RESSAM ÂKİL MUHTAR ÖZDEN 1877-1949

Takdim eden:  Dr. A. Süheyl Ünver

 

RESSAM ÂKİL MUHTAR ÖZDEN 1877-1949

RESSAM ÂKİL MUHTAR ÖZDEN 1877-1949

Dr. Âkil Muhtar mektebi Tıbbiye başkâtibi Mehmed Muhtar efendinin oğludur. 1-X-1877 de Üsküdarda doğmuştur. Orada Fıstıklı ilkokulunda ve Paşakapısı rüştiyesinde okuduktan sonra diğer kardeşleri Kemal ve Celâl Muhtar gibi o da Tıbbiyeye girmiş, lâkin Abdülhamid devrinin istibdadına dayanamayarak 1896 da İsviçre’ye kaçmış ve tıb tahsilini orada ikmâl etmiştir. Fakat mezun olduktan sonra da Cenevre Üniversitesinde kalarak doçentliğe kadar yükselmiş ve ancak 1908 inkılâbından sonradır ki hükümetin davetlisi olarak ve 13 senelik bir hasretten sonra memlekete dönmüştür.

Tıbbiyede evvelâ hıfzıssıhha muallimi olmuş ve bir sene sonra da asıl şubesine geçerek Farmakodinami ve Tedavi kliniği müderrisi (Profesörü) olmuş ve bu kürsüde 1933 de Ord. Profesörlüğe kadar yükselerek 1944 de tekaüd edilmiştir. 1946 da da Milletvekili olarak Meclis çalışmalarına katılmıştır. Fakat ne yazık ki henüz çalışabilecek bir halde ve eserler vermekte iken 12 mart 1949 da nice hastalarına şifa sunduğu Çemberlitaş’daki evinde rahmete kavuşmuştur.

Üç çeyrek asra yaklaşan kısa ömründe büyüklü küçüklü 264 eser yazmıştır. Âkil Muhtar’ın şöhreti bir hekim ve bir ilim adamı olarak memleket hududlarını çok aşmıştı. Müteaddid millî ve beynelmilel ilim cemi’miyetlerine fahrî üye veya başkan seçildiği gibi muhtelif millî ve beynelmilel kongrelere de başkanlık etmiş ve Osmanlı İmparatorluğu ile Cumhuriyet hükümetinden ve birçok yabancı devletler tarafından 24 den fâzla nişanla taltif edilmiştir. Fakat bütün bu İlmî çalışmaları yanında onun bir de san’atkâr tarafı vardır ki bu küçük eserde bilhassa Dr. Âkil Muhtar’ın bu cephesini belirtmeğe gayret edeceğiz.

Onun bu şerefli ömrünü ölümünden sonra da kızı muhterem Aliye Haldun Sarhan Tıb Fakültesinde babası adına tesis ettiği «Dr. Âkil Muhtar Özden Müze ve Kütüphanesi» ile biraz daha ölmezliğe maletmiştir.

Dr. Âkil Mühtar’ın ölümünden beri geçen üç sene gibi kısa bir zaman zarfında onun hâtırasına izafe edilen eserler şunlardır:

1          — Âkil Muhtar’ın moral üzerine çalışmaları hakkında

2          — Aforizma-Âkil Muhtar Özden vecizeleri

3          — Dr, Âkil Muhtar reçete örnekleri

4          — İlim Bakımından Ahlâk eserinin üçüncü tab’ı

5          — Âkil Muhtar Özden bibliyografyası.

İşte «Ressam Âkil Muhtar Özden» eseri de bu serinin bugün için sonuncusu, olacaktır… Ne mutlu ölümünden sonra da eserleriyle yaşayanlara ve hâlâ eser verenlere!

 

RESSAM ÂKİL MUHTAR (HATIRAT)

Bugün gibi hatırlarım. Asîl ve kibar yaradılışlı hocam Âkil Muhtar’la Pariste 1928 yazında beraberdik. Muhterem ve yegâne kerimesi de yanında. Hep birlikte oteldeki odasındayız. Bir vesile ile yol çantasını açtı. En üstde suluboya kutusu ve yanında resim kâğıtları bloku. Bunları İsviçre’de dinlenirken resim yapmak için yanıma aldım, dedi. Baktım, göndü Paris’te dahil bulunduğu ilim muhitinde ve kendisine vefakâr dostlarının peşinde. Lâkin gözü san’at eserlerinde.

Paris sokaklarında dolaşıyoruz. Gözleri kitapçı vitrinlerinde. Tıp kitapları satılan yerler en başta geliyor. Yeni büyük ve tıbbî eserleri sipariş ediyor. Parasını hemen ödüyor, İstanbul adresini verip göndertiyor amma ufaklarını yanına alıyor, san’ata dair eserleri satan, kütüphanelerin vitrinleri de kendisi için o kadar cazip. Cezanne, Rafael, Rubens, Michel-Ange, Leonard de Vinci’ye dair kitapların hayranı. Onlardan da alıyor. Hekim ve ressam Âkil Muhtar durur mu hiç? Fikir adamlarının kitaplarının satıldığı yerlerde en yeni neşriyatın da arkasında; oralara da giriyoruz, elimiz boş çıkmıyoruz. Bir yere gider otururuz, hemen bunlar yanında taşıdığı ufak çakısıyla açılır ve okunmağa başlar. Ne güzel günlerdi o günler.

Paris’te onunla başka bir dolaşmamızı anlatayım. Geceleri bazan da bir opera temsilindeyiz, veyahut bir ziyafette. Sabahları hastahanelerde, öğleden sonra laboratuar âletleri dükkânlarında, müzelerde ve kitapçılarda… Müzelerden kataloglarını almadan çıkmayız. Şimdi onun memleket gençliğine hediye ettiği kitaplar arasında Musee Royale de la Haye, Louvre, Luxembourg ve Versailİes müzeleri katalogları, Histoire de la Peinture Française, Wilde’nin Bursa hakkında eseri, Viyana müzesindeki eserler ve diğer bütün klâsik ressamlar hakkındaki kitaplar ve bizim müzelerimizin katalogları en mühim bir yer almış bulunmaktadır. O, bunları okurken hekimlik ve ta’lim yorgunluklarım giderir, güzel ve bediî inceliklerle hislerini de olgunlaştınrdı.

İşte hekimliğe olduğu kadar resim san’atma Âkil Muhtarın tâ çocukluğundan beri devam eden bir aşkı vardır. Çocukken resim yaptığını, halen aramızda mesleğimize şeref veren kendinden iki yaş büyük ağabeysi, Dr. Kemal Muhtar bildiriyor.

Âkil Muhtar, tıb tahsilini Cenevre’de bitiriyor. Orada da resimler yapmıştır. Birisi, yanında önce asistan sonra doçent gibi çalıştığı Prof. Mayor’a aittir. İsviçrede çıkan bir Türk gazetesinde resimleri varmış  deniyor.

1914 de henüz Avrupa’dan resimde ihtisasını! ikmâl ederek gelen genç ressam Feyhaman ile Prens Abbas Halim Paşa’da tanışıyorlar. Bu tarihten itibaren Feyhaman, Âkil Muhtar’m evinin sık sık ziyaretçisidir. Bu . genç ressamı pek takdir eder ve onun yaptığı resimleri baş köşeye koyar.

Bir gün Feyhaman, Âkil Muhtar’da misafirdir. O anlatıyor: Âkil bey bir gece resme başladı, zira başka zamanlarda vakti yok; ben bunu bitirmeyince uyumam dedi. Bitirdi ve gece yarısından sonra saat üç buçukta uyudu. Ve yine ilâve ediyor: Bak nasıl muvaffak oluyor. Bitirdi mi bitiriyor, ben bu halinden ders aldım.

Ressam Feyhaman artık Âkil Muhtar’m evinde onun pek sevip takdir ettiği arkadaşı olmuştur. Feyhaman ilkönce pastelle hocamızın muhterem kızının resmini yapıyor. O çalışırken Âkil Muhtar da boş durmuyor. O da resim yapıyor. Adetâ Feyhaman, rahmetlinin resim hevesini yeniden harekete getirmiştir. Bir taraftan da resim hakkında yazılmış eserleri okuyor, Bir gün Feyhaman kendisine rahmetli ressam Sami Yetikten alarak Ernest Hareux’nin suluboya resim hakkmdaki eserini veriyor. Âkil Muhtar o zamandan itibaren nereye giderse suluboya kutusunu ve resim blokunu da beraber götürüyor, O, yalnız suluboya değil, yağlıboya da yapıyor. Yalnız uğraşmağa vakti müsaid bulunmadığından yağlıboya ile pek meşgul olamıyor, amma onda da muvaffak olmuştur.

Âkil Muhtar seyahatlerinde defterlerine çok notlar alır, bazı krokiler çizerdi. Hele vapurlarda ve toplantılarda ufak çizgileri az değildir, Bunlar mühim bir yekûn tutar. Hemen hepsi şimdi müzesinde saklıdır.

1927 senesinde Dr. Âkil Muhtar beni, Pariste Dr. Marcel Labbe’niıı klinğiine gönderdiği zaman bir artist üstad yanından diğer bir artist üstad yanına gittiğimi anladım. Marcel Labbe’nin ben orada iken bazı pazar günleri Paule Chabas’ın atölyesinde çalıştığım ve çok güzel ı’esim ve akvareller yaptığını öğrendim. Bana evinde yaptığı sık sik davetlerde bunları gösterdi. Onun Figaro gazetesinde «Critiqüe litteraire» liğini hayretle haber almıştım. Çok kuvvetli bir klinisiyen ve âkademisiyen ve gayet mühim eserleri ve İlmî travayları olan kıymetli Marcel Labhe kendi meşgul olduğu sahada nekadar ilerde ise san’at hususunda da kıymetli bir artistti. Her sene Pariste «Salon des Medecins» de yaptığı en seçme resimlerden teşhir ettiği gibi bir sene de bizim bazı örneklerimizi de koydurmuştu.

İşte, Âkil Muhtar, da memleketimizde bu ince Fransız üstadm ikinci bir misâli idi. Âkil Muhtar çok kuvvetli bir klinisiyen ve tek akademisiyenimiz ve gayet mühim eserleri ve İlmî travayları olan en seçkin ve fâzıl bir âlimimiz ve hakikî bir artistimizdi.

Âkil Muhtar, nev’i şahsına münhasır fevkalâde bir insandı. O, yarım bilgiyi beğenmez Ve yarım insan olmağı aslâ tavsiye etmezdi. Resim san’atinde de nekadar ileri olduğunu senelerle kendisine arkadaşlık eden ressam Feyhaman Duran tasdik etmekte ve onun müzesinde duran ve teşhir olunan serleri bunu göstermektedir.

DOKTOR ADAYLARI MUHAKKAK OKUMALI

Âkil Muhtar Özden bir hekimin oldukça iyi resim bilmesini şart koşardı. Ve bu maksatla derslerinde derdi ki:

—        Resim yapmak insanı dikkate alıştırır.

—       Resim yapmanın tababet için ne kadar mühim olduğunu bilseniz hepiniz ressam olursunuz. Resim yapmasını bilmeyen, doktor olamaz. Bu bir kanundur.

—       Daima ahlâkta, ilim ve san’atte yükselmeğe çalışmalıyız. Bunun için tabiatı okumağı bilenlerin gördükleri yolu takip etmeliyiz.

—       Gördüğünü tam ve iyi görmeli ve işittiğini tam ve iyi işitmelidir.

—       Arkada olan bir insanı da görmek mümkündür. İnsanın gölgesinden de dikkat etmesi lâzımdır.

—       Bir hekimin dimağı her şeyle meşgul olmalıdır.

—       Yalnız gözüyle dikkat ederek bazı hastalıkların teşhisi mümkündür. Bundan iyi bir şey yoktur.

—       İnsanın dünyada her işi kendisinin görmeğe alışması lâzımdır.

—       Anlamadığımız birçok şeyler vardır. Vazifemiz bunları anlayıncaya kadar tetkik etmek ve uğraşmaktır.

—       Hayatta biraz da zarif olmalı. Bu, insanın kendi hüsnü tabiatını gösterir.

İşte Dr. Âkil Muhtar, bütün bu meziyetlere sahip olabilmek için bir insanın kendi dikkatini, resim yapmağa alışmakla, terbiye etmesi lüzumuna inanarak bunları sırf o maksatla söylemişti.

Âkil Muhtar, muayenehanesine ve kliniğine enteresan vak’alar gelince oturur resimlerini yapardı. Halen Tedavi Kliniğinin eski müşahede kâğıtlarında böyle yapılmış resimleri ve krokileri vardır. Anatomopatolojik kuplar ve otopsiden elde edilen parçaların çok defa oturur, resimlerini bizzat yapar ve bunları büyülterek derslerinde gösterir ve resim bilen talebeye daha iyi bir nazarla bakardı. Hele san’atkâr olanlara üstelik fazla ceht gösterirdi.

Bir gün malarya tedavisi üzerine bir ders veriyordu. Beraberindeki mikroskopla bir preparat getirerek bazı talebeye gördükleri protozoer nevilerini tahtaya çizmelerini söyledi. Çağrılanlar bir türlü gördüklerini çizemiyorlardı. Nihayet: İşte resim yapmasını bilmemenin fenalıkları. Tam görmesini beceremiyor ve resmini çizemiyorsunuz, dedi.

Âkil Muhtar derslerinde göstereceği şekilleri ve resimleri kendisi çizer, bazan büyültür ve aslı gibi boyardı. Amma bu arada da pek çok san’at eseri ortaya koydu, İlmî eserlerine koyduğu resim ve krokileri de az değildir, üzerinde durmayıp kimseye göstermediği henüz bir yerde neşr ve hattâ teşhir olunmayan resimleri pek çoktur. Onun bütün bu çalışmaları hayatı müddetince hesap edilerek bir terazide tartılsa bir insanın bu kadar çok okuyup, yazdığına ve çizdiğine hayret olunur. Aramızda, fikrimizde ve hayalimizde yaŞıyan asıl ruhu şâdolsun.

Halen müzesinde duran Dr. Âkil Muhtar Özdenin yaptığı renkli ve Renksiz resimleri şöylece sıralıyabiliriz:

Aded

59       Ankara ve Anadolu seyahatlerinde

21       İstanbul’a ait

3          Boğaziçinde

15       Büyükadada

1          Bursada

129     Avrupa seyahatlerinde

82       İsviçrede .

12       Cenevrede

25       Pariste

5          Natürmort ve çiçek

18       Hayvan resimleri

160     Portreler

Ayrıca 1921 de 1, 1923 de 4, 1935 de 1 defterde Avrupa seyahatleri intibalarını 245 resimle tesbit etmiştir ki hepsi 775 ediyor. .

Bunların hepsi güzel ve tabiattendir. Boğaziçinde ikamet etmediğinden oraya ait resimleri azdır. En çok İstanbul ve Büyükadada oturdundan oralarda çok yapmıştır. Ankara ve Anadoluya ait resimleri fazladır. Bunların çoğu      Millî Mücadeleyi takip eden senelere aittir.

En, çok resmi Avrupa seyahatlerinde yapmıştır. Zira Avrupada dostlarını ziyaret etmekte ve klinikleri dolaşmakla ve hattâ oralarda çalışmakla beraber yine dinlenme için ayırdığı zaman fazladır. Bu cihetle Tıp tahsilini yaptığı İsviçrede dinlenmeği tercih etmektedir. Binaenaleyh en fazla İsviçrede resim yapıyor.

Bütün resimleri tabiattendir.. Fikirden yapılan, hele karikatürize edilmiş resimleri yoktur, Bu arada karakalem ve hattâ hafif pastel yapmağı da seviyor. Elimizde bunlardan çok örnek vardır. Bu arada bazı resimleri altında şu izahatın kendisi veya kerimesi tarafından verildiğini görüyoruz;

—        Drogman. 29 Kânunuevvel 1929. Semplon Orient Expreste.

—        Ankarada oturduğu ev —. Ankarada Keçiören yolu

—        Ankarada bir hamam

—Atatürk’ün bahren îstanbula ilk gelişi (2 suluboyadır)

—        Paris 12 Haziran 1924 Hotel Lutetia. Oda numarası 816

—        Royat’da

—        Polatlıda

—        Kızı Aliye «Sarhan» iki tanedir

—        Refikası Dr. Fatma Seniye Muhtar

—        19 -Nisan 1340. Ankara’dan avdette «modern ve renkli bir portre.»

Resimlerine tevazuundan imza atmıyor. Yalnız bana verdiği bir resmine imza atmıştır, Fakat kendisiyle İstanbul’da ve her seyahatinde daima beraber bulunan değerli kızı hepsinin de babasına aidiyetini tasdik etmiştir. Birkaçında da kendi kalemiyle şu yukardaki izahatın bir kısmı yazılıdır. Ders şemalarının çok itinâlı olanlarından elimizde bir hayli bulunuyor. Rahmetli bunları kısmen kitaplardan alır. Bir kısmı kendi görgü ve tecrübelerine dayanan orijinal şema ve resimlerdir.

Takdim eden:  Dr. A. Süheyl Ünver, Dr. Âkil Muhtar Özden,  TİP TARİHİ ENSTİTÜSÜ -Müzesi ve Kütüphanesi, Sayı: 6 MODERN TEDAVİ MECMUASI Yayınlarından, No. 5, 19 5 2, İSTANBUL

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s