KİTLE KÜLTÜRÜNE ALAYCI BİR YAKLAŞIM: BEİNG THERE, Merhaba Dünya (film)

BEİNG THERE, Merhaba Dünya (film)

Yönetmen: Hal Ashby

Yapımcı :Andrew Braunsberg

Senarist  : Jerzy Kosinski (kendi romanından)

Oyuncular : Peter Sellers, Shirley MacLaine, Melvyn Douglas,

Müzik: Johnny Mandel

Görüntü yönetmeni:  Caleb Deschanel

Yapım yılı :1979

Çıkış tarih(ler)i 19 Aralık 1979 ABD

Ocak 1984 Türkiye

Süre: 130 dakika

Ülke:ABD

Dil : İngilizce, İtalyanca, Rusça

 

Hakkında:

Merhaba Dünya 1979 ABD yapımı politik komedi filmidir. Özgün adı Being There dir. “Being there” İngilizce’de “Doğru zamanda doğru yerde bulunmak” anlamına gelen bir deyimdir. Film çevrildikten tam 5 yıl sonra 1984 yılında Türkiye’ye gelmiş ve sinemalarda “Merhaba Dünya” ismi ile gösterime girmişti. Yıllar sonra piyasaya çıkan DVD’lerinde ise Bir Yerde ismi kullanılmıştır.

Senaryosunu Polonya asıllı ABD’li yazar Jerzy Kosinski’nin 1971 yılında yayınladığı aynı adlı kendi romanından uyarlayıp yazdığı filmin yönetmeni Hal Ashby’dir. Önemli rollerinde Peter Sellers, Shirley MacLaine, Melvyn Douglas, Jack Warden, Richard Dysart ve Richard Basehart oynamışlardır. Bütün hayatı boyunca bahçesinde çalıştığı malikânenin dışına çıkmamış olan kendi halinde, saf biraz da zekası kıt bir bahçıvan, işvereni ölünce kendini sokakta bulur. Dış dünya hakkında bildiği her şey sadece televizyonda seyrettikleri ile sınırlı olan bu safdil bahçıvanın ara sıra sarfettiği sözler bilgelik zannedilince bunlardan derin anlamlar çıkaran etkili bir politikacının himayesine girer, Washington sosyetesinde basamakları hızla tırmanırken ABD başkan adaylığı teklifi bile alır.

Filmdeki performansı ile Melvyn Douglas En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Akademi Ödülü’nü ve Sinema Dalında En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Altın Küre Ödülü’nü alırken, Jerzy Kosinski’ye BAFTA En İyi Senaryo Ödülü, Peter Sellers’e de Sinema Dalında En İyi Aktör Altın Küre Ödülü verildi. Bu politik taşlama Peter Sellers’ın (d.1925 – ö.1980) sondan bir önceki filmi idi, ancak kendisi hayatta iken gösterime girdiği için “Merhaba Dünya” son filmi olarak kabul edilmektedir.

 Konusu:

Chance (Peter Sellers) kendini bildi bileli Washington’da bir zengin evinin bahçıvanlığını yapan orta yaşlı, saf ve biraz da zeka özürlü bir adamdır. Bütün ömrünü bu malikânenin bahçesinde kendisine ayrılmış bir odada geçiren Chance’in dış dünya ile hiç teması olmamıştır. Dış dünya hakkında bildiği her şey patronunun kendisine verdiği televizyondan seyrederek öğrendiklerinden ibarettir. Temasta bulunduğu diğer bir kişi de yemeklerini yapan ve ona bir çocuk gibi bakan siyahi hizmetçidir. Bir gün hamisi olan yaşlı milyoner ölünce kendisini birdenbire gerçek dünyanın içinde bulur. Patronunun kendisine vermiş olduğu eski takım elbisesini de giyerek şehrin kendisine çok yabancı olan sokaklarına dalar. Bu şık ama eski moda elbiseler içinde, başında fötr şapkası elinde bavulu ve şemsiyesi ile amaçsızca gezinirken kendisine bir limuzin çarpar. Limuzinde politik olarak da çok etkili zengin bir işadamı olan Benjamin Rand (Melvyn Douglas)’ın eşi Eve Rand (Shirley MacLaine) vardır. Sadece ayağı incinmiş olan Chance’i tedavi ettirmek üzere köşklerine davet eder. Ev sahibi Benjamin Rand ölümcül bir kan hastalığı nedeni ile evde yoğun bakım altında olduğu için zaten evin bir bölümü küçük bir hastane görünümündedir. Burada özel doktorların bakımı altına giren Chance’in misafirliği daha da uzayacaktır. Hayatında hiç alkol almamış olan Chance yemekte ikram edilen içkinin tesiri ile kim olduğu sorulduğu zaman “Bahçıvan Chance” (Chance the Gardener) diyeceğine dili sürçer ve “Chauncey Gardiner” der (Bu politikacılara yakışan fiyakalı bir isimdir). Çok az konuşan ve monoton bir uslupta genellikle bahçe ve bahçıvanlıkla ilgili sözleri televizyondan kaptığı bazı ifadelerle harmanlayarak sarfeden bu saf insanın söylediklerinin altında derin anlamlar ve büyük bir bilgelik yattığını zanneden Rand onu kanatlarının altına almaya karar verir. Washington sosyetesinde ve politik çevrelerde çok etkili ve söz sahibi bir insan olan Rand, Chance’i ABD başkanı (Jack Warden) ‘yla bile tanıştırır. Başkan da Chance’in bir bahçenin mevsimlere göre gösterdiği değişiklikleri tasvirini ekonomik ve politik bir tavsiye olarak yorumlar. Bundan sonra da Washington sosyetesinde hızla üst basamaklara tırmanarak yine televizyon ve basının da yardımı ile ülke çapında popüler olur. Sıkça katıldığı talk show’larda sarfettiği abuk subuk aforizmalar etkisini gösterir ve yapılan anketlerde Amerikan kamuoyunda “bilgeliğin gösterişsiz ve saf yeni temsilcisi” olarak kabul gördüğü anlaşılır. Bu arada Chance’in gerçek kişiliğini çözebilen tek kişi Dr. Robert Allenby (Richard Dysart)’dir, ama onun da kimseyi ikna edecek durumu yoktur. Chance’den çok etkilenmiş olan Rand ölünce mirasından ona da bir pay ayırır. Cenazeden sonra ABD başkanının da aralarında bulunduğu etkili politik grup bir dahaki seçimlerde Chance’i başkan adayı göstermeyi uygun görürler, ancak bu arada Chance malikanenin bahçesindeki yapay gölün yüzeyinde İsa benzeri bir şekilde suya batmadan yürüyerek uzaklaşır gider.

Film hakkında notlar

Filmde Peter Sellers’ın canlandırdığı “Chance” karakteri ile 1977 – 1981 yılları arasında görevde kalan 39.cu ABD başkanı Jimmy Carter arasında bir benzerlik olduğu o zamanın basınında çıkan yazılarda ima edilmişti. 1984 yılında sinema eleştirmeni Atilla Dorsay da bir Fransız dergisinden yaptığı alıntı ile sinema eleştirileri yaptığı gazete köşesinde “Being There” filmini eleştirirken “Jimmy Carter’la tatlı tatlı alay eden ince bir güldürü” üst başlığını kullanmıştı.

1957 yılında ABD’ye gelen ve sonra da bu ülkenin vatandaşlığına geçen Polonya asıllı yazar Jerzy Kosinski (d.1933 – ö.1991) aynı zamanda iyi bir fotoğrafçı idi. Uluslararası Yazarlar birliği PEN’in ABD başkanlığını da yapan Kosinski otobiyografik olduğu kabul edilen çok satan romanı Boyalı Kuş (The Painted Bird) ile tanınmıştı. Kosinski 1991 yılında kendini boğarak intihar etmişti.

FİLMDEN RESİMLER

BEİNG THERE, Merhaba Dünya1

BEİNG THERE, Merhaba Dünya2 BEİNG THERE, Merhaba Dünya3 BEİNG THERE, Merhaba Dünya4 BEİNG THERE, Merhaba Dünya5

İNSAN YAŞAMI, iki ayrı çağ, iki kültür ve iki din çakışırsa salt acıya dönüşür” diyen Hermann Hesse, “Bozkırkurdu” adlı romanında iki ayrı çağı yaşayan insanların doğallıklarını, saflıklarını, güvenlerini ve aktörelerini yitirmelerini belirtirken: bazılarının bunları olağan karşılamasından, bazılarının sabırla tahammül göstermesinden, bazılarının ise, bunların bilincinde dahi olmamasından söz ediyor.

Kitle kültürünün insanı da bir noktada iki çağı yaşamak zorunda olan bir konuma sahip. Bu kaygının dile getirilmesi amacıyla, sosyal bilimlerde teoriler geliştirildi. Kaygı edebiyatın, sinemanın alanına girerek, kah yaşanan gerçeklik, kah dramatik alaya bir şekilde işlendi.

“Merhaba Dünya”filmi de temelde bu ikili çatışmayı Amerikan toplumu içinde ele alıyor. Yaşanan gerçeklikle ne kadar örtüştüğü elbette tartışılır bir temaya sahip olmakla beraber film, televizyon kültürünün insanın doğal dünyası ile nasıl çatışmaya girdiğini anlatıyor.

1970’li yıllarda Amerika’yı kuşatan televizyonla gelen kültür üzerine çoğu karamsar görüşler, kitle kültürü çerçevesinde işlendi. Bu görüşlerdeki ortak tema, kitle kültürünün insanları geçinişlerinden, görevlerinden zamanla uzaklaştırması ve onları topluma yabancılaştırmasıydı. Televizyonla gelen bu yeni kültür insanları okumaktan, yazmaktan ve sosyal çevre ilişkilerinden alıkoymakta; öğrenmede, bilgilenmede kullanılan klasik araçlar yerlerini popüler araçlara yani kitle iletişim araçlarına bırakmaktaydı.

Kitle kültürü içinde yer alan insana, çalışma gününü nasıl organize edeceği ile boş zamanını ne şekilde değerlendireceği görevi yüklendi… “Yaratıcı ve çoğaltıcı olan bu kültür belirsiz, hareketli, dengesiz, yapay ve değişkendi”. “Apolitik olan her şeyin ön plana çıktığı” bu kültürde, cinsiyete ilişkin roller dahi belirsizdi Çok cinsiyetliliğin temelleri belki de bu kültürle atıldı.

Kitle kültürüne has televizyon seyretme alışkanlığını, televizyondan bilgi almayı (!) ya da bu bilgiyi yorumlamayı alaya bir şekilde ele alan ve bunu toplumsal kaygı ile dramatik bir hale getiren kurgusal roman “Being There”, Rus asıllı Amerikalı yazar Jerzy Kosinskitarafından yazılmış; 1980’de onikinci baskısına ulaşan roman, Kosinski’nin senaryolaştırması ile aynı adla sinemaya uyarlanmış; başrollerini Peter Sellers ve Shirley Mc Laine’nin paylaştığı film ülkemizde de “Merhaba Dünya”adıyla gösterilmişti.

Filmin Başrolünde Bahçıvan Bay Şans:

Yapay Dünyaya Karşı Doğal Fotosentez

Roman kahramanı ve filmin başrol oyuncusu Bay (Chance) Şans, ne bir sosyal sınıfın temsilcisi ne de marjinal bir tip; o kendine has, eşi benzeri olmayan, sui generis (nevi cinsine mahsus; nevi şahsına münhasır) bir tip. Okuma yazma bilmeyen Şans, gönüllü meslek olarak bahçıvanlığı seçmiş; oturduğu evin bahçesinde yer alan küçük serada doğal fotosentez yoluyla çiçekler yetiştiriyor. Örgün eğitimden geçmemiş olmasının yanısıra, mekanikleşmiş ya da makinalaşmış ve işbölümünün varolduğu bir dünyanın içinde de değil Bay Şans… Hatta; bilinçsiz de olsa, gerçek dünyanın yapaylığını inkar edercesine hâlâ en doğal biçimiyle çiçek yetiştiriyor.

1960’lann çiçek çocuklarının, VietnamlI savaş yıllarının, çalkantılarını, bunalımların yarattığı sağlıksız insan tipine karşın Bay Şans, uyuşturucu ve alkol kullanmayan, sigara içmeyen sağlıklı bir insan tiplemesiyle karşımıza çıkıyor.

1970’li yılların sonuna kadar sinemada görülen saldırgan erkek rolüne karşın, Bay Şans uysal ve soğukkanlı bir erkek rolünü üstlenmiş. Hayatta hiçbir kimsesi olmayan Şans’ın Viktoryan kültürüne has giyim kuşamı, yeme içme davranışındaki kurallara uygunluğu, kadınları cezbetse de hayatına hiçbir kadın girmemiş. Şans’ın cinsiyete ilişkin rolünde, bir kadına karşı davranışında, televizyonla edinilmiş bir davranış biçiminin egemen olduğu görülüyor. (Filmin bir sahnesinde kendisine sarılan genç kadına nasıl karşılık vereceğini bilemediği için, kadına, televizyonda gördüğüne benzer bir davranışı uygulamaya çalışıyor: o esnada ekranda bir erkek ile kadın birbirlerine sarılmışlardır, bu görüntüyü karşısındaki kadına uygulayan Şans, görüntü ekrandan kaybolduktan sonra kadından uzaklaşır.)

Enformasyon Toplumundan Dışlanan Bay Şans

Hayatında bir kez dahi evinin bahçesinden dışarı çıkmamış olan Bay Şans, kaldığı evin sahibinin ölümü üzerine, ev üzerinde hak iddia edecek herhangi bir yazılı belgeye sahip olmadığından evden çıkarılmak zorunda bırakılır. Enformasyon toplumunun kişiye yüklediği zorunlu kimlik belgelerinin nüfus cüzdanı, kimlik kartı, kredi kartı… vs, varlığından dahi haberdar olmayan Şans, böylece enformasyon toplumundan da dışlanır.

Bay Şans birdenbire uzun caddelerden, yüksek binalardan ve gerçek insanlardan oluşan dünyada kendini bulur; caddenin bir köşesinde kümelenmiş gençlerin ellerinde gördüğü tabancaya karşı savunma aracı olarak yanında taşıdığı televizyon kumanda aletini kullanarak zapping yapar; bakar ki görüntü değişmez; yoluna devam eder. Gerçek dünya ile televizyonda gördüğü dünya arasındaki farklılığı karşılaştırmaya çalıştığı esnada küçük bir trafik kazası geçirerek yaralanan Şans, kocasını ziyarete gitmekte olan genç ve güzel bir kadın tarafından hastaneye kaldırılır, bir müddet bakıma alınır. Bakım esnasında, hastanede tedavi görmekte olan genç ve güzel kadının kocası Mr. Rand ile tanışır. Şans’ı tanımış olmaktan dolayı çok büyük bir memnuniyet duyan Mr. Rand, onu yanından ayırmak istemez. Özellikle Şans’ın bahçıvanlık konusundaki tecrübelerinden etkilenen Mr. Rand, Şans’ın söyledikleri ile Amerikan ekonomisi arasında paralellikler kurmaya çalışır. Mevsimlere ilişkin olarak çiçek yetiştirmenin farklılığından hareketle, Mr. Rand ekonomide konjonktürel dalgalanmaların bahçecilikteki gibi mevsimlik olduğunu, ekonomik sorunların da mevsimlere ilişkin bir dalgalanma gösterdiğini düşünür.

Bahçecilik ve ekonomideki konjonktürel dalgalanma arasında bağ kuran Mr. Rand, bahçeciliğin ABD’nin kötüye giden ekonomik durumuna acil çözüm getirilebileceğini düşünür; bu düşüncenin verdiği heyecanla, kendisini hastaneye ziyarete gelecek olan ABD Başkanı ile Şans’ı tanıştırmak ister.

De Facto Kararlar ve Bay Şans

De facto, “gerçekte”, “uygulamada” ya da “pratikte” anlamında kullanılan Latince deyiş. “Kanuna göre” veya “hukuki olarak” anlamına gelen de jure ile karşıt olarak sıkça kullanılır. Yasal bir durumu tartışırken de jure konu hakkında kanunların ne söylediğini, de facto ise gerçek hayatta uygulamanın nasıl olduğunu belirtir. Bu uygulama yasal olabilir ya da olmayabilir.

Mr. Rand’ı hastanede ziyaret eden dönemin ABD Başkanı, Bay Şans ile tanıştırılır. Bir bahçıvan olarak bahçecilik konusundaki görüşlerini başkana sunan Şans, gelecekte nelerin olup biteceğinden habersizdir. O, kaygısızca söylediği sözlerin altında nelerin arandığının farkında değildir. Ancak onu dinleyen başkan, zihninde birçok şeyi çözümlemiş, Şans’ın söylediği herşeyi ülke ekonomisine uyarlamıştır; yani başkan, Şans’ın mesajlarını “gerçek olandan hayâlî olana geçiş” sürecini kullanarak -olmasını istediği şekilde yorumlamış; mesajları değişime uğratmıştır. Bütün değişimlerden uzak olan Şans bu noktada, bizzat kendisi değişime sebep olmuştur.

Değişen ya da değiştirilerek algılanan mesajlar, birkaç günlük de olsa Şans’ı gündeme getirmiştir. Şans, başkanın isteği üzerine ulusal TV tarafından ekonomik sorunların tartışıldığı programa davet edilmiş; kendisine yöneltilen bütün sorulan bahçıvanlığına ilişkin tecrübeleri çerçevesinde cevaplandırmış, hiçbir soruyu bir karar süzgecinden geçirerek algılayamamıştır. Bütün sorulara karşı de facto bir eğilim göstererek, soruya ne katılmış, ne reddetmiş, cevaplarında tek bilgi ve tecrübe alanı olarak bahçeyi kullanmıştır. Televizyondan edindiği bilgilerin hiçbirini kullanamamıştır. Program ertesi izleyicilerin şaşkınlığına rağmen, kamuoyunu yönlendirenler, onun adına bir basın toplantısı yapmak için sıraya girmişlerdir. Bazı gazeteciler, Stem, French L’Espress tarafından basın toplantısına çağrılan Bay Şans, okuma yazma bilmediğinden bu tekliflerin hiçbirini kabul edemez/etmez. Bu duruma akıl sır erdiremeyenler tarafından analitik ve estetik eleştiri süreçleri işlemeye başlar.

Analitik yaklaşımda bulunan ABD başkanı Şans’ın özgeçmişi hakkında bilgi toplanmasını ister. Estetik yaklaşımı kullanan Sovyet Büyükelçiliği ise, Şans’ın ifadelerinin teşbih yüklü kullanımından hareketle, bu tarz bir kullanımın ancak Rus edebiyatında olabileceğini, bir Amerikalı’nın böyle bir konuşma yapmayacağını düşünür. Bay Şans’m bir ajan olabileceği yolunda artan şüpheler, onun ulusal haber alma teşkilatınca araştırılmasına sebep olur. Hakkında bir tek yazılı belge bulunmayan Şans’tan geriye kalan sadece düzgün bir konuşma, çözümlenemeyen üsluptur. Şans’ın cehaletini anlayamayan kitle kültürünün diğer insanları da bir bütün olarak bu cehaleti paylaşmakta, artık onlarda kitle kültürü dünyasını Bay Şans ile beraber yaşamaktadırlar. Bilenle bilmeyeni ayırtedememenin ironisini yaşamaktadır; kitle kültürünün insanları…

Değerlendirme: Filme Analitik ve Estetik Bakış

“Being There” romanının tıpatıp bir uyarlaması olan “Merhaba Dünya” filmi televizyonun insan ve kültür üzerine olumsuz etkilerini, TV ile gelen bu kültürün insanları nasıl yalnızlaştırdığını, onları nasıl cahil bıraktığını alaycı bir biçimde Amerikan toplumunun gerçekliği içinde gösteriyor. Aslında bu gerçeklik, mekân kullanımının zayıfladığından dolayı çoğu zaman bir yanılsamaya dönüşüyor, ama yine de verilmek istenen mesaj seyirciye ulaşıyor.

 Film hakkında yapılacak değerlendirmede iki farklı bakış açısı kullanılabilir: Bunlardan biri analitik bir diğeri ise, estetik bakış açılarıdır. Aslında bu iki bakış açısı filmin içinde yer almaktadır. ABD Başkanı ne olduğu bilinmeyen Şans hakkında acil bilgilerin toplanmasını ister. Tek tek toplanması düşünülen veriler daha sonra biraraya gelecek ve Bay Şans bunlara göre tanımlanacaktır. Bu tarz bir yaklaşım aynı zamanda, analitik yaklaşımlarda yer alan parçalardan bütüne gitme anlayışını da beraberinde getirir. Sovyet Büyükelçiliği ise, Şans’ın konuşma üslubunu tartarak, konuşmasını anlamlandırarak, onun hangi milliyete mensup olabileceğine karar vermek ister. Bu yaklaşımda ise Şans, tek başına değil, büyük bir grubun üyesi olmasına göre tanımlanacaktır; yani Şans ait olduğu ulus denen büyük grubun özelliklerine göre algılanacaktır. Algılama ve duyumsama ile yapılacak böylesi bir tanımlamada bütünün önce kendisi sonra parçası gelecektir. Bu da estetik bakışı beraberinde getirecektir.

Romanın yazıldığı ve filmin çevrildiği yıllar olarak, yeniden yapılanma öncesi Sovyetler ve ABD dünyayı ikiye ayıran iki büyük güçtür. Bu iki ayrı güç, aynı zamanda iki büyük farklı ideoloji ve iki farklı yöntemdir; ya da daha da genel olarak Doğu ve Batı arasındaki anlayış farklıdır. Batı toplumu olarak ABD, çözümlemelerinde analitik davranırken, Doğu toplumu olarak Sovyetler estetik anlayışı kullanmaktadır.

“Merhaba Dünya” filminin içinde bu ayrım olmakla birlikte, film analitik değerlendirmede, zaman-mekan özellikleri, mesaj biçimleri, (varsa) sosyal sınıf özellikleri, ideoloji, cinsiyete ilişkin özellikleriyle belirlenir. Estetik bakış açısında ise, film ya da anlatı bir bütün olarak ele alınır. Konu bütünlüğü üzerinde durularak verilen mesajlar anlamlandırılmaya çalışılır. Üslup, tema ve algılananın ne olduğu üzerinde durulur.

Analitik Bakış: Zaman ve Mekan

Bay Şans, iyi giyimli, güzel konuşan, bütün hayatı ev ve bahçe arasında geçmiş, kendi dünyasıyla barışık bir tiptir. Boş zamana ilişkin görüşleri altüst edecek şekilde, boş zamandan arta kalan zamanı da TV başında tüketen bir tip olarak Bay Şans, hiçbir konuda tecessüs sahibi değildir. Televizyondan edindiği herşey tavır, alışkanlık ve nesneyi tanımaya ilişkindir. O hayatın basit zevkleri (çeşit çeşit kıyafetlere sahip olma, özenle hazırlanmış sofrada yemek yeme, rengarenk çiçek yetiştirme… gibi) ile “biz her şeyi biliriz”diyen medya (TV) arasında kalmış gibidir.

Estetik Bakış: Suda Yürüyen İnsan

Bir yanda hükümet yetkilileri, bir yanda da kitle kültürünün mesaj yayıcıları; gazeteciler… Bu ikili bileşen gün gelir, vasıfsız, cahil bir adamı, sıradan yaşamından çıkarıp kamuoyuna sunar, onu adeta bir MESİH gibi gösterir.Ama medet umulan bu insan, ilişkilerinde ancak fiziksel mesafeyi kullanabilmektedir. Filmin bir yerinde Mr. Rand’ın “aslında birbirimizden ne kadar uzağız” demesine karşılık, Bay Şans “hayır yakınız, bakın! sandalyelerimiz birbirine değiyor”diye karşılık verir. Sosyal mesafe fikrinden yoksun oluşunun sebebi ise, sosyal ilişkilerindeki zayıflık, yalnızlık ve cahilliktir. Yüzyüze iletişimi TV ile edinilmiş kalıp biçimlere bağlamak isteyen bu insan, ancak birkaç gün gerçek hayatta varlığını gösterebiliyor.

Birkaç günlük de olsa, bu sıradan insanı gündeme getiren TV onu kendi içine almış, varlığını soruşturmaya sebep olmuş, sonra da onu yeniden hayatın gerçekliği içine bırakmıştır.

Çin kültüründe yer alan “kırk yıl çalıştım; su üstünde yürümeyi öğrendim”,sözünün görsel olarak verilmesiyle, bu yalnız insan, Bay Şans, kitle kültürü toplumunun dışına çıkarak. Doğu felsefesine özgü bir estetik içerisinde seyirciye veda eder.

KAYNAKLAR:

  • Hermann Hesse, Bozkırkurdu, Çev. İris Kantemir, Afa Yayınları, İstanbul, 1993, s. 23.
  • Irving Hovve “Notes on mass Culture” Mass Culture The Popular Arts in America, Ed. Bernard Rosenberg and David Manning VVhite, The Free Press, Nevvyork, 1966, s. 496.
  • Louis Dollot, Kitle Kültürü ve Bireysel Kültür, Çev. Özlem Nudralı, Cep Üniversitesi, İletişim Yayınları, 1991, s. 78-79.
  • Jean Baudrillard, Sessiz Yığınların Gölgesinde Ya da Toplumsalın Sonu, çev. Oğuz Adanır, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 1991, s. 30.
  • Jerzy Kosinski, Being There, 12. ed. Newyork 1980.
  • Jean-Noel kapferer, Dünyanın En Eski Medyası Dedikodu&Söylenti, İletişim Yayınları, İstanbul 1992, s. 168.
  • Analitik ve Estetik ayrımı için bkz. Deniş Huisman, Estetik, çev. Cem Muhtaroğlu, Cep Üniversitesi, İletişim Yayınları, İstanbul 1992, sh. 33-41 Analitik bakışta Anglo-Sakson geleneğine uygun olarak, bir bütün olarak film zaman mekân boyutlarından yanında, parçaları ile incelenir. Estetik bakışta ise, bir sanat ürünü olarak film hakkında çeşitli felsefî görüşler ileri sürülür. Duyarlılık ve algılanabildikle insan psikolojisi, toplum ve kültür üzerine düşünceler sanatla beraber çözümlenir. “Kant, “Yargı Gücünün Eleştirilmesi” kitabının estetiğe giriş kısmında, beğenin bir duyumsal işlev olarak algılanmasını vurgular.
  • Yalnızlık fikrini, tüketim toplumunun, kitle kültürünün bir ürünü olarak ele alan Riesman “Lonely Crovvd” adlı eserinde, kişilerin daha önceki dönemler olduğu gibi, kendilerine yardım edecek ve rehberlik edecek diğer kişilerden yoksun olduğundan ve onların dıştan yönetildiğinden bahseder. İnsanın görevi sadece uyum sağlamaktır; bu insan kaçınılmaz ilişkiler içinde bulunduğu diğer kişiler ve medya araçları tarafından yönlendirilmektedir. Bkz. T. Parsons and W. VVhite; The Link Betvveen Character and Society”, Second ed. Culture and Social Character: The VVork of David Riesman (kitabında) Ed. Seymour Martin Lipset and Leo Lovventhal, The Free Press of Glencoe, INC, New York, 1962, s. 105. Ayrıca bkz. Ünsal Oskay; “David Riesman’ın Görüşleri”, Yıllık VII. Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu, Ankara, 1984, s. 53.
  • Televizyon ve öğrenme konusu için bkz. Nabi Avcı, Kitle Kültürü Enformatik Cehalet, 3. baskı, Rehber Yayınları, 1990, s. 114.

Kaynakça

Edibe SÖZEN, Medyatik Hafıza, İstanbul, 1997, sh.163-170

Being There /BİR YERDE (ROMAN)

 

Bir Yerde

Jerzy Kosinski’ın Bir Yerde (Being There) adlı romanının 1982’de E Yayınları‘ndan çıkan Türkçe baskısının kapağı.

Yazarı

Jerzy Kosinski

Orijinal ismi

Being There

Çevirmen

Aydil Balta

Ülke

ABD

Özgün dili

İngilizce

Dili

Türkçe

Seri ismi

Dünya Edebiyatı, Yabancı Romanlar Dizisi

Konu(lar)

Taşlama, politik, alegorik

Türü

Roman

Yayınevi

E Yayınları

Anadilinde

basım tarihi

1972 (E Yayınları), 1982, 1990, 1993

Yayın ortamı

3. Hamur kâğıt, karton kapak

Sayfa sayısı

156 sayfa

Boyut ve ağırlık

13,5×19,5cm

Anadilinde ISBN

Being There

ISBN

975-390-044-9

Bir Yerde, Polonya asıllı Amerikalı yazar Jerzy Kosinski‘nin 1971 yılında yayımladığı politik alegorik romanıdır. Özgün adı Being There olan roman Türkiye’de ilk kez 1972 yılında E Yayınları‘ndan Aydil Balta’nın Türkçe çevirisiyle çıktı. Daha sonraki yılllarda, aynı yayınevi kitabın birkaç baskısını daha yaptı. 1979 yılında roman ABD‘de sinemaya aktarılmış olduğu için, yayınevi filmin ve oyuncularının şöhretinden de yararlanmak üzere 1982‘deki ve sonraki bazı baskıların kapağına filmden alınmış fotoğrafları koymuştur.(ISBN 975-390-044-9)

Yazarın üçüncü romanı olan “Bir Yerde”, 19 dilde aynı anda yayımlandı. Roman, 1991 yılında intihar ederek hayata veda etmiş olan Jerzy Kosinski’nin sinemaya aktarılmış tek eseridir.[1]

Nitelikleri olmayan saf ve dünyadan bi-haber bir bahçıvanın bir dizi rastlantı sonucunda neredeyse politikanın en üst basamaklarına kadar tırmanma şansını yakalamasının anlatıldığı roman, bir bakıma Amerikan medya kültürüne yönelik de bir taşlamadır.

İçindekiler

Konusu

Romanın kahramanı Chance, bütün ömrü boyunca “İhtiyar” diye bahsettiği varlıklı bir adamın evinin bahçesinin sınırları dışına çıkmamıştır. Bir bahçıvan olan Chance orta yaşlı, saf, çocuksu, biraz da zekâ özürlüdür. Yalıtılmış hayatı içerisinde sadece bahçeyle uğraşırken üretken olabilmektedir. Bunun dışında işvereninin kendisine tahsis ettiği küçük odada yalnız başına kalmaktadır. Kendisine yemek hazırlayan bir hizmetkâr dışında kimseyle görüşmez ve dış dünyayla yegâne bağlantısı burada sürekli seyrettiği televizyondur. Chance dış dünya ile ilgili her şeyi bu televizyondan öğrenmiştir. “İhtiyar” la Chance’in ilişkileri biraz karanlıktır (“İhtiyar” ona acıdığı için mi yıllarca evinde tutmuştur? Yoksa bir akrabalık bağları mı vardır? bilinmez)

Bir gün “İhtiyar” aniden ölünce, emlâk şirketinin avukatları tarafından kapının önüne koyulur. Artık tamamen yabancısı olduğu bir dünyanın içinde yapayalnız ve sudan çıkmış bir balık gibi kala kalmıştır. Üzerinde demode giysilerle hiç bilmediği sokaklarda aval aval dolaşırken zengin bir girişimcinin limuzini Chance’e çarpar. Limuzinde milyarderin karısı Elizabeth Eve Rand (romandaki lakabı EE) vardır ve hafif yaralanan Chance’i arabaya alarak malikânelerine götürür.

EE, Chance’den etkilenmiş hatta onun cinsel yetersizliğini bilmeden ona âşık bile olmuştur. EE’nin kocası Benjamin Rand çaresiz bir hastalıkla pençeleşmekte ve evde tedavi görmektedir. Çok nüfuzlu bir işadamı olan bay Rand, Chance’i aralarında ABD başkanının da olduğu birçok önemli şahsiyetle tanıştırır. Zekâ özürlü Chance, ömrü boyunca televizyondan kaptığı bazı anlamsız bilgileri kendi bahçıvanlık deneyimleriyle harmanlayarak bazı saçma sapan aforizmalar üretir, karşısındaki önemli politikacı ve iş adamları ise bu sözlerin altında derin anlamlar olduğunu sanırlar ve Chance’in bir bilge olduğu kanaatine varırlar.

Himayesine girdiği bu etkili insanların sayesinde sık sık gazete ve televizyonlarda boy gösteren Chance, katıldığı talk-show’larda da aynı türden konuşmalarını sürdürür. Gerçekte niteliksiz bir insan olan Chance’in bilmece gibi konuşmaları halkın kafasını karıştırsa da elitler onu el üstünde tutarlar ve aralarında onun gelecekte ABD başkanı olmasını bile planlarlar.

Sinema uyarlaması

Jerzy Kosinski‘nin 1971 yılında yayımladığı “Being There”, 1979 yılında yönetmen Hal Ashby tarafından aynı adla sinemaya da aktarılmıştır. Senaryosunu da yine kendi romanından uyarlayarak Kosinski’nin yazdığı filmin başlıca rollerinde Peter Sellers, Shirley MacLaine, Melvyn Douglas, Jack Warden, Richard Dysart ve Richard Basehart oynamışlardır. Bu senaryo Kosinski’nin Altın Küre‘ye aday gösterilmesine yol açmıştır. Ayrıca, ona yılın en iyi senaryo yazarı ödülünü kazandırmıştır.

Film Türkiye’de Ocak 1984‘te Merhaba Dünya adıyla gösterime girmiştir.[2] “Being There”, 1991 yılında intihar eden yazarın sinemaya aktarılmış tek eseridir.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Bir_Yerde_%28roman%29

**

Jerzy Kosinski: Dahi bir romancı mı, şöhret avcısı bir sahtekâr mı?

“İnsanoğlunun maruz kaldığı sıradan şiddetle, vahşet arasındaki farkın ölçülebilir olduğuna inanmıyorum. Bu, kişilerin olan biteni nasıl algıladığıyla ilgilidir. Doğu Avrupalıların zihinlerinde II. Dünya Savaşı ve sonrasında oluşan travmaları düşündükçe, kendimi bir kurban değil, o deneyimin bir parçası olarak görüyorum. Ben milyonlarca insandan biriydim yalnızca, ne eksik, ne fazla…”

1933 yılının 14 Haziran’ında, Polonya’nın Lodz kentinde yaşayan bir Yahudi ailesinin bir oğlu olur. Adı Josef Lewinkopf’tur. Josef henüz küçük bir çocukken Nazi imparatorluğunun ayak seslerini duyan baba Moses, ailenin soyadını Kosinski’ye çevirir ve daha doğuya taşınırlar. Artık aile Hıristiyan olmuştur. Josef Lewinkopf ise Jerzy Kosinski adıyla bir kilisede vaftiz edilir. Alman işgali boyunca aile Katolik kimliğiyle saklanır. Savaşın sonra ermesiyle baba Kosinski komünist saflarına katılacaktır.

Jerzy Kosinski, Lodz Üniversitesi’nden tarih ve sosyoloji dallarında yüksek lisans derecesi alır ve bir süre Polonya Bilimler Akademisi’nde doçent olarak çalışır. Lodz Üniversitesi’nde okurken daha sonra Amerika’da yakın dostluk kuracağı ünlü film yönetmeni Roman Polanski ile tanışır. Babasının aksine komünizmden nefret eden genç Kosinski, hazırladığı sahte belgelerle 1957 yılında ABD’ye iltica eder. Artık yaşamını Yeni Dünya’da sürdürecektir. Amerika’ya yirmi dört yaşında ayak basan Kosinski, önüne gelen her işte çalışıp bir yandan da eğitimine devam eder. Columbia Üniversitesi’ni bitirdikten sonra kendini tümüyle yazmaya adaya Kosinski, bir yandan da Yale ve Princeton gibi seçkin üniversitelerde “creative writing” (yaratıcı yazarlık) dersleri vermektedir.

O yıllarda Joseph Novak takma adıyla The Future Is Ours, Comrade ve No Third Party adlı antikomünist kitapları yayınlanır.

Yirmi dokuz yaşında geldiğinde bir çelik imparatorluğunun mirasçısı alkolik Mary Hayward Weir ile evlenir. Artık özel uçağı, yatları olan bir yazar olarak New York’taki evlerinde devrin zenginlerine, entelektüellerine partiler düzenlemekte, hayalinde kurguladığı çocukluk anılarını anlatmaktadır.

Kosinski ikinci evliliğini 1962 yılında, Almanya’nın Bavyera eyaleti aristokrasisinden gelen Katherine von Fraunhofer ile yapar. Hayatının son yıllarında, yazdığı romanlar hakkında çeşitli söylentiler çıkan, kalp yetmezliği ve ruhsal çöküntü içinde sıkışan Kosinski, banyo küvetinde başına geçirdiği bir naylon torbayla intihar ettiğinde elli sekiz yaşındaydı.

Ölmeden önce bir kâğıda “Her zamankinden daha uzun bir süre uyuyacağım. Buna sonsuzluk deyin” diye yazmıştı.

“Yazdığım şeyler, yazar ve okur arasında yeni bir ilişkiyi kabul etmeye hazır olanlar içindir”

Kosinski’nin The Painted Bird – Boyalı Kuş adlı romanı 1967 yılında yayınlanmıştır. Romanın kahramanı altı yaşında bir Yahudi çocuktur. Ailesi onu Polonya’yı işgal eden Nazilerden kurtarabilmek için uzak bir köye yollar. Çocuk, evine sığındığı yaşlı kadın öldükten sonra artık kendi başının çaresine bakmak zorunda kalacak, bu arada çevresi tarafından sürekli reddedilip, dışlanacaktır. Boyalı Kuş savaşın vahşetini bu küçük çocuğun gözünden anlatmaktadır. Kosinski tüm yaşamı boyunca bu kitabın otobiyografik özellikler taşıdığını iddia etse de, biyografisini kaleme alan James Park Sloan, yazarın aslında II. Dünya Savaşı’nı ailesi ile birlikte, Yahudi olduğu gerçeğini çevresinden saklayıp sürekli korku içinde ama korunaklı bir ortamda geçirdiğini vurgular.

Kosinski’nin bir başka ünlü eseri de Cockpit – Boşluk adıyla 1975 yılında yayınlanmıştır. Yazar başından geçen bir başka macerayı bu kez de bu romanda yarattığı roman kahramanının öyküsü haline getirecektir. Gerçekten de Kosinski, yakın arkadaşı Roman Polanski’nin karısı olan film yıldızı Sharon Tate ve misafirlerinin Charles Mason’un ‘Helter Skelter” çetesi tarafından katledildiği gece havaalanında kaybolan bir bagaj yüzünden davete geç kalmış olmasaydı, pek çok ünlü eseri yayınlanamadan 1969 yılında ölmüş olacaktı. Belki de Kosinski orada olsa savaşçı, yırtıcı kişiliğiyle çetenin kurbanı olmayı reddedip mücadele edecek ve olaylar da başka bir şekilde sonlanacaktı. Kim bilebilir?

Kosinski’nin 1971 yılında yayınlanan Being There – Bir Yerde adlı eseri ise Amerikan medya kültürünün yüzeyselliğiyle dalga geçen satirik bir romandır. Tüm hayatını kapalı bir ortamda geçiren eğitimsiz bir bahçıvan, hizmetinde çalıştığı varlıklı münzevi ev sahibi öldüğünde hiç tanımadığı dış dünyayla yüz yüze gelir. Rastlantılar ve saf fakat kendine güvenli, gizemli tavırlarıyla bir anda meşhur olur. Being There daha sonra Peter Sellers ve Shirley Maclaine’nin başrollerini oynadığı “The Gardener” adıyla beyaz perdeye uyarlanmıştır.

Kosinski, inişli çıkışlı maceralı bir hayatı görünüşte umursamaz bir cüretkârlıkla yaşamış bir yazar. Oysa geçirdiği travmaların ruhunda açtığı derin izler kaçınılmaz olarak bütün o sarsıcı romanlarının içerik ve üslubuna yansımıştır. O, hayata sıradan insanlar gibi bakmaz, bakamaz. Keskin tercihleri, farklı değer yargıları vardır. Bu yoğun enerji satırların arasından taşıp doğrudan okurun ruhuna ulaşır. En azından ben hep böyle hissettim onun kitaplarını okurken.

Steps – Adımlar (1969), The Devil Tree – Şeytan Ağacı (1973), Passion Play – İhtiras Oyunu (1979) adlı romanların da yazarı olan Kosinski’nin kitapları The New York Times’ın çok satanlar listesinde yer almış ve 30’dan fazla dile çevrilmişti.

1991 yılında satışları 70 milyona ulaşan kitaplarını süsleyen fotoğraflarındaki o çılgın bakışlar aslında her şeyi anlatmıyor mu?

Hasan Saraç

– See more at: http://www.edebiyathaber.net/jerzy-kosinski-dahi-bir-romanci-mi-sohret-avcisi-bir-sahtekar-mi/#sthash.mY3bKxmr.dpuf

http://hasansarac.net/Yasam-Oykum.html

 

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s