TÜRKLER

Önemli Not: Bu sayfada yer Alan OGUZLAR ve 24 sayısından başlayan ve TAMGALAR başlığına kadar olan bilgiler (Araştırmacı – Yazar) Haydar Erdoğan Bey’e  aittir. Kaynak olarak http://www.burunoren.de adresinde yayın yapan siteden kopyalanmıştır.  

Haydar Erdoğan Beyin Orta Asya’dan Anadolu’ya Bir göçün Tarihi – Burunören köyü Belgeseli adlı 1000 sayfa tutan kitabında bu bilgiler mevcuttur.

24 Oğuz(TÜRK) Boyu

Soyumuz, Oğuz Han‘dan gelmektedir. Atamız Oğuz Han‘ın “Gün Han, Ay Han, Yıldız Han, Gök Han, Dağ Han, Deniz Han” adlarında 6 (altı) tane oğlu vardır. Oğuz Han’ın her oğlunun da dört tane oğlu vardır. İşte Atamız Oğuz Han’ın altı oğlundan olan 24 tane torunu, bugünkü “24 Oğuz Boyu“nu meydana getirmiştir. Bütün dünyaya yayılan Oğuzlar, bu 24 boya dayanmaktadır.

Şimdi bu boy adlarının ne anlama geldiklerini ve bu boyların nerede yaşadıklarına bakalım:

Boz-Oklar: Dış Oğuzlar da denip, Sağ kolu teşkil ederler.

1. Gün-Alp/Gün-Han: Sembolü şâhin. Oğulları:

a) Kayıg/Kayı-Han: “Sağlam, berk” anlamındadır. Üç kıta v e yedi denize altı yüz yıldan fazla hâkim olan Osmanlı sülâlesi bu boydandır. Kayı Boyundan Ertuğrul Gâzi ve her biri birer müstesnâ şahsiyete sâhip, çoğu dâhî, cihangir, kumandan, şâir ve sanatkâr olan Osmanlı sultanları, Kayı Han neslinin kıymetini göstermeye kâfidir.

b) Bayat: “Devletli, nîmeti bol” anlamındadır. Maraş ve çevresine hâkim olan Dulkadiroğulları, İran’da Kaçarlar, Horasan’da Kara Bayatlar, Maku ve Doğubeyazıt hanları, Kerkük Türkmenlerinin çoğu, bu boydandır. Dede Korkut kitabını 1480’de Hicaz’da yazan Tebrizli Hasan ve meşhûr şâir Fuzûlî bu boydandır.

c) Alka-Bölük/Alka-Evli: “Nereye varsa başarı gösterir” anlamındadır. Türkiye ve Âzerbaycan’daki Alaca, Alacalılar adı taşıyan yerler bu boyun hatırasıdır.

d) Kara-Bölük/Kara-Evli: “Kara otağlı (çadırlı)” anlamındadır. Karalar ve karalı gibi coğrafî yer adları bunlardan kalmadır.

2. Ay-Alp/Ay-Han: Sembolü kartal. Oğulları:

a) Yazgur/Yazır: “Çok ülkeye hâkim” anlamındadır. Ab-Yabgu devrindeki Yenibent Yabguları, Batı Türkistan’daki Cend Emirleri, Kara-Daş denilen Horasan Yazırları, Ahıska’dan aşağı Kür boyundaki Azgur-Et (Azgur Yurdu) Kalesi, Kürmanç Kürtlerinin Azan Boyu, Toroslardaki Gündüzoğulları Hanedanı bu boydandır.

b) Tokar/Töker/Döğer: “Dürüp toplar” anlamındadır. Yenikentli Vezir Ayıdur, Harput-Diyarbakır-Mardin hâkimleri, Artuklular, Sincar-Siverek, Suruç arasında hâkim eski Caber Beyleri, Memluklar devrinde Halep Döğeriyle Hama Döğerleri, bugünkü Mardin-Urfa arasında yirmi dört oymaklı Kürt Döğerleri, Hazar Denizi doğusundaki Saka Boyu Takharlar; Şavşat’taki Ören kale, To-Kharis ve Malatya’nın Tokharis bucağı, Dağıstan’daki Digor ve Kars ve Arpaçay sağındaki Digor kazası bu boydan hatıradır.

c) Totırka/Dodurga/Dödürge: “Ülke almak ve hanlık yapmak” anlamındadır. Sivas doğusundaki Tödürgeler bu boydandır.

d) Yaparlı: “Misk kokulu” anlamındadır. Zaza Çarekliler ve misk ticareti yapan Yaparı Oymağı bu boydandır. Yaparı Oymağının Akkoyunlu ve Giraylı camilerinin mihrap duvar harcına bu güzel ıtriyattan kattıklarından hâlâ hoş kokmaktadır. Diyarbakır ve Kırım’da hatıraları vardır.

3. Yıldız-Alp/Yıldız Han: Sembolü tavşancıl. Oğulları:

a) Avşar/Afşar: “Çevik ve vahşî hayvan avına hevesli” anlamındadır. Hazistan Beyleri, Konya’daki Karamanoğulları, İran’daki Avşarlı Nâdir Şah ve hanedanı, Ürmiye ve Horasan Afşarları bu boydandır.

b) Kızık: “Yasakta pek ciddi ve kuvvetli” anlamındadır. Gaziantep, Halep ve Ankara çevresindeki Kızıklar, Doğu Gürcistan’da ve Şirvan batısındaki ovaya Kızık adını verenler bu boydandır.

c) Beğdili: “Ulular gibi aziz” anlamındadır. Harezmşahlar, Bozok/Yozgat-Raka/Halep çevresindeki Beğdililer, Kürmanç Badılları bu boydandır.

d) Karkın/Kargın: “Taşkın ve doyurucu” anlamındadır. Akkoyunlu-Dulkadiroğlu ve Halep-Hatay bölgesindeki Kargunlar, Doğu Anadolu ve Âzerbaycan’daki ilkbaharda eriyen karların suları ile kopan sel ve su kabarmasına da Kargın/Korkhun denilmesi bu boyun adındandır.

Üç-Oklar: İç Oğuzlar da denilip, sol kolu teşkil ederler.

1. Gök-Alp/Gök Han: Sembolü sungur. Oğulları:

a) Bayundur/Bayındır: “Her zaman nîmetle dolu yer” anlamındadır. Akkoyunlular sülâlesi, İzmir’den Âzerbaycan’daki Gence’ye kadar Bayındır adlı yerler bu boydan gelir.

b) Beçene/Beçenek/Peçenek: “İyi çalışkan, gayretli” anlamındadır. Karadeniz kuzeyi ile Balkan Yarımadasına göçen ve 1071 Malazgirt ile 1176 Miryokefalon Meydan Muhârebelerinde Bizanslılardan ayrılarak Selçuklular safına geçen Peçenekler, Dicle Kürmançlarının iki ana kolundan güneydeki Beçene Kolu, Ankara-Çukurova Halep bölgelerindeki Türkmen oymaklarından Peçenekler bu boydandır.

c) Çavuldur/Çavındır: “Ünlü, şerefli, cavlı” anlamındadır. Türkmenistan’da Mangışlak Çavuldurları, Çorum çevresindeki Çavuldur ve Anadolu’daki Çavdar Türkmen oymakları, Erzurum ve çevresindeki Çoğundur adlı köyler bu boyun adından gelmektedir.

d) Çepni: “Düşmanı nerede görse savaşıp hemen çarpan, vuran ve hızlı savaşan” anlamındadır. Rize-Sinop arasındaki çok usta demirci Çepniler ve Çebiler, Kırşehir, Manisa-Balıkesir çevresindeki ve Kars ile Van bölgelerinde Türkmen Oymağı Çepniler bulunmaktadır.

2. Dağ-Alp/Dağ Han: Sembolü uçkuş. Oğulları:

a) Salgur/Salur: “Vardığı yerde kılıç ve çomağı ile iş görür” anlamındadır. Kars ve Erzurum hâkimi Salur Kazan Han Sülâlesi, Sivas-Kayseri hükümdarı âlim ve şair Kadı Burhâneddin Ahmed ve Devleti, Fars Atabegleri, Salgurlular, Horasan’daki Teke-Yomurt ve Sarık adlı Türkmenlerin çoğu bu boydandır.

b) Eymür/Imır/İmir: “Pek iyi ve zengin” anlamındadır. Akkoyunlu, Dulkadirli ve Halep Türkmenleri içindeki Eymürlü/İmirlü oymakları, Çıldır ve Tiflis’teki iyi halıcı ve keçeci Terekeme Oymağı bu boydandır.

c) Ala-Yontlup/Ala-Yundlu: “Alaca atlı, hayvanları iyi” anlamındadır. Yonca kelimesi bu boyun hatırasıdır.

d) Yüregir/Üregir: “Daima iyi iş ve düzen kurucu” anlamındadır. Orta Toros ve Çukurova Üç-Oklu Türkmenlerinin çoğu, Adana’daki Ramazanoğulları bu boydandır.

3. Deniz Alp/Deniz Han: Sembolü çakır. Oğulları:

a) Iğdır/Yiğdir/İğdir: “Yiğitlik, büyüklük” anlamındadır. İçel’in Bozdoğanlı Oymağı, Anadolu’da yüzlerce yer adı bırakan İğdirler, İran’da büyük Kaşkay-Eli içindeki İğdirler ve Iğdır adı, bu boyun hâtırasıdır.

b) Beğduz/Bügdüz/Böğdüz: “Herkese tevâzu gösterir ve hizmet eder anlamındadır. Dicle Kürtleri ilbeği olup, Hazret-i Peygamber’e elçi giden (622-623 yılları arasında Medîne’ye varan), Bogduz-Aman Hanedanı temsilcisi ve Kürmanç’ın iki ana kolundan Bokhlular/Botanlar, Yenikent-Yabgularından onuncu yüzyıldaki Şahmelik’in Atabegi Kuzulu, Halep Türkmenlerinden Büğdüzler bu boydandır.

c) Yıva/Iva: “Derecesi hepsinden üstün” anlamındadır. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşâh (1072-1092) devrinde Suriye ve Filistin’i feth eden Atsız Beğ, 12. yüzyılda Hemedân batısında Cebel bölgesi hâkimleri Berçemeoğulları, Haçlıları Halep çevresinde yenen Yaruk Beg, Güney-Âzerbaycan’daki Kaçarlu-Yıva Oymağı bu boydandır. Ankara’da çok makbul yuva kavunu bu boyun yerleştiği ve adları ile anılan köylerde yetişir.

d) Kınık: “Her yerde aziz, muhterem” anlamındadır. Büyük ve Anadolu Selçuklu devletleri, Orta Toroslardaki Üçoklu Türkmenler, Halep-Ankara ve Aydın’daki Kınık Oymakları bu boydandır.

Çepniler

Çepniler, sayıları 24 olarak belirlenen Oğuz Boyları’ndan biri ve en kalabalık olanıdır. Üç – Oklar’ın Gök Han koluna bağlıdırlar. Bilindiği gibi Oğuzlar; Türkiye ve Azerbaycan Türkleri’nin, Türkmenistan, Irak ve Suriye Türkmenleri ile Gagauzlar’ın atalarıdır. Cümleden anlaşıldığı üzere Çepniler Orta Asya kökenlidir.

Çepni isminin yer aldığı ilk yazılı metin, ilk Türk bilgini olan Kaşgarlı Mahmud’un 1070 yılında kaleme aldığı Divanü Lügati’t-Türk isimli eserdir.

Eserde Çepni Boyu, Oğuz Boyları’nın 21. sırasında gösterilmiş, damgasının resmi de verilmiştir. 13. yüzyılda yayınlanan bir başka önemli eserde Çepniler, Üç Oklar’ın 4. boyu olarak gösterilir. 16. yüzyılda, Anadolu’da Çepniler’e ait 50’ye yakın şehir adı tespit edilmiştir.

Günümüze intikal eden kaynaklarda yer alan bilgiler, Çepniler’in, Osmanlı Hânedânı’nın mensup olduğu ve en önemli, en şerefli, en büyük Oğuz Boyu olan Kayılar’a yakın önemde bir boy olduğu kanaatini uyandırıyor. Ne var ki onların savaşçı karakterleri, önemlerini günümüze yansıtacak kalıcı ürünler meydana getirmelerini engellemiş. Çepniler’e ait kabileler, değişik tarihlerde farklı cephelerde savaşmışlar ve ordu ile gittikleri bölgelere yerleşmişler. Savaşlarda nüfusları azalmış. Belli ve kalıcı bir kültür oluşturamamışlar.

Çepniler; 1071’de Anadolu’nun, 1277 yılından itibaren de Sinop’tan Trabzon’a kadar olan Karadeniz Bölgesi’nin fethedilmesinde çok aktif görevler üstlendiler. 1277 yılında Sinop’a saldıran Rum Pontus İmparatorluğu’nun ordusunu bozguna uğrattılar.

Daha sonra da Samsun’dan Giresun’a kadar olan bölgeyi ele geçirdiler. Hacı Emir adlı güçlü bir Çepni, derebeyi gibi bir unvanla bölgeyi yönetiyordu. Bir grup Çepni de 1461’de Fatih Sultan Mehmed Han, Trabzon’u fethetmeye gelmeden önce, şehri kendilerine yurt edinmişti.

Onlar, Fatih’in Ordusu’na yardımcı oldular. Elde edilen zaferde büyük payları vardır.

Trabzon’un fethinden sonraki tarihlerde Çepniler, konar – göçer hayatı bırakıp, yerleşik düzene geçtiler. 16. yüzyıla gelindiğinde, Zonguldak’ın sahil şehri olan Amasra’dan Rize’ye kadar uzanan kıyı şeridinde nüfusun çoğunluğunu Çepniler oluşturuyordu. Ne sebepledir bilinmez, Sinop’taki Çepniler’den günümüze insan ve iz kalmamıştır. Ordu ve Giresun’un bazı ilçeleri hariç, diğer bölgelerdeki Çepni nüfusu azalmıştır.

Çepniler, ‘nerede düşman görürse hemen savaşa tutuşan insanlar’ olarak bilinirler. Onlar, bu özellikleri sebebiyle 1690 yılında, Avusturya Seferi’ne çağrıldılar. Savaşa katılarak başarının sağlanmasında etkili oldular.

Çepniler, ilk Müslüman Türk’lerdendirler. Bazı güvenilir kaynaklarda, Alevîler’in bir kolu olarak tanımlanmaktadırlar. ‘Çepniler’in küçük bir bölümünün Alevî olduğu’ şeklindeki bir söylemin daha doğru olacağı şüphesizdir.

Bu gün, çoğunluğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşayan Çepniler’in Alevîlik’le ilgileri yoktur. Onlar Hanefî mezhebine mensupturlar.

Balıkesir ili dışında; Urfa, Maraş, Adana, Ankara, (Şereflikoçhisar) Yozgat, (Keksin) Kırşehir, (Hacıbektaş) Çorum, Sivas, Manisa, (Turgutlu) İzmir, (Bergama) bölgelerinde yaşayan Çepniler arasında Bekir, Ömer ve Osman isimlerine az da olsa rastlanması, Çepniler’in çok büyük bir ekseriyetinin Alevîlik’le ilişkilerinin olmadığının göstergesidir. Bilindiği gibi Alevîler, bu üç ismi kesinlikle kullanmazlar. Son iki cümlede, Çepniler’i Alevîlik’ten tenzih eden-uzak tutan bir anlam aranmamalı. Amaç, bir gerçeğin vurgulanmasından ibarettir.

Alevîler de, Alevî olan Çepniler de kültürümüze, ahlâki değerlerimize renk ve zenginlik katan has vatandaşlarımızdır.

Görüldüğü gibi Çepniler, Türkiye içinde ve dışında, çok geniş bir coğrafyaya yayılmışlardır. Bu olgunun sebepleri şöyle açıklanabilir: 1- Moğol istilâları, 2- Baba İshak Türkmenleri’nin ayaklanmaları, 3- Savaşçı karakterlerinin gereği olarak savaşlara katılmaları ve savaş amacıyla gittikleri yerler fethedildikten sonra oralara yerleşmeleri.

ÇEPNİLER VE ALEVİLİK

Çepniler’den bir grup, Ak-Koyunlu ve onun halefi olan Safevî Devleti’nin hizmetinde bulundular. Ak-Koyunlu ve Safevî ordularında görev alan Çepniler’in bir bölümü Anadolu’ya dönmedi. İran’a yerleşti. Bir bölümü de Urfa ve Hacıbektaş’a yerleşti.

Hacı Bektaş-ı Velî’nin ilk müritleri Çepniler’di. Ancak, Hacı Bektaş-ı Veli, hayatta iken kendisi ve müritleri Sünnî Müslüman idiler. Ölümünden sonra Bektaşilik öğretilerinde sapmalar meydana geldi. Bektaşî tarikatına mensup olanlar, Alevîlik ile özdeşleştirildi.

İran’a yerleşen Çepniler’in ise Şiî Mezhebine geçmiş olmaları tabiî ve kaçınılmazdır.

Balıkesir ilindeki Çepniler’in hangi etkenlerle Alevîlik kültürünü benimsedikleri bilinmiyor. Büyük bir olasılıkla onlar, Safevî Devleti’nin hizmetinde bulunanların torunlarıdır.

Balıkesir’de Çepni kelimesi, bazı kişiler tarafından aşağılayıcı amaçla kullanılır. Bu olgunun, onların Alevî’liğinden kaynaklandığı söylenemez. Alevî kültürüne saygılı olan Balıkesir’lilerde de aynı kullanım görülmektedir.

Balıkesir köylerindeki Çepniler arasında yüz kızartıcı olaylar, herhangi bir yerdeki, herhangi bir toplumda yaşananlardan fazla değildir. Bu yanlış tutumdan vazgeçilmesi arzu ve temennî edilir.

Çepniler’in Alevîlik ile ilgileri yukarıda anlatılanlardan ibarettir.

ANADOLU’DA ÇEPNİLER

Bazı kaynaklarda, 1500’lü yılların başında, bu günkü Giresun ilimize bağlı Keşap ve Dereli ilçelerinin bulunduğu yerlerde, ‘Çepni Vilâyeti’ isimli bir yerleşim bölgesinin varlığı yazılıdır. Çepniler’e bu sebeple Giresun ve çevresinde sıkça rastlanır.

Şebinkarahisar ve Alucra’da, Tirebolu’nun köylerinde Çepniler çoğunluktadır. Tirebolu şehir merkezinde yaşayanlar, hangi kökenden olurlarsa olsunlar, bütün köylülere ‘Çepni’ derler. O yörede, ‘Çepni’ kelimesi, ‘köylü’ ile özdeşleşmiştir.

Çepniler, tarihin bir döneminde, uzunca bir süre, Çepni olmayan etnik grupların gıpta ettiği insanlardı. Onların saygınlıkları, 19. yüzyılda doruğa çıktı. O dönemlerde bölge halkının çoğu, kendilerinin de Çepni olduğunu iddia ediyordu. Çepniler’in ünlü kabadayısı Çepni Ali, 1828-1829 Osmanlı-Rus Harbi’ne, çevresine topladığı 300 kişi ile katılmış ve Batum’a kadar giderek Ruslar’ı zarara uğratmış, ekibi ve topladığı ganimetle yurduna döndüğünde, gıpta ve hayranlıkla karşılanmıştı. Bölgede, ‘Çepni’ soyadını taşıyan pek çok aile vardır.

Ülkemizdeki Çepniler, çoğunlukla Karadeniz bölgesinde yaşıyorlar. Karadeniz coğrafyasında arazi engebeli, dağlık, ormanlık ve kayalıktır. Bu sebeple ekime elverişli alan azdır. Tarım gelişmemiştir. Halk, orta seviyenin altında bir ekonomik güce sahiptir. İmkânı olan aileler, çocuklarını okumaya yönlendirirler.

Orta Anadolu’da yerleşik Çepniler, Osmanlı döneminde cins atlar yetiştirirlerdi. Bunlara ‘At çekenler’ denilirdi. Onlar devlete vergi yerine at verirlerdi.

Günümüz Çepniler’i; çiftçilik, sütçülük, arıcılık, besicilik, fındık yetiştiriciliği ile geçim sağlamaktadırlar.

Ülkemizde yapılan nüfus sayımlarında, boy ile ilgili tespitler yoktur. Bu sebeple, Çepni Boyu’na mensup vatandaşlarımızın ne kadar olduğunu söylemek mümkün değildir.

Anadolu Çepniler’i 7 grupta toplanır:

Karadeniz Çepnileri : Rum Pontus İmparatorluğu yönetimindeki Trabzon, Osmanlılar tarafından fethedilmeden önce şehre gelip yerleşen ve fetih ordusunda bulunup Trabzon’da kalan Çepniler’den oluşmaktadır. Karadeniz Çepnileri , Giresun’dan Rize’ye kadar geniş bir alana yayılmışlardır. Yoğunlukla Şebinkarahisar ve Alucra ilçelerinde ve köylerinde otururlar. Bu bölgelerdeki topraklar, günümüz Çepnileri’nin ataları tarafından kan ve can vererek alınmıştır. ‘Çepni’ denildiğinde, Karadeniz Çepnileri akla gelir. Çepni kelimesine, ‘yiğit – gözü pek ve cesur’ anlamı kazandıran Çepni’ler bunlardır.

Ulu Yörükler: Sivas, Tokat ve Kırşehir illeri ile ilçe ve köylerinde yaşayan Çepniler’dir. Gümüşhâne’nin Kelkit ilçesinden 1520 yılında göç ettikleri biliniyor. İkinci kalabalık grubu oluştururlar.

Bozoklar: Yozgat ili ve ilçelerine bağlı köylerde yaşayan Çepniler’dir. Bozok, esasen Yozgat’ın eski adıdır. Yozgat, günümüzde de ‘İkinci Ergenekon’ olarak anılmaktadır.

Başım Kızdulu Çepnileri: Aydın ve Saruhan bölgesinde yerleşmişlerdir. ‘Kızdulu’ kelimesinin yazılışında bir yanlışlık yoktur. Bu tür isimlere, Anadolu’muzun başka bölgelerinde de rastlanmaktadır. Bu yöredeki Çepniler’in eski beylerinin adı Kantemir olduğundan, bunlar, ‘Kantemirli’ olarak da adlandırılırlar.

Dulkadirli Çepnileri: Maraş Bölgesine yerleşmişlerdir. Sayıca azdırlar.

Adana Çepnileri : 1519 yılında bölgeye geldiler. Çok az bir nüfusa sahiptirler. Bunlara ‘At Çekenler’ de denilmektedir.

Halep Türkmenleri : Kanuni Sultan Süleyman Han döneminde Suriye’ye yerleştirildiler. Avusturya Seferi’ne dâvet edilen Çepniler bunlardır. Bir kısmı sonradan Antakya’nın kuzeyindeki Gündüzlü ilçesine yerleştiler. Bir kısmı da 1728 yılında Bergama ve Turgutlu’ya geldi.

Çepniler… Onlar, Türkçe’den başka bir dille konuşmazlar.

Yaşadığımız coğrafyayı, onlarla birlikte vatan yaptık.

Birlikte yaşıyoruz, dünya durdukça birlikte yaşayacağız.

OĞUZ BOYLARININ ANADOLU’DAKI SON DURUMU( GÜNÜMÜZDEKI YERLEŞIM YERLERI)

1-KAYI

Kayıhan ………………………………………Afyon-Emirdağ
Karaçavuş(Kürtler kayı)…………………………… Amasya
Kayı (Balakayı) ……………………………………… Ankara-Yenimahalle-Kazan
Yenikayı (Zirkayı )…………………………………… Ankara-Yenimahalle-Yenikent
Kayı ………………………………………….. ………. Ankara-Güdül
Kayısopran…………………………………. ………… Bolu-Gerede
Kayı………………………………………. …………… Burdur-Çeltikçi
Demirli ( Kayı )……………………………………….. Burdur-Ağlasun-Karaaliler
Kayıçivi…………………………………… ……………Çankırı-Kargın
Gölezkayı………………………………….. …………. Çankırı-Eldivan
Hisarcıkkayı……………………………….. …………. ” ”
Kayı………………………………………. …………… Çankırı-Ilgaz-Belören
Kayılar (Kayıbekir)………………………………… …Çankırı-Orta
Kayıören…………………………………… …………. Çankırı-Orta
Çaparkayı………………………………….. ………… Çankırı-Şabanözü
Kayı………………………………………. ………….. Çorum-Merkez
Kayı ………………………………………….. ………. Çorum-İskilip
Kayı………………………………………. ………….. Çorum-Mecitözü
Kayhan (Kayhanköy )………………………………. Denizli-Merkez
Kayı (Selmik)…………………………………… ……. Diyarbakır-Bismil-Yukarısalat
Kayı (Yukarışingirik)……………………………. …. Diyarbakır-Dicle
Kayı………………………………………. ………….. Erzincan-Refaiye-Akarsu
Kayı………………………………………. ………….. Eskişehir-Çifteler
Kayı………………………………………. ………….. Eskişehir-Mihalıççık
Kayhan( Kayıhan)…………………………………… Giresun-Bulancak
Kayı………………………………………. ………….. Isparta (Merkez)
Kayı………………………………………. ………….. Kastamonu-Kuzkaya
Kurtkayı (Merzuklar)……………………………….. ” ” Kayıköy……………………………………. ………… Kastamonu-Daday
Aşağıkayı………………………………….. …………. Kastamonu-Tosya
Yukarıkayı…………………………………. ……….. ” ”
Kayıcılar………………………………….. …………. Konya-Bozkır-Belören
Kayı………………………………………. ………….. Kütahya-Emet
Kayı………………………………………. ………….. Kütahya-Tavşanlı
Kayı………………………………………. ………….. Nevşehir-Hacıbektaş
Kayı………………………………………. ………….. Niğde-Bor
Kayı ( Hedil )…………………………………………. Mardin-İdil-Haberli
Kayı………………………………………. ………….. Sivas-Suşehri-Akıncılar
Kayı………………………………………. ………….. Tekirdağ ( Merkez )

2-BAYAT

Şambayadı………………………………….. ………. Adana (Merkez)
Şambayat(Bucak)…………………………….. ……. Adıyaman-Besni
Bayatcık…………………………………… ………… Afyon (Merkez )
Bayat(Hambarcın)……………………………. ……. Afyon-Emirdağ
Bayat……………………………………… ………… Amasya(Ezine)
Bayat……………………………………… ………… Amasya(Merzifon)
Bayat……………………………………… ………… Ankara-Ayaş
Küçükbayat(Bayatatik)……………………….. ….. Ankara-Bala-Karakeçili
Zümrütova (Bayat )………………………………… Antalya-Elmalı-Akçay
Bayat……………………………………… ………… Antalya-Korkuteli
Bayatbademleri……………………………… ……… ” – ”
Bayat……………………………………… …………. Aydın-Konakpınar
Bayat……………………………………… …………. Bilecik-Gölpazarı
Yakabayat………………………………….. ………. Bolu-(Merkez)
Bayatlar…………………………………… ………… Çanakkale-Yenice-hamdibey
Bayat……………………………………… …………. Çorum-Merkez(ilçe)
Bayat……………………………………… …………. Çorum-Kargı
Bayat……………………………………… …………. Denizli-Çivril
Bayat ( Füseyni)…………………………………… … Diyarbakır-Çermik
Bayatlı……………………………………. ………….. Gaziantep(Merkez)
Bayatköyü………………………………….. ……….. Isparta-Atabey
Özbayat (Gemenbayat)……………………………… Isparta-Yalvaç
Bayatdoğanşali……………………………… ………. Kars-Iğdır-Taşburun
Bayat……………………………………… …………. Kastamonu-Tosya
Bayat……………………………………… …………. Konya-Hatip
Yağlıbayat…………………………………. ………… Konya-Obruk
Bayat……………………………………… ………… Konya-Beyşehir
Karabayat………………………………….. ………. Konya-Beyşehir-Doğanbey
Bayat……………………………………… ………… Kütahya-Aslanapa
Bayat……………………………………… ………… Kütahya-Sabuncu
Bayat……………………………………… ………… Manisa-Gördes
Bayat……………………………………… ………… Manisa-Soma
Bayat……………………………………… ………… Niğde-Bor
Bayat……………………………………… …………. Sakarya-Geyve
Bayat……………………………………… …………. Sinop-Durağan
Kalınbayat…………………………………. ……….. Urfa-Hilvan-Gölcük
Bayatören (Bayatviran)…………………………….. Yozgat-Osmanpaşa

3-ALKA-EVLİ

Halkahavlı…………………………………. ……….. Samsun-Vezirköprü
Halkaavlu………………………………….. ……….. Manisa-Kırkağaç-Gelembe

4-KARA- EVLİ

Karaevli…………………………………… ……….. Kastamonu-Kuzyaka
Karaevli…………………………………… ……….. Tekirdağ-Merkez
Karaevligeriş………………………………. ………. Zonguldak-Çaycuma-Perşembe
Karaevliçavuş (Çilesizoğlu)……………………….. ” ” “

5-YAZIR

Yazır……………………………………… ………… Ankara-Çubuk
Yazır……………………………………… ………… Antalya-Korkuteli
Kumluca yazırı(iydiryazırı)……………………….. Antalya-Kumluca
Yazır ( Finike yazırı)………………………………. Antalya-Finike
Yazır……………………………………… ………… Aydın-Karacasu
Yazırlı……………………………………. ………… Aydın-Na…..
Gölcük ( Yazır)…………………………………….. Burdur-Gölhisar-Çavdır
Yazır……………………………………… ………… Burdur- Ağlasun
Yazır……………………………………… ………… Çorum- Sungurlu-Boğazkale
Yazır……………………………………… ………… Denizli-Acıpayam
Yazır……………………………………… ………… Denizli-Çal
Yazır……………………………………… ………… Edirne-Enez
Yazır……………………………………… ………… Eskişehir-Sivrihisar-Günyüzü
Yazır……………………………………… ………… Gaziantep-Nizip-Barak
Yazır……………………………………… ………… Kayseri-Merkez
Yazır……………………………………… ………… Konya-Sille
Yazır……………………………………… ………… Konya-Doğanhisar
Yazır ( Kuzeyrip )………………………………….. Mardin-Savur-Sürgücü
Yazır……………………………………… ………… Tekirdağ-Barboros

6- DÖĞER

Döğer……………………………………… ………. Afyon-İhsaniye
Aşağı Düver……………………………………… .. Bolu-Gerede-Çavuşlar(Dörtdivan)
Yukarı-Döğer……………………………………… ” ” ” ”
Düğer……………………………………… ………. Burdur (Merkez)
Döğer (Dibni)……………………………………. .. Diyarbakır-Dicle
Döver (Düver)……………………………………. . Hatay-Harbiye
Düverlik…………………………………… ……… İzmir-Torbalı
Düğer……………………………………… ……… Kayseri-Himmetdede
Döğer (Düğer)……………………………………. . Konya-Ilgın
Düğer……………………………………… ………. Mugla-Fethiye-Kemer
Düğer……………………………………… ………. Sivas-Hafik
Düğer……………………………………… ………. Urfa-Hilvan-Ovacık

7- DODURGA

Dodurga……………………………………. ……… Afyon-Sandıklı
Dodurga……………………………………. ……… Ankara-Yenimahalle
Dodurga……………………………………. ……… Bilecik-Bozüyük
Yeni Dodurga……………………………………. .. Bilecik-Bozüyük-Dodurga
Dodurga……………………………………. ……… Bolu( Merkez)
Dodurga……………………………………. ……… Bolu-Mudurnu
Dodurga……………………………………. ……… Çankırı-Çerkeş
Dodurga……………………………………. ……… Çankırı-Orta
Dodurga……………………………………. ……… Çorum-Osmancık
Aşağı Dodurga(Dodurgalar) …………………….. Denizli Acıpayam
Yukarı Dodurga(Dodurgalar)…………………… ” ”
Dodurga……………………………………. …….. Mugla-Fethiye-Eşen
Dodurga……………………………………. …….. Sinop-Boyabat
Demiryut(Tödürge)…………………………… ….. Sivas-Zara
Dodurga……………………………………. ……… Tokat-Çamlıbel
Dodurga……………………………………. ……… Zonguldak-Ulus

8- YAPARLI

Yeni Yapar……………………………………… …. Bolu-Gerede
Eski Yapar……………………………………… …. Çorum-Alaca

9- AVŞAR ( AFŞAR )

Afşar……………………………………… ………… Afyon-Dinar-Dombayova
Avşar……………………………………… ……….. Amasya-Ezine
Afşar……………………………………… ………… Ankara-Bala
Büyük Afşar……………………………………… … Ankara-Delice
Küçük Afşar……………………………………… … Ankara-Delice
Afşar……………………………………… …………. Ankara-Güdül
Afşar……………………………………… …………. Ankara-Kalecik-Çandır
Avşar (Burhaniye)………………………………… .. Ankara-Polatlı
Afşar……………………………………… …………. Şereflikoçhisar-Ağaçören
Avşar (Afşar)……………………………………. …. Antalya-Elmalı_Akçay
Avşar……………………………………… ………… Aydın-Söke
KocaAvşar………………………………….. ……….Balıkesir-Merkez
Çam Avşar……………………………………… ……Balıkesir-Balya
Afşar(Afşargıdırıç-Afşargidiriç)……………………Bolu-Merkez
Afşartarakçı……………………………….. ……….. Bolu-Gerede
BirinciAfşar(afşarevvel)…………………….. ………Bolu-Gerede
İkinci Afşar(afşarsanı)……………………………. … ” ”
Afşar……………………………………… …………. Bolu-Mengen-Gökçesu
Afşar……………………………………… …………. Bursa-Yenişehir
Afşar……………………………………… …………. Çankırı-Çerkeş
Avşar……………………………………… …………. Çorum-Kargı-Hacıhamza
Menteşe(Afşar)……………………………… ……….Denizli-Honoz
KarahüyükAfşarı…………………………….. ………Denizli-Acıpayam
KumAfşarı………………………………….. ……….. ” ”
Avşarözü(Hüseyinşeyh)……………………….. …… Erzincan-Refaiye
YakaAvşar………………………………….. ……….Isparta-Eğridir-Aksu
Afşar……………………………………… …………..Isparta-Gelendost
Afşar……………………………………… …………. Kastamonu-İhsaniye(Araç)
Afşargüney…………………………………. ………..Kastamonu-Küre
Afşarimam………………………………….. ……….. ” ”
Afşar……………………………………… …………..Kastamonu-Taşköprü
Avşarpotuklu……………………………….. ……….Kayseri-Pınarbaşı
Avşarsöğütlü……………………………….. ………..Kayseri-Pınarbaşı-Pazarören
Büyüksöbeçimen( Avşar)…………………………… Kayseri-Sarız
BayAfşar…………………………………… …………Konya-Beyşehir
KüçükAfşar…………………………………. ………. ” ”
Afşar……………………………………… ………….Konya-Çumra-Dinek
Afşar……………………………………… ………….Konya-Hadim-Taşkent
Afşarlı……………………………………. …………. Konya-Kadınhanı-Kurtasanlı
Afşar……………………………………… ………….Kütahya-Emet-Pazarören(örencik)
Afşar(Kürtleravşarı)………………………… …….. Kahramanmaraş-Merkez
Avşarlı……………………………………. ………… Kahramanmaraş-Türkoğlu
Avşar……………………………………… ………… Mugla-Milas
Afşar……………………………………… ………….Manisa-Sarıgöl
Avşar……………………………………… …………Manisa-Gördes-Köprübaşı
Avşar……………………………………… ……… Manisa-Turgutlu
Avşarcık…………………………………… ……… Sivas-Divriği
Avşar……………………………………… …………Sivas-İmranlı-Karacaören
Avşar……………………………………… …………Sivas-Suşehri-Akıncılar
Avşarören(Avşarveran)……………………….. …. .Sivas-Kangal-(Akpınar)
Avşar……………………………………… …………Sivas-Zara-Şerefiye
Avşar(Apşur)……………………………….. ………Tekirdağ-Barboros
Avşarağzı………………………………….. ………..Tokat-Çamlıbel
Avşaralanı…………………………………. …….. Yozgat-Çayıralan
Afşar……………………………………… ……….. Zonguldak-Eflani

10- KIZIK

Kızık……………………………………… ……… Afyon-Sandıklı
Kızık……………………………………… ……… Amasya-Gümüşhacıköy-Saraycık
Kızık(Ravlıkızıgı)………………………….. …… Ankara-Çubuk-Akyurt
Kızık……………………………………… ……… Ankara-Kızılcahamam(Çeltikçi)
Kızıklı……………………………………. ……… Balıkesir-Burhaniye
Kızık……………………………………… ……… Balıkesir-Manyas
Kızıksa( Kızılköy)………………………………… ” – ”
Kızık……………………………………… ……… Bolu-Seben
Sarıkaya( Kızık)…………………………………. Bolu-Kıbrıscık
Cumalıkızık………………………………… …… Bursa(Merkez)
Fidye Kızık……………………………………… .. Bursa(Merkez)
DereKızık………………………………….. ……. Bursa-Gürsu
HamamlıKızık……………………………….. …. Bursa-Gürsu
Kızıklı……………………………………. ……… Çorum-Alaca
Kızık Hamurkesen………………………………. Gaziantep-Merkez
Övündük (YenidinekKızık)…………………….. ” ”
Kızık……………………………………… ……… Kahramanmaraş-Andırın
Kızık……………………………………… ……… Kayseri-Güneşli
Kızık……………………………………… ……… Kayseri-Develi
Kargınkızıközü……………………………… ….. Kırşehir-Kaman
Yenigüdemem (Kızık)…………………………… Karaman
Kızık……………………………………… ……… Kütahya-Emet-Örencik
Kızık……………………………………… ……… Kütahya-Köprüören
Kızık……………………………………… ……… Kütahya-Simav
Kızık (Kınık)……………………………………. . Malatya-Arguvan
BüyükKızık…………………………………. ….. Sinop-Gerze-Dikmen
KüçükKızık…………………………………. ….. ” – ” – ”
Kızık……………………………………… ……… Sivas-Zara-Şerefiye
Kızık……………………………………… ……… Tokat-Çamlıbel
Kızık……………………………………… ……… Tunceli-Ovacık-Yeşilyazı

11- BEĞ- DİLİ

Beydili……………………………………. …….. Ankara-Nallıhan
Beydili……………………………………. …….. Ankara-Nallıhan-Beydili
Beydili ( Ovacık )………………………………. Çankırı-Orta(Ovacık)
Beydini……………………………………. ……. Çankırı-Ovacık
Bedil……………………………………… …….. Çankırı-Çerkeş
Beydili……………………………………. …….. Çorum-Merkez
Beydili……………………………………. …….. Çorum-Bayat
Beydili……………………………………. …….. Denizli-Çivril-Işıklı
Beydili (Arabanbeydilli)……………………….. Gaziantep-Araban
Beydili……………………………………. …….. Isparta-Sütçüler
Beydili……………………………………. …….. İçel-Gülnar
Beydili……………………………………. …….. Karaman
Beydili……………………………………. …….. Sivas-Hafik

12- KARGIN

Kargın…………………………………….. ……. Afyon-Sandıklı
Kargın…………………………………….. ……. Ankara-Çubuk
Kargın…………………………………….. ……. Ankara-Kalecik-Çardır
Kargın…………………………………….. ……. Kırıkkale-Balışeyh(Balışık)
Kargın…………………………………….. ……. Antalya-Korkuteli
Kargın…………………………………….. ……. Balıkesir-Bigadiç
Kargın…………………………………….. ……. Çorum-Alaca
Derekargın…………………………………. ….. Çorum-İskilip
Kargın…………………………………….. …… Erzincan-Tercan
Kargın…………………………………….. …… Eskişehir-Merkez
Karkın…………………………………….. …… Eskişehir-Sivrihisar
Kargın…………………………………….. ……. Kastamonu-Tosya
Kargın-Kızıközü……………………………….. Kırşehir-Kaman
Kargın-Meşe…………………………………… ” – ”
Kargın-Selimağa………………………………. ” – ”
Kargın-Yenice…………………………………. ” – Mucur
Karkın…………………………………….. …… Konya-Çumra
Dedekarkın…………………………………. ….. Malatya-Yazıhan
Kargın…………………………………….. ……. Manisa-Turgutlu-Ahmetli
Kargınışıklar………………………………. ….. Manisa-Demirci-Karbasan
Kapugargın(Kargınkürü)……………………… Muğla-Köycegiz-Ortaca
Kargın…………………………………….. ……. Aksaray-Taşpınar
Kargın…………………………………….. ……. Sivas-Koyulhisar
Kargın…………………………………….. ……. Sivas-Yıldızeli-Çırçır
Kargın (Demenikargın)………………………… Tokat-Çamlıbel
Kargıncık (Karkıncık)…………………………. ” – ”
Kargın…………………………………….. ……. ” – Turhal

13- BAYINDIR

Bayındırlı…………………………………. ……. Adana-Bahçe-Haruniye
Bayındır…………………………………… ……. Ağrı-Tutak
Bayındır…………………………………… ……. Ankara-Çankaya
Bayındır…………………………………… ……. Ankara-Çamlıdere-Peçenek
Bayındır…………………………………… ……. Antalya-Elmalı
Bayındır…………………………………… …….. Antalya-Kaş
Bayındır…………………………………… ……. Aydın-Na…..
Ovabayındır………………………………… ….. Balıkesir-Merkez
Bayındır…………………………………… ……. Bolu-Göynük
Bayındır…………………………………… …… Burdur-Merkez
Bayırköy(Bayındır)………………………….. … Burdur-Gölhisar-Çavdır
Bayındır…………………………………… ……. Burdur-Yeşilova
Bayındır(KokarcaMamure)……………………. Bursa-İznik
Bayındır…………………………………… ……. Bursa-Orhaneli-Büyükorhan
Bayındır…………………………………… ……. Çankırı(Merkez)
Bayındır…………………………………… ……. Çankırı-Çerkeş
Bayındır…………………………………… ……. Çankırı-Eskipazar
Derebayındır……………………………….. ….. Çankırı-Orta
Ortabayındır(Yenicebayındır)………………… ” – ”
Tutmaçbayındır……………………………… … ” – ”
Bayındır…………………………………… …… Çorum-Mecitözü
Bayındır(Arapkent)………………………….. .. Diyarbakır-Bismil-Tepe
Bayındır…………………………………… …… Elazığ-Keban
Bayındır…………………………………… …… Erzurum-İspir-Pazaryolu
Bayındır…………………………………… …… Erzurum-Tekman-Gökoğlan
Aşağıbayındır………………………………. …. Gaziantep-Nizip
Yukarıbayındır……………………………… … Gaziantep-Nizip
Bayındır…………………………………… …… Giresun-Bulancak-Kovancık
Bayındır…………………………………… …… Gümüşhane-Yağmurdere
Bayındır…………………………………… …… İçel-Silifke
Bayındır…………………………………… …… İzmir
Bayındır…………………………………… …… Kastamonu-Kuzyaka
Bayındır…………………………………… …. Kırşehir-Kaman
Bayındır…………………………………… …. Konya-Beyşehir
Bayındır…………………………………… …. Samsun-Kavak
Bayındır (Melüller)………………………….. Sivas-Kangal-Kavak

14 – PEÇENEK

Peçenek……………………………………. …. Adana-Bahçe-Haruniye
Peçenek……………………………………. …. Ankara-Altındağ
Peçenek……………………………………. …. Ankara-Çamlıdere
Peçenek( Bala)……………………………….. Ankara-Çubuk-Sirgeli
Peçene…………………………………….. ….. Eskişehir-Çifteler
Biçer (Peçene)………………………………… Konya
Peçenek(Mirkefşin)………………………….. . Mardin-İdil

15- ÇAVULDUR (ÇAVUNDUR )

Çavuldur (Çavundur)………………………… Amasya-Merzifon
Aşağıçavundur………………………………. .. Ankara-Çubuk
Yukarıçavundur……………………………… . Ankara-Çubuk
Turunçova (Çavdır)…………………………… Antalya-Finike
Çavdır…………………………………….. ….. Anatlya-Kaş-Kalkan
Çavdır…………………………………….. ….. Aydın-Bozdoğan
Çavdır…………………………………….. ….. Burdur-Gölhisar
Çavundur…………………………………… … Çankırı-Kurşunlu-Atkaracalar
Çavundur (Licek/Lico)……………………….. Diyarbakır-Lice-Kayacık
Çavundur…………………………………… … Isparta-Şarkikaraağaç
Çavundur…………………………………… … Kastamonu(Merkez)
Çavundur…………………………………… … Kastamonu-Kuzyaka
Çavdır…………………………………….. ….. Manisa-Soma
Çavdır…………………………………….. ….. Muğla-Ula-Kavaklıdere

16- ÇEPNİ (ÇETMİ)

Çepni……………………………………… …… Afyon-Sandıklı-Hocalar
Çetmi……………………………………… …… Amasya-Gümüşhacıköy
Çepnişabanlı……………………………….. …. Şereflikoçhisar-Ağaçören
Çepni……………………………………… …… Balıkesir-Bandırma-Edincik
Yeniçepni(Çerkezcetni)………………………. . Bilecik-Bozüyük
Yürükcetmi(Yürükcetni)……………………… Bilecik-Bozüyük
Çepni……………………………………… …… Bolu-Merkez
Çepni……………………………………… …… Bolu-Mudurnu
Çepni……………………………………… …… Bursa-Mudanya
Küçükçetmi…………………………………. … Çanakkale-Küçükkuyu-Ayvacık
Yeşilyurt(Büyükçetmi)……………………….. . Çanakkale-Ayvacık-Küçükkuyu
Çetmi……………………………………… …… Çanakkale-Ezine
Çetmi……………………………………… …… Çorum-İskilip
Göletçetmi…………………………………. ….. Çorum-Kargı
Çepni……………………………………… ……. Giresun-Espiye
Çayırlı(Çetmi)……………………………… ….. İzmir-Tire
Çepni……………………………………… …… Kastamonu-Çatalzeytin
Çetmi……………………………………… …… Kastamonu-Taşköprü
Çepni……………………………………… …… Kastamonu-Kengiri-Tosya
Çepni……………………………………… …… Kırşehir-Merkez-Çiçekdağı
Çetmi……………………………………… …… Konya-Beyşehir-Üzümlü
Çetme……………………………………… ….. Konya-Doğanhisar
Çetmi……………………………………… …… Konya-Hadim-Taşkent
Çepniharmandalı(Yobazharmandalı)………… Manisa-Saruhanlı
Çepnimuradiye………………………………. .. Manisa-Saruhanlı
Çepnibektaş………………………………… …. Manisa-Turgutlu
Çepnidere………………………………….. ….. Manisa-Turgutlu
Çepni……………………………………… …… Samsun-Alaçam
Çitme……………………………………… …… Sivas-Divriği-Gedikpaşa
Çepni……………………………………… …… Sivas-Gemerek
Dereçepni(Kötüçepni)………………………… Yozgat-Boğazlıyan
Yazıçepni………………………………….. ….. Yozgat-Boğazlıyan

17- SALUR

Salur……………………………………… ……. Antalya-Elmalı
Salur……………………………………… ……. Antalya-Kumluca
Salur……………………………………… ……. Antalya-Manavgat
Salur……………………………………… ……. Bolu-Gerede
Salur……………………………………… ……. Çankırı-Orta
Salur……………………………………… ……. Çorum-Seydim
Salur……………………………………… ……. ErzincanRefahiye-Akarsu
Salur……………………………………… ……. Isparta-Şarkikaraağaç
Salur……………………………………… ……. Kayseri-Güneşli
Salur……………………………………… …….. Karaman
Salur……………………………………… …….. Konya-Karapınar

Salur……………………………………… …….. Manisa-Gördes
Salurçiftliği………………………………. …….. ” – ”
Salur……………………………………… …….. Samsun-Ladik
Salur……………………………………… ……. Tokat-Artova
Salur……………………………………… ……. Tokat-Zile-Boztepe
Salur……………………………………… ……. Yozgat-Sorgun

18- EYMÜR (EYMİR)

Eskieğmir………………………………….. …. Afyon-İhsaniye
Eymir……………………………………… …… Amasya-Merzifon-Alıcık
Kıreymir…………………………………… …. Amasya-Merzifon-Sarıbuğday
Eymir(Eğmir)……………………………….. .. Amasya-Suluova
İymir(Eymür-iğmir)………………………….. Ankara-Yenimahalle-Kazan
Aşağıemirler……………………………….. …. Ankara-Çubuk
İmirli…………………………………….. ……. Ankara-Delice
İğmir……………………………………… …… Ankara-kızılcahamam-Pazar
Eymir……………………………………… ….. Nallıhan
Eymir(Eğmir)……………………………….. .. Antalya-Elmalı
Dağeymiri(dağemiri)…………………………. . Aydın-Merkez
Ovaeymiri(Ovaemiri)…………………………. Aydın-Merkez
Eymir……………………………………… …… Aydın-Karacasu
Eğmir……………………………………… …… Balıkesir-Havran
Eymir(Eymur-Eymür)………………………… Bolu-Gerede
Eymir……………………………………… …… Bursa-İnegöl
Eymir……………………………………… …… Çorum-Merkez
Eğmir……………………………………… …… Giresun-Aluçra-Çamoluk
Eymür……………………………………… ….. Giresun-Tirebolu
Eymür……………………………………… ….. Gümüşhane-Bayburt-Demirözü
Eymür……………………………………… ….. Gümüşhane-Kelkit
Yakaemir(Yakaeymür)……………………….. Isparta-Şarkikaraağaç
Eymir……………………………………… …… Kastamonu(Merkez)
Eymir(Eğmir)……………………………….. … Kütahya-Altıntaş
Eymir……………………………………… …… Malatya-Arapkir
Eymir……………………………………… …… Malatya-Arguvan
Eymirli(Tibyat)…………………………….. …. Mardin-Kızıltepe
Eymür……………………………………… ….. Ordu-Ulubey
Eymir……………………………………… …… Samsun-Havza
Eymir……………………………………… …… Sinop-Gerze
Eymir……………………………………… …… Sivas-Hafik
Eymir……………………………………… …… Sivas-Kangal-Kavak
Eymir……………………………………… …… Sivas-Zara
Eymür……………………………………… ….. Tokat-Reşadiye
Eymir……………………………………… …… Yozgat-Sorgun

19- ALA-YUNDLU

Alayund……………………………………. …… Kütahya-Merkez
Alayunt(Arbay)……………………………… …. Mardin-Midyat-Dargeçit(Kerburan)

20- YÜREĞİR

Yüreğil……………………………………. …….. Afyon-Dazkırı
Yüreğil……………………………………. …….. Afyon-Emirdağ
Üreğil…………………………………….. …….. Ankara-Beypazarı-Uruş
Yüreğil……………………………………. ……. Ankara(semt adı)
Yüreğil (Menderesboğazı)……………………… Balıkesir-Sındırgı
Yeniyüreğil………………………………… …… Bilecik-Bozüyük-Dodurga
Yüreğil……………………………………. ……. Burdur-Bucak-Kızılkaya
Yeşilköy(Yüreğil……………………………. …. Burdur-Tefenni
Üreğil…………………………………….. …….. Bursa-Orhangazi
Yüreğil(Yüreyil)……………………………. ….. Denizli-Acıpayam
Dilek(Öregel)………………………………. ….. Giresun-Şebinkarahisar
Karademir………………………………….. …. Giresun-Tirebolu
Yüreğil……………………………………. ……. Kayseri-Güneşli
Eskiyüreğil(Atikyüreğil)…………………….. .. Kütahya-Köpüören
Oluklu(İregül) ……………………………… Ordu-Fatsa
Öreğil(Üreğil)……………………………… ….. Sivas-Hafik
Büyükyüreğil……………………………….. …. Sivas-Şarkışla
Küçükyüreğil……………………………….. …. Sivas-Şarkışla

21- İĞDİR

İğdir(Iğdır)……………………………….. ……. Ankara-Kızılcahamam-Pazar
Kumlucayazırı(İydiryazırı)…………………… . Antalya-Kumluca
Iğdır……………………………………… ……… Bolu-Düzce-Gümüşova
İğdir……………………………………… ……… Burdur-Yeşilova
İğdir……………………………………… ……… Bursa-Gürsu
İğdir(Iğdır)……………………………….. ……. Çankırı-Kurşunlu
İğdir(Iğdır)……………………………….. ……. Çankırı-Yapraklı
İğdir……………………………………… …….. Denizli-Çivril
İğdir( Iğdır)……………………………………. Eskişehir-Sarıcakaya
İğdir……………………………………… ……. Gümüşhane-Bayburt-Naden
İğdir ( Cerit )………………………………….. İçel-Merkez
Iğdır……………………………………… …… Iğdır( il)
İğdir ( Iğdır)…………………………………… Kars-Selim
Nefsiiğdir (İğdir)……………………………… Kastamonu-Araç-İğdir
İğdir……………………………………… ……. Kastamonu-Araç
İğdirkışla…………………………………. …… Kastamonu-Araç
İğdir……………………………………… ……. Kastamonu-Küre
İğdir(Iğdır)……………………………….. …… Malatya-Hekimhan
İğdir……………………………………… ……. Samsun-Bafra-Kolay
İğdir……………………………………… ……. Sivas-Zara-Beypınarı
İğdir……………………………………… ……. Tokat-Artova
İğdir……………………………………… ……. Tokat-Zile
Başiğdir…………………………………… …… Zonguldak-Ereğli (Eflani)

22- BÜĞDÜZ

Büğdüz…………………………………….. ……. Ankara-Çubuk-Akyurt
Büğdüz…………………………………….. ……. Burdur-Merkez
Büğdüz…………………………………….. ……. Çankırı-Orta
Büğdüz…………………………………….. ……. Çorum-Merkez
Büğdüz…………………………………….. ……. Eskişehir-Alpu
Büğdüz(Büydüz)……………………………… … Gaziantep-Oğuzeli
Büğdüz(Büğüz)………………………………. …. Kırşehir-Kaman

23- YIVA ( YUVA )

Yuvaköy……………………………………. ……. Amasya-Ezine
Yuva………………………………………. …….. Ankara-Yenimahalle
Yuva………………………………………. …….. Ankara-Çubuk-Sirgeli
Yuva………………………………………. ……… Antalya-Elmalı
Yuvalılar………………………………….. …….. Antalya-Finike
Yuvacık……………………………………. …….. Antalya-Kaş-Kalkan
Yuva………………………………………. …….. Bolu-Merkez
Yuva………………………………………. …….. Bolu-Seben
Yuva………………………………………. …….. Burdur-Ağlasun-Kızılkaya
Yuva………………………………………. …….. Burdur-Tefenni
Yuvalak……………………………………. ……. ” – ”
Yuvalar……………………………………. ……. Çanakkale-Çan
Yuva………………………………………. …….. Çankırı-Orta
Yuva………………………………………. …….. Çorum-İskilip
Yuva………………………………………. …….. Denizli-Çivril-Işıklı
Yuvaköy……………………………………. …… Giresun-Dereli_Yavuzkemal
Yuvalı…………………………………….. …….. Hatay-Hassa-Aktepe
Aşağıyuva………………………………….. ……. Kastamonu-Kuzyaka
Yuvacık……………………………………. …….. Koçaeli-Bahçecik
Yuva………………………………………. …….. Nevşehir
Yuva………………………………………. …….. Aksaray-Taşpınar
Yuva………………………………………. ……… Sivas-Divriği-Sincan
Yuva………………………………………. ……… Sivas-Gürün-Konakpınar
Yuva………………………………………. ……… Sivas-Saray

24- KINIK

Kınık……………………………………… ……….. Afyon-Dinar-Haydarlı
Kınık……………………………………… ……….. Afyon-Sandıklı-Karadirek
Kınık……………………………………… ……….. Afyon-Sinanpaşa(Sincanlı)
Kınık……………………………………… ……….. Ankara-Yenimahalle-Kazan
Kınık……………………………………… ………. Ankara-Kalecik-Çandır
Kınık……………………………………… ………. Ankara-Kızılcahamam(Çeltikçi)
Kınık……………………………………… ………. Ankara-Kızılcahamam-Pazar
Kınık……………………………………… ……. Antalya-Kaş-Kalkan
Kınık……………………………………… ………. Balıkesir-İvrindi
Kınık……………………………………… ………. Balıkesir-Sındırgı
Kınık……………………………………… ………. Bilecik-Yarhisar
Kınık(Hotanlı)……………………………… ……. Bilecik-Pazaryeri
Sazak Kınık……………………………………… . Bolu- Merkez
Susuzkınık…………………………………. …….. Bolu-Merkez
Kınık……………………………………… ………. Bolu-Akçakoca
Adakınık…………………………………… ……… Bolu-Gerede-Çavuşlar(Dörtdivan)
Aşağıkınık(Kınıkzır)………………………… …… Bolu-Göynük
Yukarıkınık(Kınıkbala)………………………. …. Bolu-Göynük
Kınık……………………………………… ………. Bursa-İnegöl
Kınık……………………………………… ………. Bursa-Orhaneli-Büyükorhan
Kızıllar(Kınık)…………………………….. …….. Çankırı-Çerkeş
Kınıkdelileri………………………………. ……… Çorum-Merkez
Kınık……………………………………… ……….. Çorum-Seydim
Kınıklı……………………………………. ……….. Denizli-Merkez
Kınıkyeri………………………………….. ……… Denizli-Çameli
Kınık……………………………………… ………. Eskişehir-Sivrihisar
Kınık……………………………………… ………. Giresun-Şebinkarahisar
Kınık(ilçe)………………………………… ……… İzmir
Kınıkköy(Kınıkkoz)………………………….. …. K.Maraş-Süleymanlı
Kınık……………………………………… ………. Kastamonu-Devrikani
Kınık……………………………………… ………. Kastamonu-Tosya
Yazıkınık………………………………….. ……… Kırşehir-Mucur
Kınık(Abadaniye)……………………………. ….. Konya( Aşağıpınarbaşı)
Kınık……………………………………… ………. Konya-Bozkır
Kınık……………………………………… ……….. Kütahya-Merkez
Kınık……………………………………… ………. Kütahya-Simav
Kızık(Kınık)……………………………….. …….. Malatya-Arguvan
Tatkınık…………………………………… ……… Malatya-Arguvan
Kınık……………………………………… ………. Manisa-Gördes-Köprübaşı
Kınık……………………………………… ………. Manisa-Kırkağaç(Gelenbe)
Kınık……………………………………… ………. Manisa-Selendi
Kınık……………………………………… ………. Muğla-Fethiye-Seki
Kınıklar…………………………………… ………. Tekirdağ-İnecik
Kınık……………………………………… ……….. Tokat-Almus

( Araştırma: Prof. Dr.TuncerGÜLENSOY)

İçinde belirtilen isimler yerleşimlerin 1968 yılından önceki adlarıdır. Bu araştırma Kültür Bakanlığı Folklor Araştırma Dairesi Yayınlarından 1977 Basımı Türk Halkbilim Araştırma Yıllığından alıntıdır. Son dönemde yeni iller oluşması sebebi ile bazı yerlerin bağlı olduğu iller değişmiş olabilir.

 

OSMANLI DEVLETİ’Nİ KURAN HANEDANIN SOYKÜTÜĞÜ


Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hakkında yapılan çalışmalar, romantik milliyetçiliğin tesirleri ile 20. yüzyılın ikinci yarısında büyük bir ivme kazandı. P. Wittek, H. A. Gibbons, J. Marquadrt, F. Köprülü, Z. V. Togan, H. İnalcık gibi tarihçilerin kaleme aldığı ve kuruluş ile ilgili ileri sürdükleri nazariyeler uzun süre tarihçileri meşgul etti. Bugün dahi Osmanlı Devleti’nin kuruluşu ile ilgili öne sürülen yeni görüşler bu nazariyelerden etkilenmiştir. Söz konusu görüşler arasında bilhassa “Osmanlıların menşeinin Kayılara dayandığı” yönündeki nazariye genel kabul görmüş gibidir.

Osmanlı Devleti’nin kuruluşu ile ilgili farklı görüşlerin mevcudiyeti ve bu konunun her zaman tarihçileri meşgul etmesi, kuruluş dönemi ile ilgili tarihî malzemenin eksikliğinden kaynaklanır. Konu ile ilgili bilgi veren kaynaklar, daha sonraki dönemlere aittir ve ilk kaynak, Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihi olarak kabul edilen 1299 yılından yaklaşık bir asır sonra kaleme alınmıştır.

Osmanlı Devleti’nin ilk yıllarından bahseden ve geç devirlere ait kaynaklarda yer alan bilgiler, bugün Osmanlı Devleti’nin kuruluşu ile ilgili bilgilerimizin kaynağını teşkil eder. Bir asır gibi uzun bir süre sonra kaleme alınan bu eserlerde tarihî hakikatler ile destansı özellikler, hayal mahsulü unsurlar, gerçek ve sıra dışı olaylar iç içe geçmiştir. Bunları birbirinden ayırmak hayli zordur. Üstelik 15. yüzyılın tarih yazarları, 13. yüzyıl gerçeğine romantik bir zaviyeden bakmışlar; ellerindeki kaynaklar arasındaki farklılıkları, tutarsızlıkları, dağınık bilgileri kendi içinde uyumlu bir “masal”a çevirerek anlatmışlardır.[1] Bu masallar, 15. yüzyılın hâkim olan anlayışı ile şekillenmiştir. Bu yüzden ilk dönem kroniklerine ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Ancak kroniklerdeki tarihî hakikatler de göz ardı edilemez.

Osmanlı hanedanının mensup olduğu boy olarak bilinen Kayı hakkında bugün genel bir kanaat oluşmuştur.[2] İlk dönem kaynaklarında bu konuda kısmî bilgilere tesadüf edilmekte ise de, Kayı menşei fikri, o dönemin siyasî ve sosyal gelişmeleri ile birlikte değerlendirilmelidir. Siyasî olaylar nazara alındığında, ilk kroniklerin yazıldığı yıllarda Osmanlı ordusunun Ankara Savaşı’nda (1402) Timur karşısında hezimete uğradığı, devletin otorite boşluğu yaşadığı ve Osmanlı hakimiyetine giren birçok Türkmen beyliğinin bağımsızlıklarını yeniden elde ettikleri görülür. Osmanlı Devleti’nde yaşanan otorite boşluğu, onu yeni siyasî oluşumlara itti. Diğer yandan ise meşruiyetini kanıtlaması için uğraşılar içine girmesine sebep oldu. Oğuz geleneği canlandırılmaya çalışıldı. İlk dönem kroniklerinde “aşiret merkezli bakış açısı” hakim unsur olarak ortaya çıktı. Osmanlıların Oğuz boyundan olduklarına dair söylemleri ve bu doğrultudaki politikaları, tâbi Türkmen aşiretlerini ortak bir ülkü etrafında toplamayı amaçlıyordu. Bu sayede Osmanlılar, Timur’un hakimiyetini kabul eden beyliklere karşı üstün olduklarını iddia edebilirlerdi. Kayı boyunun Oğuzlar arasındaki itibarını ön plana çıkaran Osmanlılar, ahir zamanda saltanatın bu boyda olacağı şeklinde politik söylemler geliştirdiler.

Kroniklerde Osmanlıların etnik menşei hakkında verilen bilgiler farklılıklar arz eder. Söz konusu eserlerin bir kısmında Osmanlıların Oğuzlardan olduğu kaydedilirken boy ismi verilmez. Bir kısım eserlerde ise Kayı boyu ön plana çıkarılır. Ancak bütün eserlerin ittifak ettiği nokta Osmanlıların –boy nazara alınmazsa- Oğuzlardan olduğudur. Osmanlı döneminde Oğuz deyimi, geçmişte kalan etnik bir tanımlamadan ibaretti. Oğuz menşei fikrinin kaynağı tarihten çok söylenceye, bir başka deyişle efsaneye dayanıyordu. Tıpkı diğer Türkmen aşiretleri gibi Osmanlılar için de Oğuz, siyasî meşruiyetin ve asaletin kaynağı idi.

Osmanlıların etnik menşeini Kayılara ve Oğuzlara dayandıran kroniklerde, Osman Gazi’nin soy kütüğü verilir. Ekseriyetle Nuh’un oğlu Yafes’in ilk ata olarak yer aldığı bu soy kütüklerinde, Oğuz ismi ortaktır. Şecerenin ilk ve son kısımlarında zikredilen atalar çoğunlukla ortak olduğu halde, orta dönemde isimler karışmış veya boşluklar meydana gelmiştir. Bu tip şecereler aşiret soy ağaçlarının karakteristik özelliğidir. “Bulanık soy ağaçları, aşiretin, saldırı ya da dış tehditlere karşı savunma veya köylüler ve göçerlerin kaynakları en iyi bir şekilde kullanmalarını sağlama hususundaki ortak menfaatini paylaşan herkesin bir araya gelmesini olanaklı kılar.”[3] Üstelik şecerelerin orta kısımları, aşirete katılan yeni üyelerin atalarının da yer alacağı bir zemin / kontenjan oluşturur. Şecereler, topluluk arasında bir siyasî sözleşme rolü üstlenir. Böylesine bulanık soy kütükleri, erken dönemde aşiretler konfederasyonundan müteşekkil Osmanlı Beyliği’nde, aşiretlerin ortak bir ülkü ve menfaat etrafında toplanmalarını sağlamıştır. Nitekim soy ağaçlarında, Türkmen aşiretlerinin ortak atası olarak Oğuz Han’ın yer aldığı görülür. Bununla birlikte Osmanlıların ataları arasında zikredilen Bayundur, Döger, Kayı, Çavuldur, Salgur, Toturga, Eymür gibi isimler, aynı zamanda Oğuz boylarının adlarıdır. Bu isimlerin, Osmanlı Beyliği’ni meydana getiren konfederasyona mensup aşiretler olduğu düşünülebilir. Yazıcızâde’nin Târîh-i Âl-i Selçuk adlı eserinde, Türkmen beylerinin meşveret ettikleri, hanlığın Kayı boyunun hakkı olduğunu, bundan dolayı Osman Bey’i han seçtikleri yazılıdır.[4] Osman’ın muhtelif Türkmen aşiretlerinden müteşekkil konfederasyona, bu meşveret sonrası önderi olduğu söylenebilir.

İlk dönem kroniklerinde, Osmanlı hanedanının soy kütüğü hakkında verilen bilgiler arasında farklılıklar vardır. Bunlar genellikle birbirinin mütemmimidir. Kroniklerde sunulan şecereler dikkate alındığında bunları üç gruba tasnif etmek mümkündür. Birinci gruptakiler Oğuz geleneğini, ikinci gruptakiler İslâmî geleneği yansıtırlar. Üçüncü grubu temsil eden eserlerde ise Osmanlı hanedanının yakın dönem ataları konu edilmiştir.[5] Bununla birlikte Oğuz geleneğini yansıtan kaynakları da iki grupta tasnif etmek mümkündür. Birinci gruptakiler, Osmanlıların menşeini Oğuz Han’ın büyük oğlu Gün Han’a dayandırır. İkinci gruptaki şecerelerde ise Oğuz Han’ın küçük oğullarından Gök Alp ismi yer alır.

Osmanlıların Kayı menşeinden bahseden eserlerin ilki Yazıcızâde Ali’nin Selçuknâme adı ile de bilinen Târih-i Âl-i Selçuk isimli eseridir. II. Murad’ın emriyle İbn Bibî’nin el- Evâmirü’l- alâ’iye fî’l-Umûri’l-alâ’iye isimli eserini Türkçe’ye tercüme eden Yazıcızâde Ali, bu esere Kayı boyunun üstünlüğünü ifade eden bazı cümleler de eklemiştir. Onun, Osmanlı hanedanının meşruiyetini ispatlamak için büyük bir gayret içinde olduğu görülür. Bu dönemde derlendiği bilinen Dede Korkut Destanları da siyasî olaylarından bağımsız ele alınamamış; Kayı motifi bu destanlara da sinmiştir. İslâm öncesi şaman unsurları ile veli-ozan kimliğini bünyesinde barındıran Dede Korkut, bir kehanette bulunmuş ve âhir zamanda saltanatın Kayılar’da kalacağının beşâretini vermiştir.[6] Destanlarda bu konuya yer verilmesi, doğu ve batı Türklüğü arasında bir köprü görevi gören ozan sayesinde Kayı boyuna bir meşruiyet kaynağı aramak amacıyladır. Bu uğraşılar sayesinde Osmanlılar, Anadolu’daki Türkmen beylikleri üzerinde üstünlük iddia edebilmiş ve kendilerini Doğu’daki hanların muâdili gösterebilmişlerdir.

Bununla birlikte, Osmanlıların neseplerini, Kınık ve Salur gibi Oğuz boylarının en itibarlıları dururken Kayı boyuna isnat etmesi izah edilememektedir. Selçuklu Devleti’ni kuranların Kınık boyuna mensup olduğu hesaba katılırsa Osmanlıların, kendilerini Selçuklulardan tefrik etmek istedikleri düşünülebilir. Salur ve Kınık boyuna karşı Kayı’nın üstünlüğünün iddia edilmesi, Osmanlıların taze bir güç olarak ortaya çıkmak istemeleri veya konfederasyonu oluşturan aşiretler arasında Kayıların en kesif grubu teşkil etmeleri ile ilgili olmalıdır. Kroniklerde, Kayılar’ın elli bin nüfusu aştıkları hakkında verilen abartılı bilgiler dikkate alınırsa, Osmanlıların güçlü bir siyasî dayanak aradıkları anlaşılır. Nitekim, “Türk hakimiyet anlayışı”nda göz ardı edilen nüfuz ile hakimiyet arasındaki ilişki ile açıklanabilir.[7] İlk dönem tarih eserlerinde, Ertuğrul Gazi’nin babası olarak anılan Süleymanşah’ın, 50 bin kişilik konar-göçer kütlesi ile Anadolu’ya geldiği kayıtlıdır.[8]

Şair Ahmedî’nin İskendernâme isimli eserinin sonuna eklediği “Dâsitan-ı Tevârih-i Mülûk-ı Âl-i Osman”da Osmanlıların hangi boya mensup olduğuna dair bilgiye tesadüf edilmez. Bununla birlikte, Ertuğrul Gazi’nin yanında Gündüz Alp ve Gök Alp gibi Oğuz’dan bir çok kişinin yer aldığı kayıtlıdır. Ahmedî’nin, diğer kaynaklarda Osmanlı hanedanının ataları arasında sayılan Gündüz Alp ve Gök Alp’ı Ertuğrul Gazi’nin savaş yoldaşları arasında değerlendirmesi dikkat çeker.[9] Bu açıklamalardan Ertuğrul Gazi, Gündüz Alp ve Gök Alp’in idaresinde teşekkül etmiş bir aşiret konfederasyonunun, Sultan Alaeddin’in ordusunda yer aldığı anlaşılmaktadır.

Ahmedî’nin eserinde, Osmanlı hanedanının Oğuzların hangi boyuna mensup olduğuna dair herhangi bir ifadenin yer almadığı, buna mukabil sonraki kaynaklarda Kayı boyunun ön plana çıkarıldığı görülür. Bu gelişme, II. Murad dönemine rastlaması, Ankara Savaşı’nın açtığı derin yaraların izlerinin yavaş yavaş kapandığı döneme rastlar. Osmanlı Devleti’nde siyasî istikrarın sağlanması ve devletin giderek güçlenmesi Kayı tezinin ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Üstelik, bu dönemde yazılan eserlerde, Ahmedî’nin tarihinde izlerine rastlanmayan ve Osmanlıların atası olarak kabul edilen Süleyman Şah ortaya çıkmıştır. Bilindiği üzere tarihî bir kişilik olan Süleyman Şah, Türkiye Selçuklu Devleti’nin kurucusudur. Kroniklerde Süleyman Şah’a yer verilmesi, Osmanlıların Selçuklu Devleti’nin varisi olma iddiasında olmalarına zemin hazırlayan bir etken olarak değerlendirilebilir. Anonim Tevârîh-i Âl-i Osman’ların hemen hepsi Osmanlı Devleti’nin başlangıcını, Süleymanşah’ın Anadolu’ya gelişi ile başlatırlar.

Osmanlı hanedanının soy kütüğü hakkında, Oğuz ve İslâmî versiyonları birleştiren Şükrullah’ın Behcetü’t-tevârîh isimli eserinde anlattıklarına diğer kaynaklarda tesadüf edilmez. Şükrullah, 1449 yılında II. Murad’ın emriyle Karakoyunlu hükümdarı Mirza Cihanşah’a elçi olarak gönderilmiştir. Tebriz’de Cihanşah ile görüşen Şükrullah, orada Uygur harfleri ile yazılmış bir Oğuznâme görmüştür. Eserinin ilk tertibinde Cihanşah’ın Karakoyunlular ile Osmanlıların akraba olduklarına dair kendisine bilgi verdiğinden bahseden Şükrullah, bu kaynağa dayanarak Osmanlıların nesebini sıralar. Buna göre Osmanlıların soyu, Oğuz oğlu Gök Alpa dayanır. Gök Alp oğulları, Kızıl Buğa oğlu Kaya Alp oğlu Süleyman Şah oğlu Ertuğrul’a kırk beşinci göbekte erişir.[10] Şükrullah’ın bu açıklamalarda Oğuz ve Selçuklu geleneğini birleştirerek Osmanlılara mal ettiği görülür. Buna paralel olarak Ertuğrul Gazi’nin, Selçuk soyu ile birlikte Anadolu’ya geldiğini yazar.

Behcetü’t-tevârîh’in ikinci tertibinin yapıldığı Fatih Sultan Mehmed döneminde, Karakoyunlular ile Osmanlıların akraba olduğunu belirten cümleler eserden çıkarılmıştır. Bunun yerine şu ifadelere yer verilir: “Er Tuğrul, Oğuz oğullarından biridir. Kızıl Buga oğlu Kaya Alp oğlu Süleymanşah’ın oğludur. Kırk beşinci göbekte Nuh oğlu Yâfes oğlu Kavı Han oğlu Kara Han oğlu Oğuz oğlu Gök Alp ile Nuh’a ulaşan Er Tuğrul, Süleymanşah’ın oğlu, Osman Beğin de babasıdır.”[11] Osmanlıların Karakoyunlular ile akraba olduğuna dair verilen bilgilerin ikinci tertipte çıkarılmasının sebebi Fâtih’in merkeziyetçi politikası ile yakından ilgilidir. Fatih, Osmanlı hanedanına muadil ikinci bir hanedan kabul etmediği için bu ifadeleri hoş karşılamamış ve Şükrullah da bunları çıkarmıştır.

Osmanlıların nesebi hakkında bilgi veren bir diğer kaynak ise Âşıkpaşazâde’dir. Onun, Osmanlılar’ın ilk dönemi hakkında Yahşi Fakih’in Menâkıbnâme’sinden faydalandığı bilinmektedir. Tevârîh-i Âl-i Osman isimli eserinde Âşıkpaşazâde, Ertuğrul’un atalarını sıralarken Oğuz ve İslâmî geleneği birleştirir. Ertuğrul’un atalarını sıralayan Âşıkpaşazâde, Osmanlıların Oğuz’un oğlu Gök Alp soyundan geldiğini, ilk atasının ise Nuh’un oğlu Yafes olduğunu yazar.[12]

Bunun yanında Âşıkpaşazâde tarihinde, Osman Gazi’nin dedesi Süleymanşah’ın aşiretler konfederasyonundan müteşekkil 50 bin kişilik konar-göçer kütlesi ile Anadolu’ya geldiği kayıtlıdır. Oldukça mübalağalı bir rakam olan bu kütle içinde muhtelif Türkmen boylarının olduğu anlaşılıyor. Süleymanşah bu kalabalık grup yanında Acemleri de (Selçuklular olması muhtemel) komutası altına alarak kafirler ile savaştı. Bir süre bu topraklarda gaza ve akın faaliyetlerinde bulunan Süleymanşah, Türkistan’a dönerken Caber Kalesi yakınlarında Fırat Nehri’nde boğuldu. Bu olayın akabinde konfederasyonu teşkil eden gruptan Dögerler, Caber yakınlarına yerleşti. Büyük bir kısmı ise muhtelif yerlere dağılarak Şam Türkmeni (Suriye Türkmenleri), Anadolu Türkmen ve Tatarlarını meydana getirdiler.[13] Geriye kalan küçük bir grup ise, Süleymanşah’ın oğulları Sengur Tegin, Ertuğrul ve Gündoğdu’nun maiyetinde kaldılar. Bu küçük grup Sürmeli Çukuru’na geldiğinde Sungur Tekin ve Gündoğdu Türkistan’a geri döndüler. Ertuğrul, kardeşlerinden ayrılarak, mahiyetindeki dört yüz çadır ile bir müddet Sürmeli Çukuru’nda kaldı. Daha sonra ise, Sultan Alâeddin’in memleketi Anadolu’ya geldi.

Osmanlıların ataları hakkında bilgi veren kaynaklar arasında Karamanî Mehmed Paşa’nın Tevârîhü’s-selâtînü’l-Osmâniye, ayrı bir yere sahiptir. Mehmed Paşa’ya göre Osmanlıların atalarından olan ve Ahlat’ta ikamet eden Kayık Alp’ın soyu, 21. göbekten Nuh’un oğlu Yafes’in çocuklarından Oğuz Han’a dayanır. Kayık Han, Moğolların Bağdat’ı işgali üzerine Selçuklu sultanı ile Anadolu’ya kaçmıştır.

Mehmed Paşa’nın, Ertuğrul’un babası hakkında verdiği bilgiler diğer kaynaklardan farklıdır. Buna göre Ertuğrul’un babası Süleymanşah değil, Gündüz Alp’tir. Kafirlerle uzun süre mücadele eden Gündüz Alp, Kızıl Saray’da ölmüştür.

Osmanlı hanedanının nesebi hakkında en ayrıntılı bilgi Hasan bin Mahmûd Bayatî’nin Câm-ı Cem-Âyin adlı eserinde yer alır. II. Bayezid ile yaptığı saltanat mücadelesinde yenilen Cem Sultan, Mısır’a kaçmıştı. Hac ödevini yerine getirmek için gittiği kutsal topraklarda Bayatî ile karşılaşan Cem, ondan Osmanlı sülalesinin ataları hakkında Oğuznâme’de yer alan bilgileri derleyerek bir kitap yazmasını istedi. Bayatî bir hafta gibi kısa bir sürede eserini tamamlayarak Cem Sultan’a sundu. Bayatî’ye göre Osmanlıların soyu, Nuh’un oğlu Yafes’e dayanır. Şecere’de Oğuz Han oğlu Gün Han, Osmanlıların atası olarak zikredilir.[14]

Bayatî’nin eserinde yer alan şecere, birçok bakımdan diğerlerinden farklıdır. Osmanlıların ataları arasında saydığı kişilerin hayatları hakkında cüz’î bilgiler verir. Şahıs isimlerinin, -bir bakıma- etimolojisi üzerinde durur.

Bayatî’nin tarihinde dikkate değer bir diğer husus, Gün Han’ın oğlu Kayı’nın ölümünden sonra hükümdarlığın, adı ile anılan boyun elinden çıkmasıdır. Kayı Han’ın ölümü üzerine Turmış Han çok küçük yaşta tahta geçti. Onun küçük yaşta olmasını fırsat bilen akrabaları idareye el koydular. Böylece kağanlık bir başka boyun eline geçti. Çamur Han ve Toğmış Han’ların hayatları ile ilgili verilen bilgiler dikkate alınırsa bu boyun Salurlar olduğu anlaşılır. Kayılar, bu boyun hakimiyetini kabul ettiler ve boyun ileri gelenleri idarede görev aldılar. Yine Bayatî’nin verdiği bilgiye bakılırsa H. 250 (M. 864) yılı dolaylarında, Salur soyundan Ağa İni’nin tahtan feragati üzerine, Kınık boyundan Kerekicü oğlu Tokmurşak oğullarından Lokman, Han oldu. Ancak H. 699 (M. 1299) yılında Osmanlıların ikbal yıldızı parlamaya başladı. Selçukoğulları’ndan tahta çıkacak kimse kalmadığı için Anadolu’da saltanat işleri karıştı. Bunun üzerine uç bölgelerindeki gaziler bir araya gelerek Osman Gazi’nin sultan olması yönünde karar aldılar.[15] Bayatî’nin yazdıklarından Osman Gazi’nin, Kayılar’ın gasp edilmiş hakimiyet haklarını geri aldığı izlenimi doğar. Bu anlatımda II. Bâyezid dönemine de bir gönderme vardır. Eserini Cem Sultan adına kaleme aldığı düşünülürse Mahmud’un “Osman Bey’in sınır gazileri tarafından sultan olarak seçilmesini, saray bürokratlarının ve yeniçerilerinin seçimi olan II. Bayezid’e karşı Cem’in taraftarlarını desteklemek için tarihsel bir paralellik ve destek olarak sunmuş olabilir.”[16]

Osmanlıların nesebi ile ilgili bilgi veren bir diğer kaynak da Mehmed Neşrî’nin Kitâb-ı Cihannümâ adlı eseridir. Çeşitli kaynaklardaki şecereleri birleştiren Neşrî’nin zikrettiği isimler ile Âşıkpaşazâde ve Bayatî’nin eserlerinde geçen isimler arasında büyük benzerlikler vardır. Neşrî düzenlediği şecerenin kaynağını vermez. “Ancak bu bilgilerin kütüb-i tevârihde mezkûr ve menkûl” olduğunu söyler. Onun yazdığı Osmanlı şeceresi ile Bayatî’nin şeceresi arasındaki benzerliklere rağmen, Gök Alp ismini zikrederek ikinci grupta yer alır.[17]

Neşrî, Osmanlıların ataları hakkında bir başka şecereyi de görmüş olmalıdır. Nitekim, Osmanlıların soy kütüğü hakkında bilgi veren farklı bir türün varlığından bizleri haberdar eder. Buna göre Oğuz Han’ın ataları Iys, İshak ve İbrahimdir. Köken olarak Nuh’un Sam adlı oğluna dayanır. Neşrî, bu tezi kabul etmemesine rağmen, Osmanlıların soy kütüğü hakkında bilgi veren ve “tevârîh-i Acem”den etkilenen farklı bir türün olduğu anlaşılıyor.[18]

Şecerelerde Yafes ve Oğuz geleneğini takip bir diğer yazar da Oruç b. Âdil’dir. Oruç, bu nesilden Acem ve Mahan’da padişahlar olduğunu ve bunların risâlete ‘amm-ı itikadları” olduğundan bahseder. Yazarın aktardığı bir diğer bilgi ise, Ebû Müslim-i Mervî’nin bu nesilden olduğudur. Ona göre Osmanlıların menşei, Oğuz Han oğlu Gök Alp’a dayanır.[19]

Osmanlıların nesebi hakkında Oğuz geleneğinin dışında çeşitli görüşler de ileri sürülmüştür. Anonim Tevârih-i Âl-i Osman’lardan birinde İsfahan’ın Hama şehrinden koparak Anadolu’ya gelen ve Türkiye Selçuklu sultanı Alâeddin’in hizmetine giren Hürmüz Ebu Bekir isimli bir şahsın Ertuğrul Beyin babası olduğuna dair kayıtlar vardır. Bunun yanında İran tarihçiliğinde, Osman Gazi’nin babasının adının Davut Kıpçak asıllı Davut isminde bir bey olduğu yazılıdır. Alâeddin zamanında bu bey, maiyetindeki Türkmen aşireti ile Kefe’den deniz yoluyla Anadolu’ya gelmiş ve uclara yerleşmiş ve Sultanın damadı olmuştur. Alâeddin erkek evlat bırakmadan vefat ettiği için, Selçuklu ümerâsının kararıyla, sultanın tek varisi kızının kocasını yani Osman Gazi’yi sultan tayin ettikleri yazılıdır.[20]

Osmanlıların nesebi ile ilgili bir diğer görüş de onların Arap asıllı ve sahabeden bir kimsenin soyundan geldikleri yönündedir. Buna göre Osmalıların atası, Ebû Ubeyde bin Cerrah’ın amcası oğlu “Iyâs bin Osman” ile Oğuz kavminin hükümdarı Oğuz Tümen Han’ın kızı “Turunç Hatun”un evliliğinden doğan Oğuz Süleyman Han’dır. Düstûrnâme yazarı Enverî, bu rivayete itibar etmiş ve bu konuda ayrıntılı bilgiler vermiştir. Diğer tarihî kaynaklarda Ertuğrul veya Osman Gazi’lere isnad edilen rüyayı Enverî, Iyâs bin Osman’ın gördüğü kanaatindedir. Düstûrnâme’de kayıtlı Oğuz Süleyman Han ile Türklerin efsanevî hükümdarı Oğuz Kağan’ın hayatı hakkında büyük benzerlikler bulunmasına rağmen Enverî, Oğuz adında Yafes’in torunlarından bir kimsenin olmadığı görüşündedir. Uzun süre hükümdarlık eden Oğuz Süleyman soyunun ikbal yıldızı, Selçukluların ortaya çıkması sönmüştür. Enverî, bu soydan gelen Çalış Han’ın Selçuklular tarafından takip edildiği ve bunun üzerine kaçtığını kaydeder. Bunun yanında, Selçuklu soyundan Kutlumuş Beyin amcası oğlu ve Selçuklu sultanı Tuğrul Bey’den kaçarak Elbrüz dağındaki Çalış’ın yanına geldiği, Oğuz aslından ve Kayı soyundan olması dolayısıyla Çalış’ı hükümdar ilan etmeye çalıştığını yazar. Tuğrul’un takibatından dolayı sürekli yer değiştiren Çalış, nihayet Urfa’ya yerleşmiş ve burada vefat etmiştir. Daha sonra aşiretin başına Ermiş, Gazan, Ertuğrul ve Şah Melik geçmiştir. Şah Melik ve oğulları Gündüz Alp ile Gök Alp’in Selçuklu ülkesini tehdit eden bir ejderhayı öldürmeleri ve daha sonra Tatarları bozguna uğratmaları ikbal yıldızlarının parlamasına sebep olmuştur. Şah Melik ejderhayı katlederken ölmüştür. Enverî’nin zikrettiği ejderha olayı ile Dede Korkut Kitabı’nda geçen Tepegöz hikayesi arasında büyük benzerlikler vardır. Selçuklu sultanı Alâeddin bu hizmetleri karşılığında iki kardeşe Sultanöyüğü’nü bağışlamıştır. Bilâhare iki kardeş birbirine düşmüşler ve ayrılmışlardır. Gündüz Alp’den sonra yerine Osmanlı Beyliğinin kurucusu Osman Gazi’nin babası Ertuğrul Gazi geçmiştir.[21]

Kroniklerde yer alan bilgiler dikkate alındığında Osmanlı Devletini kuran hanedanın dayandığı boy ve ataları ile ilgili verilen bilgilerin oldukça karışık olduğu görülür. Bu bilgilerin sistemleştirilmesi için, tarihî malzeme yanında coğrafî, arkeolojik, etimolojik ve onomastik çalışmalara da önem verilmelidir.

Osmanlı kroniklerinde kuruluş dönemi ile ilgili karmaşık bilgiler aşağıda sıralanmıştır.

1. Yafes Meselesi

Semavî dinlerde, insanlığın ikinci atası olarak Nuh peygamberin adı geçer. Buna göre Tanrının tufan ile inançsızları cezalandırması sonucu, yeryüzünde yalnız Nuh ve ona inananlar kalmıştır. Kutsal kitaplarda Nuh’un oğulları Sâm, Hâm ve Yafes insanoğlunun ataları olarak sivrilmişlerdir.

Yeryüzündeki ırkların Nuh’un oğullarından türediği fikri hâkimdir ve ırklar bu üç isim etrafında tasnif edilmeye çalışılmıştır. Tevrat’ta Nuh’un bu üç oğlundan türeyen ırklar ayrıntılı olarak açıklanmıştır.[22] Buna göre, Yafes’ten beyaz ırk, Sam’dan Araplar ve İbraniler dahil olmak üzere Sami ırkı ve Ham’dan Kuzey Afrikalılar türemiştir. Bu bilgiler, diğer semavî dinlerde de etkili olmuştur. Türklerin Yafes soyuna dayandığına dair Tevrat’ta yer alan semit jenealojisi, Türk düşünce hayatında da yer edinmiştir.

Nuh’un oğullarına dayanan şecereler sayesinde, ırklar arasında kalıtımla geçen derece farkları ortaya çıkmıştır. Bu derecelendirme en üstün ırk ve toplum anlayışını meşru kılmayı amaçlamıştır. Nuh soyu için, ırk saflığını korumak gibi adetlerin varlığına çeşitli kaynaklarda rastlanmaktadır. Bu, hem Yafes kökenden gelen Ariler için, hem de Sami bir kökenden gelen İbraniler için geçerlidir. Buna karşın Ham neslinden gelenler, babaları Nuh’un lanetine uğradıkları için kıyamete kadar Yafes ve Sam soyuna hizmet etmeye mahkum olmuşlardır. Irkların saflığını ve üstünlüğünü korumak gerektiği fikri çeşitli yapılanmaları da beraberinde getirmiştir. Musevilerin ırkları dışında evlilik yapmaları yasak olduğu gibi, Ariler de benzer uygulamaları Hindistan’da yürütmüşler ve kast sistemini oluşmuşlardır. Kast sisteminin en üstünde Ari soyundan Brahmanler yer almıştır. Onların diğer kastlarla evlenmeleri bir yasaklanmıştır. Bu adetler, kavimlerin varlıklarını koruma güdülerini anlatır.

Göçebe toplumların sıraladığı soy cetvelleri, üstün ırk anlayışından ziyade aşiret üyelerini bir arada tutmaya yöneliktir. Bu sayede, aralarında kan bağı bulunan topluluğun bütün fertleri arasında dayanışma duygusu güçlendirilmek istenir. Bulanık soy ağaçlarında ilk ataların berraklığı, ortak atalara yapılan özel vurgu ve ortak tarihî geçmişe yapılan göndermeler, aşiretler arası yakınlaşmayı tesis etmiştir. Kandaş aşiretler arasında ortak atalar, birlikteliği sağlayan önemli unsurlardır.

Yafes’in Türklerin atası olduğu hakkında ilk Osmanlı kroniklerinde ve soy kütüklerinde yer alan bilgiler, çeşitli aşiretlerden meydana gelen konferatif yapının ilk eklemini teşkil etmiştir. Bunun yanında, İslâmî kaynaklarda Rum’un, Yafes’in oğulları arasında zikredildiği görülür. Bu söylem, Osmanlıların Anadolu ve Rumeli’de yayılmasını meşru gösteren olaylar ile birlikte mütalaa edilebilir. Nitekim Osmanlıların İslâm dünyasında üstünlüklerini iddia ettikleri döneme rastlayan eserlerde, onların İbrahim oğlu İshak nesline mensup olduklarına dair şecereler uydurulmuştur. Osmanlı hanedanının, Nuh’un oğlu Sam’a kadar uzatılan bu soykütükleri aracılığıyla Hz. Muhammed neslinden geldiği iddia edilir. Osmanlıların, İslâm dünyasında üstünlüklerini iddia ettikleri dönemlerde bu söylemin bir siyasî araç olarak kullanıldığı anlaşılır. Neşrî, Osmanlıların ve Kayının kökeni sayılan Oğuz’un, Sam neslinden gösterilmesini yanlış bir düşünce olarak değerlendirir. Ona göre bu düşüne Acem’in “taassubât-ı şenî‘asından” kaynaklanmaktadır.[23] Bu görüş daha sonra İdris-i Bitlisî tarafından da değerlendirilmiştir. Bitlisî ekolünü takip eden tarihçiler, Osmanlıların Sâm neslinden olduğunu iddia etmişlerdir.

2. Oğuz Han Meselesi

Osmanlı hanedanının, Türk tarihinin efsanevî hükümdarı Oğuz’a dayandığı düşüncesi, tarihten ziyade şifahî kültürün bir ürünüdür. Diğer bir ifadeyle bu söylem, uç ve göçebe toplumlarında hâkim olan destan ve efsane geleneğinin bir mahsulüdür. Ancak bu efsanenin tarihi bir önem taşıdığı, Osmanlıların soyluluklarının ve siyasî üstünlüklerinin kaynağını oluşturduğu yadsınamaz bir gerçektir.

15. asırda Anadolu beylikleri ve devletleri arasında Oğuz-Türkmen geleneği canlılığını koruyordu. Osmanlı Beyliğinin, Anadolu’yu yayılma alanı içine dâhil etmesi ile bu geleneği, kendi siyasî çıkarları için dönüştürdükleri görülür. Osmanlıların Oğuz soyundan oldukları söylemi, I. Murad’ın hükümdarlığından sonradır. Bu hükümdar döneminde gevşek vassallık bağları ile bağlı Türkmen beylikleri ve göçebe aşiretler, Oğuz geleneği sayesinde Osmanlı Devleti’ne dahil edilmek istenmiştir. Efsanevî hükümdar Oğuz Han ve torunlarıyla ilgili destanlar, kahramanlarını aşiret reisleri olarak sundukları için, Osmanlı hanedanının da bir aşirete dayanması gerekiyordu.[24] Üstelik bu dayanak onlara, Türkmen beylikleri içinde itibar kazandıracak ve “biz” duygusunu pekiştirecekti. Nitekim bu uygulamanın daha vurgulu bir şekli, Ankara bozgunundan sonra ortaya çıkmıştır. Oğuz Han’a ve bilhassa Kayı’ya yapılan özel vurgular onların, Timur’un doğudaki vassallarından daha üstün görünmelerini sağlamıştır.[25] Böylece askerî ve siyasî bir başarısızlık, siyasî bir propaganda ile kapatılmak istenmiştir. II. Murad döneminde, Anadolu’daki Türkmen beylikleri üzerinde hakimiyetlerini perçinlemek isteyen Osmanlılar, Oğuz geleneğini siyasî amaçla yeniden değerlendirmişlerdir.

Oğuz Han destanının, İslâmiyetin kabulünden sonra göçebe Türkmen aşiretleri arasında yeni bir versiyonu türedi. Buna göre, Oğuz Kağan, “dinsiz” bir toplumda Müslüman kimliği ve yakınındakileri İslâm’a davet eden özelliği ile temayüz eder. Onun bu özelliği tam da “gaza ve cihad” anlayışı ile örtüşür. Neşrî, Oğuz Han’ın babası Kara Han hakkında bilgi verirken onun, “dinsiz, kafir ve cebbar” biri olduğundan Türkistan’dan Doğu ve Kuzey ülkelerini ele geçirdiğinden bahseder. Ancak oğlu Oğuz destanlarda, anasından doğar doğmaz Müslüman olan harika bir çocuk olarak resmedilir. Neşrî bu abartılı ifadeleri tarihine almamış ise de, onun Müslüman olduğu konusunda destanlarla hem-fikirdir. Buna göre, Kara Han’ın “Oğuz adında bir oğlu oldu. Hak teâlâ anı Tevhid’e (Tanrının birliğine) irşad etti… Ve etrâkden kavmini evvel Allahü teâlâya davet eden budur… Bu hudâperest olub halkı hakka davet itmeğin, atasıyla vahşet-i azim oldu… Oğuz’la atası Kara Han arasında yetmiş beş yıl kıtal-i kesire vaki olub âhirü’lemr Kara Han maktul olub Oğuz atası elinde olan memalike bi’l-külliye malik olub, sıyt u sedası artub şarkdan garbe varınca rûy-i zemîne müstevlî oldu.”[26] Neşrî, bu anlatımını daha da ileri götürüp Oğuz’un İbrahim peygambere iman ettiğini yazar. Böylece Hz. Muhammed ile Oğuz arasında dolaylı bir yakınlık kurar. Oğuz Han’ın müvahhid kimliği ve tektanrılı bir dine mensup olması, Türklerin İslâmî kimliğine de bir göndermedir. Ancak, asıl önemli olan, onun tevhid bayrağını şarkdan garbe dalgalandırmasıdır. Osmanlılar da, tıpkı ataları Oğuz Kağan gibi bu tevhid anlayışının temsilcisidirler.

Osmanlıların, 15. yüzyılda Oğuz geleneğine kazandırdıkları yeni çehre, onlara hükümdarlık hakkı veren siyasî bir söylem olmasının yanında, muhakkak ki dinî içeriklere de sahipti. Ancak Yafes ile Oğuz Kağan arasındaki ataları hakkında fazla bilgi bulunmayan Osmanlıların, bu puslu dönemdeki atalarının bir kısmı puta tapan kimseler olarak anılırlar. Ancak Oğuz Kağandan sonradır ki, Osmanlıların ataları tevhid inancını bayraklaştırmış ve İbrahim’den itibaren peygamberlerin hizmetinde yer almışlardır. Bayatî’nin, Osmanlıların atalarını peygamberlerin hizmetinde yer almış kimseler olarak sunması ile bu görüş arasında benzerlik bulunur.[27]

Ancak hemen belirtilmelidir ki, Osmanlıların atalarına yer veren soykütüklerini salt dinî içerikli bir malzeme olarak kabul etmek yanlıştır. Dinî muhtevalı olmasına karşın bu soy kütükleri, siyasal içerikli ve yapay idi. Birçok versiyonu bulunan şecereler, yazılı ve sözlü geleneğin malzemeleri ile oluşturulmuştur. Osmanlıların tarihî bilgiler ile efsaneyi karıştırarak yapma bir soyağacı elde ettikleri görülmektedir. Osmanlılar, sıralanan bir çok ata ile doğrudan Oğuz Han’a bağlanırlar. Üstelik dip ata olarak Yafes ve Sam ismini veren iki farklı gelenekte Oğuz ismi ortaktır. Bu yapay soyağaçları sayesinde Osmanlılar, soyları Oğuz Han’a daha dolaylı bir şekilde dayalı olarak tarif edilen komşu Türk hanedanları karşısında üstünlüklerini kanıtlamış ve Oğuz destanlarına aşina Türk tebaaya hükmetmesini meşru kılan bir araç elde etmişlerdir.

Oğuz geleneğini yansıtan bu yapma şecereler uzun süre varlığını devam ettirmişse de, Osmanlıların İslâm dünyasındaki rollerinin artmasına ve tartışılmaz üstünlüklerine paralel olarak, soyağacına dayalı meşruiyet araçlarının yerini İslâmî referanslar almıştır.

3. Gök Alp- Gün Han ve Kayı Meselesi

Nuh ve Oğuz hakkında hem-fikir olan kroniklerdeki kırılma noktası, Oğuz’un oğlu etrafında toplanır. Hemen tüm kronikler Osmanlıların Oğuz’un Gök Alp neslinden olduğunu yazarlar. Ancak, Bayatlı Hasan, Osmanlıların Gün Han neslinden olduğu hususunda ısrar eder. Üstelik Gök Alp neslini savunan kaynaklarda Gün Han’ın oğlu Kayı Han da zikredilmez. Kayı ismi yalnızca Bayatî’de zikredilir (Aşağıda verilen tabloya bakınız).

Tarihî kaynaklardaki bilgiler dikkate alındığında, Osmanlıların hangi boya mensup olduğunu tespit etmek zordur. Anonim Tevârîh-i Âl-i Osman, Behcetü’t-tevârîh, Âşıkpaşazâde Tarihi gibi ilk kroniklerde Osmanlılar’ın Oğuzlar’dan oldukları zikredilmekle birlikte boy adı verilmez. Ancak Yazıcızâde’nin Selçuknâme’si, Câm-ı Cem-Âyin, Düstûrnâme-i Enverî gibi kaynaklarda Osmanlılar’ın Oğuzlar’ın Kayı boyuna mensup olduğuna dair bilgiler yer almaktadır. Kayılar Bozoklar’ın en büyük temsilcisi Gün Han’ın oğludur. Ancak Gök Alp’e dayanan şecereler dikkate alınırsa Osmanlıların Üçoklar’a mensup olabileceği de düşünülebilir.[28] Bu meyanda değerlendirilmesi gereken Kâşgarlı Mahmud’un Oğuz boylarını tasnifi her bakımdan dikkat çekicidir. Kâşgarlı’da verilen listede yirmi iki boyunun ismi zikredilse de, XI. yüzyılda Oğuzlar’ın 24 boydan teşekkül ettiği bilinmektedir. Divânü Lügati’t-Türk’teki listede Oğuz boyları o zamanki kudret ve şöhretlerine göre sıralanmıştır.[29] Selçukluların mensup olduğu Kınık boyunun en başta yer alması siyasî güçleri ile yakından alakalıdır. Kâşgarlı Mahmud, Bağdat’ta eserini yazdığı sırada burası Selçukluların nüfuzu altına girmişti.[30] Divan’ın bu siyasî gelişmeler sırasında yazıldığı ve Kınıklar’ın bu tarihlerde sivrildiği anlaşılmaktadır. Oğuz boylarının en eski siyasî ve içtimaî mevkilerine göre tanzim edilmiş listesini veren Reşideddin ise, Kınıkları, Oğuz boyları arasında en sonda verir. XIV. yüzyılda Selçuklular çökmüş, Moğolların nüfuzu altına girmiştir.

Osmanlılar’ın siyasî meşruiyet kaynağı olarak Kayı boyuna yaptıkları özel vurgu birçok bakımdan dikkat çekmektedir. Oysa, Oğuz geleneğinde hükümdarların Kınık ve Salur boyundan yetiştikleri görülür. Osmanlılar’ın menşelerini Kayı boyuna dayandırmaları ve kendilerini bu iki boydan tefrik etmeleri siyasî bir mesele gibi görülmektedir. Türkmen beylikleri arasında Oğuz’un büyük oğlu Gün Han’ın neslinden gelen Kayıların, hakimiyetin meşru temsilcisi olduğu şeklindeki yaygın düşünce Osmanlı tarihçileri tarafından işlenmiş ve Kayı dururken hükümdarlığın kimseye çatmayacağı fikri siyasî olarak formüle edilmiştir. Nitekim, Moğol tahakkümünün artması ile uclara yığılan göçebe Türkmen kitlelerinin beyleri, bir kurultay sonucu Osman Gazi’yi han seçmiş ve hükümdarlığın Kayı’nın hakkı olduğunu dile getirmişlerdir.

4. Süleymanşah ve Gündüz Alp Meselesi

Osmanlıların yakın atası ve Ertuğrul’un babası konusunda, kaynakların hemen hepsi Süleymanşah ismini zikrederler. Buna karşın, Karamanî Mehmed Paşa ve Enverî’nın eserinde, Ertuğrul’un babası olarak Gündüz Alp yazılıdır.

Süleymanşah geleneğini benimseyen kronikler onun, İran’da Mahan şahı olduğunu yazarlar. Buna göre, Moğol istilâsı sonrasında kalabalık Oğuz aşiretleri ile Anadolu’ya gelen Süleymanşah, Rum sultanı olmuştur. Burada bir müddet kafirlerle mücadele eden hükümdar daha sonra Türkistan’a geri dönmek istemiştir. Ancak, Caber Kalesi yakınlarında bir kaza sonucu atından düşmüş ve Fırat nehrinde boğulmuştur. Bundan sonra aşireti dağılmış ve muhtelif yerlere dağılmıştır. Küçük bir kitle ise Süleymanşah’ın üç oğlu ile birlikte kalmıştır. Bir müddet sonra Sungur Tekin ve Gündoğdu idaresindeki aşiret mensupları da Türkistan’a geri dönmüşlerdir. Ertuğrul Bey idaresindeki bir grup ise Anadolu’da kalmıştır.

Kroniklerde yer alan bu Süleymanşah, Türkiye Selçuklu Devleti hükümdarı ve kurucusu Kutalmışoğlu Süleymanşah’tan başkası değildir. Türkmen muhitlerinde adı unutulmayan Kutalmışoğlu, Osmanlı tarihlerinde de yer almıştır. Bunun Osmanlı’nın Anadolu’daki yayılmacılığını meşrulaştırmak ve Türkmen Beylikleri karşısında siyasî bir güç sağlayacağı kuşkusuzdur. Osmanlı tarihçileri Süleyman’ı ataları göstererek, Anadolu’nun fethi başarısını kendilerine mal etmeye çalışmışlardır. Bununla birlikte Selçuklu Devleti’nin varisi olmak için uydurulmuş bir isim olabileceği de akla gelebilir. Ancak Osmanlılar bu konuda diğer Türkmen beylikleri gibi ısrarcı olmuşa benzemez. Türkiye Selçuklu Devleti’nin kurucusu olarak Sultan I. Alâeddin Keykubad’ı kabul ederek, kendilerini bu iddialardan uzak tutmuşlardır. Kroniklere göre onlar, Şüleymanşah’ın önderliğinde Anadolu’ya Selçuklulardan önce gelmiş ve burada birçok mülkü ele geçirmişlerdir.

Gündüz Alp ismini telaffuz eden kaynaklarda ise, Süleymanşah etrafında oluşturulan kurgu kadar bilgi yoktur. Anlaşılan Gündüz Alp, Kutalmışoğlu kadar tarihin, edebî metinlerin ve şifahî kültürün konusu olmamıştır.

Sonuç olarak, kaynakların Osmanlı hanedanının soykütüğünden bahseden kısımların farklılıklar arz etmesi, bugün genel kabul gören Kayı adı ve Oğuz geleneğini sislerle örtmüştür. Bu sis perdesinin aralanması bugünkü bilgilerle mümkün gibi görülmemektedir. Ancak bu yapay şecerelerin kısaltılmış birer dünya tarihleri olduğu ve tarihî bir malzeme olarak göz ardı edilmemesi gerektiği yadsınamaz bir gerçektir.

KAYNAK: Yahya Kemal TAŞTAN
DIPNOTLAR:

[1] Rudi Paul Lindner, OrtaÇağ Anadolu’sunda Göçebeler ve Osmanlılar (çev. Müfit Günay), Ankara 2000, s.50.
[2] M. Fuad Köprülü, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Etnik Menşei Meseleleri”, Belleten, VII/28, Ankara 1943, s.212-303.
[3] R. Paul Lindner, “İlk Dönem Osmanlı Tarihinde İtici Güç ve Meşruiyet”, Söğüt’ten İstanbul’a (Der. Oktay Özel- Mehmet Öz), Ankara 2000, s.424.
[4] Yazıcızâde Ali. Tevârih-i Âl-i Selçuk, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Revan, Nu: 1391, v. 444a-444b.
[5] Üçler Bulduk, “Osmanlı Kroniklerinde Türk-Oğuz Şecereleri ve Kayılar”, Uluslararası Osmanlı Tarihi Sempozyumu (8-10 Nisan 1999) Bildirileri, İzmir 2000, s.4-5.
[6] Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı I, Ankara 1994, s.73.
[7] “Hangisinin kabilesi çok ise ondan padişah seçerler”. Ebülgazi Bahadır Han, Şecere-i Terakime (Türklerin Soy Kütüğü) haz. Muharrem Ergin, Tercüman 1001 Temel Eser, İst. (t.y.), s.56.
[8] Âşıkpaşaoğlu Ahmed Âşıkî, “Tevârîh-i Âl-i Osman” (düz. N. Atsız), Osmanlı Tarihleri I, İstanbul 1947, s. 92; Mehmed Neşrî, Kitab-ı Cihannümâ I (yay. F. Reşit Unat-M. Altay Köymen), Ankara 1949, s. 57.
[9] “Gündüz Alp, Er Duğrıl anunla bile

Dahı Gök Alp u Oğuzdan çok kişi

Olmış idi-ol yolda anun arkadaşı” bk. Ahmedî, “Dâstân ve Tevârîh-i Mülûk-i Âl-i Osman” (düz. N. Atsız), Osmanlı Tarihleri I, İstanbul 1947, s.8.
[10] Şükrullah, “Behcetü’t-tevârîh” (çev. N. Atsız), Osmanlı Tarihleri I, İstanbul 1947, s.51.
[11] Şükrullah, a.g.e., s.51.
[12] Âşıkpaşaoğlu a.g.e., s. 92.
[13] Âşıkpaşaoğlu, a.g.e., s.52-53.
[14] Bayatlı Mahmud Oğlu Hasan, “Cam-ı Cem-Âyin” (sad. F. Kırzıoğlu), Osmanlı Tarihleri I, İstanbul 1947, s.381-394.
[15] Bayatlı Mahmud Oğlu Hasan, a.g.e., s.395.
[16] Rudi Paul Lindner, a.g.e., s.56.
[17] Mehmed Neşrî, a.g.e., s. 55-57.
[18] Mehmed Neşrî, a.g.e., s.57.
[19] Oruc b. Âdil, Tevârîh-i Âl-i Osman (nşr. Franz Babinger, Die Frühosmanischen Jahrbücher des Urudsch), Hannover 1925, s.4.
[20] Mükrimin Halil [Yinanç], Düstûrnâme-i Enverî. Medhal, İstanbul 1929, s.88.
[21]Düstûrnâme-i Enverî (nşr. Mükrimin Halil), İstanbul 1928, s.73-81; Necdet Öztürk, Fatih Devri Kaynaklarından Düstûrnâme-i Enverî. Osmanlı Tarihi Kısmı (1299-1466), İstanbul 2003.
[22] Tekvin, 10:1-32.
[23] Bk. Neşrî, a.g.e., c.1, s.57.
[24] Colin İmber, “Osman Gazi Efsanesi”, Osmanlı Beyliği (1300-1389), ed. Elizebeth A. Zachariadou, İstanbul 1997, s.75.
[25] Aldo Gallotta, “ ‘Oğuz Efsanesi’ ve Osmanlı Devleti’nin Kökenleri: Bir İnceleme”, Osmanlı Beyliği (1300-1389), İstanbul 1997, s.46.
[26] Neşrî, a.g.e., c.1, s.11.
[27] bk. Hasan b. Mahmûd Bayâti, “Câm-ı Cem-Âyin”, (sad. Fahrettin Kırzıoğlu), Osmanlı Tarihleri I, İstanbul 1947.
[28] Oğuz Boyları hakkında geniş bilgi için bk. Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler). Tarihleri-Boy Teşkilatı-Destanları, İstanbul 1999.
[29] Besim Atalay, Divanü Lugati’t-Türk Tercümesi, Ankara 1998, s. 65-68.
[30] Omeljan Pritsak, “Mahmud Kaşgarî Kimdir”, Türkiyat Mecmuası, c.X, İstanbul 1953, c. 245-246.


OĞUZ BOYLARI LISTESI

 

Boz Oklar

Gün Han Oğulları

Boyun adı

Anlamı

Sembolü

Kayı

Muhkem

Şahin

Bayat

Devletli ve nimeti bol

Şahin

Alkaravlı

Nereye varsa başarı gösterir

Şahin

Kara-Evli

Kara çadırlı

Şahin

 

Ay Han Oğulları

Boyun adı

Anlamı

Sembolü

Yazır

Çok ülkeye hakim

Kartal

Döğer

Toplanmak için

Kartal

Dodurğa

Ülke almak ve hanlık yapmak

Kartal

Yaparlı

Misk kokulu

Kartal

 

Yıldız Han Oğulları

Boyun adı

Anlamı

Sembolü

Avşar

Çevik ve vahşi hayvan avına hevesli

Tavşancıl

Kızık

Kuvvetli, yasakta ciddi

Tavşancıl

Beg Dili

Büyükler gibi aziz

Tavşancıl

Karkın

Çok ve doyuran aş

Tavşancıl

 

 

 

 

 

Üç Oklar

Gök Han Oğulları

Boyun adı

Anlamı

Sembolü

Bayındır

Daima nimetle dolu olan yer

Akdoğan

Beçene

İyi çalışır, gayret gösterir

Akdoğan

Çavuldur

Şerefli, ünü yaygın

Akdoğan

Çebni

Nerede yağı görürse hemen savaşır

Akdoğan

 

Dağ Han Oğulları

Boyun adı

Anlamı

Sembolü

Salur

Nereye varsa kılıç ve çomağı iş görür

Dal

Eymür

Son derece iyi ve zengin

Dal

Ala Yuntlı

Hayvanları iyi

Dal

Üregir

Daima iyi iş ve düzen kurucu

Dal

 

Deniz Han Oğulları

Boyun adı

Anlamı

Sembolü

Yigdir

İyilik, büyüklük, yiğitlik

Çakır

Bügdüz

Herkese tevazu gösterir ve hizmet eder

Çakır

Yıva

Derecesi hepsinden üstün

Çakır

Kınık

Nerede olsa azizdir

Çakır

 

 

OĞUZLAR VE 24 SAYISI

Oğuz’ların sırası ile 24 boyuna ve manaları ile inançlarından dolayı ongunlarına değindikten sonra, 24 sayısı Oğuz Türk’lerinde yine inançlarına bağlı olarak oldukca sık kullanılan bir sayı olduğunu belirtmektede yarar vardır. Bazı tarihci ve araştırmacıların tesbitlerine göre ; Osmanlı ordu teşkilatında, Rumeli ve Diyarbekir eyâletleri 24 er sancaktı. Otlukbeli savaşında 24 sancak beyi vardı. Meşhur Türk seyahlarından Evliya Çelebiye göre, Kütahya san cağı 24 kadılık idi. Rumelinde devlet hizmetinde bulunan Yörük’ ler 24 kişiden müştekil guruplara ayrılmışlardır.

Diğer taraftan Oğuz boylarından Yörüklerden birinin koyun sayısı 24 den az olursa onlar yoksul sayılır. Merv bölğesinde yaşayan Teke adlı meşhur Türkmen oymağı seyahların anlatımına göre 24 oymağa ayrılmıştır. Türk’- lerin 24 sayısına verdiği önemle ilğili daha çok örnekler vardır. Bütün Türk boylarında olduğu gibi Oğuz’ ların 24 boylarından Avşar ve Türkmen boylarındada herkesin en az yedi ceddini sayması gerekiyor. Bu bir adet ve vaz geçilmez bir gelenek olarak sürüyor. İşte Oğuznamenin Seyit Lukman rivayetinde Oğuz’ların ceddi şu sıralama ile sayılır.

1 – Toğrul beğ – Tugrul Bey 2 – Mikail 3 – Selçuk 4 – Dukak 5 – Ertoğrul – Ertugrul Bey 6 – Lukman

7 – Toksurmuş 8 – İlci beg ( Elçi Bey )

Oğuznamedeki sıralamada üçüncü olarak adı geçen Selçuk’un ceddinin yani Anadolu Selçuklu’ları ile Oğuzlarını soyunun Türk, Türkmen çadırlarının direği ve direğini yontan usta anlamında (Kerakü) adı verilir. Mahmut Kaşga- ri’de aynı savı doğrular. Selçuk’un asıl ceddinin asil olmayıp, bir kiregeçi, sanatkar idi demekle bu nesli avamdan (Fakirlerden ) birinin nesli olarak gösterilir. Selçuk’ un babası Kerakücü Hoca gördüğü bir rüyada kendi neslin- den büyük adamlar zuhur edeceğini söyler. Sonra gördüğü rüyası gerçekleşir. 921 yılında Arap elçileri Kerakücü Hocanın oğullarına islamiyeti kabul etmeleri için elçiler gönderip şaman inancından vazgeçerek islamiyeti kabul etmeleri için zorlar ve baskı yaparlar ; fakat çeşitli nedenler göstererek ancak 100 yıl sonra Oğuzlar birazda mecbur kalarak İslâmiyeti kabul ederler.

Bunlardan Maada, Sırderya, Talas ve Çu Havzalarında Karkuk ve Kalaçlarla beraber Türkmen ve Avşar olan Oğuz oymakları kalabalık bir kütle olarak yaşamaktaydılar. Çu havzasında yaşayan bir Türkmen Padişahı için Malik al- turkman ve şarkta Tokuz Oğuzlara komşu olarak yaşayan Oğuzlar ülkesi için El – Biruni Türkmen ülkesi (ard al- Turkmaniye) olarak bildirir . Selçukluların mensup oldukları, Hazar Türkmenleri yani Aral ile Hazar Denizi arasında yaşayanlar ile bundan başka, Çağanyan, Horezm, Kerki arasında Amuderye boyunda, Horezm ile Gürgah arasındaki Helmend havzasında yaşayan Cenüp Türkmen’leridir.

Oğuz’lardan bir kolun Maveraünnehir denilen bölgede yaşadığı yıllarda Sırderya, Talas ve Çu bölğelerindeki yine Oğuz boylarından olan Selçuklu Türkmen’leri ile araları açıldı. Çünkü onlar Selçukluları hiç dost olarak görüp, onlara hiç bir zaman güven duymadılar. Bu neden ile onları o bölgelerden sürmek istediler. 999 yıllarında bölge Türkmen ve Selçuk’lular arasında cereyan eden maceralara sahne oldu. Birbirleri ile çekişmelerinin sonucunda zayıf düştüler ve bölge Gaznelilerin hakimiyetine geçti. Eski huzuru ve serbestliğini yitiren, bir arada yaşayamıyacaklarını anlayan bu Türkmenlerden bir gurup Gazneli Mahmud’un izni ile Horasan’a , Ferave ( şimdiki adı Kızıl Avrat ) ve Balhan’a ( şimdiki Krasnovodsk hududunda ) geçerek yerleştiler.

Sırderya havzasından, ihtimal Aral gölünün garbinden Mangışlak üzerinden geçerek gelen Balkhan Türkmen’leri ve sonralarında ‘ Irak Türkmenleri’ adı verildi. Bunlar Balkhan üst olmak üzere sık sık İran içlerine akınlar yaparken Selçuk oğulları ile Türkmen olan Avşar Beylerinden Şah Melik ( Melik Şah ) arasındada şiddetli çarpışmalar oldu. 1034 yılında Amuderyanın Gavhore mıntıkasındaki bu muharebede Selçuklu oğulları 7 – 8 bin kadar kayıp vererek bir daha geri dönmeyecek şekilde oradan kaçmak mecburiyetinde kaldı. Kurtulanlardan 700 kişilik bir grup ile Toğrul, Davud Bey ( Çağrı bey ) eğersiz atları ve perişan bir durumda Amuderyayı geçerek Rabat- i Nemek’e iltica ettiler. Daha sonra Horezm sahasından ayrılıp Irak’a Türkmen’lerin yanına gelip birleşerek iyi ilişkiler içine girdiler. Amuderya’nın doğusundaki kalan soydaşlarınıda zaman zaman celbederek (teşvik ederek) nüfuslarını 10.000 e çıkartırlar.

Yerli Türkmen’lerin 4.000 sayısıda buna eklenince 14.000 kadar bir nüfus sayısına ulaştı. Oğuz ve Karluk Türkleri bu bölgede az bir adet teşkil ettikleri halde; Horasan, İran, Azerbaycan ve Irak’ta çok büyük roller oynamışlardı. Daha sonra bunlardan 2.000 hane kadarı Isfahan’ı yağma edip, oradan Azerbaycan’a geçerek başkalarının idaresi altına girerken, diğer kalan Avşar adı verilen Türkmen boylarından bir kısmı çoğalıp genişleyerek, Haleb, Dulkadırlı, Suriye, Boz-ok , Üçok ve Üsküdar Türkmenleri gibi adlar altında Haleb, Afşin, Maraş, Elbistan, Antep, Antakya, İskenderun bölgelerinde (cevval ve seyyar ) yarı yerleşik ve konar göçer bir yaşam sürdürmeye başladılar. Diğer taraftan Selçuklu Arslan Yabgu 1025 yılında esirken kendi ya-şadıkları yer olan Amuderya ve Sırderya arasındaki Oğuz’lardan 100.000 kadar asker çıkarta bilecegini söylemiştir. Bu ister istemez orada yaşayan Oğuz’ların en az yarım milyon bir nüfusa sahip olduklarını göstermektedir. Fakat bu sayı bazı nedenlerden dolayı son zamanlarda azaldı. Bu nedenlerden birincisi Tugrul Beyin Türk sınırlarını genişleterek yayılma amacı ile başlattıgı akınlarda, işğal edilen şehirleri; başta talana ve yağmaya müsade etmemesidir

Diğer ikinci neden ise, Tuğrul Beyin boylara sormadan Bağdat’daki Arap Halifes i ile iyi ilişkiler başlatıp, sünni mezhebini benimsemesidir. Bütün Arap ülkelerini fehtetmesinden korktuğu Tuğrul Beye, elçiler gönderip, zaptettiğin topraklar senin için yeterlidir. Emirlerime ait topraklara dokunma ve zapttetiğin topraklar içinde selefleriniz gibi verğileri bize gönderiniz, sözlerine karşı Tuğrul beyin, “ benim askerlerim pek çoktur ve bu memleketler onlara kâfi gelmemektedir. „ derken 1055 yılında Bağdat’ta bulunduğu sırada meydana gelen bir olay üzerine “ Halife’ye hürmetim olmasa idi, bütün Bağdat – ı kılıçtan geçirebilirdim „ demektedir. ( Ebu’-l Ferec, Tarih, c.I syf. 302 ) Tuğrul Bey bu hereketi ile şii ve Alevî inancından olan Oğuz’ların Türkmen ve Avşar boyları , Yörükler ile çok sayıda insan bu duruma isyan ederek; ordudan ayrılıp çeşitli bölğelere göç ettiler.

1063 yılında Tuğrul Bey’in ölümü ile yerine halef bıraktığı Çağrı Beyin oğlu Alp Arslan 1064 yılında bu bölgelere akın başlatıp bölğeyi kontrol altına almasıyle bu yeni Türk ülkesinde yerleşme imkanları dahada artmıştır. Fakat diğer bir yönden üzerlerinde baskı olarak gördükleri Selçuklu’ lardan kurtulmak kendi istedikleri gibi bir yaşam sergilemek için kendileride aynı ırk ve soydan oldukları halde o bölgelerde yaşayan Kürtler ile işbirliği yaparak bölgede sonu gelmeyen yağmalara başlamakla kalmamış , Selçuklulara karşıda isyan etmişlerdi. Hatta bunlar- dan bir kısmı 1071 yılındaki Selçuklu Sultanı Alp Arslan’ın Bizans imparatoru Roman Diyojen ile yaptığı Malazgirt savaşında, Selçuklulara isyan edip, Bizans’lıların yanında yer almışlar. Fakat yenilğiye uğramaları üzerine kaçan Bizans ordusu ile Istanbul’a sonra orada aradıklarını bulamayınca 1072 yılında Suriye tarafına geri geçtiler. Halbuki Bizans ordusunda daha önceden bulunan Oğuz ve Peçenek asılı Türk askerler 1071 yılındaki Malazgirt savaşında kendi ırkından ve soydaşına karşı savaşdan birgün önce Türk ordusunun saflarında yani Alp Arslan’ın Selçuklu orduları yanında yer aldı. (Ord. Prof. Dr. A.Zeki velidi Togan’ın Umumi Türk tarihine giriş adlı kitabından s.192 )

Alp Arslan’ın Anadolu’ yu zapt etmesinden sonra ilk defa derli toplu olarak yerleşip yaşamaya başladılar. Etnik ihtibarı ile bunların en büyük kısmı Oğuzla r’dır. Kıtanın şimalinde bütünü 24 olan Oğuz boylarından olan « Bozok » (Yozgat )cenubunda « Üç ok » boyları yaşamaktaydılar. Diğer taraftan Türkmenistan, Azerbaycan ve Horasan’da kalıp yaşamakta olan geniş toprakların ve bol sürülerin sahibi göçer Türkmen aşiretleri bir süre Kafkas’larda yaşadılar. (Bugün Avşar ve Türkmen’lerden her kimden sorulursa sorulsun hemen hemen hepsi de atalarının Horasan’dan geldiklerini söylerler. ) Fakat Orta Asya’da yaşayan Türk boyları arasında idare etme, yönetme gibi kişisel çıkar hesaplarından dolayı canından bıkan halk, batıya doğru göçmeye başladı. Kıtlık ve kuraklıktan dolayı birinci evredeki büyük bir göçten sonra, Orta Asya’da kalan azınlıktan istifade eden Mogol’lar ilk olarak bölğede hüküm süren Türk beyleri ve oymaklarını dağıtıp batıya doğru yayılmaya başladılar. Önüne gelen her şeyi yakıp yıktılar. Tabi o bölğelerde yaşayan Oğuz boyları en çok zarar görenlerdendi. 1071 yılında Anadolu’ ya Türk’lerin girmesi ve Selçuklu devletini kurmasıyla devletleşerek bütünleşen Türk sınırlarına kadar gelip dayandılar. Acımasız olan Mogolların önünden kaçanlar kurtulmaktaydı. İşte o zaman Kafkas’larda kalarak yaşamlarını sürdürmekte olan bilhassa Horasan bölgesindeki bu göçer Türkmen ve Avşar aşireti ikinci vatanlarındanda diğerleri gibi çareyi kaçmakta buldular.

İkinci evredede 13. yüzyılda Horasan’dan göçe dahil olan bu Türkmen’ler, önce bugünkü Suriye toprakları içinde kalan Haleb bölğesindeki Bucak denilen Tell -Şammar ve Tell- Zivan çevresinde daha sonra Anadolu’da yeni başlayan ve nedeni toprağa dayalı toplumsal olaylardan dolayı, bugün Maraş bölgesi ve Süriye toprakları içinde bulunan Halep bölgesine göçüp kendilerinden daha önce gelip yerleşmiş olan Türkmen aşiretleriyle birleşip yaşamaya başladılar. Göçer olan bu Türkmen’ler göçüp gelirken, ( deyim yerindeyse kaçıp gelirken ) koyun sürüleri, develeri ve atlarından başka bir şeyleri yoktu. Hayvanları doyura bilmek için yaz mevsimi yayla ve otlaklarda kış mevsiminde ise düze inerek çadırlarda yaşamaktaydılar. Fakat Kafkas’lardan gelen ve her yıl sayıları artan insan göçünden dolayı Anadoluda toprak düzenide bozulmaya başladı; diğer taraftan Türkler arasında yıllarca sürüp gelen kendi aralarındaki iktidar kavğası sıkca yaşanmaya başladı. Her seferinde kanlı biten ve yüzlercesinin ölümüne sebeb olup, düşmanları karşısında küçülerek zamanla büyük yenilğiler alan Türk Beğleri , başa geçip idare etmek gibi nedenlere dayalı olarak baba, kardeş göz kırpmadan öldürmeye devam etmekteydiler. Anadolunun diğer bölgelerinde olduğu gibi bu bölgelelerdede sıkca beylikler arasında yönetim değişikliği yaşanmaktaydı.

Mısır Memlük Sultanı’nın idaresi altında uzun zaman kalan bizim Dulkadırlı Türkmen aşireti daha sonra uzun yıllar, Dulkadıroğulları’ nın idaresi altında kaldıktan sonra, Yavuz Sultan Selim’in 1515 yılında bu beyliğe son verilmesi ile Osmanlı devletinin idaresi altında yaşamaya mecbur edilmişlerdi. Bu tarihten sonra fakirleşip, ekonomik yönden zayıflayan halkın üzerine Osmanlı’ nın bir de siyasi ( inaçlardan kaynaklanan ) baskı oluşturulmaya kalkışması bölğede istenmeyen bazı olayların yaşanmasına neden olmuş idari yönden yabancılaşmış olan Osmanlı sarayı ile tabanı oluşturan halkın arası açılmıştı.

Türk ve Türkmen sözlerinden hoşnutsuz olan Osmanlı saray yönetimi, farklı olan inanç ve mezhep farklılıklarını gözetmeksizin, Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey gibi tek taraflı olarak devletin sünni mezhebini tanıması ve diğer mezheplerden olan halka karşı kırım yapması, savaş ganimetlerini kendi başlarına sarayda ecnebilerle paylaşıp tüketerek, buda yetmiyormuş gibi halktan ağır verğiler toplamaya başlamasına karşı Anadolu’ nun her tarafında halk ayaklanmalarının başlamasına neden olmaktaydı. İşte bu ayaklanmaların sık olarak olduğu bölgelerden biriside güneyde Maraş, Halep ve çevresidir. Şam’da Şambay adı Türkmen’ lerinden birisinin ortaya çıkıp ben Şah İsmail’ im (II. ) diyerek Anadolu’ya kadar uzanan ayaklanmanın başladığı bu topraklarda Kütahya’dan başlayıp Toros’ lardan Halep’e kadar uzanan bu bölgede yaşayan Varsak , Avşar Türkmen’ler gibi, Karaca oğlan ve Dadaloğlu gibi ünlü halk ozanları yetiştiren Bucak Avşar’ları ve Barak Türkmen aşiretleri ile aynı soydan ve kandan olup, farklı bir milletten yahut soydanmış gibi görüp bilinen yörük’lerde yaşamaktaydı. Aşiret anlaşıldığı gibi bir çok sülâle ve soyu bünyesinde barındıran bir toplu insan birliginin adıdır. Maraş , Antep – Ayıntap (Gaziantep) ve Amik ovası ile Halep Ham ovasında 1620 li yıllara kadar yaşamış olan bu aşiret ne yazık ki Anadolu’ daki gelişmelerden olumsuz yönde etkilenmiştir. Osmanlı devletinin oradaki diğer yerli Osmanlı yanlısı aşiretleri kışkırtması ile aralarında çatışma çıkmış, Osmanlı destekli bu çatışmalar karşısında Barak’lar, Varsak ve Bucak Avşar’ları çareyi oralardan kaçmakta bulmuşlar.

 

1297 yılından sonra Selçuklular’ın sonu gelip Osmanlı Devletinin kurulması ile birlikte en büyük Türkmen oymaklarından olan ve içerisinde diğer oymaklardan kopmuş obalarında üzerinde yaşadıkları Dulkadıroğullarının idaresi altında olan yöreler XV. yy. ilk yarısında bilhassa Osmanlı Padişahı Yavuz Selim zamanında saldırırıya uğramış ve bu saldırılarda halk büyük zarar görmüştür. Daha sonra yerine geçen oğlu Kanuni Sultan Süleyman zamanında ise Maraş, Ayıntap ve çevresindeki Dulkadıroğullarının varlığına ve idaresine 1515 yılında Ferhat Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından son verildi; fakat Kanuni yönetiminin katı tutumu yüzünden ayaklanmalar tekrar başladı ve başta Maraş olmak üzere Osmanlı ordusunun ecnebi komutanları ve askerleri tarafından her taraf yakılıp yıkıldı. 16. y yılın yarısında ülkenin güneydoğusunda arkası bitip tükenmek bilmeyen olaylar nedeniyle bölgeden kaçan Türkmen’ler, üçer beşer çadırlar halinde Anadolu’nun içlerine doğru yol alırken Elbistan’ın Bucak denilen bölge gesinde yaşamakta olup ; baskılara dayanamayarak kaçmak zorunda kalan Avşar’larda (Bucak avşarları) göçe katıldılar. ( Bu göç ve kaçışları daha sonra bir Avşar olan Halk ozanı Dadaloğlu 19. yüz yılda orada Osman’lının yaptığı kıyım ve katliamlara karşı tepki gösterip isyan eder. )

Kalktı, göç eyledi Avşar elleri

Ağır ağır giden eller bizimdir

Arap atlar yakın eyler ırağı

Yüce dağlar aşan yollar bizimdir.

 

Belimizde kılıcımız kirmanî (*) * (Kirmanda yapılan eğri bir kılıç)

Taşı deler mızrağımın temreni (*) * (temren: mızrak ucundaki sivri demir)

Hakkımızda devlet vermiş fermanı

Ferman padişahın, dağlar bizimdir.

 

DADALOĞLU’m yarın kavga kurulur

Öter tüfek, Davlumbazlar vurulur (*) * (Davlumbaz : cenk davulu)

Nice koç yiğitler yere serilir

Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir.

 

Ferman Padişahın, dağlar bizimdir – Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir dörtlüklerinde Dadaloğlu bir isyan ve haykırışı açık ve net bir şekilde dile getirir. Anadolunun içlerine doğru yola çıkan aşiret kendi içlerindeki tacir ve develeri ile Karadeniz Suriye, Halep, Maraş arasında yük taşımacılığı yapmış olan kişilerin yol bilğilerinden faydalanmışlardır.

Göçe katılan aşiretten bir kısmı, Maraş – Gürün- Sivas üzeri Oğuzların aynı boylarından olup; bugün Yozgat olarak bilinen Bozok’a ve Çorum (Çorum ’un genellikle Alaca kazası ve köylerine yerleşmişlerdir.), Amasya ve Tokat’ a gidip yerleşirken, diğer aşiret mensublarıda ( bunlar Burunören köyün de yaşayan insanların atalarıdır ) Halep (Hamovasından ) Antep (Düztepe’ den) ve Maraş üzerinden Göksun – Pınarbaşı (Aziziye) Bünyan (Hamidiye) güzerğahını kullanarak yola devam etmişler. Fakat; iç kesimlere doğru ilerlerken, aşiretten bazı aileler beğendikleri ve hoşlarına gittiği yerlerde kalıp yerleşmişler. Kayseri’ye bağlı İncesu, Yeşilhisar kazalara bağlı bazı köylerde, Niğde ve Nevşehir’e bağlı olan köylere yerleşenlerde bu koldan olanlardır. Maraş ve çevresinden kopan bu aşiretin diğer fertleri koyun sürüleri ve develeri ile beraber çok yerlerde konaklayıp, kışlamışlar. Bu üçüncü uzun göçleri nihayet o zamanlar Yeni – il sınırları içerisinde ve Sivas sancagı (Livası ) sınırları içinde kalan kazası Aziziye’ye (Pınarbaşı ) bağlı olan ve bugünkü Sarıoğlan kazasına bağlı; Burunören, Karpınar, İğdeli, Yerlikuyu, Körkuyu gibi köylere dağılarak yerleşmişlerdir. Kader birliği yapmış bu aşiret temelde hep birbiriyle akraba olup, yerleştikten sonrada, kendi aralarında kız alıp vermek süretiyle bağlarını kopartmamışlar.

Burunören ve bizim bugün aşiret dediğimiz yakın köylerin kurucuları Haleb’e yakın Raka şehri yakınlarındaki Tell – Şamar ve Tell – Zivan bölğeleri arasındaki Bucak dedikleri yerde yaşamaktaydılar. Aşırı sıcak ve baskılardan dolayı o bölğeyi terk edip Elbistan’da mekan tutmuşlar ve oradada Bucak denilen bir yerleşim yeri oluşturmuşlardı. O nedenle de o bölğede yaşayan bu Avşar’lara Bucak Avşar’ı veya Bucak Avşarları denilmekteydi. Yaşantı ve geçmişleri ile birbirinden ayrı olmayan diğer Avşar’ların kısa özgeçmişi, göçleri ve göç nedenlerine değindikten sonra, benim burada deginmek istediğim asıl konu ise; Burunören köyü hakkında sizlere aydınlatıcı bazı bilğiler vermektir.

Bu nedenle Anadolu’da gelişen siyasi ve toplumsal olaylar ve Türkmen lerle ilişkilerini içeren kısa bilğileri ayreten sunmakta yarar gördüm. Bence kitabın Anadolu’da gelişen toplumsal olaylar ve sonuçları (Osmanlı’lar ve Türkmen’ler ) ile ilğili bölümünü öncelikle okumakta yarar var.Çünkü geçmiş tarihimizi tam öğrenir bugün kü yerimizle, yaşantımızla ve gelişen olaylarla kıyaslama yaptığımızda, açıklamaktan kaçınılmış bazı taraflarımızı ortaya çıkartıp kendimizi ve geçmişimizi daha iyi öğrenmiş oluruz. Osmanlı devletinin Türk olmayan yönetim kadrosunun, adındanda anlaşıldığı gibi, halis Türk olup ,dil, kültür ve geleneklerinden taviz vermeyen Oğuz Türkler’rinden olan diğer Türkmen boylarında olduğu gibi bizim Bucak Avşar’ı aşiretinide suçlu olarak ilân ettiği ve yapılan bu uygulamanın yanlış ve haksız olduğunu söylemek yerine, kapatmaya çalışmak bence yersizdir. Burunören köyü ve çevresindeki köylerde yaşayan bu aşirete mensup yaşlı insanlardan soruyorum. Hiç kimse gerçekleri söylemekten yana değil. Hepside aynı ağızdan sanki birbirleriyle anlaşmışlar gibi aynı hikâyeleri tekrarlayıp, göçlerinin asıl nedenini “Kuğu „ adındaki bir kıza bağlamaktadırlar. Anlatımlara göre Kuğu kız olayı şöyle gelişir ;

“Halep ve çevresinde yaşayan Türkmen aşiretlerinden bir ağanın veya Türkmen beyinin Kuğu adında güzel bir kızı varmış. Bu kız ile evlenmek isteyen o kadar çok genç varmışki, bunlardan biriside bugün aşiret dediğimiz, Avşar Türkmenlerinden bir gençmiş. Kuğu adındaki bu kız ile evlenmek isteyen gençler arasında kavga çıkmış. İster istemez kavgaya sülâleler ve aşirette katılmış.Bunun üzerine aşiretler arasında silahlı çatışma çıkmış. Çatışmada bir kaç kişi vurularak öldürülmesi ile olaylar büyümüş ve Buçak Avşar’ları (aşireti) çareyi Halep’ten başka yerlere göçmekte bulmuş. Yola çıkan aşiret, Karahıdırlı’ya kadar gelmiş ve geçici olarak orada konaklamış. Oradan ayrıldıktan sonra kabile, kabile bu günkü yaşadıkları köylerine gelip yerleşmişler. „ Hemen hemen hepsininde anlattıkları budur. Her sülâlenin öz geçmişine ve tarihlerine değinirken, kendi anlatım ve ifadelerine yer vermeğe çalıştığım bu kitapta diğer değerlendirmeleride okurlara ve bu aşiretin bugün kü mensuplarına sunmamak yerinde olmaz sanırım.

Aynı nedenleri göç nedeni olarak gösterdiklerine bakılırsa, bana göre hepsi aynı tarihlerde göçmüş oldukları apaçık belli olmakla beraber, Anadoluya göçlerinin yerli ve Osmanlı’dan ayaklanmalara karıştıkları kanısıyla kıyıma uğrayacaklarından korkmuş olmalarından dolayı, yıllardır söylene gelen böyle bir hikâyeyi uydurmuş olabilirler. Halbuki aıiretin o günkü yaşadıkları yıllarda ve o bölğelerde adı tarihlere geçen başka olaylar cereyan etmişti. Maraş ve çevresinde ayaklanma çıkmış Osmanlı devletinin Türkmen’ler üzerine gönderdiği paralı hırıstiyan frenk askerleri zaten çoğunu katletmişti.. Hiç bir ayaklanmaya katılmayan karınlarını bile doyuramayan aç ve fakir olan bu göçer Türkmen aşireti, Osmanlı Devletinin baskı yaptığını söyleme yerine, gittiğimiz yerlerde başımıza bir iş gelmesin diye; göçün sebebi olarak başka başka nedenler ortaya sürmüşler. Bunlardan biriside yukarıda anlatılan Kuğu kızın hikâyesidir. Belki bu konuda o gün için haklı olabilirler. Ama ben atalarımızın geçmişlerini rivâyet ve duyumlara dayalıda olsa bu göç olayına çeşitli çephelerden bakıp ayrıntıları ile bilmemizde yarar olduğunu görüyorum.

Bu nedenle çeşitli kaynaklardan yararalanarak elde ettiğim bilğiler doğrultusunda, Anadolunun içerisinde ve haricinde yaşayan Burunören köyü ve çevresindeki aşiret köylerinde mensubu olduğu, aslında aynı soy ve kökten olup sadece verilen isimleri ayrı olan Türkmen ve Avşar Türk boylarının yaşantılarını irdelemeye çalışacağım.

Oğuz Türk mitolojisinde bütün tanrıların ceddi ve bütün varlıkların yaratıcısı “ Kayra Han’ın << Kara Han’ın >>’ oğludur. Oğuz doğdugu zaman yüzü mavi, ağzı ateş gibi kırmızı, gözleri, sacı ve kaşları simsiyahtır. İlk doğdugunda annesinin memesinden bir defa emer ve bir daha asla emmez. Dillenerek yiyecek başka şey ister ve büyükler ile laf etmeye konuşmaya başlayıp kırk günde büyür ve gezip oynamaya başlar. Doğdugunda ayakları öküze, vücudu kurda ve gögüs kısmı ayıya benzeyen, böğürleri kıllı olan Oğuz henüz küçük yaştayken at sürüsü güder ve at ile avlanmaya çıkar. Genç delikanlıyken yörede bulunan ormanda etrafa dehşet saçan « Kıyant » adında bir kurt vardır. O yörede herkes ondan korkar. Oğuz atına atlayarak gidip o kurdu öldürür. Namı ve şanı büyür.

 

Oğuz birgün tanrısına ibadet ederken gök birden kararır ve gökten mavi bir ışık düşer. Bu ışık güneşten ve aydan parlaktır. Bu ışığın içinden güzel bir kız çıkar. Oğuz bu kızı görünce aklı başından gider ona aşık olur ve onunla evlenir. Bu evliliğinden Gün , Ay ,Yıldız adlarında üç çocuğu olur. Oğuz yine bir gün avlanmaya çıkar. Bir gölün kenarına varır. Gölün ortasındaki ağacın altında oturan bir kız görür ve onada aşık olur. Onunlada evlenir. Bu evliliğindende Gök , Dağ, Deniz adını verdikleri üç oğlu olur. Günleri avlanmakla geçen Oğuz’u çekemeyen düşmanları, babası Kara Han’a oğlun Oğuz başka bir dine geçti diye şikayet ederler. Bunun üzerine baba oğul arasında savaş çıkar. Bu savaşta babası Kara Han „ aldığı bir ok yarası ile ölür.

 

Bu üstünlüklerden sonra korkan Oğuz bütün Tekin’leri Türk boylarının büyüklerini kendisine bağlar. Fakat bir kısmı Oğuz’un dinini kabul etmeyerek Tatar’lar ülkesine ( Mogolistan’a ) gider oraya sığınırlar. Bunun üzerine Tatar’ların üzerine yürüyüp onları yener ve mallarını alır, yönetimlerinide kendine bağlar. O bölğede hüküm süren Altın Kaan hediyeler göndererek Oğuz’a bağlılığını bildirirken, Sol tarafta hüküm süren Urum Han çok sayıdaki ordusuna ve şehirlerinde yaşayan insanlara güvenerek karşı gelir. Bunu üzerine sancağını çeken Oğuz askeriyle hareker eder ve kırkgün sonra Buz Dağı eteklerine varıp dayanır.

 

Birgün dinlenmekteyken ; gün ışıgına benzer bir ışık içerisinden; boz tüylü, boz yeleli erkek bir kurt çıkar ve Oğuz’a yol göstermek istediğini söyler. Oğuz kurdu takip ederek İdil Moran kenarında durur. Kendisine meydan okuyan Urum Han’a bağlı askerler ile orada kıyasıya bir savaşa girer. Akan nehrin suyu kan damarı gibi kıpkırmızı olur. Büyük bir yenilği alan Urum Kaan kaçıp kurtulurken; memleketi ve hazinesi Oğuz’a kalır. Fakat o yörede Urum Kaan’ın kardeşi Uruz Beyi’in oğlu Tarang Moran arasında büyük bir dağın arasında şehir kurmuş yaşamaktadır. Oğuz’ un oraya yönelmesi üzerine haber gönderir ve bağlılığını kabul etmesi üzerine Oğuz ona << Saklap >> adını verip geri döner. Oğuz ordusu ile İdil’e geçer. Orada büyük bir Hakan yaşamaktadır. Onun peşine düşer. Uzun yollar, sık ormanlar arasından geçtikten sonra ağaçlardan sal yaparak önüne gelen nehirden geçer. O anda bozkurt yine gözükür ve yol gösterir. Uzun bir zaman yürüdükten sonra İt Barak’ın ordusu ile karşılaşırlar. Ordusu bozulan İt Barak savaşta öldürülür. Oraları eline geçiren Oğuz bol ganimetlerle dönerken bir çöle rasladılar. Çölde altındaki bidiği atı çölde birden gözden kayıp olur. Çölden sonra gelecekleri Buz dağını geçecek olan Oğuz atının kaçmasına çok üzülür. Bunun üzerine ordusunda asker olan bir Tekin kendi atını Oğuz’a verir. Her tarafı bembeyaz karlar olduğundan Oğuz ona « Karluk » adını verir. ( Bu boy Oğuz’ların Karluk boylarıdır. )

 

Dağdan sonra tekrar yola koyulurlar. Yoldan geçerken damı altından, pencereleri halis gümüş ve demir olan bir ev görür. Anahtarı olmayan bu eve giremeyen Oğuz ordusunda bulunan Tumur Dokagal adında akıllı bir adam vardır. Ona : burada kal, bu kapıyı aç ve sonra gel orduya katıl der ve bu anlamda ona da « Kalaç » adını verir.

 

Yoluna devam eden Oğuz ve ordusunun önünde yine onlara yol gösteren bozkurt belirdi. Onları alıp; Çurçit denilen çok insan yaşayan ekili bir alana götürür. Bunların çokca altınları gümüşleri, elmasları ve hayvanları vardı. Oğuz oraya girmesine karşı çıkarlar ve savaş başlar. Oklu ve kılıçlı şiddetli bir cenk olur. Sonunda yine Oğuz üstün gelir “Çurçit Han’ın „ başı kesilir. Bu savaştada o kadar bol miktarda ganimet elde edildiki oğuz’un ordusunun taşıyamıyacağı kadar. Bunu üzerine ordusunda Parmaksız Çözüm Bilik adındaki zeki bir adam hemen orada bir kağnı yapar ve bütün eşyaları üzerine koyup hayvanlar ile taşımaya başlarlar. Oğuz Han bunu görüp ona « Kanklı » adını verir. Oğuz ve ordusu yine bozkurtun önderliğinde oradan hareket edip Tangut ve Şakım memleketine gider. Cenk yaparak o topraklarıda toprağına katıp kıymetli mallarına el kor fakat: o bölgelerde çok gizli bir yerde olan çok sıcak ve zengin “ Baçak „ adında bir memleket vardır. Bu yörede çokca kuşlar ve vahşi hayvanlar vardır. Siyah derili İnsanların Hakan’ı “Mazar„ ile yapılan cenkte Oğuz onuda yenip her zaman oldugu gibi topraklarına ve mallarına el koyar.

 

Oğuz Han ordusunda her gittiği yere götürdüğü ihtiyar bir adam vardır. Bu adamın adı Irkıl Ata’dır. Buna Uluğ Türk’de derler. Irkıl Ata birgün rüyasında altın bir yay ve gümüş üç ok görür. Bu altın yay doğudan batıya uzanıyor ve bu gümüş üç oklarda gece tarafına uçuyor. Irkıl Ata uyanınca gördüğü bu rüyasını Oğuz’a anlatıp bazı nasihatlarda bulunur. Ertesi gün Oğuz Han oğullarını yanına çağırır. Derki; oğullarım ben artık ihtiyarladım. Hakanlık benim için değildir. Gün, Ay , Yıldız siz güneşin doğdugu tarafa. Gök, Dağ, Deniz sizde gece tarafına gidiniz der. Oğulları bu sözlerini yerine getirirler.

Oğullarından Gün, Ay ve Yıldız bir çok kuşlar ve hayvanlar vurduktan sonra bir altın yay bulup babasına getirirler. Oğuz bu oku üçe bölerek oğullarına geri verir ve yay sizin olsun oklarınızı yay gibi göğe fırlatın adınız «Bozok» olsun der. Oğuz’un diğer küçük oğullarıda çölde hayvan avlayıp kuş vurduktan sonra ortada bir gümüş ok bulur va babasına götürürler. Oğuz bu oku üçe bölerek yine onlara verir ve sizinde adınız “Üçok „ olsun der. Bunun üzerine büyük kurultay toplanır. Herkesin çağrıldığı bu kurultayda 900 at, 9000 koyun kestirip 90 havuz dolusu kısrak sütünden yapılmış kımız içkisi hazırlatırken kendisi için direkleri altınkaplı, üzeri zümrüt, yakut, firuze ve inci ile işlemeli otağını kurdurur.

Otağın sağına kırk kulaç uzunluğunda bir sırık diktirir. Sırığın tepesine bir altın tavuk, tavugun ayağına ise bir koyun bağlatır. Sol tarafına yine kırk kulaç uzunluğunda bir sırık diktirir. Sırığın üzerine bir gümüş tavuk, tavugun ayagına bir siyah koyun bağlattırır. Sağ tarafında Bozok’lar, sol tarafında Üçok’ları oturtur. Halk kırkgün, kırk gece yiyip içerek eğlenir. Bu kurultaydan sonra Oğuz yurdunu evlatlarına verirken; Onlara; Evlatlarım ! çok yaşadım, çok cenk ettim, çok ok attım, çok aygırlara (Ata) bindim. Düşmanları ağlattım, dostları güldürdüm. Bunun için tanrıya her şeyimi feda ettim, sizlerede yurdumu veriyorum der.

Oğuz’lar diğer Türk kavimlerinin aksine, yüz bakımından Moğollımsı Türklere hiç benzememektedir. En eski kayıt olan Câmiü’ttevârih’teki ifadelere göre; diğer Türklere benzeyen Oğuzlar Mâveruü’nnehre geldikten sonra, oranın havası ve suyunun etkisiyle fiziken değişime uğradılar. Bu değişimden sonra yüzleri tedricen Tâcikler’inkine ve İranlı’larınkine benzemiş. Bu neden le bugün Anadolu’da yaşayan Oğuz Türkleri Moğolluk vasıflarını taşımamaktadır. Fizyonomist Lavrater Türk’lerin tanımını yaparken, Türk milleti soylu Küçük Asya (Turan) kanı ile Tatar (Moğol / sarı ) ırkın maddi özelliklerinin melezi idi ( Lavrater 1854 : 164 ) derken ; Amerika’ lı tarihci yazar Morton’a (1839) göre ise, soyca Moğol ırkından gelen Türk’ ler, Çerkes, Gürcü, Rum ve Araplar la karışarak fiziki özelliklerini yitirmiş; güzel bir ırk oluşturmuşlardı.

Bu konu ile yakından ilğilenen Fatih Sultan Mehmet Kritovulos’ un ünlü tarihcisi Herodot’un yapıt ve eserlerine bakarak Osmanoğullarının yani Anadolu Türklerinin Pers ve Ehemeniler’den geldiğini araştırıp bir kitap yazan kişiyide ödüllendirip İmparatorluğa ait olan Eğe Denizindeki bir adaya kral bile yapmış. Oğuzlar, diğer milletler tarafından uzun saç ve bıyıkları ile traş edilmiş (Yülenmiş) sakalları ile tanınır. Oğuz’lar savaşcı olmalarının yanında, gezğinlerin, tarihcilerin ve araştırmacıların yapıt ve eserlerinde onlardan namuslu, doğru ve konuksever insanlar olarak övgü ile söz edilir.

 

TAMGALAR



Tarihsel kökeni çok eskilere dayanan tamgalar (damgalar) bir iletişim gereksinimi olarak türemiştir. Bu sebeple hayvan, eşya ve hatta silahların damgalanması gibi harmanda elde edilmiş olan hububat da damgalanırdı. Erken Türkler, Kuzey Avrasya kıtasında yaygın olarak yaşamışlar, geçimlerini çobanlık ve avcılıkla sağlamaya başlamışlardı. Yazın yaylakta, kışın kışlakta yarı göçebe hayat sürdürmüşlerdi. Mevsim göçleri sırasında, sürülerin birbirlerine karışmaması için her boy, sürülerine kendi tamgasını vuruyordu. Harzemşahlar çağında yazılmış olan Mukaddimetü’l-Edeb’de “Mühür bastı, bugdayga” şeklinde bir cümle görülmektedir. Daha sonraki çağlara ait olan Moğolca karşılığında ise yarı Türkçe yarı Moğolca olarak “Tamga daruba bugdayda” denmektedir.

Oğuz boyları tamgaları


Aileler (oguşlar) birleşerek urug (oymak)ları, uruglar birleşerek boyları, boylar birleşerek bodunları, bodunlar da birleşerek elleri (illeri) oluşturur. Bu kelimenin baş harfi “i” ile “e” karışımı bir sesle okunmaktadır. Bozkırda en yüksek siyasal örgütlenme biçimi eldir. Bodun yöneticisine han, el yöneticisine kağan denilmektedir.


Kayığ, Afşar, Bayat, Yazgır dört Oğuz boyları Reşideddin Fazlullah’a göre Bozoq boy (sağ kolu) birliğine, diğer on ikiside Ücoq boy (sol kolu) birliğine uygundur. Cami’üt-Tevarih adlı kitabında iki grubun her biri oniki boyların Ordu’nun sağ ve sol kolundan oluştuğu aktarılmıştır.

Kaşgarlı Mahmud’a göre Divanü Lügati’t-Türk’teki yirmi iki Oğuz bölüğünün tamgaları: Kaşgarlı bu tamgaların davarlara, yılkılara vurulduğunu söyler.

Türk Boyları Tamgaları

 

Anadolu’da bugünkü söylenişe göre Oğuz boylarının adları:

Boz-oklar: Kayı, Bayat, Kara-Evli, Ak-Evli, Yazır, Döğer, Dodurğa, Avşar, Kızık, Beğ-Dili, Karkın.
Üç-oklar : Bayındır, Peçenek (Beçenek), Çavundur, Çepni, Salur (salır), Eymir, Alayuntlu, Yüreğir, İğdir, Büğdüz, Kınık.

Oğuz boylarının simgeleri


Damga-sembol (ongun) olarak sıkça kullanılan kartal, kudret ve kuvvetin temsilcisidir. Göksel hâkimiyeti, yükseklerde uçabildiği için yaratıcı’ya yakın oluşu ve insanlar arasında olan hadiseleri yaratıcı’ya haber verdiğine inanılması dolayısıyla kutsal sayılmıştır.

Eski Oğuzca’da “Ongun” kelimesi “Totem” anlamındadır. L. Rásonyi’de Ongun’un Türkçe bir kelime olduğunu, Abdülkadir İnan, ise bu kelimenin moğolca kökenli olduğunu ifade eder. Bahaeddin Ögel’de, aslında Ongun sözü moğolcadır. Bunun Türkçesi “Töz”dür. Töz türkçede “kök-menşe” anlamına geldiğini söyler. Oğuz destanlarına göre, her boyun bir kuş sembolü vardır. Bu kuşlar da genel olarak yırtıcı kuşlardan seçilmiştir. Moğol tarihçisi Reşideddin Fazlullah, bu kuşlara Ongon deyimini kullanmış ve bu suretle deyim günümüze kadar ulaşmıştır.

Ebulgazi Bahadır Han’ın Şecere-i Türk eserine göre: Salur boyunun ki kartal, Dodurğa boyunun kızıl kartal, ve Kınık boyunun da ak kartal’dır. Kartal, Altay mitolojisinde en büyük Tanrı sayılan Ülgen’in yedi oğlundan biridir.


Kınık boyu : cürre karcığay, yani çakırdoğanın erkeği (Farsça cürre = kuşların erkeği)

Kayı boyu : sungur (Reşideddin Fazlullah’ın listesinde şahin’dir.), yani şahinlerin en büyüğü olan akdoğan’dır.

Bayındır boyu : laçin (Reşideddin Fazlullah’ın listesinde şahin’dir), gezgin şahin.

Yıva boyu : tuygun, yani yaşlı erkek çakırdoğan. Prof. Bazin Özbekçedeki karşılığını bulmuştur: kari erkek karcıyağ.

Salur boyu : bürgüt, yani kral kartal.

Afşar boyu : çure-laçin, yani erkek Bayağı doğan falco peregrinus.

Begtili boyu : bahri, yani pandion haliaetos, yani küçük balıkçıl kartal ya da balık-kartal.

Büğdüz boyu : italyu (tam olarak köpekleri alan anlamındadır), yani falco lanarius (Rusçada balaban), av için yetiştirilen dişi ya da kutsal doğan’dır.

Bayat boyu : ükü, yani grandük.

Yazır boyu : turumtay (Reşideddin Fazlullah’ın listesinde çakır’dır.), yani bozdoğan (Falco columbarius aesalon).

Eymür boyu : adı bilinmeyen bu kuşa isperi, falco subbuteo, yani delicedoğan denebilir.

Karabölük boyu: küyenek sarı, yani küçük sarı kerkenez (küye’nin nek’le kısaltılmışı).

Alkaevli boyu : küyenek, yani kerkenez.

İğdir boyu : karcığay, falco columbarius, yani çakırdoğan.

Üreğir boyu : biku, yani gecekuşu.

Tukirka boyu: kızıl karcığay, yani kızıl çakırdoğan.

Ulayundluğ boyu : yağalbay, falco vespertinus, yani gece çakırdoğanı.

Tüger boyu : küçügen, yani kuzuların büyük çakırdoğanı.

Peçenek boyu : ala toğunak, lanius exubitor, yani haşarat yiyen boz saksağan’dır.

Çavuldur boyu : buğdaınık. Kononov’un bunu Humay olarak yorumlaması yanlıştır. Bu kuş da humay gibi Kırgız halkbiliminde yer alan efsanevi bir kuştur. Adı buğdaykuşu olduğu düşünülür.


Çepni boyu : humay. Farsçası hüma olan efsanevi bir kuştur. Bir önceki kuşta olduğu gibi yine bir hata yapılmıştır, fakat bu kez hatayı Ebulgazi Bahadur Han yapmıştır. Efsanevi kuşların burada yeri yoktur. Gerçekte ongun’ları kumay, yani kar çakırdoğanı’dır.

Çarukluğ boyu : sarı karcığay, yani sarı çakırdoğan.

Türk tarihine ışık tutan motifler : TAMGA…(lar)

Bir topluluğun ulus olması için gerekli yazılı olmayan kaideler vardır…kültür, ahlak, din, dil gibi…ve toplumlar bu yazılı olmayan kuralları sembolleştirerek tarihe izler bırakırlar.

binlerce yıldan beri tarihin yazılmasında, şekillenmesinde önemli katkıları bulunan TÜRK MİLLETİ’de kendi tarihine bu tip sembollerle ışık tutmuş, tarihe adını altın harflerle yazdırmışlardır.

ön türklerin tarihe not düştükleri işte bu sembollerin en önemlileri TAMGALAR’dır.

“Türklerin tarih boyunca granit taşlara kazıdıkları özel işaretler Türk Kültürüne; Türklerin sosyal yazışmalarına ve Türk tarihine ışık tutar niteliktedir. Bu şekillere ad olarak verilen Tamga kelimesi sözlük anlamı olarak bir şeyin üzerine bir nişan basmaya yarayan araç, bu araçla basılan nişan, bir kimsenin herkesçe bilinen lekesi, şeklindedir. “

“TAMGA” kelime anlamı olarak bugün türkçemizde kullandığımız “DAMGA” kelimesinin karşılığı olsa da, taşıdığı mana ve derinlik “damga” kelimesinden çok daha önemli ve kıymetlidir. tamga ya da tamgalar ve buluntuları türk tarihine ışık tutan en önemli bulgulardır.

türkler, tarih sahnesine çıkışlarından beri kendilerini tanımlayan bu sembolleri kah mağara duvarlarına işlemişler, kah dokudukları kilimlerde sergilemişlerdir. tamgalar bazen bir bayrak olarak karşımıza çıkmış, bazen de birkaç tamga bir araya gelerek bir objenin tanımını oluşturmuşlardır.

bugün anadolu türklüğü’nün atası olarak bilinen OĞUZ BOYLARI’na ait tamgalar;

türklerin taşlara imlediği tamga resimlerinin manaları;

ESKI TÜRK DAMGALARININ GÜNÜMÜZE YANSIMALARI

Orhun’dan Anadolu’ya kadar uzanmis olan Türk damgalari, Orhun ve Yenisey Yazitlarindaki benzer veya çok az farkli veya tamamen farkli sekilleriyle Anadolu’daki çesitli boy, soy, oba, asiret ve cemaat ile aileler arasinda kullanilmakta ve halâ yasamaktadir. Türk damgalari Anadolu’da su yerlerde kullanilmaktadir.

1. At ve sığırda,

2. Koç veya koyunun sırtında, kuyruğunda veya başında,

3. Koç ve koyunun kulak veya burnunun üstünde,

4. Kovanlarda, buğday veya un ambarlarında,

5. Mezar taşlarında,

6. Hece tahtası adi verilen, tahtadan yapılmış mezar işaretlerinde,

7. Kilim ve halılarda,

8. Keçelerde, kepeneklerde,

9. Heybe, torba ve un çuvallarında,

10. Nakiş ve yanişlarda,

11. Ziynet eşyalarinda,

12. Nazarlıklarda,

13. Ev kapı ve duvarlarında,

14. Kap kacakta,

15. El, yüz, alin, pazu ve göğse yapılan döğmelerde,

16. At koşum takımlarında.

Türk damgalarini bu kadar çesitli olmasi ve kullanilmasi, Türk toplumunun folklor ve etnolojik malzemelerinin, zenginlesmesinde baslica unsurlardan biridir.

Işte bu tamgalar türk tarihine dair en önemli yazılı kaynak olan “ORHUN KİTABELERİ”nin yazın dili olan “GÖKTÜRK ALFABESİ”ni oluşturmuşlardır.

Oysa ki bu tamgaların oluşturduğu alfabede kullanılan RUNİK YAZI stili türklerin dışında birçok uygarlıkta da gözlemlenmiş, avrupa’da yapılan arkeolojik araştırmalarda göktürk runik yazısı ve türk tamgalarından esinlenilen birçok Türk tamga’sına rastlanılmıştır.

cermen runik;

indus vadisi runik;

orhun runik-viking runik karşılaştırması;

Runik Björketorp taşı;

Anadolu, ön türk runik;

orhun yazıtları runik;

 

Şimdi burada orhun kitabeleri’nin tarihi ile bu bulguların tarihleri karşılaştırıldığında kronolojik bir sorun ortaya çıkmakta. Orhun kitabeleri, runik yazıyla taşlara kazınan bu örneklerden çok daha yeni…

bu durumda tamgaların göktürklerden çok daha önceki türk topluluklarına ait bulgular olduğu neticesi ortaya çıkıyor.

yani türkler göktürklerden çok daha evvel, tamgalar vasıtasıyla kendilerine has bir alfabe geliştirmiş ve yazıyı bulmuşlar, buldukları bu haberleşme yolunu da kendilerinden sonra gelen nesillere ışık tutsun diye yaşadıkları coğrafyalara kazımışlar ve kendilerinden sonraki toplumların kültür birikimlerinde önemli roller üstlenmişlerdir…

Fransa vichy kenti yakınında yüce konfigürasyon yazıtı;

Ispanya-bask bölgesinde yaptığı incelemelerden;

göktürk runik alfabesi ile çözülen etrüsk yazıtları;

portekiz’de rastlanan en az 5000 yıllık “uç tamga”sı.

Norveç’te bulunan taş.


Akıncılarız…

 

Eski dünyanın herhangi bir köşesinde bulunan tarihi bulguların köktürk alfabesi ve tamgalar yoluyla ortaya çıkarılabilmesi de tarihin türklerde başladığına dair en önemli delildir.

Erişim: https://tarihturklerdebaslar.wordpress.com

 

TÜRKLER-Videolar

 

1-Tarihte İlk Türkler – Ord. Prof. Dr. Reha Oguz Türkkan MÖ 9000 Alpinler, Subarlar, Sümerler İskitler

2-Kazım Mirşan 15.000 YILLIK TÜRK TARİHİ TEK PARÇA

3-Kazım Mirşan ve Erken Türk Tarihi Konferansı 1.Bölüm

4- Kazım Mirşan ve Erken Türk Tarihi Konferansı 2.Bölüm

5- Kazım Mirşan ve Erken Türk Tarihi Konferansı 3.Bölüm

6- Kazım Mirşan ile Türk Tarihi Üzerine Sohbet

7- TÜRKLER TÜM İNSANLARIN ATASIDIR KAZIM MİRŞAN

8-Türk Boyları, Damgaları ve Sembolleri ile Anlamları, Yonca Bayrak Hoca

9-Damgalar – Türk’lerin Anadoluya Malazgirt’den Önce de Geldiğinin Kanıtları – Belgesel

10-Hz. Osman’ın Kılıcındaki Kayı Boyu Damgasının Sırrı

 

 

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s