SEYYÎD HÂFIZ BALIKLIZÂDE AHMED MÂHİR EFENDİ Kaddesellâhû Sırrahû’l Azîz Hazretleri

AHMED MÂHİR EFENDİ HAZRETLERİ

AHMED MÂHİR EFENDİ HAZRETLERİ

Son dönem âlimlerinden ve siyaset adamlarından olan Ahmed Mahir Efendi 1860(1861?) yılında Kastamonu’da doğmuştur. Ailesi Ballıklı Efendizade lakabıyla tanınmaktaydı. Dedesi Hafız Mehmed Nureddin Efendi, babası ise Kastamonu Ticaret Reisliği yapmış olan Seyyid Hafız Mehmed Said Efendidir.

İlköğrenimini Nasrullah Mektebi’nde aldıktan sonra Merdiyye Medresesi’ne devam ederek büyük velî-âlim Seyyîd Ahmed Hicâbî hazretlerinden icâzet aldı (1882-83).Medreselerde tefsir, ilm-i kelam dersleri verdi. Kastamonu İstinaf Mahkemesi üyeliğinde bulundu. Şûrâ-yı Evkaf reisliği ve çeşitli mahkemelerde (Yargıtay dâhil) üyelik, başkanlık görevlerinde bulundu. 

II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Kastamonu mebusu olarak Meclis-i Mebusan’a girdi. Bir süre Şûrâ-yı Evkâf Başkanlığı yaptı. Darülfünûn İlahiyat Fakültesinde ve Medresetü’l-Vâizîn’de tefsir ve kelam dersleri okuttu. İstanbul Pâyesi, İkinci Rütbe Mecîdî ve Üçüncü Rütbe Osmânî nişanlarını alan Ahmed Mahir Efendi’ye, ayrıca Sultan V. Mehmed Reşad tarafından da kıymetli bir kürk, ferace, değerli bir tespih ve kırmızı mineli saat hediye edilmiştir. TBMM’nin ikinci döneminde de milletvekili olarak görev yapmıştır. 4 Eylül 1925 tarihinde Kastamonu’da vefat etmiştir. Ahmed Mahir Efendi’nin şairlik yönü de vardır. Benli Sultan Hazretlerini bir ziyâretlerinde şu şiiri kaleme aldığı bilinmektedir:

Bu dergâh-i muallâ kâ’be-i erbâb-i irfândır

Olanlar bende, elbet mazhâr-i eltâf-ı sübhândır.

Asâ suyu firâvandır, âna yok gerçi söz ammâ

Ânı icra eden bu kutb-ı âlem Benli Sultân’dır

Bu Âli zirve-i Ilgaz o Sultân-ı keremkârın

Ulüvv-i kadrini temsil eder güya ki Bürhândır.

Sakın etme tereddüt feyz-i imdâdından ey zâir

Büyük küçük âna halkı vilâyet cümle kurbândır.

Ümîdi Mâhirin bir lem’a-i feyz-i tecellîdir.

Medethâhı olanlar şüphesiz şâyân-ı ihsândır.

Eserleri:

Hikem-i Ataiyye Şerhi

El- Muhkem Fî Şerhi’l Hikem (2 cilt)

Mu’cizât-ı Kur’aniye

II.MEŞRUTİYET YILLARINDA KASTAMONU MEBUSU OLARAK BULUNDUĞU MECLİS-İ MEBUSAN’DAKİ BİR KONUŞMASI:

AHMED MÂHİR EFENDİ (Kastamonu) – Efendim, rüfeka-yı kiramın malum-ı âlileridir ki geçen sene Muvzazene-i Umumiye Kanunun 24 üncü maddesinde Maliye Nezareti Bütçesinin 10 uncu Faslının 5 inci maddesi hakkında tetkikat ve tahkikat icra eylemek üzere Maliye Nezaretinde, Nazırın Riyaseti tahtında bir komisyon teşekkül edecek ve netice-i tetkikat ilk bütçe ile Meclise arz olunacak idi. Ber-mucib-i kanun teşekkül eden komisyon, icrayı tetkikat ve tahkikatla bu maddede mezkûr tekaya ve zevaya Taamiyye ve lahm ve saire tahsisatından (483.362) kuruşun kat’ına karar vermiş ve bir kıt’a defter de ita eylemiştir. Ahval-i içtimaiyyemizin revabıt-ı diniyye ile nasıl merbut olduğu malum-u âlilerinizdir. Bu merbutiyyetin inhilalini icap edecek surette icra kılınacak tetkikatın bir mikyas-ı sahihla bir esas metneistinat ettirilmesi lazım iken, icra edilen tetkikatta esasa ittihaz edilen mevadd-ı da size okuyayım. Bu mevad nasıl bir esas-ı sahiha müstenit olmayıp, belki hariç olduğunu anlayacaksınız.

Evvela, deniliyor ki” mesdut (kapanmış) veya gayri mevcut olduğu tahakkuk eden tekaya (tekkeler) ve zevaya (zaviyeler) muhassasatının, 1327 Sentının, 1327 Senesi Bütçesinden tay ve ihracına ben de bütün mevcudiyetimle bu birinci esasa muvafakat ediyorum. Bir dergâh ki bir zaviye ki hakikaten mesduttur, onun Taamiyyesi verilmelidir ve onun bedelatı ayniyyesi verilmemelidir. Onun kurban parası da verilmemelidir; çünkü mesduttur (kapalıdır). Ta ki o mesdut olan dergâh veyahut zaviye ihya edilinceye veyahut ihya edilmesinde bir fayda yoksa, onun yerine bir başkası ikame olununcaya kadar kezalik gayri mevcutların da tamamıyla muhassasatı kat’olunmalı ve bir daha ismi defterlerimizde bulunmamalıdır.

İkinci esasa gelelim : O da Hazinei Maliyye ve Evkafça verilen muhassasatın mecmuı şehrîsi (aylık) 3 bin kuruşu tecavüz eden Mevlevîhaneler için şehrî 3 bin kuruş olursa, yevmî 100 kuruşla bir hayli fukaranın infak ve it’amı mümkün olabilmesine mebnî bunların tahsisatının 3 bin kuruş olarak kabulü ile, ona iblağı için Hazine-i Maliyyeden verilecek muhassesatın ona göre tayini maddesidir. 600 seneden beri teessüs etmiş olan şu Mevlevîhaneleri de bir kere düşünelim. Bunların yevmî 100 kuruş masraf ile idare olunacağı nazır tasvibe alınarak mütebaki taamiyyesi, bedelaltı ayniyye ve naktiyyeside kâmilen kat’ olunuyor.

Ben, Mevlevîhanede husule gelen suistimalat ve mevzuu ile gayri mütenasip vukua gelen halattan tereddüt edenlerden değilim. Fakat o kusur, Mevlevîhanelerin değil, hakkı nezareti haiz olan Evkaf Nezaretinindir. Bir camiin imamının, yolu ile imamet edememesinden müezzinin vakt u zamanı ile ezanı okumamasından o camiin kapanması lazım gelmez. İmama, Müezzine güzelce ifa-yı vazife ve imamet ettirmelidir. Şimdi bir Mevlevîhane ne suretle idare olunur, onu da söyleyeyim. Her Mevlevî derviş, her nerede bulunursa, bulunduğu memleketin Mevlevîhanesinde yaşar, Şeyhten hamam parası alır, sabun parası alır, kahve parasını alır, çamaşır, gusül parası, yağ, mum parası da alır. Bununla beraber haftalığı da vardır, onu da alır. Bir Mevlevîhanede, zaman olur ki, 10 kişi, zaman olur ki 40 kişi, zaman olur ki(0 kişi bulunur. Şimdi, 100 kuruşla bir Mevlevîhane idare olunur diyerek gerek Hazine-i Maliyyeden ve gerek Hazinei Evkaftan bunca senelerden beri verilmekte olan tahsisatını kesip de yalnız yevmiye 100 kuruş verilsin demek nasıl doğru olur?

HACI KÂSIM EFENDİ (Kayseri) – Burada öyle Mevlevîhane var mı?

AHMED MÂHİR EFENDİ (Devamla) – ona cevap verdim Hoca Efendi Hazretleri.

HACI KÂSIM EFENDİ (KAYSERİ) – Mevlevîhanelerin halini düşünün. Şarabın keskini orada olur.

AHMED MÂHİR EFENDİ (Devamla) – Cevap veririm Hoca Efendi. O hususta ben seninle beraberim.

MEHMET VEHBİ EFENDİ (Konya) – kendilerine muhassas varidatlarını (Özel gelirleri) da düşünelim.

AHMED MÂHİR EFENDİ (Devamla) – Evet, varidatları da vardır. Üçüncü derecedeki madde Maliye ve Evkaf Hazinelerinden muhassasatı olan alelumum tekaya ve zevayanın vesairenin halü şanına ve bulunduğu semt ve mahalle göre tahsisatlarının şehrî 2000, 1500, 1750 ve 500 kuruş olarak kabulü ile Hazene-i Evkaftan muhassasatları olanlara ilaveten Hazine-i Maliyyeden verilecek miktarın ona göre tayini bu madde mucibince taşrada bulunan bilumum tekayadan şimdiye kadar verilmekte olan muhassasat bazısından 2000, bazından 1500,

bazısından 2500, bazısından 1000 kuruş kat’olunarak umumiyetle 500 kuruşa indiriliyor. Mesela Abdülkadir-i Geylani Hazretlerinin bankahında 500 kuruş veriliyor, sonra Kastamonu’da.

Kastamonulu olduğumdan dolayı bildiğim Şeyh Şaban-ı Velî Hazretlerinin Dergâhının Taamiyyesi de 500 kuruşa tenzil ediliyor. Halbuki ben bundan hayret ettim. Elbette hüsnüniyetimden eminsiniz. (“Şüphesiz” sadaları) Bu tekke benim nazarı tetkikimden geçmiş olan dergâhtır. Halvet çıkarmak, Halvetilerin esas-ı tarikatındandır. Senede hiç olmazsa müteferrikan 500, 600 kişi gelir, bunlar 10 ve daha ziyade gün halvet çıkarırlar. Böyle müddeti halvet 10 gün, 12 günde kalmaz. Her mübarek gün, her mübarek ay, her mübarek zamanda galip halvet çıkarmak esas-ı tarikatlarındandır. Bunların kâmilen it’amı, o dergâhın şeyhinin üzerinedir. Böyle bir dergâh aydı 500 kuruşla nasıl geçinir? Bunun kahvecisi yok mu, derviş Mehmet’i yok mu, hizmetçisi yok mu?

Bunların topu o taammiyyeden verilir. Varidatı olan dergâhlarımız da vardır.

AHMET PAŞA (Lazistan) – Bu tembelliğe meydan açıyor; bu, başka bir şey değildir.

AHMED MÂHİR EFENDİ (Devamla) – Lütfedin, bu tembellik değildir efendim.

ZEYNELABİDİN EFENDİ (Konya) – Bilmediğin şeye sen her vakit karışıyorsun.

AHMED MÂHİR EFENDİ (Devamla) – Ahmet Paşa Hazretleri! İslamiyet, iki esas üzerine istinat etmiştir; dinle. Onun biri tarikattır. O kubbeler de işte o tarikat ashabının mahalleleridir. Evet, Mevlevîhanelerin suistimalatını söylüyorlar, ben de söyledim. Mevlevîhanelerin maksadı aslisiyle mütenasip olmayan ahvalde tereddüt edenlerden değilim. Fakat dedim ki, bir caminin imamıyla müezzininin su-i hali camiyi kapatmayı icap etmez. Evkaf Nezareti tamamıyla kontrolünü ifa etsin dedim. Bunu düşünsenize…

AHMET PAŞA (Lazistan) – Oraya zaten para akıyor. Oraya gelenler para veriyor. Daha fazla şeyler var.

AHMED MÂHİR EFENDİ (Devamla) – Bilakis, herkes oraya yiyip, içmeye, para almaya gelir. En ziyade düşünülecek bir nokta var efendim.

HAMDİ BEY (Preveze) – Su-i istimal hepsinde olmaz. Bir ikisinde istisna kabilinden olabilir.

AHMED MÂHİR EFENDİ (Devamla) – En ziyade düşünülecek bir nokta var. Tekaya ve zevaya, bu miletin asarlardan beri tedricen teesüs ile kesbi kuvvet ve metanet etmiş şeari diniyyesindendir. Böyle taammülatı diniyye ve şeiri İslamiyyeye ait mesailde na-behengam (düşüncesizce) kararlar ittihaz etmek büyük hoşnutsuzlukları husule getirir. Devri Hamidide yalnız tarikatı ilmiyyeye salik olan Müslümanın, Halidiyyeye mensup olan dervişanın adedi her yerde tadat olundu, 7 milyon Müslüman olduğu tezahür etti.

MEHMET KÂMİL EFENDİ (Karahisarı Sahip) – Fakat, onlar hazineden kaç para alıyorlardı?

AHMED MÂHİR EFENDİ (Devamla) – O cihet başka efendim. O zaman güya bunlar huruc alessultan maksadıyla toplanıyorlar şüphesi altında bulunuyorlardı. Bunlar gün bugün çoğalıyorlar. Bunların tefriki lazımdır, dağıtılması icap eder diye bir jurnal verilmiş, o suretle tetkikat icra kılınmış. Bugün zannederim tarikata mensup olmayan yüzde 10, yüzde 20 adam yoktur. Herkesin tarikata nispeti yoksa bile, muhabbeti vardır. Bizim için şu sırada en ziyade nazırı dikkate alınacak şey, hoşnudî-i umumiye kazanmaktır.

İSMÂİL PAŞA (Tokat) – Hoşnudi, şeriata tatbiki hareketle olur hoca efendi, hoşnudî-i umumi, tekkeleri ıslah ile olur.

AHMED MÂHİR EFENDİ (Devamla) – Taammülatı diniyyeye riayet etmek, ahalinin hissiyatına dokunmayıp, bilakis her vesileyle onlara hürmet göstermekle olur. Mevkiimizi, mevkii siyasetimizi beynel ahali, vukua gelen hoşnutsuzlukları etraf ve etrafımızda husule gelen ihtilal ve isyanlarımızı nazarı dikkate alalım da, Hükümeti İslamiyyeyi en ziyade Vahdeti Osmaniyyeye istinadgâh edecek şu milletin hiç olmazsa bir cemiyeti azimesinin hoşnutsuzluğunu kazanmak için böyle bir karar ittihaz etmesine cevaz vermeyelim.

HACI KÂSIM EFENDİ (Kayseri) – Eğer Şer-i şerif ile amel olunursa, amel hoşnut olur. Bizim şeriatımız siyasetin kâffesini şamildir.

AHMED MÂHİR EFENDİ (Devamla) – Doğru hoca efendi, doğru, ben de onu söyledim.

HACI KÂSIM EFENDİ (Kayseri) Hıristiyan vesair milel-i âharın cümlesini memnun eder, bizim şeriatımızda kimseye tahkiamiz bir şey yoktur. (Alkışlar)

AHMED MÂHİR EFENDİ (Devamla) – Netice olmak üzere söylüyorum. Bugün mesdud (kapatılmış) olan tekayanın taammiyyesi kat’ olunmalı. Fakat mevcut olanların böyle bir mikyası sahiha müstenit olmayarak, gerek Evkaf Nezaretinden, gerek Makamı Meşihattan birkaç zat bir araya gelip, icrayı tetkikat ile her dergahın ihtiyacı tamamiyle taayyün etmeksizin böyle keyfemettefak 4 bin küsur liranın kesilivermesi doğru değildir.

HACI KÂSIM EFENDİ (Kayseri) – Ona kimse razı olmaz.

NÂİL BEY (Maliye Nazırı) – Efendim, Ahmet Mahir Efendi Hazretlerinin tensip ettikleri şekilde yapılmak üzere bu 4 bin liranın iadesini teklif ediyorum. (“Teşekkür ederiz” sadaları)

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s