DİRTY WARS (2013) Kirli Savaşlar

 

Amerika’nın Afganistan’da yaptığı zulüm

 Yönetmen: Rick Rowley       

Senaryo: David Riker, Jeremy Scahill    

Ülke:  ABD, Afganistan, Irak, Kenya, Somali, Yemen

Tür: Belgesel, Suç, Dram, Gizem, Savaş

Rating: 7.5

Vizyon Tarihi: 18 Ocak 2013 (ABD)

Süre: 87 dakika

Dil: İngilizce, Pushto, Somali, Dari, Arapça

Müzik: David Harrington      

Web Sitesi: Official site

Çekim Yeri: Brooklyn, New York, USA

Oyuncular: Nasser Al Aulaqi, Saleha Al Aulaqi, Muqbal Al Kazemi, Abdul Rahman Barman,Saleh Bin Fareed

Özet

Kirli Savaşlar, Blackwater adlı kitabı uluslararası arenada en çok satanlar listesine girmiş olan araştırmacı gazeteci Jeremy Scahill’in izinden, Afganistan’dan Yemen’e, Somali’ye ve ötesine uzanan Amerika’nın gizli savaşlarının kalbine iniyor. Güçlü bir sinematik tarzı olan film, belgesel türü ve kurgusal hikâyeciliğin sınırlarını bulanık hale getiriyor. Yarı aksiyon filmi, yarı dedektiflik öyküsü olan Kirli Savaşlar, günümüzün en önemli ve bir o kadar da eksik bilinen öykülerinden birine yapılan sürükleyici bir yolculuk.

Afganistan’ın ücra bir köşesinde tamamen yanlış giden bir ABD gece baskınına ilişkin bir dosyayla başlayan hikâye, hızlıca, gizli ve oldukça güçlü Ortak Özel Operasyon Komutanlığı (JSOC) hakkında küresel çapta yürütülen bir soruşturmaya dönüşüyor.

Scahill, JSOC’un eylemlerinin derinlerine daldıkça, kendisini, kamuoyunca bilinmeyen ve resmiyette hiç var olmayan ve Kongre’nin önüne hiç çıkmayacak olan adamlar tarafından tüm dünyada yürütülen gizli operasyonlar dünyasının içinde buluverir. Gizli bir süreç vasıtasıyla seçilen JSOC ekipleri hedeflerini, Askeri söylemle, “bulmakta, belirlemekte ve bitirmekte”dir. ABD vatandaşları da dâhil olmak üzere “Öldürme Listesi”ndeki hiçbir hedef yetki alanları dışında değildir.

Yolculuğu boyunca karşılaştığı insanların hikâyelerine ve yaşamlarına tanıklık eden Scahill, bir yandan kontrolden çıkan bir savaşın acı dolu sonuçlarıyla bir yandan da gazeteci olarak kendi göreviyle yüzleşmektedir. Karakterlerin birbirleriyle paralel olduğu iki ayrı dünyayla karşı karşıya kalıyoruz. Amerikan savaşlarının karanlık tarafında bulunan CIA ajanları, Özel Kuvvet görevlileri, askeri generaller ve ABD destekli mülk sahipleri kamera karşısına çıkıyor ve kayda giriyorlar. Hatta bazıları için bu bir ilk. Kendi hükümeti tarafından avlanılarak öldürülen ilk Amerikan vatandaşının ailesi de dâhil olmak üzere gece baskınlarından ve insansız hava araçlarının saldırılarından kurtulanlar bizzat birinci ağızdan hikâyelerini anlatıyorlar.

Kirli Savaşlar, izleyiciyi, kendi adlarına yapılan ilk elden savaşları görmeleri için dünyanın uzak köşelerine götürüyor ve izleyiciye bu son derece önemli soruşturmanın perde arkasına dair bir bakış açısı sunuyor. Bize kalan ise özgürlük ve demokrasiye, savaş ve adalete ilişkin akıldan çıkmayan sorular oluyor. |

Filmden

**

“Amerikalılar bunu bir daha yaparlarsa onlarla savaşta kanımızı dökmeye hazırız. Oturup hiç bir şey yapmamaktansa ölmeyi yeğleriz.”

**

Bu benim oğlum, bu da oğlum ve bu da gelinim, bu ise torunum. Hepsini bir günde öldürdüler. Öldürdükleri iki kadın hamileydi. Bir tanesi 5 aylık diğeri ise 4 aylık hamileydi. Evimizde bir çocuk dünyaya gelmişti kutlamak için bir parti organize etmiştik. Bir sürü misafir çağırdık müziğimiz de vardı. Parti esnasında insanlar, geleneksel dansımız olan Attan oynuyorlardı. Amerikan güçleri sabaha karşı 3:30, 4:00 gibi geldiler. Davut neler olduğuna bakmak için çıktı. Taliban’ın geldiğini düşündü. Amerikalılar çoktan çatılara yerleşmişti. Davut evden çıkar çıkmaz ateş açtılar. Tüm çocuklar çığlık atıyordu. Davut vuruldu! Davut vuruldu! Davut’u buraya getirdik. Kadınlar Zaher’i tuttular Ona çıkmamasını yoksa öldürüleceğini söylediler. Fakat ateş açıldı. Zaher ile birlikte 3 kadını öldürdüler. Eşimi, kız kardeşimi ve yeğenimi öldürdüler. Şu yamadığımız mermi deliklerine bakın. Bay Davut hemen öldü mü.

–   Yoksa vurulduktan sonra bir süre daha yaşadı mı.

–   Davut ve kız kardeşim sabah 7’ye kadar hayattaydı. Onları hastaneye götürmemize izin vermediler. Amerikalılar bıçaklarıyla kurşunları bedenlerden çıkarttılar. Kurşunları bedenlerden çıkardılar.

–  Amerikan güçlerinin bedenlerden kurşunları çıkarttığını mı gördünüz.

–   -Evet. Ellerimizi ve gözlerimizi bağladılar. İki kişi bizi tuttu. Birer birer helikoptere bindirdiler. Bizi başka bir şehre götürdüler. Pakita’ya. Eşinin Amerikalılarca öldürülüşünü gördü ve sonra yine onlar tarafından esir edildi Götürülürken aklından neler geçiyormuş.

–   Hislerim gitmişti. Ağlayamadım. Uyuşmuştum hiç bir şey hissetmedim. Üç gün boyunca bir şey yemedim. Ellerim ve kıyafetlerim kanla kaplıydı. Ellerimizi yıkamak için bize su vermediler. Sorgudakilerin sakalları vardı ve Amerikan üniforması giymiyorlardı. Kaslı adamlardı. Bazen iyi davranıyorlardı. Bazense bizi itip kakıyorlardı. Eve döndüğümde cenazelerimiz çoktan defnedilmişti. Evde yalnız babam ve kardeşim kalmıştık. Artık yaşamak istemiyordum. İntihar yeleği giyip kendimi Amerikalıların arasında patlatmak istemiştim. Fakat babam ve kardeşim buna izin vermedi. Amerikalılara karşı Cihat etmek istedim.

**

. MUHAMMET DAVUT POLİS ŞEFİ GARDEZ

Birlikte Taliban’la uzun süre savaştılar ve Davut defalarca Amerikalıların eğitimine katılmış bir polis şefiydi. Bu benim Polis Şefi oğlum. Taliban üyesi miydi.

–   Bize burada 50 Taliban üyesi olduğuna dair bilgileri olduğunu söylediler. Fakat buradaki herkes benim akrabam ve hepsi de hükümete çalışıyor. Masum evlatlarımı, kızımı ve gelinimi öldürdüler. Onların hiç bir günahı ve düşmanları yoktu. Gitmeye hazırlanırken Davut’un torunu anlamını sonradan anladığım şeyler söyledi. Davut’un ailesi gitme vaktinin geldiğini söyledi. Dağlarda güneş erken batıyor ve geceler Taliban’a ait. Yollar kapandı mı acaba.

–   Galiba Taliban saldırı düzenledi. Silah sesleri gelmeye devam etti, bu seyahatin ne denli tehlikeli belki de düşüncesizce olduğu artık açıktı. NATO soruşturma açma gereği duymadı. Gardez’de öldürülen kadınların kendi katil ailesi tarafından elleri, ağzı bağlanarak töre cinayetine kurban gittiklerini iddia ettiler. Amerikalıların kurşunu bedenlerden çıkarttığını mı gördünüz.

–   Aileye inanmıştım fakat bu ben ve başkaları için yeterli değildi. Davut’un evini basan bu adamlar kimlerdi.

–   Yaptıklarını örtbas etmek için niye bu kadar ileri gitmişlerdi.

–   Tamana Amerikalılar kimi öldürdüler.

–   Dedemi öldürdüler, ve Gulalai’yi ve Agha Abdulnnor’u da öldürdüler.

–  Pekala hazır mısınız.

-Evet. Bir, iki, üç. Günaydın. Alt kurul oturumu başlamıştır. Konu Ulusal Güvenlik.

TEMSİLCİLER MECLİSİ KOMİTESİ WASHİNGTON

Michigan’lı beyefendi, saygı değer dostum bu oturuma devam etmek istiyorsa benim için sorun yok. Kurulun başkanı kendisidir. Fakat gelecek yıl yönetim değişince geçen yılın veya iki yıl öncenin meselelerine bakmayacağız. Teşekkür ederim. Uzak geçmişi tartışmaktan öte, bu komiteyle Birleşik Devletlerin ölümcül gece baskınları hakkındaki araştırmamı paylaşmak istiyorum.  Sensenbrenner gitti. Fakat diğerleri gelme zahmetinde bile girmedi.  Yalnız Başkan Conyers ve çalışanları vardı. Bu bağlamda sayın başkan bu ailelere dosyaları Birleşik Devletler Kongresi’ne getirerek araştırılmasını isteyeceğimi ve sorumluların hesap vereceğini söyledim. Bu ailelerin adına… Washington’un Gardez meselesi ile ilgilenmemesi beni şaşırtmadı. Araştırmacı gazeteci olarak nadiren insanların ilgisini çekebiliyorsunuz. Ekseriyetle yalnız çalışırsınız ve üzerinde emek harcadığınız hikayelere kulak tıkanır.  Fakat bazen bir hikaye büyük gürültü koparır ve kendinizi milletin önünde buluverirsiniz.  Daha önce başıma gelmişti. Irak’taki görevi esnasında Blackwater düzenli olarak çatışmalara ve diğer ölümcül işlere girmiştir.

2007 yılıydı Blackwater, karanlık paralı asker şirketinin haberini yapıyordum ve birden haber ön sayfalara çıktı. The Nation Dergisi’nin düzenli yazarlarından, yeni kitabı Blackwater. Blackwaterı yazan Jeremy Scahill… Londra’dan gelen… Konuğum Jeremy Scahill.  Çabucak anladım ki talk şovlar dünyası fikirlerin buluştuğu bir ortamdan çok boks ringine benziyordu.

–  Bu çok saçma!

-Pakistan’da askeri karargah için 700 milyon dolar.

–    Tüm bunlar bir oyun gibiydi fakat ringe her çıkışınızda hikayenizin yankı uyandırma ihtimali vardı. Gazeteciler Beyaz Saray’ı veya Bush’u olanlardan sorumlu tutmak konusunda hiç bir şey yapmadılar Chuck.

–  Hikayeyi doğru anlamış mıyım.

-Neden hala hayattasın.

–   Paranoyak falan mısın.

–   Hayır cidden söylüyorum. Yani yazdığınız kitap bir harika. Merak ediyorum “Maher ile programa çıkardığımız diğer elemanı hatırlıyor musun.

–   AA evet ölmüş. Ne olmuş.

–   Bir kaza geçirmiş.” Demem o ki… Burada…  Vatandaşlar evlerinden alınıyor, kaçırılıyor…  Kongre, Gardez Baskınını inceleyecek gibi durmuyordu.  Bilgi edinme dilekçelerim orduda oradan oraya dolaştı durdu.  Sonunda isimsiz ve ajanstan onay bekleyen bir yazı olup çıktı.  Washington’da ulaşabildiğim herkesle temasa geçtim CIA, Dışişleri,eski askeri yetkililer  …fakat kimse Gardez konusunda açık konuşmak istemedi.  Ta ki General Hugh Shelton, 9/11 Müşterek Komutanlarından biri ile tanışana dek.

Gen. Hugh SHELTON Müşterek Komuta Başkanı :

Afganistan’da üzerinde durduğum olaylardan birisi de Afgan Polis şefi ve iki hamile kadının öldürülmesi hadisesidir. Fakat size sormak istediğim böyle bir durumda velev ki doğru diyelim böylesi bir durum nasıl çözülür yada soruşturulur veya gözden geçirilir.

–   Birlikler havadan intikal ederse ve herhangi bir direnişle karşılaşırsa kastım silahlı çatışmadır. Öldürülmeleri talihsizlik olmuş. fakat yanlış zamanda yanlış yerdeler bunun soruşturulması gerektiğini düşünmüyorum. Sanıyorum siz bu durumu yazınızda savaşın lanet sonuçlarından biri olarak ele aldınız. Fakat kurbanlardan biri Amerika tarafından eğitilen kıdemli polis şefiydi. Ve iki de hamile kadındı. Şimdi adam sırf polis şefi diye… Teröristte olabilir. Her iki tarafa da çalışıyor olabilir. Ne kadar nahoş gelse de bu da mümkündür. Ama iki hamile kadın.

–   Hamile olmaları çok ama çok talihsizlik aynı zamanda kurbanların bayan olması ayrıca talihsizlik fakat öte yandan… kadınların bana ateş ettiği bile olmuştur yani bu pek, bana ateş edildi diyorum yani. Bu onları haklı çıkartmaz. Silah kullanırlarsa tıpkı erkekler gibi ölürler… Kongre ilgilenmiyordu. Ordu önüme engeller çıkartıyordu.  Ve General Shelton bana soruşturma açılmaması gerektiğini söyledi.

**

Eve döndüm ve Gardez konusunu ardımda bırakmaya çalıştım.  Ama eve dönmek hiç kolay olmamıştır. İtiraf etmek istemesem de savaş bölgesinde bulunduktan sonra evde hayat çok sıkıcıydı. Sıradan hayat böyle bir şeydi işte. Gardez’i unutmak istedim ama yapamadım.  Herkes tamam mı.

–    Bu noktada artık olan biteni izliyorum.  Olayları anlıyorum. Şu anda… Görüntüler ürperticiydi fakat yüzlerini göremedim. Yalnızca ellerinin görüntüleri ve sesleri vardı.  Pekala kan izi. Şu işte bu son oda.  Çatışma buradaydı. Buraya geliyor. Burada. Kapı ağzında ağlayan bir kadın var. Bu ipuçlarının hiç biri var olmamalıydı. Bu video, amiral ve koyunun resimleri. Katiller iz bırakmadan kaybolmayı istemişlerdi. Aile onlara “Amerikan Talibanı” demişti. Fakat kimdi onlar.

–   Sakallı Amerikan askerleri.  Bir gazeteci olarak her hikayenin zıt bakış açıları olduğunu öğreniyorsunuz kendi fikrinizi buna dahil etmeden hepsini anlamaya çabalarsınız fakat bu hikayede bir şeyler vardı ve ona giden yol kapalıydı.  Amiral’in fotoğrafı gece baskını hakkındaki sorularımıza yanıt olmuş gibiydi. Ama resme baktıkça anlamsızlaşıyordu adını ve rütbesini okuyabiliyordum fakat koyun getiren bu adam kimin nesiydi.

–   Koramiral William McRaven Kabil’deki NATO merkezinden değildi ve o savaş bölgesini kontrol eden Doğu Bölgesel Komutanlığından da değildi.  Omzundaki R01 rütbesini hiç görmemiştim. Ve basında ondan pek bahsedilmiyordu basit bir fotoğraf bile yoktu.  Fakat 2008’de Savunma Bakanlığının yayınladığı bir basın brifinginde McRaven’in  orduda MÖHK Müşterek Özel Harekat Komutanlığı adında gizli bir birimi yöneteceği vardı.  Bir gazeteci olarak on yıldan fazla deneyimden sonra işimdeki ana aktörleri bildiğimi sanıyordum ama MÖHK’nı hiç duymamıştım.  Hakkında çok az resmi kayıt vardı fakat bu birim 1980 yılında İran’da başarısız bir rehine kurtarma operasyonundan sonra kurulmuştu. Ordudaki en gizli ve yalnız Beyaz Saray’a hesap verecek tek birim olarak tasarlandı.  Peki bu durumda Başkan’ın elit birlikleri niye Gardez’de bir ailenin kapısını kırsın.

–   Gardez hadisesinin izole bir olay olmadığını biliyordum ve dönüp NATO’nun yayınladığı öldürülen, yakalananlar listesine baktım. Listenin uzun olacağını tahmin etmiştim ama ne kadar uzun olabileceğinden haberim yoktu. Baskınların temposu her hafta arttı. Geçen son üç ay içinde Afganistan’da 1700 gece baskını icra edilmişti.  Bu korkunç bir rakamdı ve her gece Gardez’dekine benzer olayların 20 katının meydana geldiği anlamına geliyordu. Bitmek bilmeyen baskın listeleri ama tek bir isim dahi yok.  Gardez’in büyük bir hikayenin parçası olduğunu anlayabiliyordum. Çok çok büyük. Fakat düşüncesi bile yıkıcıydı. 1700 tane baskının ölüm listesini kim toparlayabilirdi ki.

–    Gece baskınlarının artması açıkça Afgan savaşının seyrini değiştiriyordu.  MÖHK’nın yaptıklarının ters tepmesi uzun sürmedi.  Matthew HOH, Afgan Savaşı’nı protesto amaçlı istifa eden ilk Amerikan yetkilisi oldu.  HOH 5 ayını Dışişleri Bakanlığı için Afganistan’da çalışarak geçirmiş herkesçe saygı duyulan eski bir denizciydi.

Yzb. MATTHEW HOH ESKİ DIŞİŞLERİ YETKİLİSİ

 Çoğu zaman evet doğru kişiler hedef alınırdı ve çoğu zaman doğru kişiler ölürdü. Ve pek çok kez de yanlış kişiler öldürülürdü bazen masum aileler. Sonra da bu olanlar sizi çok geriye iterdi. Gecenin bir vakti köye gidip kapıyı kırarak; misal bir kadını veya çocuğu öldürerek… orada piyade tabur komutanlığının 9-10 ayda elde etmeye çalıştığı her şeyi heba etmekti. Listelere bakarak yanlış kişilerin sizin birliklerinizce öldürülmediğinden emin olmanızı gerektiren bir konumdaydınız.

**

–    Gardez’i ilk ziyaretimde hikayenin beni nereye götüreceğini bilmiyordum.  Dünyanın ne kadar değiştiğini bilmiyordum veya bu seyahatin beni ne kadar değiştireceğini.  Fakat anladım ki hikayenin sonu yok.  Bir şekilde gözlerimizin önünde ilan edilmemiş savaşlar başlatılmış gezegen boyunca ülkelerde bir birlerine hiç benzemeyen yabancılar ve vatandaşlar Başkanlık talimatlarıyla suikastlara kurban gittiler  Terörle mücadele kendini gerçekleştiren kehanete dönüştü.  Böyle bir savaş nasıl biter.

–    Ve güpegündüz olan bitenleri sonunda fark etiğimizde bizlere ne olacak.

–   Hakan ATMAN Çocuklara kıymayın

 

 

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s