THE GATEKEEPERS/ Kapı Muhafızları /Bekçiler

KAPI MUHAFIZLARI

BAŞ YAZI /06 Şubat 2013
İvo MOLİNAS
twitter.com/basyazar
imolinas@salom.com.tr

İsrail sağı Oscar’a aday olan bir İsrail filminden dolayı ayağa kalktı. Zira film, Shin Bet gibi milliyetçi bir devlet kurumunda farklı yıllarda başkanlık yapmış altı liderin ezber bozucu söyleşilerinden oluşuyor. Beğensek de, beğenmesek de aykırı fikirler demokrasi ve ifade özgürlüğünün kuralı. İsrail herkesi şaşırtmaya devam ediyor.

 “Her muharebeyi kazandık ama savaşı kaybettik.” Bu ironik ve de çelişkili söz, İsrail’in iç istihbarat teşkilâtı, Shin Bet’in 1996-2000 yılları arasında başkanlığını yapan Ami Ayalon’a ait.

Her yazışmamda, her yazımda vesile oldukça, çoğu insanın aksine İsrail’in ifade özgürlüğü anlamında, dünyanın önde gelen demokratik ülkelerinden biri olduğunu söylüyorum, söylemeye devam edeceğim. Anadan doğma İsrail karşıtları ile İsrail’e önyargılı yaklaşan kimi aydınları ikna etmeye niyetim yok, lakin İsrail’in de kimi hataları olduğu gerçeğini unutmayarak bu ülkedeki demokrasinin ve özellikle ifade özgürlüğünün örnek alınması gerektiği konusunda ısrarımı koruyacağımı söylemeliyim.

Neden mi?

2013 Oscar adayları arasında belgesel film dalındaki beş filmden ikisi İsrailli yönetmenlere ait. Bunlardan “The Gatekeepers” – “Kapı Muhafızları” – öyle bir film ki, bu satırların yazarının bile ağzı açık kalıyor.

Düşünün, bir ülkenin istihbarat teşkilâtında 1980-2011 yılları arasında başkanlık yapmış ve terörle mücadele bağlamında önemli müdahalelerde bulunmuş altı başkan kamera karşısına geçip görevdeyken yaptıkları icraatleri kimi zaman gururla ama kimi zaman da sorgulayarak anlatsın, içlerini döksün ve adeta Freud’in deyimiyle ‘baca temizliği’ yapsın! Boksörden beklenmedik yumrukla yerde kalan diğer boksörden farkınız kalmıyor.

İsrailli yönetmen Dror Moreh, ezberleri bozarak, milliyetçi bir devlet teşkilâtının başkanlarını öyle  bir konuşturuyor ki, İsrailli sağcılar tarafından hemen self-hate jew’ – “ırkından nefret eden Yahudi”- damgasını yiyor.

Shin Bet’de başkanlık yapan, Ami Ayalon, Avi Dichter, Yuval Diskin, Carmi Gillan, Ya’acov Peri ve Avraham Shalomun, İsrail-Filistin meselesinin ana damarını oluşturan, Filistinlilerin terörüyle mücadelelerinde yaşadıkları, hissettikleri ve kimi itirafları çok şaşırtıcı. Hepsi de hayatın doğal akışında olduğu gibi röportajlarında da iki yürekli olmuşlar; hem vatandaşlarını terörden kurtarmak için yaptıklarını gururla anlatmışlar hem de bu süreçte nasıl da masumiyetlerin yitirdiklerini de söylemişler. En büyük itiraf da, Shalom’un yaptığı, “terörle savaşta etik değerler yok oluyor” olmuş. Bir başkası şöyle diyor:

“Terör eylemine geçecekleri sırada hedef alarak vurduğumuz Filistinlileri düşünüyorum. Acı ama gerçek. Belki birçok vatandaşımızı terörlerinden kurtardık ama sonuçta onları birden yok etmek de bir başka gerçek. Gerçi sadece teröristleri imha etmiştik ama…”

İşte neredeyse, altısında da görülen bu ‘ama’lar filmi gören İsraillilerin çoğunu ayağa kaldırıyor. Ve bunları söyleyenlerin Shin Bet liderleri  olması demokrasi tarihine not düşürüyor. Kendilerini ‘kahraman’ ile ‘kötü adam’ arasında bir yerde tanımlamaları ise bir insanın yaşayabileceği en büyük trajedilerinden biri oluyor.

Her birinin emekli olduktan sonra yaptıklarını sorgulamaları hem acı hem de anlamlı.

Acı, zira İsrail’i denize dökmeye and içmiş ve hiçbir şekilde onun varlığını kabul etmeyen düşmanlarını sevindiriyor. Anlamlı, çünkü altısının da ortak düşüncesi olan, ‘barış için artık başka şeyler yapmanın zamanının geldiğini’ dünyaya açıklıyorlar. Filistin meselesinin sadece Filistin terörü ile mücadeleye indirgenemeyeceğini anlatmaya çalışıyorlar.

Altı eski başkan da belki siyasi beklentiler içinde olabilirler. Öyle bir emelleri varsa tarih zaten onları lider çöplüğüne yollayacaktır zamanı geldiğinde. Lakin onların söylediklerini siyasetten arındırarak ‘okuyabilirsek’ ortaya çarpıcı yeni bir dünya yaratılabilir Ortadoğu’da. Zira örneğin Avi Dichter, “barışı askeri çözümle getiremezsiniz” demiş, onca başkanlık yaptıktan sonra. İsrail hükümetlerini de, “taktikleri çok iyi ama stratejileri yok” şeklinde eleştirmiş.

Yönetmen Moreh, İsrail’in tipik sol dünyasından gelse de, İsraillilerin çoğunu kızdırsa da, herkesin içine bir kurt düşürüyor, Shin Bet’in eski başkanları ile birlikte. Soru sormayan, sorgulamayan insanlardan hep korkmuşumdur,” diyor.

Yahudiler, sorgulama yöntemlerine başvuran bir toplum olduklarını hayatın her alanında kanıtlamış ve büyük başarılara bu sistemle imza atmış bir halk.

Kimimiz Moreh ve Shin Bet’in eski başkanlarına kızsa da Ortadoğu meselesi, İsrailliler için iç sorgulamaya ihtiyacı olan bir yara.

Amaç doğruyu bulmaksa sorgulamak esas olmalı, barış yapmak istemeyen düşmana rağmen.

Bilimin öncülerini yetiştiren bir topluma yakışan da bu olmalı.

Erişim: http://www.salom.com.tr/haber-85701-kapi_muhafizlari.html

THE GATEKEEPERS/ Kapı Muhafızları /Bekçiler (2012)

Yönetmen: Dror Moreh    

Ülke: İsrail, Fransa, Almanya, Belçika

Tür: Belgesel

Rating: 7.6

Vizyon Tarihi: 10 Temmuz 2012

Süre: 101 dakika

Dil: İngilizce, İbranice

Nam-ı Diğer: SHOMEREI HA´SAF

Oyuncular: Ami Ayalon, Avi Dichter, Yuval Diskin, Carmi Gillon, Yaakov Peri

Çeviri: Hakan ATMAN

Özet

Dünyanın en gizli kapaklı ve belki de en çok tartışılan örgütlerinden biri, üyeleriyle kalsa iyi, kendi yöneticileri tarafından ifşa ediliyor: İsrail gizli servisi Şin Bet´in altı eski müdürü ilk kez kendi izlenimlerini paylaşmayı ve eylemlerini, kararlarını ve başlıca olayları anlatmayı kabul ediyor.

Röportajlar sadece Altı Gün Savaşı sonrası gerçekleşen işgale ışık tutmakla kalmıyor, hem İsrail´in hem de Ortadoğu´nun, politikacıların ve ahlakın iç yüzünü aydınlatıyor. Errol Morris´in The Fog of War / 100 Yılın İtirafları´ndan esinlenen film En İyi Belgesel dalında Oscar adayları arasındaydı.

ALT YAZI METNİ

Şin Bet (İbranice: שב”כ , tam adı: שירות ביטחון כללי / Sherut-ha-Bitachon ha-Khali, anlam: Genel Güvenlik Servisi), İsrail’in yurtiçi gizli servisidir.

‘Destek’ ve ‘Operasyon’ olmak üzere iki bölüme ayrılır

İstihbarat örgütü Shin Bet, İsrail’i terör casusluk ve devlet sırlarının ifşa olmasına karşı korumakla yükümlüdür. Altı gün savaşından beri örgüt, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze’deki istihbarat operasyonlarında ön saflarda yer almıştır.

Shin Bet idarecileri bütün ulusal güvenlik kararlarını alan pek az insan arasındadırlar. Onlar, örgütün kimlikleri kamu tarafından bilinen yegane üyeleridir. Meslekleri hakkında şimdiye dek hiç röportaj yapmadılar.  Shin Bet’in başındayken    siyasetçilerin iki seçenekli opsiyonları tercih ettiğini görüyorsunuz.  Üç veya dört seçeneklerinin olmasını istemezler.  Sizden onlara “Sıfır veya bir” demenizi isterler. “Yap veya yapma.”  Bir komutan olarak oldukça kararsız kaldığım durumlar oldu.  Diyelim ki bir teröristin peşindesiniz,  Yakalayabilirsiniz. Ama araçta bir yada iki kişi daha var.  Araçtakilerin, onun suç ortakları olup olmadığından emin değilsiniz. Ne yapardınız?

 Vurur muydunuz?

Vakit yok. Böylesi durumlar saniyeler en çok dakikalar içinde sonlanır.  İnsanlar bir karar almanızı bekler. Karardan kasıt “Harekete” geçmektir. Bu bir karardır harekete geçmemek daha kolay görünebilir ama çoğunlukla daha zordur. Bazen tertemiz bir operasyon olur. Teröristlerden başkasına zarar gelmemiştir. Buna rağmen sonra yaşam durur. Gece, gündüz, tıraş olurken tatilde. Hepimizin böyle anları vardır.  Kendi kendinize “Tamam, bir karar verdim ve X sayıda kişi öldü   ama kesinlikle büyük bir saldırı düzenleyeceklerdi.” dersiniz. Etrafta kimseye zarar gelmedi. Mümkün olabildiğince temiz oldu. Yine de, bu işte normal olmayan bir şeyler var dersiniz. Doğal olmayan şey, üç insanın, teröristin canlarını anında alabilme gücünüzdür.

 KAPI MUHAFIZLARI / BEKÇİLER 

Orta Doğudaki altı gün savaşı, Arap cephesinde yankı uyandırmıştı.  İsrailli yetkililer zaferlerinin, önceki ateşkes anlaşmalarını ve komşularıyla olan  uluslar arası sınırların geçersiz olduğunu duyururlar.  Zafer kesin ve çabuktu.  İsrail hava kuvvetleri, piyade birlikleri, topçu birlikleri ve zırhlı birlikleri;  Güneyde Sina yarımadasından Süveyş Kanalına, doğuda Batı Şeria’dan Ürdün Nehrine,  kuzeyde Suriye’ye kadar olan bölgeyi temizledi.  Bir milyondan fazla Filistinli Batı Şeria ve Gazze’de İsrail ordusunun yönetimine girdi.  İsrail askerleri için en can alıcı an:  Yahuda ve Samarya’daki dini bölgelerin ve eski şehir Kudüs’ün ele geçirilmesiydi.  İsrail Savunma bakanı Moshe Dayan,  Ağlama duvarında dikilmiş, Kudüs’ün asla geri verilmeyeceği yeminini ediyordu.  Altı gün savaşında kaç yaşındaydınız?

  On bir yaşındaydım. “Savaş nedir?

” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Anlayabiliyor muydum?

 Cevaplamak zor ama hissettiğim korkuyu hatırlıyorum çünkü durumumuz kötüydü.

YUVAL DISKIN 2005-2011 Shin Bet Müdürü. 

Bilhassa çok okuduğum kitabı,  “İsrail Savaşı Kaybederse” kitabını hatırlıyorum. Savaşı kaybettiğimiz,  Arapların İsrail’i ele geçirdiği oldukça nahoş bir tablo çiziyordu. Üzerimde derin bir etki bırakmıştı. Küçükken bu konuda epey düşünmüştüm. Strateji yok yalnızca taktikler var.  Altı gün savaşında harekattaydım. Araplar teslim oldular. Birden bire düşmanımız kalmamıştı. Tavşan avındaki tazı gibi, tavşanı ararsınız tavşan yer altına kaçar ve tazı onu bulamaz ya işte biz de öyle olmuştuk. Ardından anti terör konusunda terörün ne olduğunu bilmeyerek Batı Şeria ve Gazze’de çalışmaya başladık. Çünkü terör henüz gelişmemişti.

AVRAHAM SHALOM 1980-1986 Shin Bet Müdürü. 

Mülteci kamplarında yaşayan sayısını tespit için nüfus sayımı yapmaya karar verdik.  Bu önemliydi elde edilen bilgileri yıllarca kullandık. Nasıldır bilirsiniz. Yedek askerleri göreve çağırdılar ve çabucak eğittiler. Çabucak la ne kast ettim?

 Kapıyı çalarsınız İçerden sorarlar “Kim o?

” “Asker” diye cevaplarsınız.

– “Ne istiyorsunuz?”

– “Sizi saymaya geldik.” Hepsi bu kaç kelime?

 Çok basit on kelime.

AVI DICHTER 2000-2005 Shin Bet Müdürü 

Yedek asker gelir kapıyı çalar. “Kim o” diye sorarlar. Asker ne cevap verir?

  Tıpkı öğretildiği gibi “Asker”  “Ne istiyorsunuz?

” Ama bir hata yaparlar. Nehsikum kelimesinde “H’yi” aksansız telaffuz etmek yerine aksanlı kullandılar. Ne fark var?

 “Jinna nehsikum” “Sizi saymaya geldik” demektir.  Aksanla söylenmiş “Jinna nekhsikum”, “Sizi hadım etmeye geldik” demektir.  Yoğun bir biçimde yazılı

-sözlü, makale ve el yazması okuma üzerine Arapça dersleri aldık. Shin Bet’in Arapça eğitimine giren herhangi biri çok iyi Arapça bilirdi. Arapça dinleyebilir ve satır aralarını okuyabilirdi. Ajanlardan gelen notları okuyabilir 

YAACOV PERI 1988-1994 Shin Bet Müdürü

 Shin Bet, Filistinlileri motive eden,  güdüleyen şeyin ne olduğunu anlatacak insanları aradı. İlk defa bazı Museviler Filistin devleti fikrini ortaya attılar. Bu fikre bayılmıştım.  Filistinlilerle ilgilenen kişilerle o bölgelere gittim  ne elde edeceğimizi bilmiyorduk. Bize amaçlarımız hakkında hiç bir direktif verilmedi. Siyasetçilerden direktif gelmediğinde, bir tavşan misali aranır durursunuz. 

**

Nablus bölgesinde koordinatör olarak başladım.  Çok güzel bir yerdi zeytin ağaçlarıyla doluydu. Aracımdan inip tarlada, mülteci kamplarında ara sokaklarda, dolaşmak evleri ziyaret etmek, kafeye gitmek, konuşmak hoşuma gitmişti. İnsanlarla etkileşimi sevmiştim. Zeytin ağaçlarının egzotik havası, manzara ve köylüler.

**

Kendimi Filistin sorununun tam ortasında bulmuştum. Mülteci kamplarında çalışıyordum.  Birden mültecinin ne olduğunu anlıyorsunuz.  Daha dikkatli bakınca diyorsunuz ki,..   “Bir dakika fotoğraf çekip gidebilecek bir gözlemci değilim    ben bu işin içinde aktif bir şekilde yer alıyorum.” Başlarda tek önemsediğiniz güvenlik oluyor. Bu açıdan bakmak kolay oluyor.  Bir İsrail askerinin öldürüldüğü diğerinin ise yaralandığı    Hebron kalesi civarında sokağa çıkma yasağı ilan edildi.  İki asker silah sesleri geldiğinde devriye atıyorlardı    biri yaralandı diğeri ise ateş edenlerin peşine düştü. Daha sonra ölü halde bulundu. Git gide artıyordu. Alaycı olmak gerekirse şansımıza terörizm artmıştı. Neden böyle söylüyorum?

 Çünkü artık işlerimiz vardı. Ve artık Filistin devleti ile uğraşmaya bir son vermiştik.

– Anlıyor musunuz?

– Tabii ki. Filistin devleti ile uğraşmayı bırakıp terörizm ile mücadele etmeye başlayınca, terör daha karmaşık hale gelmişti. Tabi bizler de. Beklenmedik bir biçimde artık Batı Şeria ve Gazze’de ayrıca deniz aşırı ülkelerde de çok işimiz vardı. Bu yüzden Filistin konusunu unuttuk.

Nablus’ta nereye bir taş atsanız ya bir teröriste yada bir kediye denk gelirdi. Bazı geceler yüzlerce kişiyi tutuklardık.  Köyü ele geçirip insanları meydanda toplardık,  genellikle cami veya okul bahçesinde olurdu bu. “Tanımlama” tekniğini uygulardık. İtirafçı olmuş teröristleri bir araca bindirip aracın pencerelerini perdelerle örterek itirafçılara maske giydirirdik biz araçta otururken köylülerin yanımızdan geçmelerini sağlardık ve itirafçılarda bize: “O, Suriye’de eğitilmiş bir teröristtir”, “O, Ürdün’den yeni gelen bir terörist.”

**

 Herkes iş birliği yapmazdı. yine de sonuçlar genellikle iyi olurdu.  O zamanlar istihbaratın çoğu insan kaynaklıydı.  İnsan kaynaklı istihbaratı iki şekilde elde ediyorduk.  Ajanlarımızdan veya tutsakların sorgusundan. İşimdeki ilk günümde, yerine geçeceğim kişi beni evden aldı.

**

Benim gibi deneyimsiz birini eğitmek için en iyi yerin, Kudüs’te bir sorgu merkezi olduğunu düşündü. İstihbarat işini burada öğrenmeye başladım.

CARMI GILLON 1994-1996 Shin Bet Müdürü 

Hiç hapse girdiniz mi bilmem ama Kudüs’teki hapishane bildiklerimin en kötüsü.  Türklerin zamanından kalma oldukça eski bir bina.  İçeri giren normal biri, İsa’yı öldürdüğünü itiraf edecek hale gelir.  Mahkumun gergin olmasını sağlamalısınız. Onunla işimiz bittiğinde, istediğimizi vereceğini anlamasını sağlamalısınız. Bu yüzden ne kadar erken o kadar iyi.  Shin Bet yüzbinlerce olmasa da on binlerce insanı sorguya çekmiştir. Shin Bet, tıkır tıkır çalışan bir sistemdir. İyi organize olmuş, etkilidir ve sistematiktir.  Bölgesel bir birim size tahsis edilir orayı köy köy, karış karış kah saha keşfi, kah    Askeri hükümet merkezine gelen bir sürü insanla yapılan görüşmelerden öğrenirsiniz.  Onlardan köyü, aşiretleri, köyde yaşayan insan sayısını, köyde bulunan kurumları    anlatmalarını istersiniz. 

**

Sonunda kimi işe alacağınıza karar verdiğiniz noktaya ulaşırsınız.  X kişisini istediğinizi bilirsiniz. Çünkü X kişisinin bağlantıları,..   bilgi sahibi olmak istediğiniz yerlere sızabilme yeteneği vardır ki,..   o kişi sizin istediğiniz ajandır.

**

Birisini bu işe almak demek, genellikle sizden hoşlanmayan birisini alıp, ona kendisinin bile inanamadığı şeyleri yaptırmaktır.

**

Birilerini etrafında bulunan insanlara,.. arkadaşlarına, bazen ailesine ihanet etmeye ikna etmek basit bir iş değildir. 

**

Sonuçta terörle savaşta kontrolü elimize almıştık. Terörü minimumda tuttuk bu sayede ülkemizdekiler istediğini yapabilecekti. Bu önemlidir,  Ama işgal problemini çözmedi Olan şuydu:  haftada yirmi saldırı yerine yılda yirmi saldırı oluyordu.
Sonuç olarak hiç bir İsrailli başbakan Filistinlilerin 67 yılının sınırlarına göre yaşayıp yaşamadıkları konusunu hesaba katmamıştı.  Golda Meir ile Begin arasındaki fark nedir?
 Yoktur.  Begin Arapları ziyaret etmedi, Golda da etmedi.  Golda kendisine Filistinli diyordu.  Begin bunu söylemedi bile çünkü Filistinlileri önemsemiyordu.  Perez’in döneminde atmosfer değişmişti  ama o da selefleriyle aynı şeyi yaptı.
– İşgale devam mı etti?
-Evet! Peri bize bu tabloyu göstermeye devam etti. Kaç kişi yakalandı?
 Kaç itirafçı vardı?
 Kaç saldırı engellendi?
 Kaçı engellenemedi?
 Tablo hep güllük gülistanlıktı fakat bu belli noktalar için geçerliydi strateji yoktu yalnızca taktikler vardı.

AHLAKİ DEĞERLERİ UNUTUN 

1982 Lübnan savaşı. 

 

İsrail ordusu Lübnan’a girdi. Shin Bet, casusları işe aldı.  Kısa sürede Shin Bet Lübnan’ı, Batı Şeria’yı kontrol ettiği gibi kontrol altına aldı.  Avraham Shalom Shin Bet’in başındaydı. Yıllar sonra seçkin istihbarat birimi MOSSAD Shin Bet tarafından tahtından edilmişti. Avraham bence başbakan İzak Şamir ve önceki başbakan Begin için güvenlik çemberindeki en önemli isimdi. Bana göre ona olan şey her istediğini yapabileceğini hissetmesiydi.  İnsanlar ona saygı duymuyordu ondan çekiniyorlardı, korkuyorlardı. 

Güçlü, kudretli ve zekiydi, oldukça inatçı, kararları kesin ve zorba biriydi. Bir şeyler hoşuna gitmediğinde bunun hesabını sorardı.  Otobüs kaçırma olayı olduğunda Kudüs’teydim. Komuta merkezi sorumlusu beni kırmızı hattan aradı.  Tel Aviv’den güneye, Aşkelon’a giden bir otobüs kaçırılmış yönü Gazze’ye çevrilmişti.  Helikopterlerle havadan takip edildi. Otobüs benim bölgemin tam dışında durdu. O sabah otobüse baskın yaptıklarını ve iki teröristi gözaltına aldıklarını söylemek için aramışlardı. Haberleri açtım ve tüm teröristlerin öldürüldüğünü duydum. Eşime bu işte bir gariplik var dedim. O akşam neler olduğunu anlatın lütfen. Bir otobüsün kaçırıldığını haber veren telefon aldınız mı?

– Hatırlamıyorum. Hayfa’daydım.

– Evet sonra?

 “Bir otobüs kaçırıldı buraya gel” dediler ben de gittim. “Terörist güvenlik güçlerince öldüresiye dövüldü.” Ordu bu işi halletti. Operasyon sırasında, iki tanesini öldürdüler ve iki tanesi yara almadan teslim oldu. O sırada bundan haberim yoktu. Döve döve o ikisinin hayatlarını söndürmüşlerdi. Bu yüzden Shin Bet aldı onları. Operasyon sorumlusu Ehud’a teröristlerin ne durumda olduğunu sordum. “Neredeyse ölüler”dedi belki askerler öyle söylemiştir. Ben de “Vurun, bitirin işlerini” dedim. Bunu yapmadı. Yaptığını söylediği, bir yıl sonra öğrendiğim şey. Ne yaptı?

 Sanırım bir taş aldı ve başlarını ezdi. ama adamların bilinci kapalıydı. Ne durumda olduklarını bilmiyorum. Resimde dövülmeden önceki durumları görülüyordu. Askerler üzerlerine çullanmışlar. Fotoğraf bundan önce çekilmiş. Bize geldiklerinde böyle görünmüyorlardı.

– Nasıl görünüyorlardı?

-Bilmiyorum bazıları ölmüş olduklarını düşünüyordu. Kemiklerini kırmışlardı bu bir linçti. Siz gördünüz mü?

 Ben görmedim. Elleri kelepçeli, bize artık tehdit oluşturmayan bir teröristi öldürdük. Ne hakla?

 Lakin o zamanlar Shin Bet’te, kanunsuz emir diye bir kavram yoktu.

AMI AYALON 1996-2000 Shin Bet Müdürü

Yalnızca Shin Bet değil, kabine ve başbakan da başarısız olmuş, bir bakıma Shin Bet kayırılmıştı.  Bu zor bir soru. Başbakan önceden tasarlanmış, kaçırılan otobüste yakalanan teröristi öldürme planlarından haberdar mıydı?

 Shin Bet müsteşarının böyle yapmaya, bu kararları almaya yetkisi var mıydı?

 İzak Şamir size hangi koşullar altında öldürme izni verdi?

İzak Şamir otobus kacırma 

Ona ulaşamadığım bir veya iki durum oldu ve yapılması gerekliydi. Ne yapılması gerekliydi?

 Saldırmaya hazırlanan yada saldırı düzenleyen Arapların halledilmesi gerekti. Bana demişti ki “Beni bulamazsan kendin karar ver.” İstifa etmeniz gerektiğini ne zaman anladınız?

izak samir2 

Ertesi gün istifamı Şamir’e sundum. Bana “Ne cüretle!” dedi.  Ben istifa edersem kendisinin de istifa etmesi gerekeceğinden korkuyordu. 

simon perez toplanti

Şimon Perez’e gitti Rabin savunma bakanıydı.  “Öldürmeye yakın bir emir vermişsin    bu yüzden eğer bizi, sürüyü terk edersen, senide bizimle dibe çekeriz.” dedi. Bana ne yapacağımı nasıl cevap vereceğimi söyleyip durdular. Onların istediklerinin dışında bir şey yapmadım. Bir yıl boyunca işbirliği yapmama rağmen konuyu gündeme getirip “Bilmiyorduk” demelerini düşünemiyorum.

– Artık politikacıları ciddiye almıyorum.

– Neden?

 Çünkü güvenilmez olduklarını anladım. Düşene bir tekmede onlar atıyor. Bu bana uymaz.

– Yere düşen siz miydiniz?

**

– Yalnız ben değil bütün Shin Bet. Shin Bet görevlileri 7/24 göreve yollanıyor bazı görevlerin yasallığı sorgulanabilir, bazıları zar-zor yasal bazılarıysa yasal. Fakat kimse bize arka çıkmıyor.  Operasyonlarımızdan biri basına sızdığı anda    politikacılardan ses çıkmıyorsa bu bizi sattıklarının işaretidir.

**

Shin Bet müdürü istifa dilekçesini sundu.  Shin Bet’in otobüs vakası sebebiyle ifşa oluşu ve “Baylar her istediğimizi yapamayız” “Bizim de üzerimizde yasalar var” fikri benimsenmeye başlamıştı.

– Öldürme emrini niçin verdiniz?

 – Mahkemede canlı terörist görmek istemiyordum artık. Bu teröristlerin sayısını arttırırdı. Yine de arttı zaten.

– Otobüsteki teröristlerin öldürülmesi doğru muydu?

– Sonuçlara dayanarak hayır.

– Sonuçlar sebebiyle mi?

 – Sonuçlar yüzünden. Yani kimse bunu ihbar etmeseydi sorun olmayacaktı?

 – Bunu soruyor musunuz yoksa böyle mi düşünüyorsunuz?

 – Soruyorum. Eğer açıklanmasaydı kimse bilmeyecekti. Bunun ahlaki yönü için ne diyeceksiniz?

 Terör varken ahlak olmaz. Teröristlerdeki ahlakı, vicdanı gösterin önce.

– Teslim olsalar bile mi?

 – Bu ahlaki bir sorun değil.

– Nedir peki?

 Taktiksel bir meseledir stratejik değil. Yani sizin için iki teröristin öldürülmesi kararı  Bunu siyah beyaz olarak ayırıyorsunuz sürekli. Öyle kararlar vardır ki 

– Ele geçirilen iki terörist öldürüldü.

– Bu konuya niçin takıldınız?

 – Bunun ahlaki yönünü anlamaya çalışıyorum.

Bu gibi olaylarda ahlak aranmaz. Teröre karşı savaşta ahlaki değerleri unutun. Bir tonluk bomba varsa ahlakı unutun.

**

BİRİNE GÖRE TERÖRİST OLAN DİĞERİNİN ÖZGÜRLÜK SAVAŞÇISIDIR.

**

Birinci İntifada tüm şiddetiyle bu odayı sarsan bir gelişmeydi çünkü aniden oluverdi.  Bir millet ayaklanıp bizleri kovmak için ihtilal yaptı. Güney bölgesinde komutan muaviniydim. Şimdiye dek gördüğüm en kalabalık gösterici topluluğu çıkageldi.  Yüzlerce, binlerce insan sokaktaydı. Onları yalnızca gerçek mermiler durdurabilirdi.  Shin Bet’in arananlar listesi belki de bütün istihbarat örgütlerinkinden uzundur.  Her bölgeden düzinelerce, yüzlerce, binlerce insan 

 Bölgenin kontrolünü elinde tutan Shin Bet nasıl olur da    bu büyüklükte bir ayaklanmayı öngöremez?  Hangi istihbarat birimi Berlin Duvarının yıkılışını öngörebildi? Shin Bet bunu görebilmeliydi  Usulen, prensipte evet bunu tahmin etmeliydiler. Shin Bet’ten beklenen buydu.  Büyük ölçekli istihbarat bilgilerini sürekli tutabilmek için    böylesi sistemleri yönetirsiniz. Yanılıyor muyum?

  Fakat dürüst olmak gerek. Dünyada neredeyse bütün istihbarat örgütleri    tarihteki büyük olayları öngörmede başarısız olmuştur. Kendinize “Nerede yanlış yaptım?” diye sorarsınız. Filistin’i yönettiğimden değil ama bunun olmasına izin vermeli miyim yoksa onlar bize “Defolun” demeden gitmeli miydik?

 – Yine de bunlar gerçekçi olmaktan çok felsefi sorulardır.

– En ilginçleri bunlar. Evet, lakin şunu anlamalısınız ki çoğunun net bir cevabı yoktur. Net yanıtlara ihtiyacım yok. 1967 den beri bir çok örnekle karşılaştık ki ben de o zamanlar öyle düşünüyordum..  bir anlaşmaya varıp çıkmamız gereken yerlerden çıkmalıydık.

– Niçin bunu dile getirmediniz?

 

– Hepimizin eleştirdiği noktalar var fakat başbakanı Filistinlilerle görüşme konusunda ikna etmek benim yetkimin dışındaydı. Bu aynı zamanda konu ile kimin ilgilendiğine de bağlı.  Başbakan İzak Şamir Araplarla bir anlaşmanın mümkün olacağına hiç bir zaman inanmadı.  İzak Rabin buna gerçekten inanıyordu.  İsrail

-Filistin sorununu çözmede gerçek bir fırsat istiyorsak gün bugündür ve bu işte, onları küçük görmeme sebep olan prensiplerini terk eden FKÖ ile birlikte hareket edilmelidir.

 İsrail ve Filistin arasında Oslo Anlaşmasının imzalanmasıyla FKÖ,  terör ve şiddeti terk ettiğini resmen açıklayarak İsrail’in, barış ve huzur içinde   var olma hakkını tanıdığını ilan etti.  İsrail de buna karşılık olarak Gazze ve Eriha bölgelerinden    birliklerini geri çekip, Batı Şeria ve Gazze’de idareyi Filistin’e devretti.  Oslo Anlaşması bir gün içinde gerçekleşti.

**

O zamanlar Shin Bet’in başında Peri vardı. Beni Oslo konusunda bilgilendirdi. Dedi ki Avi dinle: “FKÖ temsilcileri ile görüşmelerimizi hızlandırmalı ve bütün şüphelilerle ilgilenmeliyiz eğer Washington’da anlaşma imzalanırsa FKÖ şüphelilerini artık eskisi gibi kovalayamayabiliriz. İnanılmazdı. İlk toplantı Cenova’daydı.  Lobide yanımda Cibril Rajoub vardı.

Cibril Rajoub

Ben yapmadım fakat Shin Bet onu 16 yaşındayken içeri tıkmıştı. Hapiste 18-20 yıl kadar kaldı. Barış ve huzuru sizin kadar isteyen, bir uzlaşıya ulaşma arzusunda olan insanları görmek kendi adıma beni oldukça zorlamıştı. Değişik duygular içindeydim. Bunu yapıyor olamam dedim. Bu insanları kovaladık biz nasıl teröristlerle yan yana otururum?

**

 Onlar katil. Nasıl olurda onlarla otururdum?

 Bu arada onlara göre ben de bir teröristtim. Bir Filistinli size bakar ve “Sen de bir teröristsin” der. Bu nasıl olur?

 Sonra şunu anlarsınız ki  “Birisine göre terörist olan diğerine göre özgürlük savaşçısıdır.” Arafat Gazze’ye girene dek İsrail’in bir numaralı düşmanı Filistin Kurtuluş Örgütü, El Fetihti. Birden bire FKÖ terör eylemlerine son verdi.  Hamas ve İslami Cihat bu örgütü besliyordu.  Filistinlilerin ne yapacağını merak ettik. Ellerindeki bölgelerde terörle mücadele konusunda ne kadar istekliler?

 O bölgeleri artık biz kontrol etmezsek terörü nasıl engelleriz bunu da sorduk.

otobus eylemi israil

**

 İlk otobüs bombalama eylemi 1994 yılındaki 5 numaralı otobüstü. Tel Aviv’deki ilk intihar saldırısıydı. Bunu hiç unutmayacağım.  İlk defa kendimi manzaradan ve yanan cesetlerin kokusundan izole edemedim. Bunu asla unutmayacağım. Daha sonra bu his geçti. Başka bir sürü otobüs saldırısı oldu.  Korkunç Beit Lid Katliamı, borsa ve 18 numaralı otobüs saldırılarıyla devam etti.  Shin Bet’te engelleyemediğimiz bir saldırı olduğunda hissettiğimiz berbat bir başarısızlık ve hayal kırıklığı olur. Saldırı eğer büyük ölçekli ise hayal kırıklığı da o ölçüde büyük oluyor. Buna nasıl engel olamadık?

  Örgütte geçen 32-33 yılımda Shin Bet’in en zayıf kaldığı dönemlerdi. İntihar saldırıları arttıkça Hamas bu saldırılarda rol aldıkça, sorgularda kullanılan fiziksel baskı yöntemlerinin arttırılması gerekliydi.  Hamas ve İslami Cihat üyelerini sorgulamak çok zordur.  Cennetteki Huriler için olsun yada olmasın canını vermeye hazır birinin kaybedeceği    hiç bir şey yoktur.

İşler zaman ayarlı bombada karmaşıklaşır. Temelde olası bir terör saldırısı hakkında bilgi veya ipucunuz var, her halükarda insanlar ölecek. İntihar saldırısı mı, başka bir tür mü?

 “Evet mi, hayır mı?

 Evetse nerede?” bunların cevabı sorguladığınız kişide yatar.  Sorgulanan kişinin direncini kırmak için her türlü tekniği kullanırsınız. Kullanılmasına izin verilen yöntemler: Uykusuz bırakma,  elleri kelepçeli rahatsız, küçük düşürücü ve yorucu bir biçimde oturtma.  Başlarını örterek ne elde ediyorsunuz?

  Zifiri karanlık olur ve nerede olduğunuzu bilemezsiniz. Etrafınızda ne olduğunu bilemezsiniz. Duyarsınız fakat orada ne var bilmezsiniz. 

– Peki sarsmak?

– Sarsma onlara kendimizi hissettirmek için kullanılır.  Tehditkardır ama acıtmaz.  Sizi korkutmaya yarar. Sorgu görevlisi sizi tutar ve sarsmaya başlar. Tehdit altında hissedersiniz.  Hamas’tan Harizat isimli ufak tefek biriydi ve onu sorguda sarstılar sarsılmış bebek sendromunu yaşadı. Beyni kafatasına çarptı ve bunun sonucunda öldü.

Bu olay, Shin Betin başı olarak ben ve olanların yanlış ve etik dışı olduğunu düşünen Adalet bakanı Michael Ben

-Yair ile aramızda tatsız tartışmaların yaşanmasına sebep oldu. Buna karşılık olarak, bu teknikleri kullanmazsak eğer şu anda saldırıların %90’ını engelleyebiliyorsak artık bunların %70’ini engelleyebiliriz yanıtını verdim. Bu da, ölü İsrailliler anlamına gelir. Başbakan Rabin’in karar vermesi gerekiyordu.  Bir defasında öfkeyle kalkıp Ben-Yaw’a “Daima bana neyi yapamayacağımı söylüyorsun,  bir kez olsun ne yapabileceğimi söylesene!” diye bağırmıştı. Oldukça tartışmalı bir meseleydi.  Rabin noktasından virgülüne güvenlik konularına hakimdi.  Ona “Güvenliği sağlamak için ekipmanımız yok” derken    uzun uzun açıklama yapmamıza gerek yoktu. Gayet iyi anlayabiliyordu.  Bunu yapması hiç kolay olmadı ama aldığı karar şuydu:

“TERÖRİZMLE SANKİ HİÇ BARIŞ GÖRÜŞMESİ YOKMUŞ GİBİ SAVAŞACAK, SANKİ HİÇ TERÖR YOKMUŞ GİBİ BARIŞ GÖRÜŞMELERİNİ SÜRDÜRECEĞİZ.” 

Saldırılar artarken yalnız aşırı sağcılar değil sağcılar da sokaklara dökülerek Oslo anlaşmasını protesto etti. Bu tam Hamas’ın istediği şeydi ve başarılı da oldular. Kan ve ateş ile Rabin’i indireceğiz! Bize barış sözü vermiştin ama savaşı tattık! Bize yaşama sözü vermiştin ama ölüm gördük! Bize huzur sözü vermiştin ama terör sürüyor!  Barış görüşmelerine en büyük muhalefet aşırı dincilerden geliyordu. Aşırı dincilerin önderleri başbakan İzak Rabin’i hedef alıyorlardı.  Tahrikler onun üzerinde yoğunlaşmıştı.

KENDİ KANIMIZ CANIMIZ 

1974’te tecrübesiz bir askerken bizi Batı Şeria’daki ilk    Yahudi yerleşimcileri durdurmak üzere götürmüşlerdi.  Sıralar halinde birbirimizin koluna girip dikilmiştik. Yerleşimciler öfkeyle bize vurmaya başladılar. Bundan hiç hoşlanmadığımı hatırlıyorum. Yeni yerleşim yerleri, hükümet kararlarına rağmen yada bu kararlara karşıt olarak inşa edilmişti. Fakat hiç bir İsrail hükümeti onları ne kabul ne de reddetti.  Aslında çoğu İsrail hükümetinin hiç bir şey yapmaması yerleşimcilere, hükümet başka tarafa baktığı için  istediklerini yapabileceklerini ve hakimin kendileri olduğu hissini vermişti.  Yasadışı bir biçimde yerleşebiliyorlarsa yasadışı faaliyetlere de katılabilirlerdi.  El Fetih hücrelerinden biri 1980 yılında El-Halil’de sinagogdan çıkanlara saldırdı.  Otuz gün sonra intikam saldırısı gerçekleşti.  Filistinli belediye başkanı Bassam Shaka’ya Nablus, Karim Halaf’a Ramallah’ta saldırıldı Diğer bir bomba ise El-Brieh belediye başkanı İbrahim Tawil’in evinde bir bomba imha uzmanını kör etti. Yahudilerin yaptığını biliyorduk. Filistinli karşıt bir grubun yaptığını düşünmüyorduk. Yahudi dosyalarını kontrol edince hiç ipucu olmadığını görüyorsunuz. Bu noktada bir sorununuz olduğunu fark ediyorsunuz, bu bir istihbarat fiyaskosudur.  Bütün ajanlarımızı harekete geçirdik    on binlerce saat harcandı.  Altı ay sonra doğru iz üzerindeydik. Kimin yaptığını bulmuştuk.  Oldukça üst düzey ideolojik bir gruptu.  Üstelik bazıları yer aldıkları toplumlarda liderdi    bu da onlara başbakana erişebilme olanağı sunuyordu. Knesset’e erişimleri vardı. Bakanlara ulaşabiliyorlardı, bakanlarla aralarında dostluk vardı. İsrail’in kuruluşunun birer parçasıydılar. saygın kuruluş İsrail Devleti. Suçüstü yapmazsak onları asla yakalayamayız diye düşünüyorduk.  Bu karar Kudüs’te Filistin otobüslerine bomba yerleştirmeyi planladıklarında alındı. Otobüslere bomba koyma fikri deliceydi. 250 kişiyi birden öldürmeyi hedefliyorlardı.  Onları gece boyunca takip ettik. Kudüs’teki operasyonu yönettim  Asla unutamayacağım bir geceydi.  Saat 4:30’da otobüslere bomba yerleştirirlerken yakaladık. Araçlarımızdan inip “Bomba imha ekibimizdekilere bir şey olmasını istemiyorsanız hadi bize katılın bombaları imha edelim.”  17 kişilik ilk gözaltımızı yaptık. Soruşturmada 1978-79 yıllarından beri Mescid-i Aksa’ya bir saldırı düzenleyerek kubbesini havaya uçurmayı planladıklarını tespit ettik.  Başta fikir, Yahudi tapınağı üzerinde o iğrenç yapı durdukça bize kefaret yok inanışına dayanıyordu. Bu nedenle kubbeden kurtulmaları gerekiyordu.  Bombaları hazırladılar. Oldukça hassas bir patlayıcı türü olan Semtex kullandılar.  Bomba uzmanı Menachem Livni saldırıyı tasarlamıştı.  Bombalar doğru yere yerleştirilecekti bu sayede tahribat kolonları yıkacaktı.  Bu kubbenin yıkılması ile sonuçlanabilirdi. Mescid-i Aksa’daki kubbenin patlatılmasının sonuçları bugün bile bütün İslami ülkeler ile savaşa sebep olabilir; yalnızca Arap devletleri, İran değil Endonezya bile İsrail’e savaş açardı. Bütün dünyaya yayılmış Yahudi azınlığın gireceği tehlikeden bahsetmiyorum bile. Bu insanlar bu eylemi mistik bir inanışa dayanarak yapmaya karar verdiler. Bu eylem Armageddon savaşını başlatacak Mesih’i ve bir Yahudi krallığını müjdeleyecekti.  Yeraltı örgütü ifşa ettikten sonra başbakan benim birimimi baş tacı ilan etti. herkesin övgüsünü ve desteğini aldık. Sonra yakalananlar için lobi faaliyetleri başladı.  Mahkemeye çıktılar, üç kişi ömür boyu hapis cezası aldı.  Farklı cezalar verildi. Hepsi de kısa sürede hapisten çıktı.  Hiç bir şey olmamış gibi evlerine, önceki görevlerine döndüler    bazıları terfi bile etti. Asıl soru tarih bizleri, Yahudileri yaptıklarımızdan ötürü nasıl yargılayacaktı?

 Tapınak dağındaki o kubbenin yerinde durmayacağından ve tapınak dağının bize geri döneceğinden nasıl eminsem, bacaklarının kopmasında bizzat payım olan aynı katillerin, bunu hak ettiklerinden de eminim. Tüm örgüt üyeleri Knesset tarafından salıverildi. Yahudi yeraltı örgütü için af yasası İsrail başbakanı İzak Şamir tarafından imzalandı. Yalnızca karşıt görüşlülerin bir kaç üyesi değildi. Başlarda “Hayır, olmaz!” Yasaları çiğnediler “İnsanları öldürdüler. Ülkeyi havaya uçurmak istediler” vb. şeyler söylendi. Sonra dediler ki “Onlar bizim kanımızdan canımızdanlar” Ardından Shin Bet’i gayri meşrulaştırma süreci başladı. Yahudi yeraltı örgütü Shin Bet’i istihbarat anlamında gerçekten şoke eden bir hadisedir. Örgütümüz o zamandan beri Batı Şeria’da dikkat edilmesi gereken şüpheli Yahudileri yakından izlemektedir. Yakından takip edersiniz. Sıkı çalışırsınız ve karşınıza hiç bir şüpheli listesinde adı geçmeyen Yigal Amir çıkar. Bir sabah uyanıp gider başbakanı vurur. 

1995 yılının temmuz ağustos ayı civarıydı. Başbakana muhtemel bir suikast ihtimalinin arttığını hissetmeye başladım.

Rabin bir hain! Rabin bir hain!

Bizi uçuruma götürmekte olan bir hükümetle mücadele ediyoruz! İsrail’deki sağ görüşün varlığı bir sır değildi. 

Ariel Sharon veya Binyamin Netenyahu’nun Kudüs’te göstericilere  söylediklerini açıklamak için Shin Bet’in başındaki insana ihtiyacınız yok. 

İsrail halkına ve özellikle başbakana,  Rabin’in temsili tabutunun gösterilerde yer almasının ne anlama geldiğini    anlatmak için Shin Bet’in müdürüne gerek yoktur. Kan ve ateşle Rabin’i indireceğiz!  Sular ısınıyordu. Wingate Enstitüsü’nde bir saldırı girişimi meydana geldi. Bu olaydan sonra ona gidip şunları söyledim: “İzak dinlemelisin bu işler böyle yürümez. Sonunda sana zarar verecekler senden artık çelik yelek giymeni ve zırhlı araçla seyahat etmeni rica ediyorum..  korumalarının sayısını da arttıracağız.” Beni kenara ittirdi. “Bu devlet kurulmadan önce bir askerdim çelik yelek falan giymem.”

– Hahamlar ve yerleşimcilerle görüştünüz mü?

– Evet, onlarla bir araya geldim.  Kışkırtmalar ve isyandan bahsettik. Hükümet, insanları Tevrat ve Yahudi şer-i hükümleri dışında işler yapmaya zorlayamaz. Burada bulunan herkese sesleniyorum sizlerin de katılımıyla bu miting, insanların barışı gerçekten istediğinin ve şiddete karşı olduğunun ispatıdır. Rabin beni bir görev için zorla Paris’e yollamıştı. Çarşamba yada perşembe günüydü. Büro amirinden Rabin’in yaralandığına dair bir telefon aldım. Tabii ki şok olmuştum ama etrafımda insanlar vardı bu nedenle normal davranmalıydım. Kişisel anlamda, o gece Tel Aviv’e giden uçağın koltuğuna oturana dek ilk kez oluyordu bu sanırım; beynimdekileri kalbimde hissetmeye başladım.

O dört saat çok iyi gelmişti çünkü gerçekten, gerçekten sıra dışı bir adamı kaybetmenin acısını kabullenme imkanı sağlamıştı bana. “Utanıyorum.” Geriye dönüp baktığımda bu olayın bütün dünyamı değiştirdiğini söyleyebilirim. Aniden farklı bir İsrail görmüştüm. Aramızda anlaşmazlıklara yol açan görüş farklılıkları ve öfkenin yoğunluğunun farkında değildim. Geleceğe bakışımız ne?

 Ortak noktamız nedir?

 Neden kendimizi burada bulduk?

 Ne olmak istiyoruz?

 Tüm bunlar apaçık ortada ve her şey alt üst olmuştu.  Rabin suikastı bütün umutları yıkmıştı.  Bu suikast açıkça gösterdi ki zar-zor ateş edebilen bir serseri    eline silahı alıp umudu ve bütün barış sürecini ortadan kaldırabilirdi. Her şeyi değiştirebilirdi.

İlk önce eşime danıştıktan sonra bütün sorumluluğu üzerime almaya karar verdim ve istifamı sundum. Bunu derhal yaptım. Eşiniz size ne dedi?

 Beni hayatta tutmaya çabalıyor. Zor bir dönemdi. Yigal Amir başarmıştı, tarihi değiştirmişti. Tarihi değiştirdi büyük başarıydı bu.

– Bu güne kadar.

– Bugüne kadar. Öte yandan işler daha da kötüye gidiyor. Sanırım bir politik suikast daha göreceğiz. Batı Şeria’dan çekilmemiz nedeniyle Herkes, özellikle hahamlar yapabilir. Çünkü onlar olanlardan hiç ders almıyorlar. Fanatik hahamlara göre sistem kendisini ispat etmişti.

Yigal Amir (d. 23 Mayıs 1971), İsrailli suikastçı.

rabinin sukasticisi3

rabinin sukasticisi

rabinin sukasticisi4

ZAFER, ACI ÇEKTİĞİNİZİ GÖRMEKTİR

Rabin suikastı beni Shin Bet’in başına getirdi.  Bir yıl önce Rabin’in beni Shin Bet’in başına getirme teklifini reddetmiştim.  İzak Rabin suikastından sonra başka şansım olmadığını anlamıştım. Shin Bet’in ciddi bir krizde olduğu aşikardı ve örgütte herkes bunun farkındaydı.

**

Shin Bet’in elde ettiği kazanımlar tek tek çöküyordu. Başbakanı koruyan güvenlik çemberi çökmüştü, suikasta engel olması gereken istihbarat örgütü çökmüştü, Filistin’den gelebilecek İslami terörü engelleyen  Shin Bet’in o sağlam duruşu artık işlevini yerine getiremiyordu. Organizasyon başarısız olmuş, yenilmişti. Shin Bet’in yeni şeylere ihtiyacı verdi ve bunlarda geliştirilmeliydi. Aynı zamanda zekamızdan çok gücümüze güvendiğimizi fark ettik.  Teşkilatımızda saha ajanlarından, ofiste bilgisayar    başında oturan insanlara kadar örgütsel anlamda değişikliğe gittik. Her yıl daha çok saldırı önledik. Her yıl daha fazla güvenlik sağladık. Nasıl oldu bu?

 Shin Bet’te yaptığımız değişikliklerin etkisi büyüktü fakat doğruyu söylemek gerek En büyük kazanım Filistinlilerle işbirliği sayesinde oldu.  Tüm üst düzey Filistin güvenlik sorumlularıyla tanıştım    ayda bir, bir araya gelerek istihbaratı koordine ettik.  Bana her zaman: “Biz sizin ajanlarınız değiliz, sizin iyiliğiniz için Hamas üyelerini hapse atmıyoruz. Bunu yapıyoruz çünkü insanlarımız bir gün İsrail’in yanında bizimde bir devletimizin olacağına inanıyorlar. Bu fikre inancımız bittiğinde bizi unutun.”

Nasıl ki Peres ve Rabin’in bir anlaşmaya varma konusunda güçlü bir arzusu, kararlılığı varsa Rabin’in ölümünden sonra o istek, İsrail halkının uzlaşmaya, gerçek bir anlaşmaya varma arzusu da azaldı. Bunu kibar bir biçimde ifade etmek gerekirse;  İyi niyet belirtisi yok. Ne Filistin ne de İsrail tarafında çözüme dair iyi niyet yok. Güvenlik istedik ve daha çok terör bulduk. Onlarsa bir devlet istediler daha fazla yerleşimci ile karşılaştılar. 1993-1994 yıllarında Oslo görüşmelerine başladığımızda Kudüs’teki yeni varoşlar buna dahil değil. Batı Şeria ve Gazze’de 100,000 yerleşimci yaşıyordu. 6-7 yıl sonra, sürecin sonunda, 2000 yılının yazında, görüşmeler başarısız olunca yerleşimci sayısı 220,000’i geçmişti.  Ehud Barak, Binyamin Netanyahu yada kendisinden önceki    tüm başbakanlardan daha fazla yerleşimci yeri inşa ettiği için    kendisiyle gurur duymaktadır.  Bu yüzden mesele, bir partnerin olup olmaması değildir.  Arafat’ın bir ortağı yok. Barak’ın da bir ortağı yok. 

Soru şu: Her iki tarafta bir ortağı olması için ne yapacak?

  Yeni bir İntifadanın yaklaştığı açıktı, kaybedecek hiç bir şeyi olmayan bir grup,..   bir toplum, bir ulusun baş kaldırışı.  

2002’de Londra’ya gittik. İntifada tüm şiddetiyle ortalığı kasıp kavuruyordu ve biz de bir grup Filistinli ile yapabileceğimiz bir şeyler var mı yok mu görüşmek üzere Londra’ya gittik. Bir ara kendime kahve doldururken  yanıma Filistin heyetinden Satay adında bir Psikiyatr geldi. Dedi ki “Ami sonunda sizi yendik” Bende ona “Çıldırdın mı ne demek bizi yendiniz? Sizin taraftan yüzlercesi ölüyor bu hızla giderse binlerce cenaze olacak yakında devlet dediğiniz o minik oluşumu da kaybetmek üzeresiniz ve devlet olma hayaliniz de bitecek ne biçim bir zafermiş bu?” Bana dedi ki

“Ami seni anlayamıyorum, siz hala bizi anlayamadınız. Bizim için zafer, acı çektiğinizi görmektir. Tek istediğimiz bu biz ıstırap çektikçe siz de çekeceksiniz sonunda 50 yıl sonra artık güçlerimiz eşit hale geldi dengelendi. Sizin F-16’larınıza karşılık bizim intihar bombalarımız.”

Satay’ın sözleri gözlerimi açtı. Birdenbire intihar bombacısı fenomenini anlamıştım. Birdenbire verdiğimiz tepkileri çok farklı bir açıdan görmüştüm.

YANYANA ZARAR GÖRMEK

Canımız yandığı için kaç operasyon düzenledik?

 Otobüslerimizi havaya uçurmaları bizi derinden yaraladığından intikam istiyoruz. Kaç kez yaptık bunu?

YAHYA AYAŞ 

Yahya Ayyaş İsrail’e karşı eylemler düzenleyen en büyük teröristtir.  Muhtemelen Hamas’ın ileri gelen üyelerinden    bir mühendisti. Geliştirilmiş bomba yapımında uzmandı. Otobüslerde patlatılan, bele sarılı kayış biçiminde bombalardı. Bunlara ek olarak birilerini intihar etmeye ikna yeteneği vardı.  Son olarak müthiş bir hayatta kalma yeteneği vardı.  Yıllar boyu bütün askerlerin elinde resmi vardı. Hiç şüphesiz bizim için en çok aranan adamdı kendisi.  Yahya Ayyaş Samiriye’den Gazze’ye taşındı. Bu bilgiyi elde etmemiz biraz zaman aldı. Biz de kimlerle beraber, nerelere gidebilir öğrenebilmek için basitçe izlemeye başladık.  Herkesin mutlaka zayıf bir yanı vardır. Yahya Ayyaş’ın zayıf yönü oğlu ve eşiydi. Gazze’de uzun bir müddet yalnız yaşadıktan sonra eşi ve çocuğunu yanına aldı. Tüm hikayeyi biliyorduk ve Gazze’ye girmelerine göz yumdum.  Gazze’ye girdiklerinde Ayyaş onları görmek isteyecektir diye düşündüm.  Belki de farecik yuvasından çıkacaktı.  Sonra fark ettik ki babasını gerçekten çok özlemiş.

– Babasını görmek istediğini nasıl öğrendiniz?

– Duyum aldık.

– Bilgi kaynağından mı?

 – Dedikodulardan haberimiz olur.  Hiç bir zaman cep telefonu kullanmadı. İnsanlar onun için telefon ederdi. Haftalar boyu süren iknalardan sonra babasıyla kısa bir süre görüşmeye ikna oldu. Bu noktadan sonra bizler de özel yapım cep telefonumuzu  Ayyaş’ın yakınlarına sokabilmek için saha çalışmalarına başladık.  Arka planda işleri yürütmeye başladık masum bir cep telefonuna patlayıcı yerleştirdik. Shin Bet’tekiler teknik konularda, küçük ama çok güçlü uygulamalar hazırlamada uzmandırlar. Çok iyi çekmeyen ama iyi patlayanından. Ayyaş ile direk temas kurmak zor olduğundan istihbaratın aracılarını kullandık. Aracı telefonu Ayyaş’a verdi.  Bir Cuma günü her şey hazırdı. Patlayıcıyı tetikledik fakat hiç bir şey olmadı. 8 Aydır uğruna çalıştığımız her şey gözlerimizin önünde heba olmuştu. Her şey yerli yerindeydi. Otomata para atarsınız ya kahve dolar bardağa  fakat kahve falan yoktu. Patlamadı.  Günler sonra telefon yeniden olması gereken yerdeydi.  Kimse hiç bir şeyden şüphelenmedi, her şey normaldi. Tekrar bir araya geldik.  Bir cuma günü babası onu aradı    dinleme ekibindekiler Ayyaş’ın sesini tanıdı ve bize bilgi verdi. Düğmeye basıldı ve cep telefonu tam kulağına dayanmış vaziyetteyken infilak etti. Ayyaş oracıkta öldü ve etrafta kimseye zarar gelmemişti. Daha da önemlisi alt kattan hiç kimse patlamayı duymadı. Operasyon hava kuvvetleriyle işbirliği içinde gerçekleştirildi. Her şey iyi gitti. Temiz işti. Üst sınıftı. Böyle operasyonları severim. Temiz ve düzgün olur.

YAHYA AYAŞ2

 Kimilerine göre Yahya Ayyaş suikastı kısmen saldırılardan bağımsızmış gibi görüldü  kimilerine göre ise büyük bir hataydı. Bazen ortam sessiz olur ve “Tüh! sükuneti bozduk” dersiniz. 

– 2 ay sonra sanki bütün ülke patlıyor gibiydi.

-Evet Bağlantıyı göremiyor musunuz?

 Evet, Ayyaş suikastından sonra  bir grubun Batı Şeria’dan saldırılar düzenlemek üzere Gazze duvarını geçtiği  Bilgisine sahiptik. Elbette aradaki bağlantıyı görüyorum. Fakat bir denklem kurmak gerekirse: Onlara suikastlar düzenlersek, intihar saldırıları düzenleyecekler, suikast düzenlemezsek, onlarda saldırmazlar. Denklemin ikinci kısmı yanlış!  Gazze’den çekildikten sonra Filistin tarafına habersiz baskınlarla, küçük bir kuvvetle girip çıkamaz olmuştuk  Bir teröriste nasıl sürpriz yaparsınız?

 Gök yüzünden, uzaklardan. Füzenin nereden geldiğine dair en ufak bir fikri bile olmaz. Fakat füze atmak için çok sağlam istihbarat gereklidir. Öyle bir kaç saniyeliğine değil bütün operasyon boyunca buna ihtiyaç vardır.

Hedef kim?

 Nerede saldırıyoruz?

 Pekala yaralıyoruz. Eğer gerekirse bizi öldürmeye gelen her kim olursa olsun öldürürüz.  Peki hedefin etrafındaki insanlara ne olacak?

 Patlayıcıları hazırlayanlara,..   intihar bombacısını ulaştıran kişiye, planları hazırlayanlara,..   bilgi sağlayan kişilere, bu fetvayı veren kişiye ne olacak?

  Onlar öldürmüyor. Sonucunda ölü İsrailliler olan bir ideolojinin fetvasını vererek Cihat’a yol açıyorlar.  Salah Shehadeh “Kurma kolu” dediğimiz kişiydi.  Gazze’deki bütün Hamas militanlarını harekete geçirdi. 

Onu yakalamak bu işe adanmış onca maliyet ve teçhizata rağmen çok zordu.  Bir defasında Salah’ın evde olduğundan emin olduk.  Kızı evde değildi. Yalnızca karısı onunla birlikteydi. Genel kurmay başkanı, ben, savunma bakanı ve başbakan ile telefonda kararlaştırdık.  Hava kuvvetleri eve bir tonluk bomba attı. Ne yazık ki yanlış istihbarat sebebiyle masum insanlar ölmüştü. Son rakamı kimse bilmiyor 9-14  Shehadeh vakasında olduğu gibi yoğun nüfuslu bölgeye, bir tonluk bomba attığınızda etraftakilere zarar gelmesi çok olasıdır. Hayır öyle değil, hayır. Bilgi, istihbarat toplarsınız.

Nerede yaşıyorlar?

 Kaç kişiler, kimdirler, şansımız nedir, nereden vurmalıyız?

 Bu olayın sonuçları, yan hasar anlamında düşünülünce  Gazze’nin ortasında bir eve nasıl olurda bir bomba atarız tartışmasına yol açtı. Bir Amerikalı bana bunu sorduğunda ona sizin Afganistan’daki yöntemlerinizi biliyoruz, “Afganistan’da bir düğünü bombaladınız ve 70 kişi öldü. Ölüler arasında hedefiniz var mıydı yok muydu kimse bilmiyor” cevabını verdim. Orantısız güç, güvenlikte bir ahmaklıktır! Bu askeri anlamda bir ahmaklıktır. Bu duruma ne diyeyim bilemiyorum fakat etrafında aileler ve çocukların yaşadığı evler bulunan Gazze’nin en çok aranan adamını öldürmek için çatısına bir tonluk bomba atmak durumunda kalmak hiç mantıklı gelmiyor. Bu etik olamaz, askeri açıdan etkili değil ve açıkçası insanlık dışı. Sadece bu mu?

 Bu bile yetmez. “Kötülüğün sıradanlaşması” kavramını ele alırsak toplu halde uygulamaya koyulunca, suikastlar yüzünden 200-300 insan ölür. Sonra da bu süreç otomatikleşmeye başlar. Kendinize ne zaman durmanız gerektiğini gittikçe daha da az sorar hale gelirsiniz.

6 Eylül 2003 benim için Shin Bet müdürü olarak en zor günümdü. O gün İsrail devleti, tek bir saldırı ile en büyük terör grubunu ortadan kaldırabilirdi.  Hamas’ın liderlerinin daha önce hiç yapmadığı biçimde  ve muhtemelen de hiç bir zaman yinelemeyeceği bir toplantı  yapacağına dair çok sağlam ve güvenilir istihbarat almıştık.  Sanırım on yada on iki kişi. Fevkaladenin fevkinde olurdu ama lanetler olsun ki. Harbiden herkes oradaydı.  Birden bire bana ordunun bir tonluk bomba atılmasına karşı olduğu söylendi, “Yan hasara yol açabilirmiş.” Hararetli tartışmalar yaşandı. Saatler sonra Başbakan saldırının iptal edilmesi konusunda ikna oldu.  Başbakanı aradım ve bunun çok mantıksız olduğunu ifade ettim. 250 kiloluk bombada anlaştık. Olasılıklar üzerine bir kumardı.  Bina iki katlıydı  Toplantı eğer ikinci kattaysa bomba onları öldürürdü    ama birinci kattalarsa hiç birine zarar vermezdi.  Bomba atılmıştı, tam isabetle. İkinci kat yıkılmıştı fakat rüya takım    binayı kendi ayakları üzerinde terk etti. Bazı insanlar engelli Şeyh Yasin’i koşarken gördüklerine yemin ediyorlardı. An geliyor anlıyorsunuz ki o gün yalnızca şansımızı kaçırmakla kalmayıp aynı zamanda yanlış anlaşıldık.

Bunun sebebi Shehadeh hadisesiydi. Bedelini “Rüya takımı” elimizden kaçırmakla ödedik. Şeyh Yasin ve diğerleri gibi insanları oraya çekmek uzun zaman almıştı. İçlerinden haklayabildiklerimizi haklayana dek Allah bilir ne kadar zarar vermişlerdir. Bazıları hiç bir zaman yakalanamadı ve bugün hala aktifler. Hep söylemişimdir terör alçaklıktır, Bu işin köküne ulaşabilirsiniz. En son teröriste kadar ulaşmanıza gerek yok. Kritik kitleye ulaştığınızda bu teröristler için yeterince caydırıcı olacaktır.  

Şeyh Yasin öldürüldükten sonra, Hamas’ın daha ılımlı olmadığını ispatlayabilirim.  Şunu da eklemeliyim ki biz Abbas Musavi’yi öldürünce Nasrallah onun yerine yönetime geçtiğinde  İsrail’in güvenliği daha iyiye gitmedi. Bu nedenledir ki yalnızca bizi öldürmeye kalkışanlarla değil, bize saldırılması için telkinlerde bulunanların da anında icabına bakıyoruz. Bir yere gidiyoruz o yer ki bizlere uluslararası kanunlarla yasaklanmış ve temel hukuk, o kanunun doğruluğuna kocaman soru işaretleri yöneltmekte fakat ben sizinle Shin Bet’in başı olarak konuşuyorum. Bunun faydası yok. 

KORİDORDAKİ “YAŞLI ADAM”

Taberiye Gölü yakınlarında doğdum o zamanlar her çocuğun yaptığı gibi    yetiştirme yurdunda büyüdüm.  Harika bir çocukluk geçirdim. Kudüs’te bir ev biliyordum ve ikinci katında uzunca bir koridor vardı. Koridorun sonunda bir kapı vardı o kapının ardında kararlar alan bilge bir adam vardı. O adam düşünür   Ailem ona “Yaşlı adam”, “Ben Gurion” derdi.  Yıllar sonra Yom Kippur savaşının ardından Kudüs’e gittim ve o binayı ziyaret ettim. İkinci kattaydım ve koridorun sonunda hiç kapı falan yoktu olmayan kapının ardında ise hiç kimse benim için düşünmüyordu. O boşluğu, girişkenliğin eksikliğini görüyorsunuz. Suyun yatağını bulmasına müsaade edebilme isteği, müdahil olmadan yada “Bu yöne veya şu yöne gitse de bu iş buraya kadar” demeden  Askeri yöntemlerle barış sağlanmaz. Barış, askeri yöntemlerin kullanılmasından sonra veya hiç kullanılmadan karşılıklı güven üzerine inşa edilir. Sonunda bir güven tesis etmelisiniz. Filistinlileri iyi tanıyan birisi olarak benim görüşüm samimi bir karşılıklı güvenin sağlanmasında sorun yoktur. İsrail açısından düşmanlarımızla görüşmemek büyük bir lükstür. Onlar bizimle görüşmemeyi seçene kadar başka şansım yok.

Fakat eğer biz görüşmemeyi seçiyor isek işte orada hata yapıyoruz demektir. Karşı taraf ile görüşülmesini destekliyor musunuz?

 Bulabildiğimiz herkes ile görüşürüz ters cevap verseler dahi devamlılıktan yanayım.

– Bunun başka yolu yok.

– Neyin?

– Görüşmenin.

– Hamas ile?

 İslami Cihat  – Herkes ile. Herkesle dedim yani kapsıyor. Ahmedinecat’la bile kim olursa olsun benim için sorun yok. Herkes ile konuşma profesyonel istihbaratın olmazsa olmazıdır. Olaylar açıklığa kavuşur. Ben sizin cam yemediğinizi onlar da bizim petrol içmediğimizi görürler. Bu işler böyledir. 

 

Size bir şey okumak istiyorum. İşgali eleştiren Profesör Yeşayahu Leibowitz tarafından    Altı Gün savaşından bir yıl sonra kaleme alınmış.  “Düşman topraklarında bir milyondan fazla nüfusa hükmeden    bir devlet ister istemez bir Shin Bet devleti haline gelecektir. Tüm bunlar eğitim, düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve demokrasiyi gerektirir. Denetim altına alınan yönetimlerde mevcut her türlü    yolsuzluk ve yozlaşma İsrail Devleti’ni lekeleyecektir.  İsrail liderleri bir yandan Arap isyanlarını bastırırken öte yandan da düşmanlarla    işbirliği yapan veya hainlik eden Arapları ele geçirmek zorunda kalacaktır.

İsrail’in bugünkü durumuna bakarak yazılanlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bkz: ROGER GARAUDY-İsrail Mitler ve Terör

Kudüs İbrani Üniversitesi’nden Profesör Yeşayahu Leibowitz, Kudüs’te 1987’de İbranca yayımlanan (ve Fransızca’ya, ölümünden az önce 1993’te tercüme edilip Desclée de Brouwer Yayınları arasında çıkan) İsrail ve Yahudilik /Israël et judaïsme kitabında, 1934’ten beri Filistin’de yaşayan dindar siyonist inancı içinde incinmiş bir Yahudi’nin bakış açısıyla, siyasî siyonizm hakkındaki görüşünü şöyle özetler:

Bizim sistemimiz temelden çürümüştür” (s. 255). Bu da iki sebepten ötürüdür:

1 – “Felâket, her şeyin Millet ve Devlet meselesine bağlı olmasından ileri geliyor” (s. 182). Eğer Devlet ve Millet, başlı başına bir gaye olarak ele alınıyorsa, o zaman “Yahudilik reddedilmiştir, çünkü en önemli olan İsrail Devleti’dir” (s. 182).

“Milliyetçilik insanın cevherinin imha edilmesidir” (s. 182). “İsrail devleti, bir ordusu olan bir devlet değil, aksine bir devleti olan bir ordudur” (s. 31).

2 – Amerika Birleşik Devletleri karşısında bu devletin bağımlılığı “Bizde toptan yıkım bir tek gecede başgösterebilir: Bütün varlığımızı Amerikan ekonomik yardımına bağlayan kusursuz aptallığın sonucu olacaktır bu” (s. 225).

“Amerikalılar burayla sadece Tsahal üniforması altında bir Amerikan paralı askerleri ordusunu ayakta tutmak düşüncesiyle [239] ilgileniyorlar” (s. 226). “Yahudi yumruğunun gücü, üzerini kaplayan Amerika’nın çelik eldiveninden ve bu eldivenin içinde astar vazifesi gören dolarlardan gelir” (s. 253).

 Her kelimesine katılıyorum.

– Açıklar mısınız?

– Açıklanacak bir şey yok. Yeşayahu Leibowitz, sarf ettiği her kelime ile taşı gediğine oturtmuş. İsrail toplumunun durumu sizce böyle mi?

 Profesör’ün söyledikleri, 1968 den bugüne ortadaki mevcut gerçekliğin doğru bir tasviridir bence. Bir Shin Bet devleti haline geldiğimizi söyleyemem fakat şüphesiz ki Filistinlilerle mevcut durumumuz, kuşkusuz Yeşayahu Leibowitz ‘in yazdıklarıyla örtüşen bir tablo çizmektedir. 

Gece yarısı kapılarını vurup birbirlerine sokulmuş uyuyan bir aileyi uyandırıyorsunuz.  Annenin göz yaşları, ailenin bağrından kopardığınız şüphelinin elveda bakışları 

Kolay değil. Anne baba ve çocukları arasında yada çocuklarla anne babaları arasında bu zor anlarda derin acı çektiklerini görüyorsunuz.

Böylesi anlar kalbinizin derinliklerine kazınıyor ve emekli olduğunuzda bir solcu oluveriyorsunuz.

Bizler milyonların hayatlarını sürekli yaşanılmayacak bir çileye çeviriyoruz.

Neyin uygun olup olmadığı kararını orduda bir kaç ay geçirmiş bir askere bırakıyoruz.

En iyi ihtimalle liseyi bir yıl önce bitirmiştir.

Bu asker orada durmuş, kucağında bebeği olan babaya bakıyor ve bu adamı aramalı mıyım yoksa gerek yok mu yada geçmesine izin versem mi vermesem mi kararını veriyor.

Bu beni öldürüyor.

Geleceğimiz, yarınımız bulanık, karanlık.

Bunun sonu nereye varacak?

 İnsanların karakterlerinde bir değişime çünkü gençlerimizin çoğunu orduya alırsanız bir paradoks yaşamaları olasıdır. Ülkenin inşasında yer alan Nahal Bölüğü gibi halkın ordusunda olmak için çabalamak gerektiğini görecekler. Öte yandan ikinci dünya savaşındaki Almanlara benzer bir şekilde acımasız bir işgalci güç olacaklar. Benzer diyorum aynı demiyorum. Askerlerin Yahudilere yaptıklarını kast etmiyorum o kendi içinde farklı bir durumdu. Şunu söylemeye çalışıyorum Polonyalılara, Belçikalılara, Hollandalılara, Çeklere, hepsine nasıl davrandıkları.

Oldukça kötü bir özelliği edindik, söylemeye dilim varmıyor ama bizler kendimize karşı da dahil olmak üzere çoğunlukla işgal altındaki halka karşı teröre karşı savaş verdiğimiz bahanesini kullanarak zalimlik ettik.

Carl von Clausewitz bilge bir adam, Yahudi olmasa da veya biz henüz onun Yahudi köklerini bulamadık diyeyim. 200 yıl önce şunları söylemiştir:  Söylediklerinin esasını aktarmaya çalışayım, “Zafer daha iyi bir siyasi gerçekliğin oluşturulmasından başka bir şey değildir.”

Zafer budur.

Zafer, Gazze’yi, Nablus’u veya Ramallah’ı yada El Halil’i feth etmemizi gerektirmiyor.

Hava indirmede üç yıl hizmet eden oğlum sanırım iki yada üç defa Nablus’un ele geçirilmesinde yer aldı.

Bu bize zafer getirdi mi?

Sanmıyorum.

Daha iyi bir politik gerçeklik yarattı mı?

İsrail’in kamu güvenliği trajedisi olan anlaşmazlık şu ki bizler, her cepheyi kazandığımız ama savaşı kaybettiğimizi anlayamadığımız sinir bozucu bir durumla karşı karşıyayız.

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s