PÎR-İ MÜNÎR VE DESTGÎR SEYYÎDÜ’L MELÂMÎ MUHAMMED NÛRU’L ARABÎ HULEFÂSINDAN ABDÜLKERÎM RÛHÎ Kaddesellâhû Sırrahû’l Âlî HAZRETLERİ’NİN NUTK U ÂLÎLERİ

Kaynak:Tevhîd-i Meâl

Müellif: Hasan Sabri Dölen
Kaddesellâhû Sırrahû’l Âlî Hazretleri

Ey vücûd u etvâriyye’de cevelân Habîb-i Kibriyâ

Ey vücûd esrarına seyrân Habîb-i Kibriyâ

Vâcîd ü mevcûd seni mir’ât edindi şübhesiz

Sîreti Hakk, sureti Rahmân Habîb-i Kibriyâ

Şânını tebcil için geldi Hüve’l Hakku’l mübîn

İşte burhân, şâhidim kur’ân Habîb-i Kibriyâ

Vasfı Kur’ân, halkı Kur’ân, sâhib-i sebu’l mesân

Sırr-ı Yezdân, zâhirin Furkan Habîb-i Kibriyâ

Vech-i pâkin nûr u şems, Zât-ı Hakk mücellâsıdır

Cümle âlem, hüsnüne hayrân Habîb-i Kibriyâ

Tâhir ve Hâdi ve Yâsin Hâ-yı Hakk’ın mimisin

Nûn ve Sâd ve Kaaf ve’l Kur’ân Habîb-i Kibriyâ

Hubb u Zâtın mazhârı, kenz-i vücudun matla’ı

Mebde’i küll aslına burhân Habîb-i Kibriyâ

Hâsılı Hakk zâtını mahbûb edip ba’s eyledi

On sekiz bin âleme Sultân Habîb-i Kibriyâ

Ey cemâlin vedduhâ velleyl saçın vessâfıdır

Kaşların mihrâbına kurbân Habîb-i Kibriyâ

Men reânî, kader el-Hakk,  nuktî iykandır bize

Görünen senden, gören Sübhân Habîb-i Kibriyâ

Hizmet-i na’ât-ı şerifinle RÛHÎ fahreder

Mahz-ı lütfundan diler ihsân-ı Habîb-i Kibriyâ

 

<——————————–O——————————–>

Melâmî,  küntü kenzin matla’ı mânâyi inşandır

Melâmî, hubb u zâtın mazhârı Mahbûb u Yezdândır

 

Melâmî, tâifânı kutsîyâna kıbledir cânâ

Melâmî, ehl-i vicdâna muallâ Arş-ı Rahmândır

 

Melâmî, ilm ü zevkin menba’ı, bahrü’l meânîdir

Melâmî, kasr-ı irfân, manzar-ı dîdâr-ı cânândır

 

Melâmî, bil, nikaab-ı Kibriyâdır len teranî’den

Cemâl-i zâtını görmekte Mûsâ mest ü hayrândır

 

Melâmî,  hâsılı mir’ât-ı Hakk’tır zâhir ve bâtın

Bis’at-ı izzet üstünde oturmuş gizli sultândır

 

Melâmî, cennet-i adn’e misâldir, andadır dîdâr

Serâyı lâ yezâldir, girenler şâd ve handandır

 

Melâmî, enbiyânın vasfıdır, tâc-ı velâyettir

Nebî, Mürsel, velî, mü’min ve kamûsu yek dîl ve cândır

 

Melâmî, dürrü bî hemtâya kân olmuş musaffadır

Ulûhiyyet cenâbında, ubudiyetiyle mihmandır

 

Melâmî, görmedin mi Âdemi mescûd u Hakk kıldı

Tekebbür eyleyip levm eden matrûd ve şeytandır

 

Melâmî, hâsılı kâinâta kıbledir el-Hakk

Fevtuva emrini Hakke’l yakîn gör mahz-ı Kur’ândır

 

Melâmî, şerefrâzî Ahmed Muhtar ile Haydar

İkisi, nûr u vâhiddir zuhurda cemm ü Furkândır

 

Melâmî, aşk ve zevk cezbe-i Rahmâna mâliktir

Yüzüdür Kâ’betü’l uşşâk, sıfâtı Hakka bürhândır

 

Melâmî, seyr-i fillâh, seyr-i billâh ve maAllâhta

Rıdâ-i Kibriyâ olmuş, mekânı lâ mekândır

 

Melâmî, fî sebîlullâh mülevm olsa ne gam yâhû

Vikaaye eylemek, mâşûk edeb-i âşıkândandır

 

Fenâ’ fillâhta lâl olmuş, bekâ billâhta hâl olmuş

Rasûlullâhta kaal olmuş, nişânı bî nişandır

 

Melâmet taht-ı gâh-ı kurb u ev ednâ’da vazolmuş

Habîbullâha mahsus, bir serâyı nûr efşândır

 

Cemî enbiyâyı Mürsel, velî, kâmîl ve kümmel

Âna ümmet olur, anlar bilirler ol ne sultândır

 

Hüve’l Hakkı mübîndir,  zü’l kuvvet’il Metîndir

Dahî Tâ-Hâ ve Yâsin’dir muîn-i kalb-i Kur’ândır

 

Ki zâtın vasfı Kur’ân, veçhi Rahmâna şâhittir

Kefâ billâhî şehîden nazmı vird-i ârifândandır

 

Âna ümmet olan erler, erenler izini izler

Melâmet Sırrını gizler, sanır nâ ehl-i nâdandır

 

Eyâ mağrur, nedendir âşıka ta’n ve mezemmetler

Eğer insâf edersen, dediğin billâhi bühtândır

 

Bu lar Dünyâ ve mâfîhâyi, belki terki terk etmiş

Melîk-i muktedir indinde her biri bir Süleymândır

 

Fenâ’ Kâfında Ankâdır bular, gün ve mekân bilmez

Semâ-i âlem-i lâhutta doğmuş, mâh-i tâbândır

 

Melâmet şânını bilmek dilersen ey karındaşım

Fütûhât ile Ta’rîfât beyân eder senâhândır

                                                                                                    

Ne günâ vasfeder Hakkı kitâb-ı el-hitâbında

Buna teslîm olur insân, eğer olmazsa hayvândır

 

Basîret ehline RÛHÎ hedâyâdır bu manzûmât

Değildir bî haber câhillere, maksûdum ihvândır.

 

<——————————–O——————————–>

Melâmîyim, işit benden kelâmı

Melâmîyim, melâmiyim, melâmî

 

Sana tarîf idem dârusselâmı

Melâmîyim, melâmiyim, melâmî

 

Kime evvel tecellî eyledi Hakk

Zuhûru Hakk bilir ef’âli mutlak

 

Eğer insâf edersen bil muhakkak

Melâmîyim, melâmiyim, melâmî

 

Nedir, bildinmi tevhîd-i sıfâtı

Kamû eşyâda sârîdir hayâtı

 

Benimle zâhir oldu nûr u zâtı

Melâmîyim, melâmiyim, melâmî

 

Bu kez ef’âl ve evsâfı koyup gel

Hüviyyet sırrını cândan duyup gel

 

Eğer âşık isen aşka uyup gel

Melâmîyim, melâmiyim, melâmî

 

Bu bahrin kesreti emvâcıdır bil

Sülûk erbabının mî’râcıdır bil

 

Melâmîler anın hüccâcıdır bil

Melâmîyim, melâmiyim, melâmî

 

Gören Hakk, görünen Hakk, kıl temâşâ

Vücûdunda şeriki varmı ? Hâşâ

 

Zuhûrudur, kamu âlâ ve ednâ

Melâmîyim, melâmiyim, melâmî

 

Eğer meczûb u Hakk oldunsa câna

Makâmın kaabı kavseyn oldu dânâ

 

Nedir, bildinmi sırr-ı ev ednâ

Melâmîyim, melâmiyim, melâmî

 

Şuûnât-ı Hudâ oldu zuhûrât

Anınçün kalmadı RÛHÎ küdûrât

 

Bu dem aynı Hakk oldu cümle zerrât

Melâmîyim, melâmiyim, melâmî

 

<——————————–O——————————–>

 

Melâmet sırrına mahrem olan geçmezmi kavgadan

Tecellîye cemâl ister, ne anlar kuru dâvâdan 

 

Serîr-i limaallâh da resm ve evsâf hebadır hep

Ne bilsin zâhid-i hodbin olanlar bu muammadan

 

Hüvel evvel, Hüvel âhir, Hüvezzâhir, Hüvel bâtın

Hemân bir zât-ı mutlaktır görünen bu merâyâdan

 

Bu sırra zümre-i nâcî melâmîler olup âgâh

Erüp iklîm-i tahkike,  geçip dünyâ vü ukbâdan

 

Melâmîler kubâb-ı izzet içre mahfîdir RÛHÎ

Bilinmez, almayınca sırrını ev ednâdan

 

<——————————–O——————————–>

 

Cânlara cânân olan,  Seyyîd Muhammed Nûrdur

Dertlere dermân olan, Seyyîd Muhammed Nûrdur

 

Nûru ayn-ı ârifândır, zevki ilm-i vâsılân

Cümleye sultân olan, Seyyîd Muhammed Nûrdur

 

Reber-i ehl-i melâmet, mürşîd-i râhı Hudâ

Mü’mine îmân olan Seyyîd Muhammed Nûrdur

 

İlm ü zevk’e âşinâ, olmak dilersen gel berû

Mâden-i irfân olan Seyyîd Muhammed Nûrdur

 

Niceler inkâr ile matrûd u dergâh oldular

Sâhib-i fermân olan Seyyîd Muhammed Nûrdur

 

“Kul kefâ billâh” ‘ı tâ’lîm eyledi ihvanına

Alleme’l Kur’ân olan Seyyîd Muhammed Nûrdur

 

“Men ra’nîyi kadren” elhakk mârı meyyit nassını

Cem ile Furkân olan Seyyîd Muhammed Nûrdur

 

İsmi nurdur, cismi nurdur, kalbi nurdur, sırrı nûr

Enver-i Yezdân olan Seyyîd Muhammed Nûrdur

 

Aynı Muhiddîn ve Sadreddîn olup etti zuhur

Kâmil insân olan Seyyîd Muhammed Nûrdur

 

Enbiyânın vârisidir, evliyânın hâtemi

Aslına bürhân olan Seyyîd Muhammed Nûrdur

 

Sırrına “sümme denâ”geldi, ‟tedellâ” vasfına

Sûret-i Rahmân olan Seyyîd Muhammed Nûrdur

 

Kaabe kavseyn belki ev ednâ sarâyında hemân

Mahrem-i Sübhân olan Seyyîd Muhammed Nûrdur

 

Çoktur isyânım deyû, kesme ümidin RÛHİYÂ

Şâfî’i ihvân olan Seyyîd Muhammed Nûrdur

 

 

 <——————————–O——————————–>

 

Ey  velâyet burcunun mâhı, velâyet matla’ı

Vey mürüvvet mâdeni, esrâr-ı Hakkın mahzeni

 

Mukaddem teşrifini gördükte bu Şems ve Kamer

Devrini ber-bâd edüb seyrinde oldu serseri

 

Nûr u mahz idi vücudu, hem de ismi nûr idi

Nûr u vahdetle müzeyyen eyledi âlemleri

 

Sîyreti bahr-i vücûbdur, bahr-i imkân sureti

Mecma’ilbahreyn iken oldu dürrbağa muhtefî

 

Alleme’l esmândır, hem sırr-ı ev ednândır

Keşfetti gözden hicâbı, etti isbât dilberi

 

Sırr-ı vahdet âşikâr oldu, melâmîler gibi

Hem Hudâyı, hem de hoşnûd eyledi Peygamberi

 

Bir Hudâ ve bir tecellidir zâhir ve bâtın kamû

İki görmekten hazer kıl, zâhidâ bul vahdeti

 

Girme dâm-ı kesrete, hubbu sivâdan fâriğ ol

Âşık ol, mş’ûku bul, kaldır aradan kesreti

 

Vasf-ı ma’şûk u hakikat eylemek mümkünmüdür

Olamaz âmâya ta’rîf görmeyince gözleri

 

Abd-ı mahz ol, sâhil-i bahr-ı vücuda vâkıf ol

Böyledir rükn ü hakîkat enbiyânın sünneti

 

Sorsalar “ena Hudânâüssebîl”‘i RÛHİYÂ

KUL HUVALLÂHÛ AHAD tefsiri oldu âyeti

 

<——————————–O——————————–>

 

Tahtgâh-ı dîl’de iclâs eyledi sultân-ı aşk

Kürsî’yi sadra kuruldu bir azîm dîvânı aşk

 

Reşşedüp envâr-ı aşkı mübtelâ uşşâkına

Mest edüp üftâdegânı, oldular hayrân-ı aşk

 

Nevha-i Nûh’asebeb olduysa ger aşkın yeli

Gark eder uşşâkını, baştan başa tûfân-ı aşk

 

Âdem ve Havvâyı köretti hâyı huyu aşk

Geldi İsmâil ve Yahyâ, oldular kurbân-ı aşk

 

Aşk değil mi zulmet-i Mûsâ’da nârı nûr eden

Yâ değil mi, Yûsufu mahbûb eden zindân-ı aşk

 

Görmedinmi Mustafâyı, rehnümâs-ı aşk idi

Leyle-i isrâ’da cilve eyledi Sübhân-ı aşk

 

Sidreden geçti ve kandu, bârigâh-ı hazrete

Sırrına bizzât tecelli eyledi cânân-ı aşk

 

Bâde-i ehabbet’den nûş eyleyen uşşâka bak

Bildiler, ma’rûf olandıriârîf-i irfân-ı aşk

 

Âlem-i imkâna sığmaz, mağrib-i ankâyı aşk

Kayd-i imkânla bulunmaz, merkez-i meydân-ı aşk

 

Bâ’i bismillâhı aşkı şerh edersen RÛHİYÂ

Nokta-i sırr-ı Alî ve sen fâş olur Kur’ân-ı aşk

 

Kelimeler

“ena Hudânâüssebîl” :Bize Hakk dînine yol göster

Nevha-i Nûh:Nûhun feryâtları

Rehnümas:Yol gösterici

Ehabbet:Çok sevilen

Kaynak:Tevhîd-i Meâl

Müellif: Hasan Sabri Dölen
Kaddesellâhû Sırrahû’l Âlî Hazretleri

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s