HÂFIZ-I ŞİRÂZÎ’DEN GAZELLER

Hazırlayan:
Prof. Dr. Mehmet KANAR

GAZEL 1

Farsça metin

Vezin: Mefâîlün Mefâîlün Mefâîlün Mefâîlün

Elâ yâ eyyuhessâkî! Edir ke’sen ve nâvilhâ

Ki aşk âsân numûd evvel, velî uftâd muşkilhâ

Bebûy-i nâfeî kâhir sabâ zan turre bugşâyed

Zi tâb-i ca’d-i muşkîneş çi hûn uftâd der dilhâ

Merâ der menzil-i cânân çi emn-i eyş çun her dem

Ceres feryâd mîdâred ki berbendîd mahmilhâ

Bemey seccâde rengin kun geret pîr-i mugân gûyed

Ki sâlik bihaber nebved zi râh u resm-i menzilhâ

Şeb-i târik u bîm-i movc u girdâbî çonîn hâyil

Kocâ dânend hâl-i mâ sebukbârân-i sâhilhâ

Heme kârem zi hodkâmî bebednâmî keşîd âhir

Nihân key mâned an râzî kezû sâzend mahfilhâ

Huzûrî ger hemîhâhî ezû gâyib meşov Hâfiz

Metâ mâ telki men tehvâ daiddunyâ ve ehmilhâ

 

Çeviri:

Saki,

dolaştır kadehi,

sun bize.

Aşk kolay göründü ilkin ama,

ne güçlükler çıkmadı ki sonra.

Umut içindeydi aşıklar

sabâ dağıtacak sevgilinin zülfünü,

getirecek misk kokusunu diye.

Gönüller kan dolmuştu

bekleyeceğim diye.

Sevgilinin konağında güven olur mu?

Çanlar çalar durur

yükünüzü toplayın diye.

Pirin derse

“Bula seccadeni meye”

Sâlik dediğin habersiz kalmaz

yol yordamdan.

Gece karanlık;

Dalgalar ürkütüyor,

Girdap korkunç!

Ne bilir halimizi sahilde olanlar!

Bencillikten çıktı adım kötüye,

işim oldu tebah!

Kurulmuş meclis bir kere,

Hangi sır gizli kalır böyle?

Huzur istiyorsan Hafiz,

kaybolma onun gözünden.

Kavuştunsa sevdiğine,

sat anasını dünyanın!

 

GAZEL 2

Farsça metin

Vezin: Mefâilün Feliâtun Mefâilun Feilun

Salâh-i kâr kocâ vu men-i harâb kocâ?

Bebîn tefâvut-i reh kez kocâst tâ bekocâ?

Dilem zi sövme’e bigrift u hırka-i sâlûs

Kocâst deyr-i mugân u şerâb-i nâb kocâ?

Çi nisbetest berindî salâh u takvâ râ?

Semâ-i va’z kocâ, nağme-i rebâb kocâ?

Zi rûy-i dûst dil-i doşmenân çi deryâbed?

Çerâğ-i morde kocâ, şem’-i âftâb kocâ?

Çu kuhl-i bîniş-i mâ hâk-i âstân-i şomâst

Kocâ revîm? Befermâ ezin cenâb, kocâ?

Mebîn besîb-i zenehdân ki çâh der râhest

Kocâ hemîrevî, ey dil bedin şitâb, kocâ?

Beşud ki yâd-i hoşeş bâd rûzgâr-i visâl

Hû vu an kirişme kocâ reft ve an itâb kocâ?

Karâr u hâb zi Hâfiz tama’ medâr, ey dûst

Karâr çîst? Sabûrî kodâm u hâb kocâ?

 

Çeviri:

İşim nasıl girer yoluna?

Şans kim?

Harab olmuş ben kim?

Gör işte farla:

O yol nereye

Bu yol nereye gider?

Usandım manastırından

riyakârlık hırkasından!

Meyhane nerde?

Saf şarap hani?

Salah ve takvanın rintlik ile ne ilgisi var sanki?

Vaaz dinlemek nerede, rebap nağmesini

dinlemek nerede!

Ne anlar düşmanlar dost yüzünden?

Ölgün kandil nerde?

Parlak güneş nerde?

Gözümüzün ilacıysa eşiğinin toprağı;

Nereye gidelim,

söyle,

huzurundan?

Görme sadece çenesinin çukurunu.

Başka çukurlar var bu yolda.

Nereye gidersin gönül böyle acele

nereye?

Geçti gitti vuslat zamanı;

hey gidi hey!

O gamzeler nerde?

O çıkışmalar hani?

Dostum;

uyku durak bekleme Hafiz’dan.

Karar ne demek?

Sabır hani?

Uyku nerde?

 

GAZEL 3

Farsça metin

Vezin: Mefâîlün Mefâîlün Mefâîlün Mefâîlün

Eğer an turk-i şîrâzî bedest âred dil-i mâ râ

Behâl-i hindûyeş bahşem semergand u buhârâ râ

Bedih sâkî mey-i bâkî ki der cennet nehâhî yâft

Kenâr-i âb-i ruknâbâd u gulgeşt-i musellâ râ

Figân kin lûliyân-i şûh-i şîrînkâr-i şehrâşûb

Çenan bordend sabr ez dil ki turkân hân-i yağmâ râ

Zi aşk-i nâtemâm-i mâ cemâl-i yâr mustağnîst

Be âb u reng u hâl u hat çi hâcet rûy-i zîbâ râ?

Men ez an husn-i rûzefzûn ki yûsuf dâşt dânistem

Ki aşk ez perde-i ismet bürün âred zuleyhâ râ

Eğer duşnâm fermâ’î veger nefirin, duâ gûyem

Cevâb-i telh mîzîbed leb-i la’l-i şekerhâ râ

Nasihat gûş kun cânâ ki ez cân dûstter dârend

Cevânân-i se’âdetmend pend-i pîr-i dânâ râ

Hadîs ez mutrib u mey gû ve râz-i dehr kemter

Ki kes negşûd ve negşâyed be hikmet in muammârâ

GAZEL goftî yu dur suftî biyâ vu hoş behân hâfiz

Ki ber nazm-i tu efşâned felek ikd-i sureyyâ râ

 

Çeviri:

Şirazlı o dilber verse hani gönlümün muradım,

Yanağındaki hint benine

bağışlarım Semerkant’ı,

hem Buhara’yı.

Saki;

ver şu ölümsüzlük şarabını.

Bulamazsın Cennette zira

Ruknâbâd ile Gulgeşt-i Musellâ kenarını.

Elaman cilveli şehir âfetlerinden!

El-aman!

Bırakmadılar gönlümde sabır;

hân-ı yağmâya döndüm!

Sevgilinin cemali muhtaç mı yarım yamalak aşkımıza?

Ne hacet bene, rastığa, allığa,

yüz güzel olunca.

Hani artardı ya günbegün Yusufun güzelliği;

Anladım ki aşk,

iffetten edermiş Züleyha’yı.

ister küfret,

ister beddua;

dua ederim yine sana.

Acı cevap ne yakışır

şeker gibi lal dudağa!

Söz dinle canım benim;

Candan çok sever mesut gençler

bilge pire kulak vermeyi.

Çalgıcıdan, meyden dem vur,

Arayıp durma feleğin sırrını.

Hikmetle çözen çıkmadı;

çıkmayacak zira bu muammayı.

Hafız;

bir GAZEL söyledin ki

inciler deldin!

Oku gel güzel güzel;

Saçsın artık nazmına felek

Süreyya incilerini.

 

 

GAZEL 4

Farsça metin

Vezin: Mefâilun Feilâtun Mefâilun Fa’lün

Sabâ belutf begû an gazâl-i ra’nâ râ

Ki ser bekûh u beyâbân tu dâde’î mâ râ

Şekerfiırûş ki omreş dirâz bâd, çerâ

Tefakkudî nekoned tûtı-i şekerhâ râ

Gurûr-i husnet icâzet meğer nedâd ey gul

Ki porsişî nekonî andelîb-i şeydâ râ

Behulk u lutf tevân kerd sayd-i ehl-i nazar

Bebend u dâm negîrend morg-i dânâ râ

Nedânem ez çi sebeb reng-i âşnâyî nîst

Sehîkadân-ı siyehçeşm-i mâhsîmâ râ

Çu bâ habıb nişînî vu bâde peymâyî

Beyâd dâr muhibbân-i bâdpeymâ râ

Cuz in kadar netevan goft der cemâl-i tu ayb

Ki vaz’-i mihr u vefa nîst rûy-i zîbâ râ

Der âsumân ne aceb ger begofte-i hâfiz

Surûd-i zuhre be raks âvered mesîhâ râ

 

Çeviri:

Lütfet sabâ,

söyle o güzel ceylana:

Sen düşürdün bizi çöllere, dağlara.

Ömrü uzun olsun, şu şekerci

neden uğramaz şeker çiğneyen papağana?

Ey gül;

güzellik gururu mu izin vermeyen sana?

Sormaz oldun hiç aşık bülbülü.

Gönül erleri avlanır lûtf ile, iyi huyla.

Akıllı kuş yakalanır mı ökseyle, kapanla?

Neden aşinalık havası yok,

bilmem,

servi boylu,

kara gözlü,

ay yüzlülerde?

Oturmuşsan dostla,

çekiyorsan bâdeyi;

Çıkarma aklından

avucu boş sevenleri.

Güzelliğine bulunur şu kusur ancak:

Olmaz güzellerde sevgi ile vefa.

Şaşılmaz hiç Hafiz’ın şiiriyle

Zühre’nin şarkısı gökte, raksa getirse İsa’yı.

 

GAZEL 5

Farsça Metin

Vezin: Mefulü fâilâtün Mefulü failâtün

Dil mîreved zi destem, sâhibdilân, hodâ râ

Derdâ ki râz-i pinhân hâhed şod âşikârâ

Keştîşikestegânîm ey bâd-i şurte berhîz

Bâşed ki bâz bînem dîdâr-i âşinâ râ

Deh rûze mihr-i gerdûn efsâne est u efsûn

Nîkî be cây-i yârân fiırset şumâr yârâ

Der halka-i gul u mul hoş hând dûş bülbül

Hâtissabûh hutbû yâ eyyuhessukârâ

Ey sâhib-i keramet şukrâne-i selâmet

Rûzî tefakkudı kun dervîş-i bînevâ râ

Âsâyiş-i do gîtî tefsîr-i in do harf est

Bâ dûstân mürüvvet, bâ doşmenân mudârâ

Der kûy-i nîknâmî mâ râ gözer nedâdend

Ger tu nemîpesendî, tağyir kun kazâ râ

An telhveş ki sûfî ummulhabâiseş hând

Eşhâ lenâ ve ehlâ min kıbletilazârâ

Hengâm-i tengdestî der iyş kûş u mesti

Kin kîmyâ-yi hestî Kârûn koned gedâ râ

Serkeş meşov ki çun şem’ ez gayretet besûzed

Dilber ki der kef-i û mûmest seng-i hârâ

Âyîne-i Sikender câm-i mey est binger

Tâ ber to arze dâred ahvâl-i mulk-i Dârâ

Hûbân-i pârsîgû bahşendegân-i omrend

Sâkî, bedih beşâret rindân-i pârsâ râ

Hâfiz behod nepûşîd in hırka-i meyâlûd

Ey şeyh-i pâkdâmen, ma’zûr dâr mâ râ

 

Çeviri:

Halden anlayanlar,

size diyorum:

Gidiyor gönlüm elimden.

İçimdeki sırlar çıkacak ortaya,

eyvah, eyvah!

Parçalandı gemimiz;

Ey uygun rüzgar;

es haydi;

Olur ya,

görürüm yine sevgilimin yüzünü.

On günlük dünya hevesi

bir masal

bir yalan

Dostum;

fırsat bil dostlara iyiliği.

Ne güzel şakıdı bülbül dün gece

gül ile şarap meclisinde.

Ey akşamdan kalmalar;

atın mahmurluğu üstünüzden,

için sabah şarabım.

Hey cömert insan;

esenliğin şükranesi olarak

sor hele biçare yoksulun halini.

İki dünyanın huzuru bağlı iki kelimeye:

Dostlara mürüvvet,

Düşmanla geçim.

İyi şöhret sokağına almadılar bizi.

Beğenmiyorsan eğer,

değiştir haydi kaderi!

Şu acı su var ya,

sûfî “kötülüklerin naşı” der ona,

güzelleri öpmekten tatlı gelir bana.

Yoksulluk zamanı bak iyi yaşamaya,

çek kafayı.

Bu varlık kimyası zira

Karun eder yoksulu, bînevayı.

Serkeşlik etme aman!

Bir kıskanırsa dilber,

avucundaki taşı mum eder.

Mey kadehi İskender’in aynasıdır sana bak,

göstersin Dârâ’nın

mülkünü sana.

Farsça konuşan güzeller

insan ömrüne ömür katar.

Haydi saki;

zahit rintlere müjde ver.

Hafiz boşuna giymedi meye bulanmış şu hırkayı.

Eteği temiz şeyhim,  gel, mazur gör sen beni.

 

GAZEL 6

Farsça Metin

Vezin: Mütefâilün feûlün mütefâilün feûlün

Be mulâzimân-i sultân ki resâned in duâ râ

Ki be şukr-i pâdişâhı zi nazar merân gedâ râ

Zi rakîb-i dîvsîret be hodây-i hod penâhem

Meğer an şihâb-i sâkıb mededî dehed hodâ râ

Muje-i siyâhet er kerd be hûn-i mâ işâret

Zi firîb-i ûf biyendîş ve galat mekun nigârâ

Dil-i âlemi besûzî çu izâr berfurûzî

Tu ezin çi sûd dârî ki nemîkunî mudârâ

Heme şeb derin umîdem ki nesîm-i subhgâhî

Be peyâm-i âşinâyân benevâzed âşinâ râ

Çi kıyâmet est cânâ ki be âşıkân numûdî

Dil u cân fedâ-yı rûyet benumâ izâr mâ râ

Behodâ ki cur’aî dih tu be Hâfiz-i seherhîz

Ki duâ-yi subhgâhî eseri koned şomâ râ

 

 

Çeviri:

Kim götürecek dileğimizi sultanın adamlarına?

Padişahlık hakkı için

bizi gözden uzak tutma.

Sığınırım Tanrıma

şeytan huylu rakipten.

Belki uzatır yardım elini o parlak yıldız.

Siyah kirpiklerin verdiyse ölüm fermanımızı,

ey sevgili,

düşün kirpiğin hilesini,

yanılma.

Parlatmaya gör yanağını,

yakarsın herkesin yüreğini.

Çıkarın ne bundan?

Geçinmeye gönlün yok.

Her gece bekliyorum umutla

seher yeli

dost haberiyle

alacak dostun gönlünü diye.

Ey sevgili,

kopardın aşıkların başına kıyamet.

Canım, gönlüm feda olsun yüzüne;

gösteriver yanağını.

Allah aşkına bir yudum su ver

seherleri kalkan Hafiz’a

ki sabah duası kabul olsun, tesir etsin sana.

 

GAZEL 7

Farsça metin

Vezin: Mefulü Fâilâtü Mefâîlü Fâilün

Sun bıya kı ayine sanst cam ra

Tâ bingerî safâ-yı mey-i la’lfâm râ

Râz-i derûn-i perde zi rindân-i mest pors

Kin hâl nîst zâhid-i âlîmakâm râ

Ankâ şikâr-i kes neşeved, dâm bâz çîn

Kancâ hemîşe bâdbedest est dâm râ

Der bezm-i dovr yek do kadeh der keş u boro

Ya’nî tama’ medâr visâl-i devâm râ

Ey dil, şebâb reft u neçîdî gul zi eyş

Pırâneser mekun honerî neng u nâm râ

Der eyş-i nakd kûş çun âbhor nemând

Âdem behişt rovza-i dârusselâm râ

Mâ râ ber âsitân-i tu bes hakk-i hidmet est

Ey hâce, bâz bin beterahhum gulâm râ

Hâfiz murîd-i câm-i mey est, ey sabâ, boro

Vez bende bendegî beresân şeyh-i câm râ

 

Çeviri:

Sufi,

saftır kadehin aynası.

Gel de gör,

neymiş lâl renkli meyin safâsı.

Perde ardındaki sırlan

sor mest olmuş rintlere.

Yoktur zira bu hal

makamı yüce zahitlerde.

Anka kuşu av olmaz kimseye,

topla ökseyi, kapanı,

her zaman boş kalacak içi.

Çek bir iki kadeh bade meclisinde

Çek git sonra;

Beklerim deme daimî vuslatı.

Hey gönül,

gitti gençlik elden.

Dermedin hayattan bir demet gül.

Yaşlandın artık,

gösterme hüner ar namus adına.

Çıkar hayatın tadım;

Olmayınca nasibi zira

Bıraktı Adem Cennet ravzasım.

Çok aşındırdık eşiğini;

hey efendi,

merhamet et,

gör yine şu fakiri.

Hey saba;

Mey kadehinin mürididir Hafiz.

Ben bendesinden selam ilet

Şeyh-i Câm’a.

 

GAZEL 8

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

Sâkiyâ, berhîz u der dih câm râ

Hâk ber ser kun gam-i eyyâm râ

Sâgar-i mey ber kefem nih tâ zi ber

Ber keşem in dalk-i ezrakfâm râ

Gerçi bednâmîst nezd-i âkilân

Mâ nemîhâhîm neng u nâm râ

Bâde derdih; çend ez in bâd-i gurur?

Hâk ber ser-i nefs-i nâfercâm râ

Dûd-i âh-i sîne-i nâlân-i men

Sûht in efsurdegân-i hâm râ

Mahrem-i râz-i dil-i şeydâ-yi hod

Kes nemîbînem zi hâss u âmm râ

Bâ dilârâmî merâ hâtir hoş est

Kez dilem yekbâre bord ârâm râ

Nengered dîger beserv ender çemen

Her ki dîd an serv-i sîmendâm râ

Sabr kun Hâfiz be sahtî-i rûz u şeb

Âkıbet rûzî beyâbî kâm râ

 

Çeviri:

Saki,

kalk,

ver şu kadehi;

Sat anasını gamın, kederin.

Şarap kadehini ver elime;

Atayım sırtımdan şu mavi cübbeyi.

Akıllılar kötüye çıkarır sarhoşun adını.

Kim dinler şânı, şöhreti, ârı!

Ver badeyi, haydi,

nedir bu gurur

bu çalım?

Toprak yağsın serkeş nefsin başına!

Yanık bağrımdan yükselen âh dumanı

Yaktı

bitirdi şu hamervahları.

Âşık gönlümün sırrına mahrem yok

ne halk

ne âyan arasında.

Bir sevgilim var;

aram pek hoş.

Dur durak bırakmadı hiç gönlümde.

Kim görse gümüş tenli o selviyi

Gözü görür mü artık çemendeki selviyi!

Hafiz,

katlanıver gece gündüz sıkıntıya.

Bir gün

-nasıl olsa-

ereceksin muradına.

 

GAZEL 9

Farsça metin:

Vezin: Fâilâtün Feilâtün Feilâtün Feilün

Rovnak-i ahd-i şebâbest diğer bûstân râ

Mîresed mujde-i gul bulbul-i hoşelhân râ

Ey sabâ, ger be cevânân-i çemen bâz resi

Hidmet-i mâ beresân serv u gul u reyhân râ

Ger çimin cilve kuned muğbeçe-i bâdefiırûş

Hâkrûb-i der-i meyhane kunem mujgân râ

Ey ki ber meh keşî ez anber-i sârâ çovgân

Muztaribhâl megerdân men-i sergerdân râ

Tersem, in kovm ki ber durdkeşân mîhandend

Der ser-i kâr-i harâbât kunend îmân râ

Yâr-i merdân-i hodâ bâş ki keştî-i Nûh

Hest hâkî ki be âbî nehared tûfân râ

Borov ez hâne-i gerdûn beder u nân metaleb

Kân siyehkâse der âhir bekoşed mihmân râ

Her ki râ hâbgeh-i âhir muştî hâkest

Gû çi hâcet ki be eflâk keşî eyvân râ

Mâh-i ken’ânî-i men! Mesned-i mısr ân-i tu şud

Vakt-i ânest ki bedrûd kunî zindân râ

Hâfizâ, mey hor u rindî kun u hoş bâş velî

Dâm-i tezvîr mekun çun digerân Kur’ân râ

 

Çeviri:

Bir kez daha bahçeye gençlik çağının canlılığı

geldi. Güzel şakıyan bülbüle güle kavuşma

müjdesi geliyor.

Ey sabâ rüzgârı! Çimenlikte bahar yeşilliklerine

bir kez daha kavuşursan, selviye, güle,

reyhana selamımızı ilet.

Meyhaneci çırağı böyle ortalara çıkıp şarap

satmaya başlarsa, şu kirpiklerimi meyhane

kapısına süpürge ederim.

Amber gibi kokan saçlarını çevgen misâli ay

yüzüne salma. Şu âvâre âşığn perperişan

eyleme.

Tortulu şarap içen rintlerin haline bakıp gülenler

var ya, meyhanenin havasını kokladılar mı,

korkarım, imanlarından da olurlar.

Tanrı erleriyle dost olmaya bak. Çünkü Nuh’un

gemisinde öyle bir aşk toprağı vardır ki bu

toprak Tufan’ı bile sudan saymaz.

Çık feleğin evinden; ekmek isteme ondan. Bu

cimri ev sahibi, sonunda konuğunu da öldürür.

Son yatağı bir avuç toprak olan zâta de ki:

Sarayının eyvanının göklere kadar

yükseltmenin mânâsı ne?

Kenan ülkesinin ayı olan Yusuf a benzeyen

güzelim; işte, Mısır tahtı senin oldu. Şimdi

zindana veda etmenin zamanı geldi artık.

Ey Hafiz; mey iç, rintçe yaşa, mutlu olmaya bak,

ama, başkalarının yaptığı gibi Kur’ân’ı

ikiyüzlülüğe ve tezvire âlet etmeye kalkma.

 

GAZEL 10

Farsça metin

Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

Düş ez mescid sûy-i meyhâne âmed pîr-i mâ

Çîst yârân-i tarikat ba’d ez in tedbîr-i mâ?

Mâ murîdân rûy sûy-i kıble çun ârim? Çun

Rûy sûy-i hâne-i hammâr dâred pîr-i mâ

Der harâbât-ı tarikat mâ behem menzil şevim

Kin çunin reftest der ahd-i ezel takdîr-i mâ

Akl eğer dâned ki dil der bend-i zulfeş çun hoş est

Âkilân dîvâne gerdend ez pey-i zencîr-i mâ

Rûy-i hûbet âyeti ez lutf ber mâ keşf kerd

Zan zemân cuz lutf u hûbî nîst der tefsîr-i mâ

Bâ dil-i sengînet âyâ hiç dergîred şebî

Âh-i âteşnâk u sûz-i sîne-i şebgîr-i mâ

Tîr-i âh-i mâ zi gerdûn bogzered Hâfiz hamûş

Rahm kun ber cân-i hod, perhiz kun ez tîr-i mâ

 

Çeviri:

Pirimiz dün gece mescitten meyhaneye geldi. Ey

yoldaşlar, ey tarikat arkadaşları! Bundan sonra

tedbirimiz ne olacak?

Biz yüzümüzü kıbleye nasıl çeviririz? Çünkü

pirimiz yüzünü meyhaneye çevirmiş.

Bu yolun meyhanesinde biz de yurt tutalım.

Çünkü yazgımız ezelden beri böyle yazılmış.

Akıl bir bilse ki gönül onun zülfünün hevesiyle

nasıl da mutludur; akıl sahipleri onun zincire

benzeyen zülüflerini koklamak için deli

divane olurlardı.

Senin güzel yüzün bize lûtufla bir kanıt gösterdi.

İşte o zamandan beri bizim tefsirimizde lütuf

ve güzellikten başka bir şey yok.

Bütün gece çektiğimiz ateşli âhlar ve gönül

yangıları acaba bir gececik olsun senin katı

yüreğine tesir edecek mi?

Ey Hafiz! Bizim âh çekişlerimizin oku feleği de

deler geçer. Sus artık. Canına acı;

oklarımızdan sakın, aman!

 

GAZEL 11

Farsça metin

Vezin: Mefiılü Fâilâtü Mefâîlü Fâilün

Sâkî be nûr-i bâde ber efrûz câm râ

Mutrib begû ki kâr-i cihân şud be kâm-i mâ

Mâ der piyâle aks-i ruh-i yâr dîdeîm

Ey bihaber zi lezzet-i şurb-i mudâm-i mâ

Hergiz nemîred anki dileş zinde şud be ışk

Sebt est ber cerîde-i âlem devâm-i mâ

Çendân bûd kirişme vu nâz-i sehîkadân

Kâyed be cilve serv-i sanevber-i horâm-i mâ

Ey bâd, eğer be gulşen-i ahbâb bogzerî

Zinhâr arze dih ber-i cânân peyâm-i mâ

Gûf nâm-i mâ zi yâd biamdâ çî mîberî?

Hod âyed anki yâd neyârî zi nâm-i mâ

Mesti beçeşm-i şâhid-i dilbend-i mâ hoş est

Zanrû sipurde’end be mesti zimâm-i mâ

Tersem ki sorfeî nebered rûz-i bâzhâst

Nân-i helâl-i şeyh zi âb-i herâm-i mâ

Hâfiz zi dîde dâne-i eşkî hemîfeşân

Bâşed ki morg-i vasi kuned kasd-i dâm râ

Deryâ-i ahzar-i felek u keşti hilâl

Hestend gark-i ni’met-i Haci Kıvâm-i mâ

 

Çeviri:

Sâki, ışıl ışıl et bâde nuruyla kadehimizi.

Mutrip;

oku haydi.

Dünya döndü muradımızca;

bulduk neşemizi.

Kadehte yârin yanağının aksini gördük biz.

Duy hele, bak,

Şensin her zaman içtiğimiz şaraptan habersiz.

Gönlü aşk ile dirilen ölmez asla

Alem ceridesinde yazılıdır bizim aşk

meyhanesine devamımız.

Güzeller cilvelenir, naz eder

Ama bu saltanat

Servi boylu dilberimiz çıkıp salmana

kadar sürer.

Ey rüzgâr,

Düşerse yolun dostların gül bağına

Unutma aman,

ilet haberimizi cânana.

Deyiver bizden sevgiliye;

Unutmaya çalışmasın adımızı.

Unutkandır; biliriz;

Zaten anmaz ki adımızı.

Gönül verdik dilbere;

hoş olur mestlik gözünde.

Bu yüzden değil mi dizginler sarhoşluğun elinde!

Kıyamet günü kaç akçe eder şeyhin helâl

ekmeği?

Olur mu bizim haram suyumuz kadar değeri?

Hafiz!

Dökmeye bak gözünden yaş tanesini.

Bakarsın vuslat kuşu oluverir öksenin misafiri.

Hilâl gemisini,

şu gök denizi

Yutar gider Hacı Kıvam’ın nimet denizi.

 

GAZEL 12

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün

Ey furûg-i mâh-i husn ez rûy-i rahşân-i şumâ

Âb-i rûy-i hûbî ez çâh-i zenehdân-i şumâ

Azm-i dîdâr-i tu dâred cân-i ber leb âmede

Bâz gerded? Yâberâyed? Çîst fermân-i şumâ?

Kes be dovr-i nergiset tarfî nebest ez âfiyet

Bih ki nefrûşend mestûrî-i bustân-i şumâ

Baht-i hâbâlûd-i mâ bîdâr hâhed şud meğer

Zan ki zed ber dîde âbî rûy-i rahşân-i şumâ

Ba sabâ hemrâh befrist ez ruhet guldesteî

Bû ki bûî beşnevîm ez hâk-i bustân-i şumâ

Omr-i tan bâd u murâd ey sâkiyân-i cembezm

Gerçi câm-i mâ neşud pur mey be dovrân-i şumâ

Dil harâbî mîkuned, dildâr rââgeh kunîd

Zinhâr ey dûstân cân-i men u cân-i şumâ

Key dehed in garaz yârab ki hemdestân şevend

Hâtir-i mecmû-i mâ zulf-i perîşân-i şumâ

Dûr dâr ez hâk u hûn dâmen, çu ber mâ bogzerî

Kenderin reh kuşte bisyârend kurbân-i şumâ

Mîkuned Hâfiz duâî, bişnov, âmînî begû

Rûzî-i mâ bâd la’l-i şekkerefşân-i şumâ

Ey sabâ, bâ sâkinân-i yezd ez mâ begû

Key ser-i haknâşinâsân gûy-i çevgân-i şumâ

Gerçi dûrîm ez bisât-i himmet, dûr nîst

Bende-i şâh-i şumâîm u senâhân-i şumâ

Ey şâh-i bulendahter, hodâ râ himmeti

Tâ bebûsem hemçu ahter hâk-i eyvân-i şumâ

 

Çeviri:

Güzellik ayı, parlaklığını senin parlak yüzünden

alıyor. Güzel yüzün havası olursa, senin çene

çukurunun havası gibi olur.

Canım çıktı çıkacak; ağzıma kadar geldi. Ve seni

görmek ister. Geri mi dönsün? Çıksın gitsin

mi? Ne emredersin?

Senin nergise benzeyen mahmur bakışlı gözlerin

varken kimse dindarlıktan yana kazançlı

çıkmadı. Nergis bahçesini andıran o gözler

dindarlık satmasın aman! Böylesi daha iyi.

Uyuyan talihimiz uyanacak gibi geliyor bana.

Sevgilim, çünkü senin parlak yüzün uyuyan

talihimizin yüzüne su serpti.

Yanağından bir destegül yapıp sabâ ile

gönderiver. Belki bu sâyede gezindiğin

bahçelerin toprak kokusunu alının.

Ey Cem meclisinin sakileri; zamanınızda

kadehimiz şarapla dolmadı ama, yine de

ömrünüz uzun olsun, bermurâd olun.

Gönlüm dağıttı iyice, sevgiliye haber salın!

Allah aşkına, dostlar, işte siz; işte canım.

Düşüncemiz sana odaklanmış, oysa senin

zülüflerin dağılmış. Tanrının, bu ikisini

birleştirmek istiyorum; mümkün mü acaba?

Eteğini topraktan ve kandan uzak tut aman,

yanımıza gelecek olursan. Çünkü bu yolda

sana kurban olup ölen o kadar çok aşık var

ki…

Dinle bak, Hafiz dua ediyor. Dinle ve âmin de.

Şeker gibi tatlı dudağın bize kısmet olur

inşallah.

Ey sabâ rüzgârı; bizden Yezdlilere de ki:

Haktanımaz nankörlerin başı çevgeninizin

topu olsun!

Sana yakın olamıyoruz; ama yine senin

himmetin o kadar uzak değil. Sizin şâhınızın

kuluyuz, sizin övgücünüz.

Ey bahtı açık şâhım; Allah aşkına bir himmet et

de, ben de yıldızlar gibi senin eyvanındaki

toprağı öpeyim.

 

GAZEL 13

Farsça metin

Vezin: Fâilâtün mefâilün feilün

Mîdemed subh u kille best sehâb

Essabûh essabûh yâ ashâb

Mîçeked jâle ber ruh-i lâle

Elmudâm elmudâm yâ ahbâb

Mîvezed ez çemen nesîm-i behişt

Hân, benûşîd dembedem mey-i nâb

Taht-ı zumrud zedest gul be çemen

Râh çun la’l-i âteşin der yâb

Der-i meyhâne beste’end diğer

İftetih yâ mufettihulebvâb

Leb u dendânet râ hukûk-i nemek

Hest ber cân u sînehâ-yi kebâb

tn çimin movsimî aceb bâşed

Ki bebendend meykede, beşitâb

Ber ruh-i sâkî-i perîpeyker

Hemçu Hâfiz benûş bâde-i nâb

 

Çeviri:

Gün atıyor; bulut gökyüzünde çadırını kurdu

bile. Sabah şarabı getirin dostlar, sabah şarabı.

Lâlenin yanağına çiy düşüyor, içmeye devam

ahbaplar, devam.

Çimenlikten cennet meltemi esiyor. Durmayın,

haydi, için halis şarabı.

Gül çimenliğe zümrüt tahtını kurmuşken sen de

lâl renkli şarabı al eline.

Meyhanenin kapışım kapamışlar artık. Ey kapalı

kapılan açan Tannm; bu kapıyı da aç.

Aşıklann yanık bağırlarında, dağlı yüreklerinde

senin dudaklarının ve dişlerinin tuz hakkı var.

Böyle bir mevsimde meyhaneyi kapatırlarsa ayıp

ederler doğrusu; koş haydi koş.

Hafiz gibi sen de peri yüzlü sâkiye bakarak sek

şarap iç.

 

GAZEL 14

Farsça metin

Vezin: Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün

Goftem: Ey sultân-i hûbân! Rahm kun ber in garîb

Goft: Der donbâl-i dil reh gum kuned miskin garîb

Goftemeş: Megzer zemânî. Goft: Ma’zûrem bedâr.

Hâneperverdî çi tâb âred gam-i çendîn garîb

Hufte ber sincâb-i şâhî; nâzenînî râ çi gam

Ger zi hâr u hâre sâzed bister u bâlîn garîb

Ey ki der zencîr-i zulfet cây-i çendîn âşinâst

Hoş futâd an hâl-i mişkîn der ruh-i rengin garîb

Mînumâyed aks-i mey der reng-i rûy-i mehveşet

Hemçu berg-i ergevân ber safhai nesrin garîb

Bes garîb uftâde est an mûr-i hat ger der ruhet

Gerçi nebved der nigâristân hat-i mişkîn garîb

Goftem: Ey şâm-i garîbân turre-i şebreng-i tu

Der sehergâhân hazer kun çun benâled in garîb

Goft: Hâfiz, âşinâyân der makâm-i hayretened

Dûr nebved ger nişîned haste ve miskîn garîb

 

Çeviri:

Dedim: Ey güzeller sultam; acı şu garibe.

Dedi: Zavallı garip, gönlünün peşine takılırsa

yolunu kaybeder.

Dedim: Geçip gitme, dur biraz. Dedi: Kusuruma

bakma. Evden dışarı çıkmayan biri bunca

garibin derdine nasıl koşar.

Garip yatağım, yastığım dikenden, taştan

yapmış. Şahane sincap kürkü yatakta uyuyan

nazeninin umurunda mı sanki!

Büklüm büklüm zülüflerinin zincirinde bunca

aşinanın yeri var. O al yanağa siyah ben ne de

yakışmış.

Ay yüzüne meyin aksi düşmüş; tıpkı yaban

gülünün üstüne düşen erguvan yaprağı gibi.

Nigâristân resim atölyesinde siyah çizgiler garip

düşmez, ama senin yanağındaki o ayva tüyleri

pek yakışmış doğrusu.

Sevgiliye dedim: Gece gibi siyah kâkülün

gariplerin akşamıdır. Aman şu garip âşığın

seher vakti inlemesinden salan!

Dedi: Ey Hafiz, aşinalarım hayret makamında

iken, garibin yorgun ve perişan bir halde

kalmasına şaşılmaz.

 

GAZEL 15

Farsça metin

Vezin: Mefulü mefâîlü mefaîlü feûlün

Ey şâhid-i kudsî! Ki keşed bend-i nikâbet?

Vey morg-i behiştî! Ki dehed dâne vu âbet?

Hâbem beşud ez dîde derin fikr-i cigersûz

K’âgûş-i ki şud menzil-i âsâyiş u hâbet?

Dervîş; nemîporsî ve tersem ki nebâşed

Endîşe-i âmurziş u pervâ-yi sevâbet

Râh-i dil-i uşşâk zed an çeşm-i humârî

Peydâst ezin şîve ki mestest şerâbet

Tîrî ki zedî ber dilem ez gamze, hatâ reft

Tâ bâz çi endîşe kuned rây-i sevâbet

Her nâle vu feryâd ki kerdem, neşenîdî

Peydâst nigârâ ki bulend est cenâbet

Dûr est ser-i âb ezin bâdiye, huşdâr

Tâ gûl-i beyâbân nefirîbed beserâbet

Tâ der reh-i pîrî be çi â’în revî ey dil

Bârî begalat sarf şud eyyâm-i şebâbet

Ey kasr-i dilefrûz ki menzilgeh-i unsî

Yârab mekunâd âfet-i eyyâm harâbet

Hâfiz ne gulâmîst ki ez hâce gurîzed

Sulhî kun u bâz â ki harâbem zi itâbet

 

Çeviri:

Ey kutsal güzel;

kim çeker yüzünün örtüsünü?

Ey cennet kuşu;

kim verir yemini, suyunu?

Gitti gözlerimden uyku

kara kara düşünmekten

kimin koynu yerin oldu diye.

Ey derviş;

ne halden anladığın var,

ne hal hatır sorduğun.

Bana kalırsa,

ne affedilmek umurunda

ne sevap düşüncesi.

Kesti uşşâkın yolunu o mahmur gözler.

Anlaşılan,

senin şarabın da sarhoş.

Gamzen oku delmedi yüreğimi;

karavana!

Bakalım,

ne oyunlar gelecek yine aklına!

Duymadın hiç feryadımı,

nâlemi.

Katın yüksek mi yüksek,

belli,

besbelli.

Su başı çok uzak bu çölde.

Gulyabanî aldatmasın serapla seni

aman aman!

Pîrlik yolunda neyinle gidersin be gönül!

Gençliğin geçmiş hatâ ile,

heder olmuş.

Ey gönül aydınlığı kasır!

Dostluk mekânısın sen.

Günlerin âfeti var;

yıkılma sen.

Hafiz köle değil ki kaçsın efendiden.

Barış eyle,

gel yanıma;

Harâbım incitmenle, azarınla.

 

GAZEL 16

Farsça Metin

Vezin: Mefâilün feilâtün mefâilün fa’lün

Hamı ki ebrû-yi şûh-i tu der kemân endâht

Bekasd-i cân-i men-i zâr-i nâtevân endâht

Nebûd nakş-i du âlem ki reng-i ülfet bûd

Zi nâme tarh-i muhabbet ne in zemân endâht

Be yek kirişme ki nergis behodfurûşî kerd

Firîb-i çeşm-i tu sad fitne der cihân endâht

Şerâb horde vu hey kerde, mîrevî be çemen

Ki âb-i rûy-i tu âteş der ergevân endâht

Be bezmgâh-i çemen dûş mest bogzeştem

Çu ez dehân-i tuem gonçe der gumân endâht

Benefşe turre-i meftûl-i hod girih mîzed

Sabâ hikâyet-i zulf-i tu der miyân endâht

Zi şerm-i anki be rûy-i tu nisbeteş kerdem

Semen be dest-i sabâ hâk der dehân endâht

Men ez vara’ mey u mutrib nedîdemî zin pîş

Hevâ-yi muğbeçegânem der în u ân endâht

Kunûn be âb-i mey-i la’l hırka mîşûyem

Nasîbe-i ezel ez hod nemîtevân endâht

Meğer guşâyiş-i Hâfiz derin harâbî bûd

Ki bahşiş-i ezeleş der mey-i mugân endâht

Cihân be kâm-i men eknûn şeved ki dovr-i zemân

Merâ be bendegî-i hâce-i cihân endâht


Çeviri:

Şuh kaşın yaya verdi eğrilik

Sonra kasd etti ben perişan aşığın canına.

Dünya yokken daha

dostluğun rengi vardı.

Şimdi atmadı felek dostluk temelini.

Çalım satarken nergis bin gamzeyle

Hilekâr gözün yüz fitne saldı dünyaya.

Şarap içmiş, terlemişsin,

salınırsın çemende.

Yüzünün parıltısı ateş düşürmüş erguvanın

canına.

Sarhoştum dün gece,

geçerken çemen meclisinden

bir goncayı gördüm;

bir ağzını;

düştüm şüpheye.

Menekşe düğümlerken büklüm büklüm saçını

Sabâ esti,

anlattı saçlarının halini.

Benzettimdi yasemini senin yüzüne;

Utandı senden;

sabâ eliyle toprak attı ağzına.

Takva sahibiydim,

Sakınırdım meyden, mutripten ben

Şu meyhaneci güzelleri yok mu,

çıkardılar baştan beni.

Kaderde varmış

Lâl renkli şarapla hırka yıkamak.

Mümkün mü hiç değiştirmek!

Harap olmaktaymış Hafiz’ın baht açıklığı

Ezelî takdir atmış onu meyhane meyine.

Dönüyor şimdi devran muradımca.

Kul etti felek şimdi beni Hâce-i Cihân’a.

 

GAZEL 17

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün feilâtün feilâtün feilün

Sîne ez âteş-i dil der gam-i cânâne besûht

Âteşî bûd derin hâne ki kâşâne besûht

Tenem ez vâsıta-i dûrî-i dilber begudâht

Cânem ez âteş-i mihr-i ruh-i cânâne besûht

Sîz-i dil bîn ki zi bes âteş-i eşkem dil-i şem’

Dûş ber men zi ser-i mihr çu pervâne besûht

Âşinâî ne garîbest ki dilsûz-i menest

Çu men ez hîş bereftem, dil-i bîgâne besûht

Hırka-i zuhd-i merâ âb-i harâbât beburd

Hâne-i akl-i merâ âteş-i meyhâne besûht

Çun piyâle dilem ez tövbe ki kerdem beşikest

Hemçu lâle cigerem bîmey u humhâne besûht

Mâcerâ kem kun u bâz â ki merâ merdum-i çeşm

Hırka ez ser be der âverd u beşukrâne besûht

Terk-i efsâne begû Hâfız u mey nûş demî

Ki nehuftîm şeb u şem’ be efsâne besûht

 

Çeviri:

Sevgiliden ayrı kalma derdini çekerken gönül

ateşinden göğsüm yandı. Şu gönül evimde bir

ateş vardı; evi de yaktı gitti.

Sevgiliden uzağım diye bedenim eridi. Cânânın

yanağındaki güneşin ateşinden canım yandı.

Bak şu gönül yangısına! Gözyaşlarımdaki ateşi

gören mum dün gece halime acıdı; pervane

gibi yandı yakıldı.

Eşin dostun halime acımaları hiç de garip değil.

Ben kendimden geçtim mi, yabancılar da

halime acır.

Meyhane suyu üstümdeki züht hırkasını aldı

götürdü. Meyhane ateşi ise akıl evimi yaktı,

kül etti.

Ettiğim tövbe yüzünden yüreğim kadeh gibi

kırıldı. Mey yok, meyhane yok; ciğerim lâle

gibi yandı.

Şu oldu, bu oldu demeyi bırak; dön gel. Bak

gözbebeğim hırkasını çıkardı; sen geleceksin

diye ateşe verdi.

Masalı bırak Hafiz; biraz da şarap iç. Zaten gece

boyunca uyumadık; mum ise masal dinleye

dinleye yandı.

 

GAZEL 18

Farsça metin

Vezin: Fâilâtün feilâtün feilâtün fa’lün

Sâkiyâ, âmeden-i iyd mubârek bâdet

Van mevâîd ki kerdî, merevâd ez yâdet

Der şigiftem ki derin muddet-i eyyâm-i firâk

Ber girifti zi haritan dil u dil mîdâdet

Beresân bendegî-i duhter-i rez, gû, be der ây

Kim dem u himmet-i mâ kerd zi bend âzâdet

Şâdî-i meclisiyân der kadem u makdem-i tust

Cây-i gam bâd meran dil ki nehâhed şâdet!

Şukr-i îzed ki zi târâc-i hazân rahne neyâft

Bûstân-i semen u serv u gul u şimşâdet

Çeşm-i bed dür kezan teffikaet bâz âverd

Tâli’-i nâmver u dovlet-i mâderzâdet

Hâfız ez dest medih dovlet-i in keştî-i nûh

Veme tûfan-i havâdis bebered bunyâdet

 

Çeviri:

Sâkî, bayramın gelişi kutlu olsun ve verdiğin

vaatler aklından çıkmasın.

Şu ayrılık günlerinde sana destek olan

dostlarından ilgini kestiğin için şaşıyorum.

Üzümün kızına, hizmetinde olduğumuzu ve

dışarı çıkmasını söyle. De ki: “Nefesimizle

himmetimiz seni bağdan, zincirden kurtardı.”

Meclistekilerin sevinci senin ayağında, senin

gelişinde, Seni mutlu görmek istemeyen gönül

gam yuvası olsun!

Tanrı’ya şükürler olsun; yasemin, servi, gül ve

şimşir bahçen sonbaharın talanından zarar

görmedi ya.

Kem gözlerden ırak olsun; o namlı talihin, o

doğuştan gelen devletin seni dağılıp perişan

olmaktan kurtardı.

Hafiz; Nuh’un gemisi denilebilecek şarap

piyalesinin devletini elinden kaçırma,

kıymetini bil. Yoksa olaylar tufanı seni

kökünden alır götürür.

 

GAZEL 19

Farsça metin

Vezin: Fâilâtün feilâtün feilâtün feilün

Ey nesîm-i seher ârâmgeh-i yâr kucâst?

Menzil-i an meh-i âşıkkuş-i ayyâr kucâst?

Şeb-i târest u reh-i vâdî-i îmen der pîş

Ateş- tür kucâ, mev’id-i dîdâr kucâst?

Her ki âmed be cihân, nakş-i harâbî dâred

Der harâbât begûîd ki huşyâr kucâst?

An kes est ehl-i beşâret ki işâret dâned

Nuktehâ hest besi; mahrem-i esrâr kucâst?

Her ser-i mûy-i merâ bâ tu hezârân kâr est

Mâ kucâîm u melâmetger-i bîkâr kucâst?

Bâz porsîd zi gîsû-yi şikenderşikeneş

Kin dil-i gamzede, sergeşte giriftar kucâst?

Akl dîvâne şud; an silsile-i mişkîn kû?

Dil zi mâ gûşe girift; ebrû-yi dildâr kucâst?

Sâkî yu mutrib u mey, cümle muheyyâst; velî

îyş bîyâr muheyyâ neşeved; yâr kucâst?

Hâfiz ez bâd-ı hazân der çemen-i dehr merenc

Fikr-i ma’kûl befermâ; gul-i bîhâr kucâst?

 

Çeviri:

Ey seher yeli, sevgilinin kaldığı yer nerede?

Aşıklan öldüren, fendi çok, ay yüzlü dilber

nerede?

Gece karanlık, Eymen Vadisine giden yol

önümde.

Tür ateşi nerede? Buluşma yeri nerede?

Dünyaya gelen herkesin harap olması

mukadderdir. Söyleyin bana: Harâbatta

(meyhanede) harap olmamış biri var mı?

Müjdelenecek kişi bir işaretten anlar. Ne çok

gizli konular var amma, sır tutacak adam

nerede?

Saçımızın her telinin seninle binlerce işi var. Biz

nerdeyiz? İşini gücünü bırakıp, önüne geleni

kınayan nerede?

Onun kıvrım kıvrım saçlarına sorun bakalım: Şu

gamlı, başı dönmüş, saçlarının zincirine bend

olmuş gönül nerede?

Saki, çalgıcı, mey, her şey hazır; gelgeldim, yâr

olmadı mı işret meclisi kurulmuyor; yâr

nerede?

Hafiz; şu dünyanın çimenliğinde hazân

rüzgârının yaptıklarına bakıp olma melul.

Haydi, makul bir şeyler söyle. Nerede var ki

dikensiz gül?

 

GAZEL 20

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün feilâtün feilâtün feilün

Rûze yeksû şud u îd âmed u dilhâ berhâst

Mey zi humhâne be cûş âmed u mey bâyed hâst

Novbet-i zuhdfurûşân-i girâncân bogzeşt

Vakt-i rindî yu tarab kerden-i rindân peydâst

Çi melâmet buved an râ ki çunin bâde hored

İn çi ayb est bedin bîhiredî, vin çi hatâst!

Bâdenûşî ki derû rûy u riyâî nebved

Bihter ez zuhdfurûşî ki derû rûy u riyâst

Mâ ne rindân-i riyâîm u harîfân-i nifak

Anki û âlim-i sırrest, bedin hâl guvâst

Farz-i îzed begozârîm u be kes bed nekonîm

Vançi gûyend, revâ nîst, negûîm, revâst

Çi şeved ger men u tu çend kadeh bâde horîm?

Bâde ez hûn-i rezânest, ne ez hûn-i şumâst

İn çi ayb est kezân ayb halel hâhed bûd?

Ver buved nîz, çi şud? Merdum-i bîayb kucâst?

 

Çeviri:

Oruç bir yana gitti, bayram geldi; yürekler

kabardı. Meyhanede şarap köpürmeye başladı;

mey istemek gerek.

Ağır canlı zâhit taslaklarının devri geçti. Rintlik

zamanı şimdi. Rintlerin neş’e bulması aşikâr

artık.

Böyle bâde içen biri kınanılır mı canım! Ne ayıp!

Ne akılsızlık! Ne hata!

İkiyüzlülük etmeyen bir bâde düşkünü, riyakâr

zâhit taslağından daha iyi.

Biz ne ikiyüzlü rintleriz, ne nifak çıkaran

insanlar. Sırlan bilen Yüce Tann bu hâle şahit.

Tanrı’nın farz ettiğini yerine getirelim ama,

kimseye kötülük etmeyelim. Söylenmesi

doğru olmayan şeyi söylemememiz gerekir.

Seninle birkaç kadeh bâde içsek n’olur sanki?

İçtiğimiz bâde, yani üzümün kam; senin kanın

değil ki!

Bu nasıl bir ayıptır? Ne zarar gelir ki bu ayıptan?

Zarar gelse bile n’olur sanki? Ayıpsız insan

nerede?

 

 

GAZEL 21

Farsça Metin

Vezin: Feilâtün feilâtün feilâtün feilün

Dil u dineni şud u dilber be melâmet berhâst

Goft: Bâ mâ menişîn kez tu selâmet berhâst

Ki şenîdî ki derin bezm demi hoş benişest

Ki ne der âhir-i sohbet be nedâmet berhâst?

Şem’ eğer zan leb-i handan be zebân lâfı zed

Pîş-i uşşâk-i tu şebhâ be garâmet berhâst

Der çemen bâd-i bahârî zi kenâr-i gul u serv

Be hevâdârî-i an ârız u kâmet berhâst

Mest bugzeştî yu ez halvetiyân-i melekût

Be temâşâ-yi tu âşûb-i kıyâmet berhâst

Pîş-i reftâr-i tu pâ ber negirift ez haclet

Serv-i serkeş ki benâz ez kad u kâmet berhâst

Hâfiz in hırka biyendâz meğer cân beberî

K’âteş ez hırka-i sâlûs u kerâmet berhâst

 

Çeviri

Gönlüm ve dinim gitti elden. Yine de sevgilim

azarladı beni: Oturup kalkma bizimle! Güvenilir

biri değilsin sen!

Bu mecliste biraz olsun güzel güzel oturan

gördün mü? Oturup da, sohbet sonunda pişman

olmadan kalkan gördün mü?

O gülen dudaklar yüzünden mumun dilinden

birkaç laf çıkacak oldu; âşıklarının önünde

geceler boyu pişmanlığa durdu.

Bahar yeli çimenlikte gül ile selvinin kucağından

sıyrılıp o yanağın, o boyun bosun havasıyla

esmeye başladı.

Sarhoşça önümüzden geçecek oldun; ruhlar

alemindekiler bile seni seyretmek için ortalığı

tozu dumana kattılar.

Kendi boyundan gururlanan serkeş servi, senin

salınarak yürüyüşünü görünce utancından adım

atamaz oldu.

İkiyüzlülük ve kerâmet hırkasından ateş çıkıyor

Hafiz. At şu hırkayı üstünden; belki canını

kurtarırsın.

 

GAZEL 22

Farsça Metin

Vezin: Mefâilün feilâtün mefâilün feilün

Çu bişnevî suhen-i ehl-i dil, megû ki hatâst

Suhanşinâs neî, cân-i men, hatâ incâst.

Serem be dunyî vu ukbâ furû nemîâyed.

Tebârekallâh ezin fitnehâ ki der ser-i mâst.

Der enderûn-i men-i hastedil, nedânem, kist?

Ki men hamûşem u û der figân u der govgâst.

Dilem zi perde bürün şud, kocâî ey mutrib?

Benâl, hân ki ezin perde kâr-i mâ be nevâst.

Merâ be kâr-i cihân hergiz iltifât nebûd;

Roh-i tu der nazar-i men çunin hoşeş ârâst.

Nehufte’em zi hiyâlî ki mîpezed dil-i men.

Humâr-i sad şebe dârem; şerâbhâne kocâst?

Çunin ki sovme’e âlûde şud zi hûn-i dilem,

Gerem be bâde beşû’îd, hak be dest-i şumâst

Ez an be deyr-i mugânem aziz mîdârend,

Ki âteşi ki nemîred, hemîşe der dil-i mâst.

Çi sâz bûd ki der perde mîzed an mutrib

Ki reft omr u henûzem demâğ por zi hevâst.

Nidâ-yi aşk-i tu dîşeb der enderim dâdend

Fezâ-yi sîne-i Hâfiz henüz por zi sadâst

 

Çeviri

Gönülden anlayanlardan bir söz duydun mu,

“yanlış” deme. Söz ustası değilsin, canım benim;

yanlışın burda.

Ne bu dünyaya baş eğerim, ne öbür dünyaya.

Başımızda ne fitne, ne düzen var; haydi hayırlısı.

Benim gibi gönlü hasta birinin içinde kim var,

bilmiyorum ki?! Ben suskunum; o feryat ediyor,

çıngar çıkarıyor.

Gönlüm perde dışına çıktı; nerdesin be çalgıcı!

Çal haydi; inle. Bu perdeden “nevâ”da devam

ederiz artık.

Dünya işlerine hiç iltifat etmedim. Bana kalırsa,

senin yanağın dünyayı böyle süsleyip

güzelleştirdi.

Gönlümde oluşan hayaller yüzünden gözüme

uyku girdiği yok. Yüz gecenin mahmurluğu var

üstümde; şaraphane nerde?

Gönlümden akan kanlara bulandı ibadethane.

Artık beni şarapla yıkasanız, yeri var.

Gönlümdeki ateş hiç sönmediği için ateşkedede

(meyhanede) beni el üstünde tutuyorlar.

Çalgıcının tutturduğu makamda çaldığı melodi

nasıl bir şeydi ki, ömür geçti gitti ama hâlâ onu

mırıldanıp duruyorum.

Dün gece gönlüme aşkını nidâ ettiler. Oysa

Hafiz’ın göğsünde hâlâ aşk sesleri var.

 

GAZEL 23

Farsça metin

Vezin: Mefailün feilâtün mefailün feilâtün

Hiyâl-i rûy-i tu der her tarîk hemreh-i mâst

Nesîm-i mûy-i tu peyvend-i cân-i âgeh-i mâst

Be rağm-i muddeiyânî ki men’-i aşk kunend

Cemâl-i çihre-i tu huccet-i muvecceh-i mâst

Bebîn ki sîb-i zenehdân-i tu çi mîgûyed

Hezâr yûsuf-i mısrî futâde der çeh-i mâst

Eğer be zulf-i dirâz-i tu dest-i mâ neresed

Gunâh-i baht-i perîşân u dest-i kûtâh-i mâst

Be hâcib-i der-i halvetserây-i hâs begû

Fulân zi gûşenişînân-i hâk-i dergeh-i mâst

Be sûret ez nazar-i mâ egerçi mahcûb est

Hemîşe der nazar-i hâtir-i mureffeh-i mâst

Eğer be sâlî Hâfiz deri zened, beguşây

Ki sâlhâst ki muştâk-i rûy-i çun meh-i mâst

 

Çeviri:

Hangi yolda olursak olalım, senin yüzünün

hayali bizim yoldaşımızdır.

Senin saçlarından esip gelen meltem bizim

uyanık canımızı hayata bağlayan bağdır.

Aşkı inkâr eden iddiacılara rağmen senin yüz

güzelliğin bizim inkâr edilemez katımızdır.

Dinle bak, senin elmaya benzeyen çene çukurun

ne diyor: Bizim çenemizdeki o güzel çukura bin

Mısır Yusuf u düşmüştür.

Senin uzun zülüflerine elimiz yetişmiyorsa, bu

bizim şanssızlığımızdan ve elimizin kısalığından

ileri gelmektedir.

Bir başına kaldığın evin kapıcısına de k: Filanca

bizim dergâhımızın bir bucağında

oturanlardandır.

Görünüşte bize uzak olsa da daima bizim

müreffeh gönlümüzde onun yeri vardır.

Günün birinde Hafiz gelir de kapım çalacak

olursa, açıver.

Çünkü yıllardır bizim ay kadar güzel yüzümüzü

görmeye can atmaktadır.

 

GAZEL 24

Farsça Metin

Vezin: Feilâtün feilâtün feilâtün feilün

Metaleb tâat u peymân u salâh ez men-i mest

Ki be peymânekeşî şohre şudem rûz-i elest

Men hemandem k vuzû sâhtem ez çeşme-i aşk

Çâr tekbîr zedem yeksere be herçi k hest

Mey bedih tâ dehemet âgehî ez sırr-i kazâ

Ki be rûy-i k şodum âşık u ez bûy-i k mest

Kemer-i kûh kem est ez kemer-i mûr incâ

Nâumîd ez der-i rahmet meşov ey bâdeperest

Becuz an nergis-i mestâne k çeşmeş meresâd

Zîr-i in târem-i fîrûze kesî hoş nenişest

Cân fedâ-yi deheneş bâd k der bâğ-i nazar

Çemenârâ,yi cihân hoşter ezin gonçe nebest

Hâfiz ez dovlet-i aşk-i to suleymânîe şud

Ya’nî ez vasl-i tueş nîst becuz bâd be dest

 

Çeviri:

Ben sarhoştan ibadet, ahit, dindarlık gibi şeyler

isteme. Elest gününden beri kadeh kaldırmakta

meşhur oldum.

Aşk çeşmesinde abdest aldığımdan beri her

varlığa karşı dört kez tekbir getirdim, kendimi

dünyadan soyutladım.

Mey ver de kaza kader sırlarından haber vereyim

sana. Kimin yüzüne âşık olduğumu, kimin

kokusuyla mest olduğumu söyleyim.

Burada, aşk ülkesinde, dağın beli karıncanın

belinden daha incedir. Hey, bâde düşkünü!

Tanrısal rahmet kapısından umudunu kesme.

Şu fîrûze renkli gök kubbenin altında, Allah

nazardan saklasın!, o mest ve mahmur bakışlı

gözlerden başkası mutlu olmadı.

Onun ağzına kurban olayım. Dünyanın çimenlik

bahçesinde, o bakış bağında bundan daha hoş bir

gonca yetişmedi.

Hâfiz senin aşk devletin sâyesinde Süleyman

oldu bugün. Yani sana vuslat yolunda elinde

havadan başka bir şey yok.

 

GAZEL 25

Farsça Metin

Vezin: Mefâilün feilâtün mefâilün feilün

Şikufte şud gul-i hamrâ vu geşt bülbül mest

Selâ-yi serhoşî ey sûfiyân-i bâdeperest

Esâs-i tövbe ki der muhkemi çu seng numûd

Bebîn ki câm-i zucâcî çi turfe’eş beşikest

Biyâr bâde ki der bârgâh-i istiğnâ

Çi pâsbân u çi sultân, çi huşyâr u çi mest

Ezin ribât-i do der çun zarûretset rahîl

Revâk-i tâk-i mâişet çi serbulend u çi pest

Mekâm-i îyş müyesser nemîşeved bîrenc

Beli be hukm-i belâ beste’end ahd-i elst

Be hest u nîst merencân zamir u hoş mîbâş

Ki nîstîst serencâm-i her kemâl ki hest

Şukûh-i âsafî yu esb-i bâd u mantık-i tayr

Be bâd reft u ezû hâce hiç tarf nebest

Be bâl u per merov ez reh ki tir pertâbî

Hevâ girift zemânî velî be hâk nişest

Zebân-i kilk-i tu Hâfiz çi şukr,i ân gûyed

Ki gofte-i suhenet mîberend dest be dest

 

Çeviri:

Kırmızı gül açtı; bülbül sarhoş oldu. Ey bâde

düşkünü sûfîler! Haydi, sarhoş olalım.

Görüyor musun? Bir taş gibi sağlam görünen

tövbenin temeli, bir cam kadehle nasıl da

kırılıverdi!

Getir bâdeyi. Her şeye sırtını dönmüşlüğün

sarayında, bekçi, sultan, ayık, sarhoş, hepsi

eşittir.

Şu iki kapılı konak yerinden göçüp gitmek

mecbûrî. Geçim sarayının kemeri yüksek olmuş,

alçak olmuş, ne fark ederki!?

Yaşam denilen makam çalışıp çabalamadan elde

edilemez. Evet, evet, “elest” (Ben sizin Tanrınız

değil miyim?) ahdi “belâ” (evet) sözü uyarınca

verilmiştir.

Vara yoğa incitme kalbini; mutlu olmaya bak.

Çünkü her olgunluğun sonunda nasıl olsa yokluk var.

Âsaf ‘ın görkemi, rüzgâr gibi koşan at, kuş dili;

her şeyi yel aldı götürdü. Efendinin bunlardan

hiçbir kazancı olmadı.

Koluna kanadına güvenip de yoldan çıkarım

deme. Çünkü bir ok attın mı, havada bir süre

gider ama, sonunda toprağa düşer.

Hafız, sözlerin elden ele dolaşıyor. Kaleminin

dili buna nasıl teşekkür etsin?

 

GAZEL 26

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün feilâtün feilâtün feilün

Zulf âşufte vu hey kerde ve handân leb u mest

Pîrehen çâk u GAZELhân u surâhî der dest

Nergiseş arbedecûy u lebeş efsûskunân

Nîmşeb-i düş be bâlîn-i men âmed benişest

Ser ferâgûş-i men âvurd, be âvâz-i hazin

Goft: Ey âşık-ı dîrîne-i men! Hâbet hest!

Âşıkî râ ki çonin bâde-i şebgîr dehend

Kâfir-i aşk buved, ger neşeved bâdeperest.

Boro ey zâhid u ber dordkeşân horde megîr

Ki nedâdend coz in tuhfe be mâ rûz-i elest

Ançi û rîht be peymâne-i mâ, nûşîdîm

Eğer ez hamr-i bihiştest veger bâde-i mest

Hande-i câm-i mey u zulf-i girihgîr-i nigâr

Ey besâ tövbe ki çun tovbe-i Hâfiz beşikest

 

Çeviri:

Saçları dağılmış, hafiften terlemiş, dudaklarından

gülücükler saçılıyor; çakır keyif olmuş.

Gömleğinin yakasım açmış, GAZEL okuyor; elinde

şarap sürahisi.

Nergis gibi mahmur gözleri kavga arıyor sanki.

Dudakları hayıflanmakta, işte dün gece bu halde

iken baş ucuma gelip oturdu.

Başını kulağıma yaklaştırdı ve hazin bir sesle

dedi ki: “Benim eski âşğım! Uykun mu var?”

Âşığa böyle gece şarabı verilir de bâde düşkünü

olmazsa, aşk kâfiri olur çıkar!

Git be sofi işine! Tortulu şarap içenleri eleştirip

durma. Elest günü bize bundan başka armağan

vermediler ki.

Kadehimize ne koyduysa, onu içtik; ha cennet

şarabı, ha üzüm şarabı.

Mey kadehinin gülümseyişi ve sevgilinin düğüm

düğüm saçları Hafiz’ın tövbesi gibi nice tövbeyi

bozdu.

 

GAZEL 27

Farsça Metin

Vezin: Mefûlü mefailün mefûlü mefâîlün

Der deyr-i mugân âmed yârem, kadehi der dest

Mest ez mey u meyhârân ez nergis-i mesteş mest

Der na’l-i semend-i û şekl-i meh-i nov peydâ

Vez kadd-i bulend-i û bâlâ-yi sanevber pest

Âhir be çi gûyem “hest”? Ez hod haberem çun nîst.

Vez behr-i çi gûyem “nîst”? Bâ vey nazarem çun hest

Şem’-i dil-i demsâzem benşest çu û berhâst

V’efgân zi nazarbâzân berhâst, çu û benşest

Ger gâliye hoşbû şud, der gîsû-yi û pîçîd

Ver vesme kemânkeş est, der ebrû-yi û peyvest

Bâz ây ki bâz âyed omr-i şude-i Hâfiz

Herçend ki nâyed bâz tîrî ki beşud ez şest

 

Çeviri:

Sevgilim meyhaneye geldi; elinde bir kadeh;

mey içmekten sarhoş olmuş; nergis gibi mahmur

bakan gözleri yüzünden mey içenler de mest

olmuş.

Atının nalında yeni doğmuş hilâl görünmekte.

Uzun boyunun yanında çam kısa kalmış.

Peki, ne diye “var” diyeyim? Çünkü kendimden

haberim yok. Niçin “yok” diyeyim? Gözüm ona

çevrili çünkü.

O kalkınca, gönlümün kafadar mumu söndü. O

oturunca, ona hayran hayran bakanların feryat

figanı yükseldi.

Gâliye denilen miskli parfüm eğer güzel

kokuyorsa, onun saçlarının içinden geçtiği için

kokuyor. Rastık keman gibi kıvrılıyorsa, onun

keman kaşlarına sürüldüğü için kıvrılıyor.

Geri dön hadi, geri dön de Hafız’ın geçip giden

ömrü geri gelsin; yaydan kurtulan ok bir daha

geri dönmez ya!

 

GAZEL 28

Farsça Metin

Vezin: Mefailün feilâtün mefailün feilün

Be cân-i hâce vu hakk-i kadîk u ahd-i dürüst

Ki mûnis-i dem-i subhem duâ-yi devlet-i tust

Sirişk-i men ki zi tûfan-i nûh dest bord

Zi lovh-i sine neyârist nakş-i muhr-i tu şust

Bekun muâmeleî, vin dil-i şikeste behar

Ki bâ şikestegî erzed be sad hezâr dürüst

Zebân-i mûr be âsaf dirâz geşt u revâst

Ki hâce hâtem-i cem yâve kerd u bâz necust

Dilâ, tama’ meber ez lutf-i bînihâyet-i dûst

Çu lâf-i aşk zedî, ser bebâz çâbuk u çust

Be sıdk kûş ki hurşîd zâyed ez nefeset

Ki ez durûğ siyehrûz geşt subh-i nuhust

Şudem zi dest-i tu şeydâ-yi kûh u deşt u henüz

Nemîkunî be terahhum nitâk-i silsile sust

Merenc Hâfiz u ez dilberân hifâz mecûy

Gunâh-i bâğ çi bâşed çu in giyâh nerust

 

Çeviri:

Hâce (Kıvâmuddin)’nin canına, aramızdaki eski

hak hukuka yemin ederim; sabahlan, en yakın

dostun olarak benim işim, senin devletine dua

etmektir.

Nuh tûfanını bile geride bırakan gözyaşı selim,

göğüs tahtamdaki mührünü silip süpüremedi.

Haydi, bir pazar eyle; şu kınk gönlümü satın al.

Çünkü bu kınk haliyle bile yüz bin sağlamına

değer.

Hz. Süleyman’ın veziri Âsaf a benzeyen

vezirime karınca dil uzatsa, yeridir. Çünkü

Cem’in mühürlü yüzüğünü kaybetti; bir daha da

arayıp sormadı.

Gönlüm; gerçek dostun sonsuz lûtfundan umut

keserim deme. Madem ki aşktan, sevgiden söz

ediyorsun, bir an önce başından vazgeç.

Sadakatle çalış çabala; böylece sıcak nefesinden

güneş doğsun. Çünkü adına fecr-i kâzib denilen

sabahın geçici aydınlığı yalan yüzünden kara

yüzlü oldu.

Senin yüzünden hâlâ dağlarda, çöllerde

derbederim. Bir merhamet edip de sana kul köle

olduğumu gösteren zinciri gevşetmiyorsun.

Hafız, üzülme, aldırma; dilberlerden mürüvvet

bekleme. Bu ot yeşermiyorsa, bağın bahçenin

kabahati ne?

 

GAZEL 29

Farsça metin

Vezin: Mefûlü mefaîlü mefâîlü feûlün

Mâ râ zi hiyâl-i tu çi pervâ-yi şerâbest?

Hom, gû, ser-i hod gir ki hemhâne herâbest

Ger hamr-i bihiştest, berîzîd ki bîdûst

Her şerbet-i azbem ki dehî, ayn-i azâbest

Efsûs ki şud dilber u der dîde-i giryân

Tahrîr-i hiyâl-i hatt-i û nakş ber âbest!

Bîdâr yov ey dîde ki îmen netevân bûd

Zin seyl-i demâdem ki derin menzil hâbest

Ma’şûk iyân mîguzered ber tu velîken

Ağyâr hemîbîned, ez an bestenikâb est

Gul ber ruh-i rengîn-i tu lutf-i arak dîd

Der âteş-i şovk ez gam-i dil gark-i gulâbest

Sebzest der u deşt, biyâ tâ neguzârîm

Dest ez ser-i âbî ki cihân cümle serâbest

Der konc-i dimâğem metaleb cây-i nasihat

Kin gûşe por ez zemzeme-i çeng u rebâb est

Hâfiz çi şud er âşık u rind est u nazarbâz?

Bes tovr-i aceb lâzim-i eyyâm-i yebâb est

 

Çeviri:

Senin hayalin yüzünden bizde niçin şarap

korkusu olsun? Küp başının çaresine baksın;

meyhane yıkık.

Cennet şarabıysa, dökün; çünkü verdiğin her tatlı

şerbet, tam bir azap sayılır.

Yazık ki dilber gitti; yaşlı gözlerimle onun ayva

tüylerinin hayalini düşlemek suya yazı yazmaya

benzer.

Uyan gözlerim, uyan; göz evimdeki uykuda olan

şu selden her zaman emin olunamaz.

Sevgili herkesin gözünün önünde geçip gidiyor

ama rakipler gördüğü için yüzüne peçe takmış.

Gül senin renkli yanağında terlemenin

güzelliğini gördü de, gönül gamından ileri gelen

şevk ateşiyle gül suyuna gark oldu.

Kırlar, ovalar yemyeşil olmuş; gel, haydi, su

başım bırakıp gitmeyelim. Çünkü dünya dediğin

bir serap değil mi?

Beynimin bir köşesinde öğüt verilecek yer

arama. Çünkü burası çeng ve rebap sesleriyle

dolu.

Hafiz âşıksa, rintse, güzellere bakmaya

düşkünse, bunda şaşılacak ne var? Gençlik

günlerinde yaşanacak çok garip haller vardır.

 

GAZEL 30

Farsça Metin

Vezin: Mefülü failâtü mefaîlü failün

Zulfet hezâr dil be yeki târe mû bebest

Râh-i hezâr çâreger ez çâr sû bebest

Tâ âşıkân be bûy-i nesîmeş dehend cân

Begşûd nâfeî yu der-i ârizû bebest

Şeydâ ez an şodem ki nigârem çu mâh-i nev

Ebrû numûd u cilvegerî kerd u rû bebest

Sâkî be çend reng mey ender piyâle rîht

İn nakşhâ niger ki çi hoş der kedû bebest!

Yârab çi gamze kerd surâhî ki hûn-i hum

Bâ na’rehâ-yi kulkuleş ender gilû bebest

Mutrib çi perde sâht ki der perde-i sîmâ

Ber ehl-i vecd u hâl der-i hâyuhûy bebest

Hâfiz her an ki aşk neverzîd, vasi hâst

İhrâm-i tavf-i ka’be-i dil bîvuzû bebest

 

Çeviri

Zülüflerin bir teliyle bir gönlü bağladı

Böyle olunca bin çare yolu dört bir yandan

kapanmış oldu.

Âşıklar zülüflerinden esip gelen hoş kokulu yel

ile can versin diye saçlarım dağıtıverdi ama, arzu

kapılarını kapadı.

Sevgilim yeni doğmuş ay gibi kaşlarım gösterip

cilvelendikten sonra yüzünü kapattığı için çalgın

âşık oldum.

Sâkî kabaktan yapılmış kadehe birkaç renkte

şarap döktü.. Kadehte beliren desenlere bak bir;

ne de güzel olmuş!

Tanrım, şarap sürahisi nasıl gamzelendi de

küpün içinde duran şarap, sürahinin lakır lakır

seslerinden dolayı sustu kaldı!

Çalgıcı nasıl bir makam tutturdu ki coşku ve

cezbe halinde bulunanlar, onu dinlerken

gürültüyü, hayhuyu kestiler.

Hafiz, âşık olmadan vuslat isteyen kişi gönül

Kâbesini tavaf etmek için abdestsiz ihrama

bürünen kişi gibi olur.

 

GAZEL 31

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün fâilâtün fâilâtün failün

An şeb-i kadrî ki gûyend ehl-i halvet imşebest

Yârab in te’sîr-i dovlet der kudâmîn kevkebest?

Tâ be gûsî-yi tu dest-i nâsezâyân kem resed

Her dilî ez halka der zikr-i yârab yârabest

Kuşte-i çâh-i zenehdân-i tu’em kez her taraf

Sad hezâreş gerden-i cân zîr-i tavk-i gabgabest

Şehsuvâr-i men ki meh âyînedâr-i rûy-i üst

Tâc-i hurşîd-i bulendeş hâk-i na’l-i merkebest

Aks-i hey ber ârizeş bîn k’âfitâb-i germrû

Der hevâ-yi an arak tâ hest, her rûzeş tebest

Men nehâhem kerd terk-i la’l-i yâr u câm-i mey

Zâhidân ma’zûr dârîdem ki înem mezhebest

Ender an sâat ki ber poşt-i sabâ bendend zîn

Bâ suleymân çun berânem men ki mûrem merkebest

Anki nâvek ber dil-i men zîr-i çeşmî mîzened

Kuvvet-i cânhâfizeş der hande-i zîr-i lebest

Âb-i heyvâneş zi minkâr-i belâgat mîçeked

Zâg-i kilk-i men benâm-i îzed çi âlî meşrebest!

Çeviri

Sevgiliyle baş başa kalman bu geceye kadir

gecesi derler. Tanrım, böyle bir devlet hangi

yıldızdan gelebilir ki!

Lâyık olmayanların eli senin zülüflerine

değmesin diye, saçlarının büklümlerine tutunan

her gönül “Aman Tanrım, Aman Tanrım!” diye

dua edip yakarmakta.

Çenenin güzel çukuruna düşüp ölmüşüm ben.

Her bir yandan yüzlerce âşığın boynu, senin

yuvarlak gıdında sallanmakta.

Ay, benim usta binici olan sevgilime ayna tutar.

Yüce güneşin tacı ise, onun atımn nalı altındaki

topraktır ancak.

Şu yanağındaki terin yansımasına bak bir. Sıcak

yüzlü güneş bile o tere kavuşmanın arzusuyla her

gün ateşler içinde yanmakta.

Sevgilinin lâl dudağım ve mey kadehini

terketmeyeceğim. Sofular! Mazur görün beni;

mezhepse, budur benim mezhebim.

Sabâ rüzgârına eyer vurduklarında, ona binen

Süleyman ile nasıl koşturabilirim ki!? Benim

binitim bir karınca!

Göz ucuyla gönlüme bakış okları atan sevgilimin

belli belirsiz gülümsemesinde can koruyan

kuvvet de vardır; bu kuvvetle Hafız’ın canına can

katmaktadır.

Kuzguna benzeyen kamış kalemimin belâgat

gagasından âbıhayat damlaları düşmekte.

Maşallah ne yüce meşrebi var! Allah Allah!

 

GAZEL 32

Farsça Metin

Vezin: Mefâilün feilâtün mefailün feilün

Hodâ çu sûret-i ebrû-yi dilguşâ-yi tu best

Guşâd-i kâr-i men ender kirişmehâ-yi to best

Merâ vu serv-i çemen râ be hâk-i râh nişând

Zemâne tâ kasab-i nergis-i kabâ-yi tu best

Zi kâr-i mâ vu dil-i gonçe sad girih beguşûd

Nesîm-i gul çu dil ender pey-i hevâ-yi tu pest

Merâ be bend-i tu doıvrân-i çerh râzî kerd

Velî çi sûd ki serrişte der rizâ-yi tu best

Çu nâfe ber dil-i miskîn-i men girih mefiken

Ki ahd bâ ser-i zulf-i girihguşâ-yi tu best

Tu hod visâl-i diğer bûdî ey nesîm-i visâl

Hatâ niger ki dil ummîd der vefâ-yi tu best

Zi dest-i covr-i tu goftem zi şehr hâhem reft

Be hande goft ki hâfiz boro! Ki pây-i tu best?

 

Çeviri

Tanrı, gönüllere ferahlık veren kaşını

biçimlendirirken bahtımın açıklığım göz

kırpışlarına bağladı.

Nergis renkli abanın kuşağım bağlarken, hem

beni hem çimenlikteki selviyi yol üstüne oturttu.

Gülden gelen esinti, sana kendim kaptırınca, hem

bizim bahtımızdan hem goncanın yüreğinden

yüz düğümü çözüverdi.

Beni sana bağlanmaya felek razı etti. Ama ne

fayda! Her şeyi senin rızana bağladı.

Misk ceylanının göbeğinde olduğu gibi, ben

zavallının yüreğine düğüm atma. Çünkü gönlüm

senin düğüm çözen mis kokulu zülüflerine

bağlılık ahdinde bulundu.

Ey vuslat rüzgârı! Vuslaat vaadin

başkasınaymış! Şu hataya bak! Gönlüm kalktı,

senden vefa umar oldu.

“Bana çektirdiklerinden dolayı şehri

terkedeceğim” dedim. Güldü de “Hafiz! Git hadi;

seni tutan mı var!?” dedi.

 

GAZEL 33

Farsça Metin

Vezin: Mefulü fâilâtü mefâîlü fâilün

Halvetguzîde râ be temâşâ çi hâcetest?

Çun kûy-i dûst hest, be sahrâ çi hâcetest?

Cânâ, be hâcetî ki turâ hest bâ hodâ

K’âhir demî bepors ki mâ râ çi hâcetest?

Ey pâdişâh-i husn, hodâ râ, besûhtîm

Haher suâl kun ki gedâ râ çi hâcetest

Erbâb-i hâcetîm u zebân-i suâl nîst

Der hazret-i kerîm temennâ çi hâcetest?

Muhtâc-i kıssa nîst geret kasd-i hûn-i mâst

Çun raht ezân-i tust, be yağmâ çi hâcetest?

Câm-i cihânnumâst zamîr-i munîr-i dûst

İzhâr-i ihtiyâc-i hod ancâ çi hâcetest?

An şud ki bâr-i minnet-i mellâh bordemî

Govher çu dest dâd, be deryâ çi hâcetest?

Ey muddeî boro ki merâ bâ tu kâr nîst

Ahbâb hâzirend, be a’dâ çi hâcetest?

Ey âşık-i gedâ, çu leb-i rûhbahş-i yâr

Mîdânedet vazife, tekâzâ çi hâceteset?

Hâfiz tu hatm kun ki huner-i hod iyân şeved

Bâmuddeî nizâ’ u muhâkâ çi hâcetest?

 

Çeviri

Kendisiyle baş başa kalmayı tercih eden kişinin

orayı burayı seyre ihtiyacı mı olur? Yerin dostun

mahallesi olunca, kırlara çıkmaya ne gerek var?

Canım benim; senin de Tann’dan hâcetin var

ama, bizim de hâcetimiz var mı, yokmu, bir kere

soruver.

Ey güzellik padişahı, yandık vallahi! Ne olur, şu

yoksulun hâcetini bir de sen sor.

Hâcet sahipleriyiz; sorulur mu hiç! Cömertlik

sahibinin huzurunda iken dilekte bulunmanın

yeri mi olur?

Canımıza kasdın varsa, bunu söylemeye bile

gerek yok. Mal senin mülk senin; yağmaya

talana ne hâcet?

Dostun aydınlık yüreği dünyayı gösteren bir

küredir. Orada ihtiyacını dile getirmene ne gerek var?

Denizcinin minnetini çekerdim; geçti gitti. İnci

elimde olunca, denize açılmaya ne gerek var?

Hey iddiacı; git işine! Seninle alışverişim yok.

Dostlarım burada; düşmana ne gerek var!

Ey yoksul âşık! Sevgilinin cana can katan dudağı

sana ne verileceğini biliyor; senin istekte

bulunmana ne gerek var!?

Hafiz, kapat meseleyi burada; yoksa hünerin

açığa çıkacak. İddiacıyla dedişip durmanın ne

mânâsı var?

 

GAZEL 34

Farsça Metin

Vezin: Mefâilün feilâtün mefâilün feilün

Revâk-i manzar-i çeşm-i men âşiyâne-i tust

Kerem numâ vu fttrûd â ki hâne, hâne-i tust

Be lutf-i hâl u hat ez ârifân rubûdî dil

Latîfehâ-yi aceb zîr-i dâm u dâne-i tust

Dilet be vasl-i gul ey bulbul-i sabâ hoş bâd

Ki der çemen heme gulbang-i âşıkâne-i tust

İlâc-i za’f-i dil-i mâ be leb hevâlet kun

Ki in muferrih,i yâkût der hizâne-i tust

Be ten mukassirem ez dovlet-i mulâzemetet

Velî hulâsa-i cân hâk-i âsitâne-i tust

Men an niyem İri dehem nakd-i dil be her şûhî

Der-i hizâne be muhr-i tu vu nişâne-i tust

Tu hod çi lu’betî ey şehsuvâr-i şîrînkâr

Ki tûsenî çu felek râm-i tâziyâne-i tust

Çi cây-i men ki belağzed sipihr-i şu’bedebâz

Ezin hiyel ki der enbâne-i behâne-i tust

Surûd-i mecliset eknûn felek be raks âred

Ki şi’r-i Hâfiz-i şîrînsuhan terâne-i tust

 

Çeviri

Gözlerimin seyir yeri olan göz kapaklanın senin

yuvandır. Kerem edip in aşağı; bu göz evim

senin evindir.

Yanağındaki bin ve ayva tüyleriyle âriflerin

gönlünü çaldın. Senin tuzaklarının ve yemlerinin

altında ne hoş incelikler vardır!

Ey sabah bülbülü; güle kavuştun ya; mutlu ol.

Çimenlikte hep senin âşıkâne nağmelerin

yankılanıyor.

Gönlümüzdeki illetin tedavisini kırmızı

dudaklarına bırak. Çünkü gönül darlığımızı

ferahlığa çevirecek yakut dudak, inci dişlerinle

dolu olan ağız hâzinenin kapısıdır.

Sana hizmette yetersiz kalıyorum ama, canımın

özü, eşiğinin toprağıdır.

Gönlümdeki nakdi her şuha verecek biri değilim

ben. Hâzinenin kapısında senin mührün, senin

nişanın var.

Ey şirin tavırlı usta binici! Sen nasıl da bebek

gibi güzel bir oyuncusun öyle! Felek gibi bir

serkeş at bile senin kamçılarınla râm oluyor.

Oyun üstüne oyun kuran felek, senin bahanelerle

dolu dağarcığındaki hileler yüzünden sürçüp

dururken benim ne yerim olabilir ki!?

Şirin sözlü Hafiz’ın şiiri ile mecliste okuduğun

ezgiler şimdi feleği raksettirir.

 

GAZEL 35

Farsça Metin

Vezin: Mefâilün feilâtün mefâilün fâ’lün

Boro be kâr-i hod ey vâiz, in çi feryâdest?

Merâ fiıtâd dil ez reh; turâ çi uftâde est?

Miyân-i û ki hodâ âferîde est ez hîç

Dakîkaîst ki hîç âferîde negşâdest.

Be kâm tâ neresâned merâ lebeş çun nây

Nasîhat-i heme âlem be gûş-i men bâd est.

Gedâ-yi kûy-i tu ez heşt huld mustağnîst

Esîr-i aşk,i tu ez her du âlem âzâdest

Egerçi mestî-i aşkem harâb kerd, velî

Esâs-i mesthi-i men zan harâbâbâdest

Dilâ menâl zi bîdâd u covr-i yâr ki yâr

Turâ nasîb hemîn kerd u in ez an dâd est

Boro, fesâne mehân u fiısûn meden Hâfiz

Kezin fesâne vu efsûn merâ besî yâd est.

 

Çeviri

Vaiz! Ne bağırıp duruyorsun öyle! Git işine!

Yoldan çıkan benim gönlüm; sana ne oluyor?

Tanrı’nın bir hiçten yarattığı o ince bel yok mu;

işte bu hiçbir yaratığın içinden çıkamadığı

karmaşık bir konudur,

Dudağı ney gibi beni muradıma erdirmedikçe,

bütün âlem nasihat etse bana, bir kulağımdan

girer, öbür kulağımdan çıkar.

Senin sokağının dilencisi sekiz cennete bile

ihtiyaç duymaz. Aşkının esiri olan, iki âlem

bağından da uzak ve özgürdür.

Aşk sarhoşluğu beni harap etse de,

sarhoşluğumun temelinde o harap yer, meyhane

vardır.

Gönlüm, sevgilinin çevrinden, zulmünden

sızlanma. Sana nasip olarak bunu tayin etti, bunu

verdi.

Hafız, bana masallar, afsunlar okuyup durma;

böyle şeyler çoktur aklımda benim.

 

GAZEL 36

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün feilâtün feilâtün fa’lün

Tâ ser-i zulf-i tu der dest-i nesîm uftâdest

Dil-i sevdâzede ez gussa du nîm uftâdest

Çeşm-i câdû-yi tu hod ayn-i sevâd-i sihr est

Lîken in hest ki in nüsha sakîm uftâdest

Der ham-i zulf-i tu an hâl-i siyeh, dânî, çîst?

Nokta-i dûde ki der halka-i cîm uftâdest

Zulf-i muşkhin-i tu der gulşen-i firdevs-i izâr

Çîst tâvus ki der bâğ-i naîm uftâdest

Dil-i men der heves-i rûy-i tu ey mûnis-i cân

Hâk-i râhîst ki der dest-i nesîm uftâdest

Hemçu gerd in ten-i hâkî netevâned berhâst

Ez ser-i kûy-i tu zanrû ki azîm uftâdest

Sâye-i kadd-i tu ber kâlıbem ey îsîdem

Aks-i rûhîst ki ber azm-i remîm uftâdest.

Anki cuz ka’be makâmeş nebûd ez yâd-i lebet

Ber der-i meykede dîdem ki mukîm uftâdest

Hâfiz-i gumşude râ bâ gamet ey yâr-i azîz

İttihâdîst ki der ahd-i kadîm uftâdest

 

Çeviri

Zülüflerinin ucu meltemin önüne düştüğünden

beri sevdalı gönlüm üzüntüsünden ikiye

ayrılmıştır.

Senin büyücü gözlerin yok mu; tıpkı sihirdeki

yazılara benziyor. Ama bir mesele var: Bu sihir

yazılı muska da da hastalık var.

Zülüflerinin eğri çizgisinin ortasında kalan o

siyah ben nedir, biliyor musun? Cim kamındaki

is noktasına benzemiş.

Firdevsi andıran yanağının gül bahçesindeki mis

kokulu zülüflerin, naim bahçelerinde gezinen

tavusa benzemiş.

Ey canımın yoldışı; gönlüm, yüzünü görme

hevesiyle meltemde savrulan toz olmuştur.

Şu toprak bedenim senin sokağına çakılıp kaldığı

için toz gibi havalanamıyor.

Ey İsa nefesli sevgili! Boyunun üstüme düşen

gölgesi, çürük kemiğe akseden diriltici rûha

benziyor.

Kâbe’yi makam edinene bak sen! Dudaklarım

anmaktan meyhane kapışım mekân tutmuş!

Aziz sevgilim! Kayıp Hafiz’ın çok eskilerden

beri senin gamınla yaptığı birlik antlaşması var.

 

GAZEL 37

Farsça Metin

Vezin: Mefâilün feilâtün mefâilün fa’lün

Biyâ ki kasr-i emel saht sustbunyâdest

Biyâr bâde ki bunyâd-i omr ber bâd est

Gulâm-i himmet-i ânem ki zîr-i çarh-i kebûd

Zi herçi reng-i tealluk pezîred, âzâdest

Çi gûyemet ki be meyhâne düş mest u harâb

Surûş-i âlem-i gaybem çi mujdehâ dâdest

Ki ey bulendnazar şâhbâz-i sidrenişîn

Neşîmen-i tu ne in konc-i mihnetâbâdest

Turâ zi kungure-i arş mîzenend safir

Nedânemet ki derin dâmgeh çi uftâdest

Nasihati kunemet; yâd gîr u der amel âr

Ki in hadîs zi pîr-i tarîkatem yâd est

Gam-i cihân mehor u pend-i men meber ez yâd

Ki in latîfe-i aşkem zi rehrovî yâd est

Rızâ be dâde bedih vez cebin girih bugşây

Ki ber men u tu der-i ihtiyâr negşâdest

Mecû durustî-i ahd ez cihân-i sustnihâd

Ki in acûz arûs-i hezâr dâmâdest

Nişân-i ahd u vefa nîst der tebessum-i gul

Benâl bulbul-i bîdil ki cây-i feıyâd est

Hased çi mîberî ey sustnazm ber Hâfiz?

Kabûl-i hâtir u lutf-i suhen hodâdâdest

 

Çeviri

Gel haydi, emeller kasrının temeli çok zayıf.

Şarap getir. Çünkü ömrün temeli rüzgâr üstüne

kurulmuş.

Şu mavi kubbenin altında dünya sorunlanndan

uzak kalabilen özgür kişilerin himmetlerine kul

köleyim.

Ne diyeyim sana daha; dün gece meyhanede

bulut gibi sarhoştum, gayb âleminin meleği bana

ne müjdeler vermedi ki!

Dedi ki: Ey arşın sidre tabakasında oturan yüce

bakışlı doğan! Senin yuvan bu sıkıntılar köşesi

değil.

Arş şerefesinden ıslık çalıyorlar sana. Şu tuzakta

başına neler geldi, bilmem ki!

Bir öğüdüm var; dinle ve uygula. Bu söz tarikat

pirinden aklımda kalmış.

Dünya gamı çekme ve öğüdümü aklından

çıkarma. Şu aşk latîfesini de bir yoldaşımdan

duydum.

Sana verilene razı ol ve alnındaki hoşnutsuzluk

ifadesini sil. Çünkü seçenek kapısı ne senin ne

benim yüzüme açılmıştır.

Karaktersiz dünyadan ahde vefa arama. Çünkü

bu kocakarı bin damada gelin olmuştur.

Gülün tebessümünde ahit ve vefa işareti yok.

Aşık bülbül, inlemeye bak sen. Çünkü feryadın

tam zamanı şimdi.

Ey şair bozuntusu! Niye kıskanırsın Hafiz’ı! Şiir

gücü ve söz güzelliği Allah vergisidir çünkü.

 

GAZEL 38

Farsça Metin

Vezin: Mefulü mefâîlü mefâîlü feûlün

Bîmihr-i ruhet rûz-i merâ nûr nemândest

Vez omr merâ cuz şeb-i deycûr nemândest

Hengâm-i vidâ-i tu zi bes girye ki kerdem

Dür ez ruh-i tu çeşm-i merâ nûr nemândest

Mîreft hiyâl-i tu zi çeşm-i men u mîgoft

Heyhât ezin gûşe ki ma’mûr nemândest

Vasl-i tu ecel râ zi serem dür hemîdâşt

Ez dovlet-i hecr-i tu kunûn dür nemândest

Nezdîk şud an dem ki rakîb-i tu begûyed

Dûr ez ruhet, in haste-i rencûr nemândest

Sabrest merâ çâre-i hicrân-i tu liken

Çim sabr tevân kerd? Ki makdûr nemândest

Der hecr-i tu ger çeşm-i merâ âb revânest

Gû hûn-i ciğer rhiz ki ma’zûr nemândest

Hâfiz zi gam ez girye neperdâht be hande

Mâtemzede râ dâiye-i sûr nemândest

 

Çeviri

Güneş gibi parlak yüzün ortada olmayınca

gündüzüm karardı. Ömrümden kala kala uzun

karanlık geceler kaldı.

Seninle vedalaşırken öyle ağladım, öyle ağladım

ki, yüzünden uzak kalacağım diye gözümde nur

kalmadı.

Hayalin gözlerimde canlanırken “Vah vah vah!

Artık bu göz köşesi de mamur kalmayacak!”

diyordu.

Vuslat sevinci eceli başımdan uzak tutardı hep.

Hicran derdi de bir devletmiş. Canım bu

devletten pek uzak değil şimdi.

Rakibinin sevgiliye “Başın sağ olsun; acılar

çeken yaralı âşığı”

n kalmadı, öldü gitti” diyeceği an yaklaştı.

Ayrılık derdinin çaresi sabırdır sabır olmasına

ya, bende hal kalmadı; nasıl sebredeceğim?

Gözlerim ayrılık derdiyle yaş döker hep.

Gözlerde yaş kalmazsa, mazeret yok, ciğer kanı

döksün bundan böyle!

Hafiz dertli dertli ağlamaktan gülemedi gitti.

Matem tutana sevinecek sebep olur mu hiç?

 

GAZEL 39

Farsça Metin

Vezin: Mefulü failâtü mefâîlü fâilün

Bâğ-i merâ çi hâcet-i serv u sanevber est

Şimşâd-i hâneperver-i mâ ez ki kemter est?

Ey nâzenîn peser, tu çi mezheb girifteî

K’et hûn-i mâ helâlter ez şîr-i mâder est

Çun nakş-i gam zi dûr bebînî, şerâb hâh

Teşhis kerdeîm u mudâvâ mukarrer est

Ez âsitân-i pîr-i mugân ser çerâ keşîm?

Dovlet der an serâ vu guşâyiş der an der est

Yek kıssa bîş nîst gam-i aşk vin aceb

Kes her zebân ki mîşinevem nâmukarrer est

Dey va’de dâd vaslem u der ser şerâb dâşt

îmrûz tâ çi gûyed u bâzeş çi der ser est

Şîrâz u âb-i ruknî yu in bâd-i hoş-i nesîm

Eybeş mekun ki hâl-i ruh-i heft kişverest

Fark est ez âb-i hızr ki zulumât cây-i ûst

Tâ âb-i mâ ki menbaeş allâhuekber est

Mâ âb-i rûy-i fakr u kanâat nemîberîm

Bâ pâdişeh begûy ki rûzî mukadder est

Hâfiz çi turfe şâh-i nebâtîst kilk-i tu

Keş mîve dilpezîrter ez şehd u şekker est

 

Çeviri

Bahçemizde serviye, çama ne gerek var?

Evimizde yetişen şimşirin öbürlerinden geri kalır

yanı mı var?

Ey nazlı oğlan, şendeki mezhep nasıl bir şey ki

kanımızı ana sütünden helal görürsün?

Uzaktan gamın izlerini gördün mü şarap iste. Biz

teşhisimizi koyduk; bunun nasıl tedavi edileceği

belli.

Meyhanecinin eşiğinden neden uzak duralım?

Devlet orada; işlerin açılması o kapıda.

Aşk gamı dediğin, olsa olsa, bir hikayedir; ama

şuna şaşıyorum: Kimin ağzından dinlesem, hiç

tekrar edilmemiş gibi geliyor bana.

Dün bana vuslat vaat ettiğinde şarap içmişti.

Bakalım bugün ne diyecek; kafasında neler var

yine?

Şiraz şehri, Ruknâbâd ırmağı, şu hoş esinti, hiç

kusura balana ama yedi memleketin yanağındaki

bene benziyor.

Karanlıklar ülkesinde doğan Hızır suyuyla

Şiraz’daki Allahüekber dağında doğan Ruknâbâd

ırmağı arasında fark vardır.

Fakirliğin ve kanaatin şerefini yerle bir etmeyiz

biz. Söyle padişaha; bizim rızkımız önceden

takdir edilmiştir.

Hafiz, kalemin ne güzel bir bitkinin dalıdır ki

meyvası baldan, şekerden daha tatlıdır!

 

GAZEL 40

Farsça Metin

Vezin: Meiulü mefâîlü mefâîlü feûlün

Elminnetu lillâh ki der-i meykede bâz est

Zan rû ki merâ ber der-i û rûy-i niyâz est

Humhâ heme der cûş u hurûşend zi mesti

Van mey ki der ancâst hakikat, ne mecâzest

Ez vey heme mestiyyu gurûr est u tekebbür

Vez mâ heme bîçâregî yu acz u niyâz est

Râzî ki ber gayr negoftîm u negûîm

Bâ dûst begûîm İd û mahrem-i râz est

Şerh-i şiken-i zulf-i ham ender ham-i cânân

Kûteh netevan kerd ki in kıssa dirâz est

Bâr-i dil-i mecnûn u ham-i turre-i leylî

Ruhsâre-i mahmûd u kef-i pây-i ayâz est

Ber dûhte’em dîde çu bâz ez heme âlem

Tâ dîde-i men ber ruh-i zîbâ-yi tu bâz est

Der ka’be-i kûy-i tu her an kes ki beyâyed

Ez kıble-i ebrûy-i tu der eyn-i nemâz est

Ey meclisiyân sûz-i dil-i hâfiz-i miskin

Ez şem’ porsîd ki der süz u gudâz est

 

Çeviri

Allah’a şükürler olsun; meyhanenin kapısı açık.

Çünkü niyaz için yüzüm o kapıya dönük.

Küpler sarhoşluktan coşup köpürüyor. İşte

oradaki mey, mecaz değil, hakikatin ta kendisi.

O hep mest, hep gururlu, hep kibirli. Bîçârelik,

âcizlik ve niyaz ise bizden yana.

Bir başkasına açmadığımız ve açmayacağımız

sim dosta açabiliriz. Çünkü o sırlarımızın

mahremidir.

Cânânın büklüm büklüm zülüfleri öyle ha diye

anlatılamaz; bu hikâye uzun hikâye.

Bir yanda Mecnun’un gönül yükü ile Leyla’nın

kâkülündeki kıvrım; öbür yanda Mahmud’un

basılmak için uzattığı yanağı ile Ayaz’ın ayak

tabanı.

Doğanlar gibi kapadım gözlerimi tüm âleme.

Gözlerim sadece senin güzel yanağına karşı açık.

Senin sokağındaki ev Kâbene gelen herkes

mihraba benzeyen kaşlarım kıble edindiği için

âdeta namazdadır.

Meclis dostlan; zavallı Hafiz’ın gönül yangısını

sürekli yamp eriyen muma sorun.

 

 

GAZEL 41

Farsça Metin

Vezin: Mefâilün feilâtün mefâilün fa’lün

Egerçi bâde ferahbahş u bâd gulbîz est

Be bang-i çeng mehor mey ki muhtesib tîz est

Surâhiyyu harîfî geret be çeng ufted

Be akl nûş ki eyyâm fitne’engîz est

Der âstîn-i murakka’ piyâle pinhân kun

Ki hemçu çeşm surâhî-i zemâne hûnrîz est

Be âb-i dîde beşû’îm hırkahâ ez mey

Ki mevsim-i vera’ u rûzgâr-i perhiz est

Mecûy eyş-i hoş ez dovr-i bâjgûn-i sipihr

Ki sâf in ser-i hum cümle dordîâmîz est

Sipir-i berşude pervîzenîst hûnefşân

Ki rîze’eş ser-i kisrî yu tâc-i pervîz est

Irâk u fârs girifti ki be şi’r-i hoş Hâfız

Biyâ ki novbet-i bağdâd u vakt-i tebrîz est

 

Çeviri

Her ne kadar içtiğin bâde ferahlık veriyorsa ve

rüzgâr gül yapraklarını döküyorsa da, çengin

nağmelerine kendini kaptırıp mey içme; çünkü

kolcu pek acımasız.

Şarap sürahisi ile adam gibi adamı bir arada

buldun mu akıllıca içki iç; çünkü zamane çok

fitneci.

Şarap kadehini hırkanın yeninde gizlemeye çalış.

Çünkü zamane sürahisi gözler gibi kan dökücü.

Hırkalara bulaşan meyi gözyaşlarımızla

yıkayalım. Çünkü zaman sakınma zamanı.

Şu baş aşağı dönen feleğe bakıp da güzel bir

yaşam bekleme. Bu felek küpünün saf şarabı bile

tortulanmış, baksana!

Yüksek felek, kan fışkırtan kalbura benzer.

Elenenler ise Kisrâ’nın başı ile Perviz’in tacı.

Hafız, güzel şiirlerinle Irak’ı, Fars’ı fethettin.

Haydi bakalım; şimdi de Bağdat ile Tebriz’e sıra

geldi.


GAZEL 42

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün mefâilün feilün

Hâl-i dil bâ tu goftenem heves est

Haber-i dil şinuftenem heves est

Tama’-i hâm bîn ki kıssa-i faş

Ez rakîbân nihuftenem heves est

Şeb-i kadri çunîn azîz-i şerif

Bâ tu tâ rûz rûz huftenem heves est

Veh ki durdâne-i çunîn nâzuk

Der şeb-i târ suftenem heves est

Ey sabâ imşebem meded fermây

Ki sehergeh şikuftenem heves est

Ez berâyi şeref be nûk-i muje

Hâk-i râh-i tu ruftenem heves est

Hemçu Hâfiz be rağm-i muddeiyân

Şi’r-i rindâne goftenem heves est

Çeviri

Gönlümdekilerini sana söylemek istiyorum.

Gönül haberlerini dinlemek istiyorum.

Bak hele şu ham tamahkâra! İfşâ olmuş aşk

hikayesini rakiplerimden gizlemek istiyorum.

Böylesine aziz ve şerefli bir kadir gecesinde

seninle gün doğana kadar yatmak istiyorum.

Vay vay vay! Böylesi nâzik bir inciyi karanlık

mı karanlık bir gecede delmek istiyorum.

Sabah rüzgârı! Bu gece yardım et bana. Çünkü

gün ağardı mı açmak istiyorum.

Şerefine, geçtiğin yolun tozunu toprağını

kirpiklerimle süpürmek istiyorum.

Şu iddiacılara rağmen, Hafız gibi rintçe şiirler

söylemek istiyorum.


GAZEL 43

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün

Sahn-i bustân zovkbahş u sohbet-i yârân hoş est

Vakt-i gul hoş bâd kez vey vakt-i meyhârân hoş

est

Ez sabâ her dem meşâm-i cân-i mâ hoş mîşeved

Ârî ârî, tayb-i enfâs-i hevâdârân hoş est

Nâguşûde gul nikâb-ı âheng-i rihlet sâz kerd

Nâle kun bülbül ki gulbang-i dilefgârân hoş est

Morg-i hoşhân râ beşâret bâd kender râh-i aşk

Dûst râ bâ nâle-i şebhâ-yi bîdârân hoş est

Nîst der bâzâr-i âlem hoşdilî ver zan ki hest

Şîve-i rindiyyu hoşbâşî-yi ayyârân hoş est

Ez zebân-i sûsen-i âzâde’em âmed be gûş

Kenderin deyr-i kuhen kâr-i sebukbârân hoş est

Hâfizâ terk-i cân goften tarîk-i hoşdilîst

Tâ nepindârî ki ahvâl-i cihândârân hoş est

Çeviri

Bahçenin görüntüsü zevk verici, yârân ile sohbet

hoş. Gül vaktidir; kutlu olsun; mey içenlerin

vakti hoş.

Ey sabah yeli; can burnumuza her an hoş kokular

geliyor. Evet, seni arzulayanların nefesleri bile

hoş.

Gül goncası açılmadan göç maksadıyla örtüsünü

hazırladı. Bülbül, inle, inle ki gönlü yaralıların

ezgileri hoş olur.

Müjde güzel sesli bülbül! Geceleri âşıkların aşk

yolunda iniltileri dosta hoş gelir.

Şu âlem pazarında gönül hoşluğu diye bir şey

yok. Hoş olan bir şey varsa, o da rintlik tarzı ve

ayyarların gününü gün etmesidir.

Süsenin dediği sözler kulağıma çalındı. Şu eski

dünya manastırında yükü hafif olanların,

dünyanın derdini çekmeyenlerin işi yolunda.

Hafiz, candan vazgeçmek mutluluğun yoludur.

Sanma ki dünyaya hâkim olan hükümdarların

hali pek hoştur.


GAZEL 44

Farsça Metin

Vezin: Mefâilün feilâtün mefâilün feilün

Kunûn ki ber kef-i gul câm-i bâde-i sâf est

Be sad hezâr zebân bulbuleş der evsâf est

Behâh defter-i eş’âr u râh-i sahrâ gîr

Çi vakt-i medrese vu bahs-i Keşf-i Keşşâf est

Fakîh-i medrese dey mest bûd u fetvî dâd

Ki mey harâm velî bih zi mâl-i evkâf est

Be dord u sâf turâ hukm nîst, hoş der keş

Ki her çi sâki-yi mâ kerd, ayn-i eltâf est

Bebor zi halk u çu ankâ kıyâs-i kâr begîr

Ki sît-i gûşenişînân zi kâf tâ kâf est

Hadîs-i muddeiyân u hiyâl-i hemkârân

Heman hikâyet-i zerdûz u bûriyâbâf est

Hamûş Hâfiz u in nuktehâ çun zer-i surh

Nigâhdâr ki kallâb-i şehr sarrâf est

Çeviri

Şimdi gül goncasının avucunda saf şarap kadehi

var. Bülbül de yüz bin dille onu övüyor.

Şiir defterini iste ve kırların yolunu tut. Ne

medreseye gitmenin, ne Keşf-i Keşşâf okumanın

zamanı şimdi.

Dün medresenin fikıhçısı sarhoşken fetva verdi:

Şarap haram olsa da, vakıf malından iyidir.

‘Şarabın safini iç, tortulusunu iç’ diye sana

gelmiş bir hüküm yok; içmeye bak sen. Sâkimiz

ne haznladıysa, bizim için bu bir lütuftur.

Halktan kop ve ankâ gibi durum değerlendirmesi

yap. Çünkü köşesine çekilip yaşayanların ünü

Kaf dağlarının bir ucundan öbür ucuna yayılır.

Bir tarafta şair taslağı olan iddiacılar, öbür tarafta

meslektaşımız olan şairlerin hayal güçleri.

Sırmacı ile hasırcıyı kıyaslamaya benzer bu

durum.

Hafiz; sus ve hâlis altın değerindeki bu özlü

sözleri korumasını bil. Çünkü şehir kalpazanları

aynı zamanlıda sarraftır; şiirin iyisini kötüsünü

birbirinden ayırırlar.


GAZEL 45

Farsça Metin

Vezin: Mefâilün feilâtün mefâilün feilün

Derin zemâne refîkî ki hâlî ez halel est

Surâhî-yi mey-i nâb u sefîne-yi GAZEL est

Ceride rov ki guzergâh-i âfiyet teng est

Piyâle gir ki omr-i aziz bîbedel est

Ne men zi bîamelî der cihan melûlem u bes

Melâmet-i ulemâ hem zi ilm-i bîamelest

Be çeşm-i akl derih renguzâr-i purâşûb

Cihân u kâr-i cihan bîsebât u bîmahal est

Begîr turre-i mehçihreî yu kıssa mehân

Ki sa’d u nahs zi te’sîr-i zuhre vu zuhal est

Dilem umîd-i ferâvân be vasl-i rûy-i tu dâşt

Velî ecel be reh-i omr rehzen-i emel est

Be hiç dovr nehâhend yâft huşyâreş

Çunin ki Hâfız-i mâ mest-i bâde-i ezel est

Çeviri

Şu zamanda doğru dürüst bir arkadaş ararsan, saf

şarap dolu sürahi ile GAZEL cöngüdür.

Bir başına yürü, çünkü âfiyet geçidi dar. Al eline

kadehi; çünkü aziz ömür bedelsizdir.

Bir ben miyim dünyada amelsizlik yüzünden

tedirgin olan! Âlimler de amelsiz ilimleri

yüzünden kınanıyorlar.

Akıl gözüyle gördüğüm o ki, bu hengâmeli

geçitte, dünya sebatsız, dünya meşgalesi ise

yersizdir.

Ay yüzlü bir dilberin lüle saçlarını okşa! Uğur

Zühre’den, uğursuzzluk Zühal’den gelirmiş gibi

zırvalar okumaya kalkışma.

Senin güzel yüzünü görmeyi çok umut

ediyorum. Ama ecel, ömrümün yolunda

emellerimin eşkıyası kesildi.

Ezel bâdesiyle sarhoş olduğu sürece bizim

Hafiz’ı asla ayık göremezler.


GAZEL 46

Farsça Metin

Vezin: Mefulü mefâîlü mefâîlü feûlün

Gul der ber u mey der kef u ma’şûk be kâm est

Sultân-i cihânem be çunin rûz gulâm est

Gû şem’ meyârîd der in cem’ ki imşeb

Der meclis-i mâ mâh-i ruh-i dûst temâm est

Der mezheb-i mâ bâde helâl est velîken

Bîrûy-i tu ey serv-i gulendâm herâm est

Gûşem heme ber kovl-i ney u nağme-i çeng est

Çeşmem heme ber la’l-i leb u gerdiş-i câm est

Der meclis-i mâ ıtr meyâmîz ki mâ râ

Her lahza zi gîsû-yi tu hoşbûy-i meşâm est

Ez çâşnî-yi kand megû hiç u zi şekker

Zan rû ki merâ ez leb-i şîrîn-i tu kâm est

Tâ genc-i gamet der dil-i vîrâne mukîm est

Hemvâre merâ kûy-i harâbât makâm est

Ez neng çi gûî ki merâ nâm zi neng est

Vez nâm çi porsî ki merâ neng zi nâm est

Meyhâre vu sergeşte vu rindîm u nazarbâz

Vankes ki çu mâ nîst derin şehr kudâm est?

Bâ muhtesibem eyb megûîd ki û nîz

Peyveste çu mâ der taleb-i eyş-i mudâm est

Hâfiz menişîn bîmey u ma’şûk zemânî

K’eyyâm-i gul u yâsemen u iyd-i siyâm est

Çeviri

Gül yanımda, mey kadehi elimde, sevgilim

muradımı veriyor. Böyle bir günde dünya sultam

bile bana kul köle olur.

Bu gece meclisimize mum getirmesinler. Çünkü

sevgilinin yanağı dolunay gibi meclisi

aydınlatıyor.

Bizim meşrebimize göre bâde helaldir. Ama ey

gül endamlım, selvi boylum, senin yüzün ortada

olmayınca, haramdır.

Kulağım neyin iniltili sözlerinde, çengin

ezgilerinde hep. Gözlerim lâl gibi kırmızı

dudaklarında, kadehin meclisi devretmesinde.

Meclisimize ıtır saçma; çünkü burnumuza her an

saçlarının güzel kokusu geliyor.

Şekerin tadından hiç bahsetme boşuna. Çünkü

tatlı dudaklarının tadı damağımda.

Sana olan aşkımın gam hâzinesi şu virane

kalbimde durdukça, âşıkların harap olduğu

meyhane daimî makamım olacaktır.

Niçin utançtan bahsediyorsun? Utanç sayesinde

ünlendim ben. Ünümü niye soruyorsun?

Utancım, ünümden zaten.

Mey içeriz, âvâreyiz, rindiz, güzel düşkünüyüz.

Acaba şu şehirde bizim gibi olmayan kim var?

Ayıbımı muhtesibe söylemeyin aman. Aslında o

da bizim gibi sürekli işretin peşinde.

Hafiz, meysiz, maşuksuz bir an bile boş kalma.

Çünkü şimdi gül ve yasemin zamam ve ramazan

bayramı.


GAZEL 47

Farsça Metin

Vezin: Mefailün feilâtün mefailün fa’lün

Be kûy-i meykede her sâlikî ki reh dânist

Derî diğer zeden endîşe-i tebeh dânist

Zemâne efser-i rindî nedâd cuz be kesî

Ki serfirâzî-yi âlem derin kuleh dânist

Ber âsitâne-i meyhâne her ki yâft rehî

Zi feyz-i câm-i mey esrâr-i hânkeh dânist

Her an ki râz-i du âlem zi hatt-i sâgar hând

Rumûz-i câm-i cem ez nakş-i hâk-i reh dânist

Verây-i tâ’at-i dîvânegân zi mâ metâleb

Ki şeyh-i mezheb-i mâ âkılî guneh dânist

Dilem zi nergis-i sâkî emân nehâst be cân

Çerâ ki şîve-i an turk-i dilsiyeh dânist

Zi covr-i kovkeb-i tâli’ sehergâhân çeşmem

Çonân girîst ki nâhîd dîd u meh dânist

Hadîs-i Hâfiz u sâgar ki mîzened pinhân

Çi cây-i muhtesib u şihne, pâdişeh dânist

Bulend mertebe şâhî ki nuh revâk-i sipihr

Numûneî zi ham-i tâk-i bârgeh dânist

Çeviri

Meyhane sokağını bulan her sâlik başka bir

kapıyı çalmayı saçma düşünce olarak kabul etti.

Zamane rintlik tâcını, âlemin şerefini bu külahta

bulan kişiye verdi.

Meyhane eşiğine yol bulan herkes mey

kadehinin verdiği feyizle hankahın sırlarım anlar

oldu.

İki dünyanın sırrını kadehin kenarındaki

yazılardan okuyan, Cem kadehinin rumuzlarım

bu yoldaki izlerden anladı.

Bizden dîvanelerin ibadeti dışında bir ibadet

bekleme. Çünkü meşrebimizin şeyhi akıllılığı

günah saydı.

Gönlüm, sakinin nergise benzeyen mahmur

bakışlı gözlerinden canı için aman dilemedi.

Çünkü bunu âşıklarına karşı merhametsiz olan

Türk dilberinin tarzı olarak kabul etti.

Seher vakitleri bahtımın yıldızının bana ettiği

çevir cefa yüzünden o kadar ağladım ki bunu

Zühre de gördü, ay da anladı.

Hafiz’ın kadehle olan gizli söyleşilerini

muhtesibi, şihnesi şöyle dursun, padişah bile

farketti.

O şanı yüce padişah dokuz katlı gökyüzünü

sarayındaki dîvan salonunun ancak bir kemeri

olarak gördü.


GAZEL 48

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün feilâtün feilâtün fa’lün

Sûfî ez pertov-i mey râz-i nihânî dânist

Govher-i herkes ezin la’l tevânî dânist

Kadr-i mecmû’a-i gul morg-i seher dâned u bes

Ki ne her kû varakî hând, ma’ânî dânist

Arze kerdem du cihân bir dil-i kâr ufîtâde

Be cuz ez aşk-i tu bâkî heme fanî dânist

An şud eknun ki zi ebnâ-yi avâm endîşem

Muhtesib nîz dür-i in eyş-i nihânî dânist

Dilber âsâyiş-i mâ maslahat-i vakt nedîd

Veme ez cânib-i mâ dilnigerânî dânist

Seng u gul râ kuned ez yumn-i nazar la’l u akîk

Her ki kadr-i nefes-i bâd-i yemânî dânist

Ey ki ez defter-i akl âyet-i aşk âmûzî

Tersem in nükte be tahkîk nedânî dânist

Mey biyâver ki nenâzed be gul-i bâğ-i cihân

Her ki gâretgerî-yi bâd-i hazânî dânist

Hâfiz in govher-i manzûm ki ez tab’ engîht

Zi eser-i terbiyet-i âsaf-i sânî dânist

Çeviri

Sûfî meyden süzülüp gelen ışıktan gizli sırları

anladı. Herkesin içindeki cevheri sen de bu lâl

renkli şarapla anlayabilirsin.

Gül demetinin kadrini ancak bülbül bilir. Yoksa

her mürekkep yalamışın ince mânâları

kavrayacağını sanma.

Şu görmüş geçirmiş gönlüme iki dünyayı da

sundum. Senin aşkın dışındaki her şeyi fâni

buldu.

Ben insanların nereye gittiğini düşünürken bir de

baktım ki muhtesip bile gizli işret âleminin

incilerine ulaşmış.

Sevgili bu devirde huzura ermemizi uygun

görmedi. Yoksa bizden yana herhangi bir kaygısı

yok.

Yemen taraflarından esip gelen hoş kokulu

rüzgârın kadrini bilen kişi uğurlu bakışlarıyla taşı

la’le, gülü akik taşma çevirir.

Akıl defterinden aşk âyatlerini okuyup

öğrenmeye çalışan dostum, korkarım ki bu ince

işi tam mânâsıyla öğrenemeyeceksin.

Mey getir, mey. Hazan rüzgârlarının

yağmacılığını bilen kişi dünya bahçesinin

gülleriyle övünmeye kalkışmaz.

Şairane gücüyle inci dizisine benzeyen bu

dizeleri yazan Hafiz, bunun devrin ikinci veziri

sâyesinde mümkün olduğunu biliyor.


GAZEL 49

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün feilâtün feilâtün fa’lün

Rovze-i huld-i berîn halvet-i dervîşân est

Mâye-i muhteşemi hidmet-i dervîşân est

Genc-i uzlet ki tilismât-i ecâyib dâred

Feth-i an der nazar-i rahmet-i dervîşân est

Kasr-i firdovs-i ki rizvâneş be derbânî reft

Manzarî ez çemen-i nuzhet-i dervîşân est

Ançi zer mîşeved ez pertev-i an kalb-i siyâh

Kîmyâîst ki der sohbet-i dervîşân est

Ançi pîşeş benihed tâc-i tekebbür horşîd

Kibriyâîst ki der haşmet-i dervîşân est

Dovletî râ ki nebâşed gam ez âsîb-i zevâl

Bîtekelluf beşinev, dovlet-i dervîşân est

Husrevân kıble-i hâcât-i cihânend velî

Sebebeş bendegî-i hazret-i dervîşân est

Rûy-i maksûd ki şâhân be duâ mîtalebend

Mazhareş âyine-i tal’at-i dervîşân est

Ez kirân tâ be kirân leşker-i zulmet velî

Ez ezel tâ be ebed furset-i dervîşân est

Ey tevânger mefurûş in heme nahvet ki turâ

Ser u zer der kenef-i himmet-i dervîşân est

Genc-i kârûn ki furû mîşeved ez kahr henüz

Hânde bâşî ki hem ez gayret-i dervîşân est

Hâfiz ez âb-i hayât-i ezelî mîhâhî

Menba’eş hâk-i der-i halvet-i dervîşân est

Men gulâm-i nazar-i âsaf-i ahdem kûrâ

Sûret-i hâcegî yu sîrek-i dervîşân est

Çeviri

Cennet bahçeleri dervişlerin kendileriyle başbaşa

kaldığı yerlerdir. Dervişlere hizmet etmek

ihtişamlı olmanın esasıdır.

İlginç tılsımları olan uzlet hâzinesi dervişlerin

rahmet bakışlarıyla açılır.

Rıdvan adlı meleğin kapıcılığım yapmaya gittiği

firdevs kasrı, dervişlerin gezindiği

çimenliklerdir.

Güneşin önüne ululuk tacı koyduğu şey,

dervişlerin haşmetinde var olan ululuktur.

Yok olma felâketinden kaygı duyulmayan bir

devlet varsa, can kulağıyla dinle, dervişlerin

devletidir.

Gerçi padişahlar dünyada hâcet kıblesidirler

ama, onların böyle olmalarına sebep de

dervişlere kul olmalarıdır.

Şahların dua ile istedikleri murat yüzünün

mazharı aslında dervişlerin yüz aynalarında

vardır.

Bir ufuktan öbür ufka kadar her yerde zulüm

orduları var ama, ezelden ebede kadar da

dervişlerin zulme engel olma firsatları vardır.

Ey zengin, bu kadar da büyüklük taslama. Çünkü

baş da, altın da dervişlerin himayesi altındadır.

Hafız, ölümsüzlük suyunu istiyorsan, bunun

kaynağı, dervişlerin halvet kapısının

toprağındadır.

Ben zengin görünüşlü ama dervişler gibi yaşayan

vezirimizin himmet bakışlarına kulum.


GAZEL 50

Farsça Metin

Vezin: Mefâilün feilâtün mefâilün feilün

Be dâm-i zulf-i tu dil mubtelâ-yi hîşten est

Bekuş be gamze ki îneş sezâ-yi hîşten est

Geret zi dest berâyed murâd-i hâtir-i mâ

Be dest bâş ki hayrî becây-i hîşten est

Be cânet ey but-i şîrîndehen ki hemçun şem’

Şebân-i tîre murâdem fenâ-yi hîşten est

Çu rây-i aşk zedî bâ tu goftem ey bülbül

Mekun ki an gul-i handân berâyi hîşten est

Be muşk-i Çîn u Çigil nîst bûy-i gul muhtâc

Ki nâfehâş zi bend-i kabâ-yi hîşten est

Lerov be hâne-i erbâb-i bîmuruvvet-i dehr

Ki genc-i âfiyet der serây-i hîşten est

Besûht Hâfız u der şart-i aşkbâzî û

Henüz ber ser-i ahd u vefa-yi hîşten est


Çeviri

Zülfünün tuzağına gönlüm kendi kendine

yakalandı. Öldür onu gamzenle; lâyığın da bu

zâten.

Gönlümüzün muradını verebilirsen, ver haydi.

Hayır dediğin öyle olur.

Ey tatlı dilli göüzel; canına yemin ederim ki

muradım, karanlık gecelerde tıpkı bir mum gibi

kendi kendimi yok etmektir.

Ey bülbül; aşkını bana anlattığında, ne dedim

sana: Etme eyleme; o gülen gülün hayrı

kendinedir.

Gül kokusu, Çin’de, Çigil’de üretilen miske

muhtaç değildir. Gülün miski, sırtındaki abasının

boğumlarındadır.

Şu dünyadaki mürüvvetsizlerin evine gitme.

Afiyet hâzinesi senin kendi evinde çünkü.

Hafiz yandı tutuştu ve hâlâ âşıklığın şartım

yerine getiriyor, ahdinde duruyor.

 

GAZEL 51

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün feilâtün feilâtün feilün

La’l-i sîrâb-i be hûn teşne leb-i yâr-i men est

Vez pey-i dîden-i û dâden-i cân kâr-i men est

Şerm ez an çeşm-i siyeh bâdeş u mujgân-i dirâz

Her ki dil borden-i û dîd u der inkâr-i men est

Sârvân raht be dervâze meber k’an ser kû

Şârâhîst ki menzilgeh-i dildâr-i men est

Bende-i tâli’-i hîşem ki derin kaht-i vefa

Aşk-i an lûlî-yi sermest harîdâr-i men est

Tabla-i ıtr,i gul u zulf-i abîrefşâneş

Feyz yek şemme zi bûy-i hoş-i attâr-i men est

Bâğbân hemçu nesîm zi der-i hîş merân

K’âb-i gulzâr-i tu ez eşk-i çu gulnâr-i men est

Şerbet-i kand u gulâb ez leb-i yârem fermûd

Nergis-i û ki tabîb-i dil-i bîmâr-i men est

Anki der tarz-i GAZEL nükte be Hâfiz âmûht

Yâr-i şîrînsuhan-i nâdiregotâr-i men est

Çeviri

Kana susamış taze bir lâl varsa, benim yârimin

dudağıdır. Onu görmek için can vermek ise,

benim işimdir.

Sevgilinin gönlümü nasıl götürdüğünü gördüğü

halde hâlâ beni inkâr eden kişi, o kara gözlerden,

o uzun kirpiklerden utansın.

Kervanbaşı, eşyamı şehir kapısına götürme.

Çünkü orası sevgilimin konak yerinin bulunduğu

anayoldur.

Kendi talihimin kulu kölesiyim. Çünkü bu vefa

kıtlığında o sarhoş sevgilinin aşkı benim

alıcımdır.

Bir yanda gül kokularının bulunduğu tabla, öbür

yanda sevgilimin amber kokulan saçan zülüfleri.

Gül tablası, benim güzel kokular satan

sevgilimin kokusundan bir nebzedir ancak.

Bahçıvan sabah esintisinin yaptığı gibi beni

kapından kovma. Çünkü senin gül bahçesinin

suyu benim gül renkli, kanlı göz yaşlarımdır.

Sevgilimin hasta gönlümün doktora olan nergis

gibi mahmur bakışlı gözleri, dudaklarından şeker

şerbeti ve gül suyu içmemi buyurdu.

Hâfiz’a GAZEL tarzında incelikler öğreten, benim

tatlı dilli, az ve öz konuşan yârimdir.


GAZEL 52

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün feilâtün feilâtün feilün

Rûzgârîst ki sevdâ-yi butân dîn-i men est

Gam-i in kâr neşât-i dil-i gamgîn-i men est

Dîden-i rûy-i tu râ dîde-i cânbîn bâyed

Vin kucâ mertebe-i çeşm-i cihânbîn-i men est

Yâr-i men bâş ki zîb-i felek u zînet-i dehr

Ez meh-i rûy-i tu vu eşk-i çu pervîn-i men est

Tâ merâ aşk-i tu ta’lîm-i suhen goften kerd

Halk râ vird-i zebân, midhat u tahsîn-i men est

Dovlet-i fakr, hodâyâ, be men erzânî dâr

K’in kerâmet sebeb-i haşmet u temkîn-i men est

Vâiz-i şihneşinâs in azamet gû mefurûş

Z’anki menzilgeh-i sultân dil-i miskîn-i men est

Yârab in ka’be-i maksûd temâşâgeh-i kist

Ki mugîlân-i tarîkeş gul u nesrîn-i men est

Hâfiz ez haşmet-i pervîz diğer kıssa mehân

Ki lebeş cur’akeş-i husrev-i şîrîn-i men est

Çeviri

Ne zamandır güzellere sevdalanmak benim

dinim olmuştur. Bu işin verdiği gam ise, üzgün

gönlümün sevinci olmuştur.

Senin yüzünü görmek için canı görecek göz

gerek. Benim dünyayı gören gözlerimin

mertebesi nerede, o gözlerinki nerede!

Benim yârim ol, çünkü yüzünün parlak ayı ile

Pervin’e benzeyen gözyaşlarını feleğin süsüdür.

Senin aşkın bana söz söylemeyi öğrettiğinden

beri halkın dilinde bana yapılan övgü var.

Tanrım dünya ile ilgili şeylerden ilişik kesme

devletini bağışla bana. Böyle bir bağışın, benim

ihtişamımın ve kararlığımın sebebi olacaktır.

Şehir zaptiyesi ile ahbaplık kuran vaiz bana caka

satıp durmasın. Çünkü sultanın konak yeri benim

mütevazi gönlümdür.

Tanrım, yolundaki deve dikenlerinin bana gül ile

nesrin gibi geldiği bu maksat Kâbesi kimin seyir

yeridir?

Hâfiz, artık bana Perviz’in saltanatındaki

ihtişamı anlatma. Çünkü onun dudağı benim tatlı

dudaklı sultanınım artığı olan içkiyi yudumlar.


GAZEL 53

Farsça Metin

Vezin: Mefâilün feilâtün mefâilün feilün

Menem ki gûşe-i meyhâne hânkâh-i men est

Duâ-yi pîr-i mugân vird-i subhgâh-i men est

Gerem terâne-i çeng-i sabûh nîst, çi bâk?

Nevâ-yi men be seher âh-i ozrhâh-i men est

Zi pâdişâh u gedâ farigem bihamdillâh

Gedâ-yi hâk-i der-i dûst pâdişâh-i men est

Garaz zi mescid u meyhâne’em visâl-i şumâst

Cuz in hiyâl nedârem, hodâ guvâh-i men est

Megre be tîg-i ecel hayme ber kenem ver nî

Remîden ez der-i dovlet ne resm u râh-i men est

Ez an zemân ki ber in âsitân nihâdem rûy

Ferâz-i mesned-i horşîd tikyegâh-i men est

Günâh egerçi nebûd ihtiyâr-i mâ Hâfiz

Tu der tarîk-i edeb bâş, gû “gunâh-i men est”

Çeviri

Benim tekkem meyhane köşesi, sabahlan dilime

doladığım dua ise, meyhaneciye ettiğim

dualardır.

Sabah şarabı ve çeng ezgilerinden mahrumsam,

hiç önemli değil. Benim şarkılanm seher vakti

özür dolu âh çekişlerimdir.

Allah’a şükür, padişahından da uzağım,

yoksulundan da. Dostun kapısında duran yoksul,

benim padişahımdır.

Mescidinden de, meyhanesinden de amacım,

sana kavuşmaktır. Başka bir düşüncem yok;

Allah şahit.

Ancak ecel kılıcı ile bu hayat çadırını

sökebilirim. Yoksa, devlet kapısından uzak

durmak benim kitabımda yazmaz.

Şu eşiğe yüzümü koyduğumdan beri oturduğum

yer güneş tahtının da üzerindedir.

Hâfiz, kabahat etmek bizim elimizde olan bir şey

olmasa bile, sen yine de edep yolundan ayrılma

ve “Kabahat benim” deyiver.


GAZEL 54

Farsça Metin

Vezin: Mefailün feilâtün mefâilün fa’lün

Zi girye merdum-i çeşmem nişeste der hûn est

Bebîn ki der talebet hâl-i merdumân çûn est

Biyâ vu la’l-i tu vu çeşm-i mest-i meygûnet

Zi câm-i gam mey-i la’lî ki mîhorem, hûn est

Zi maşrık-i ser-i kû âfitâb-i tal’at-i tu

Eğer tulü’ kuned, tâli’em hümâyûn est

Hikâyet-i leb-i şîrîn kelâm-i ferhâd est

Şikenc-i turre-i leylî makâm-i mecnûn est

Dilem becû ki kadet hemçu serv-i dilcûyest

Suhen begû ki kelâmet latif u mevzûn est

Zi dovr-i bâde be cân râhatî resân sâkî

Ki renc-i hâtirem ez covr-i dovr-i gerdhun est

Ez an demî ki zi çeşmem bereft rûd-i azîz

Kenâr-i dâmen-i men hemçu rûd-i ceyhûn est

Çigûne şâd şeved enderûn-i gamgînem

Be ihtiyâr ki ez ihtiyâr bîrûn est

Zi bîhodî taleb-i yâr mîkuned Hâfiz

Çu muflisî ki talebkâr-i genc-i Kârûn est

Çeviri

Ağlamaktan gözlerime kan oturdu. Seni

arzulayan insanlar ne halde, bak bir kere.

Lâl taşma benzeyen dudakların ve şarap rengi

sarhoş gözlerinden uzak kaldığım için gam

kadehinden lâl renkli şarap içiyorum; aslında

içtiğim şeyin kan olduğunu gör.

Senin evinin olduğu yer, aslında bir doğuş yeri.

Buradan güneş gibi parlak yüzün doğar da bana

görünürsen, o gün tâlihim yâverdir bana.

Şirin’in dudağı hakkında söylenen hikâye

Ferhad’ın sözleri, Leylâ’nın kâkülündeki kıvrım

ise Mecnun’un âşık gönlünün makam tuttuğu

yerdir,

Perişan halimi hatırımı sor; çünkü alımlı serviye

benzeyen boyun yüzünden perişanım. Konuş

benimle; çünkü sözlerin hem hoş hem ölçülü.

Şarap sürahisini mecliste dolaştırarak canımıza

rahatlık ver. Çünkü şu dönüp dolaşan feleğin

çevri yüzünden gönlüm yaralı.

Gözlerimden yaşlar akıttım; aşk ezgilerini

çaldığım sazım elimden çıktı; bu yüzden

eteğimin kenarındaki gözyaşlarını âdeta Ceyhun

ırmağına benzer oldu.

Gamlı gönlüm kendi inisiyatifimle nasıl şâd

olsun? İnisiyatif bende değil ki!

Hâfiz, Kârûn hâzinelerini isteyen müflisler gibi,

aklı sıra yâre kavuşmayı talep ediyor.

 

GAZEL 55

Farsça Metin

Vezin: Mefâîlün mefâîlün feûlün

Ham-i zulf-i tu dâm-i kufi u dîn est

Zi kâristân-i û yek şenime în est

Cemâlet mu’ciz-i husn est lîken

Hadîs-i gamze’et sihr-i mubîn est

Zi çeşm-i şûh-i tu cân key tevan bord

ki dâyim bâ kemân ender kemîn est

Ber an çeşm-i siyeh sad âferîn bâd

Ki der âşıkkuşî sihrâferîn est

Aceb ilmîst ilm-i hey’et-i aşk

Kiçarh-i heştumeş heftum zemîn est

Tu pindârî ki bedgû reft u cân bord

Hisâbeş bâ kirâmulkâtibîn est

Meşov Hâfiz zi keyd-i zulfeş îmen

Ki dil bord u kunûn der bend-i dîn est

Çeviri

Zülüflerinin kıvrımı yokmu: Hem kâfirlik hem

din için birer tuzaktır. Daha bu, onun hüner

atölyesinden ancak bir parçasıdır.

Yüzün güzellik mucizesi, ama o gamzelerin yok

mu; apaçık bir sihir doğrusu.

Senin şuh gözlerinden can nasıl kurtarılır?

Çünkü sürekli elinde yay, pusuda bekliyor.

Aşk olsun o siyah gözlere doğrusu! Âşık

öldürmede ne sihirler yarattı!

Aşk astronomisi ilginç bir ilimdir. Onun

sekizinci katı, yeryüzünün yedinci katıdır.

O kötü sözlünün geberip canını kurtardığını mı

sanıyorsun? Onun hesabı, iyi kötü amellerin

yazıcısı Tanrıyla!

Hâfiz, onun zülüflerindeki tuzaklardan dolayı

kendini güvende hissetme sakın! Çünkü

gönlümü aldı götürdü; şimdi dinimi götürmek

hevesinde.


GAZEL 56

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün mefailün feilün

Dil serâperde-i muhabbet-i üst

Dîde âyînedâr-i tal’at-i üst

Men ki ser der neyâverdem be du kevn

Gerdenem zîr-i bâr-i minnet-i üst

Tu vu tûbâ vumâvu kâmet-i yâr

Fikr-i herkes be kadr-i himmet-i üst

Ger men âlûdedâmenem, çi aceb?

Heme âlem guvâh-i ismet-i üst

Men ki bâşem der an harem ki sabâ

Perdedâr-i harîm-i hurmet-i üst

Bîhiyâleş mebâd manzar-i çeşm

Zanki in gûşe cây-i halvet-i üst

Her gul-i nov ki şud çemenârây

Zi eser-i reng u bûy-i sohbet-i üst

Dovr-i mecnûn guzeşt u novbet-i mâst

Herkesi penc rûz novbet-i üst

Milket-i âşıkî yu genc-i tarab

Herçi dârem, zi yumn-i himmet-i üst

Men u dil ger fedâ şodîm, çi bâk?

Garaz ender miyân selâmet-i üst

Fakr-i zâhir mebîn ki Hâfiz râ

Sine gencîne-i muhabbet-i üst

Çeviri

Gönül, ona duyulan sevginin otağıdır. Göz, onun

parlak yüzüne ayna tutmaktadır.

İki âleme de akıl erdiremedim ben. Boynum

onun minnet yükü altındadır.

Bir yanda sen ve tûba, öbür yanda biz ve

sevgilinin boyu. Herkes kendi himmeti kadar

düşünür.

Ben kusurlu, lekelenmiş biriyim; buna şaşmamak

gerekir. Ama bütün âlem onun iffetine şahittir.

Ben o haremde kimim? Seher yeli o haremin

perdedarlığını yapıyor.

Gözümün önünde sadece onun hayali bulunsun.

Çünkü bu köşe onun halvet yeridir.

Her yeni açılan gül, onun sohbetindeki renk ve

koku sâyesinde çimenliği süslemektedir.

Mecnun’un devri geçti; şimdi bizim devrimiz.

Zaten herkesin dünyada beş günlük bir nöbeti

yok mu?

Âşıklık ülkesi olsun, neş’e hâzinesi olsun, neyim

varsa onun himmetinin uğuru sâyesinde elde

edilmiştir.

Ben ve gönlüm fedâ olduysak, bunda korkulacak

ne var? Maksat, onun esenlik içinde olmasıdır.

Hâfiz’ın görünüşteki yoksulluğuna bakma.

Çünkü sevgiliye duyduğu sevginin hâzinesi

hâzinesi onun göğsündedir.


GAZEL 57

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün feilâtün feilâtün fa’lün

An siyehçerde ki şîrînî-i âlem bâ üst

Çeşm-i meygûn, leb-i handân, dil-i hurrem bâ üst

Gerçi şîrîndehenân pâdişehânend velî

Û suleymân-i zemân est ki hâtem bâ üst

Rûy-i hûbest u kemâl-i hüner u dâmen-i pâk

Lâcerem himmet-i pâkân-i du âlem bâ üst

Hâl-i mişkîn ki bedan âriz-i gendumgûn est

Sırr-i an dâne ki şud rehzen-i âdem, bû üst

Dilberem azm-i sefer kerd u hodâ râ yârân

Çi kunem bâ dil-i mecruh ki her dem bâ üst

Bâ ki in nükte tevan goft ki an sengîndil

Kuşt mâ râ vu dem-i îsî-yi meryem bâ üst

Hâfiz ez mu’tekidân est, girâmî dâreş

Zanki bahşâyiş-i bes, rûh-i mukerrem bâ üst

Çeviri

Bütün dünyanın şirinliğini üstünde taşıyan o

esmer dilber şarap renkli gözlere, gülen

dudaklara, mesut bir gönüle sahiptir.

Tatlı dudaklı dilberler padişahtır ama benim

sevgilim devrin Süleymanıdır; çünkü yüzük

onun parmağında.

Yüzü güzel, hüneri mükemmel, üstelik iffetli.

Hiç kuşkusuz iki dünyadakilerin himmeti de

ondan yana.

Onun buğday renkli yanağında mis kokan bir

ben var. İnsanları yolundan eden bu benin sim

da yine onda.

Sevgilim yolculuğa çıkmaya karar verdi. Dostlar,

söyleyin Allah aşkına; ne yapacağım ben şimdi?

Şu yaralı gönlüm de onun elinde!

Bu derdimi kime açabilirim? O taş yürekli

sevgilim öldürdü beni! Ama ölüleri dirilten İsa

nefesi yine onda!

Hâfiz, inançlı kimselerdendir; kıymetini bil,

saygı göster ona. Çünkü çokça bağış, cömert bir

ruh istersen, onda var.


GAZEL 58

Farsça Metin

Vezin: Mefâilün mefilâtün mefâilün feilün

Ser-i irâdet-i mâ, v’âsitân-i hazret-i dûst

Ki her çi ber ser-i mâ mîreved, irâdet-i üst

Nazîr-i dûst nedîdem egerçi ez meh u mihr

Nihâdem âyinehâ der mukâbil-i ruh-i dûst

Sabâ zi hâl-i dil-i teng-i mâ çi şerh dehed

Ki çun şikenc-i varakhâ-yi gonçe tuberthust

Ne men sebûkeş-i in deyr-i rindsûzem u bes

Besâ serâ ki derin kârhâne seng u sebûst

Megre tu şâne zedı zulf-i anberfeşân râ

Ki bâd gâliyesâ geşt u hâk anberbûst

Nisâr-i rûy-i tu her berg-i gul ki der çemen est

Fedâ-yi kadd-i tu her serv-i bun ki ber leb-i cûst

Zebân-i nâtıka der vasf-i şovk nâlân est

Çi cây-i burîdezebân-i bîhudegûst

Ruh-i tu der dilem âmed, murâd hâhem yâft

Çerâ ki hâl-i nikû der kafâ-yi fâl-i nikûst

Ne in zemân dil-i Hâfiz der âteş-i heves est

Ki dâğdâr-i ezel hemçu lâle-i hodrûst

Çeviri

İşte teslimiyet başımız, işte dostun baş koyulan

eşiği. Başımıza ne gelirse, onun bilgisi dahilinde

gelir.

Sevgilimin yanağının tam karşısına ayı ve güneşi

yansıtan aynalar koydum, ama sevgilimin yanağı

gibi parlak bir yanak görmedim.

Seher yeli daralmış gönlümüzü nasıl anlatabilir

ki? Bizim gönlümüz gfül yapraklan gibi katmer

katmer olmuş.

Rintleri yakan bu ibadethaneye su dolu testi

taşıyan bir ben değilim. Nice başlar bu atölyede

taş ve testi olmadı ki!

Sevgilinin amber kokulu saçlarım taradın mı da

rüzgâr mis gibi kokuyor, topraktan amber

kokulan geliyor?

Çimenlikte açan her gülün yapraklan yüzüne

saçılsın. Su kenarında yetişen her selvi ağacı

boyuna kurban olsun.

Şu konuşan dilim sana olan aşkımı, şevkimi

anlatmakta çaresiz kalıp inliyor. Boş boş

konuşan dili kesik kalem nasıl anlatacak bu

duygulan?

Yanağının parlaklığı gönlüme vurdu; muradıma

ereceğim galiba. Çünkü iyi falın ardından çıkan

hal de iyi olur.

Hâfiz’ın gönlü sadece şimdi heves ateşiyle

yanmıyor; kendi kendine yetişen lâleler gibi

ezelden dağlanmış.


GAZEL 59

Farsça Metin

Vezin: Mefulü fâilâtü mefâîlü fâilün

Dârem umîd-i âtifetî ez cenâb-i dûst

Kerdem cinâyetî yu umîdem be afv-i üst

Dânem ki bugzered zi ser-i curm-i men ki û

Gerçi perîveş est velîken firiştehûst

Çendân giriştim ki herkes ki berguzeşt

Der eşk-i mâ çu dîd revân goft kin çi cûst?

Hîç est an dehân u nebînîm ezû nişân

Mûy est an miyân u nedânem ki an çi mûst

Dârem aceb zi nakş-i hiyâleş ki çun nereft

Ez dîde’em ki dembedemeş kâr şust u şûst

Bîguft u gûy zulf-i tu dil râ hemîkeşed

Bâ zulf-i dilkeş-i tu kirâ rûy-i guft u gûst?

Omrîst tâ zi zulf-i tu bûî şenîde’em

Zan bûy der meşâm-i dil-i men henüz büst

Hâfiz bed est hâl-i perîşân-i tu velî

Ber bûy-i zulf-i yâr perîşâniyet nikûst

Çeviri

Sevgilimin katından şefkat umuyorum. Bir

kabahatim oldu; şimdi umudum onun affında.

Biliyorum, kabahatimi bağışlayacak. Çünkü peri

gibi güzel olsa da, aslında melek huyludur.

Öyle ağladım, öyle ağladım ki gözlerimden akan

yaşı gören “Bu nasıl ırmak böyle?” dedi.

O ağız yok mu; hiç denilecek kadar küçük; ağız

olduğunu belli eden bir işaret bile görmüyoruz.

Ya o bel; bir lal sanki; ama ne kıl, ne kıl!

Şaştığım şu ki, işi gücü yıkanmak olan

gözlerimden onun hayali silinmedi gitti!

Zülüflerin bahaneler bulup gönlümü çekiyor. O

câzibeli zülüflerine kim ne diyebilir ki?

Uzun zaman önce zülfünün kokusunu almıştım.

Hâlâ o koku gönül burnumda durmakta.

Hâfiz, şu perişan halin hiç de hoş değil ama,

sevgilinin zülüflerinin kokusuyla perişan olmana

değer doğrusu!


GAZEL 60

Farsça Metin

Vezin: Mefülü fâilâtü mefâîlü fâilün

An peyk-i nâmver ki resîd ez diyâr-i dûst

Âverd hırz-i cân zi hatt-i muşkbâr-i dûst

Hoş mîdehed nişân-i celâl u cemâl-i yâr

Hoş mîkuned hikâyet-i izz u vekâr-i dhust

Dil dâdemeş be müjde vu haclet hemîburdem

Zin nakd-i kalb-i hîş ki kerdem nisâr-i dûst

Şukr-i hudâ ki ez meded-i baht-i kârsâz

Ber hasb-i ârizûst heme kâr u bâr-i dûst

Seyr-i sipihr u devr-i kamer râ çi ihtiyâr

Der gerdişend ber haseb-i ihtiyâr-i dhust

Ger bâd-i fitne her du cihân râ behem zened

Mâ vu çerâğ-i çeşm u reh-i intizâr-i dûst

Kuhlülcevâhirî be men âr ey nesîm-i subh

Zan hâk-i nîkbaht ki şud rehguzâr-i dûst

Mâîm u âsitâne-i aşk u ser-i niyâz

Tâ hâb-i hoş kirâ bered ender kinâr-i dûst

Düşmen be kasd-i Hâfiz eğer dem zened, çi bâk!

Minnet hudây râ ki niyem şermsâr-i dûst

Çeviri

Dostun diyârından gelen o ünlü ulak onun mis

gibi kokan ayva tüylerinden can muskası getirdi.

Yârin güzelliği ve yüceliği hakkında güzel

işaretler veriyor; onun ağırbaşlılığım,

değerliliğini ne güzel anlatıyor.

Onun müjdesine karşılık olarak gönlümü verdim;

yine de dosta kalbimde olanı saçtığım için

utanıyordum.

Allah’a şükürler olsun; yâver giden bahtım

sâyesinde dostun her işi istediği gibi oluyor.

Feleğin seyri, ayın dönmesi kendi elinde değil.

Hepsi dostun sâyesinde dönebilmekte.

Fitne rüzgârı iki dünyayı allak bullak etse de,

daha biz varız, dostun yolunu gözleyen

gözlerimiz var.

Ey sabah yeli; sevgilinin geçtiği yolun kutlu

toprağından bana göz ilacı getir.

İşte biz varız; aşık eşiği var, bir de niyaz için

eğilecek başımız.

Dostun koynunda iken kim mışıl mışıl uykuya

dalabilir?

Düşman Hâfiz’ı kötülemek için konuşursa,

bundan niçin korkayım?

Tanrı’ya şükür; dosta karşı utanacak bir şey yapmadım.


GAZEL 61

Farsça Metin

Vezin: Mefâilün feilâtün mefâilün feilün

Sabâ eğer guzerî uftedet be kişver-i dhust

Biyâr nefha’î ez gîsû-yi muanber-i dûst

Be cân-i û ki be şukrâne cân ber efşânem

Eğer be sûy-i men ârî peyâmî ez ber-i dûst

Ve ger çunanki der an hazretet nebâşed bâr

Berâyi dîde biyâver gubârî ez der-i dûst

Men-i gedâ vu temennâ-yi vasl-i û heyhât

Meğer be hâb bebînem hiyâl-i manzar-i dûst

Dil-i sanevberiyel hemçu bîd lerzân est

Zi hasret-i kadd u bâlâ-yi çun sanevber-i dûst

Egerçi dûst be çîzî nemîhared mâ râ

Be âlemi nefiırûşîm mû’î ez ser-i dûst

Çi bâşed er şeved ez bend-i gam dileş âzâd

Çu hest Hâfiz-i miskin gulâm u çâker-i dûst

Çeviri

Ey sabah rüzgârı; yolun yârin diyarına düşecek

olursa, amberli saçından birazcık koku getir

bana.

Sevgilimin canına yemin ederim; ondan bana bir

haber getirirsen, teşekkür etmek için canımı

saçarım.

Sevgilinin huzuruna girme iznini alamazsan, bari

gözlerim için kapısından bir tutam toz getir.

Ben yoksul nerede, ona kavuşma arzusu nerede!

Sevgilinin yüzünü görsem, ancak rüyada

görebilirim.

Sevgilinin çam gibi uzun boyunu görme

özlemiyle kozalağa benzeyen kalbim kavak gibi

tir tir titriyor.

Dost bizi bir pula satın almaz ama, onun tek

kılım dünyaya değişmeyiz.

Gam bağından gönlü kurtulsa ne olur sanki!

Zavallı Hâfız zaten dostun kulu kölesi olmuş.


GAZEL 62

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün

Merhabâ ey peyk-i muştâkân, bedih peygâm-i

dûst

Tâ kunem cân ez ser-i rağbet fedâ-yi nâm-i dûst

Vâlih u şeydâst dâyim hemçu bülbül der kafes

Tûtî-i tab’em zi aşk-i şekker u bâdâm-i dûst

Zulf-i û dâm est u hâleş dâne-i an dâm u men

Ber umîd-i dâne’î uftâde’em der dâm-i dûst

Ser zi mesti ber negîred tâ be subh-i rûz-i haşr

Her ki çu men der ezel yek cur’a hord ez câm-i dûst

Bes negûyem şemme’î ez şerh-i hod ezank

Derd-i ser bâşed numûden bîş ezin ibrâm-i dûst

Ger dehed destem, keşem der dîde hemçun tûtiyâ

Hâk-i râhî k’an müşerref gerded ez akdâm-i dûst

Meyl-i men sûy-i visâl u kasd-i û sûy-i firâk

Terk-i kâm-i hod giriftem tâ berâyed kâm-i dûst

Hâfız ender derd,i û mîsûz u bîdermân besâz

Zanki dermânî nedâred derd-i bîârâm-i dûst

Çeviri

Ey sevgiliye kavuşmayı arzulayanların ulağı,

merhaba. Dosttan bana bir haber ver de, ben de

onun adına seve seve canımı feda edeyim.

Şâirlik gücümün papağanı dostun bâdem

gözlerinin ve şeker dudaklarının aşkıyla

kafesteki bülbül gibi sürekli şaşkın ve ne

yapacağım bilemez haldedir.

Onun zülüfleri tuzak, yanağındaki ben ise yem

tanesidir. Ben ise bir tane umuduyla dostun

tuzağına düşmüşüm.

Benim gibi tâ ezelden, dostun kadehinden bir

yudum içenler mahşer gününün sabahına kadar

ayılıp da başını kaldıramaz.

Sevgiliye duyduğum özlemi birazcık olsun

anlatamam. Çünkü dostun üstüne bu kadar

düşmek baş ağrıtır.

Eğer mümkün olursa, dostun ayaklarıyla

müşerref olan yoldaki tozu göz ilacı diye

gözlerime çekerim.

Ben ona kavuşmak istiyorum; o benden ayn

kalma peşinde. Dostun arzusu yerine gelsin diye

kendi arzularımdan vazgeçtim.

Hâfız onun derdiyle yan ve dermansızlığa

alışmaya bak. Çünkü dostun insanda huzur

bırakmayan derdinin dermanı yoktur.


GAZEL 63

Farsça Metin:

Vezin: Mefulü fâilâtü mefâîlü fâilün

Rûy-i tu kes nedîd u hezâret rakîb est

Der gonçe’î henüz u sadet andelîb hest

Ger âmedem be kûy-i tu, çendân garîb nîst

Çun men deran diyâr hezârân garîb hest

Der aşk-i hânekâh u harâbât fark nîst

Her câ ki hest pertev-i rûy-i habîb est

Ancâ ki kâr-i savma’a râ cilve mîdehend

Nâkûs-i deyr-i râhib u nâm-i salîb hest

Âşık ki şud? Ki yâr be hâleş nazar nekerd

Ey hâce, derd nîst vegeme tabîb hest

Feryâd-ı Hâfiz in heme âhir be herze nîst

Hem kıssa-i garîb u hadîsî acîb hest

Çeviri

Kimse yüzünü görmediği halde, senin aşkın

yüzünden birbirine rakip olmuş bin kişi var.

Henüz bir goncasın ama yüz âşık bülbülün var.

Senin evinin bulunduğu sokağa geldiysem, bu o

kadar da şaşılacak bir şey değil. Orada benim

gibi binlerce garip var.

Nerede sevgilinin yüzünden vuran ışık varsa,

orada hankah ile meyhane aşkı arasında pek de

fark yok.

İbadethane faaliyetlerinin bulunduğu yerde

rahibin kilise çanı ve haç adı vardır.

Kim âşık olmuş da yâri onun haline bakmamış?

Ortada dert falan yok efendi; yoksa tabip burada.

Hâfiz’ın bunca feryadı figanı boşuna değil. Garip

bir hikayesi ve ilginç sözleri olan feryatlardır

bunlar.


GAZEL 64

Farsça Metin

Vezin: Mefâilün feilâtün mefâilün feilün

Egerçi arz-i hüner pîş-i yâr bîedebîst

Zeban hamûş velîken dehân pur ez arabîst

Perî nihufte ruh u dîv der kirişme-i husn

Besûht dîde zi hayret ki in çi bul’acebîst

Derin çemen gul-i bîhâr kes neçîd, ârî

Çerâğ-i mustafavî bâ şirâr-i bûlehebîst

Sebeb mepors ki çerh ez çi sifleperver şud

Ki kâmbahşî-i û râ behâne bîsebebîst

Be nîm cov neharem tâk-i hânekâh u ribât

Merâ ki mastaba eyvan u pây-i hum tonobîst

Cemâl-i duhter-i rez nûr-i çeşm-i mâst meğer

Ki der nikâb-i zucâciyyu perde-i inebîst

Hezâr akl u edeb dâştem men ey hâce

Kunûn ki mest-i harâbem, salâh bîdebîst

Biyâr mey ki çu Hâfiz hezârem istizhâr

Be girye-i seheriyy u niyâz-i nîmşebîst

Çeviri

Yârin huzurunda Arapça bildiğimi belli etmek

amacıyla hüner göstermem edepsizlik olsa da,

dilim suskun ama ağzım Arapça cümlelerle dolu.

Bir tarafta peri yüzünü gizlemiş, öbür tarafta

şeytan güzelliği ile kırıtmakta. Şaşkınlıktan

gözlerim kamaştı; bu ne acayip iştir!

Şu çimenlikte kimse dikensiz gül koparmadı.

Mustafa’nın ışığ ile Ebû Leheb’in şirretlik

kıvılcımı bir arada değil midir?

Feleğin aşağılık insanları korumasının sebebini

sorma. O, bir sebebe dayanmadan da murat

verebilir.

Tekkenin, zaviyenin kemerini yarım arpaya bile

satın almam. Çünkü oturup kalktığım sedir,

meyhanenin eyvanı ile küpün dibidir.

Üzümün kızının cemâli gözümüzün nûrudur. Ne

var ki bu güzellik bir sırça peçe ile üzüm

perdesinin arkasına gizlenmiştir.

Efendi, akıldan, edepten yana mükemmel

biriydim ben. Ama şimdi bulut gibi sarhoş

olduğuma göre, edepsizlik benim için doğru

yoldur.

Getir şarabı, getir; Hâfiz gibi benim de

arkamdaki bin destek, seher vakti ağlayışları ve

gece yansı yakanşlandır.


GAZEL 65

Farsça Metin

Vezin: Mefülü fâilâtü mefâîlü fâilün

Hoşter zi ayş u sohbet u bâğ u behâr çîst?

Sâkî kucâst? Gû sebeb-i intizâr çîst?

Her vakt-i hoş ki dest dehed, muğtenem şumâr

Kes râ vukûf nîst ki encâm-i kâr çîst

Peyvend-i ömr beste be mû’îst; hûş dâr

Gamhâr-i hîş bâş; gam-i rüzgâr çîst?

Ma’nî-i âb-i zindegî yu ravza-i İrem

Cuz tarf-i cûyibâr u mey-i hoşguvâr çîst?

Mestur u mest her du çu ez yek kabîle’end

Mâ dil be işve-i ki dehîm? îhtiyâr çîst?

Râz-i derûn-i perde çi dâned felek, hamûş.

Ey muddeî nizâ’-i tu bâ perdedâr çîst?

Sehv u hatâ-yi bende gereş i’tibâr nîst

Ma’nî-yi afv u rahmet-i âmurzigâr çîst?

Zâhid şerâb-i kevser u Hâfiz piyâle hâst

Tâ der miyâne hâste-i kirdigâr çîst?

Çeviri

İçki meclisinden, sohbetten, bağdan, bahardan

daha güzel ne olabilir ki? Saki nerede? Niçin

bekliyoruz?

Eline geçen her hoş vakti değerlendirmeye bak.

İşin sonu nereye varacak; kimse bilemez çünkü.

Ömür dediğin şey bir kıla bağlı; uyanık ol aman.

Kendi derdini çöz; zamane gamı da ne demek?

Hayat suyunun, İrem bağlarının anlamı bir çay

kenarı ile içimi hoş şaraptan başka nedir ki?

Değil mi ki sarhoşu da sakınanı da aynı boydan

aynı soydandır, kimin cilvesine gönül vereceğiz?

Seçenek de ne demek oluyor?

Felek perde arkasındaki gizli şeyleri nereden

bilsin? Sus, su be iddiacı! Perdedarla ne diye

kavga edersin?!

Onun katında hatanın, sürçmenin bir değeri,

itibarı yoksa, affedici Tanrı’nın af ve

merhametinin ne mânâsı var ki?!

Sofu Cennetteki kevser şarabını, Hâfiz ise şarap

kadehini istedi. Peki, bu arada Yaradan’ın

aradığı koşul ne?


GAZEL 66

Farsça Metin

Vezin: Mefâilün feilâtün mefâilün fa’lün

Benâl bülbül eğer bâ menet ser-i yârîst

Ki mâ du âşık-i zârîm u kâr-i mâ zârîst

Der an zemîn ki nesîmî vezed zi turra-i dûst

Çi cây-i dem zeden-i nâfehâ-yi tâtârîst?

Biyâr bâde ki rengin kunîm câme-i zerk

Ki mest-i câm-i gurûrîm u nâm huşyârîst

Hiyâl-i zulf-i tu pohten ne kâr-i her hâmîst

Ki zîr-i silsile reften tarîk-i ayyârîst

Latîfeîst nihânî ki aşk ezû hîzed

Ki nâm-i an ne leb-i la’l u hatt-i zengârîst

Cemâl-i şahs ne çeşm est u zulf u âriz u hâl

Hezâr nükte derin kârubâr-i dildârîst

Kalenderân-i hakikat be nîm cov neharend

Kabâ-yi atlas-i ankes ki ez hüner ârîst

Ber âsitân-i tu muşkil tevân resîd, ârî

Urûc ber felek-i serverî be duşvârîst

Seher ki şemme-i çeşmet be hâb mîdîdem

Zihî merâtib-i hâbî İd bih zi bîdârîst

Dileş be nâle meyâzâr u hatm kun Hâfiz

Ki restgârî-yi câvîd der kemâzârîst

Çeviri

Ey bülbül, benimle dost olmak istiyorsan, inle.

Çünkü biz inleyen iki âşığız ve işimiz de

inlemektir.

Sevgilinin kâkülünden esip gelen meltemin

olduğu yerde Tatar ceylanlarının misk elde

edilen göbeklerinden bahsetmenin yeri mi olur?

Getir şarabı, getir de riyâ giysisini kızıla

boyayalım. Çünkü aldamş kadehiyle sarhoş

olmuşuz; üstelik akıllı geçiniyoruz!

Senin zülüflerini hayal etmek her hamervahın işi

değil. Zincire vurulmaktan geçer leventliğin yolu.

Aşk denilen şey gizli bir nüktedir; yoksa ne lâl

renkli dudak, ne ayva tüyüdür.

Cemâl denilince göz, zülüf, yanak, ben akla

gelmemelidir. Bu gönül meselesinde bin türlü

ince mânâ vardır.

Gerçeğin peşinde olan kalenderler hünerden

yoksun kişinin atlas abasını yarım arpaya bile satın almazlar.

Senin eşiğine ulaşmak o kadar da kolay değildir;

öyle ya, ululuk göğüne güçlükle ağılabilir.

Seher vakti gözünün ucunu düşte gördüydüm;

uyanıklıktan daha iyi olan bu uykuya can kurban!

Hâfiz, inleyip sızlayarak sevgilinin kalbini

kırma; kes artık! Çünkü ebedî kurtuluş insanları

incitmemekle mümkündür.


GAZEL 67

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün feilâtün feilâtün feilün

Yârab in şem’-i dileffûz zi kâşâne-i kist?

Cân-i mâ sûht, beporsîd ki cânâne-i kist?

Hâliyâ hâneberendâz-i dil u dîn-i men est

Tâ der âgûş-i ki mîhosbed u hemhâne-i kist?

Bâde-i la’l-i lebeş kez leb-i men dür mebâd

Râh-i rûh-i ki vu peymândih-i peymâne-i kist?

Devlet-i sohbet-i an şem’-i sa’âdetpertev

Bâz porsîd hodâ râ ki be pervâne-i kist?

Midehed herkeseş efsûnî yu ma’lûm neşud

Ki dil-i nâzuk-i û mâyil-i efsâne-i kist?

Yâr ab an şâhveş-i mâhruh-i zuhrecebîn

Durr-i yektâ-yi ki vu gevher-i yekdâne-i kîst?

Goftem âh ez dil-i dîvâne-i Hâfiz bî tu

Zîr-i leb handekunân goft ki dîvâne-i lâst?

Çeviri

Tanrım, gönlümüzü aydınlatan bu mum gibi

parlak yüzlü dilber kimin kâşânesine ait?

Canımız yandı; sorun bakalım, kimin

sevgilisiymiş?

Gönlümü, dinimi allak bullak eden bu güzel

şimdi kimin koymmda yatıyor? Kimle beraber

yaşıyor?

Dudaklarımdan dudakları uzak olmasın hiç!

Şimdi o dudaklar kimin canına can katıyor?

Kimle şerefe kadeh kaldırıyor?

Allah aşkına, yine sorun; mutluluk ışıklan saçan

o parlak yüzlü dilber ile sohbet şerefine kim

erişiyor?

Herkes kendince onu afsunlamaya, kendine

çekmeye çalışıyor; ama anlaşılmadı bir türlü;

acaba onun hassas gönlü kimin sözlerinden

yana?

Tanrım, şahlara benzeyen, ay yüzlü, Venüs gibi

parlak alınlı, eşi bulunmaz inci, acaba kimin

biricik sevgilisi, kimin incisidir?

Dedim ki: “Aman aman! Hâfiz’ın deli gönlü

sensiz ne hallere düşer, biliyor musun?” Bıyık

altından gülerek “Peki Hâfiz, kime deli divane

oluyormuş bakalım?” dedi.


GAZEL 68

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün feilâtün feilâtün fa’lün

Mâhem in hefte bürün reft u be çeşmem sâlîst

Hâl-i hicrân tu çi dânî ki çi muşkil hâlîst!

Merdum-i dîde zi lutf-i ruh-i û der ruh-i û

Aks-i hod dîd, gumân bord ki mişkîn hâlîst

Mîçeked şîr henüz ez leb-i hemçun şekereş

Gerçi der şîvegerî her muje’eş kattâlîst

Ey ki enguşt numâî be kerem der heme şehr

Veh ki der kâr-i garîbân aceb ihmâlîst!

Ba’d ez înem nebuved şâyibe der cov her ferd

Ki dehân-i tu derin nükte hoş istidlâlîst

Müjde dâdend ki ber mâ guzerî hâhî kerd

Niyyet-i hayr megerdân ki mubârek fâlîst

Kûh-i endûh-i firâket be çi hâlet bekeşed?

Hâfiz-i haste ki ez nâle teneş çun nâlîst

Çeviri

Ay yüzlü sevgilim bu hafta gitti ama bana bir yıl

gibi geliyor. Ayrılık derdini sen nereden

bileceksin? Katlanılması güç bir haldir.

Sevgilinin yanağındaki letâfet dolayısıyla

gözbebeklerimin aksi onun yanağına düştü de

gözbebeklerim onu misk kokulu siyah ben sandı.

Şeker gibi tatlı dudakları henüz süt emiyor

emmesine ama kirpikleri işvelenmekte âşıklarını

öldüren bir katildir.

Bütün şehirde, cömertlik denildi mi, parmakla

gösterilirsin. Ama garip gurebaya gelince

şaşılacak derecede ihmalcisin.

Bundan böyle her âşığın sana olan aşkında bir

arpa tanesi kadar şüpheye düşmem. Senin

küçücük ağzın da bu aşkın geçerliliğini

kanıtlamaya yeter.

Bizim buralardan geçeceksin diye ne müjdeler

verdiler bize! N’olur bu güzel niyetinden

vazgeçerim deme! Bu çok isabetli ve kutlu bir

niyettir.

İnlemekten vücudu ney kamışına dönen gönlü

yaralı Hâfiz’ı, ayrılık derdinin dağı bakalım ne

hallere düşürecek!?


GAZEL 69

Farsça Metin

Vezin: Mefülü mefâîlü mefâîlü feûlün

Kes nîst ki uftâde-i an zulf-i du tâ nîst

Der rehguzer-i kîst ki dâmî zi belâ nîst?

Çun çeşm-i tu dil mîbered ez gûşenişînân

Hemrâh-i tu bûden guneh ez cânib-i mâ nîst

Rûy-i tu meğer âyine-i lutf-i ilâhîst

Hakkâ ki çunîn est u derin rûy u riyâ nîst

Nergis talebed şîve-i çeşm-i tu zihî çeşm

Miskîn habereş ez ser u der dîde hayâ nîst

Ez behr-i hudâ zulf mepîrây ki mâ râ

Şeb nîst ki sad arbede bâ bâd-i sabâ nîst

Bâz ây ki bîrûy-i tu ey şem’-i dilefrûz

Der bezm-i harîfan eser-i nûr u safâ nîst

Tîmâr-i garîbân eser-i zikr-i cemîl est

Cânâ meğer in kâide der şehr-i şumâ nîst?

Dey mîşud u goftem: sanemâ ahd be cây âr

Goftâ: Galatî, hâce, derin ahd vefa nîst

Ger pîr-i mugân murşid-i men şud, çi tefâvut?

Der hîç serî nîst ki sırrî zi hodâ nîst

Âşık çi kuned ger nekeşed bâr-i melâmet?

Bâ hîç dilâver siper-i tîr-i kazâ nîst

Der savme’e-i zâhid u der halvet-i sûfî

Cuz gûşe-i ebrû-yi tu mihrâb-i duâ nîst

Ey çeng furûborde be hûn-i dil-i Hâfiz!

Fikret meğer ez gayret-i Kur’ân u Hodâ nîst?

Çeviri

O kıvrım kıvrım zülüflere gönlü düşmemiş

kimse yok. Yolunda belâ tuzağı bulunmayan

kimse yok.

Gözlerin, bir köşeye çekilenlerin bile gönlünü

çalıyor. Seninle birlikte olmak suç ise, bizim

günahımız ne?!

Yüzün âdeta tanrısal lütfün aynası gibi.

Gerçekten de öyle; bunda riyâm yok.

Nergis bile senin gözlerinin işvesine özeniyor;

bu nasıl gözdür böyle! Zavallının ne kendinden

haberi var, ne gözlerinde hayâ var.

Allah aşkına saçlarını süsleme. Çünkü senden

haber getiren seher yeliyle kavgasız gecemiz

geçmiyor.

Ey gönülleri aydınlatan sevgili; geri dön. Çünkü

senin mum gibi parlak yüzün olmayınca, arkadaş

meclisinde nurdan, safadan eser kalmıyor.

Gariplere kol kanat germek iyi adla anılmayı

kazandırır. Ey sevgili, bu kural senin şehrinde

geçerli değil mi?

Dün giderken “Sevgilim, sözünde dur” dedim.

“Yanlışın var efendim; böyle verilen sözlerde

durulmaz” dedi.

Mürşidim, meyhaneci olmuş; ha şeyh, ha

meyhaneci; ne fark varda arada? Tanrı’nın sımm

taşımayan baş yok.

Âşık, sevgilinin azarlama yüküne katlanmasın da

ne yapsın? Hiçbir babayiğitte kaza kader okuna

dayanacak kalkan yok.

Ha zâhidin ibadetgâhı, ha sûfînin halvet odası;

kaşlarının köşesinden başka dua mihrabı

tanımam ben.

Ey Hâfiz’ın gönül kanıyla elini bulayan sevgili!

Kana bulaşman yüzünden Kur’ân’ın ve Tann’nın

gayretini hesaba katmaz mısın hiç?


GAZEL 70

Farsça Metin

Vezin: Feilâtün feilâtün feilâtün feilün

Merdum-i dîde-i mâ cuz be ruhet nâzir nîst

Dil-i sergeşte-i mâ gayr-i turâ zâkir nîst

Eşkem ihrâm-i tavâf-i haremet mîbended

Gerçi ez hûn-i dil-i rîş u mey-i tâhir nîst

Beste-i dâm u kafes bâd çu morg-i vahşî

Tâyir-i sidre eğer der talebet tâyir nîst

Âşık-i müflis eğer kalb-i (üleş kerd nisâr

Mekuneş ayb ki ber nakd-i revân kâdir nîst

Âkıbet dest bedan serv-i bulendeş beresed

Her ki râ der talebet himmet-i û kâsir nîst

Ez revânbahşî-yi îsî nezenem dem hergiz

Zanki der rûhfezâ’î çu lebet mâhir nîst

Men ki der âteş-i sevdâ-yi tu âhî nezenem

Key tevan goft ki ber dâğ-i dilem sâbir nîst?

Rûz-i evvel ki ser-i zulf-i tu dîdem, goftem

Ki perîşânî-yi in silsile râ âhir nîst

Ser-i peyvend,i tu tenhâ ne dil-i Hâfiz râst

Kîst ankeş ser-i peyvend-i tu der hâtir nîst?

Çeviri

Gözbebeğimiz senin yüzünden başkasına

bakmayor. Âvâre gönlümüz benden başkasını

anmıyor.

Yaralı gönül kanından ve saf şaraptan olmasa da,

gözyaşını, haremini tavaf etmek için ihrama

giriyor.

Gökyüzünün sidre tabakasında uçan kuş seni

aramak için uçmuyorsa, vahşî kuşlar gibi tuzağa

düşüp kafese girsin.

Her şeyini yitirmiş âşık, içindeki yüreğini fedâ

etmezse, ayıplama onu. Çünkü elinde fedâ

edilecek geçer akçesi yok.

Kim sana ulaşma arzusuyla himmetini

esirgemezse, sonunda o selvi boyluya eli erişir.

İsâ’nın ruh verip diriltmesinden asla söz etmem.

Çünkü can vermede dudakların kadar mahir

değil.

Sana olan sevdamın ateşiyle bir âh bile etmem.

Bu durumdayken bana “Gönlündeki dağlara

katlanamıyor” lafi nasıl edilir?!

Zülüflerinin ucunu ilk gördüğüm gün “Zincir

gibi uzun bu saçların dağınıklığı bitmez” dedim.

Sana kavuşmayı arzulayan sadece Hâfiz’ın gönlü

değil. Gönlünde sana vuslat arzusunu

beslemeyen kim var?


GAZEL 71

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün

Zâhid-i zâhirperest ez hâl-i mâ âgâh nîst

Der hakk-i mâ herçi gûyed, cây-i hîç ikrâh nîst

Tâ çi bâzî ruh numâyed, beydakî hâhîm rând

Arsa-i şatranc-i rindân râ mecâl-i şâh nîst

Çîst in sakf-i bulend-i sâde-i bisyâr nakş

Zin muammâ hîç dânâ der cihân âgâh nîst

İn çi istiğnâst yârab, vin çi kâdir hikmet est

K’in heme zahm-i nihân hest u mecâl-i âh nîst

Sâhib-i dîvân-i mâ gûî nemîdâned hisâb

Kenderin tuğrâ nişân-i hasbeten lillâhi nîst

Her ki hâhed gû biyâ ve herçi hâhed, gû begû

Kibr u nâz u hâcib u derbân bedin dergâh nîst

Ber der-i meyhâne reften kâr-i yekrengân buved

Hodfurûşân râ be kûy-i meyfurûşân râh nîst

Herçi hest ez kâmet-i nâsâz-i bîendâm-i mâst

Veme teşrîf-i tu ber bâlâ-yi kes kûtâh nîst

Bende-i pîr-i harâbâtem ki lutfeş dâim est

Veme lutf-i şeyh u zâhid gâh mest u gâh nîst

Hâfiz er ber sadr nenşîned zi âlîmeşrebîst

Âşık-i durdîkeş ender bend-i mâl u câh nîst

Çeviri

Görünüşe bakan zâhit anlamaz halimizden.

Hakkımızda ne söylerse söylesin, iğrenilecek

durumumuz yok.

Tarikat yolunda, sâlikin karşısına çıkan her şey

onun iyiliğinedir. Ey gönül, doğru yolda iken

kimse yolunu kaybetmez.

Bakalım felek bize ne oyunlar edecek. Biz de

piyademizi sürelim bakalım. Rintlerin satranç

tahtasında şahın yeri yok.

Şu çok nakışlı ama bir yandan da sade olan

yüksek tavan da ne demek? Dünyada bu

muammayı çözen âlim yok.

Tanrım, bu nasıl istiğna, bu ne güçlü himmettir

ki bunca gizli yara varken âh edip inleme mecali yoktur!

Bizim baş muhasip sanırım, hesap kitap nedir,

bilmiyor. Bu tuğrada “Her şey Allah rızası için”

nişanı yok.

Kim isterse, söyle gelsin; kim konuşmak isterse,

söyle, konuşsun. Bu dergâhta

kendini beğenmişliğe, naza, hâçibe, kapıcıya yer yok.

Meyhane kapışma gitmek ancak değişken

olmayan insanlara özgü bir şeydir. Kendini

beğenmişler meyhane sokağına giremezler.

Başımıza ne geliyorsa, düzgün olmayan

boyumuzdan bosumuzdan geliyor. Yoksa, senin

giydireceğin hil’at kimseye kısa gelmez.

Ben lutfu dâim olan harabat pîrinin kulu

kölesiyim; bazen mest bazen ayık şeyhle, zâhitle işim yok.

Hâfiz baş köşeye oturmuyorsa, bu onun

meşrebindeki yücelikten ileri gelmektedir.

Tortulu şarap içen âşığın malla mülkle, makamla

işi olmaz.


GAZEL 72

Farsça Metin

Vezin: Mefulü fâilâtü mefâîlü fâilün

Râhîst râh-i aşk ki hîçeş kenâre nîst

Ancâ cuz anki cân besipârend çâre nîst

Hergeh ki dil be aşk dehî, hoş demî buved

Der kâr-i hayr hâcet-i hîç istihâre nîst

Mâ râ zi men’-i akl metersân u mey biyâr

K’an şihne der vilâyet-i mâ hîç kâre nîst

Ez çeşm-i hod bepors ki mâ râ ki mîkuşed?

Cânâ, gunâh-i tâli’ u curm-i sitâre nîst

Û râ be çeşm-i pâk tevân dîd çun hilâl

Her dîde cây-i cilve-i an mâhpâre nîst

Fursat şumur tarîka-i rindî ki in nişân

Çun râh-i gene ber heme kes âşikâre nîst

Negrift der tu girye-i Hâfiz be hîç rû

Hayrân-i an dilem ki kem ez seng-i hâre nîst

Çeviri

Aşk dediğin yol, sonu olmayan bir yoldur. O

yolda can vermekten başka çare yoktur.

Aşka gönlünü teslim edersen, hoş vakit

geçirirsin. Hayırlı işlerde istihârede bulunmaya

gerek yok.

Bize aklı kullanmayı yasaklama, şarap getir.

Bizim diyarlarda kolcunun hiçbir işi yoktur.

Bizi kimin öldürdüğünü gözlerine sor, sevgilim.

Bunda ne tâlihin günahı, ne yıldızın suçu var.

Tıpkı hilâl gibi onu ancak temiz niyetli bir gözle

görmek mümkündür. Her göz, o ay parçasının

göründüğü yer olamaz.

Rintlik yolunu firsat bil. Çünkü bunun işareti,

tıpkı define krokisi herkesçe bilinmez.

Hâfiz’ın ağlayışları sana hiç tesir etmedi.

Katılıkta mermerden geri kalmayan o gönlün

hayrânıyım.


GAZEL 73

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün feilâtün feilâtün feilün

Rûşen ez pertev-i rûyet nazarî nîst ki nîst

Minnet-i hâk-i deret ber basarî nîst ki nîst

Nâzır-i rûy-i tu sâhibnazarânend ârî

Sırr-i gîsû-yi tu der hîç serî nîst ki nîst

Eşk-i gammâz-i men er surh ber âmed, çi aceb?

Hacl ez kerde-i hod perdederî nîst ki nîst

Tâ be dâmen nenişîned zi nesîmeş gerdî

Seyl-i hîz ez nazarem rehguzerî nîst ki nîst

Tâ dem ez şâm-i ser-i zulf-i tu hercâ nezenend

Bâ sabâ goft u şenîdem seherî nîst ki nîst

Men ez tâli’-i şûrîde berencem vemî

Behremend ez ser-i kûyet digerî nîst ki nîst

Ez hayâ-i leb-i şîrîn-i tu ey çeşme-i nûş

Gark-i âb u arak eknûn şekerî nîst ki nîst

Maslahat nîst ki ez perde burûn ufted râz

Veme der meclis-i rindân haberî nîst ki nîst

Şîr der bâdiye-i aşk-i tu rûbâh şeved

Âh ezin râh ki der vey hatarî nîst ki nîst

Âb-i çeşmem ki be rû minnet-i hâk-i der-i tust

Zîr-i sad minnet-i û hâk-i derî nîst ki nîst

Ez vucûdem kadarî nâm u nişân hest ki hest

Veme ez za’f der ancâ eserî nîst ki nîst

Gayr ez in nükte ki Hâfiz zi tu nâhoşnûd est

Der serâpây-i vucûdet hunerî nîst ki nîst

Çeviri

Yüzünün parlaklığıyla aydınlanmamış göz yok.

Kapının toprağını minnet duyarak ilaç diye

sürünmemiş göz yok.

Senin yüzüne bakanlar bakmayı bilen kişilerdir.

Saçlarının sırrına âşinâ olmayan baş yok.

Sırrı ifşâ eden gammaz gözlerim bunu kan

ağlayarak yaptıysa, şaşmamalı. Sımnı açığa

vurduğu için yaptığından utanmayan kimse yok.

Meltem rüzgârı eteğine bir toz bile kondurmasın

diye, sevgilimin geçeceği yolları gözyaşı selimle

yıkadım; yıkanmamış tozlu yol yok.

Orada burada zülüflerinin geceyi andıran

uçlarından söz edip durmasın diye sabâ

rüzgârıyla tartışmadığım seher yok.

Benim üzüntüm, kör talihimden; yoksa, senin

yakınlarına kadar gelip de yararlanmamış kimse yok.

Ey bal pınarı sevgilim; tatlı dudakların karşısında

utancından sulara batıp erimeyen şeker kalmadı.

Sırrın açığa vurulması edebe uymaz. Yoksa

rintler meclisinde duyulmadık haber mi kaldı?

Arslan bile senin aşkının çölünde tilki kesilir.

Aman aman, bu yolda ne tehlikeler yok ki!

Sevgilim, gözyaşlarını minnet duyarak

yüzümden kapının toprağına akıyor. Üstüne

basıp geçtiğin için sana yüzlerce minnet duygusu

beslemeyen kapı toprağı kalmadı.

Vücudumdan varlık belirtisi olarak, eh, bir şeyler

kalmıştır; ama her yerde zaafımın izleri var.

Hâfiz’ın senden hoşnut olmaması şöyle dursun,

bu başka mesele, ama senin vücudunda da

hünersiz bir yer yok!


GAZEL 74

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün feilâtün feilâtün feilün

Hâsıl-i kârgeh-i kevn u mekân in heme nîst

Bâde pîş âr ki esbâb-i cihân in heme nîst

Ez dil u cân şeref-i sohbet-i cânân garaz est

Garaz în est vegeme dil u cân in heme nîst

Minnet-i sidre vu tûbî zi pey-i sâye mekeş

Ki çi hoş bingerî ey serv-i revân in heme nîst

Devlet ân est ki bî hûn-i dil âyed be kenâr

Veme bâ sa’y u amel bâğ-i cinân in heme nîst

Penc rûzî ki der in merhale mühlet dârî

Hoş beyâsây zemânî ki zemân in heme nîst

Ber leb-i bahr,i fenâ muntazirîm ey sâkî

Fursatî dân ki zi leb tâ be dehân in heme nîst

Zâhid îmen meşov ez bâzî-i gayret zinhâr

Ki reh ez sovme’e tâ deyr-i mugân in heme nîst

Derdmendî-i men-i sûhte-i zâr u nizâr

Zâhiren hâcet-i takrîr u beyân in heme nîst

Nâm-i Hâfiz rakam-i nîk pezîruft velî

Pîş-i rindân rakam-i sûd u ziyân in heme nîst

Çeviri

Varlık işliğinde üretilenler sadece bunlar değil.

Getir bâdeyi, getir; dünyada var olmanın

sebepleri sadece bunlar değil.

Sevgiliyle sohbet şerefine nâil olmak, yürekten

istediğimiz bir şey. Amacımız sadece bu, yok,

gönül ve can bunlardan ibaret değil.

Gölge uğruna Sidre katıyla oradaki tûbâ ağacının

minnetini çekme. Selvi boylum, bak güzelce; her

şey gölge demek değil.

Devlet dediğin gönül kam dökülerek elde edilir.

Yoksa, çalışıp iyi amel ile kavuşulan cennet

bahçeleri sadece bunlar değil.

Dünya denilen şu konakta sana beş günlük süre

tanınmış. Tadım çıkarmaya bak; yoksa zaman

denilen şey bu kadarla sınırlı değil.

Ey sâkî, yokluk denizinin kıyısında bekleyip

duruyoruz. Fırsatı değerlendirmeyi bil; dudak ile

ağız arasındaki mesafe bu kadar değil.

Ey sofu; tanrısal gayret neler eder, ne oyunlar

oynar sana; pek güvenmesen iyi olur. Çünkü

ibadethane ile meyhane arasındaki yol bu kadar

kısa değil.

Ben perişan, inim inim inleyen, yüreği yanık

dertli âşığın görünüşüne bakıp aldanma. Onun

açıklayacakları sadece bunlar değil.

Hâfiz iyi adla anılanlar arasına girdi girmesine

ama rintlerin katında kazanç ve ziyan hesabı

sadece bunlar değil.


GAZEL 75

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün feilâtün feilâtün fa’lün

Hâb-i an nergis-i fettân-i tu bîçîzî nîst

Tâb-i an zulf-i perîşân-i tu bîçîzî nîst

Ez lebet şîr revân bûd ki men mîgoftem

İn şeker gird-i nemekdân-i tu bîçîzî nîst

Cândirâzî-i tu bâdâ ki yakîn mîdânem

Der kemân nâvek-i mujgân-i tu bîçîzî nîst

Mubtelâî be gam-i mihnet u endûh-i firâk

Ey dil in nâle vu efgân-i tu bîçîzî nîst

Düş bâd ez ser-i kûyeş be gulistân beguzeşt

Ey gul in çâk-i girîbân-i tu bîçîzî nîst

Derd-i aşk erçi dil ez halk nihân mîdâred

Hâfiz in dîde-i giryân-i tu bîçîzî nîst

Çeviri

Nergisi andıran o fettan gözlerindeki uyuklama

boşuna değil. Dağınık saçlarındaki kıvrımlar

boşuna değil.

Dudaklarından süt akarken derdim ki: Tuzluğu

andıran bu ağız etrafında şeker dudakların yer

alması boşuna değil.

Allah ömür versin; çok iyi biliyorum; keman

kaşların altında kirpik oklarının yer alması

boşuna değil.

Ey gönül; ayrılık derdine tutulmuşsun, mihnet

gamı çekiyorsun; bu iniltilerin, bu feryatların

boşuna değil.

Dün rüzgâr onun sokağından gül bahçesine

doğru esiyordu. Ey gül; yakanın böyle yırtık

olması boşuna değil.

Hâfiz, gönlün halktan aşk derdini gizlese de,

gözlerinin ağlaması boşuna değil.


GAZEL 76

Farsça Metin

Vezin: Mefâilün feilâtün mefâilün fa’lün

Cuz âsitân-i tuem der cihân penâhî nîst

Ser-i merâ becuz in der hevâlegâhî nîst

Adû çun tîğ keşed, men siper biyendâzem

Ki tîğ-i mâ becuz ez nâleî yu âhî nîst

Çerâ zi kûy-i harâbât rûy bertâbem?

K’ezin bihem be cihân hîç resm u râhî nîst

Zemâne ger bezened âteşem be harman-i omr

Begû besûz ki ber men be berg-i kâhî nîst

Gulâm-i nergis-i cemmâş-i an sehîservem

Ki ez şerâb-i gurûreş be kes nigâhî nîst

Mebâş der pey-i âzâr u herçi hâhî, kun

Ki der şerîat-i mâ gayr ez in gunâhî nîst

İnân keşîde rov ey pâdişâh-i kişver-i husn

Ki nîst ber ser-i râhî ki dâdhâhî nîst

Çunin ki ez heme sû dâm-i râh mîbînem

Bih ez himâyet-i zulfeş merâ penâhî nîst

Hazîne-i dil-i Hâfiz be zulf u hâl medih

Ki kârhâ-yi çunîn hadd-i her siyâhî nîst

Çeviri

Dünyada senin eşiğinden başka sığınacak yerim

yok. Bu kapıdan başka başımı teslim edecek

yerim yok.

Düşman kılıç çekerse, biz kalkan atarız.

İniltiden, âhtan başka kılıcımız yok.

Meyhane sokağından niçin yüz çevireyim?

Dünyada benim için bundan daha iyi adres yok.

Zamane ömür harmanımı ateşe verirse, buyursun

yaksın. Gözümde saman çöpü kadar değeri yok.

O selvi boylunun büyüleyici, mahmur gözlerinin

kölesiyim. Gurur şarabından dolayı o gözlerin

kimseye baktığı yok.

Aman kimseyi incitme de, ne yaparsan yap.

Dinimizde bundan başka günah yok.

Ey güzellik ülkesinin padişahı; dizginleri çeke

çeke git. Çünkü yolunun üstünde senden adalet

istemeyecek kimse yok.

Yolumun üstünde her yandan gelebilecek

tuzaklar görüyorum. Bu durumda onun saçlarınm

himayesine girmekten başka sığınma çarem yok.

Hâfiz’ın gönül hâzinesini siyah saçlarla kara ben

karşılığında verip geçme. Çünkü böyle işleri

yapmaya hiçbir kölenin haddi yok.


GAZEL 77

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün

Bulbulî berg-i gulî hoşreng der minkâr dâşt

Venderan berg u nevâ hoş nâlehâ-yi zâr dâşt

Goftemeş der ayn-i vasi in nâle vu feryâd çîst?

Goft: Mâ râ cilve-i ma’şûk der in kâr dâşt

Yâr eğer nenşest bâ mâ, nîst cây-i i’tirâz

Pâdişâhî kâmrân bûd, ez gedâî âr dâşt

Der nemîgîred niyâz u nâz-i mâ bâ husn-i dûst

Hurrem an kez nâzenînân baht-i berûrdâr dâşt

Hîz tâ ber kilk-i an nakkâş cân efşân kunîm

Kin heme nakş-i aceb der gerdiş-i pergâr dâşt

Ger murîd-i râh-i aşla, fikr-i bednâmî mekun

Şeyh-i San’ân hırka rehn-i hâne-i hammâr dâşt

Vakt-i an şîrîn kalender hoş ki der etvâr-i seyr

Zikr-i tesbîh-i melek der halka-i zunnâr dâşt

Çeşm-i Hâfiz zîr-i bâm-i kasr-i an hûrîsirişt

Şîve-i cennât-i tecrî tahtıhe’l-enhâr dâşt

Çeviri

Bir bülbülün gagasında rengi güzel mi güzel bir

gül yaprağı vardı. Bu azığa sahipken bile bülbül

hoş nâleler ediyordu.

Bülbüle dedim: İşte, vuslata erdin; niye feryat

figan edersin? Dedi: Sevgilinin cilvesi beni buna

zorladı.

Sevgili bizimle oturmazsa, itirazımız olmaz. Say

ki, muradına ermiş bir padişah vardı da,

dilenciyle birlikte olmaktan ar ediyordu.

Bizim nazımız niyazımız sevgilinin güzelliği

karşısında hoş kaçmaz. Mutlu olan varsa,

nazenin sevgililerden yana bahtı açık olandır.

Kalk haydi, o ressamın kalemine canımızı feda

edelim. Çünkü bunca şaşılası nakışlar, onun

pergelinin dönüşleriyle meydana gelmiştir.

Eğer aşk yoluna baş koymuş biriysen, adının

kötüye çıkması kaygısını gütme. Çünkü Şeyh-i

San’an gibi biri bile hırkasını meyhaneye rehin koymuştu.

Kalender ruhlu o şirin insan ne güzel vakit

geçirdi! Sülük aşamasında iken bile meleklere

özgü zikir tespihini belindeki zünnarda taşıdı.

Huyu cennet hurilerine benzeyen o dilbere ait

kasrın çatısı altında iken Hâfiz’ın gözleri

“altından ırmaklar akan cennet bahçeleri” âyetini

çağrıştıracak kadar yaş döküyordu.


GAZEL 78

Farsça Metin

Vezin: Mefulü fâilâtü mefâîlü fâilün

Dîdî ki yâr cuz ser-i covr u sitem nedâşt

Beşkest ahd, vez gam-i mâ hîç gam nedâşt

Yârab megîreş erçi dil-i çun kebûterem

Efkend u kuşt u izzet-i sayd-i harem nedâşt

Ber men cefâ zi baht-i men âmed vegeme yâr

Hâşâ ki resm-i lutf u tarîk-i kerem nedâşt

Bâ in heme her anki ne hân keşîd ezû

Hercâ ki reft, hîçkeseş muhterem nedâşt

Sâkî biyâr bâde vu bâ muhtesib begû

Inkâr-i mâ mekun ki çimin câm cem nedâşt

Her râhrov ki reh be harîm-i dereş neburd

Miskîn burîd vâdî yu reh der harem nedâşt

Hâfiz beber tu gûy-i fesâhat ki muddeî

Hîçeş hüner nebûd u haber nîz hem nedâşt

Çeviri

Gördün mü, bak, âşığa sitem ve cevirden başka

bir şey yapmayan sevgili, ahdini bozduğu gibi,

bizim gamımızı umursamadı bile.

Tamun, güvercini andıran gönlümü yere çalıp

öldürse de, gönül haremindeki avlanma yasağına

uymasada da, onu üzme.

Cefâ bana bahtımdan geldi; yoksa sevgilide

lutuftan anlamak, kerem yolunu bilmek gibi her

şey var; bunun tersi söylenemez, hâşâ.

Bütün bunlarla birlikte, onun tarafından

horlanmayan biri, gittiği yerde adam yerine

koyulmaz; saygı gösterilmez.

Sâkî, şarap getir ve şu muhtesibe de söyle.

Uğraşıp durmasın bizimle; yok saymasın bizi;

böyle kadeh Cem’de bile yoktu.

Onun kapısının haremini bulamayan aşk yolcusu

bu vadiyi miskin miskin katetmiş ve aşk

haremine girememiştir.

Hâfiz, şiirdeki fesahat topunu al götür. Çünkü

iddiacı bu hünerden nasibini almadığı gibi, hiçbir

şeyden haberi de yok.


GAZEL 79

Farsça Metin

Vezin: Mefâilün feilâtün mefâilün feilün

Kunûn ki mîdemed ez bûstân nesîm-i behişt

Men u şerâb-i ferahbahş u yâr-i hûrsirişt

Gedâ çerâ nezened lâf-i saltanat imrûz

Ki hayme sâye-i ebrest u bezmgeh leb-i kişt

Çemen hikâyet-i ordîbehişt mîgûyed

Ne âkılest ki nisye harîd u nakd behişt

Be mey imâret-i dil kun ki in cihân-i harâb

Ber an ser est ki ez hâk-i mâ besâzed hişt

Vefâ mecûy zi düşmen ki pertevi nedehed

Çu şem’-i savma’aefrûzî ez çerâğ-i kinişt

Mekun be nâmesiyâhî melâmet-i men-i mest

Ki âgeh est ki takdir ber sereş çi nevişt

Kadem diriğ medâr ez cenâze-i Hâfiz

Ki gerçi gark-i günâh est mîreved be behişt

Çeviri

Şimdi bahçede cennet meltemi esiyor. Ben

varım, ferahlık veren şarap ve huri yaratılışlı

sevgilim var.

Bugün yoksul niçin sultanlıktan dem vurmasın

ki? Bulut gölgesi otağ olmuş, tarla kenarı meclis

sofrası.

Çimenlik ürdibehişt ayından, Nisandan,

Mayıstan bahsediyor. Peşini bırakıp veresiye

alana akıllı denilmez.

Mey ile gönül yapmaya bak. Çünkü şu harap

dünya toprağımızdan kerpiç dökme hevesinde.

Düşmandan vefa umarım deme. Çünkü küçük

kilise mumu, büyük kilise çerağından fazla ışık vermez.

Ben sarhoşu, amel defterimdeki olumsuzluklara

bakıp kınama. Çünkü İlahî takdirin ona ne yazgı

yazdığı belli değil.

Hâfiz’ın cenazesine katılıp yürümeyi esirgeme

ondan. Çünkü günaha batmış olsa da, cennete

gidecektir.


GAZEL 80

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün feilâtün feilâtün feilün

Ayb-i rindân mekun ey zâhid-i pâkîzesirişt

Ki gunâh-i digerân ber tu nehâhend nevişt

Men eğer nîkem u ger bed, boro, hod râ bâş

Herkesi an direved âkıbet-i kâr ki kişt

Hemekes tâlib-i yârend çi huşyâr u çi mest

Hemecâ hâne-i aşk est çi mescid çi kinişt

Ser-i teslîm-i men u hişt-i der-i meykedehâ

Muddeî ger nekuned fehm-i suhen, gû, ser u hişt

Nâumîdem mekun ez sâbıka-i lutf-i ezel

Tu pes-i perde çi dânî ki hûbest u ki zişt?

Ne men ez perde-i takvâ beder uftâdem u bes

Pederem nîz behişt-i ebed ez dest behişt

Hâfizâ rûz-i ecel ger be kef ârî câmî

Yekser ez kûy-i harâbât berendet be behişt

Çeviri

Ey temiz yaratılışlı zâhit, rintleri ayıplama.

Çünkü başkalarının günahı sana yazılmayacak.

tyi de olsam, kötü de olsam, git, kendine bak

sen. Herkes ektiğini biçer sonunda.

Ayık olsun, sarhoş olsun, herkes yârî istiyor.

Mescidi, kilisesi, her yer aşk yurdu olmuş.

işte benim teslimiyet başım, işte meyhane

kapısının kerpici. İddiacı laf söz anlamıyorsa,

kerpiç orda, gitsin çalsın başını!

Beni Tanrı’nın ezelî bağıştan mahrum

bırakacağım söyleyip umutsuzluğa düşürme.

Perde arkasında iyi veya kötü her olup biteni ne

bilirsin sen?

Takvadan uzaklaşan bir ben değilim. Babam da

ebedî cenneti elinden bırakmıştı.

Ey Hafız, ecelinin geldiği gün eline bir kadeh

geçirirsen, meyhaneden dosdoğru cennete

götürülürsün.


GAZEL 81

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün feilâtün feilâtün feilün

Subhdem morg-i çemen bâ gul-i nevhâste goft

Nâz kem kun ki derin bâğ besi çun tu şikuft

Gul behandıd ki ez râst berencîm velî

Hîç âşık suhen-i saht be ma’şûk negoft

Ger tama’ dârî ez an câm-i murassa’ mey-i la’l

Ey besâ dürr ki be nûk-i muje’et bâyed suft

Tâ ebed bûy-i muhabbet be meşâmeş neresed

Herki hâk-i der-i meyhâne be ruhsâre neruft

Der gulistân-i İrem dûş çu ez lutf-i hevâ

Zulf-i sunbul be nesîm-i seheri mîâşuft

Goftem: ey mesned-i cem, câm-i cihânbînet ku?

Goft: Efsûs ki an devlet-i bîdâr behuft

Suhen-i aşk ne ânest ki âyed be zebân

Sâkiyâ mey dih u kûtâh kun in goft u şunûd

Eşk-i Hâfız hıred u sabr be deryâ endâht

Çi kuned, sûz-i gam-i aşk neyârist nihuft

Çeviri

Sabahleyin bülbül yeni açmış güle “Çok naz

etme. Bu bahçede senin gibi çok gül açtı” dedi.

Gül gülerek “Doğru sözden dolayı inciniyoruz,

ama hiçbir âşık maşuğuna sert sözler etmemiştir”

dedi.

Üstü işlemeli kadehten lâl rengi şarap

bekliyorsan, kirpiklerinin ucuyla birçok inci

delmen gerekir.

Meyhanenin kapısındaki toprağı yanağıyla

süpürmeyen kişi, sonsuza kadar muhabbet

kokusu alamaz.

Dün gece İrem bahçesinde havanın lütfü

sayesinde seher yeli sümbülün zülüflerini

dağıtıyordu.

“Ey Cem’in tahtı, dünyayı gösteren kadehin

nerede?” diye sordum. “Ne yazık! Uyanık

bahtım uykuya daldı!” dedi.

Aşk sözü dediğin şey, dile gelmez, anlatılmaz.

Ey sâkî, şarap ver ve şu dırdırı kısa kes.

Hâfiz’ın gözyaşları, aklı ve sabrı denize attı. Aşk

gamının yangısını bastırıp gizleyemedi; daha ne

yapacaktı ki?


GAZEL 82

Farsça Metin

Vezin: Mefülü mefâîlü mefâîlü feûlün

An turk-i perîçihre ki dûş ez ber-i mâ reft

Âyâ çi hatâ dîd ki ez râh-i hatâ reft?

Tâ reft merâ ez nazar an çeşm-i cihânbîn

Kes vâkıf-i mâ nîst ki ez dîde çihâ reft

Ber şem’ nereft ez guzer-i âteş-i dil dûş

An dûd ki ez sûz-i ciğer ber ser-i mâ reft

Dûr ez ruh-i tu dembedem ez gûşe-i çeşmem

Seylâb-i sirişk âmed u tûfân-i belâ reft

Ez pây fütâdîm çu âmed gam-i hicrân

Der derd bemordîm çu ez dest devâ reft

Dil goft: visâleş bâ duâ bâz tevan yâft

Omrîst ki omrem heme der kâr-i duâ reft

îhrâm çi bendîm? Çu an kıble ne incâst

Der sa’y çi kûşîm? Çu ez merve safa reft

Dey goft tabîb ez ser-i hasret çu merâ dîd

Heyhât ki renc-i tu zi kânûn-i şifâ reft

Ey dûst be porsîden-i Hâfız kademî nih

Zan pîş ki gûyend ki ez dâr-i fenâ reft

Çeviri

Dün o peri yüzlü Türk güzeli yanımızdan ayrılıp

gitti. Acaba ne hatamızı gördü de Hıtay yolunu

tuttu?

O dünyayı gören güzel gözler gözümüzün

önünden gittiğinden beri gözümüzden neler

geçti; kimsenin haberi yok.

Ciğerimizdeki yangın dolayısıyla başımızdan

yükselen o duman, dün gece mumun bile

başından geçmedi.

Senin yüzünden uzaktayken göz pınarlarımdan

bir gözyaşı seli geldi, bir belâ tufanı gitti.

Hicran gamı gelince yıkıldık kaldık. Devâ elden

gidince, dertten öldük.

Gönül dedi: Ona dua ile tekrar kavuşmak

mümkündür. Ömrüm dua ile geldi geçti.

Neden ihrâma bürünelim? Kıble burada değil ki!

Neden saiy için çalışalım? Merve’den Safa gitti çünkü.

Dün doktor beni görünce iz geçirip “Vah vah

vah! Senin hastalığının tedavisi İbni Sînâ’nın

Kânûn ve Şifâ kitaplarında da yok!” dedi.

Ey dost! “Hâfiz bu fânî dünyadan göçtü gitti”

denilmeden önce bir hal hatır sormaya gel.


GAZEL 83

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün

Ger zi dest-i zulf-i muşkînet hatâî reft reft

Ver zi hindû-yi şumâ ber mâ cefâî reft reft

Berk-i aşk er harman-i peşmînepûşî sûht sûht

Cevr-i şâh-i kâmrân ger ber gedâî reft reft

Der tarikat renciş-i hâtır nebâşed, mey biyâr

Her kudûret râ ki bini çun safâî reft reft

Aşkbâzî râ tahammül bâyed ey dil, pây dâr

Ger melâlî bûd bûd u ger hatâî reft reft

Ger dilî ez gamze-i dildâr bârî bord bord

Der miyân-i cân u cânân mâcerâî reft reft

Ey suhençînân melâlethâ pedîd âmed velî

Ger miyân-i hemnişînân nâsezâî reft reft

Ayb-i Hâfiz gû mekun vâiz ki reft ez hânekâh

Pây-i âzâdî çi bendî? Ger be câî reft, reft

Çeviri

Mis kokulu siyah saçların bize karşı bir hata

ettiyse etti. Siyah hint benin bize bir cefa ettiyse

etti; ne yapalım!

Aşk yıldırımı bir dervişin gönül harmanını

yaktıysa, yaktı. Muradına ermiş padişah bir

yoksula çevir ettiyse, etti; ne yapalım!

Bu yolda hatır kalması diye bir şey olmaz; şarap

getir haydi. Gördüğün her sıkıntı bir safâ ile

geçti gitti.

Ey gönül; aşk içinde dayanıklı olmak gerekir;

sen de dayanıklı ol. Bir zamanlar bir üzüntü

olduysa, oldu gitti; bir hata yapıldıysa, geçti gitti.

Gönül sevgilinin gamzesiyle bir şeyler

nasiplendiyse nasiplendi. Can ile canan arasında

bir gönül macerası geçtiyse geçti.

Hey dedikoducular; sizin yüzünüzden bazı

sıkıntılar yaşandıysa, yaşandı geçti. Dostlar

arasında bir tatsızlık yaşandıysa, o da geçti gitti.

Vaiz! Hankahı terkedip gitti diye Hâfiz’ı

ayıplama. Özgürlüğün ayağını niçin bağlamaya

çalışıyorsun? Bir yere gittiyse, gitti vesselam!


GAZEL 84

Farsça Metin

Vezin: Mefülü fâilâtü mefâîlü fâilün

Sâkî biyâr bâde ki mâh-i sıyâm reft

Der dih kadeh ki mevsim-i nâmûs u nâm reft

Vakt-i azîz reft, biyâ, tâ kazâ kunîm

Omrî ki bîhuzûr-i surâhî yu câm reft

Mestem kun ançunan ki nedânem zi bîhodî

Der arsa-i hayâl ki âmed, kudâm reft

Ber bûy-i anki cur’a-i câmet be mâ resed

Der mastaba duâ-yi tu ber subh u şâm reft

Dil râ ki murde bûd hayâtî be cân resîd

Tâ bûî ez nesîm-i meyeş der meşâm reft

Zâhid gurûr dâşt selâmet neburd râh

Rind ez reh-i niyâz be dârusselâm reft

Nakd-i dilî ki bûd merâ, sarf-i bâde şud

Kalb-i siyâh bûd, ez an der harâm reft

Der tâb-i tövbe çend tevan sûht hemçu ûd

Mey dih ki omr der ser-i sevdâ-yi hâm reft

Dîger mekun nasîhat-i Hâfiz ki reh neyâft

Gum geşteî ki bâde-i nâbeş be kâm reft

Çeviri

Saki, getir kadehi; artık oruç ayı geçti gitti. Ver

kadehi, ver; ar namus kaygısı güdülen zaman

geçti.

Çok değerli vaktimiz gitti elden; kadehsiz,

sürahisiz geçen ömrü kazâ edelim artık.

Beni öyle bir sarhoş et ki hayal dünyamda bile

kimin gelip kimin gittiğini farkedemez durumda

olayım.

Kadehe benzeyen ağzından bir yudum öpücük

alma umuduyla sabah akşam meyhanede dua

ediliyor sana.

Dudak şarabının kokusu burnumuza gelir belki

diye ölgün gönlümüze can geldi.

Gurura kapılan zahit, selamet yolunu bulamadan

gitti. Oysa rintler niyaz yoluna girip cennetin

yolunu tuttu.

Gönlümde olan nakit, bâdeye harcandı. Kalp

para olduğu için harama gitti zaten.

Ne zamana kadar tütsülük öd gibi tövbe ateşinde

yanıp duracağım? Mey ver, mey; ömrüm ham bir

sevda uğruna geçti gitti.

Artık Hâfız’a öğüt verip durma. Damağına saf

şarap değen biri kendinden geçince nasıl bulur

yolunu?


GAZEL 85

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün feilâtün feilâtün feilün

Şerbeti ez leb-i la’leş neçeşîdîm u bereft

Rûy-i mehpeyker-i û nedîdîm u bereft

Gûî ez sohbet-i mâ nîk be teng âmede bûd

Bâr ber best u be gerdeş neresîdîm u bereft

Bes ki mâ fatiha vu hırz-i yemânî hândîm

Vez peyeş sûre-i ihlâs demîdîm u bereft

İşve dâdend ki ber mâ guzerî hâhî kerd

Dîdı âhir ki çunin işve harîdîm u bereft

Şud çemân der çemen-i husn u letâfet liken

Der gulistân-i visâleş neçemîdîm u bereft

Hemçu Hâfız heme şeb nâle vu zârî kerdîm

K’ey dirîgâ be vidâeş neresîdîm u bereft

Çeviri

Daha biz, onun lâl dudağının şerbetinden

tadamadan çekti gitti. Ay yüzünü görmedik

henüz; çekti gitti.

Sanırım, sohbetimizden adamakıllı bunalmış

olacak ki, yükünü bağladı, çekti gitti; tozuna bile

yetişemedik.

Ne çok fâtiha, hırz-ı yemânî okuduk; ardından

İhlas sûresini okuyup üfledik, ama yine çekti

gitti.

Bize geleceğini işaretle bildirdiler. Bu işaretlere

inandık ama, yine çekti gitti.

Güzellik ve hoşluk çimeninde salındı ama daha

biz onun vuslat gülistanında dolaşamadan çekti

gitti.

Hafiz gibi gece gündüz ağlayıp inledik. Eyvahlar

olsun; vedalaşmamıza fırsat kalmadan çekti gitti!


GAZEL 86

Farsça Metin

Vezin: Mefulü failâtü mefâîlü fâilün

Sâkî biyâ ki yâr zi ruh perde bergirift

Kâr-i çerâğ-i halvetiyân bâz dergirift

An şem’-i ser girifte diğer çihre berferûht

Vin pîr-i sâlhurde cevânî zi ser girift

An işve dâd aşk ki muftî zi reh bereft

Van lutf kerd u dest ki düşmen hazer girift

Zinhâr ez an ibâret-i şîrîn-i dilfirîb

Gûî ki piste-i tu suhan der şeker girift

Bâr-i gamî ki hâtır-i mâ haste kerde bûd

Îsîdemî hodâ befiristâd u bergirift

Her serv-i kad ki ber meh u hûr husn mîfurûht

Çun tu der âmedî pey-i kâri diğer girift

Zin kıssa heft gunbed-i eflâk pursedâst

Kûtehnazar bebîn ki suhan muhtasar girift

Hâfız tu in suhan zi ki âmûhtî ki baht

Ta’vîz kerd şi’r-i tu râ vu be zer girift

Çeviri

Gel saki; yâr, yüzündeki peçeyi kaldırdı. Böylece

halvette bulunanların gönül çerağlan yeniden

tutuştu.

Başı kesilen mumun parlak ışık vermesi gibi o

sevgili de başım açmca yüzü parladı; bu hali

gören şu yaşlı adam da tekrar genceldi.

O işveler aşkı doğurunca, müftü yoldan çıktı. Bu

lütufları gösterince, düşmanın eli kötülükten

uzak durdu.

Aman o ne şirin, ne gönül çalan cümleler öyle!

Fıstığı andıran o dudaklar, her sözü şekere

bulamış sanki!

Gam yükü gönlümü yorunca, Allah, îsa nefesli

birini gönderdi de o yükü üstümüzden alıverdi.

Sen gelince, aya, güneşe güzellik satan selvi

boylu güzeller başka işe koyuldular.

Yedi kat gökyüzü senin hakkında söylenenlerle

yankılanıyor. Oysa şu kıt görüşlü yok mu; sözü

kısa kesti gitti.

Hâfız, böyle sözleri kimden öğrendin sen? Baht

bile, şiirlerini muska yaptı da altm varakla

kapladı.

 

GAZEL 87

Farsça Metin

Vezin: Mefülü fâilâtü mefâîlü fâilün

Husnet be ittifâk-i melâhat cihân girift

Ârî be ittifak cihân mîtevân girift

îfşâ-yi râz-i halvetiyân hâst kerd şem’

Şukr-i hodâ ki sırr-i dileş der zeban girift

Zin âteş-i nihufte ki der sîne-i menest

Hurşîd şu’leîst ki der âsumân girift

Mîhâst gul ki dem zened ez reng u bûy-i dûst

Ez gayret-i sabâ nefeseş der dehân girift

Âsûde ber kenâr çu pergâr mîşudem

Devrân çu nokta âkıbetem der miyân girift

An rûz şevk-i sâgar-i mey harmanem besûht

K’âteş zi aks-i ânz-i sâkî der an girift

Hâhem şuden be kûy-i mugân âstînfeşân

Zin fıtnehâ ki dâmen-i âhirzemân girift

Mey hor ki her ki âhir-i kâr-i cihân bedıd

Ez gam sebuk ber âmed u rıtl-i girân girift

Ber berg-i gul be hûn-i şakâyık nuvişte’end

K’ankes ki puhte şud mey-i çun ergavân girift

Hâfız çu âb-i lutf zi nazm-i tu mîçeked

Hâsid çigûne nükte tevâned ber an girift

 

Çeviri

 

Alımlılığınla birleşince güzelliğinin ünü dünyaya

yayıldı. Birlik olunca bütün dünya alınmaz mı?

Mum, seninle başbaşa kalanların sımnı ifşâ

etmek istedi de, Allah’tan, sim diline dolandı kaldı.

Gökyüzünü saran güneş, olsa olsa benim

içimdeki ateşten bir yalazdır ancak.

Gül, haddi olmadığı halde, sevgilinin

kokusundan ve yanağının renginden söz etmek

istiyordu. Saba kıskançlıktan gayrete geldi de

soluğunu kesti, lafı ağzına tıkadı.

Pergel gibi kenarda kalarak huzur buluyordum.

Sonunda felek beni nokta gibi getirdi, merkeze attı.

O gün sakinin yanağından akseden ateşin şavkı

mey kadehine vurunca, gönül harmanım yandı.

Ahir zamanın eteklerine kadar gelen bu fitnelerin

yüzünden yakamı silke silke meyhaneye atacağım kapağı.

Mey içmeye bak; çünkü dünyanın sonunu

görebilenler gam yükünü atıp hafiflerken, büyük

boy kadehleri ellerine aldılar.

Gelincik kanıyla gül yaprağına şöyle yazmışlar:

Pişip olgunlaşan kişi erguvan renkli meye sarıldı.

Hafız, nazmından letafet sulan damlarken,

kıskananlar neyini tenkit edebilirler ki!

 

GAZEL 88

Farsça Metin

Vezin: Mefâilün feilâtün mefâilün feilün

Şenîde’em suhanî hoş ki pîr-i ken’ân goft

Firâk-i yâr ne an mîkuned ki betvan goft

Hadıs-i hevl-i kıyâmet ki goft vâiz-i şehr

Kinâyetîst ki ez rûzigâr-i hicrân goft

Nişân-i yâr-i seferkerde ez ki porsem bâz

Ki herçi goft berîd-i sabâ perîşân goft

Figân ki an meh-i nâmihribân-i mihrgusil

Be terk-i sohbet-i yârân-i hod çi âsân goft

Men u makâm-i rızâ ba’dezin ve şukr-i rakîb

Ki dil be derd-i tu hû kerd u terk-i dermân goft

Gam-i kuhen be mey-i sâlhorde def kunîd

Ki tohm-i hoşdilî înest pîr-i dihkân goft

Girih be bâd mezen gerçi ber murâd reved

Ki in suhen be mesel bâd bâ suleymân goft

Be mühleti ki sipihret dehed zi râh merev

Turâ ki goft ki in zâl terk-i destân goft?

Mezen zi çûn u çerâ dem ki bende-i mukbil

Kabûl kerd her suhen ki cânân goft

Ki goft Hâfız ez endîşe-i tu âmed bâz?

Men in negofte’em; ankes ki goft, buhtân goft

 

Çeviri

Kenan topraklarının pirinden bir söz duydum.

Dedi ki: Yârdan ayrılığın insana neler ettiği

anlatılamaz.

Şehir vâizi kıyamet korkusundan bahsederken

aslında bizim ayrılık derdi çektiğimiz günlere

kinâyede bulundu.

Yolculuğa çıkan sevgilinin gittiği yeri kime

sorayım? Sabâ ulağının dedikleri zırvadan ibaret.

Vah vah! O sevgisiz, sözünde durmaz, ay yüzlü

sevgili dostlarla konuşmayı bırakacağını ne de

kolay söyleyiverdi!

İşte bir yanda ben varım, olan bitene razı

olmuşum; öbür yanda rakibin duruma şükürler

etmesi var. Gönlüm bu haldeyken senin ayrılık

derdine alıştı ve derman bulmaktan vazgeçti.

Birikmiş eski kederleri yıllanmış şarapla dağıtın.

Mutluluğun tohumu budur; yaşlı çiftçi söyledi

bana bu sözü.

Muradınca esse de, rüzgâra fazla kapılma.

Rüzgâr bu sözü örnek olarak Süleyman’a

söyledi.

Feleğin sana tanıdığı sürenin kıymetini bil ve

sapıtma. Kim dedi sana bu moruk hileden

vazgeçti diye ha?

“Nasıl oldu?”, “Niye oldu?” diye sorup durma.

Makbul olan kul, cânân ne derse, kabul eder.

Kim dedi sana Hâfız seni düşünmekten vazgeçti

diye? Ben öyle bir şey demedim; kim dediyse,

iftira etmiş.

 

GAZEL 89

Farsça Metin

Vezin: Mefülü mefâîlü mefâîlü feûlün

Yârab sebebi sâz ki yârem be selâmet

Bâz âyed u berehânedem ez bend-i melâmet

Hâk-i reh-i ân yâr-i seferkerde biyârîd

Tâ çeşm-i cihânbîn kunemeş cây-i ikâmet

Feryâd ki ez şeş cihetem râh bebestend

An hâl u hat u zulf u ruh u ârız u kâmet

îmrûz ki der dest-i tu’em, merhameti kun

Ferdâ ki şevem hâk, çi sûd eşk-i nedâmet

Ey anki be takrir u beyân dem zenî ez aşk

Mâ bâ tu nedârîm suhen hayr u selâmet

Derviş mekun nâle zi şemşîr-i ahibbâ

Kin tâyife ez kuşte sitânend garâmet

Der hırka zen âteş ki ham-i ebrû-yi sâkî

Ber mîşikened gûşe-i mihrâb-i imâmet

Hâşâ ki men ez cevr u cefâ-yi tu benâlem

Bîdâd-i latifân heme lutfest u keramet

Kûteh nekuned bahs-i ser-i zulf-i tu Hâliz

Peyveste şud in silsile tâ rûz-i kıyâmet

 

Çeviri

Tanrım, bir sebep yarat da yârim esenlik içinde

geri dönsün ve beni şu kınanma derdinden

kurtarsın.

Yolculuğa çıkan sevgilinin geçtiği yolun

toprağını getirin de dünyayı gören gözlerime bu

toprağı sürme diye süreyim.

Ben, ayva tüyü, zülüf, yüz, yanak ve boy; işte

sevgilinin bu altı özelliği altı yönden yolumu

kesti; vay vay vay!

Bugün senin dindeyim; merhamet et bana; ver

muradımı. Yar m toprak olduğumda pişmanlık

gözyaşları dökmenin sana ne yararı olacak?

Aşktan açıktan açığa söz ediyorsun. Bizim sana

diyecek sözümüz yok; haydi güle güle,

selâmetle.

Ey derviş; dostların kılıcı dolayısıyla inleyip

sızlanma. Bunlar ölüden bile tazminat alırlar.

Hırkanı ateşe at. Çünkü sakinin kaşının eğriliği

câmi mihrabının yerine geçer de unutturur onu.

Bana ettiğin cevirden, cefâdan inler miyim hiç,

hâşâ! Zarif kimselerin ettiği cevirler aslında lütuf

ve cömertliktir.

Hâfız zülüflerinin ucu hakkındaki sözlerini kısa

kesmez. Çünkü bu konu kıyamet gününe kadar

bahsedilecek bir konudur.

 

GAZEL 90

Farsça Metin

Vezin: Mefulü fâilâtü mefâîlü fâilün

Ey hudhud-i sabâ be sebâ mîfiristemet

Binger ki ez kucâ be kucâ mîfiristemet

Heyfest tâyirî çu tu der hâkdân-i gam

Zincâ be âşiyân-i vefâ mîfiristemet

Der râh-i aşk merhale-i kurb u ba’d nîst

Mîbînemet iyân u duâ mîfiristemet

Tâ leşker-i gam nekuned mulk-i dil harâb

Cân-i azîz-i hod be nevâ mîfiristemet

Ey gâyib ez nazar ki şudî hemnişîn-i dil

Mîgûyemet duâ vu senâ mîfiristemet

Der rûy-i hod tefemıc-i sun’-i hodây kun

K’âyîne-i hodâynumâ mîfiristemet

Tâ mutribân zi şevk-i menet âgehî dehend

Kavi u GAZEL be sâz u nevâ mîfiristemet

Sâkî biyâ ki hâtif-i gaybem be müjde goft

Bâ derd sabr kun ki devâ mîfiristemet

Hâfız surûd-i meclis-i mâ zikr-i hayr-i tust

Beştâb hân ki esb u kabâ mîfiristemet

Çeviri

Ey sabah yelinin çavuş kuşu; seni Sebâ ülkesine

gönderiyorum. Bir bak hele; seni nereden nereye

gönderiyorum.

Senin gibi bir kuşun böyle gam topraklarına

çakılıp kalması yazık değil mi? Seni buradan

vefâ yuvasına gönderiyorum.

Aşk yolunda uzak, yakın davası olmaz. Seni

apaçık görüyor ve dua gönderiyorum.

Sabah akşam, hayır dualar kafilesini sabâ ve

şimâl rüzgârlarının eşliğinde gönderiyorum sana.

Gam ordusu gönül ülkeni harap etmesin diye

kendi aziz canımı sana azık olarak

gönderiyorum.

Ey gönlümde yaşayan, gözlerden uzak sevgilim.

Dualar ediyor, övgüler gönderiyorum sana.

Kendi yüzüne bakarak Tanrı’nın yaratıcılık

sanatım incele diye Tanrı’yı gösteren ayna

gönderiyorum sana.

Çalgıcılar içimdeki şevkten seni haberdar

etsinler diye söz, söz,
GAZEL, beste gönderiyorum sana.

Sâki, gel; gayb âleminin hâtifi müjde vererek

bana dedi ki: Derde sabr et; çünkü sana deva

gönderiyorum.

Hâfiz mecliste okuduklarımız, seni hayırla yâd

eden sözlerdir. Durma, koş; sana at ile kaftan

gönderiyorum.

 

GAZEL 91

Farsça Metin

Vezih: Mefiılü fâilâtü mefâîlü fâilün

Ey gâyib ez nazar, be hodâ mîsipâremet

Cânem besûhtî yu be dil dûst dâremet

Tâ dâmen-i kefen nekeşem zîr-i pây-i hâk

Bâver mekun ki dest zi dâmen bedâremet

Mihrâb-i ebrûyet benumâ tâ sehergehî

Dest-i duâ ber ârem u der gerden âremet

Ger bâyedem şoden sûy-i hârût-i bâbilî

Sad güne câdûî bekunem tâ biyâremet

Hâhem ki pîş mîremet ey bîvefâ tabîb

Bîmâr bâz pors ki der intizâremet

Sad cûy-i âb beste’em ez dîde ber kenâr

Ber bûy-i tohm-i mihr ki der dil bekâremet

Hûnem berîht vez gam-i aşkem halâs dâd

Minnet pezîr gamze-i hançer guzâremet

Mîgiryem u murâdem ezin seyl-i eşkbâr

Tohm-i muhabbetest ki der dil bekâremet

Bârem dih ez kerem sûy-i hod tâ be sûz-i dil

Der pây dembedem guher ez dîde bâremet

Hâfız şerâb u şâhid u rindi ne vaz’-i tust

Filcumle mîkunî yu furû mîguzâremet

 

Çeviri

Ey gözlerden uzak olan sevgili; seni Tann’ya

emanet ediyorum. Canımı yaktın ama ben seni

gönülden seviyorum.

Toprağın altına kefenimin ucunu çekmedikçe,

elimi eteğinden çekmeyeceğim; inan buna.

Kaşlarının mihrabını bana göster de seher vakti

ellerimi duaya kaldırdıktan sonra boynuna

dolayım.

Eğer Bâbil’de Hârût’un hapsedildiği kuyuya

girmem gerekse bile, yüz türlü büyü yapar, yine

seni getiririm.

Ey vefasız doktor; senin yolunda ölmek

istiyorum. Kendi hastanın halini hatırını sor bir

kere; seni bekliyorum.

Senin gönlüne sevgi tohumunu ekmek umuduyla

göz yaşlarımdan yüz ırmak akıtıyorum senin

çevrende.

Kanımı döküp aşk gamından kurtardı beni. îzin

ver de hançer gamzeni saplayım yüreğime.

Ağlıyorum ve göz yaşı selinden maksadım senin

gönlüne sevgi tohumunu ekmektir.

Kerem edip yanma yaklaşmama izin ver de

gönlümdeki aşk yangısıyla ayaklarına

gözyaşlarımdan inciler yağdırayım.

Hâfız; şarap, güzel dilber, rintlik sana göre değil.

Kısacası, sen bunları yapıyorsun; ben de seni

kendi haline bırakıyorum.

 

GAZEL 92

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün

Mîr-i men hoş mîrevî k’ender ser u pâ mîremet

Hoş hurâmân şev ki pîş-i kadd-i ra’nâ mîremet

Gofte bûdî: Key bemîrî pîş-i men? Ta’cîl çîst?

Hoş tekâzâ mîkunî, pîş tekâzâ mîremet

Âşık u mahmûr u mehcûrem, but-i sâkî kucâst?

Gû ki behrâmed ki pîş-i serv-i bâlâ mîremet

Anki omrî şud ki tâ bîmârem ez sevdâ-yi û

Gû nigâhî kun ki pîş-i çeşm-i şehlâ mîremet

Gofteî: La’l-i lebem hem derd bahşed hem devâ

Gâh pîş-i derd u geh pîş-i mudâvâ mîremet

Hoş hurâmân mîrevî, çeşm-i bed ez rûy-i tu dür

Dârem ender ser hiyâl-i an ki der pâ mîremet

Gerçi cây-i Hâfız ender halvet-i vasl-i tu nîst

Ey heme cây-i tu hoş, pîş-i heme câ mîremet

 

Çeviri

Beyim, ne güzel yürürsün öyle! Ölürüm senin

yürüyüşüne! Salın güzel güzel; ölürüm güzel

boyuna bosuna.

“Ne zaman öleceksin yanımda?” demiştin?

Acelen ne? Amma takaza ediyorsun! Takazana

ölürüm ben.

Aşığım, mahmurum, sevgilimden ayrıyım; put

gibi güzel sâki nerede? Salınsın haydi; onun

selvi boyuna ölürüm.

Bir ömürdür onun sevdasıyla hastayım. Bir kere

baksın bana; onun şehla gözlerine ölürüm.

“Lâl dudağım hem dert verir, hem derman”

demişsin. Kâh derdine, kâh dermanına ölürüm

senin.

Nasıl salınarak yürüyorsun öyle; Allah nazardan

saklasın. Hayalim hep şu ki, ayaklarının önünde

öleyim.

Sana kavuşmak benim için pek kolay değil. Ey

her yanı güzel sevgilim; her yanma ölürüm

senin.

 

GAZEL 93

Farsça Metin

Vezin: Mefailün feilâtün mefâilün feilün

Çi lutf bûd ki nâgâh reşha-i kalemet

Hukûk-i hidmet-i mâ arze kerd ber keremet

Be nûk-i hâme rakam kerde’î selâm-i merâ

Ki kârhâne-i devrân mebâd bîrakamet

Negûyem ez men-i bîdil be sehv kerdî yâd

Ki der hisâb-i hıred nîst sehv ber kalemet

Merâ zelil megerdân be şukr-i in ni’met

Ki dâşt devlet-i sermed aziz u muhteremet

Biyâ ki bâ ser-i zulfet karâr hâhem kerd

Ki ger serem bereved, ber nedârem ez kademet

Zi hâl-i mâ dilet âgeh şeved meğer vakti

Ki lâle ber demed ez hâk-i kuştegân-i gamet

Revân-i teşne-i mâ râ be cur’âî deryâb

Çu mîdehend zulâl-i hızır zi câm-i cemet

Hemîşe vakt-i tu ey îsî-yi sabâ hoş bâd

Ki cân-i Hâfiz-i dilhaste zinde şud bedemet

Çeviri

Kaleminden ansızın sızan yazılarda sana

hizmetimizden söz edilmesi ne büyük incelikti!

Kaleminin ucundan dökülen yazılarda bize

selamın geçiyor. Devran durdukça yazıların

eksik olmasın.

Gönlünü vermiş ben âşığından yanlışlıkla söz

etmişsin, demiyorum. Senin gibi akıllı birinin

yazarken hata yapmayacağını biliyorum.

Bu nimetin şükrânesi karşılığında n’olur beni

zelil etme. Çünkü ebedî devlet zaten seni aziz ve

muhterem tutmakta.

Gel de zülüflerinin ucuyla kararımı bulup

sâkinleşeyim. Çünkü başım gitse bile,

ayaklarından başımı kaldırmam.

Senden ayrı kalmanın verdiği gam yüzünden

ölenlerin toprağında lâleler bittiği zaman belki

gönlün bizim halimizden haberdar olur.

Nasıl olsa sana Cem’in kadehinden ölümsüzlük

suyu veriyorlar; sen de dudaklarından bbir

yudum vererek susamış canımızı rahatlat; anla

bizi.

Ey sabah rüzgârının tsâ’sı; vaktin hep hoş

geçsin. Çünkü gönlü yaralı Hâfiz’ın canı senin

şifalı nefesinle canlandı yine.

 

GAZEL 94

Farsça Metin

Vezin: Mefülü fâilâtün mefülü fâilâtün

Zan yâr-i dilnevâzem şukrîst bâ şikâyet

Ger nuktedân-i aşkî, bişnev tu in hikâyet

Bîmuzd bûd u minnet, her hidmeti ki kerdem

Yârab mebâd kes râ mahdûm bîinâyet

Rindân-i teşneleb râ âbî nemîdehed kes

Gûî velîşinâsân reftend ezin vilâyet

Der zulf-i çun kemendeş ey dil mepîç k’ancâ

Serhâ burîde bînî bîcurm u bîcinâyet

Çeşmet be gamze mâ râ hûn hord u mîpesendî

Cânâ revâ nebâşed hûnrîz râ himâyet

Der in şeb-i siyâhem gum geşt râh-i maksûd

Ez gûşe’î bürün ây ey kevkeb-i hidâyet

Ez her taraf ki reftem cuz vahşetem neyefcûd

Zinhâr ezin biyâbân, vin râh-i bînihâyet

Ey âfitâb-i hûbân mîcûşed enderûnem

Yek sâatem begoncân der sâye-i inâyet

İn râh râ nihâyet sûret kucâ tevan best

Keş sad hezâr menzil bîşest der bidâyet

Her çend burdî âbem rûy ez deret netâbem

Cevr ez habîb hoşter kez muddeî riâyet

Aşket resed be feryâd er hod besân-i Hâfiz

Kur’ân zi ber behânî der çârdeh rivâyet

 

Çeviri

O gönül okşayan sevgilime, içinde şikâyet de

olsa, şükretmekteyim. Aşktan anlayan biriysen,

dinle şu hikâyeyi.

Ona yaptığım her hizmeti karşılıksız yaptım ve

minnet de beklemedim. Tanrım, kimse inayetsiz

sevgiliye hizmet etmesin.

Kimse dudağı susamış rinde su vermiyor.

Sanırım, kadir kıymet bilenler buralardan çekmiş

gitmiş.

Ey gönül, onun kemendi andıran zülüflerine

dolanırım deme sakın! Çünkü orada hiç suç

işlemeyen âşıkların kesilmiş başlarım görürsün.

Gözlerin, gamzenle bir olup kanımızı içti ve sen

bunu hoş görüyorsun! Canım benim, kan dökeni

himaye etmek reva mıdır sence?

Şu karanlık gecede gideceğim yolu kaybettim.

Ey hidayet yıldızı, çık artık saklandığın köşeden.

Hangi yönden gittiysem, hep korkum arttı. Aman

şu çöllerden; aman şu bitmez tükenmez

yollardan!

Ey güzellerin güneşi; içim kaynıyor içim. Biraz

olsun beni inayet gölgene sığındır n’olur.

Bu yolun sonu gelir mi hiç! Daha baştayken yüz

bin konak göründü!

Beni rezil etmiş olsan da kapından yüz

çevirmem. Dostun çevri, rakibin saygısından

daha iyi.

Hâfiz gibi Kur’ân’ı on dört rivayet üzerinden

ezbere okusan dahi, imdadına ancak aşkın koşar.

 

GAZEL 95

Farsça Metin

Vezin: Mefâîlün Mefaîlün Mefaîlün Mefâîlün

Mudâmem mest mîdâred nesîm-i ca’d-i gîsûyet

Harâbem mîkuned herdem firîb-i çeşm-i câdûyet

Pes ez çendîn şekîbâî şebî yârab tevân dîden

Ki şem’-i dîde efrûzîm der mihrâb-i ebrûyet

Sevâd-i levhbîneş râ aziz ez behr-i an dârem

Ki cân râ nushaî bâşed zi levh-i hâl-i hindûyeş

Tu ger hâhî ki câvîdân cihan yekser biyârâyî

Sabâ râ gû ki berdâred zemânî burka’ ez rûyet

Veger resm-i fenâ hâhî ki ez âlem berendâzî

Berefşân tâ furû rîzed hezârân cân zi her mûyet

Men u bâd-i sabâ miskin, du sergerdân-i bîhâsıl

Men ez efsûn-i çeşmet mest u û ez bûy-i gîsûyet

Zihî himmet ki Hâfiz râst ez dunyî vu ez ukbî

Neyâyed hiç der çeşmeş be cuz hâk-i ser-i kûyet

 

Çeviri

Saçlarının kıvrımlarından esip gelen rüzgâr beni

sürekli sarhoş ediyor. Büyüleyici gözlerinin

aldatışı beni her an aldatıyor.

Tanrım, bunca sabırdan sonra, bir gececik olsun,

kaşlarının mihrabı önünde gözlerimi aydmlatan

mum gibi parlak yüzünü görmek mümkün olacak

mı?

Hint benli yüzünü canım için yazılmış bir muska

olarak gördüğüm için ona bakmayı kutsal

buluyorum.

Dünyayı sonsuza dek süslemek istersen, sabah

yeline söyle de bir an için yüzünden peçeyi

kaldırıversin.

Dünyadan yokluk denilen şeyi ortadan

kaldırmayı arzu edersen, saçlarını dağıt; dağıt ki

her telinden binlerce can dökülsün.

Ben ve sabah yeli; zavallı, avare, eli boş kalmış

iki âşığız. Ben senin gözlerinle büyülenmişim; o

ise senin saçlarından.

Hâfiz’daki bu himmet nasıl bir şeydir ki ha

dünya olmuş ha âhiret âlemi, gözleri sokağının

toprağı dışında hiçbir şeyi görmüyor.

 

GAZEL 96

Farsça Metin

Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

Derd-i mâ râ nîst dermân, elgıyâs

Hicr-i mâ râ nîst pâyân, elgıyâs

Dîn u dil bordend u kasd-i cân kunend

Elgıyâs ez cevr-i hûbân elgıyâs

Der behâ-yi bûseî cânî taleb

Mîkunend in dilsitânân elgıyâs

Hûn-i mâ râ hordend in kâfirdilân

Ey muselmânân çi dermân, elgıyâs

Hemçu Hâfiz rûz u şeb bîhîşten

Geşte’em sûzân u giryân, elgıyâs

 

Çeviri

Derdimizin dermanı yok, yardım edin, aman.

Ayrılığımızın biteceği yok, yardım edin, aman.

Dinimizi, gönlümüzü aldı götürdüler. Şimdi

canımıza kastediyorlar. Aman şu güzellerin

çevrinden! Yardım edin, aman.

Şu gönül alan dilberler bir öpücük karşılığında

can isterler. Yardım edin bize, aman.

bu kâfir kalpliler kanımızı içtiler. Müslümanlar,

bunun dermanı yok mu? Yardım edin, aman.

Hâfiz gibi kendimi bilmeden, gündüz gece, yana

yakıla, ağlaya sızlaya dolandım durdum. Yardım

edin, aman!

 

 

GAZEL 97

Farsça Metin

Vezin: Mefâilün Feilâtün Mefâilün Fa’lün

Tuî ki ber ser-i hûbân-i kişverî çun tâc

Sezed eğer heme-i dilberân dehendet bâc

Du çeşm-i şûh-i tu berhem zede hıtâ vu habeş

Be çîn-i zulf-i tu mâçîn u hind dâde harâc

Beyâz-i rûy-i tu rûşen çu âriz-i ruh-i rûz

Sevâd-i zulf-i siyâh-i tu hest zulmet-i dâc

Dehân-i heşd tu dâde revâc-i âb-i hızr

Leb-i çu kand-i tu bord ez nebât-i mısr revâc

Ezin maraz be hakikat şifâ nehâhem yâft

Ki ez tu derd-i dil ey cân nemîresed be ilâç

Çerâ hemî şikeni, cân-i men, zi sengdilî

Dil-i zaîf ki bâşed be nâzukî çu zucâc

Leb-i tu hızr u dehân-i tu âb-i heyvân est

Kad-i tu serv u miyân mûy u ber behiyyât âc

Futâd der dil-i Hâfiz hevâ-yi çun tu şehî

Kemine zerre-i hâk-i der-i tu bûdî kâc

 

Çeviri

Ülkedeki güzellerin baş tacısın sen. Bütün

dilberler sana haraç verse, yaraşır.

İki şuh gözün Hıta ve Habeş ülkelerini birbirine

düşürmüş. Zülfünün kıvrımlarına Maçin ve Hint

haraç veriyor.

Yanağının beyazlığı gündüzün yanağı gibi

parlak. Siyah zülüflerinin karanlığı bir karanlık

gece gibi.

Bal ağzın âbıhayata revaç vermiş. Şeker gibi tatlı

dudağın şeker kamışının değerini artırmış.

Gerçekten de bu hastalıktan şifa bulmayacağım.

Canım benim, senden dolayı gönül derdim

iyileşmiyor.

Canım benim, sırça kadar nazik olan şu zayıf

gönlümü neden hoyratça kırarsın?

Dudağın Hızır, ağzın âbıhayat. Boyun selvi,

belin kıl, göğsün fildişi.

Hâfiz’ın gönlüne senin gibi bir sultanın arzusu

düştü. Keşke Hâfiz, kapının toprağındaki en

küçük toz zerresi olsaydı!

 

GAZEL 98

Farsça Metin

Vezin: Mefâilün Feilâtün Mefâilün Feilün

Eğer be mezheb-i tu hûn-i âşıkest mubâh

Salâh-i mâ heme ânest kân turâ salâh

Sevâd-i zulf-i siyâh-i tu câ’iluzzulumât

Beyâz-i rûy-i çu mâh-i tu fâlikulesbâh

Zi çîn-i zulf-i kemendet kesî neyâft halâs

Ez ân kemânçe-i ebrû vu tîr-i çeşm necâh

Zi dıde’em şude yek çeşme der kenâr revân

Ki âşinâ nekuned der miyân-i an mellâh

Leb-i çu âb-i hayât-i tu hest kuvvet-i cân

Vucûd-i hâkî-yi mâ râ ezûst zikr-i revâh

Bedâd la’l-i lebet bûseî be sad zârî

Girift kâm-i dilem zû be sad hezâr ilhâh

Duâ-yi cân-i tu vird-i zebân-i muştâkân

Hemîşe tâ ki buved muttasıl mesâ vu sabâh

Salâh u tövbe vu takvâ zi mâ mecû Hâfiz

Zi rind u âşık u mecnûn kesî neyâft salâh

 

Çeviri

Senin meşrebinde âşıkların kanını dökmek

mübah ise, sen neyi uygun görürsen, bizim için

de uygun olan odur.

Siyah sülfunün karalığı karanlıklan yaratmış. Ay

gibi yüzünün beyazlığı sabahları ağartmış.

Kement gibi zülüflerinin kıvrımlarından kurtulan

çıkmadı. Kaşının yayından, gözünün okundan

kurtuluş yüzü gören olmadı.

Yanı başımda gözlerimden öyle bir ırmak

akmaya başladı ki denizciler bile bu suda gemi

yüzdüremez.

Abıhayatı andıran dudakların cana kuvvet verir.

Şu toprak bedenimiz bu yüzden şarabı dilinden

hiç düşürmez.

Yüz kere sızlandık da sonunda dudağının

lâlinden bir öpücük alabildik. Yüz binlerce

ısrardan sonra gönlümüzün muradına erdik.

Can sağlığın için dua etmek seni arzulayanların

virdi olmuş. Akşamlar ve sabahlar bir birini

izledikçe bu hep böyle sürüp gidecek.

Hâfız bizden tövbe, sakınma, iyi hal beklerim

deme. Rintte, âşıkta, mecnunda kimse hâlis amel

bulmamıştır ki.

 

GAZEL 99

Farsça Metin

Vezin: Mefâîlün Mefâîlün Feûlün

Dil-i men der hevâ-yi rûy-i ferruh

Buved âşufte hemçun mûy-i ferruh

Becuz hindû-yi zulfeş hîçkes nîst

Ki berhurdâr şud ez rûy-i ferruh

Siyâhî nîkbahtest anki dâyim

Buved hemrâz u hemzânû-yi ferruh

Şeved çun bîd lerzân serv-i âzâd

Eğer bîned kad-i dilcû-yi ferruh

Bedih sâkî şerâb-i ergavânî

Be yâd-i nergis-i câdû-yi ferruh

Du tâ şud kâmetem hemçun kemânî

Zi gam peyveste çun ebrû-yi ferruh

Nesîm-i muşk-i tâtârî hacil kerd

Şemîm-i zulf-i anberbûy-i ferruh

Eğer meyl-i dil-i herkes be câıst

Buved meyl-i dil-i men sûy-i ferruh

Gulâm-i himmet-i ânem ki bâşed

Çu Hâfız bende vu hindû-yi ferruh

 

Çeviri

Gönlüm Ferruh’un yüzünü görme arzusuyla

onırn saçları gibi karmakarışık oluyor.

Bir hindûyu andıran siyah zülüfleri dışında

kimse Ferruh’un yüzünden nasibini almıyor.

Onun zenciyi andıran siyah saçları ne

talihliymiş! Çünkü hep Ferruh’la sırdaş, hep

dizdize.

Eğer selvi onun cazibeli boyunu görecek olsa,

kıskançlığından kavak gibi titrer.

Sâkî, Ferruh’un o büyücü gözlerinin hatırına

erguvan renkli şarap ver.

Boyum yay gibi iki büklüm oldu da

üzüntüsünden Ferruh’un kaşları gibi birbirine

yapıştı.

Ferruh’un amber gibi kokan zülüflerinin kokusu

Tatar ceylanlarının miskini utandırır oldu.

Herkesin gönlü bir yere meylediyorsa, benim

gönlüm de Ferruh’a doğru akıyor.

Ferruh’a Hâfiz gibi kul köle olanların bu yolda

gösterecekleri himmete ben de köleyim.

 

GAZEL 100

Farsça Metin

Vezin: Mef ûlü Fâilâtü Mefâîlü Fâilün

Dî pîr-i meyfurûş ki zikreş be hayr bâd

Goftâ: Şerâb nûş u gam-i dil beber zi yâd

Goftem: Be bâd dehedem bâde nâm u neng

Goftâ: Kabûl kun suhan u herçi bâd bâd

Sûd u ziyân u mâye çu hâhed şuden zi dest

Ez behr-i in muâmele gamgîn mebâş u şâd

Bâdet bedest bâşed eğer dil nihî be hiç

Der ma’razî ki taht-i suleymân reved be bâd

Hâfiz geret zi pend-i hakîmân melâlet est

Kûteh kunîm kıssa ki omret dirâz bâd

 

Çeviri

Dün, Allah selâmet versin, yaşlı meyhaneci dedi

ki: Şarap iç ve gönlündeki gamı at kafandan.

Dedim: Bâde, ar, namus, her şeyimi yele

verecek. Dedi: Lâf dinle sen; ne olursa olsun.

Değil mi ki kâr zarar hesabı, sermaye elden

gidecek, bu alışveriş uğruna üzme kendini; hoş

tut gönlünü.

Süleyman tahtının bile yele gittiği bu sergide bir

hiçe gönül verirsen, sonunda ellerin boş kalacak

ancak.

Hâfiz, bilgelerin sözünden usanç geldiyse,

kapatalım bu meseleyi; Allah sana uzun ömürler

versin.



 

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s