimşir ile hücum etti güruh-u â’da,

Aldılar orta yere şâh-ı şehidi hayfâ,

Ol zaman Kerb-ü-belâ, saha-i tuğyan oldu..

Yetmiş üç nize server-i dinin tenine,

Kan içirtti o deni, Âl-i Nebi serverine,

Lûtf-ü ümmet bu mudur, zâde-i peygamberine,

Hangi bir ümmet vurur zâde-i peygamberini,

Şimr-i mel’un, dayayıp gerdenine hançerini,

Kıymadan kesti o ferzend-i Resul’ün serini,

Deşt-i gurbette kefensiz bırakıp peykerini,

Ehl-i – beytin başına âteş-i hicran oldu..

Busegâh-ı leb-i Zehra idi ruhsâr-ı Hüseyn,

Lem’a-i nûr-u hüveyda idi didâr-ı Hüseyn,

Nerdesin, nerde eyâ vâlid-i Kerrâr-ı Hüseyn,

Bak senin nazlı Hüseyn’in nice kurban oldu..

Baş açık, yalın ayak, teşne dil nâle feza;

Kaldı piş-i esarette yetiman-ı vega,

Bir içim su diye feryad ediyorken zu’afa,

Şimdi de âteş-i hicran ile suzân oldu..

Nâle-i vâ ebetâ, vâ emetâ, vâ ecedâ;

Her taraftan mün’akis oluyor arş-ı Hûda,

Akrebu hablî Verid’i yakıyorken bu sada,

Yine ol kavm-i deni zulmile pûyan oldu..

Kimini nâkeler üstünde ururdu â’dâ,

Kimini hâk-i mezellette ederlerdi ezâ,

Kimisi hayme-i ismette edildi imhâ,

Cümle evlâd-ı Nebi, Hâk ile yeksân oldu..

Emr-i takdir diye bu mel’anete bazı avam,

Atf-ı zulmetmekte Allah’a ederler ibrâm,

Cây-ı inkâr mı bu ey kavm-i cehûl-ü zallâm,

Idelü âyeti her mü’mine seyyân oldu..

Hâlık-ı hayr-ü şer Allah ise, kul kâsiptir;

İhtiyar ile kişi, hayr-ü şerre taliptir,

Şerri tercih edene Zât-ı Hûda galiptir,

Din-i İslâm bu esas üstüne bünyân oldu..

Yıktılar kıble-i islâmı güruh-u ekfer,

Ruh-u peygamberi nalân-ü hâzin eylediler,

Mâ-hasal, taze civanân-ı Muhammed yekser,

Hedef-i neşter-i zâde-i Süfyan oldu..

Hubbi Rahman gibidir, Âl-i Muhammed hevesi;

Sabit ol, emr-i muhabbette bırak piş-ü pesi,

Hânedan-ı Nebevi uğruna can ver Şemsi,

Ki, bize irs-i Nebi gayret-i Kur’an oldu

***

Tayyareci Fethi Bey’in şahadeti üzerine Sebilci Hafız Hüseyin Efendi tarafından 1914 yılında okunmuş gazeldir.

Söyleyen : Hafız Huseyin Sebilci

 

Telli turnam gibi çıktın yuvadan,

Dedi o saklar, kötü gözden yaradan,

Dedim saklar, kötü gözden yaradan,

Yine akşam oldu ezan sesi var,

Bülbüllerin güle karşı yeisi var,

O yavrumun benden gayri nesi var,

Ağla annem, ağlamanın yeridir,

Tayyareden düşen oğul Fethi’dir.

***

Şâfî-i rûz-i ceza eşref-i sermed geldi,

 Gözleri Hakk’a açan Şâfî-i ermed geldi,

 Vird-i Hak’dan o zaman bir hükm-ü emed geldi,

 Semâva vâdîsine cezr ile bir med geldi …

Çünkü dünyaya, güzel gökteki Ahmed geldi

Allah’ın sevgilisi doğdu Muhammed geldi ,

Beşyüz altmış dokuzu mîlâdın Fi’l senesi

Söndü bin senelik putperest âteş gecesi,

 Çöktü ondört şehr eşin Kisrâlar emkinesi

 Nûşirevân’ın bundan korkup kaçtı sînesi

Çünkü dünyaya güzel gökteki Ahmed geldi

 Allah’ın sevgilisi doğdu Muhammed geldi

Acip bir rûya gördü Fârisdeki mübdan

Endîşeler eyleyip korktu Nûşirevân

Kâhinlere sordurdu neşeylerdir bu olan

Sâva gölüde battı yine ayni o zaman

Çünkü dünyaya güzel gökteki Ahmed geldi

Allah’ın sevgilisi doğdu Muhammed geldi

Kâhinler dediler elâmetlerin tamâmı

Son Peyğamber geliyor enbiyâlar imâmı

Habîbullâh Muhammed mürsellerin hümâmi

Bundan böyle dünyada kurulur Hak nizâmi

Çünkü dünyaya güzel gökteki Ahmed geldi

Allah’ın sevgilisi doğdu Muhammed geldi

Putların yıkılması Ka’be’de korkunç oldu

Kâfirlerin benzi o an sarardı soldu

Âlem tebeddül etti bir başka âlem oldu

Cihân yer gök nurlarla doldu

Çünkü dünyaya güzel gökteki Ahmed geldi

Allah’ın sevgilisi doğdu Muhammed geldi

O mürşid-i âlemdir beşer anın dervişi

Ona muâdil olmaz tahkik yok bir eşi

İsmi Muhammed Ahmed Arabî hem Kureşî

Hâdi doğdu âleme hidâyetin güneşi

Çünkü dünyaya güzel gökteki Ahmed geldi

Allah’ın sevgilisi doğdu Muhammed geldi

***

Semâdan sırr-ı tevhidi, duyan gelsin bu meydâne,

Derûn içre bugün Allah, diyen gelsin bu meydâne.

Görenler Nûr-u Gaffârı, Duyanlar sırrı Settarı

Cihanda şişeyi arı, Kıran gelsin bu meydane

Salâdır ehl-i irfâne, götürsün cânı kurbâne,

Bugün başını kurbâne, koyan gelsin bu meydâne.

Bilenler sırr-ı Settârı, görenler nûr-i Gaffârı,

Cihânda şişe-i ârı, kıran gelsin bu meydâne.

Kamunun(cümlenin) hâlıkı birdir, niçin bazısı kâfirdir(gafildir),

Bu ne hikmet bu ne sırdır, bilen gelsin bu meydâne.

Geçip bu ab ile gülden, Dahi cümle kal-u kıldan

Bu dünya nakşini dilden, Yuyan (silen) gelsin bu meydane

Gönül maksûdunu buldu, cihân envâr ile doldu,

Bugün Nûri imâm oldu, uyan gelsin bu meydâne.

Abdülehad Nuri Sivasî Hz.

***

Güller sümbüller

Öter bülbüller

Yanık gönüller

Mevlâyı özler

Hu diyen canlar

Canda canânlar

Aşkla yananlar

Mevlayı özler

Pervane nâre

Deme ağyâre

Mest olan yâre

Mevlâyı özler

Zikreden zakir

Şükreden şakir

Âşık bu fakir

Mevlâyı özler

Elin ver bana

Niyazım sana

Yüreğim yanar

Mevlayı özler

***

Gelin Allah diyelim,

Kalpten pası silelim,

Alemler seyredelim,

Allah Allah dedikçe.

Nerde tevhid çekilir,

Melekler saf saf gelir,

Hepsi tekbir getirir,

Allah Allah dedikçe.

Zikri Hakka başlandı,

İsm-i Celal hızlandı,

Arş-ı A-la sallandı,

Allah Allah dedikçe.

Gönüller şadan olur

Kaygudan azad olur,

Can mülkü abad olur

Allah Allah dedikçe.

Gafil olma Naci ya!

Hakkı zikret daima,

Seni zikreder Hüda,

Allah Allah dedikçe.

***

Canı Dilde Hane Kıldın Âkıbet

Haneyi Virâne Kıldın Âkıbet

Dâneyi Naciz idim Ben Zirü Hakk

Dâneyi Yüz Dâne Kıldın Âkıbet

Dâne İken Bağ-u Bostân Eyledin

Hâki Pür Kâşane Kıldın Âkıbet

Ol Cinûn Zencirin Tahrik Eyleyüp

Akıldan Bigâne Kıldın Âkıbet

Âşıkı Bîpervâya Mahrem Eyledin

Vâsıl-ı Cânane Kıldın Âkıbet

Ey Fâkirullah Bu Hakkı Bendini

Âşıkı Ferzene Kıldın Âkıbet

***

Nutuk : Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri
Beste : Sebilci Hüseyin Efendi
Makam : Rast
Usul : Müsemmen
Okuyan : Muzaffer Ozak Efendi ve Sebilci Hüseyin Efendi
 

Bâğ-ı aşkın andelîbi Hazret-i Üftâde’dir.
Dertli âşıklar tabîbi Hazret-i Üftâde’dir.

Vâsıl-ı kâmil odur tevhîd-i zâta şüphesiz,
Dost ilinin rehnüması Hazret-i Üftâde’dir

Eyleyen rûhundan istimdâd erişir matlûba,
Halleden her müşkilâtı Hazret-i Üftâde’dir.

Mürşid-i âli dilersen dâmen-i pâkini tut
Gösteren râh-ı hüdâyı Hazret-i Üftâde’dir.

Sıdk ile kul ol Hüdâyî eşiğinde dâimâ,
Bil hakîkat kutb-ül-aktâb Hazret-i Üftâde’dir.

 

***

Amenna söyledik hem ikrar ettik,

Erenler bezmine lâ-şek-çesine,

Bağı marifette yetişip bittik,

Buy aldık her gülden çiçekçesine

Söylesem kelâmım gelmez takrire,

Nutk-u derunumuz sığmaz tefsire,

İkrar verdik iman ettik bir pire,

Er evladı eriz gerçekçesine.

Gel gönül arif ol haddini bil sen,

Semidir, basirdir etme şek güman,

El hakk-u ezhar-u min-eş-şems iken,

Sofu inad eder eşşekçesine.

Mir’atî sözlerin gizli muamma,

Ülül’ebsar olanlara hüveyda,

Elsiziz, belsiziz, dilsiziz amma,

Gezeriz alemde erkekçesine.

           Mir’âtî Baba Hz.

 

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s