AHMED SÜREYYA EMİN EFENDİ kaddesellâhü sırrahu’l azîz

LAHİTTEKİ CESET KAYBOLUR MU?

Lahitteki ceset kaybolur mu?
Yahya Efendi Dergahındaki bir kabirden, yıllarca önünden bigane geçtiğim bir kuyuya ulaştım. Ahmed Süreyya Emin Efendinin kabrinden…

II. ABDÜLHAMİT’TEN BERİ ONARILMAMIŞ!

“Atiyye’m ta ezelden vechinin mecnunıyım billah.

Esiri zülfün hem gözlerinin meftunıyım billah.

Firakın hançeri saplandı ta bekabza cangâha,

Nasıl kan kusmayayım ben ki anın pürhunıyım billah.”

(Bu mısralar Süreyya Divanı, ilk varidatın başlangıç beyitleri…)

Sene 2002-2003. O zamanlar Burhaniye’de bir öğrenci evinde kalıyoruz. Bağlarbaşı’ndan Burhaniye’ye yürüdüğümüz yol üzerinde bir kuyu var. Bîruş Şifa- Şifa Kuyusu yazıyor üzerinde. Sürekli önünden geçiyorum bu kuyunun. Altta bir açıklama var ama durup bir kez olsun dikkatlice okuduğumu hatırlamıyorum…

Beşiktaş’da bir dergah

O dönem Beşiktaş’taki Yahya Efendi Dergahı ve etrafındaki kabristanın da müdavimi durumundaydık. Ziyaret edenler bilir; dergahın bahçesine adım attığınız anda, yokuşun aşağısında kalan dünyayla alakanız kesilir. Huzur dolu bir mekana dahil olursunuz. O tepeden İstanbul’a bakmak, geçmiş zamanın içinden İstanbul’a bakmak gibidir. Ölümle, kabirle, toprağın altıyla ünsiyet kurarsınız. Ölüm sizi korkutmaz orada, toprak müşfik bir ana kucağı gibidir. Yüksek ağaçların arasında fısıldayan rüzgar kabirdekilerin hikayelerini anlatır size. Tekkenin kedileri de hal diliyle zikre devam ederler, doğru ya, onlar için ne tekâya ne zevâya sedd olunabilir.

Ahmed Süreyya Emin Efendi Kaddesellâhü Sırrahu’l Azîz Kabri Saadeti

Ahmed Süreyya Emin Efendi Kaddesellâhü Sırrahu’l Azîz ve Ailesi

 Yahya Efendiye komşu bir gönül sultanı

İşte bu hazirede makamı bulunan sultanlardan biri de Ahmed Süreyya Emin Efendi (k.s)’dir. Hazret ile ilgili benim elimde iki matbu eser var. İlki 1960 senesinde, Efendi’nin halifesi Mehmet Ali Özkardeş Efendi (k.s) tarafından hazırlanmış, Süreyya Divanı namıyla meşhur eser. İkincisi de, 1998 senesinde yine Hazret’in yolunun büyüklerinden El-Hacc Hüseyin Vedad Efendi (k.s) tarafından hazırlanmış ve yeni bazı eklemeler ile zenginleştirilmiş, ikinci bir baskı niteliğindeki Süreyya Divanı. Ell-Hacc Hüseyin Vedad Efendi’nin ayrıca “Fethü’l-Ahfa” isminde Süreyya Divanı’nı şerh ettiği bir eseri de mevcut. Süreyya Divanı eserinin önsözünü, eseri yayına hazırlayan Mehmet Ali Özkardeş Efendi yazmış. Bu önsöz, hem Süreyya Emin Efendi’nin hayatı ve varidatlarının içeriği hakkında hem de tasavvufun ve tarikatın hakikatlerine dair önemli bilgiler sunuyor.

İki baskının önsözlerinden edindiğimiz bilgilere göre; Kadirî tarikatının dördüncü Pir-i Sânisi ve Hatemü’l-Pir olarak kabul edilen Ahmed Süreyya Emin Efendi, miladi 1849 yılında İstanbul’da doğmuş ve 1923 senesi Nisan ayında, Ramazan-ı Şerif’in dokuzunda yine İstanbul’da dâr-ı bekâ’ya intikal etmiş. Babası sır katibi Emin Bey, dedeleri Mihrişah Valide Sultan’ın yağlıkçıbaşısı el-Hacc İbrağim Ağa olup, aile kabristanında medfundur. Gençliğinde torna ve marangozluk zanaatında ustalığa ulaşıyor. 19 yaşında ilk seri ateşli topu icad ediyor ve üretimini yaptırıyor. Halen İstanbul Askeri müzesinde mahfuz edilen bu topun imalat resimleri, Hazret’in izni dışında, Padişah II.Abdülhamit’ten irade elde etmeleri suretiyle Alman mühendislerin eline geçiyor ve iki yıl sonra ilk seri ateşli Alman topunu üretiyorlar. Asıl mucid Süreyya Efendi olmasına rağmen, padişahın nakdi mükâfatı Alman Krupp fabrikasına gidiyor. Bir aferin dahi olsun dönemin hükümeti tarafından Süreyya Efendi’ye takdir sunulmuyor.

Riyazet yılları

Hz. Süreyya Efendi bundan sonra bir süre Posta ve Telgraf Nezareti’nin idare meclisi azalığında çalışıyor. Bu esnada muhterem refikaları Hatice Şerife Atiyyetullah hanımefendi dâr-ı bekâya intikal edince, azalıktaki işinden derhal istifa edip, dört sene boyunca emsali görülmemiş bir riyazette bulunuyorlar. Dört yıl sonunda rumi 15 Haziran 1319’da divanın ilk varidatına sevgili eşlerinin isimlerini zikrederek başlıyorlar. Bu noktada Mehmet Ali Özkardeş Efendi “muzmer-i zati” denilen manayı tarif ediyor. Muzmeri zati; Cenab-ı Hakk’ın aşkından belirip Cenab-ı Hakk’a cezbeden hüsn ve simaya deniyor. Nasıl ki Mecnun’un muzmeri zatisi Leyla ise, Hz. Sürayya Efendinin muzmeri zatisi de muhterem eşleri Atiyye Hanımefendi olduğundan, divan, o aşkı izhar ve ifade suretiyle başlıyor. Bundan devamla Hz. Süreyya Efendi erdikleri ilahi makamâtı lisân-ı ilâhi ile nutk ediyorlar. Buna göre divan, rumi 1319 ila 1330 tarihleri arasındaki manzum olarak varid olmuş nutk-u ilahileri kapsıyor. Divanın sonunda Süreyya Efendi’ye ait iki adet de nesir halinde varidat yazısı var, İlki Anglikan kilisesinden bir heyetin “İslam dini nedir?”, şeklindeki sorusuna verdiği cevabı içeriyor. İkinci yazı ise mürşidin hakikati hakkında.

İcraatımı beğenmiyorsan…

Ahmed Süreyya Emin Efendi
Kaddesellâhü Sırrahu’l Azîz

Önsözde Efendi hazretlerinin silsilesi hakkında bilgiler de var. Buna göre, Hz. Süreyya Efendi’nin mürşidi, Kadiri tarikat-i celilesinin 3. pir-i sânisi olan Seyyid Ziyaeddin Abdurrahman et-Talebânî’nin halifelerinden Seyyid Bekrü’l-Cezbî hazretleridir. (Allah sırlarını mukaddes kılsın) Hz.Süreyya bu mübarek zata 31 yaşında iken intisap etmiş, yed-i feyzini tutmuş ve 45 yaşına kadar manevi terbiyesinde bulunmuş.

Eserde Hz. Süreyya Efendi’den mürşitleri Bekrü’l-Cezbî ile ilgili şöyle bir vakıa naklediliyor: “Bekrü’l-Cezbî’ye intisabımın ilk senesi idi. Kendisine dedim, Şeyhim, Allah’ın tuhaf işlerine hayret ederim, mesela hasta bir adamı senelerce yatakta biçare bırakır, kendisi ve bakanları nice elem ve zahmet çekerler ve sonra o hastayı öldürür, hemen öldürse de bu eziyetler olmasa ne olurdu?”

Hz. Mürşidi, “Neden böyle yapıyorsun? Allah’a sor. Bakalım ne cevap verecek” der.

Hz. Süreyya mürşidine, “Nasıl sorayım” diye sual edince, Hz. Bekr, “Gözünü yum, dediğini Allah’a içinden sor” der. Hz. Süreyya gözünü yumup sorunca, sadrında şu beyanı duyar, “İcraatımı beğenmiyorsan, mülkümden dışarı çık.” Gülerek gözünü açar ve duyduğunu şeyhine söyler. Şeyhi de, “Elbette Allah’ın mülkünden dışarı çıkamayız, O bizi sarmıştır.” der.

Bekrü’l-Cezbî’nin dâr-ı bekâya intikalinden sonra, Fatih türbedarı Ahmed Amiş Efendi (kaddesellâhü sırrahu’l azîz) iki sene kadar Hz. Süreyya Efendi’ye sohbet şeyhi olmuş ve Hz. Süreyya’nın riyazetteki emsalsiz durumu için kendisine şöyle demiş, “Evliya ervahı senin Hakk için yaptığın riyazet, say’ ve faaliyetlerine karşı mahcup oluyorlar, gıpta edip, zamanlarında neden daha fazla çalışamadık diye esef ediyorlar.”

Kaybolan ceset

Süreyya Emin Efendi zatî evliya’dır. Mehmet Ali Özkardeş Efendi, divanın önsözünde Hz. Süreyya Efendi’nin, büyük velilerin ekserisinin sıfati makamların yükseklerine erdikleri ancak zatî olamadıklarını, söylediğini naklediyor.

Yine Hz. Süreyya Efendi şöyle buyurmuşlar: “Zati evliyaullah’ın cesetleri toprakta kalmaz. Hz. Muhammed, Hz. İmam Ali, Hz. Abdülkadir Geylanî ve ben böyleyiz, intikalimde cesedim kırk gün toprakta kalır, kırkıncı günü gecesi sabah vakti ruhum, cesedime “gel bana” der ve cism-i maaruh sair olurum”

Mehmet Ali Özkardeş Efendi, Hz. Süreyya Efendi’nin intikalinden 19 sene sonra vefat eden oğlu Dr. Fuat Süreyya Paşanın tabutu aile merkadine konulurken Hz.Süreyya’nın tabutunun açıldığını ve içinin bomboş tertemiz görüldüğünü naklediyor.

Sanma yahu biz şu yerde tıkılup kalmışlarız

Adetullâha uyup bir lahzacık dalmışlarız

Arif ü kamil isen fehm eyle nutkumdan bizi

Kırk gün ancak eğlenüp seyrana emralmışlarız.

(Divan-ı Şeriften. Ayrıca bu kelam-ı nefsi hazretin kabrinde bir levhaya yazılı olarak asılıdır.)

Okuyanlar dikkatli olmalı

Süreyya Efendi’nin divanındaki nutk-u ilahileri tahkik etmek isteyenler Hazret’in bir zati evliya olduğu hep göz önünde bulundurmaları gerekiyor. Çünkü varidatlar gayet dehşetengiz ve insanın takatini kesecek türden. Talip kişi bu nutuklarda nutkedenin Cenab-ı Hakk olduğunun idrakinde olmalı, varidatların künhüne eremese de en azından zevken anlamaya gayret etmelidir. İkinci baskının önsözünde Ell-Hacc Hüseyin Vedad Efendi, muhabbetli, arzulu ve bu bilgilere aşina kişilerin bile, Hazret’in makamını anlamalarının zor oluğunu söyleyerek ilgilenenleri ikaz ediyor.

Ell-Hacc Hüseyin Vedad Efendi’nin zikrettiği başka bir husus, Hz. Süreyya Efendi’nin muhterem eşleri Hatice Atiyyetullah hanımefendinin kabirlerinin Şehremini Zekaî dergâhının haziresinde olduğudur. Hanımefendinin soyu bu dergahın Ümmi Sinan (k.s)’dan sonraki şeyhi ve Ümmi Sinan’ın damadı Halepli Şeyh Arap Şerif Mehmed Halveti Efendi’ye ve Kureyş sülalesine dayanıyor. Bu dergâh İstanbul’daki ilk Ümmi Sinan dergâhı olan ve halk arasında Oruç Baba lakabıyla anılan Şeyh Mustafa Zekaî Efendinin adına izafeten, Şehremini Zekaî Dergâhı olarak biliniyor.

Bi’ru ş- şifa Şifalı su kuyusu

Gafletle yanından geçtiğimiz kuyu

İkinci Baskının sonundaki fotoğraf albümünde bir fotoğraf özellikle dikkatimi çekiyor. Yazının girişinde sözünü ettiğim Biruş-Şifa- Şifa Kuyusu’nun fotoğrafı. Ve yıllar önce önünden gaflet ile geçtiğimiz bu kuyunun, Hz. Süreyya Efendi tarafından, eşi Hatice Atiyyetullah hanımefendi’nin aziz hatırası için açtırılmış bir hayrat olduğunu, bu kitabın sayfalarından öğreniyorum.

Kim bilir, İstanbul’un kuyuları, camileri, çeşmeleri dergâhları hazireleri türbeleri arasında daha nice irtibatlar var. Son dönem betonlaşma neredeyse İstanbul’un tüm manevi haritasını tahrip etmiş durumda. Ama şükür ki ehil zatların himmetleri sayesinde o irtibatlar yeniden kuruluyor. İstanbul’un damarları yeniden açılıyor, şehir asli hüviyetine geri dönüyor.

Furkan Özüdoğru bir gönül sultanını anlattı

Erişim: http://www.dunyabizim.com/yahyaefendidergahi/7535/lahitteki-ceset-kaybolur-mu.html

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s