RASÛLULLÂH SALLALLÂHÜ ALEYHİ VE SELLEMİN NÜBÜVVET HALİFESİ HZ. ALİ kerremallâhü veche

 “En yakın akrabanı uyar!‟ [1] âyeti geldiğinde Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem, ehl-i beytinden olanları bir araya getirdi. Sayıları otuzdu. Yediler, içtiler. Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem onlara:

“Hanginiz benim, dinimin gereklerini yerine getirmeyi, sözlerimi dinlemeyi taahhüt eder ki‟ [2] benimle beraber cennette olabilsin ve ailem arasında da benim Halîfem olsun?”

diye sordu. Akrabalarından birisi bu sözler karşısında:
„Ey Allâh‟ın Rasûlü! Sen bir denizsin. Kim bu vazifeyi yerine getirebilir ki?‟ dedi.
Sonra Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem bunu üç defa tekrar etti. Fakat hiçbir cevap alamadı. Bunun üzerine -Hz. Ali kerremallâhü veche
 „Ben kabul ediyorum‟ dedim.”   [3]

Sh:15-16

Kaynak: Muhammed Zahid BELEK,  Hz. Ali’nin Kur’ân Tasavvuru Ve Âyetleri Tefsîri , T.C. Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı Tefsîr Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi ,  Isparta, 2010

 


[1] 26/Şuarâ, 214.

[2]من يضمن عني ديني و مواعدي” Orijinali böyle olan bu ifadeyi: “Borçlarımı ve sözleşmelerimi / vaadlerimi ödemeyi, yerine getirmeyi kim tazmin eder / bana garanti verir?” şeklinde çevirmek de mümkündür. Ama biz, âyetin içerdiği mana ve toplantı ortamını göz önünde bulundurarak bu söze, yukarıdaki verdiğimiz anlamı tercih ettik. Çünkü bu toplantı bir tebliğ faaliyetidir.

[3] İbn Hanbel, Ahmed (v. 241/842), Musned, Thk. Şuyb el-Arnavût, Âdil Murşid, Muessesetü‟r- Risâle, Beyrut 1999, c. II, 883; 1371; İbn Kesîr, Imâdüddîn Ebi‟l-Fidâ İsmail b. Ömer (v. 774/1372), Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Dâru Sâdır, Beyrut, t.y., c. IV, s. 104-105; el- Kandehlevî, Muhammed Yusuf (v. 1384), Hayâtu’s-Sahâbe, Muessesetu‟r-Risâle, Lübnan 1999, c. I, s. 126-127.

 

HAZRET-İ ALİ
kerremallâhü vechenin 
DİVANINDAN

بســـــــــــم الله الرحمـن الرحيم

“Ben övünmeğe lâyık bir insanım ki yedi göğün sahibi olan Allah Teâlâ beni koruyup çeşitli nimetlerini vermiştir:”

“Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem benim kardeşimdir, onunla sihri akrabalığım vardır. Benim amcamın oğludur. Allah’ın salât ve selâmı onun üzerinde olsun.”

“Ben Aliyyim, künyem de iki torunun babası olan, ‘Ebû’s-sıbteyn’dir. [1] Kor­ku ve hayret günü olan savaşta düşmana galib gelme kudretine sahibim.”

 “Ben, haseb ve neseb bakımından peygamberin kardeşiyim, ikimiz de amca çocuklarıyız. Onunla beraber bulunmuş, onun hüsn-i nazarıyla terbiye görmüşüm. Torunları benim çocuklarımdır.”

“Benim ceddim ve Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellemin ceddi birdir, ikimiz de aynı soydanız. Fatıma da benim zevcemdir. Benim hiç bir sözümde yalan yoktur.”

“Çocukluk günlerimden başlayarak beni yükselten, ayaklandıran, yeme ve içmeme yardım ederek beni eğiten, o büyük Peygamber’dir.”

“Onun dedesi benim de dedemdir. Babam da amcasıdır. Soy ve sopumuz bir olduğu gibi benim hanımım onun kızıdır.”

“Kardeşlik kurduğu zamanlarda herkesin huzurunda bana duâ ederek ve benim iyiliklerime değinerek övgülerini belirttiler.”

“Ey seçkin Peygamber! Seni nefsimle korurum. Çünkü Senin vasıtanla Cenâb-ı Hakk, bizim üzerimizden cehâlet karanlığını kaldırdı.”

“Canım bu tende oldukça sana ruhum ve canım fedâ olsun. Canın ne kıymeti vardır ki ben de o köke mensup bir biriyim.”

 “Yardımcıların en hayırlısı olan Allah, benden nusret ve yardımını eksiltmez. Çünkü onun birliğine şükreden bir kalp ile iman etmişimdir.”

“Allah’a şükürler olsun ki çocukluğumdan beri kalbim sabit ve mutmain olup İslâm’a bağlanmıştır.”

“Ben o peygamberin getirmiş olduğu bütün sözlere inandım. Çünkü o, merhamet ve bağışlaması sonsuz olan Allah Teâlâ tarafından gönderilmiştir.”

“Arap olan ve olmayanlar arasında ben İslâm’a girenlerin öncüsüyüm. İlk İslâm’a girenler içinde özel bir yerim vardır.”

“Benim yakınım, insanları Hak dine davet eden Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellemdir. Cennet­teki hurilerin isteklisi azdır.”

 “Üstünlük söz konusu edilirse Peygambere yakınlık bana verilmiştir. Du­daklarıyla bana zahirî ve bâtınî ilimleri öğretti. Ben, dinde fakih oldum.”

“Savaş meydanlarında benim gibi cesur ve kahraman bir kimse yoktur. Çocuk olarak İslâm’a giriş, önce bana nasib oldu.”

 “Benîm diğer insanlara üstünlüklerimden biri de Fatıma ile evli ve ondan doğan çocukların babası olmamdır. Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem kendi kızını benimle ev­lendirdi. Böylece şeref buldum.

“İnsanların hayran oldukları ve başlarının kesildiği Bedir savaşında önem­li bir yerim vardır. Onu izleyen Uhud ve Huneyn Savaşlarında da yararlık gösterdim. Bunlar benim için övünç kaynağıdır.”

“Müslümanların sancağı bana teslim edilmiştir. (Hendek Savaşı’nda) Müş­riklerin ileri ¡gelenlerinden Âmr’i öldürdüm. Buna herkes hayret eder.”

“Savaş kızışmaya başladığı zaman Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem beni öne sürerdi. Rasûlullâh bana seslendikçe fazlasını yerine getiririm, derdim.”

“Düşmanların ruhlarıyla dolu olan bardaktan içerim. Bu bana bir lutuf ve İlâhî armağandır. Dünyada benim benzerim yoktur.”

 “Kahramanları Kahrederim, hiç kimseden ve dünyevî hiç bir şeyden korkum yok­tur.”

“Her iste can ü gönülden hizmet etmek isteyen Haydar’ım. Ben, oyalanmam, bos ve anlamsız şeyler peşinde koşmam.”

“Benim fazilet ve yüksekliğe değer özelliklerimi kim inkâr edebilir? Ben Aliyim. Cenâb-ı Hakk’a boyun eğerek itaat etmişim.”

“Mermerden imal edilmiş bir taşa yağmur ve su hiç etki edebilir mi? Kuvvet ve galebeye, arzu ve istekle erişilebilir mi?”

 “İnsanlar bildiler ki benim İslâm’daki payım diğer kimselerin paylarından daha fazladır.”

 “Ben kendisine ümit bağlanmış Aliyyim. Ölüme hazırlık yapmış ve zimme­timde olan görevi ifâ ediyorum.”

“İnsanların en hayırlısı ve kerem sahibi olan bir peygambere yardım edi­yorum. O peygamber ki doğrulukla ün kazanmış ve merhameti herkesçe bilinmektedir.”

“Ben güçleneli henüz (hicretten ) bir iki yıl geçti. Pek tecrübeli değilim fakat savaşı deneyenler ve güngörmüş olanlar benim kuvvetli olduğumu bilirler.”

“Yürekli ve cesur bir insanım ki cin taifesine mensup kişiler gibi savaşı her türlü sanat ve fenle icra ederim.”

“Silahım ve kalkanım beraberimdedir, Benim kılıcım her türlü kin ve öf­keye kapılmış olanları ortadan kaldırır, onları ber-taraf eder.”

“Kılıcımla bütün düşmanlarımı kendimden uzaklaştırırım. Annem beni bu iş için doğurmuştur. Ben dünyaya savaş için gelmişim.”

“Sağ elimde Zülfikar’ım vardır. Sol elimde de ana damarları kesen kılıcım bulunmaktadır.”

“Dövüş ve kavga etmek isteyenler beri gelsin. Bana yakın olanın emri üzerine onların boynunu vururum.”

“Onun düşmanlarından intikam almakla göğsüm rahatlık bulur ki o. Allah’ in dinini yaymak ve hakkı tebliğ etmek için uğraştı.”

“Bugün dinimi yaymak ve özelliklerimi ortaya koymak için deneme yaparım. Sağ elime kılıcımı almışım. Savaş esnasında şânımı beyânı ederim.”

“Arslan, arslan üzerine keskin ve parlak kılıçlarla saldırıyor. Yemeni kılıç benim sağ elimdedir.”

“Hamle ve saldırıya geç, sana oklar etki edemez. Ölümden korunmak için elinde kalkanın vardır.”

“Ben, bütün Kureyş kabilesinin önderiyim. Katan dağı gibiyim, galip ge­len ve kaşlarını çatan bir arslanım.”

“Yemen’in ileri gelenleriyle Necid ve Aden halkı benden razı olmuşlardır. Ben, Hasan ve Hüseyin’in babasıyım.”

“Savaşta Hasan’ın babasından sakınınız. Ona ilişmeyiniz ki size zarar ve ziyanı dokunmasın.”

“Benim hilm ve yumuşaklık atım daima gemlenmiştir. Bunun yanında kızgınlık atım da eğerlenmiş vaziyettedir”

“İçi doğru olana karşı gayet doğru hareket ederim. Eğri olan insanlara karşı ben de eğri davranırım.”

“Nice kerem sâhibi ve kahraman insanlar vardır ki Hint demirinden ya­pılmış kılıçlarla din düşmanları üzerine yürürler.”

“Birçok insanlar takvâ ve zühd elbisesinden soyunmadılar. İslâmiyet yolunda yürümeğe devam ettiler. Birçokları da Cenâb-ı Hakk’ın lûtfuyla kuvvet buldular.”

“Çağdaşlarımızın ne şekilde yok olup gittiklerini gözlerimizle gördük. Yaptıkları iş veya söyledikleri sözleri nakletmek gerektiğinde, falan kes şöyle idi, diye söze başlanır, hâtıraları yâd edilir. Birgün sıra bize de gelecektir.”

“Ya İslâm’ın zafer bulması için mücâdele verin veya bu uğurda şehit olun. Çoktandır ki ben fermanı yerine getirmekte ihmalkâr davrandım.”

“Beni istediniz, ben de davetinize icabet ederek geldim. Fakat bu konuda ancak ölüleri dirilten Cenâb-ı Hakk’ın takdiri câri olur.”

“Açtığım gizli sırların korunacağından hiç bir zaman emin olmadım. Kö­tü olan bir işe el uzatmadım ve böyle bir şeyi aklıma bile getirmedim.”

“Bir kerre evet deyip söz verdiğimi ve bu sözümü yerine getirmediğimi hatırlamıyorum. Mal ve çocuklarımın yokluğu bahâsına da olsa hiç bir zaman cimrilik yapmadım.”

“Bu dünyada yaşayanların çeşitli işlerle alâkaları vardır. Benim bütün ya­şayışım boyunca arzu ettiğim şey, gerçek bir dost bulmak olmuştur.”

“Kâfirlerin ileri gelenlerinden nice zalimleri ve kahraman geçinenleri bir kılıç darbesiyle ikiye ayırdım.”

“Kureyş kabilesi devamlı olarak benim öldürülmemi temenni etmektedir. Allah’a yemin ederim ki onlar bu arzularına kavuşmayacaklardır.”

“DüşmanIarım benim ölümümü temenni ettiler. Halbuki böyle bir düşünce sakattır. Çünkü bu, öyle umumî bir yoldur ki benim tek başına orada bu­lunmam mümkün değildir. Ölüm herkese mahsustur.”

“Benim kılıç darbelerime kalkan ve miğferler dayanmazlar. Ben ve hicret etmiş olan Rasûlullâh birlikte savaşmaktayız.”

“Daima zaferler elde eden Aliyyim. Bahadırlık ve kahramanlıkta bütün cihanı ismim kaplamıştır.”

“Eğer ölmezsem Allah’a söz veririm, öyle bir savaş-yapacağım ki izi ve nişanı kaybolmadan meclislerde ve sohbet toplantılarında dâima anılsın.”

“Eğer sağ kalmayıp ölürsem o hâinler, bozdukları söz ve antlaşmalarından dolayı zilletli ve rezaletli bir hayata dûçâr olacaklardır.”

“Ben öyle cesur bir insanım ki annem benim adımı arslan anlamına ge­len Haydar koymuştur. Harp sanatının arslanıyım ki kimse benimle boy ölçüşemez.”

“Pazuları güçlü, boynu kalın bir aslan gibiyim, savaş esnasında korku­dan dolayı kimse benim yüzüme bakamaz. Hiç kimseden çekindiğim yoktur.”

“Korku ve savaş gününde sana zırh ve miğfer kâfi gelir. Dünya seni hem güldürür ve hem de-ağlatır.”

“Size öyle bir ölüm ölçeğini sunayım ki kılıcım iki omuzunuzun arasını bir­birinden ayırsın.”

“Bana muhâlefet ederek ayrı bir yol tutanlar, bana zarar veremezler. Ben­den önceki bir kimsenin ölümü, dünyada kalmamı gerektirmez. Ben de çok geçmeden öleceğim.”

“Hak yolunu bırakıp batıl düşünceler peşinde koşanlar, henüz tam anlamıyla vücudu gelişmemiş bir soylu çocuğun darbeleriyle yola geleler.”

“Ey küfür üzerinde hayat sürenin oğlu, ben Aliyyim. Askerler benim önüm­den çil yavrusu gibi kaçarlar.”

“Sizlere darbeleri indiren benim. Yardımcım, darlık anında sığınacağım yegâne sığınağım Cenâb-ı Hakk’tır. Hicret ve göç onadır.”

“Ben ve benden önce âhirete giden kişinin dünyadaki durumu şuna ben­zer ki bir dostunu ziyaret edip geçer veyahut akşamlayıp sabah geldiğin­de, yola çıkar.”

“Sabır ve metanette fazlasıyla kuvvetliyim. Başkalarına bir belâ geldiğin­de onların pazularına zayıflık bulaşmasına rağmen benim kuvvetim fazla­laşır.”

“Lisanım, kızgın bir devenin ağzından çıkardığı kırmızı maddeler veya çelikten yapılmış bir kılıç gibi keskindir.” .

“Kalbim, insanı hayretler içinde bırakan çeşitli hikmetleri söyler. Müşkül­leri hallettiği gibi inciler saçar.”

 “Kureyş kabilesinin kötü niyyetli kimseleri Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve selleme kötülük yapmak istediklerinde Cenâb-ı Hakk, onu kudretiyle koruyup kurtardı.”

“Müşrikler Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve selleme kötülük yapmak maksadıyla harekete geçtiklerin­de göç etmek zorunda kaldı. Ben onun yatağında yatarak nefsimi ölüm ve esarete alıştırmağa ve kabul etmeğe razı ettim.”

“Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem geceleyin mağarada yattığında Allah’ın yardım ve koruma­sıyla her türlü tehlikeden emin oldu.”

“Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem orada üç gün ikamet ettikten sonra devesinin yularını salarak Medine’ye doğru yola çıktı.”

“Bu hizmeti Allah’ın dinine yardım etmek maksadıyla yaptım, Böyle bir tavır ve hareket, mezara, girip başımın altına taştan bir yastık konulunca­ya kadar devam edecektir.

“Çocuklara küçükken söylediğim Sözleri, bir musibet ve belâya uğradığımda söylemedim. Ah çekip şikâyette bulunmadım.”

“Ben o vakit çocukların hallerine üzülürüm ki babaları âhiret âlemine göç­müş, seferde ve hazerde onların sıkıntılarını tekeffül edecek ve karşıla­yacak kimseleri bulunmasın.”

“Birçok uygunsuz işler vardır ki onları görmezlikten gelip geçerim. As­lında görmezlikten gelmeyip onların üstesinden gelmeğe gücüm vardır. Fakat İslâmî hamiyyetim bu şekilde hareket etmemi gerektiriyor.”

“Çok kimseler vardır ki gözlerini kaparlar, onların bu hallerini bilmeyen­ler kör zannederler. Oysaki insan gördüğü halde bazı işlerin maslahatı için görmezlikten gelir.”

“Ben nice şeyleri söylemeğe muktedir iken nefsimi zaptedip söylemem. Oysaki beni söylemekten alıkoyacak veya söylemeğe mecbur edecek bir kimse yoktur.”

“İnsanların davranış ve huylarından haberdar iken, nefsimi zorlayarak ve gücümü kullanarak sabretmeğe çalışıyorum.”

“Temiz kalpli ve saf inançlı olan müminler cehenneme girmezler. Akıllı -olan insanlar, kaderi zorlamağa çalışmazlar.”

“Acı durumlar ve uygun olmayan işler karşısında istemeyerek sabrettim. Suyun akıp gitmesi ve geriye bir kısmının kalması gibi hilâfet müddetim az kaldı.”

“Allah’ın yardımını gözleriyle gördüler. Peygamberin yakın arkadaşlarının kurtuluşa erdiğini müşahede ettiler.”

“Ben Eğrilmeyen kılıç sahibi, Aliyyü’l-Murtaza’yım. Kıyamet gününde Kevser havuzunun sahibiyim.”

“Kendi sarığını başıma giydirip beni taltif eden Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem, kardeşi olduğum bana demiştir ki,”

“Sen benim kardeşimsin ey keramet kaynağı. Benden sonra kendisine uyulacak senden başkası kim olabilir?”

“Allah, o güzel yüzlü şehitlerin mükâfatını versen ki onların rehberi ve ön­de geleni Haşim’dir.”

 “Dine aykırı öyle uygunsuz işler gördüm ki Allah’a iftiradan başka bir şey değildi. Bunlarsaçları beyazlatacak cinstendi.”

“Kulağa çalınan, sözler ve dünyayı karartan durumların bir tekini o seçkin Peygamber duymuş olsaydı, razı olmazdı.”

 “Ey Osman eğer meşveret ve danışma ile bu işe (halifelik) mâlik oldum diyorsan, (Ömer)in tayin ettiği ve onlarla müşâvere etmen gerekli kimse­ler, ortalıkta görünmüyorlar.”

“Eğer peygambere yakınlık iddiasıyla halifeliğe talip olup, muhâliflerini susturmak arzusunda isen, peygambere senden daha yakın kimseler de vardır.”

“Her isteyene malımı bahşedeceğim, ister borç olsun, isterse üzerime farz olan, zekât olsun, malımı vakfedeceğim.”

“Adalet ve hakkaniyet ehli olanlar bilirler ki, ben hiç bir zaman Hak’tan yüz çevirmedim. Çünkü ona inancım vardır.”

“Cenâb-ı Hakk’ın verdiği rızka kanaat getirmişiz. Bize ilim ve irfan verdi, düşmanlarımıza ise mal ve mülk vermiştir.”

“İnsanların bana yapmış oldukları iyiliği başa kakmaları ve minnet etmeleri, dağlardan taşıyacağım taşlardan daha ağır gelir.”

“İnsanlar bana diyorlar ki çalışmak ayıptır. Ben de onlara derim ki, insanın başkasından bir şey istemesi kadar ayıp ve utanç verici bir şey yoktur.”

“Ben, baştanbaşa minnet ve başa kakma ile dolu olan bir dünyayı kabul etmem. Ben hiç bir zaman kıymetli olan mertebeyi zilletle islemem.”

“Öyle bir insanım ki yapmış olduğum izzet ve ikrâmlar bana veraset yoluyla ecdadımdan geçmiştir.”

“Bir hayır islediğim zaman onun arkasından başka hayırlar da işlerim. İnsanlar istemeseler de ben böyle bir yol izlerim.”

“Fakir olan bir kimse bana arkadaş olduğu zaman ben ona istediği kadar azık verir ve onu doyururum.”

“Bir sıkıntıyı gidermek için beni davet ettiklerinde sıkıntıyı gidermeğe çalışırım. Bir haksızlık yapmak için çağırdıklarında onların davetlerine icabet etmem.”

“Birisi benden bir yardım istese, parlayan ve hızla yol alıp giden yıldız gibi onun yardımına koşarım.”

“Ben, konu-komşumu kendi ailemin fertleri gibi sayarım. Çünkü müslümanlar kendi evlerini beni tercih ederek evimin yanına yapmışlardır.”

“Akıllı ve tedbirlik bir insan olduğumu görmez misin? Nâfi’ Mescidinden sonra. Muhayyis ismindeki hapishaneyi inşâ ettim. Böylece emin Ve sağ­lam bir koruma yeri yapmış oldum.”

 “Kufe şehrinin sahilleri, ne güzel ve hoş yerlerdir ki kalbe safa bahşet­mektedir. Biz burada ülfet bulmuş ve güzel kokular almışız.”

“Develer, gece olunca eve döner, gündüzün ise otlaklara giderler. Selâ­met içinde bir yakınlık bulup sabah vaktinin nimetlerinden yararlanırlar.”

“Ben öyle bir doğan kuşuyum ki sen benim özelliklerimi bilirsin. Havada uçan kuşların kol ve kanatları benim korkumdan tir tir titrer.”

“Ben cesur ve kahraman kimselerin çocuğuyum. Savaş sıkıntılarını çekmişim. İstediğimde insanları yere sererim.”

“Bizim keskin kılıcımız etrafta düşmanlarımızı temizledi. Cömertliğimiz ise elimizde mal ve mülk bırakmadı.”

“Meliklerin avları tavşan ve tilkilerdir. Ben ata binip ava çıktığımda benimkiler cesur ve kahraman insanlardır.”

“Benim avım savaş meydanlarında ata binmiş kimselerdir. Ben savaş esnasında düşmanları katleden bir arslanım.”

“Düşmanlar üzerindeki darbelerim ve kılıç üstünlüğümden güçlükler hoşnut oldular. Hastalar da şifâ buldular.”

“Göz ucuyla bakan bir arslan gibiyim-Savaş meydanlarında, yatağında kükreyen bir arslandan başkası değilim.”

“Savaş ve kavga ateşi tutuşmaya başlayınca ve bu esnada piyâdeler bir­birlerine karışınca benim düşmanım gözlerime bir sinek gibi görünür ve mızrakların sesinden kurtulamaz.”

“Savaş esnasında bir çırpıda yere serici darbe ve hamlelerimi görürler. Benim kılıcımın şiddetinden ata binmiş olanlar yüzü üzere yere düşerler.”

“Düşmanın başına kılıcı indirdim ve onların kafatasını ikiye ayırdım. Zülfikârım keskin ve parlak yüzlüdür.”

“Kemiklerin cisimden ayrılması gibi o da, darbenin etkisiyle burnu üzerine düşüp yere yıkıldı.”

 “Zamanın olaylarını altmış yıl yaşayarak gördüm. Hayatın acı ve tatlı taraflarını, kolaylık ve güçlüklerini deneyerek geçirdim.”

“Allah’ın bana verdiği nice nimetlerin şükrünü ifâ edemem. Dilimin ve gü­cümün yettiği kadar şükrünü yerine getirmeğe çalışsam bile tam anlamıy­la bu vazifeyi yapmış olamam.”

“Allah’tan istesem de istemesem de onun fazl ü keremi daima benim yar­dımcım, O, benim dayanağım ve sığınağımdır.”

“Ey ölüm emrini tebliğ eden melek, dünyada kalmanın mümkün olmadığını biliyorum. Benim de ruhumu al dostların ayrılık üzüntüsünden kurtulmuş olayım.”[2]

“Zamanın olayları ve tecrübeler beni metin ve dayanıklı kıldı. Bazı şeylerden beni alıkoyanları ben de alıkoydum.”

“Her gördüğüne dostluk ilan edip seninleyim diyenlerle bir ilgim yoktur. Hiç kimsenin sorusuna cevap vermekten aciz değilim ve başkalarına, müşkülümü-halletmesi için yalvarmam.”

“Zayıf güçlü olmadığımdan dilimin ve kalbimin idareleri elimdedir. Ben nereye yöneltirsem onlar, da oraya yönelirler. Daima içinde bulunduğum zamanı geçmişle mukayese ederim.”

“Birçok arkadaş, dost ve ahbaba vefâ gösterdim. Vefalı olmak gereken yerde onlardan vefamı esirgemedim. Fakat onlardan karşılık görmediğim gibi, cefâ ve eziyeti gördüm.”

“Benim maksadım, meclis ve toplantılarda bana sevgi {göstermeleri, ar­kamda da beni iyilikle anarak hatırlamalarıdır.”

 “Ey gözler, benden uykuyu def edin. Çünkü seher vaktinde insanlar Al­lah’ı anarak geceyi geçirirler,”

Ey Ebû Bükre,[3] şunu iyi bil ki yeryüzünde ayakkabılı ve yalın ayak gezenlerin en hayırlısıyım.”

“Hazret-i Peygamber ona uyulması ve onun hakkına riâyet edilmesi Hususunda tavsiyelerde bulundu. Fazilete sahip bir insan olduğunu pekiştirdi.”

“Onun hakkında kusur ve ihmalde bulunma, hakkını tam anlamıyla ver. Cenâb-ı Hakk doğru söyleyenlerin en doğrusudur.”

 “Ben, Allah’a verdiğim söz üzerine komşumun ırzını ve namusunu muhafaza ederim. Hatta öksürmek gerekse, onu gizler açığa vurmaktan çekinirim.”

“Hem Allah’ın cezasından korkarım hem de onun affediciliğinden ümit varım. Şunu çok’ iyi bilirim ki mülkünde istediği gibi tasarruf eden O, adil-i mutlaktır.”

 “Bütün insanlar dalâlet, inkâr ve şiddetli manevi sıkıntılar içinde iken ben, Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellemi rasül olarak kabul etmiş ve ona inanmıştım.”

“Benim dinimde şüphe edene hidâyet temenni ederim. Allah’ım, bana cen­net içinde fazl ve kereminle yaşamayı nasib et.”

“Şeriki ve ortağı olmayan o Allah’a şükürler olsun ki kullarına dâima merhamet etmiştir. Sonu olmayan ve Bâki kalandır.”

 “Eğer bana azap ederse ben bu azaba müstahak olduğum içindir, Eğer affederse onun fazl ü keremindendir.”

“Ey Allah tarafından şahid kılınmış Peygamber, benim dinim, o seçkin ve üstün peygamberin dini olduğuna ve müslümân olduğuma dair Allah için şehâdette bulunur musun.”


[1] Sıbteyn: İki torun anlamına gelen bir kelimedir. Bu beyitte ge­çen Ebu’s-Sibteyn’den maksat, Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’in, Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimizin torunu olmaları ve onların babasının da Hazret-i Ali olmasıdır.
[2] Bu beyite şu anlamı verenler de olmuştur: “Beni bırakman mümkün olmayan ölüm! Bana biraz fırsat ver ki Hakk’a ibâdet edeyim, ondan sonra ruhumu al.”
[3] Ebû Bükre,sahâbilerden Nafi ibni el-Haris ibni Kelde’nin künyesidir. Bu şiir ona hitaben söylenmiştir.

 

Kaynakça:
Hz. Ali Divanı.
(trc: Müstakimzade Süleyman Sadettin,
hzl: Şakir DİCLEHAN 1981)
İstanbul.

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s