GAVS-I AZÂM SEYYİD ABDÜSSELÂM ESMER kaddesellâhü sırrahu’l âlî –S. MEHMED FAİK ERBİL

 hzl:  Seyyid Muhammed Ibn-i Omer Mahluf-
Şarih:  S. Mehmed Faik Erbil

 

Bismillâhirrahmanirrahim

Takdim

Arûsi-yi Selâmi Tarîkat-i Şerifi; Türkçe’ye kazandırdığımız “Mevahib’ür Rahim, fı Menakib-ı Mevlana b. Muhammed eş-Şeyh Seyyid Abdüsselâm ibn-Selim” kitabının yazan şeyh Seyyid Muhammed İbn Ömer Mahluf un da kaydettiği gibi, “tarikatlerin özüdür ve Allah’a ulaştıran yollann en güçlüsü ve en yakın olanıdır.”

Arûsi-yi Selâmi Tarîkati Pîri Gavs-ı Azam Esseyyid Abdüsselâm El-Esmer Efendimiz Hazretleri ise Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi Bey‘in ifadesiyle;

“… Gavs-ı Âzam Seyyid Abdülkadir Geylâni Efendimizin barika-ı imdat ve tasarruflarını, Gavs-ı Azam Hazret-i Pır Seyyid Ahmed El-Rufai Efendimizin hilm ve harikalarını, Gavs-ı Azam Hazret-i Pîr Seyyid Ahmed el Bedevi Efendimizin rahim ve şefkâtlerini, Gavs-ı Azam Hazret-i Pîr Seyyid Hasan Şazeli ve Hazret-i Pîr Seyyid İbrahim Dessuki Efendilerimizin varidat ve sehalarını vücudu pürsutlarında cem etmiştir” (Hadim-i hakir Mihr- ü Din Arûsi adıyla, İki Gavs-ı Enam, Abdülkadir ve Abdüsselâm isimli kitaplarından alınmıştır. İstanbul (1331-1915). Ayrıca, Hazret-i Pîr İbrahim bin Ethem dahi bu mübârek Tarîkat-ı Şerifin yolu üzerindedir. Ethemiye, Ceştiye ve Medyeniye tarîkat-ı şeriflerini de câmidir. Yeryüzüne sayı ile gelmiş en büyük Evliya’dan çok büyük hürmetle yadettiğimiz Cenab-ı Şeyh-i Ekber Muhiddin-i Arabî Efendimiz Hazretleri de yolumuz ulularındandır.

Cenab-ı Pîr Seyyid Abdüsselâm el Esmer bütün Afrika kıtasında ve dünyanın diğer kıtaları üzerinde birçok milletlerce Allah’ın müstesna velilerinden büyük keramet sahibi ulu zat olduğu bilinmektedir. Saltanat-i âlileri iki cihanda yüce olan Hazret-i Pîr Efendimizin kayda sığmaz sayısız harikalarından ve, keramatlarından bir kaç misal vermek istiyoruz. Şöyle ki:

Cenab-ı Allah’ın kendisine ezel hükümünde denizler üzerinde ilelebet büyük tasarruf etme hakkı vermesi ile deniz hadisatında hangi milletten olursa olsun bilcümle gemi kaptanlarının kendisinden istimdat eylemeleri halinde gemilerinin, mallarının ve canlarının korundukları gibi onları selamete çıkardıkları ve bu halin kıyamete kadar devam edeceği bir gerçektir, işte, bu sebeple büyük himmetlerini gören her gemi süvarisi veya kaptanı, şükranlarıın ifade edebilmek için seyir halinde türbe-i şerifin karşısına geldiklerinde üç defa boru çalmak suretiyle Hazret-i Pîr’e selâm ve hürmetlerini arz ederler. Bâlâda kaydedilen bu hakikatlere rağmen Hazret-i Pîr Seyyid Abdüsselâm el Esmer ülkemizde layık olduğu veçhile tanınmamakta ve bilinmemektedir. Halbuki, Filibeli Ahmed Hilmi Bey‘in de bildirdiği gibi, Cenab-ı Pîr tavsiyelerinde dervişanına “Türkler, İslam’ın hizmetkân ve İslam’ın muzaffer askerleridir. Onlara muhabbet ediniz” diye buyurmuşlardır. (Semsiler ve Sultan Abdülhamid, İstanbul, 1992, s. 25) Osmanlıları Libya’ya davet eden de bizzat Hazret-i Pîr dir.

Söz konusu işbu manevi telkinlerin Türk leventlerinin ve özellikle Kaptan-ı Derya Malta (St. Elmo) Fatihi ve Kuzey Afrika Beylerbeyi Şehid Turgut Reis Paşa’nın Kuzey Afrika’yı ve Trablusgarb’ı Osmanlı mülküne dahil etmede tesirli olmakla beraber Hazret-i Pirin büyük himmetini gördükleri de gerçeğin ta kendisidir. Yine kendisi gibi öz be öz Türk evlâdı ve yardımcısı olan değerli bir kumandan Trablusgarp Valisi Murad Ağa Hazretleri de bizzat Hazret-i Pîr’in huzurlarında bulunmuş , halifesi olmuş ve himmetlerini görmüşlerdir. Her iki mübârek zatın türbe-i şerifleri de Libya’dadır. Buradan da anlaşılıyor ki, Hazret-i Pîr’in Türk milletine muhabbeti ziyadedir. Mevzu ile alakalı çok daha geniş bilgi “Mir’ât’ül Hakâik ” adlı kitabımızda mevcuttur. Yine bu ulu Pîr’in himmetleri sayesinde Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa Akdeniz’i adaletle hükmeden Osmanlı’nın emniyet ve ticaret havzası haline getirdiği açık bir hakikattir. Ayrıca, Kaptan-ı Derya Piri Reis Paşa ile diğer muasırları da yaradılıştaki istidatları kadar derece derece Hazret-i Pîr’in himmetlerini görmüşlerdir.

Bu sayede hepsi İslam’a ve beşeriyete faydalı hizmetlerde bulunmuşlardır. Allah hakkı ve İslam Hukuku, aynı zamanda beşeriyetin de hukuku olan Şeriat-ı Şeriften Hazan ve Seferi olarak ömür boyu hiçbir surette ayrılmayan bu müstesna amirallerimizi hayırla yadederiz. Allah’ın rahmeti ve selâmı cümlesinin üzerine olsun.

Arûsi Tarîkat-ı Şerifi mensuplan Türkler’i kardeş gibi sevip, Osmanlı’ya samimiyetle bağlanmışlardır. Bu muhabbet halâ devam etmektedir. Hazret-i Pır’in manevi işaretleriyle Hacı Mesut Çanakkale Savaşları’na iştirak etmiş, muharebelerin en karanlık devresinde savaşın kazanıldığını müjdelemiştir. (Bkz. Nezihe Araz, Anadolu Evliyaları…)Ayrıca bu hususta İslam Ansiklopedisinde de gerekli bilgi mevcuttur. Ve yine Milli Mücadele sırasında Arûsi Tarîkat-ı Şerifi mensupları, Senusiler gibi Türkler’in yanında olmuşlardır.

Sene 1974, 20 Temmuz. Savaş olduğu halde yumuşatılarak adına Barış Harekatı dedikleri deniz ve kara çıkartmasında adanın tamamının işgali bahis mevzuu iken harekatın bütünü içerisinde her türlü aksaklığa rağmen Hazret-i Pîr Gavs-ı Azam Esseyid Abdüsselâm el Esmerin himmetleriyle bugünkü netice alınmıştır. Mevzu ile alakalı olarak, Rahmetli Alpaslan Türkeş‘in bize naklettiği veçhile, bu harekata Diyarbakır’dan kalkan uçak filomuzun kumandanı Hava Kurmay Albay Ertuğrul Sabuncu Bey, yüzde altmışımızın döneceğini sanmıyorum diyerek pilotlarla telsiz vasıtasıyla helalleşmiş ve ada üzerine geldikleri zaman Kıbrıs Adası büyüklüğünde bir elin aşağıda, yine Kıbrıs Adası büyüklüğünde bir elin de yukarıda olduğunu ve kendilerinin bu iki elin himayesi altında bulunduklarını aleni müşahede etmişler ve heyecandan titreyerek, harekatı hiçbir zayiat vermeden tamamlayarak tekrar üslerine dönmüşlerdir. Allah’ın selâmeti İlâhi iltifata mazhar olan bu temiz yürekli kulunun üzerine olsun.

Nûr içinde yatsın muhterem Alpaslan Türkeş acizâneme üç şeyi heyecanla nakletti: “Birincisi, 11 Aralık 1987’de Hz. Mevlânâ ihtifaline giderken Ankara’da otele ziyaretimize geldiğinde başbaşa sohbet ederken şöyle demişti: Hakkımdaki idam fermanı önceden verilmiş ve üç bacaklı sehpa kurulmuştu. Çok büyük bir Evliya olan Hazret-i Pîr Seyyid Abdüsselâm el Esmer Sultan’ın yüzü suyu hürmetine bu belânın üzerimden ref-i def olması için Cenab-ı Allah’tan niyaz ettim. O mübarek zât bir tekme attı sehpaya, üç bacağını birden kırdı. Kendilerine medyûn-u şükranım. İkincisi: Haksız yere yattığım hapisten sonra çoluk çocuğumla Avrupa’ya gittim. Alman Hükümeti, yapılan fitne üzerine, hava meydanından geri dönmemi istedi. Yarım saat içerisinde Seyyid Abdüsselâm Hazretleri ‘nin himmetini gördüm: Alman İstihbarat Başkam benden özür diledi ve Frankfurt’a girdim. Üçüncüsü: Yine İngiltere’ye gitmek üzere iken Fransa’ya inmek zarureti hâsıl oldu. Aynı şekilde Paris’e müsaade edilmedi. Yine o mübârek Pîr’in himmetleri ile onbeş dakika içinde bizzat Paris Emniyet Müdürü gelerek özür diledi. Paris’e oradan da İngiltere’ye geçtim. Ya Allahım! Bu büyük Evliya’yı nasıl sevip de ona hürmet etmeyeyim.” Ayrıca acizaneme hitaben şöyle dedi: ” Beni herkesin terk ettiği en kara günlerimde ve en zor zamanlanmda gerçek bir karagün dostu olduğunu unutmam mümkün değildir.” Çeşitli zamanlarda söylediği bu sözlere ailesi şahittir. ” Evlâtlarımın; katillerin, vatan hainlerinin zalim kurşunlarına hedef olmaması hususunda bize gösterdiğin alaka beni çok mütehassıs etmiştir. Allah senden razı olsun.”

Hususiyle belirtmek gerekir ki; bu mübârek Tarikat Afrika’da Arûsi Tarikatı ve Türkiye’de Arûsi-yi Selâmi Tarikatı olarak bilinmektedir. Afrika’daki kolu Pîr-i Sâni Esseyid Ahmed bin Zerruk Hazretleri’ne nispetle “Zerrukiye” olarak berdevamdır. Türkiye’deki kolu ise Pîr-i Sâni Esseyyid Ömer Fevzi Mardin Hazretleri’ne nispetle “Ömeri” kolu olarak devam etmektedir. 1911-12 Trablusgarp Savaşı’nda Libya’da Gazi Hamidiye’nin kumandanı iken Hazret-i Pîr’in manevi daveti şöyle gerçekleşmiştir: Ömer Fevzi Mardin Hazretleri büyük bir manevi edeple 500 metre kadar uzaktan Hazret-i Pîr’ ؛ ziyaretleri sırasında devamlı olarak yalnız Cenab-ı Pîr’in soyundan gelen türbedarlarından o günkü zat-ı şerif aldığı emirle doğruca kendile- rine gelir ve der ki: “Ömer Fevzi Bey siz misiniz?”. “Evet” cevabını alınca “Pîrimiz Seyyid Abdüsselâm el Esmer Hazretleri sizi huzur-u şeriflerine davet ediyorlar. Buyurunuz” demesi üzerine Ömer Fevzi Mardin Hazretleri, kızgın çölde ve hararetli güneşin altında 500 metrelik mesafeyi dizleri ve dirsekleri üzerinde katederek Türbe-i Şerifin eşiğine başını koyarlar, vaki davet üzerine de huzur-u şerife dahil olurlar, iki ulu zatın aralarındaki çok mahrem görüşmenin bundan somaki safahatı insanların bilgisi dışında tutulmuştur. Cenab-ı Allah’ın Ömer Fevzi Mardin Hazretleri’ne lütfettiği Pîr-i Sânilik unvanı da bu gizlilik içerisinde aleniyet kazanmıştır. Demek ki, yüce manevi makamlar ilahi bir nimet olarak hep bu ve benzeri misulli hallerle elde ediliyor. Cenab-ı Allah sırlarını takdis eylesin ve âli himmetleri üzerimize olsun.

Ömer Fevzi Mardin Hazretlerinin Kur’ân-ı Kerîm ve Hadis- ؛ Şeriflerin tasnifli, şerhli Türkçesini hazırlaması yanında şu eserleri de vardır:

Dinî Hasbıhâl, Başlangıçtaki Fikir, Allah Mefhumu, Din ve Safhaları, Din ve Esasları, Din ve Telakkileri, Din ve Hikmetleri, Din ve ilmihal Esasları, Müslümanlık Esasları, Hıristiyanlarda intibah Hareketleri, Musevilere Çıkar Yol, Istırab, Ümit, Kurtuluş, Dinde Askerlik Kültürü, Din Dersleri, Hakikat İlmi: İrfan, Hayat ve Hakikat Münacaat: Çocuk Dilinden Dua, Münacaat: Çocuk Dilinden Dua (İzahlı), Münacaat: Çocuk Duaları ve ilahileri (manzum) İslam Muhtırası, Asumanın Münacaatı, A Voice From the East, Kitab Ehli Ailesi, Köylü Kardeş (2 cilt), Türk ve Demokrasi, Varidat-ı Süleyman Şerhi (3 cilt), Köylü Kardeşe Din Bilgisi, Muhacirlere ilahi Borcumuz, Kore Savunmasına katılmamızda Dini ve Siyasi Zaruret İslam’ın Şartlarının Şartları, Dinde Güzel Sanatlar Telakkisi, Peygamber efendimizin Hayırseverlerden istedikleri, Hazret-i Muhammed Efendimizin Nebi olarak Geleceği Hakkında, Ölüm ve Ahiret, Müslüman Olmayanların Din Durum lan, Allah’ın Hilkatte Muradı, God’s Purpose in Creation, Kan Gütme Davası, Allah’ı Tanıtan İsimler/Sıfatlar (Esma-i Hüsna).

Bu mübârek kitabın temin, tedarik ve neşrinde “Cami ve Türbe Koruma, Yaptırma ve Yaşatma Demeği” kumcusu ve aynı zamanda Şaldır Şeyh Camii ve Türbesi’nin inşası ile ibadete açılması yanı sıra alt türbe-i şerifin de ihyasında öncülük eden emekli lise tarih hocası, edep ve haya timsali sadadtan olup, aynı mübârek soya dahil Kaptan-ı Derya şehit Turgut Reis Paşa ahfadından ve Gavs-ı Azam Hazret-i Pîr Seyyid Abdüsselâm aynı zamanda Tarîkat-ı Arûsi-yi Selâmi meşâyihinden Seyyid Mahmud Murad Tengiz (20.3.1918-11.9.1995) muhteremin hiçbir masraftan kaçınmayan evlatları Ali Yalçın Tengiz ve Sündüz Telli ile Yusuf Ziya Tengiz‘e bu vesile ile teşekkür etmeyi vicdani bir borç biliriz. Vesile teşkil etmişken Hazret-i Ali Efendimizin buyurduğu veçhile ifade ederiz ki, Mahmud Murad Tengiz‘in kalbi irfan nuru ile Hazret-i Pîr Efendimizi görmüştür.

Gerçek âlim hüviyeti içerisinde bir sayın Profesör bu kitabın içindeki mühim şerhle alakalı olarak ince bir düşünce ile, acizaneme hitaben “Bu mübârek şerhin yapılmasını 500 sene önce Hazret-i Pîr Seyyid Abdüsselâm ve 50 sene önce de Pîr-i Sâni Seyyid Ömer Fevzi Mardin Hazeratı size bırakmışlar” diye ifade etmişlerdir.

Bu mübârek eser, okuyan herhangi bir Allah kulunun hidayete ermesine ve iki cihanda itibar kazanmasına vesile-i rahmet olur, inşallah.

“(Üç şey) yalan ve iftiranın en büyüklerindendir. Kişinin kendisine rüyada gösterildiğini iddia etmesi, Rasûlullahın söylemediği bir şeyi söyledi demesi (Hadis-i Şerif)”

Kerbelâ-yı Şah-ı Şehidan Hazret-i İmam Hüseyin Efendimiz ahfadı olup devamen Kaptan-ı Derya Şehit Turgut Reis Paşa soyundan 41. Göbek Sâdâd- ı Kiram’dan, Arûsi-yi Selâmi Tarîkat-ı Şerifi hizmetkârı, Allah Fakiri Es- Seyyid Mehmed Faik Erbil.

Seyyid Abdüsselâm el-Esmer’in Soyu:

Baba tarafından Peygamberin (sallallâhü aleyhi ve sellemin) torunu Hazreti Hasan’a (aleyhisselâma) bağlanır. Şeceresi sırasıyla şöyle: Seyyid Abdüsselâm el-Esmer, Selim, Muhammed, Sâlim, Hamîde, Imrân, Muhyî, Süleyman (Yedi Şeyhlerin babası), Ahmed, Halîfe, Hacı Abdullah (Binbîl), Abdulaziz, Abdülkâdir, Abdurrahîm, Abdullah, Idrîsü’l-Asgar, Idrîsü’l-Ekber, Haşan el-Müsnî, Hasan (aleyhisselâm), İmâm-ı Ali (kerremallâhü veçhe ve radiyallâhü anh) ile Peygamberim (sallallâhü aleyhi ve sellem) kızı Seyyide Fâtıma (aleyhisselâm).

Anne tarafından ise şeceresi sırasıyla şöyle:           

Seyyid Abdüsselâm el-Esmer, Seyyide Selime Dürriye, Seyyid Abdurramân ed-Dir’î, Abdulvâhid, Abdülkâdir, Abdulaziz, Ali, Sa’d, Muhammed, Ebû Abdullah, Seyyid Abdüsselâm, Meşîş, Ebûbekir, Revâh, İsâ, Ebu’l-Kâsım, Mirvân, Hamide, Ali, Abdülaziz, İdrîsü’l-Asgar, İdrîsü’l-Ekber, Abdullah, Hasan el-Müsnî, Hasan (aleyhisselâm), Imâm-ı Ali (kerremallâhü veçhe ve radiyallâhü anh) ile Peygamberin (sallallâhü aleyhi ve sellem) kızı Seyyide Fâtıma (aleyhisselâm)

Kaynak:       Seyyid Hacı Sâlim bin Hammûde, Seyyid Abdüsselâm el-Esmer’in Hayatı (Arapça, Tripoli, 1948.)

Sh: 5-11

Kaynak: GAVS-İ AZAM HAZRET-İ PİR SEYYID ABDUSSELAM kaddesellâhü sırrahu’l âlî, hzl:  Seyyid Muhammed ibn-i Ömer Mahluf-Şarih:  S. Mehmed Faik Erbil, 2000, İstanbul

MUSEVİLERE ÇIKAR YOL

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s