ÜSKÜDARLI ŞAİR HASAN BASRÎ BABA kaddesellâhü sırrahu’l alî

Hasan Basri Baba kaddesellâhü sırrahu’l azîz

Hasan Basri Baba kaddesellâhü sırrahu’l azîz

Hzl: Mehmet Temizkan[1]

Şalgam pazarında cevher satılmaz. (Basrî Baba)

Bilindiği gibi Türk milleti İslâm dinini kabul ettikten sonra, tasavvuf cereyanı Türkler arasında da yayılmaya ve bunun sonucu olarak da muhtelif tarikatlar kurulmaya başlamıştır. Ahmed Yesevî ilk Türk mutasavvıf; adını Ahmed Yesevî’den alan Yesevîlik de ilk Müslüman Türk tarikatı olma özelliğine sahiptir. Kaynağı Yesevîlik olan iki büyük tarikattan biri Nakşibendîlik, diğeri ise Bektaşîliktir.

Bektaşîlik, özellikle Anadolu ve Balkanlar’da, yani Osmanlı devletinin hâkimiyet sahasında teşkilatlanmış ve yayılmıştır. On altıncı yüzyıldaki Safevî nüfuzuna kadar Osmanlı idaresiyle çok iyi ilişkiler kurmuş olması dolayısıyla, söz konusu tarikat imparatorluğun hemen hemen her tarafında dergahlar kurmuş ve büyük bir tarikat haline gelmiştir. Bektaşîliğin “pîr-i sânî”si, yani “ikinci pîr”i kabul edilen Balım Sultan, Osmanlı padişahının daveti üzerine İstanbul’a gelmiş; buradan Hacıbektaş’a geçmiş ve tarikatı yeniden tanzim etmiştir. Tarikatın halen uygulanmakta olan erkânı da, Balım Sultan erkânıdır. Bu hadise, Bektaşî tarikatının devletle olan ilişkilerinin hangi istikamette olduğunu gösteren oldukça canlı bir örnektir. On altıncı yüzyılda başlayan Safevî ve Şiî tesiri neticesinde, tarikatın devletle olan ilişkilerinin yönü değişmeye başlamış ve hatırlanacağı üzere 1826 yılında Yeniçeri ocağıyla birlikte Bektaşî tekkeleri de kapatılmıştır. Daha sonra yeniden açılan dergahlar, -başkent olması dolayısıyla- özellikle İstanbul’da, Bektaşî olmadığı halde devlete muhalif olan aydınların da uğradığı mekanlar haline gelmiştir. Bunun sebebi de, hem aydınların hem de Bektaşîlerin “devlete muhalif olmak” gibi bir müştereğe sahip bulunmalarıdır. Develili veya Everekli Seyranî, bu durumun en canlı örneklerinden biridir.

İstanbul’un her bakımdan önemli ilçelerinden biri olan Üsküdar’da da, çeşitli tarikatlara ait tekkelerin kurulduğu ve buralardan, aralarında şâirlerin de bulunduğu önemli kişilerin yetiştiği bilinmektedir. Bunlar arasında Karaca Ahmed dergahı ve Tahir Baba tekkesi gibi Bektaşî tekkeleri de vardır. Söz konusu tekkeler, mensupları olan şâirler vasıtasıyla, mesajlarını “edebî” olarak verebilmişlerdir. “Edebî”leşen mesajlar, bu sayede “ebedî”leşmiş; zaman ve mekan kaydından kurtularak, hem daha geniş coğrafyalara hem de daha sonra gelecek olan kuşaklara ulaşma imkanına kavuşmuştur.

Bildiri konumuz olan Hasan Basrî Baba da Üsküdarlı bir şâirdir. 1874 yılında bu güzel ilçede doğmuştur. Bir süre Kapalıçarşı’da yağlıkçılık yaptığı da bilinmektedir. Bazı kaynaklarda yağlıkçılık ile yağcılık birbirine karıştırıldığı için, yağcılık yaptığı ifade edilmektedir ki, bu doğru değildir.[2] Asıl konumuz olan Hasan Basrî Baba’nın fikrî ve edebî kişiliğine geçmeden önce, onunla ilgili kaynaklan kısaca tanıtmak ve değerlendirmek istiyorum:

1.                   Bektaşî Şairleri: Sadettin Nüzhet tarafından 1930 yılında yayınlanan bu eserde, Hasan Basrî Baba’ya yedi sayfa ayrılmıştır.[3] Burada, şâirin hayatı hakkında kısa bir bilgi ile sekiz şiiri verilmektedir. Şiirlerde geçen bazı kavramlar, dipnot olarak açıklanmaktadır. Kitap, şairin sağlığında yayınlandığı için, ölümü hakkında herhangi bir bilgi vermemektedir. Diğer kaynakların Basrî Baba hakkında verdiği bilgiler, büyük ölçüde buradaki bilgilerin tekrarından ibarettir.

2.                    “Basri Baba”: Dergah Yayınları tarafından yayınlanan Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisinin birinci cildinde yer alan bu madde, Sadettin Nüzhet’in verdiği bilgilerin bir tekrarı mahiyetindedir.

3.                    Bektaşi Alevi Şairleri ve Nefesleri: Turgut Koca tarafından hazırlanan bu antolojide, Hasan Basrî Baba’dan ve şiirlerinden bahsedilmektedir.[4] Burada, S. Nüzhet’e ek olarak şâirin 1946 yılında vefat ettiği ve Karaca Ahmed Mezarlığı’nda toprağa verildiği belirtilmektedir.

4.                  Alevi Bektaşi Şiirleri Antolojisi: İsmail Özmen tarafından hazırlanan bu eserin beşinci ve son cildinde yer alan Hasan Basrî Baba’yla ilgili bilgiler de, S. Nüzhet’le hemen hemen aynıdır.[5] Şâirin 1946 yılında öldüğü ve Karaca Ahmed’e defnedildiği burada da kaydedilmektedir.

5.                   H. Basrî Baba Dîvânı: Bu eser, Ziya Baba Karaşar İnanç Eğitim Hayır Vakfı tarafından kısa bir süre önce yayınlanmıştır.[6] İncelemede bu kitaptaki şiirler esas alındığı için, kitapla ilgili birkaç hususun belirtilmesinde fayda olacağı kanaatindeyim. İyi niyetle hazırlanıp yayınlandığından şüphe etmediğimiz kitaptaki şu eksiklikler dikkatimizi çekmektedir:

a.                    Kitabın kim veya kimler tarafından hazırlandığı belli değildir.

b.                    Şâirin hayatıyla ilgili olarak verilen kısa bilgiler arasında, 1949 yılında vefat ettiği ve Ankara’da Sincan yakınlarındaki Kesiktaş’ta Taptuk Baba Türbesi’nde medfun olduğu belirtilmektedir. Daha önce tanıttığımız kaynaklarda, şâirin ölüm yılı 1946 olarak verildiği ve İstanbul’da Karaca Ahmed Mezarlığı’nda yattığı kayıtlıdır. Buna rağmen verilen bilgilere herhangi bir kaynak gösterilmemiş olması, ciddî bir eksikliktir. Ayrıca, söz konusu eserde tek bir kaynak ismi geçmemektedir.

c.                    Kitapta hem çok fazla hem de çok ciddî okuma ve imla yanlışları bulunmaktadır. İlk insan ve ilk peygamberin ismi olan “Âdem” ile “insan” anlamına gelen “âdem” karıştırılmış durumdadır. Kelime, metin içindeki anlamına bakılmaksızın özel isim olarak düşünülmüş ve “Âdem” şeklinde yazılmıştır. Aynı şekilde Allah’ın isimlerinden biri olan “Hüdâ” ile “hakikat, kurtuluş” anlamına gelen “hüdâ” da karıştırılmış; bu kelime de her yerde Allah’ın adı olarak düşünülmüş ve özel isim imlasıyla yazılmıştır… Bilindiği gibi Hakk, Allah demektir; kelime yönelme ekini aldığı zaman, kesme işareti ikinci “k” ile “a” arasına konulur ve “Hakk’a” şeklinde yazılır. Kitapta ise bu kelime her zaman “Hak’ka” imlasıyla yazılmıştır. Yine, Farsça tamlamalarda birinci kelimenin sonuna tire (-) işaretinden sonra “ı” veya “i” gelmesi gerekirken, genellikle “u” harfinin yazıldığı görülmektedir. Kitaptaki ikinci şiirde şöyle bir mısra yer almaktadır:

“Vücûd-u Âdem’den gider Hak’ka yol”

Bu tek mısrada birkaç tane yanlışın toplandığı görülmektedir: Önce tamlamadaki “u” yerine “ı” gelmelidir. İkinci kelime özel isim olmayıp “insan” anlamındadır; bu sebeple de hem “” küçük yazılmalı, hem de kesme işareti kullanılmamalıdır. Son olarak da “Hak’ka” kelimesi “Hakk’a” şeklinde yazılmalıdır… görülen pek çok yanlıştan son olarak birine daha işaret edeceğim: Kelimenin sonuna eklenen uzun “â”, kelimeye “ey” anlamı katar; “Nedimâ”, “ey Nedim” demektir. Kitapta ise “ey zahidâ”, “ey Basrîyâ” şekilleri dikkati çekmektedir. Sıradan bir şair olmadığı anlaşılan Basrî Baba’nın böyle dil yanlışlan yaptığını düşünmek mümkün değildir.

Bu eksiklerine rağmen, Hasan Basrî Baba’nın şiirlerini bir arada bulmamıza imkan veren eserde, başlıksız olarak 78 şiir, 1 kıt’a, 28 müfred ve “Kıt’a-i Matem “başlığı altında da 8 dörtlük bulunmaktadır.

Şâirden bahseden kaynakları tanıttıktan sonra, asıl konumuza, yani şairin fikrî ve edebî kimliğine geçebiliriz.

Bulup bir mürşid-i dânâ, zuhurundan haberdâr ol

Olup her emrine münkad, dü-âlemde berhüdâr ol

Çerâğ-ı aşkın uyansın, vücduna ziyâdâr ol

“Ene’l-Hak” câmını nûş et, bu dâr-ı aşkta berdâr ol[7]

Soyun varlıktan kurtul darlıktan

Ayrılma Hak’tan dalma efkâre

Tevhitle yıkan bul tâze bir cân

Câna ol cânân irgil hûş-yâre

Bahr-i aşka dal kalmasın hiç kâl

Çıkma orda kal makbul ol yâre[8]

gibi tavsiyelerinden de anlaşılabileceği üzere tasavvufa meyilli bir kişiliğe sahip olması dolayısıyla, önce Kadirî, Nakşî, Rufâî ve Uşşâkî tarikatlarına intisap eden Basrî Baba, son olarak Hüsnü Baba’dan el alarak Bektaşî tarikatında karar kılmıştır. Hasan Basrî Baba’dan bahseden kaynaklar, “şiirlerinde tasavvufî telakkilere ve Bektaşî şâirlerde pek görülmeyen bazı fikirlere rastlandığı” hususunda ittifak halindedir. Bunun sebebi de, kanaatimizce, Basrî Baba’nın Bektaşîlikten önce adını biraz önce saydığımız tarikatlara girmiş ve bu tarikatlarda uzun mesafeler kat etmiş olmasıdır. Söz konusu tarikatları yakından tanımış ve bu tarikatların “rahle-i tedrisi”nden geçmiş olması, şâirin edebî ve fikrî kimliği üzerinde elbette etkili olmuştur. Bu fikrî kimlik, şâire, her şeye daha geniş bir açıdan bakma imkanı sağlamıştır. Bu özelliği sayesinde, Bektaşîliğe intisap etmiş olmasına rağmen, Bektaşîliğin ve Bektaşî edebiyatının hâkim temalarına kendi gözlüğüyle bakabilmiş; bu temalardan bazılarına karşı farklı bir tavır takınmış ve bunlara bazı ilavelerde bulunmuştur. Hasan Basrî Baba’da üzerinde durulması gereken asıl nokta, onun bu hâkim temalar karşısındaki tavrıdır. Şâirimizin bu tavrını tespit edip değerlendirebilmek için, Bektaşî edebiyatındaki hâkim temaların -kısaca- hatırlanmasında fayda vardır.

On altıncı yüzyıla kadar diğer tarikat mensuplarından çok farklı şeyleri terennüm etmeyen Bektaşî şâirler, ağırlıklı olarak Allah ile kâinâtın ayrı olmadığı (vahdet-i vücûd) inancını, Allah aşkını, Hz. Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem sevgisini, Hz. Alî kerremallâhü vecheye, çocukları olan Hasan ile Hüseyin’e, zaman zaman da diğer imamlara olan sevgi ve bağlılıklarını, benlik duygusundan kurtulmak, eline, diline, beline sahip olmak gerektiğini, başta Hacı Bektaş Velî olmak üzere tarikat şeyhlerine olan muhabbet ve bağlılıklarını işlemişlerdir. “Bektaşîliğin Birinci Dönemi” olarak adlandırılan bu dönem şairlerinde, Hz. Alî sevgisi ağır basmakla birlikte ilk üç halifeye karşı bir husûmet, hatta bir soğukluk görülmemektedir. Bektaşî edebiyatının yedi büyük şairinden biri olarak kabul edilen Fuzulî, hatırlanacağı gibi ilk üç halifeye karşı da hürmet duygularıyla doludur. Leylâ vü Mecnûn Mukaddimesi’nde dört halifeyi hürmetle yad etmekte; sıdk ile Hz. Ebubekir’i, ma’delet ile Hz. Ömer’i, hayâ ile Hz. Osman’ı ve refet ile de Hz. Alî’yi işaret etmektedir:

Ey çâr-yâr-ı kâmilürı ayân-ı mülk-i dîn

Erbâb-ı sıdk ü ma’delet ü refet ü hayâ

Devrün bu dört fasi ile bir mu’tedil zamân

Şer’un bu dört rükn ile bir mu’teber binâ

Fuzulî, aynı zamanda İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe’yi de övmekte; ona olan muhabbetini ve hayranlığını şu şekilde ifade etmektedir:

Bunda olmuş münteşir feyzi İmâm-ı A’zâmun

Bunda bulmuş behre-i ilm-i şerî’at intişâr[9]

Fuzulî gibi Bektaşî edebiyatının yedi büyük şairinden biri olan ve Şiîliği kurduğu devletin resmî ideolojisi ve temeli haline getiren Şâh İsmail Hatâyî’de de ilk üç halife hayırla yad edilmemekle birlikte, onların aleyhinde, onları aşağılayıcı veya tahkir edici tek bir mısra dahi bulunmamaktadır. Hatâyî’nin samimi duygularla yazılmış olduğu kolayca anlaşılan bir de na’tı vardır. Bunlara dayanarak, ilk üç halifeye karşı beslenen husumetin de, Hz. Alî’yi Hz. Muhammed’den daha büyük görme ve hatta ilahlaştırma inancının da on altıncı yüzyıldan sonra söz konusu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Hasan Basrî Baba’nın şiirlerini tematik olarak incelediğimiz zaman, şâirin diğer Bektaşî şâirlerin çok sık tekrar ettiği konulardan bir kısmına yer verdiğini, bir kısmına da yer vermediğini görmekteyiz. Ayrıca, diğer şâirlerde pek karşılaşmadığımız farklı temaların ele alındığını da söyleyebiliriz. Bektaşî edebiyatındaki hâkim temalarla Hasan Basrî Baba’nın bu temalar karşısındaki tavrını şu başlıklar altında incelemek mümkün-

1.                   Hz. Alî Sevgisi: Bütün Bektaşî şairler gibi, Hasan Basrî Baba da engin bir Hz. Alî sevgisine sahiptir. “Kamu âlem Alî vallâh” mısramm nakarat olarak tekrarlandığı bir şiirinde, Hz. Alî’yi yüceltme gayreti içinde olduğu anlaşılmaktadır.[10] Basrî Baba, “Şâh-ı Merdân” olarak adlandırdığı veya vasıflandırdığı Hz. Alî’yi, başındaki aklı, vücudundaki kalbi ve kalbindeki imânı olarak nitelendirmekte; bin canı olsa dahi onun yoluna feda edebileceğini söylemektedir:

Böyle bin cânım olursa râhına olsun fedâ

Serde aklım, tende cânım kalpte îmânım Alî[11]

Başka bir şiirinde, rüyasında bir cemâl gördüğünü ve bütün cihanın bu cemâlin nûruna boyandığını söyledikten sonra, gördüğü cemâlin “bâ-i bismillah”; zâhir ismi Alî, bâtını ise Allah olan kişi olduğunu ilave etmekte ve “râh-ı Murtezâ”ya dahil olma tavsiyesinde bulunmaktadır.[12]

Şâfi’-i yevm-i kıyâmettir Ali

Nâfi’-i yevm-i nedâmettir Ali

Şâh-ı Merdân, Şîr-i Yezdân’dır Ali

Tevrât, Zebur, Incîl, Kur’ân’dır Ali[13]

gibi ifadeler de, yine şairin Hz. Alî’yi yüceltme endişesinin ürünleri olmalıdır.

Bu mısraların benzerlerine, şiirlerinde dinî ve tasavvufî unsurlara yer veren bütün şâirlerde rastlamak mümkündür. Ancak, ilk üç halifenin anılmamış olması Basrî Baba’nın Bektaşî kimliğiyle alakalıdır. Hz. Alî sevgisi ve onu yüceltme endişesinde diğer Bektaşî şâirlerle birleşen şâirimizin, merkezine Hz. Alî yerleştirilerek efsaneleştirilen mirâc hadisesine yer vermemiş olması, onun Hz. Alî’yi yüceltirken ölçülü davranma ya da aşırılığa kaçmama endişesini taşıdığını da düşündürmektedir. Hatırlanacağı gibi, Bektaşî-Alevî şâirlerin mirâcnâmelerinde, Hz. Alî Hz. Muhammed’den daha önemli bir mevkiye yerleştirilir. Hz. Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem ilk altı feleği geçtikten sonra, yedinci felekte bir aslanla karşılaşmış ve onun izni olmadan daha ileriye geçememiştir. Parmağındaki yüzüğü çıkarıp aslanın ağzına vermek suretiyle yoluna devam edebilmiştir. Mirâc dönüşü uğradığı Kırklar meclisinde Kırkların başkanı olan Hz. Alî yüzüğü ağzından çıkarıp sahibine iade etmiş, İslam Peygamberi o zaman “Arslan olup yol üstünde oturan”[14] varlığın Hz. Alî olduğunu anlamıştır. Hatâyî’ye ait şu beyitte bu inanç açık olarak görülmektedir:

Hakk gördi Nebt bi-şekl-i aslan

Yedinci felekde Şîr-i Yezdân[15]

Hasan Basrî Baba’nın şiirlerinde, böyle bir mirâc tasviri bulunmamaktadır.

Bir diğer husus da, bazı Bektaşî şâirlerin ilk üç halifeye karşı takındıkları tavırdır. Sayıları fazla olmamakla birlikte, ilk üç halifeyi aşağılayıcı, tahkir edici şiirler yazan şâirlerin bulunduğunu bilmekteyiz. Mesela Teslim Abdal adlı bir Bektaşî şair şöyle diyor:

Bozuk düzen öyle gelme meydana

Ehl-i Beyt’e iman eyle gel münkir

Ömer’den Osman’dan sana fayda yok

Ehl-i Beyt’e iman eyle gel münkir

Ömer Osman Sıddik kulu nâroldu

Ana tabi olanlar da hâroldu

Ruz-ı mahşerde yüzü kara oldu

Ehl-i Beyt’e iman eyle gel münkir[16]

Aynı bakış açısı Pir Sultan Abdal’da da vardır:

Yaratıldı Mülcem ol oldu düşman

Kasd etti Ali’ye oldu peşiman

Kangı kitapta var ol Ömer Osman

Kur’an’da okunan Ali değil mi[17]

Hasan Basrî Baba, ilk üç halifeyi saygıyla anmamakla birlikte, onların aleyhinde tek bir mısra da yazmış değildir. Bu da önemli bir husustur.

Bundan daha önemli olan başka bir husus da, Hz. Alî sevgisindeki aşırılıktır. Sevgisinde ifrata kaçan bazı Alevî-Bektaşî şâirler, onu peygamberlerden de üstün görmüşler, hatta ilahlaştırmışlardır. Basrî Baba ile aynı zamanda yaşayan Derviş Ali isimli bir şâir bunlardan biridir:

Yeri göği arşı kürsü yaradan

Men Ali’den başka Tanrı görmedim

Yaradup kulunun kısmetin veren

Men Ali’den başka Tanrı görmedim

Cennet-i âlânın altundur taşı

Her ne görür isen hikmettir işi

Yüz yirmi dört bin nebî başı

Men Ali’den başka Tanrı görmedim

Derviş Ali’m bu ikrâra beli dir

Dilim söyler ama kendim delidir

Allah bir Muhammed Tanrı Ali’dir

Men Ali’den başka Tanrı görmedim[18]

Hz. Alî’nin ilahlaştırılmasından rahatsız olan ve

Hayder-i Kerrâr’a cânım fedadır

Çünki kendileri Şâh-ı velâdır

Bazı müfsidlerin sözü hebâdır

Söylüyorlar hâşâ Allah Ali’dir[19]

diyerek böyle düşünenleri müfsid olarak nitelendiren Bektaşî şâirler de bulunmaktadır. Hasan Basrî Baba da söz konusu tarikata intisap etmiş ve gönlünü Hz. Alî sevgisiyle doldurmuş olmasına rağmen, sevgisinde ve bu sevgiyi ifade etmesinde ifrata kaçmamıştır.

2.                   On İki İmam Sevgisi: “Ehl-i Beyt” ve “Hanedan” olarak da adlandırılan on iki imama karşı duyulan sevgi, Bektaşî edebiyatının ortak temalarından biridir. Bu imamlar arasında, Hz. Alî’den sonra Kerbelâ şehidi Hz. Hüseyin ile altıncı imam Caferü’s-Sâdık, daha önemli bir yere sahiptir. Hasan Basrî Baba da, şiirlerinde on iki imam sevgisini dile getirmekte ve “Hârıedânı sevmenin Hakk’ın fermânı olduğu” düşüncesindedir.[20] Şâirimizin de diğer şairler gibi “düvaz-deh”leri bulunmaktadır. Pek çok şâir “Cafer mezhebindeniz.” derken, Basrî Baba böyle bir ifade kullanmamaktadır.

3.                    Allah-Muhammed-Alî ve Muhammed-All Birliği: Bektaşî edebiyatındaki hâkim temalardan biri de, Hak-Muhammed-Alî ve Muhammed-Alî birliğidir. Bektaşî şâirler, ısrarla Allah’ın, Hz. Muhammed’in ve Hz. Alî’nin ayrı ayrı varlıklar şeklinde görülmesinin zâhirî olup, onların manâ itibarıyla “bir” ve “tek” olduğunu dile getirirler. Aynı şey, Muhammed-Alî birliği için de söz konusudur; hatta bu inanç, daha da belirgindir. “Ali Muhammed’dir Muhammed Ali” şeklindeki mısralara hemen hemen bütün Bektaşî şairlerde tesadüf edilir:

Hâşâ birbirinden kim ayrı gördü

Muhammed Ali’dir Ali Muhammed

Ali benden ben Ali’den buyurdu

Muhammed Ali’dir Ali Muhammed

şeklindeki dörtlük, Hasarî’ye aittir.[21] Kul Himmet’e göre “cemâl-i nûr”dan[22], Hatâyî’ye göre ise “sıfat-ı zât”tan bir gevher doğmuş; Muhammed Mustafâ ile Şâh İmam Haydar da bu gevherden ayan olmuşlardır:

Evvel Hû ahir Hû Allahü ekber

Sıfat-ı zâtından doğdu bir güher

Muhammed Mustafâ Şâh İmam Hayder

Oldu ol gevherden ayan Hû deyu[23]

Basrî Baba’da “Hak-Muhammed-Alî” isimleri, sadece bir şiirde birlikte zikredilmektedir. Şahsî kanaatimiz, şâirde “Hak-Muhammed-Alî” birliği inancı bulunmakla birlikte, onun bu konuda da katılıktan ve aşırılıktan uzak olduğu yönündedir.

“Muhammed-Alî” birliği konusunda ise, şâirimizin oldukça samimi olduğu anlaşılmaktadır. Bu konuyla ilgili düşünceleri, diğer şâirlerden hiç de farklı görülmemektedir. Divanında, pek çok yerde Hz. Muhammed ile Hz. Alî’yi “bir” görmek gerektiğini açık bir dille ifade etmektedir:

Bulmadı Mevlâsını Al-i abâ’ya ermeyen

Bî-basardır Muhammed’le Alî’yi bir görmeyen[24]

Yek vücûddur Mustafâ vü Mürtezâ

Böyle bil ki görmeyesin hiç kazâ[25]

gibi beyitler, Basrî Baba’nın bu konuda gayet samimi olduğunun delilleridir. Şâirin “Hak-Muhammed-Alî” birliği inancına çok sıcak bakmamasına karşılık, “Muhammed- Alî” birliği inancına daha sıcak yaklaştığını söylemek, herhalde yanlış olmayacaktır.

4.                   Yezid’e Duyulan Kin: Bütün Bektaşî şâirlerde ortak olan tema, başta Yezîd olmak üzere Muaviye ve Şimr gibi isimlere karşı beslenen kin veya nefret duygusudur. Bu kin ve nefretin en büyük sebebi ise, meşhur Kerbelâ hadisesidir. Şimr’in komuta ettiği Yezîd ordusunun, Kerbelâ’da Hz. Hüseyin’e, aile fertlerine ve taraftarlarına revâ gördüğü zulüm, Basrî Baba’nın şiirlerine de konu olmuştur:

La’net-ender-la’net olsun bed-Yezîd’in cânına

Zât-i pâkin sevmeyene ben la’net-hânım Alî[26]

Yuf olsun ey Yezîd-bed-nâm, sana ervâhına hem yuf

Yuf olsun kalpazan kallâş, sana ecdâdına hem yuf

Yuf olsun Şimir mel’ûn, sana ensâbına hem yuf

Yuf olsun İbn-i Mülcem’e, sana bed-cânına yuf [27]

Bu ve benzeri mısralarda gördüğümüz Yezîd düşmanlığı hususunda da H. Basrî Baba’nın gayet samimi olduğu ve Bektaşî şâirlerden farklı bir anlayışa sahip bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Hasan Basrî Baba’nın Bektaşî şâirlerle az veya çok ortak olduğu hususları değerlendirdikten sonra, söz konusu zümre şâirlerinde hâkim bir tema olarak yer almadığı halde, Basrî Baba’da karşılaştığımız “yeni” temaları da şu şekilde sıralayabiliriz:

1.                    Kadın: Hasan Basrî Baba Dîvânı’ndaki üçüncü şiir, kadınla ilgilidir. “Bacılar” kelimesiyle kadınlar anlatılmakta ve okuyucuya bazı tavsiyelerde bulunulmaktadır. Şâir, bacıların, yani kadınların hor görülmemesi gerektiğini, onların kalbinin rakîk, vücutlarının “Âdem tarlası” olduğunu belirtmekte ve onlara hürmet edilmelidir, demektedir:

Bacıları hor görmeyin

Kalbi rakîkdir onların

Cümlesini bir bilmeyin

Bir mi hepsi insanların

Âdem tarlası vücûdu

Şüphesiz eder sücûdu

Hak’tır onların şühûdu

Emmâresin ezenlerin

Lâzımdır onlara hürmet

Çünkü er’e eder hizmet

Hizmettir kabûl-i Hazret

Yol ve erkân bilenlerin[28]

2.                    Sosyal Tenkit: Zamandan ve bazı İnsanî değerlerini yitirmiş olan insanlardan şikayet veya bu halin tenkidi, Basrî Baba’nın Bektaşî edebiyatına kazandırdığı temalardan biridir. Bu özelliğiyle, selefi olan ve kişilik olarak kendisine benzeyen Seyranî’nin izindedir. Şâire göre, insanlardaki sadâkat rûyuna perde çekilmiş, ahbâb ve birâderde vefâ duygusundan zerre kalmamıştır. Zamane insanlarının binde birinde bile vefâ yoktur. Fakirde kanaat, zenginde de cömertlik bulunmamakta; kamı fazlasıyla tok olan zengin açın halinden anlamamaktadır:

Döner bâzîçe-i dünyâ, bir ibret al hemân gör de

Çekilmiş nâs için yâ-hû, sadâkat rûyuna perde

Vefâdan kalmamış zerre, ne ahbâb ne birâderde

Var ise gerfedâ cânım, hakikat ehli bir merde

Fakirde hiç kanâat yok, ganîde bil sehâ yoktur

Ne bilsin açın hâlinden, ganînin kamı çok toktur

Sıkıntı derd ü mihnetten ölenler, ağlayan çoktur

Zamâne insanının hem binde bir vefâsı yoktur[29]

3.                    İbadetler: İstisnaları bulunmakla birlikte, Bektaşî-Alevî şâirlerde “namaz, cami, oruç, hac, zekat” gibi ibadetler önemli bir yer işgal etmezler. “Bektaşîlikte namaz yok niyaz vardır.”[30] anlayışı yaygındır. Basrî Baba’nın ibadetler hususundaki tavrı ise diğer şairlerden farklıdır. Aşağıdaki mısralar, şâirin ibadetlerle ilgili anlayışını oldukça net bir biçimde aksettirmektedir:

İktidâ ettik imâma biz salât ettik edâ

Vech-i yâre secde kıldık bî-riyâ aldık rızâ

Câmi’-i cem’de tecemmu’ eyledi âşıkân

Haccedip verdi zekâtın savm ile gördü likâ[31]

Savm u salâtı bilmedin

Cem’ edip zekâtı vermedin

Şehâdeti hiç etmedin

Niçin uymazsın Kur’ân’a[32]

Mâ-sivâdan tecerrüttürbin siyâm ey Basrîyâ

İşte bu savmun iftârı hem cemâlullâhtır[33]

Yukarıdaki beyitler, biraz zorlanarak farklı şekillerde yorumlanabilir. Bu durum, pek çok edebî eser için geçerlidir. Dörtlük ise, böyle bir yoruma açık ya da müsait değildir. Farklı şekillerde yorumlansa bile, beyitlerde ibadet isimlerinin ve “likâ”nın ibadetler yoluyla görülebildiğinin söylenmesi, şâirin ibadetler hakkmdaki düşüncesini ifade etme ihtiyacını hissetmesiyle ilgili olmalıdır.

4.                    Bazı Kalıplaşmış İfadeler: Bektaşî şâirler tarafından çok sık tekrar edilen, belki de yüzlerce şiirde nakarat olarak tekrarlanan bazı kalıplaşmış ifadeler vardır. Bunların başında da “Lâ fetâ illâ Alî lâ seyfe illâ Zülfikâr” cümlesi gelmektedir. Dilimize “Alî’den üstün yiğit, Zülfikardan da üstün kılıç yoktur.” şeklinde çevrilmiştir. Bir başka kalıplaşmış ifade, Hz. Muhammed tarafından Hz. Alî’ye hitaben söylendiği kabul edilen “Lahmike lahmî” ve “Rûhike rûhî”cümleleridir. Bunlar da “Etin etimden, ruhun ruhumdandır.” anlamına gelmektedir. Hasan Basrî Baba, divanının hiçbir yerinde bu kalıplaşmış ifadelere yer vermemiştir. Bu da, onun Hz. Alî’yi methederken ölçülü davranmaya çalışma endişesiyle izah edilebilir.

Sonuç olarak, Üsküdarlı şair Hasan Basrî Baba’nın hem eğitimli hem de diğer tarikatları çok iyi bilen bir kişi olarak Bektaşîliğe intisap ettiği ve bu fikrî kimliğiyle, Bektaşîliğe mensup olan şâirlerin işlediği hâkim temalara, onlardan farklı yaklaştığı söylenebilir. Bunlar arasında katıldığı temalar yanında, pek sıcak bakmadığı temalar da bulunmaktadır. Ayrıca, söz konusu edebiyata yukarıda tanıtılan “yeni” temaları kazandırmış olmakla, önemli bir hizmet ve katkıda bulunmuştur. Sözlerimi Basrî Baba’nın şiirlerinin bilimsel kriterlere bağlı kalınarak hazırlanması temennisiyle tamamlamak istiyorum.

Sh:360-369

Kaynak: ÜSKÜDAR SEMPOZYUMU I BİLDİRİLER CİLT 2 İstanbul, Ocak 2004

ÜSKÜDARLI ŞÂİR HASAN BASRÎ BABA DİVÂNI

 

Tecelliden agah olan görür Hak cümle eşyayı

Sıfat-ı yar ile mevsuf olan anlar bu manayı

Tecelli bil cemalidir ikinci hem celalidir

Üçüncüsü kemalidir, süluk et bul muallayı

Sakın esmaya kayd olma, müsemmadan haberdar ol

Şuhudun daimi olsun, bırak gayrı bu rüyayı

Bilen keyfiyet-i zikri hayalata kapılmaz hiç

“Ene-‘l Hakk” na’rasın urur, gören zatında mevlayı

Melamet hırkasın giydi, müsemmadan dahi geçdi

Bu “Basri” bende-i Hayder bilince nokta-ı ba’yı

 

****

 

Cem’ oldu ehl-i vahdet, matlubları rızadır

Vahdetde buldu lezzet, dil ü cana gıdadır

Geldik canlar sizinle bu dem Cemal Cemale

Edin Cemale secde çünkü emr-i Hüdadır

Var olmak isterisen yoklukla gir meydane

Ma’nada şah olanlar zahirde bil gedadır

Niyaz eyle mürşide sana bir bade sunsun

Batın gözün açılsın aşıka bu atadır

Cennat-ı huri Gılman, ahlak-ı ahsen oldu

Düzan kibr u hasedle hem ucb ile riyadır

Nikab-ı zahir ile kayda düşme ey aşık

 Mukayyed olan rah’da;rah-ı Hakdan cüdadır

Eşya senin sıfatın, senden sana sefer kıl

“Basri” zatını anla, zata canlar fedadır

 

****

 

Mürid-i sadıkım Hikmet

Seni aldatmasın kesret

Gönülde bulasın vahdet

Şuhudun hep cemal olsun

Müeddeb ol şeriatla

 Mutahhar ol tarikatla

Hakkı hak et hakikatla

Ma’rifet sana kemal olsun

Bırak cümle kuyudatı

Sana zira yeter zatı

Oku ademden ayatı

Tekarrubla visal olsun

20/21 Ocak 1934

 

****

 

Yezid-i nefsimi katleyledim ben

Bu vücudam şehr-i kerbelasında

Div-i levvamemi bend eyledim ben

Teberra eyledim, tecella sende

“Mülhime”de ilham oldu gönlüme

“Mutmainne” yakin verdi kalbime

“Radiye” de vuslat oldu Rabbime

“Mardiye”den vücut bul illa sende

Süluk görmeyenler nakıs kaldılar

Camı elmas diye satın aldılar

Talib olanları hep aldattılar

Dalaletin anlar ta gayya sende

Dava-yı irşada gel olma talib

Ehli değilisen olursun halik

Malik ile olup ol malik

Dünya ve mafiha hem ala sende

Oniki tarikat bir yola çıkar

Nehir, ırmak, çaylar deryaya akar

Nokta-i vahdetten “Basriya” bakar

Kesret vahdetten anın el aya sende

 

****

 

Abid kisvesinde görünen Hak’dır

Sen anı gayride arama ey can

Batını Hakk olmuş zahiri halkdır

Gizli sırlarını ideyim ayan

Esma, sıfat zattan vücud istedi

Kendi vücudiyle mevcud eyledi

Alleme’l esmayı talim eyledi

Oldu adem ol dem natık-ı Kur’an

Evvel, ahir, zahir, batın ademdir

Her bir sırrı anın için mahremdir

Mazi, müstakbelde dem hep bu demdir

 “Küllü şey’in halik” “el’an kemakan”

Melamet rahının olan talibi

Enfüs ü afakta görür mahbubu

Her tarikin bunlar oldu mergubu

Hakk’a vuslat etti bu yolda piran

İfna et sıfatın fenafillahda

Yok eyle zatını bekabillahda

Zahir, batın sensin, kulsun, Allah’da

“Basri” nihayette olmuştur hayran

 

****

 

Ey talib gel cananı bul

Canan olan Kur’an bana

 Cananı ben can eyledim

 Canan olandır can bana

Canana eyle can feda

Olmayasın candan cüda

Tende canandır Mürteza

Nokta sırrı ıyan bana

Adem, ademe secdegah

Bu sırrı bilmeyen gümrah

 Muhammed, Ali beytullah

Erkan-ı din iman bana

Esrar-ı şahı bilmeyen

Zatında Hakk’ı görmeyen

Emmaresinden geçmeyen

Ne söylerse yalan bana

“Basriya” aslın kandedir

Sırrı-ı sırrullah sendedir

Canan can olmuş tendedir

Tendeki can burhan bana

 

****

 

Zahid, taklid ibadetin

Tahkike er, gir meydane

Savm u salatı bilmedin

Hac edip zekatı vermedin

Şehadeti hiç etmedin

Niçin uymazsın Kur’an’a

Cennatı, huri, gılmanı

Sıratı, mizanı, niyranı

Bunda etmezsen seyranı

Girersin sonra zindana

Kalbın yıka et taharet

Budur ancak bil ibadet

Nakd-i canı kıl kefaret

Varmak dilersen canana

Kibir, ucub, hased, riya

Bunlara derler bil dünya

Terket bunları “Basriya”

Ermek dilersen canana

 

****

 

İki cihan aslı sensin

Allah, Muhammed, Ali’sin

Şah-ı merdan dili sensin

Allah, Muhammed, Ali’sin

Sensin zübde-i mevcudat

Allah, Muhammed, Ali’sin

Alimüs-Sırr u hafiyyat

Allah, Muhammed, Ali’sin

Onsekizbin alemsin sen

Allah, Muhammed, Ali’sin

Secde olan Ademsin sen

Allah, Muhammed, Ali’sin

Sırrı-ı Kur’an hatemsin sen

Allah, Muhammed, Ali’sin

Allah, Muhammed, Ali’sin

Allah, Muhammed, Ali’sin

Şeriat, tarikat sensin

Hakikat, ma’rifet sensin

 Hadi, mudil, kudret sensin

Allah, Muhammed, Ali’sin

Afak senin aksindir bil

Gubarı gel kalbinden sil

Zerren senin Fırat u Nil

Allah, Muhammed, Ali’sin

Mü’min Allahın esması

Sensin anın müsemması

Adem, eşya muamması

Allah, Muhammed, Ali’sin

Esfel ü alada kalma

 Esma, müsemmada kalma

Sırrı-ı ev ednada kalma

 Allah, Muhammed, Ali’sin

Basri babanın eş’arı

Şeksizdir riyadan arı

Ayan etti hep esrarı

 Allah, Muhammed, Ali’sin

**

Kelamın kadrini bilene söyle

Şalgam pazarında cevher satılmaz

 Bulunduğun meclisi bir süz de şöyle

 Huzurla muhabbet eden yanılmaz

Nadan sohbetinden ictinab eyle

Ketum ol, geleni söyleme dile

Zevrak-ı gönlü kaptırma sele

Kırarsın dümeni sonra yapılmaz

Her gördüğün şahsı bilme sen insan

Sureti insandır, sıreti hayvan

Haber verdi bana bu remzi Kur’an

Remzi anlamayan muhib sayılmaz

Talibsen matlubun rengine boyan

 Gaflet uykusundan gel artık uyan

Görmek istemezsen kardeş sen tufan

Erkan-ı erenler oyuncak olmaz

Rah-ı erenlerde muhkem dur “Basri”

Fark u temyiz eyle hayr ile şerri

Zevk et derununda lutf ile kahrı

Cam-ı vahdet içen ebed ayılmaz

 

****

 

Melaik sıfatım, zatımdır adem

Sıfatım zatıma eyledi sücud

Zatımla sıfatım her anda hemdem

Arif olmayanlar oldular merdud

Kesrette zatımı eyledim ıyan

“Te’vem” dir buyurdu ademle Kur’an

Anlamaz bu remzi sireti hayvan

Çünkü verdi onlar kendine vücud

Zat-ı Hakk’da ifna eyleyen varın

Çıkarır gönlünden kamu ağyarın

Her nazarda görür vechini yarın

“Semme vechullad” da sacid ü mescud

“Basri” basiretten dur olma zinhar

Dünya vü mafiha budur ey yar

Görünen kendinsin bil yoktur ağyar

 Anasır donunda kulsun, hem mabud

 

****

 

Talib ol cismin aşk ile yansın

İç cam-ı tevhid kalbin uyansın

Sahilde gezme, gevherler çıkar

Necata mazhar sen bir ummansın

Enfüste mevcud, afakta meşhud

Kur’an-ı natık kamil insansın

Vemaerselnak” sırrı sendedir

Fehm eyle ey can-ı canansın

Cümle eşyanın sensin matlubu

Mazhar-ı cami sahip-fermansın

Cemal-i yari zevkle görenler

Her renge “Basri” gibi boyansın

 

****

 

Zühdü terk eyleyip girdim meydana

Çerağlar uyandı ikrara geldim

Attım inkarımı geldim imana

Okundu ayatım esrara geldim

Fark u cem’i zevk eyledim o demde

Cemü’l-cem’i buldum kendi özümde

 İşiten söyleyen Hakk’dır dilimde

Natık-ı Kur’an Hayder-i Kerrar’a geldim

Kur’an ben imişim beldim anladım

Geçen suçum için pek çok ağladım

Pend-i erenleri bele bağladım

Pirlerin sultanı Hünkar’a geldim

Tecelli eyledi Ali’den zatı

Cemalinde gördüm ef’al, sıfatı

 “Basri” içti andan ab-ı hayatı

Yüzüm hake sürüp hüşyare geldim

 

****

 

Tarikat sırrından olmuşum agah

Okudum başımı, başa baş oldum

Seraser görmüşüm “Semme Vechullah”

Yetmişiki ile ben kardeş oldum

Elvana aldanmam birdir görünen

Gayri yoktur odur seven, sevilen

Haktır elhak her cilveye bürünen

Sırru’s-sırrı bildim de sırdaş oldum

Kadiri, Rifai, Nakşi, Halidi

Uşşaki müsemma, esma söyledi

Yedi asıl, beşi fer’idir dedi

Hacı Bektaş ile hem Bektaş oldum

Melamette buldum neş’e-i tammı

Tecerrüd eyledim attım hem namı

Aradığın buldun “Basri” encamı

Anın ile ben her dem haldaş oldum

 

****

 

Kelam-ı ehlullah Kelamullahtır

Nutk ile kafiri müslüman eyler

İnsan-ı kamil bil heybettullahtır

 İsm-i Cami’den nümayan eyler

Ah u zar eylemez aşk ehli asla

Baran gibi yağsa ana belaya

Cifeyi pak eder bu azim derya

Dilerse heman demde tufan eyler

Bülbül güle aşık, gül de bülbüle

Bedkelam getirme arif ol dile

Oku esma, müsemmayı da belle

Kuş dilin bilen Hak, Süleyman eyler

“Basriya” noktadır asl-ı mevdudat

İncinmesin senden asla mahlukat

Hep sıfat-ı Hakk’dır bu taayyünat

Bu zevki gönülde o sultan eyler

 

****

 

Kayıttan olduk azade

Biz nazenin Baktaşiyiz

Erdik hamd olsun murade

 Biz nazenin Baktaşiyiz

Erkanımız erkan-ı Hak

Esrarımız anlamaz halk

Biziz işte abd-i mutlak

 Biz nazenin Baktaşiyiz

Gördük biz Hak cemalini

Cemalinden kemalini

Talibiz hem visalini

 Biz nazenin Baktaşiyiz

Geçtik dünya ve ukbadan

Mazi, müstakbel, ferdadan

Beyhude kuru kavgadan

Biz nazenin Baktaşiyiz

Yoktur bizde havf u reca

Gayri bir yana iltica

Okuduk mürşidden heca

 Biz nazenin Baktaşiyiz

Aybı gördük nefsimizde

Nefsimizde kıldık mürde

Sultan-ı ruh oldu zinde

Biz nazenin Baktaşiyiz

Nasibi olanlar erden

Geçerler can ile serden

Dem urur Kalu beladan

Biz nazenin Baktaşiyiz

İçtik ol cam-ı vahdetten

Ders aldık nakşı suretten

Kurtulduk “Basri” kesretten

Biz nazenin Baktaşiyiz

 

****

 

Melamet hırkasın giydim arkama

“El fakrü Fahri”yi koydum başıma

Mihneti hem rahat bildim canıma

Cefada bulmuşum şimdi safayı

Yolumuzu “naci”dir maksudumuz

Hakk Eğer talib isen gör “Hakk”ı bir bak

Ateş-i aşk ile gel vücudun yak

Çıkar gönülden artık nefs ü hevayı

Erenlerin pendin tut can u dilden

Doğruluğu sakın bırakma elden

Yüzünü daima kaldırma yerden

Bulayım der isen eğer rızayı

İstikamet lazım bul yolda evvel

Sonta mürşid sözün tut olma tembel

Akıt gözden yaşı şöyle olsun sel

Cuşa getir aşık, aşkla deryayı

İkrara erdinse bozma ahdini

Kamil ol, bulup mürşid demini

“Basri” kurtar, kaptan ol gemini

Dikkat et çarpmasın taş ve kayayı

 

****

 

Hakikat meyhanesidir bilmiş ol kamil vücud

Nutku dem, peymane femdir, nuş eden sekran olur

“Men aref” dersinden agah olmayan biganedir

Etmeyen ikrar-ı iman dü cihan hüsran olur

Nokta nokta okuyan adem vücut ayatını

 “Ya’rifun” esrarına vakıf olup insan olur

Hak libasıyla telebbüs eyle kalıbın değiş

Kalbi kalbe rabtedenler kalb ile irfan olur

Mürşid-i kamil elinden bade-i aşk içen

Şeş cihatın Hak görüp, hem Hak olup hayran olur

Hakk’ı halkda halkı Hakk’da seyr eden

Hay’dır ebed Bu deme vasıl olanlar “Basriya” piran olur

 

****

 

Sala ey arifan guş eyleyin bir hoş hitabım var

Bu şi’rim cüstücü itmek gerekir öz cevabım var

Soyundum, hırka-puşum şah-ı aşka intisabım var

 Riyaziyyun kalır aciz, bilinmez bir hesabım var

Bu sırr-ı aşka her aşık haberdar olmaz alemde

Harabat ehli elbette gezer her demde matemde

Ne hikmet, vakıf-ı esrar bulunmaz binbir ademde

Riyaziyyun kalır aciz, bilinmez bir hesabım var

Melamet üzredir daim olanlar noktadan agah

Tecerrüd eyleyenler masivadan hep görür Allah

 “Aref” sırrından ol agah, beka mülkinde sen ol şah

Riyaziyyun kalır aciz, bilinmez bir hesabım var

Bilen esrar-ı tevhidi halas oldu esaretten

Karin-i Hak olan sadri olup geçdi kıraatden

Esir-i nefs olan kurtulmadı asla dalaletden

Riyaziyyun kalır aciz, bilinmez bir hesabım var

Basiret üzre ol daim görüp elvana aldanma

 Mukayyed olma mutlak ol bakıp devrane aldanma

Bulup Mehdi-i insanı sakın hayvana aldanma

Riyaziyyun kalır aciz, bilinmez bir hesabım var

Yürü kalu-bela esrarını seyr eyle kamilde

Nikab-ı kesreti çak et, tevella eyle et secde

Tegafülden hazer kıl “Basriya” esrar-ı Hak sende

Riyaziyyun kalır aciz, bilinmez bir hesabım var

 

****

 

Gelin ey ehl-i dilan dideyi al kan edelim

Geldi hem mah-ı muharrem sineyi suzan edelim

Dökelim yaş yerine kan anup ol günü bugün

Şöyle feryad edelim dünyayı lerzan edelim

Çıkarup lebs-i süruru giyelim kareleri

O kadar ağlayalım ki Nuh tufanı edelim

Hanedan-ı ehl-i beytin yoluna ey aşıkan

Çekelim hançer-i aşkı canı kurban edelim

Kerebela’da ehl-i beytin çektiği cevr ü siteme

Ol yezidanın elinden, lean-ı yezidan edelim

Yakışır mı ehl-i beyte bu kadar cevr ü cefa

Bir değil lanet zahid, sad hezeran edelim

Şah Hüseyn-i Kerbela’nın bendesiyiz “Basriya”

Matemi bir ay değil, biz heman her an edelim

 

****

 

Genc-i Hak ebvabının miftahıdır bil rabıtam

 Mürşid-i rah-ı hüda insanıdır bil rabıtam

Bir nazarda berzahı hem esfeli ala eder

Bi-deva bir hastanın lokmanıdır bil rabıtam

Merd-i meydan-ı mücerreb eyleyüb tecrid eder

 Levh-i dil sultanın sultanıdır bil rabıtam

Seyredüp manada etvar-ı süluku aşk ile

Aşıkanın aşk ile cenanıdır bil rabıtam

Rabteyle rabbe yakın ol bir mürebbi bul heman

 Ol mürebbi-i ekmelin derbanıdır bil rabıtam

Zebh-i nefs et rah-ı aşkda bul makam-ı münteha

Hacc-ı Hak kurbanının, kurbanıdır bil rabıtam

Geç nevakısdan, yapış arif ele gel “Basriya”

Arifin irfanının irfanıdır bil rabıtam

 

****

 

Erenler yoluna talibsen aşık

 Bir ere bende ol, her er er olmaz

Ser-i tarikatda ola gör sadık

Bağ-ı hakikatda açan gül solmaz

Nefsinde icra et “men aref” dersin

Aldatmasın seni fir’avn-ı nefsin

Ehl-i kemal oldum deyüp gezersin

Taklid ile yürüyen marifet bulmaz

Ucub, kibir, riya, hased her yanın

Bunlara müsait midir edyanın

Öyle midir senin ikrar ü imanın

Bulanıktır kalbin neden durulmaz

Arifler kelamın anlayan “Basri”

Tecerrüd eyleyüb terk eder dehri

Bir anda geçer hem umman ve nehri

Ehl-i Hak deryaya dalar boğulmaz

 

****

 

Çıkar kalbinden inkarı

Nedir bildin ise ikrarı

Takın tevhid-i etvarı

Sakın emmareye uyma

Buluğa vasıl olmadan

Henüz nefsini bilmeden

Nedir mürşidi görmeden

Sakın emmareye uyma

Emmare ashabı hayvan

Radiye ashabı insan

Safiyeyi bul ey can

Sakın emmareye uyma

Terk et dildeki da’vayı

Bulasın ta ki rizayı

Çek esma ve müsemmayı

Sakın emmareye uyma

“Basri” pirandan uyandı

Esmaullaha boyandı

Bab-ı mürşide dayandı

Sakın emmareye uyma

 

****

 

Biz elest bezminde gördük vech-i yarı aşıkız

Ahd-i biat eyledik ta o zamandan sadıkız

Bade-i aşkı içeliden beri ey zahida

Hab-ı gafletten uyandık ta mahşer ayıkız

Canı canan yoluna koyduk anı zikreyleriz

Zakiriz, mezkur-i daim lezzetinden zaikiz

Her ne denlü ta’n ederseniz bize hiç gam değil

Yokluk ile Hak katında yine size faikiz

Beyt-i dilden masivayı nefy ü ihrac eyledik

“Basriya” ol sebebden lutf-ı Hakk’a layıkız

 

****

 

Düzahda suzan olmamak istersen ey can

İnsan ola gör, zira ki insan Ali’dir

Kim ki ehl-i beyt aşkıyle olduysa giryan

Verir devasın, hazık-ı lokman Ali’dir

Yedi iklim’e seyr ü sefer eyledin ise

Aldın beratı deste, o ferman-ı Ali’dir

Gören, görünen, söyleyen, hem işiten oldur

 İncil, Zebur, Tevrat, Kur’an Ali’dir

Terk et gafleti, cümleyi bir eyle heman dem

Aldanma isme, on iki piran Ali’dir

Şek etme sakın her dü cihan şah-ı velayet

“Basri”den diyen işte bu divanı Ali’dir

Üsküdar 1340

****

 

Zümre-i naciden olmak istersen

Muhammed Ali’nin damenini tut

Beyt-i Hakk’a dahil olmak istersen

Muhammed Ali’nin damenini tut

Rah-ı müstakimden dışarı çıkma

Tehi görüp bir can kalbini yıkma

Lanet haklasını boynuna takma

Muhammed Ali’nin damenini tut

Mümin lafzı murad değil bi’l-isbat

Sual hesab vardır bil ba’de’l-memat

İçmek ister isen ger ab-ı hayat

Muhammed Ali’nin damenini tut

Nefs-i emmarenden tecerrüd eyle

Cümle masivadan teferrüd eyle

Soyun libasından tecerrüd eyle

Muhammed Ali’nin damenini tut

Terk eyle dünyayı, fena encamını

 Safasından çokdur çünkü alamı

Tasdik et canan on iki imamı

Muhammed Ali’nin damenini tut

Mukallid-i raha gel olma bende

Zira kalkmamışdır gözünden perde

Ak ile ademe kıl “Basri” secde

Muhammed Ali’nin damenini tut

 

****

 

Muhibbin ikrarı benim

Münkirin inkarı benim

On iki tarikat birdir

Hepsinin esrarı benim

İsm-i hadi’den hidayet

 İsm-i mudil’den dalalet

Bu sırrı bilmek keramet

Talibin didarı benim

Ef’al ü sıfatın mahvet

 Zatını zatında cem’et

Fark ba’de’l-cem-i ezber et

Bulup bir pir-i hoşyarı

Tevhid et zatını anla

Müsavidir la vü illa

Mazhariyettir aldanma

Bir et yar ile ağyarı

“Basri” basiretle hayran

Her yüzden görünen canan

Ene-‘l insan, ene-‘l Kur’an

Böyle söyledi hünkarı

 

****

 

Hangi dindensin ey aşık

Söyle bana nedir edyan

Rah-ı Hak’da ol sen sadık

Şeksiz olandır naciyan

Nedir Adem, nedir Havva?

 Bunlardaki olan esma

Mevcudiyet hep esma

Yok tecelliyatta payan

Adab-ı erkanı bildinse

Habb-i sivayı bildinse

Meydan-ı şaha geldinse

Nice dideden olmaz giryan

İnceden incedir bu yol

Ara bir mürşid-i kamil bul

Her emrine olasın kul

Bulur mevlasın arayan

“Basri” bende-i pirandır

Tecelliyata hayrandır

Bu sırrı bilen insandır

Kenz-i Hak bize aşiyan

 

****

 

İmamım Ali’dir, şahim Hasen’dir

Hüseynim yoluna koydum bu canı

Zeyne’l-aba zeyn-i al-i abadır

Bakır’den almışım nur-i irfanı

Caferü-s’ Sadık’ın hakdır mezhebi

Musa-yı Kazım’den aldım edebi

 İmam-ı Rıza’dır varis-i nebi

Gördüm bu noktadan yolu, erkanı

Taki’nin rahında oldum muttaki

Delilim oldu hem İmam-ı Naki

İmam-ı Askeri gösterdi Hakk’ı

Hidayet Mehdi’den bulan insanı

Ehl-i beyt rahında “Basri” fedadır

 Bu yoldan ayrılan Hakk’dan cüdadır

Bunlardan zuhurat eden Hudadır

Hanedanı sevmek Hakk’ın fermanı

 

****

 

Muhammed’le Ali bir can

Ali, ali, Alai Kur’an

Muhammed’dir nur-ı yezdan

Ali’dir tendeki canan

Muhammed ism-i zahirdir

Ali ism-i batındır

Muhammed ism-i evveldir

Ali’dir ahir-i devran

Muhammed bil şeriattır

Ali dahi tarikattır

Muhammed hem hakikattır

Ali marifet-ı aşıkan

Muhammeddir bil namaazı

Ali mürşid et niyazı

Na-ehle deme bu razı

Ali on iki imaman

Nizam-ı alem Muhammed

Ali’dir “Allahu’s-Samed”

“Lem yelid”dir “ve lem yuled”

Ali’dir ondört ma’suman

Muhammed “Basri” vücudun

Ali’dir cümle şühudun

Şah-ı merdandır sücudun

Ali matlub, Ali piran

 

****

 

“Zahidi tuttum içirdim

 Cebrile bir cür’a mey

Kuvve-i bazu ile

Hayvanı insan eyledim”

 

****

 

İktida ettik imama, biz salat ettik eda

Vech-i yare secde kıldık aldık rıza

Hem salat-ı hamse kandırmaz ki biz teşneyiz

Hak ile ma’mur olanlar bir nefes olmaz cüda

Cami-i cemde tecemmu’ eyledi hep aşıkan

Hac edüp verdi zekatın savm ile gördü lika

“Semme Vechullah”ı arifdir şehadet eyledi

 Kesret içre vahdeti zevk eyleyüp buldu safa

Hak nazar kıl, gafil olma, her sıfat bil ayn-ı

Sırr-ı vahdetten haberdar oldun ise “Basriya

 

****

 

Tevellüd eyledi şahım Ali bu kalbi “Basri”den

Çeküp gülbangini candan dedi ya Allah, eyvallah

 

****

 

Şahid-i gaybı meşhude çalış

Ayne’l yakinin temkini bulsun

Tezhib-i ahlak itmeye alış

İnsan-ı kamil karinin olsun

Evham ü hayalden pak et özünü

Mazi müstakbelin anma sözünü

Kıble-i ma’naya çevir yüzünü

 Feyz-i ilahi gönlüne dolsun

Zat-ı tecellaya gönül bağladı

Zevk-i daimle her an çağladı

“Basri” taayyünde özün anladı

Batında mutlaksın, zahirde kulsun

 

****

 

Bağ-ı vahdeti biz ettik küşade

Talib olanlara ihsana geldik

Bezm-i elestde çok içmişiz bade

Zevk-i daim ile mestane geldik

Maden, nebat, hayvan devrinden geçdik

 Har u haşaki hem aşkile biçdik

Ağyarı, yar edüp görüp de bildik

Devr edüp devranı insane geldik

Alim-i ledünni okutdu bizi

Ne satır biliriz ve ne de yazı

Kale almayız hiç beyhude sözü

Batın yüzü gören ihvane geldik

Anlayamaz akl-ı mukayyed

Zevk edenler bilir cem’ ile farkı

Görürler daima bu halkdan Hakk’ı

 Bu sırrı fehm eden irfana geldik

Ma’rifet-i nefse et, bezl-i kudret

Per açup alem-i asla et ric’at

“Basri” dün olmasın, ol ali himmet

Muhtelifü’l’ elvan bir ana geldik

 

****

 

Vahidiyet kadehinden hamr-ı vahdet nuş eden

Yok eder kendini “Basri” zatı, zatullah olur

 

****

 

Kamil insan bulmayan insana olmaz aşina

“Men aref’den bilmeyen irfana olmaz aşina

Canını canan uğrunda mahv u ifna etmeyen

“Küntü kenz” esrarını iklim-i tende görmeyen

Alim-i dehr olsa da Kur’an’a olmaz aşina

Kesret içre gark olur, imana olmaz aşina

Enfüse bak arif ol, afakta Hakk’ı isteme

Nefsin idrak etmeyen sultana olmaz aşina

 

****

 

Har armağanıdır, inat cahilin,

Sükut arifindir, seyran kamilin

 

****

 

Rah-ı Hakk’a talib ol, aşka niyet eyle er ol, er

Yetmiş ikiyi bir et, hemen izzet eyle er ol, er

Sende senlik yokdur asla, haberdar ol gel aslından

Havatırdan beri ol, zevk-i halvet eyle er ol, er

Çıkar esnam-ı kuyudatı, er ol da ka’be-yi kalbden

Bu kesretden halas ol, her an vecd eyle, er ol, er

Fena bulmaz vücud asla, fena bulan cehaletdir

Bu dersi kamile sor, canla hürmet eyle, er ol er

Beka bizzat durur zatın, fena bilitibaridir

Neş’e-yi zata yetiş, asla ric’at eyle, er ol er

Mukayyed anlama zinhar tecelliyatı ey “Basri”

Cami-i sıfat olup Hakk’a vuslat eyle, er ol er

 

****

 

İntihayı iptidadan gördü Hikmet “Basriya”

Narını nur eyleyüp, vahdetle oldu pür-ziya

 

****

 

Çar unsur ile mevla kendin izhar eyledi

Zat u esma vü sıfatıyla devvar eyledi

Çok zamanlar devr ile ol puta-ı aşkda yanup

Akıbet insan-ı kamil oldu ikrar eyledi

Kurdu bir bazar-ı kesret, alan satan kendidir

 Bilmeyenler gördü mahluk, bilen settar eyledi

Söyleyen de dinleyen de ol durur etme aceb

 Hem kelim ü hem semidir böyle etvar eyledi

Yetmeyenler birliğe bu kesret içre oldu gark

Kimini bülbül edip zar, kimini har eyledi

Zat-ı Mansurdan “Ene-l Hakk” razını ifşa eyleyüp

Suret-i Mansura isnad ile berdar eyledi

“Basriya” sundu bu camı teşnegan-ı vahdete

Nuş edenler oldu huşyar, gayrı ağyar eyledi

 

****

 

Dahil olmak ister isen barigah-ı vahdete

Can u dilden et tecerrüd elveda et kesrete

 

****

 

Na-ehle söyleme esrar-ı Hakk’ı

Sırrı sır edenin demine hu hu

Teşvişe düşürme beyhude halkı

Sırrı sır edenin demine hu hu

Remz-i şeriatdan olanlar agah

Pir-i tarikatle oldular agah

Hakikat, marifet, lebi eyvallah

Sırrı sır edenin demine hu hu

Alanlar dersi ilm-i esmadan

Sani’i görürler hep müsemmadan

Feyzyab olurlar nokta-i badan

Sırrı sır edenin demine hu hu

Alem Adem oldu, Adem de

Alem Böyle mestur etdi “nun ve’l-kalem”

Âdemdir sırr-ı Hak bil sahib-kerem

Sırrı sır edenin demine hu hu

Mey-i vahdetten bir zerreyi nuş et

“Men reani” sırrın iyice guş et

Rah-ı Hakk’da daim cuş u huruş et

Sırrı sır edenin demine hu hu

Halife-i Hakdır Adem-i ma’na

“Velekad kerremna” rumuzun anla

Manasın müftiye hakime sorma

Sırrı sır edenin demine hu hu

Dergah-ı Ali’de bekle “Basriya”

Hem gubar-ı şahı eyle tutiya

Budur muhibbana eyle tutiya

Sırrı sır edenin demine hu hu

 

****

 

Almayan nasibin nokta-i ba’dan

Kaldı dalaletde hidayet bulmaz

Mahrum olur elbet reşadet bulmaz

Vücud-i Ademden gider Hakk’a yol

 Ehl-i Hakk için yokdur sağ u sol

Miftah-ı Ademi durma ara bul

Daim marız olan nekahet bulmaz

Ulum-ı evvelin sırrı “ba” dadır

Ulum-ı ahirin Murtaza’dadır

Camiu’ll esma müsemmadadır

Bahr-ı bi-payandır nihayet bulmaz

Merd-i kamil yokdur deme cihanda

Gafletten beri ol gezme yabanda

Bülbül gülistanda, baykuş viranda

Şekavet ehli bil saadet bulmaz

Her zerrede zahir sırr-ı sırrullah

Basiret ehlidir olanlar agah

Tatmadı bu zevki gafil-i gümrah

Hüsrandadır çünki iradet bulmaz

“Basriya” birlikte zevk almayanlar

Derya-yı vahdete bir dalmayanlar

Kesretde vahdeti hem bulmayanlar

Alim olsa ilm-i keramet bulmaz

 

****

 

Gubar-ı şekki at kalbinden, temaşa-yı cemal eyle

 Celali perdesinden geç, heman kali hal eyle

Anasırdan soyun durma, seni sende visal eyle

“Reani” sırrını Adem-i ma’nadan sual eyle

İdüp her lahzada mi’rac, zevalin var kemal eyle

Soyun ten kisvesinden, gel, özün, zat-ı rical eyle

Hakikat talib-i Haksın yürü masivadan geç

Sakın aldanma nefsine, şeyatin ü hevadan geç

Bina-yı kalbe malik ol, hazer zahir gınadan geç

Fena-yı Hakk ile fani olup kayd-ı likadan geç

İdüp her lahzada mi’rac, zevalin var kemal eyle

Soyun ten kisvesinden, gel, özün, zat-ı rical eyle

Bulup bir mürşid-i dana zuhurundan haberdar ol

Olup her emrine münkad dü alemde berhudar ol

Çerağ-ı aşkın uyansın vücuduna ziyadar ol

“Enel Hakk” camını nuş et aşka berdar ol

İdüp her lahzada mi’rac, zevalin var kemal eyle

Soyun ten kisvesinden, gel, özün, zat-ı rical eyle

Bu mevcudata ibretle nazar ettinse ey Basri

Hakikat rahına azm u sefer ettinse ey Basri

Kara taşı mücerred pak cevher ettinse ey Basri

Ma’rifet aleminde bir hüner ettinse ey Basri

İdüp her lahzada mi’rac, zevalin var kemal eyle

Soyun ten kisvesinden, gel, özün, zat-ı rical eyle

 

****

 

Sözüm dinle behey aşık

Yolunda hem olup sadık

 Rıza-i Hakk’a ol layık

Atadır ha, atadır ha

Avamın sen sözün duyma

Yanılup anlara uyma

Yılanın kuyruğun basma

Beladır ha, beladır ha

Erenler niyazın pek tut

 Kara taşın olur yakut

Verir ise zehir hem yut

Şifadır ha, şifadır ha

Eyi kötü ne derlerse

Tohum gibi ekerlerse

Seni dara çekerlerse

Bekadır ha, bekadır ha

Güle bak görme harı

Hemen yar eyle agyarı

Gülistan eylesen narı

Cinandır ha, cinandır ha

Tarik-i aşkda ol kaim

Şuhudun olsun Hakk daim

Budur salat, budur saim

Devadır ha, devadır ha

Bulup bir pak damanı

Bulursun derde dermanı

Nidersin gayri lokmanı

Rehadır ha, rehadır ha

Sabir ol sen aşkında

 Dükelü erdi mihnete

“Basri” her demde hayretde

Safadır ha, safadır ha

**

Kulağın tut behey aşık işit ilham-i şeydayı

Tutup bir damen-i piri gör anda vech-i mevlayı

Muradın şendedir billah, dolanma kuh u sahrayı

Semi’ ismine mazhar ol, dinle tesbih-i eşyayı

Basir ismine mazhar ol, görürsün sen müsemmayı

Bed ahlak var ise sende, güzel ahlaka tebdil et

 Fena bulur vücud bir gün, hemen sa’y eyle ta’cil et

Yıkayıp hane-i kalbi, gönül levhine tescil et

Semi’ ismine mazhar ol, dinle tesbih-i eşyayı

Basir ismine mazhar ol, görürsün sen müsemmayı

Kıyl u kalden, gıll u gışden geçip nefsini saf eyle

Bulursun kabeyi tende, sen de tavaf eyle

Aklı nefse nikah et, hane-i kalbde zifaf eyle

Semi’ ismine mazhar ol, dinle tesbih-i eşyayı

Basir ismine mazhar ol, görürsün sen müsemmayı

Sana derdin budur “Basri” dünya ve ukbaya aldanma

Şarab-ı la yezaliden içup sahbaya aldanma

Eğer manaya aşıksan ruy-ı leylaya aldanma

Semi’ ismine mazhar ol, dinle tesbih-i eşyayı

Basir ismine mazhar ol, görürsün sen müsemmayı

 

****

 

Mekteb-i ilm-i ledünde kim ki irfan olmadı

Suret-i insanda kaldı, özü insan olmadı

Geçmeyenler benliğinden rah-ı zulmette kalup

Nefsine kul oldu anlar, ehl-i vicdan olmadı

Nerden gelüp, nereye gittiğini anlayanlar

 Vasıl-ı Hakk oldu anlar, ehl-i hüsran olmadı

Nabzıyle teşhis olunmaz hasta-yı aşk ey tabib

Kim ki bu esrarı bilmez, bil ki Lokman olmadı

“Nokta-i ba” sırrına mahrem olanlar “Basriya”

Bir nefes bu alem-i nasutda mihman olmadı

 

****

 

Sofi bizi ta’n eyleme

Al-i aba bendesiyiz

Na-seza laf hiç söyleme

Al-i aba bendesiyiz

Şah-ı merdandır ulumuz

Hakk’a ulaşır yolumuz

Birdir bizim sağ u solumuz

Al-i aba bendesiyiz

Evvel ebed sırrı biziz

Mevcudatın tümü biziz

“Kenz-i mahfi” kenzi biziz

 Al-i aba bendesiyiz

Ağyarı gönülden sildik

Rabbimizi görüp bildik

Sefine-i Nuh’a bindik

Al-i aba bendesiyiz

Kesti nefsi hançer-i la

Kaldı heman baki illa

Eyledik candan tevella

Al-i aba bendesiyiz

Birdir seçer oniki şah

Zuhur eyler burdan Allah

Nutka sen de bu eyvallah

Al-i aba bendesiyiz

“Basri” kuldur erenlere

Hakk yoluna gidenlere

Hakk’ı halkda görenlere

Al-i aba bendesiyiz

 

****

 

Tevella ehliyiz sofi

 Biz tabi-i Hüseyniyiz

 Sevdik onu olduk safi

Biz tabi-i Hüseyniyiz

Sev Hüseyni ez-can u dil

Hakk’a Hüseynidir delil

Hüseynidir zat-ı celil

Biz tabi-i Hüseyniyiz

Hüseyniyim diyen kişi

Çıkarır kalbden teşvişi

İncinmez andan bir kişi

 Biz tabi-i Hüseyniyiz

Hüseynilerdedir derman

Anlardadır ikrar iman

Amirdir bu nutk-ı Kur’an

 Biz tabi-i Hüseyniyiz

Hüseynin rahında “Basri”

Terk etti can ile sırrı

Sala ey arifan cehri

 Biz tabi-i Hüseyniyiz

 

****

 

Hak ile nahakkı tanır arifan olduk bugün

Yetmiş iki cihan birle naciya olduk bugün

Oniki İmam’a ikrar eyledik ez can ü dil

Nefsimiz kurban edüp de bendegan olduk bugün

Enfüs ü afakı fehm ile teberra eyledik

Biz tevella ehliyiz hem şadman olduk bugün

Dest-i Hayder’den içüben kevseri ruz-i ezel

Yad edüp bizler Hüseyni teşnegan olduk bugün

 


[1] Yard. Doç. Dr., Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü.

[2]  “Basrî Baba”, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Dergah Yayınları, İstanbul 1977, C. I, s. 341.

[3]  Sadettin Nüzhet, Bektaşî Şairleri, İstanbul Devlet Matbaası, İstanbul 1930, s. 26-32.

[4]  Turgut Koca, Bektaşi Alevi Şairleri ve Nefesleri, Maarif Kitaphanesi Yayınlan, İstanbul 1990, s. 744-747.

[5]  İsmail Özmen, Alevi Bektaşi Şiirleri Antolojisi, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 1998, C. V, s. 159-162.

[6]  H. Basrî Baba Dîvânı, Ziya Baba Karaşar İnanç Eğitim Hayır Vakfı Yayınları, Ankara 2002.

[7]  Age, s. 31.

[8]  Age, s. 78.

[9]  Fuzulî’deki bu ve benzeri ifadeler için bk: Abdülkadir Karahan, Fuzulî, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınlan, İstanbul 1996, s. 237-241.

[10]             H. Basri Baba, s. 12-13.

[11]  Age, s. 18.

[12]  Age, s. 20.

[13]  Age, s. 36.

[14]  Cahit Öztelli, Pir Sultan Abdal, Milliyet Yayınlan, İstanbul 1971, s. 93.

[15]  Azizaga Memmedov, Şah İsmail Hatai, Azerbaycan Elmler Akademiyası Neşriyatı, Bakı 1966, C. I, s. 46.

[16]  Turgut Koca, age, s. 289.

[17]  C. Öztelli, age, s. 94.

*7 I. Melikoff, Uyur İdik Uyardılar, Cem Yayınevi, ikinci Baskı, İstanbul 1994, s. 43-44.

[19]  T. Koca, age, s. 671.

[20]  H. Basri Baba Divanı, s. 41.

[21]  Besim Atalay, Bektaşilik ve Edebiyatı, Ant Yayınları, İkinci Baskı, İstanbul 1991, s.105.

[22]  Age, s. 102.

[23]  Nejat Birdoğan, Şah İsmail Hatai, Can Yayınlan, İstanbul 1991, s. 101.

[24]  H. Basri, s. 93.

[25]  Age, s. 37.

[26]  Age, s. 18.

[27]  Age, s. 26.

[28]  Age, s. 3.

[29]  Age, s. 17.

[30]  B. Atalay, age, s. 27.

[31]  H. Basri, s. 40.

[32]  Age, s. 86.

[33]  Age, s. 92.

 

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s