BİR FELAKET TELLALI -Albert Caraco İncelemesi

Hzl: Okan Çil

Öfkeli bir erkekten bahsedeceğim size. Hemen her cümlesinde bunu hissedebileceğiniz, ölüme övgüler düzen ve öfkeyi ve merhametsizliği kurtarıcı bir dürtü olarak karşımıza koyan bir düşünürden, Albert Caraco’dan.

Kendine ahir zaman peygamberi diyen bu asık suratlı ihtiyarın kaosa dair düşünüp yazdıklarının hayatındaki yansımasını tahmin etmek zor olmasa gerek:

İntihar!

Topluma, aileye dair onca laf etmiş bir düşünürün, ailesini üzmemek için intiharını ertelemesi garip bir durum tabii. Bu anlamlandırılamayan bir şey. “Sayın Anne” ölmüştür. Ardından “Sayın Baba” da ölür ve bir iki saat sonra intihar eder Caraco.

“Ölüm için yaşıyor, ölüm için seviyoruz, ölüm için doğurup çalışıyoruz, işlerimiz ve günlerimiz artık ölümün gölgesinde birbirini izliyor, uydurduğumuz disiplin, koruduğumuz değerler ve yaptığımız projeler, hepsi tek bir sona karşılık geliyor, ölüm, ölüm bizi olgunlaşınca toplayacak, biz ölüm için olgunlaşıyoruz ve küle dönmüş bu ökümen üzerinde olsa olsa bir avuç olacak torunlarımız bizim taptığımız her şeyi yakarak bize lanet okumaya devam edecekler. Biz yapmacık figürler kisvesi altındaki ölüme tapıyoruz, ama onun ölüm olduğunu bilmiyoruz, bizim savaşlarımız övdüğümüz şeye kurban verme savaşı, ölümün şerefine kendimiz kurban ediyoruz, bizim ahlakımız bir ölüm okulu, değer verdiğimiz erdemlerse ölümün erdemleri yalnızca.
Bunun dışına çıkamayız, dünyanın düzenini değiştiremeyiz, bizi parçalayıp dağıtan şeye dayanmaya, bizi ezen şeyi sırtımızda taşımaya mahkumuz, bize kalan tek şey—kendimiz de ölmeden önce ve sonuncu ölüler biz olmadan—ya yok olup gitmek ya da öldürmek; yüksek sesle söylüyorum, üçüncü bir yol imkansızdır.”

Kaos diye üst bir oluşumdan bahseder Caraco, bu kadiri mutlak makinenin oluşumunda herkesin payı vardır. Salt papazlardan ve tacirlerden söz etmez konu açıldığında, halkın kendisidir asıl hedef aldığı. “Yitik kitle”ye asla değer vermez, yerden yere vurur da rahat etmez içi. Her şeyin sorumlusunun gelenekler ve gelenekçiler olduğunu söyler, babaları eleştirir.

İnsanları üç kategoriye ayırır:

Uyurgezerler, aklı başında ve duyarlı olanlar, tinselciler.

Bazen tinselcileri yüceltip diğerlerini eleştirirken, bazen aklı başında ve duyarlı olanlara yakınlık gösterir, sokaktaki insana kızmadığını, yazdıklarının genç nesile (yeniye) hitap ettiğini söyler başka bir yerde de. ama sonra yine döner dolaşır ve “böcekler” diye seslenir hepsine “fare orduları, aptallar vs.” ne yapsa boşaltamaz içindeki nefreti ve ölümü yücelterek rahatlamaya çalışır.

“Olsun artık şu yıkım ve tamamlansın yok olup gitme! Tekrar tekrar başlayan bir kavrukluk ve başarısızlık içinde hayatta kalmaktansa telafisi imkansız olan şeyi tercih ederiz biz. ”

Filozofları halktan üst bir noktaya yerleştiren Caraco toplum düşmanlığı saflarında gezinirken entelektüelleri yalan söyleyen, dünya üzerine kafa yormayan, kariyerist insanlar olarak yaftalar. Dilinin kemiği yoktur. Yazdıkça sinirlenir, sinirlendikçe yazar.

“[…] çünkü toplum bir hiçtir, bir biçimdir, içeriği yitik kitleden ibarettir, spermatik uyurgezerlerin dalaşıdır toplum, son derece aşağılık bir şeydir, filozofu hiç ilgilendirmez.”

Kaosun tek suçlusu insanlardır. Hali hazırda yaşayanlar değil sadece, topyekün tüm insanlık. Varolan düzensizliğe tahammül edemez peygamber, “otuz bir çekenlerle ve oğlancılarla dolu bir dünya daha az sefil olurdu.” der ve bununla kalmaz tabii, işi bir adım öteye götürerek sevgi kavramını alır karşısına. “En iyisi kuşkusuz kimseyi sevmemektir ve bunun için de önce kendimizden başlamamız gerekir. Kendinden nefret etmeyi savunan kişi hissi bağları parçalar.” Daha sonra üremeye itiraz eder, hadımlara ve kısırlara övgüler düzer.

“Onlar suçlu, çünkü çok sayıdalar, insanın yenilenip canlanmasının mümkün olabilmesi için yitik kitlenin ölmesi gerek… Her yoksul aile varlığıyla kriminaldir.”
“Ne zamandan beri benim komşum spermatik bir otomat oldu? Komşumun böyle olması şartsa eğer, komşumun varolmadığını ve benim görevimin hiçbir biçimde ona benzememek olduğunu söylüyorum. Merhamet bir aldatmacadır, bana merhamet öğretenler benim düşmanımdır, merhamet böceklerle dolu bir dünyayı kurtaramaz, onların tek bildiği bu dünyayı yiyip bitirmek ve kendi pislikleriyle, çer çöpleriyle kirletmektir. Ne onlara yardım etmeliyiz, ne de onları kırıp geçiren hastalıktan önlemeye çalışmalıyız, bu hastalıklardan ne kadar çok kişi ölürse bizim için o kadar iyi olur, çünkü biz onların kökünü kazımak zorunda kalıyoruz. Barbar bir geleceğin kapısındayız ve bu gelecek kadar ölçüsüz olabilmek, onun tutarsızlığına direnebilmek için, onun barbarlığıyla silahlanmamız gerekir, ya varlığımızı sürdüreceğiz, ya feragat edeceğiz, ya egemen olacağız, ya serbest bırakacağız, yarın vuracak olanlara biz bugün vurmalıyız, oyunun kuralı budur ve bize yakaranlar, bir süre sonra bunu unuttuğumuz için bizi cezalandıracaklardır.”
Akabinde sonradan bahseder. Kendi ütopyası içinde gayet basit bir denklemle işleyen bir site dünyadan: “Gelecekteki evrende yitik kitle olmayacak, insanların hepsi mutlu olacağı için değil, kitle olmayacağından. Yüz milyon insanla yeryüzü cennet olur.”

Çok keskindir Caraco, tavizsiz ve pervasızdır da. Nihilizm, faşizm, anarşizm üçgeninde döner durur. Son kertede nihilist kabul edilse de, Caraco, ideoloji karşıtı, dahası fikir düşmanı olduğunu net olarak söyler. Ona göre tüm fikirler katildir ve bizleri otomatlaştırmaktan başka bir işe yaramazlar.

Dilin yozlaştığını, sanatın yok olduğunu, bilimcilerin doğaya tecavüz ettiğini yazan Caraco, militarizme, edebiyata, cinselliğe, sembolizme, Yahudi sorununa (ki bunu gerçekten merak ediyorum) ve pek çok felsefîk meseleye dair laf ettiyse de kitaplarının hepsi basılmamıştır, basılı kitaplarıysa çok az dile çevrilmiştir, (Turkçeye çevrilmiş iki kitabı vardır.) Belki de bu yüzden üzerine yazılı pek bir şey bulamayız. Çağdaşları açısından (araştırdığım kadarıyla) pek ses getirmemiş bir düşünürdür. Halbuki söylemlerindeki sertlik elbet birilerinin dikkatini çekmiştir diye düşünmüştüm ilk başta, belki de ben bulamamışımdır.

Karşı durduğu şeylerden biri de sanayileşmedir, dolayısıyla mimaridir. İnsanların durmadan üretip tüketmelerine itiraz eder. Dünyanın koca bir şantiye haline geldiğini söyler. Beyazkarıncalar gibi soluksuz kalıncaya dek buna devam edeceğimizin kehanetinde de  bulunur. Ta ki bitime dek!

Din konusunda da benzer fikirlere sahip olan Caraco, imanın insanı kurtaracak bir şey olmadığını, aksine insanları ölüme sürükleyeceğini söyler.

“Duaların ve büyülerin vakti geçti; başımıza ne gelirse gelsin ibadet vakti geçti. Dinlerimiz artık hiç işimize yaramıyor, müminlerin de varlık nedeni kalmadı, çünkü dinler bize gerçekliğimizi yitirtiyor.” Fakat burada yeni bir tanrı arayışından bahseder Caraco: Dişil Tanrı’dan. Üreme karşıtlığı mevzuunda kadınlardan uzak durulmasını öğütleyen, onları olumsuzlayan, kadına yüklenen misyonun erkeklerin bir uydurması olduğunu söyleyen düşünür dini metaforlaştırarak (!) Magna Mater’in (Bereket Tanrısının) yeni dirilişinden bahseder. Dört İncil’de de hiçleştirilen Meryem’in sonunda göğe çıkacağını ve hakimiyeti eline alacağını söyler. Meryem’in bütünlüğe kavuşması için bakire ve anne olmasının yanısıra fahişe de olması ve Magdelena’nın tamamlanmasının gerekliliğine inanan Caraco ancak bu şekilde gökyüzüyle yeryüzünün evlenebileceğini söyler.
“Dünyayı ahlaksızlık kurtaracak; dinlenme ve gevşeme, her türden fedakarlığın reddi ve militan erdemlerin terk edilmesi, saygın olarak nitelediğimiz her şeyin küçümsenmesi ve uçarılığa rıza göstermek kurtaracak, erkekliğin bizi götürdüğü ve asla geri dönülmeyecek kabustan bizi dişilik kurtaracak, çünkü erkek ölümün eşidir ve ölüm erkeğin yoluna yordamına öncülük eder. Savaş erkeğin iklimidir, erkek savaşa hazırlanır, savaş onun varlık nedenidir ve tıpkı tarikten önce kadının hem efendi hem rahibe olduğu o zamanlarda olduğu gibi daimi barışa kavuşmuş olsaydık, dünyevi iktidarla manevi iktidar erkeğin elinden düşmüş olurdu ve elli yüzyıl önce olduğu gibi hiçliğe gömülürdü.”

Babalarının dinini yıkıcılıkla eş tutan Caraco eskiye dair ne varsa parça parça edilmesini söyler. Babaları gökte bir baba aradığı için cezalandırılmıştır ve “…gök boştur ve sizler özgür insanlar olarak yaşamak ve ölmek için öksüz kalmalısınız.” der.

Ne kadar karamsar olursa olsun kendince geliştirdiği bir çözüm ve çözüm önceli de vardır. Yapılması gerekenleri açıkça söyler.

Ölçülülüğün, nesnelliğin ve tutarlılığın her şeyi çözebileceğini söyleyen Caraco, insanların böyle olmamalarından şikayetçidir. Dünyayı düşünmenin vakti geldi diye bağırır birkaç yerde. Kendi zincirlemesi üstünden dişil bir kurtuluş yaratır.

“Şehirlerimizi ancak yok ederek değiştirebiliriz, hem de o şehirlerin içini dolduran insanlarla birlikte yok etmek gerekse bile… Bu insan kıyımını alkışlayacağımız zaman da gelecektir. Artık o zaman hiçbir şey karşısında geri çekilmeyeceğiz ve en barbar şey olarak gözükse bile, bizler kaosun ve ölümün rahipleri olacağız, düzen bizim kurbanımız olacak ve saçmalığın sona ermesi için düzeni feda edeceğiz, doğal felaketleri arttıracağız, kötülüğü misline çıkartacağız. Böylece arzulanmadan doğanları ve daha fazla çoğalma umudu taşıyanları cezalandıracağız, onlara yaşamanın asla bir hak değil, bir suiistimal olduğunu ve yok olmayı hak ettiklerini öğreteceğiz, çünkü aşırı kalabalık insanın bunalttığı dünyaya çirkinlik katarak fazla yer tutuyorlar. Biz onarmak istiyoruz ve bu nedenle yok etmeyi düşünüyoruz, uyuma yeniden kavuşmak istiyoruz ve bu nedenle kaosu sevgimizle silahlandırıyoruz, her şeyi yenilemek istiyoruz ve bu nedenle hiçbir şeyi affetmeyeceğiz. Çünkü eğer canlılar böcek olma ve karanlıklarda, uğultu ve pis koku içinde hızla üreyip çoğalma tercihinde bulunsa bile, biz onları engellemek İnsan’ı soyunu kurutarak kurtarmak için buradayız.”

 Öngördüğü kurtuluştan, diğer bir ifadeyle büyük felaketten sonra mutluluğa göz kırpar ve paganizme olumlu göndermelerde bulunur. Yeni neslin pagan olacağını savunur, çünkü paganizm doğayla uyumludur. Tüm bu karmaşa ortasında ve tüm karşı çıkış ve kabullenişleri arasında kendini anarşistlere ve nihilistlere yakın görür. Onları beğenir fakat yeterli bulmaz, daha fazlası lazımdır ona, daha provokatif, daha terörist bir sıçramadır beklediği. Yeni neslin onlardan üst basamakta olacağını gururla söyler.

“Bana yapıcı olmadığım söylenecek, felaketin üzerinde inşaat yapmakla ve felaketi bu evreni düzene koymaya elverişli görmekle suçlanacağım; bana sosyal olmadığım söylenecek, kitlelerin kurban edilmesini öngörmekle ve insanın düzelebilmesi için felaketi gerekli   bulmakla suçlanacağım; benim gayri insani olduğum söylenecek, çünkü milyarlarca böceğin yaşamı beni ilgilendirmiyor ve ben ökümen’in insansızlaşmasını savunuyorum; benim ahlaksız olduğum söylenecek, çünkü ben değerler eksenimi sarsıyorum ve işaretlerin sırasını değiştiriyorum. Haksızlıklarımı biliyorum, suçlu olduğumu kabul ediyorum, aynı yolda yürümekte ısrarlıyım. ”

1919 yılında doğmuş, vahşi kapitalizmin ve dünya savaşları ortasında kalmış bir yarı göçebe için oldukça sert ve duygusal tepkilerle düşünen bir filozoftur Caraco. Destekleyip desteklememenin ötesinde bir durum bu, derdini anlamaya çalışmaktır maksat. Caraco üstüne yazmanın zor taraflarından biri de bu, bir de kelimelerle oynamayı sever bir hali var, keyifli tarafı bu.

Bu yazıyı yazmaya başlarken sadece alıntılardan bir seçki yapmayı düşünmüştüm ilkin, sonra vazgeçtim ki bu kadar alıntı yapmamın nedeni de budur. Kendini kendinden okumanın daha sağlıklı bir iletişim olacağını düşündüğümden, hem de başkası adına konuşmanın verdiği ağırlığı azaltma niyetiyle…

Kendi intihar sorunsalından sonra, gördüğüm çelişkilerden birisi de Post Mortem kitabındaki anne özlemidir. Ölüyü değil, ölümü kutsallaştırmak mı demeli buna bilmem, ama annesinin ölümünün başına gelen en kötü şeylerden biri olduğunu yazar ve babasıyla onu yad edişlerinden bahsettiğindeyse duygusallığından ötürü özür diler ve parantezin birazdan kapanacağını söyler. Tabii felsefesinin kaynağı kabul edilen Kaos’un Kutsal Kitabı’nı daha sonra yazıyor, belki de bu süre zarfında keskinleşmiştir, bilemeyiz.

“Yok olup gidecek olan bir ölüm ezgisidir benim söylediğim ve beş para etmez naiplerimiz karşısında, kafalarına ayin başlığı geçirmiş düzenbazlarımız karşısında ve çoğu olgunluğa bile erişmemiş bilginlerimiz karşısında, ben, bir münzevi, meçhul biri, kendi kuşağının kahini, yakılmak yerine sessizliğe canlı canlı kapanmış ben, yarın insanların koro halinde terennüm edecekleri bu silinmez sözleri ben söylüyorum. Tek tesellim, bir dahaki sefere bu naiplerin, düzenbazların ve bilginlerin de bizimle birlikte ölecekleri, bu melunların felaketten kaçıp sığınabilecekleri bir yer altı olmayacak, okyanusta onları kabul edebilecek ada kalmayacak, onları yutacak çöl de kalmayacak; onları, hâzinelerini ve ailelerini. Karanlıkların içine hep birlikte geri dönüşsüzce yuvarlanacağız ve gölgeler kuyusu kabul edecek bizi; bizi saçma tanrılarımızı, bizi cani değerlerimizi, bizi ve gülünç türlerimizi. Ancak o zaman yalnızca o zamana adalet yerini bulacak ve bizi hiçbir gerekçeyle taklit edilmemesi gereken bir model olarak anımsayacaklar, biz yükselen kuşaklar için uyarı olacağız ve gelip metropollerimizi çirkin kalıntılarını—düzenin yarattığı bu kaos evlatlarını!—seyredecekler.

Sh: 2-8

 

Kaynaklar

Albert Caraco, Kaos’un Kutsal Kitabı, Çev. Işık Ergüden, Versus Yay.

Albert Caraco, Post Mortem, Çev. Işık Ergüden, Versus Yay.

Alıntı Kaynak: PROVOKATÖR- Mayıs 2010, Sayı 4

 

 

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s