KUTBÜ’L DEVRÂN ,KUDDİSE SIRRAHÜ’L MENNÂN, CENÂB-I PÎR-İ MÜNÎR VE DESTGÎR, SULTÂN HACI BAYRÂM VELÎ HAZRETLERİNİN MEKTÛBÂT-I İLÂHÎLERİ VE HALÎFELERİ BEYÂNINDADIR.

Mektûbât-ı Hacı Bayrâm Kûddise Sırrahû’l Mennân Hazretleri Hacı Bayram-ı Veli’ye ait iki mektûb’dan bahsedilmektedir 151.

Bu iki mektûb’dan biri Süleymâniye Kütüphânesi/Hacı Mahmut Efendi, no: 2673’te (vr. 169b-172a) yer alan şu mektûbdur:

 1.MEKTÛB:

Mektûb-ı Hacı Bayram-ı Velî (Kaddesallâhu Sirrahu’l-Âlî Hazretleri)

Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Hamd-i bî-hadd ol Ehadd Hazretlerine ki cemi’i eşyada vahdetiyle hâzır ve

cümle mazâhir-i ekvânda cemâliyle mütecellî ve zâhirîdir. Ve salât ü selâm ol mir’âti Zât ve mazhar-ı esmâ’ ve sıfât olan Nebiyy-i Mükerrem Muhammed sallallahû teâlâ aleyhi ve sellem hazretlerine ve Âl-i Güzîn ve Ashâb-ı pürtemkîn hazretlerine olsun ebedü’l-âbâd.

Ba’de zâlike şöyle bilmek gerekdir ki, Hakk Te’âlâ Gayb-ı Hüviyyet ve Hazret-i Ehadiyyetde kendü zâtıyle mevcûd olub, kendü zâtını kendü zâtında müşâhede iderdi.

Ve cemi’-i hakayık-i imkâniyye sûver-i kevniyye ve esmâ’ ve sıfât-ı ilâhîyye ve nisbet-i zâtiyye idi ve anları müstehleke müşâhede iderdi. Zirâ zâhirde zuhûr idecek bunların a’yânı yoğ idi. Pes zâtında müstehleke olan esmâ’sının a’yânı hasebiyle kendü zâtını ve aynını ve sıfât ve kemalâtını bir gûne câmi’de ki cemî-i emr-i vücûdı hâzır ve câmi’dir, müşâhede eylemek diledi. Pes evvela âlemi Rahmân sûretin üzerine halk eyledi yâni cemî-i esmâ’ ve sıfât ile âlemin sûretinde zuhûr idüb suver-i âlemde ancak esmâ’sının a’yanını müşâhede eyledi. Zirâ zât-ı ehadiyyete mazhar olmağa âlemde kuvvet ve isti’dâd yokdur. Andan sonra, berzâh-ı kâmil olan insân-ı kâmili iki yüzlü halk eyledi; bir yüzü zâhir, bir yüzü bâtındır. Bâtın yüzü zâta mazhar ve esmâ’ ve sıfâta masdardır ve zâhir yüzü âlemdir ve suver-i âlemden zuhûr iden esmâ’-i ilâhiyye sûretidir. Bâtını vahdet ve zâhiri kesretdir, bâtını Hakk ve zâhiri halkdır.

Pes insân-ı kâmilin mazharı âyinesinde kandü zâtını ve aynını zâtında müstehleke olan Esmâ-i Hüsnâ ayânını tafsîl üzerine müşâhede eyledi ve zuhûr ve ızhâr-ı cemâl ve tecellî-i zât ve sıfât alâ vechi’l kemâl ânınla hâsıl oldu.

Zîrâ her şeyin kendü nefsini kendü nefsinde görmesi şey-i âhâr gibi evvela şey’e tecellî idüb anda kendü sûretini müşâhede idüb görmesi gibi değildir, âyine gibidir. Meselâ,pes insân-ı kâmil mazharı zât-ı Hakk ve âyine-i vücûd-ı mutlakdır esmâ’ ve sıfât-ı ilahiyye ve niseb ve şuûnât-ı zâtiyyeden bir şey yokdur. Bâtınında mevcûd ve mestûr olmıya ve sâhife-i vücûddan hakâyık-ı kevniyye ve hurûf-ı imkâniyyeden bir harf yokdur ki ânın zâhirinde meşhûd ve mestûr olmıya ve zerrât-ı mevcûdâttan bir zerre yokdur ki ana ittisâli olmıya.

Pes ânın dâiresinden hâric bir şey müteayyin olmamağın zât-ı Hakk ânda zuhûr-ı küllî ve tafsîlî ile zuhûr idüb tecellî eyledi ve ol yüzden zâtî güneşi işrâk itdi ve esrâr-ı ilâhîyye-i gaybiyye ânınla aşikâre oldu ve ibâdet-i zâtiyye ânınla kâmil ve ma’rifet-i ilâhîyye ânınla hâsıl oldı. Ve dahi insân-ı kâmil Hakkın nûrudur, âleme anınla nazar idüb rahmet ider ve âlemin rûhudur, âlem bir nefes onsuz olmaz, beden rûhsuz kaim olmadığı gibi. Ve dahi vücûd-i Hakka âyine olan mezâhir-i kevniyyenin cilâsı ve nûrudur. Rahmet-i cemî-i eşyâya vâsıl,bil ki  esmâ’-i ilâhiyyeye dahi şâmildir. Zîrâ cemî-i eşyânın zuhûru ve kıyâmı insân-ı kâmilin nûruyladır. Kezâlik,esmâ’-i ilâhîyyenin Zât-ı Ehadiyyete olan istihlak-ı giryeden ıstırabdan teneffüs dahi anınla zuhûrlarından ve cümlesi andan zâhir olduklarından, bu itibâr üzerine insân-ı kâmil Hakk’la halkın kıblesidir.Zira cemî-i eşyânın teveccühü ânadır ve feyz andan gelür.        Ve esmâ’-i ilâhîyyenin bâtınından zuhûru andandır. İmdi Hakk’ın kendü aynını müşâhede-i küllîyye-i tâfsîliyye ile müşâhedesi; “Sûret-i Cem’iyye-i İlâhîyye-i Zâtiyye-i Ehadiyye” ile insân-ı kâmilin ma’rifeti ilâhîyyeyi tahsîl itmesi ve Hakk’a vâsıl olub müşâhede kılması dahi insân-ı kâmil mazharına kalb-i selîm ile teveccüh itmeye mevkûfdur.Zîrâ Hakk, mevâd ve mezâhirden mücerred idrâk olunub müşâhede olunmaz illâ mazharda zuhûr idüb ol mazharın cem’iyyeti ve ihâtası kadar müşâhede olunur. İnsân-ı kâmil dahi mazhâr-ı etemm ve eşmel ve meclâ-yı ecma’ ve ekmel olmağın anda olan zuhûr küllîdir ve anda olan müşâhede, müşahede-i zâtiyyedir.

Ânsız Hakk bilinmez ve dahi müşâhede olunmaz. Pes âna vâsıl olan Hakk’a vâsıldır ve ânı müşâhede iden Hakk’ı müşâhede ider. Ve âna muhabbet iden Hakk’a muhabbet ider ve âna mutî’ olur ve ânın merdûdu olan Hakk’ın merdûdudur ve ânın makbûlu olan Hakk’ın makbûludur ve âna âsî olan Hakk’a âsîdir ve ana münkîr olan Hakk’a münkîr olur ve âna hâyin olan Hakk’a hâyin olur ve âna ezâ iden Hakk’â ezâ ider. Zîrâ insân-ı kâmilin zâtı zât-ı Hakk’ın âyinesidir, belki zâtı, Hakk’ın zâtı ve vücûdu, Hakk’ın vücûdu ve ilmi Hakk’ın ilmidir zîrâ Hakk’ın varlığından gayri ânın ne zâtı vardır ve ne vücûdu ile ilmi vardır.

Ve bu vahdet, ikilikten hâsıl olur ve vahdet değildir ve hulûl ittihâddan dahi berîdir, belki kâmilin ma’dûma olan ayn-ı sâbitesi âyinesinden kemâliyle Hakk’ın zuhûrudur ve sûret-i sâbitesi âyinesinde kemâliyle Hakk’ın zuhûrudur.

 Sûret-i İlâhîyye-i Ehadiyye ile ol mazhârdan işrâk ve bürûzudur. Ehadiyetde müşâhade olunan, yine zât-ı ilâhîyyedir. Esmâ’-i ilâhîyye ânda müstehlekedir ve âlemde müşâhede-i zât olunan suver-i esmâ’-i ilâhîyyedir. Amma insân-ı kâmilde olan müşâhede zât ve sıfât,esmâ-i ilâhiyye cem’iyyetinin müşâhedesidir. Pes, anda olan müşâhede ecma’ ve  ekmel ve etemm ve eşmeldir.

İmdi çünkü bu âlem-i şehâdet müşâhede âlemidir ve bunda müşâhede iden ahretde müşâhede ider ve bunda a’mâ olan Âhiretde a’mâ olur. Pes Hakk’a tâlib olub mazhar-ı küll olmağa râğıb olan ihvân-ı müstaîddîne lâzım olan budur ki mehbit-i envâr-ı izzet ve mahall-i kûds-i ulûhiyyet olan dîl hânesini âlem-i imkân kazûratından pâk ve musaffâ eyleye ve kalbi âyinesini ki Meclâ-yı Tecellîyyât-ı Rabbânîdir ve Mir’ât-ı Cemâl-i Rahmanîdir. Alâyık-i bâtınî olan her mahbûbun ibârından ve her matlûbun asârından mücellâ eyleye. Ba’dehû beyyine-i Hakk ve mazhâr-ı vücûdı mutlak olan insân-ı kâmilin kalbine teveccüh idüb kalbini ânın kalbine ulaşdıra. Tâ kim müstevâyı Hakk olan kâmilin kalbinde zuhûr iden envâr-ı ilâhîyye ve şümusât-ı Rabbânîyye ol tâlibin kalbine işrâk idüb bekâyâ-yı sıfâtını dahi ifnâ’ idüb bi’l-külliyye kalbini, ânın kalbinde zuhûr iden zât-ı kûdse âyine idinüb zuhûr-ı küll ile kalbinde zuhûr idince,mahabbet-i ilâhîyyeye teveccühünden hâlî olmaya, bir nefes ândan i’râz itmiye tâ kim insân-ı kâmilin zâtı ânın zâtında ve sıfâtı ânın sıfâtında ve ef’âli ânın ef’âlinde fâni’ olub mazhâr-ı küll ve insân-ı kâmil ile şey’i vâhid ola ve ânın mazhârında Hakk’la vuslat bula.

Gören ve işiden ve yapışan ve söyleyen Hakk ola ve Hakk’ın varlığından gayri bir varlık kalmıya.Pes vahdet iklimine sefer itmeğe ve Hakk’la vuslat bulmağa insân-ı kâmilin kalbinde,kalbin ittisâlinden ve muhabbet-i ilâhîyye ile âna teveccüh idüb ol mazhar-ı feyz-i akdes, kalb-i mukaddesden münbasit olan nûr-i ilâhiyyenin, kalbine inbisâtından ve kalbin cânib-i Hakk’a incizâbından gayri tarîk yokdur ve insân-ı kâmilden gayri Hakk’a kapu yokdur ve kalbinden gayri âna yol yokdur. Zirâ,zât sıfâtıyla ve cemî-i esmâsiyle Hakk Te’âlâ,kâmilin kalbinde istivâ itmiştir. Hakk’ı isteyen kendü varlığından geçsün.Hakk’dan gayri kalbinde olan hevâları ve Hakk’ı kalbinde hâzır müşâhede itsün veyâhud kalbini kâmilin kalbine ulaşdırsın tâ kim cümle müşkilâtı âsân ola ve tuttuğu işi kolay gele, bâki işi Allah onara.“Femen şâe felyü’min ve men şâe felyekfür ”152 “Vallâhü ganiyyun ani’l-âlemin”153 “Ve hüvellahü yegûlu’l-Hakka huve yehdi’s-sebîl”154. İnsân-ı kâmilden murâd Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellemdir. Zirâ ânın hakîkati câmi’-i cemi’-i hakâyıkdır,vücûd-ı ekmel-i mevcûd ve câmi’-i cemi’-i zuhûrâtdır ve dahi vâris-i ekmel olan insân-ı kâmildir ki her devirde bir merd-i müteayyindir.[152 Kehf (28),29: “İsteyen inansın, isteyen inkar etsin!”153 Âl-i İmrân (3), 97: “Allah âlemlerden ganidir.”154 Ahzâb (33), 4: “O, Allah hakkı söyler, (yine) O, doğru yola hidayet eder.”]

 2.MEKTÛB:

Süleymaniye Kütüphanesi/Pertev Paşa, no: 619’da (vr. 205b-206a) bulunan mektûb da şu şekildedir:

Hacı Bayram Kuddise Sirrahû’l Azîz Hazretleri’nin Bir Halîfesine Gönderdiği Mektûb Sûretidir:

 

Elhamdü lillâhillezî cezebe kulûbe evliyâihî ilâ bâbi hadratihî. Ve emeddehâ bi-imdâdi ğaybetihî. Fetehakkakû bi-şühudi ezeliyyetihî ve ebediyyetihî. Ve ehaze vücûdehum ‘anhum bi-ifnâihim fî vücûdihî. Feferrakû fî bahri hüviyyetihî. Ve sallallâhü ‘alâ ekmeli mezâhirihî Muhammedini’l-Mustafâ min halîkatihî. Ellezî şehide lehû a’lâmul-vücûdi bi-kemâli husûsiyyetihî ve ekmeliyyetihî ve ‘alâ âlihî ve ashâbihî ve ihvânihi’l-kâmilîne min veresetihî.

Ve ol ah-ı ilâhî(bu kısım okunamadı)* üzerine dahi ittihâz-ı zâtî münbais olan duâ-yı sâlih ihdâ olındıkdan sonra i’lâm olunur ki mukaddemâ bu cânibe irsâl buyurulan mektûb-ı şerîfinizle karındaşımız Muhammed Efendi’nin rahmetullahi ‘aleyh bu menzil-i kesretden âlem-i vahdete ve dâr-ı ağyardan Seray-ı dildâra intikal itdikleri i’lâm olunmuş el-hükmü lillah ve’l-emru biyedillah.Hakk Te’alâ Hazretleri kemâl-i lütûflarından ibâdullâhi’s-sâlihîn ve ervâh-ı mukarrabîn zümresinden idüb haşrde hâzire-i kûds ve âlem-i ünsde şarâb-ı vuslat sîr-âb ve vech-i izzetden ref’i nikâb ve keşf-i hicâb idüb cemâliyle ber hurdar itmiş ola.

 “Vemâ ce’alnâ li-beşerin min kablike’l-huld”155 bu dâr-ı mihnet dâr-ı huld değilir. Belki tahsîl-i kemâlât ve maârifi ilâhîyye ve tekmîl-i merâtib-i imkâniyye-i vücûbiyyeden sonra abdin sıfât-ı zâtiyyesi olan fakr-ı küllî ile Hakk’a ibâdet ve müşâhede-i vech-i hakikat ve muâyene-i cemâl-i hazret-i ulûhiyyet mahallidir:

“Ve men kâne fî hâzihî a’mâ fehüve fi’l-âhireti a’mâ”156

Beyt:*

Eğer görmezse kişi bunda yârin,

O gözsüz kande görür yârı yarın

Bilişen dost ile bunda bilişür

Göremez yâd olan yârın nigârın

O gördü dahi buldu bunda yârı

Fedâ kıla yoluna cümle vârın

“Ve tera’l-cibâle tahsebüha câmideten vehiye temurru mera’s-sehâb”157 “Bel hum fî lebsin min halkın cedîd”158 Bu âlem, mahall-i tebeddül ve tağayyürdür. Dâima halk-ı cedîd içinde nihâyet-i i’dâm, icâdından tağayyürü müşâhid değildir. Öyle olsa,ân-ı vâhide, i’dâm ile îcâd beyninde olan vücûdun ne mikdar bekâsı olsa gerekdir.

Tâ kim miskîn ibn-i âdem âna i’timâd eyleye. İmdi dîde-i basarı kahl-i tevfîk-i ilâhî ile mükâhhal ve mir’ât-ı kalbi nûr-ı îman ve îkan ihsân ile musaykal olan ihvân-ı muvahhidîne lâzım olan budur ki mevhûm olan vücûdun bakiyye-i ömrin dergâh-ı izzetin ibâdetinde ifnâ’ idüb; Arş-ı İlâhî ve Beyt-i Rahmâni ve Mahzen-i İlm-i Leddünî ve Maskat-ı Envâr-ı Sübhanî ve Âyine-i Cemâl-i Samedanî olan kalbi müşâhede-î Hakk’dan halî tutmayub dâima Hakk’ın zikir ve fikrinde ve murâkebe ve huzûrunda olalar. “Mâvesi’anî ardî velâ semâî ve lâkin vesi’anî kalbu’l-mü’min” mûcibince kalblerinde Hakk’ı hâzır bileler. Zîrâ insânın kalbi esmâ’-i mütekâbile tasarrufunda olmağın dâima tekallübdedir. Cemi’-i eşyânın suver-i in’ikâsına kabilliyyeti vardır.

Pes her kangı sûret kalbin içinden mün’akis olursa ol insânın sıfâtıyla muttasıf olur.

Eğer ol hînde intikâl iderse “ve’alâ mâ temûtûne tuhşerûn” âna göre haşr olur.

 Ânın içün mübtedî olan ehl-i sülûk kulûbünde nakş iderler veyâhud suver-i eşyâyı mezâhir-i esmâ’-i ilâhîyye bilüb cümlesinden vech-i Hakkı mülâhaza iderler. Bu hâl üzerine intikal iderlerse gaflet-i küllî intikal itmezler ve mütevassıtîn olanlar, kulûbün beyt-i ilâhî bilüb müşâhedededir, bir ân münfek değillerdir.Ve müntehî olanlar Hakk’dan gayri nesne “lâ havfun aleyhim velâ hüm yahzenun”159 benim rûhum zâhiren ve bâtınen, kavlen ve fi’len, hâlen ve ilmen, keşfen ve zevkan Hazret-i Resulullah aleyhi ve selleme imtisâl idüb tarîkine sülûk itmek gerek.Tâkim Velâyet-i Hassa-i Muhammedîyye’ye dühûl ve vüsûl müyesser ola. Zirâ herkesin kurb-ı rûhânîsi nice ise verâset-i Muhammediyye’den ol kadar vârisdir. “Ricâlün sadekû mâ’âhedullahe aleyhi”160 Bu âyet-i kerîme evliyâ-yı Muhammedînin beyânındadır, yâni Hakk’dan gayri bir zerreye meyl ve mahabbet olunmaya deyü ânlardan âlem-i ervâhda ve âlemi ulviyyede me’hûz olan ahd üzerine bu âlem-i şehâdetde sâbit olub sâdık olalar, yâni arzan tahte’s-serâya varınca,olan mükevvenâtdan bir zerreye gönül virmeyüb,Hakk’dan gayri bir şeye muhabbet itmeyenlerdir.Hadd-i racûliyyete dâhil olub hakîkat-ı Muhammedîyyînden olanlar âna göre fursat elde iken sa’y-i belîğ ve hadd-i bi dirîg gerekdir.Şöyle ola, benim rûhum, mektub icmâl olundıkda bî-huzûrlığa haml itmeyesin. Râbıta-ı kalbîyye ile ma’lûm “el-Mü’minü yanzûru binûrillah”. Amma,ba’zı ahyânda mevâni’ zuhûr eyler icmâl olındıkda lütfunuzdan makdur dutasın,kelime-i vâhide kâfiyedir inşâallahü Te’âlâ mümkin oldıkça tafsîl olınur.Bâkî selâmullahi’ aleyküm ve berakâtüh.161

 

Halîfeleri

Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri’nin halîfelerinin sayısı konusunda çeşitli kaynaklarda farklı bilgiler verilmektedir. Semerât’ta Hacı Bayram Hazretleri’nin halîfe sayısı 6 olarak kaydedilirken162, Sâdık Vicdânî’nin (ö. 1939) Melâmîlik adlı eserinde 14 halifeden bahsedilir163. Şakâik‘ta ise bu sayı daha da artarak 28’i bulur164. Yaptığımız tespitler neticesinde Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri’nin halîfelikleri kesin olan halîfeleri şunlardır:

1. Akşemseddîn Muhammed b.Hamza (Akşeyh ö. 863/1459)165

2. Yazıcıoğlu Muhammed b. Salih (Muhammed ibnu’l-Kâtib, Gelibolulu YazıcızâdeMehmed ö. 855/1451)166

3. Yazıcıoğlu Ahmed Bîcân (Ahmed ibnu’l-Kâtib, Gelibolulu Yazıcı-zâde

Ahmed ö. 870/1466’dan sonra)167

4. Salâhaddîn Bôluvî (Bolulu Şeyh Salâhaddîn, Salâhaddîn Tavîl, Uzun Salâhaddîn)168

5. Germiyanoğlu Şeyhî (Şeyhî Germiyânî, Molla Şeyhî Germiyânî, Yusuf Sinâneddîn, Şeyhî Sinân, Hekîm Yusuf Sinân Kütahyavî ö. 855/1451) 169

6. Molla Mehmed Zeyrek (ö. 859/1455) 170

7. Eşrefoğlu Rûmî (Abdullah b. Eşref b. Muhammed el-Mısrî er-Rûmî ö.1469)171 Hacı Bayram tarafından icâze almış ve halîfesi olarak İznik’e gönderilmiş ise de sonra daha yüksek kemâle ulaşması için yine onun tarafından Hama’da bulunan Hüseyin el-Kâdirî el-Hamevî’ye gönderilmiş ve ondan eğitim alarak mezun olmuş, böylece Kâdirîliğin Eşrefîlik kolunun piri

olarak irşâd faaliyetlerini yürütmüştür.172

8. Baba Nahhâs Ankaravî (Ankaralı Baba Nahhâs175, Bedreddîn Baba Nahhâsî ö. 1451’den sonra) 173

9. Akbıyık Meczûb Sultan (Akbıyık Abdullah Dede Burûsevi ö.859/1455) 174

10. Emir Sikkînî Ömer Dede (Emir Dede, Bıçakçı Ömer Dede, Ömer Dede

Burûsevî, Bursalı Ömer Dede ö. 880/1475) 175

11. Şeyh Lütfullah İsfendiyârî (ö. 895/1490)176

12. YUSUF HAKİKÎ (Baba Yûsuf, Baba Yûsuf Hakîkî, Hakîkî Baba, Yûsuf Hakîkî Baba, Şeyh Hakîkî, Gül Baba (Şeyh Hâmideddîn’in oğlu) ö. 893/1487)177

13. İnce Bedreddîn (Bedreddîn Dakîk)178

14. Kızılca Bedreddîn (Bedreddîn Ahmer ö. 857/1453)179

15. Şeyh Ulvân Şîrâzî (Mahmûd-ı Şebüsterî‘nin (ö. 720/1320) tasavvufî aşkı

mecazlarla anlattığı ünlü mesnevîsi Gülşen-i Râz‘ın mütercimi)180

16. Kemal Halvetî (ö. 880/1475)

17. Abdulkadir Isfehânî

18. Ahmed Baba (Hacı Bayram’ın oğlu)

19. Şeyh oğlu Edhem Baba (ö. 860/)

20. Şeyh oğlu Edhem Baba’nın kardeşi Ferruh Dede181

21. Şeyh Muslihiddîn Halîfe182 (Kocailli Muslihiddîn Mustafa183, Muslihiddîn Burûsevî ö.1456)184

22. İzzeddîn Aksarayî 185

23. Şeyh Ramazan Edirnevî (Ramazan Halife)186

Hacı Bayram’ın halîfesi olarak bazı kaynaklarca zikredilse de halîfelikleri kesin olmayan veyâ bir başkasının halîfesi olanlar ise şunlardır:

1. Abdurrahîm Karahisârî (İbnu’l-Mısrî, Mısrîoğlu, Mısırlızâde, Mısırlıoğlu

Abdurrahîm Çelebî ö. 900/1494’den sonra)187

2. Şeyh Şâmî ( Hamza Şâmî, Şamlı Hamza)188

3. Baba Yusuf Seferîhisarî (ö.917/1511)189

4. Bünyamin Ayaşî (926/ö.1520)190

5. Muk’ad Hızır Dede (ö. 913/1507) (ö.1512)191

6. Abdal Murad 192

7. Alâaddîn Arabî (Molla Alâaddîn-i Arabî Halebî ö. 901/1495)193

8. Bardaklı Baba 194

9. Sünbüllü Baba 195

 NOTLAR

 151 Bayramoğlu, a.g.e. c. II, s. 233, s. 238-241.

155 Enbiya (21), 34: “Senden önce hiç kimseyi ölümsüz kılmadık.”

156 İsra (17), 72: “Burada kör olan kişi ahirette de kördür.” 

157 Neml (27), 88: “Dağları yerlerinde donmuş sanırsın, oysa onlar bulutlar gibi gelip geçerler!”

158 Kaf (50), 15: “Onlar yeniden yaratılmaktan şüphe içindedirler.”

159 Yûnus (10), 62:”Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.”

160 Ahzâb (33), 23:”İnananlardan Allah’a verdiği sözü yerine getiren adamlar vardır.”

161 Bayramoğlu, a.g.e. c.II, s. 237-241.

 * Doç Dr.Hayri Kaplan’ın (okunamayan kısım hakkındaki açıklaması:

sevgili M.G.T., öncelikle geç cevap verdiğim için özür dilerim, ne kadar yoğunum bir bilsen!

Öğrencim Ayşe Yıldırım’a ben de ulaşamıyorum. Tez çalışması esnasında sizin bahsettiğiniz mektubun yazma nüshasını birlikte kontrol etme imkanımız olmamıştı ve öğrencim de büyük ihtimalle Ethem Cebecioğlu hocamın tez çalışmasından (Hacı Bayram Veli, Kültür Bakanlığı yay., Ankara 1991, s. 111) veya Fuat Bayramoğlu’nun eserinden (Hacı Bayram-ı Veli: Yaşamı-Soyu-Vakfı, TTK yay., Ankara 1989, c. 2, s. 238) tashih etmek suretiyle metne yer vermişti (o sıralarda öğretmenliği Ankara’da olduğundan çok sık bir araya gelme imkanından yoksun idik). Bu iki kaynakta da “… ol ah-ı ilahi üzerine dahi ittihaz-ı zati münbais olan dua-yı salih ihda olunduktan sonra…” diye belirtilen ifade -cümlenin sibak ve siyakından anlaşılacağı üzere- “o ah-i ilahi (Allah yolundaki veya Allah için o kardeşe (malumunuz Arp. da ah kardeş anlamında) dahi gönül birliğini doğuran salih dua hediye edildikten sonra (ittihaz değil dorusu ittihad olmalı, zât kelimesi çok anlamlı kelimelerden biri olup bir anlamı da gönül, varlık, ruh, kişi vs.dir)” şeklinde anlaşılmalıdır. Acizane kanaatim budur.

Sevgi ve muhabbetlerimle.

162 Sarı, a.g.e., s. 144–145.

163 Vicdânî, Ebû Rıdvan Sadık, Tumâr-ı Turuk-ı Aliyyeden Melâmîlik, İstanbul 1338/1922-1340/1924,

s. 35.

164 Şeyhî’nin Şakayık Zeyli

165 Mecdî, a.g.e., s. 138-142.

166 Hoca Sadettin Efendi, Tacü’t-Tevârih (Haz.İsmet Parmaksızoğlu), Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 1999, c. V, s. 177-178; Taşköprüzâde, a.g.e., 27a; Küçükkaya, M. Askeri, Evliya Çelebî’ninSeyahatnâme’sinde Tasavvufî Kültür (Doktora tezi, Harran Üniversitesi/Temel İslamBilimleri/Tasavvuf), Şanlıurfa 2002, s. 268; Bayrâmî, Molla Derviş, Silsile-nâme, Milli Ktp./Yazma Eserler, no: 06 Mil Yz A 5310/3, vr. 68a; Müstakîmzâde, a.g.e., vr. 110b, 161b; Harîrîzâde, a.g.e., c. I,

vr. 173a; Vassâf, a.g.e., c. II, s. 262, 264.

167 Hoca Sadettin Efendi, a.g.e., c. V, s. 98; Taşköprüzâde, a.g.e., vr. 42a; Küçükkaya, a.g.e., s. 270;

Bayrâmî, a.g.e., vr. 69a; Müstakîmzâde, a.g.e., vr. 287b; Süreyya, Mehmed, Sicill-i Osmânî (Haz.

Nuri Akbayar), Tarih Vakfı Yurt Yay., İstanbul 1996, c. III, 1025; Vassâf, a.g.e., c. II, s. 262, 270.

168 Hoca Sadettin Efendi, a.g.e., c. V, s. 99; Taşköprüzâde, a.g.e., vr. 42b; Küçükkaya, a.g.e., s. 270;

Bayrâmî, a.g.e., vr. 69a; Müstakîmzâde, a.g.e., vr. 287b; Vassâf, a.g.e., c. II, s. 274; Süreyya, a.g.e., c.

III, 1025.

169 Taşköprüzâde, a.g.e., vr. 29b; Bayrâmî, a.g.e., vr. 69b; Vassâf, a.g.e., c. II, s. 263-264.

170 Hoca Sadettin Efendi, a.g.e., c. V, s. 108; Taşköprüzâde, a.g.e., vr. 47a; Vassâf, a.g.e., c. II, s. 262,276.

171 Müstakîmzâde, a.g.e., vr. 10b, 95b; Harîrîzâde, a.g.e., c. I, vr. 173a; Vassâf, a.g.e., c. II, s. 262.

172 Harîrîzâde, a.g.e., c. I, vr. 76a-77a.

173 Taşköprüzâde, a.g.e., vr. 29b; Bayrâmî, a.g.e., vr. 69b; Vassâf, a.g.e., c. II, s. 262.

174 Süreyya, a.g.e., c. II, s. 360.

175 Hoca Sadettin Efendi, a.g.e., c. V, s. 97, 161; Taşköprüzâde, a.g.e., vr. 42a; Bayrâmî, a.g.e., vr.71a; Müstakîmzâde, a.g.e., vr. 110a; Harîrîzâde, a.g.e., c. I, vr. 244b; Vassâf, a.g.e., c. II, s. 262, 275.

176 Taşköprüzâde, a.g.e., vr. 29b; Bayrâmî, a.g.e., vr. 70a; Müstakîmzâde, a.g.e., vr. 256b; Harîrîzâde,

a.g.e., c. I, vr. 173a; Vassâf, a.g.e., c. II, s. 278-279.

177 Hoca Sadettin Efendi, a.g.e., c. V, s. 65; Taşköprüzâde, a.g.e., vr. 29b; Bayrâmî, a.g.e., vr. 69b..

178 Küçükkaya, a.g.e., s. 269; Vassâf, a.g.e., c. II, s. 262, 276.

179 Taşköprüzâde, a.g.e., vr. 29b; Bayrâmî, a.g.e., vr. 69b; Vassâf, a.g.e., c. II, s. 262, 264.

180 Taşköprüzâde, a.g.e., vr. 29b; Bayrâmî, a.g.e., vr. 69b; Vassâf, a.g.e., c. II, s. 262, 264.

181 Vassâf, a.g.e., c. II, s. 262, 264. Şeyh oğlu Edhem Baba diye anılan zatın Hacı Bayram’ın oğullarından Edhem Baba ile aynı kişi olup olmadığı hakkında kaynaklarımızda açıklayıcı bir bilgiye rastlanmamaktadır.

182 Vassâf, a.g.e., c. II, s. 262.

183 Taşköprüzâde, a.g.e., vr. 29b.

184 Bayrâmî, a.g.e., vr. 69a.

185 Bayrâmî, a.g.e., vr. 69b.

186 Bayrâmî, a.g.e., vr. 69b; Vassâf, a.g.e., c. II, s. 263, 276. Diğer kaynaklardaki ifade Hacı

Bayram’ınizinde yetiştiği, Bayrâmî olduğu şeklindedir (Hoca Sadettin Efendi, a.g.e., c. V, s. 280;Mecdî, a.g.e, s.375).

187 Akşemseddîn’in halifesidir. Bkz. Hoca Sadettin Efendi, a.g.e., c. V, s. 183; Bayrâmî, a.g.e., vr. 68a;Müstakîmzâde, a.g.e., vr. 397b; Vassâf, a.g.e., c. II, s. 270. Bu zatın vefat tarihinin bu tarihler arasında olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca kendisinin mesnevî tarzında yazdığı ve 865/1461’de tamamladığı

Vahdet-nâme eserinde Akşemseddîn’in müridi ve halifesi olduğunu vurgular. Bkz. Ayşe Gülay

Keskin, Abdurrahim Karahisâri’nin Hayatı, Eserleri ve Vahdetnâme Mesnevisinin Tenkitli Metni

(Doktora tezi, Gazi Üniversitesi/Eski Türk Edebiyatı), Ankara 2001, s. 7, 10, 111-112.

188 Evliya Çelebî onun Hacı Bayram’ın halifesi olduğunu belirtir (Küçükkaya, a.g.e., s. 269) ise de diğer kaynaklara göre Akşemseddîn’in halifelerindendir. Hoca Sadettin Efendi, a.g.e., c. V, s. 186.

189 Bayrâmî olduğu belirtilir. Bkz. Süreyya, a.g.e., c. V, s. 1688.

190 Emir Sikkînî’nin halifesidir. Bkz. Bayrâmî, a.g.e., vr. 70a; Müstakîmzâde, a.g.e., vr. 125a.

191 Süreyya, a.g.e., c. II, s. 669; Vassâf, a.g.e., c. II, s. 262, 278, 361. Akbıyık’ın halîfesidir. Bayrâmî,a.g.e., vr. 71a; Harîrîzâde Tibyânü’l-Vesâil‘de (c. I, vr. 244b) her ne kadar icâzetlerde yer alan silsilede ve İsmail Hakkı Bursevî’nin eserlerinde Hacı Bayram’ın halifesi gösterilse de sahih olanın Şeyh Akbıyık’ın halîfesi olduğunu belirtir.

192 Vassâf, a.g.e., c. II, s. 277 (tarihen pek güvenilir bir bilgi olmadığını belirterek)

193 Vassâf, a.g.e., c. II, s. 276. Şeyh Alâaddîn Halvetî’nin bağlılarındandır (Hoca Sadettin Efendi,a.g.e., c. V, s. 130).

194 Evliya Çelebî bu zatın Hacı Bayram’ın halîfelerinden olduğunu söyler (Küçükkaya, a.g.e., s. 268),fakat bunu destekleyecek başka bir kaynak tespit edemedik.

195 Evliya Çelebî bu zatın Hacı Bayram’ın halîfesi olduğunu ve Tokat’ta yaşamış olduğunu belirtmekle beraber, Bektâşî dervişi diye nitelediği bir Sünbüllü Baba’dan daha bahseder ve bu zatın da Tokat’ta yaşadığını kaydeder (Küçükkaya, a.g.e., s. 268).

 

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s