HZ. ALİ kerremallâhü veche ve SİYAH GÜL

Gül çiçeklerin sultanıdır.

Bütün çiçekler gülü kıskanırlar ve onun  kokusundan pay almak için yarışırlar.

Gül, rengi, şekli ve kokusu bakımından çeşitli  benzetmelere konu teşkil etmiştir. Bunların başında onun her yönüyle Hz.  Peygamber sallallâhü aleyhi ve selleme benzetilişi gelmektedir.

Yunus Emre’nin “Çiçek eydür ey derviş, gül  Muhammed teridir;” şiirinde ifade ettiği gibi gülün kokusunu Hz. Peygamber sallallâhü aleyhi ve sellemin  terinden aldığına inanılır. Bu yüzdendir ki Hz. Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellemin kokusunu almak  isteyenler gülleri koklarlar. [Kurnaz Cemal, Tüdav İslâm Ansiklopedisi, Gül md., XIV,220 ]

Sahabîler bu gerçeği bildiklerinden hayat boyu  unutulmayacak bir gül kokusuna sahip olmak için bir yolunu bulup Onun elini yüzünü  kısaca teninden bir kısmını öpmeye çalışırlardı. Ebû Cuhfe radiyallâhü anh şöyle diyor: “Efendimin  elini tutup yüzüme değdirdim. Eli sulardan serinletici, misklerden daha güzel  kokuluydu.” [Buhârî, Sahih-i Buhârî, -, Menakıb, 23. ]

Mübarek elini bir çocuğun başına dokundurup onu okşasa, bu çocuk  saçlarına gül yaprakları serpilmiş gibi tatlı tatlıkokar ve böylece öteki çocuklar  arasında hemen fark edilirdi. Rivayete göre Hz. Ali kerremallâhü veche son nefesini vermeden önce  Selmân-ı Fârisî’den bir deste gül istemiş ve getirilen bu güller kokladıktan sonra  ruhunu Hakka teslim etmiştir. [Kurnaz, a.g.y., XIV,221. ]

Güllerin içinde en ender bulunanı siyah güldür.  Rengiyle, şekliyle, kokusuyla diğer güllerden ayrılır. Anlatıldığına göre rüyada bile  şeytan üç şeyin şekline giremez, Hz. Peygamber, siyah gül ve su. [Şahiner Necmittin,  Siyah Ve Yeşil Kur’ân’da Renk Sembolizmi, İnsan Yayınları, İstanbul, 1999, s.63]

Sh: 139-140

Kaynak: Yrd. Doç. Dr. Abdulmecit OKCU,  KUR’AN’DA RENKLER, Atatürk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, sayı: 28, Erzurum, 2007 

 

 

BÜLBÜL’ÜN ÖLÜMÜ

“Sevenler bilinmiyor,
“Sevmeyenler bahtıyâr!”
Ömer Seyfeddin

Bir ilkbahar gecesiydi… Ay doğdu.

Bahçedeki gölgeleri hep koğdu.

Karanlıklar sönerken

Mâvi, billur ve parlak

Bir aydınlık içinden

Meleklerden daha ak

Genç periler kaçtılar

Sanki yerden semâya…

Nurdan kanat açtılar

Yeni doğan bu aya…

Bir ilkbahar gecesiydi… Bülbül’ün

Son demiydi, hem Bülbül’ün, hem Gül’ün.

Ötmüştü o yüz gece,

Ağlamıştı durmadan,

Gözyaşları bitince

Kalbi durdu vurmadan.

Gül her sabah açardı;

Âşıkına acımaz,

Serçe Bey’e saçardı

Kokusunu yaramaz….

Bir ilkbahar gecesiydi… Tak dedi

Bülbül’cüğün canına aşk hasreti.

Başı döndü! Ötmekten

Kısılmıştı nefesi .

“O vefasız tünekten

“Gel, in!” diyen bir sesi

Duydu. Hemen atladı

Sevdiğinin yanına.

Gül kendini sakladı,

Girdi onun kanına..

Bir ilkbahar gecesiydi… Bülbül’cük,

Rûhu gayet büyük olan bu küçük

Âşık yine Gül’ünü

Görmeyince istedi

Ateşinin külünü

Dökmek ve bir “Ebedî

Hicran” denen ölüme

Kavuşarak kurtulmak…

“Dünyâ kalsın Gül’üme!”

Dedi, sükûn bularak.

Bir ilkbahar gecesiydi. .. Ararken

Gördü Bülbül, Gül yerinde bir diken.

Gitti kondu üstüne,

Yüreğini sapladı;

Battı diken ödüne.

Sıcak kanı kapladı

Yapraklara saklanmış

Hain Gül’ü ansızın;

Benzetti çok utanmış

Yanağına bir kızın….

Bir ilkbahar gecesiydi… Gül soldu.

Onu tâli’ denen bir sert el yoldu.

Sabahleyin yerdeki

Yaprak yaprak na’şına

Konan çapkın ve zekî

Serçe uçtu başına,

Ölen sâdık Bülbül’ün

Sevmek onca bir sırdı;

Âşıkına bu Gül’ün

Baktı, baktı, şaşırdı!

Yeni Mecmû’a, c. I., nu. 3, 26 Temmuz, 1917.

Kaynak: ÖMER SEYFEDDIN’IN ŞİİRLERİ,Araştıran ve Hazırlayan: FEVZÎYE ABDULLAH TANSEL, 1972, ANKARA

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s