KARİKATÜR ÜSTADLARIMIZ, CEM VE RAMİZ

Hzl: Hilmi YÜCEBAŞ

Karikatür; Türkiye’de tanzimattan sonra Karagöz, Hayal, Çıngıraklı Tatar, Çaylak, Diyojen vesair mizahi Gazete ve mecmualarla başlamış ise de o zamanlar gerek ressamlık, ve fotoğrafçılık, gerek çinkoğrafçılık sanatları bugünkü terakkisine ulaşmamış bulunduğundan mâna, bakımından bazıları değerli sayılsalar bile çizilişte matlup incelik noktasından çok iptidaî kalmışlardır.

Avrupa gazetelerinde de Türkiye ve Türklere müteallik karikatürler çıkardı. Hatta, Sultan Aziz ve Sultan Hamidin karikatürleri de Paris gazetelerinde çıkmıştı,. Fakat, o zamanlar Türkiye, mutlakıyet ve istibdat şekliyle idare, olunduğundan bu karikatürler daha ziyâde gerek Türkiyeyi, gerek Türkleri siyasî maksatla tezyif [Bir şeyi değersiz, adi, bayağı, aşağılık göstermeye çalışma, küçültmek isteme.] mahiyetini taşırdı,

İkinci meşrutiyetten sonra ilk  Karagöz, Boşboğaz, Geveze gibi mizah gazetelerinde karikatürler görülmeğe başlandı. Fakat bunlar, tersim [ Resmini yapma] bakımından hiç te karikatür sayılabilecek halde olmayıp ancak mâna ve mefhum itibariyle mevzuu karikatürleştiren  resimlerdi.           

İlk olarak merhum üstâd Cem’in önce  (KALEM), sonra (CEM) mecmualarındaki eserleri şahısları tersimde ana hatlarını tebarüz ettirmekle beraber karikatürden matlup mâna ve tenkid inceliğini de toplayan eserler oldu. 

Bunları (Aydede) mecmuasında Rıfkı’ nın (Diken) de Sedat Simavi’nin, (Akbaba) da, Ramlz’in ve Ratıp Tahir’in gerek çiziliş, gerek mânasının taşıdığı tenkid itibariyle kıymetli karikatürleri takip etti. Nihayet Cemal Nadir’de Türk karikatürü san’at şahikasına yükseldi. Onun yarattığı Amcabey, ve Amcabey lisanından pek zarif nüktelerini ve tenkidlerini bugün  olduğu kadar yarın da lezzetle seyrolunacak ve okunacak karikatür edebiyatı saymak hiç de yanlış değildir.

Karikatür; yalnız tenkid değildir. Onun ciddî işlerle uğraşmaktan yorulmuş dimağlara bir sükûn ve huzur, gönüllere açıkça söylenmesi istenilmekle: beraber söylenemeyek şeylerin lâtife tarzında efkârı umumîye önüne serilmesinden ileri gelen bir ferahlık getirdiği de muhakkaktır.

(Karikatür) ün mümtaz bir vasfı da muhalefettir, fakat edebli ve edebî muhalefet, iğneli târiz; istihdaf eylediği makam müesseseyi, şahsiyeti darıltmaz. Fakat tenkid ve tarizde lâtife ve nezaket hüdudu aşıldı mı,  o zaman karikatürün asıl çehre ve hüviyeti soysuzlaşır. Tenkid ve lâtife; darıltma ve hakarete alet edilmiş olur.

Bu kitap, Türk karikatürüne zengin bir karakter ve mâna olgunluğu veren üstadlarımızdan Cem ve Râmiz’in hâtıralarını yaşatmak ve mizah tarihimize bir hizmette bulunmak maksadıyla yayınlanmıştır.

Birini 9, diğerini 6 yıl önce kaybettiğimiz bu iki: karikatür üstadımızı ne yazık ki, pek çabuk unutmuş bulunuyoruz.

Değerli bir sanatkârımızı kaybedince, ilk günleri para ile tutulmuş mâtemciler gibi vaveylalar koparıyoruz, günler geçtikçe bu değerler hâtıramızdan silinip gidiyor.

İşte bu kitap, umumî unutkanlığa terkettiğimiz iki “büyük karikatür üstadımızı hayırla yâd ettirmeğe vesile olursa kendimi bahtiyar sayacağım.

CEM

1882 yılında İstanbul’da doğan Cemil Cem, o devrin ricalinden Dr. Cemal Paşa’ nın oğludur. Daha çocukluğunda resme heves eden Cem, 16 yaşında iken Fransa’ya giderek, orada 16-17 sene kalmış ye Siyasi İlimler Mektebinde tahsilini yapmıştır. İstanbul’da da hukuk tahsil eden Cem, bir kaç yabancı dili, bilhassa Fransızcayı ana dili gibi öğrenmiştir.

İlk zamanlar sefaret memurluklarında bulunmuş, Birinci Dünya Harbi ve Mütareke yıllarında Güzel Sanatlar Akademisi., Müdürlüğünü yapmış, bir aralık Şehir Meclisi üyesi de olmuştur. Üçü yüksek mühendis, biri mühendis olmak üzere beş evlât yetiştirmiştir.

«İlk olarak Türk esprisini Batı sanatı anlayışı içinde ve usta çizgileriyle ifade eden» Cem, Türk karikatüründe yeni bir janr [ Çığır, tarz, cins ] yaratarak, karikatürümüzün ilk kurucusu ve mücahidi olmuştur.

İkinci: meşrutiyet yıllarında, bütün tehditlere rağmen, o devrin sık sık değişen kabinelerini, kuvvetli kalemi ve fırçasiyle, tenkid eden Cem, «karikatüründe edebî nükte ve hünerli bir çizgi arardı.»

1908 meşrutiyetinden sonra, üstad Refik Halid Karay ve Âli beylerle birlikte (Kalem) dergisini çıkarmış, 1910-1912 yılları arasında da hem Türkçe ve hem Fransızca yazılan (Cem) dergisini yayınlamıştır.          .

(Cem) dergisinin 8.12.1910 tarihli sayısında rahmetli Cemil Bey, karikatür anlatmışını şöyle anlatır:

«Bugün hayat tarihimin en güzel bir sayfasını açacağım. Bundan önce çıkan mealleriyle neş’eli, fakat hünersizlikleriyle hazin olan resimlerimin, karikatürlerimin şüphesiz talihi yaver giderek eriştikleri başarı, teşrifatçıya, aracıya lüzum görmeden bana okurların huzuruna çıkmak cüretini verdi.

Karikatür!… Alanı geniş, büyük bir kelime! Güldürmek için biraz şehlâ baktırılan bir göz, biraz büyültülen bir buruncuk, biraz sırıttırılan bir ağız, hülâsa biraz yanpiri, çiziliveren bir çizgi bazan kızgınlığa sebep olur. Güldürecekken kızdırır. Melek bir düşünceyi, ifrit bir düşmanlık biçimine sokâr.

Karikatürde gaye aşağılamak mıdır?
Ululamak, yüceltmek midir?

Benim anlayışım yüceltmektir. Ama biraz teşrifatsız, biraz fazla neşeyle yükseltmektir. Çünkü, şunun bunun karikatürü olmaz, tanınmış kişilerin karikatürü yapılır.

Hayatta, vatanın siyâset ve bilim hayatında yeri olmayanların karikatürü olamaz.

Karikatür nükte, anıştırma, cinaslı, söz gibi edebî sanatlardan sayılır. Bu kanatlarla edep alanında, hem yalnız edep alanında uçması gerekir. Lâtif olmayan lâtife çekilmediği gibi edebî bir nüktesi, hünerli bir çizgisi olmayan bir resim de karikatür değil, maskaralıktır. Karikatürler bazan o kadar önemli, o kadar ağırbaşlı olur ki, tarih sayfalarında vesika yerini tutar.. Medenî milletlerde mizah gazetelerine geçmemiş bir şöhret düşünülemez. Bunca iş güç arasında, hep aşık yüzlü, hep ağırbaşlı, hep dertli ve durgun kalan iş ve makam sahiplerine bazan iğreti bile olsa şen, şuh fakat sevimli bir yüz, şakacı bir görünüş verebilen karikatüre  ..diyebilirim ki mâkul olanlar bir teşekkürcük olsun borçlu olmalıdır. O vakarlı, ağırbaşlı, dakikaları arasında bu çizgileri görüp gülüp geçmelidir. İşte o kadar!,.

Karikatür hiç bir zaman fena düşünmez, daima tuhaf düşünür.

Bu kadar kayıtlar arasında, hünerin, edebin, nezaketin emrettiği vadide bir mizah gazetesi çıkarmanın ne güç olduğunu bilmez değilim. Fakat okurlardan gördüğüm teşvik, bu güçlüğe katlanmam için bana. bir cüret verdi. Bu cüreti kötüye kullanmamak en kıymetli emelimdir.

Başarımız kin ve düşmanlıkta değil, şevk ye neşededir.»

Karikatürlerinin başka mizah dergilerinde kopya edilmesinden üzülen Cem, 22 Şubat 1911 tarihli (Cem), dergisinde Şikâyetini şöyle açıklamıştı:

BEYANNAMEMİZ

«Şehrimizde çıkan bazı mizah gazeteleri «Cem» in karikatürlerinden işlerine geleni, kolunu değiştirmek, pantolonunu şalvar yapmak, başı açıksa fes giydirmek gibi en iptidaî surette değiştirip sayfalarına geçiriyorlar. İdarehanece böyle resimler pekiyi tetkik olunarak asılları ve taklitleri ile karşılaştırılmış ve gerekince gazetemizde aynen yayınlanmak üzere saklanmıştır. Eğer bu gazeteler, bu yolda devamda ısrar ederlerse, okurlarımız asılları ile taklitleri arasındaki büyük benzerliği ve hele bu yolda başvurdukları garip intihal «çalma» kaidelerini pek yakında gazetemizde görüp, sözlerimizin doğruluğunu anlayacaklardır. Bu teşhir aynı zamanda mizah anlayışımıza da uygun olacaktır.»

Cem dergisi, 8 Temmuz 191ı de ve 32. nci sayısında kapanmışsa da İttihad ve Terakki kabinesinin düşerek, İtilâf fırkasının iktidara geçmesi üzerine 10 Ağustos 1912 de tekrar intişara başlarken şunları yazmıştı:

«Okurlarımıza: «Cem» bir sene kadar, evvel kendi isteği ile kapandı. Çünkü neşriyatında. devam edebilmek için ancak bir yol vardı. O yoldan gitmektense bu diyardan, yâni matbuat sahasından, çekilmeği  kısa zaman sonra dönüşte emin olarak tercih etti. Okurlarımızın mazeretimizi makbul göreceklerinden ve bizi tekrar teşviklerine mazhar eyliyeceklerinden.. bir an bile, şüphe, etmediğimizden, idrak ettiğimiz inkılâp üzerine bugün tekrar, intişara karar verdik.»

Yine bir aralık kapandıktan sonra 1927 – 1928 yıllarında çıkan. (Cem) dergisin de inkılâbımızı öven karikatürler de görülmüştür. İttihad ve Terakki hükümetleri erkânım, devrin siyasî hâdiselerini hicv eden, günün dedikodularını, cemiyetin türlü aksaklıklarını karikatürlerine konu yapan Cem, kısa zamanda büyük bir şöhret kazanmış, memleketimizde ilk defa karikatür çığırını açan bir üstad olarak halkın sevgisini kazanmıştır. 9 Nisan 1950 tarihinde hakkın rahmetine kavuşan Cemil Cem, Rumelihisarındaki aile mezarlığına gömülmüştür. Kadıköy Küçükmodada evinin bulunduğu sokak kendi adını taşımaktadır.

Altı ay sonra, onuncu ölüm yıldönümünde olsun  hâtırasının anılmasını arzuladığımız üstad Cemil Cem’e Tanrıdan rahmet ve mağfiret dilerim.

Üsküdar: 26 Ekim 1959
Hilmi YÜCEBAŞ

 CEM’İN HUSUSİYETLERİ

Karikatürcü Cem.

— Cem boylu boslu,  şişmanca, kara yağız, Çinli tipinde bir, insandı. Başı biraz sağa iğik, olarak durur, ağır ağır konuşur, çok düzgün, konuşur, hiç sıkmaz, sözlerini nüktelerle Süslerdi.: Sözlerinin başında ve arasında: «Ah efendim, canım efendim» klişelerini çok, tekrarlardı.

Cem’in giyim merakı.

— Cem giyim meraklısı bir insandı! Bir çok elbiseleri, bir çok kravatı,, bir çok iskarpini vardı. Giyime bu kadar meraklı olan Cem bir çokları gibi moda düşkünü değildi. O kendi yanılmıyan, zevkinden başka moda  tanımazdı.

Cem’in ihmalciliği.

— Gelenbevizade Sait Bey ki fizik profesörü idi. Bir kaç defa da Maarif Nâzırlığı etmişti. O anlatırdı. Cem İstanbul’a indiği günler, akşam olunca içki yerine gider, içmeğe başlardı. Tren vakti gelince son dakikada kalkar, Sirkeci garına gider, trenin hareket etmiş olduğunu öğrenince tekrar içtiği yere döner, bir kaç saat daha beklerdi. Vakit gelince yine geç davranır, yine treni kaçırır, tekrar döner, son tren de kaçınca gider otelde yatardı. •           

YENİ ADAM

CEM’İN ÖLÜMÜ

Karikatür üstadı Cem’in ölüm haberini  büyük bir acı ile öğrendik. Cem hayatı her yönden incelenmeye değer orijinal bir insandı. Cem’i ne sanatkâr olarak ne de insan olarak kimseye benzetenleyiz. Türü kendine özgü insanlardan biri idi. Cem’in karikatürcü olarak büyüklüğü gülünç konular bulmasında ele aldığı insanları sonuna kadar çirkinleştirmesinde değildi. Cem insanların temelli karakterlerini yakalıyor ve onları trajedi kahramanları olumuna getiriyordu. Karikatürcülük bu demek değil midir? Onun için, meşrutiyet devrinde yaptığı bütün karikatürler dillerde destan olmuş, Nasrettin Hoca fıkraları gibi ağızdan ağıza dolaşmıştır. Cem’in karikatürleri seyredilmekle kalmaz, devrin en büyük politika yazıları gibi bayağı dikkatle ve özenle okunurdu.

O’nun hayatı Boussau’nun Emile’i gibi, tam mânasiyle bağımsızın, hür hattâ bir dereceye kadar başı boş bir insanın hayatıydı. Bohem hayatı demeyelim, çünkü değerini azaltmış oluruz; yeniliklerle, sürprizlerle dolu bir hayattı bu, İstanbul Çelebisi, Avrupalı salon adamı, ipek gibi ince ve parlak ve kıl gibi sert ve kaim ruhlu, hem artist, hem fikir adamı, hem iyimser, hem kötümser, insanlara çok inanan, hiç inanmayan Cem!…

Cem! Yeni Âdam’ın çok eski dostu, kardeşi, yâri için ne kadar yansak azdır. Zavallı Cem!…

Yeni Adam: 1950
Mahmut YURTER

Ramiz GÖKÇE

Ramiz, memleketimizde karikatürü popüler bir hale getiren, hâdiseleri halkın anlayacağı şekilde çizgilendirerek mizah süzgecinden geçiren büyük bir san’atkârdı.

Arkadaşları arasında canlılığı ve neş’esiyle sevilen Ramiz, gece hayatından hoşlanmaz, eserlerini daima temiz bir odada ve intizam içinde çalışarak yapardı. Resimlerinde yormayan bir janr yaratmasıyla, hâdiseleri karikatürize etmekteki kudretiyle Ramiz, mizah tarihimizde mümtaz bir yer almıştır.ramiz karikatür4

1900 yılında İstanbul’da Küçükayasofya’da doğan Ramiz Gökçe, Kılıçoğlu Musa Kâzım efendinin oğludur. İyi bir aile muhitinde yetişen Ramiz, daha küçük yaşta resim yapmağa başlamış, fakat resimdeki! istidadını ebeveyni iyi karşılamamıştır. Mektepte yazı defterlerini resimle doldurduğunu görenler Ramiz’e: «Bundan ekmek çıkmaz, okumağa bak!.» derlermiş. Ramız, Beşiktaş İttihad ve Terakki mektebinde, Kabataş idadisinde ve İstanbul eski muallim mektebinde okumuştur.

Muallim mektebinde talebe iken, her hafta verilen müsamerlerde, Ramiz’in sahneye çıkarak kara tahtaya bir iki çizgide dâvetlilerden bazılarının ve o devir, meşhurlarının portrelerini maharetle çizmesi, alkışlarla karşılanırmış. Mektebe gelip giden, devrin şair ve sanât’kârları, genç Ramiz’in büyük istidadını takdir ederek, onu BabIâli’ye tanıtmışlardır. O sıralarda çıkan iki yapraklı Şeytan dergisi Ramiz’den parası ile resim istemiş, bu suretle Ramiz heveslenmeden, kendisine müracaat edilerek ve parası peşin ödenerek (Kervanı Matbuat) adlı ilk karikatürünü basılı görmüştür. O zamanlar 16 yaşında olan Ramiz “diyor ki: «Mektebimizin müdürü Selim Sırrı beydi. Bir gün beni elimden tutarak zamanın maarif nazırına götürdü. (Bu çocuğu Avrupa’ya gönderin!) diye teklifte bulundu Lakin bu çocuk her talebe gibi gönderilemez. Orada her genç gibi konsere gidecek, çikolata yiyecek ve eğlenecek, hem de çalışacaktır. Onun için bunu iki talebe sayacaksınız ve iki talebelik tahsisat vereceksiniz. Çünkü memlekete dönüşte iki insan, kadar faydalı olacaktır.» 

Fakat o sırada patlayan harp dolayısıyla Avrupa yollarının kapanması ve, hastalanması üzerine Ramiz, Muallim mektebini bitiremedEn son sınıfta iken ayrılıyor. Onu çok seven hocaları, Maarif’ nazırlığına «Resim’ muallimliği yapabilir.» yollu bir tavsiye yazarak Ramiz’in Ortaköy Darül’eytamına [yetimhane] resim hocası olarak tâyinini yaptırıyorlar. Bir müddet sonra şişli Terakki lisesinde de bir hocalık alıyor. Ramiz’in Birinci umumi harbin ortalarında, 16 yaşından beri İstanbul’da çıkan birçok mizah gazeteleriyle günlük gazetelerde ve dergilerde, siyasî ve içtimai karikatür ve resimleri intişar etmiş, siyasî karikatürlerinin pek çoğu Avrupa, Amerika ve Balkan gazeteleri tarafından iktibas edilmiştir.ramiz karikatür3

Birkaç sene bütün çalışmasını rahmetli Sedat Simavi’nin (Karikatür) mecmuasına ayırmış, sonraları kendisi de (Mizah) adlı haftalık bir dergi çıkararak 12. 07. 1946. tarihli ilk sayısında mizah anlayışını şöyle belirtmiştir:

«Mizah; hakikate bir neş’e projektörü, dökmek hüneridir. Az sözle veya çizgi ile çok şey düşündürmek san’atıdır. Bu bakımdan, güzel san’atların en ince kollarından biri sayılmak lâzımgelir. Ve bu incecik kol, taarruza geçtiği zaman en kaim bâzuları yenebilir. Kendisi kalınlaşmamak şartıyle. Hem şunu da iddia edebiliriz ki, tercümeye ve adapteye hiç muhtaç olmadığımız san’at şubelerinden biri budur. Çünkü onun kaynağı içimizdedir. Minyatürcülük, çinicilik, halimlik gibi mizahın da dehası şarklıdır. Hele Hasredilin Hoca’nın, Karagöz’ün, Bektaşi’nin, Kavuklu’nun sözleri Türk halkındaki mizah mizacının kuvvetini ne güzel anlatır.» ramiz karikatür2.

1947 de «Salon» ve 1949 da «Peri» adlı iki dergi daha çıkaran Ramiz, kalb hastalığından muztaripti. Kendisine bir kere felçte gelmiş, kısmen tedavi edildiğinden çalışabiliyordu.            ,

Bir gün dergi idarehanesinde resimleriyle meşgul, olurken, birden bire yere yıkıldığını karşı pencereden görüp  imdadına koşmuşlarsa da, bu defa iyileşememiş ve 5 Ocak 1953 târihinde vefat, ederek Feriköydeki; aile kabristanına gömülmüştür.

ramiz karikatür1Ramiz’in Tombul Teyze’sini, Sıska Dayı’sını, Çömezi’ni öksüz bırakarak, vakitsiz ölümü, basın âleminde büyük bir teessür uyandırmış, Türk mizah dünyası yeri doldurulamayacak bir üstadını: kaybetmiştir

 

Kaynak: Hilmi YÜCEBAŞ, KARİKATÜR ÜSTADLARIMIZ, CEM VE RAMİZ, Hayatları  Karikatürleri – Hâtıraları,1959, İstanbul
 

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s