ÂLEM-İ ÂŞK

       hzl: Nigâr ÖZ

Kainatın, yokluktan varlık sahnesine Çıkarılmasının sebebini mutasavvıflar aşka dayandırırlar. Kutsi hadise göre

” Mutlak güzellik gizli bir hazinedir bilinmeyi, sevilmeyi murad etmiştir; bu arzu ile ayna hükmünde, varlığa vücut vermiştir.

Varlığa vücut veren asıl sebep olan aşk, edebiyatın ve sanatın kaynağını da teşkil etmiştir.

 

“Aşk imiş her ne var alemde
İlim bir kil ü kal imiş ancak.”

Fuzuli

(Alemde var olan şey, aşktan başka bir şey değilmiş. İlim, ancak bir dedikodudan ibaret imiş.)

İşte bu noktada, bütün aşk hikâyelerinin başlangıç halini de sevenin sevgiliye ilk baktığı, ilk gördüğü o kutlu bakış (ilahi kaza ) temsil eder.

İlk bakış, bir Çift gözün o yangını alevlendirdiği ve gönüle tüm yükü yüklediği hal. Bu temsili oyunda göz üzerine düşen hali gözyaşlarıyla yerine getirirken, gönüle de yanmak, kül olmak kalmıştır.

Hafız bu durumu ne de güzel dillendirmiştir şu dizelerde:

” Şulesine mumun bile güldüğü ateşe ateş demezler.
Ateş, pervaneyi yakıp kül eden ateşe derler.”

Aşk bir mahcubiyet, mağlubiyet hali, sevgili üzerine tefekkür edilen bir ibadettir. Haya elbisesinin aşka giydirildiği, gönülle yaşanan, vuslatla kandırılamayan, hiçbir konuşmanın doyurmadığı ve hiçbir vadide durmayan, duramayan hal…

       Gönül, aşk âlemine yapılan yolculukta sevgilinin sırlarını içeresinde taşır, gizler. Göz ise ayna görevi üstlenir. Sevenle-sevilen adeta aynalaşır, birbirlerine aynalık ederler.

Seven, aşk alemini fark ettiğinde aşk başlar. Sevgili görülen ve gösteren iken seven görendir. Sevenin Çilesi henüz bitmemiştir; aşka yaklaşması ve onu yansıtması gerekir. Eğer bunu başaramazsa sevgili tarafından aşağı itilmeye başlanır, eziyet edilir ve aşağılanır. Böylece sevgili gücünü ve yükselişini sevenden alırken, aşkın iki taraf arasında asla eşitlenmeyen bir durum olduğu anlaşılır.

Seven ile sevilen arasında bir Çok ilahi engel tecelli eder; sevene eziyet, onu aşağı öteleme, ağyar ile sohbet…

       İşte sıraladığımız bu ve benzeri durumlar seven ile sevilen arasındaki uzaklığın kapanmasına mani oluştururken, aşkın azalmasını da dolayısıyla engeller.

Sevgilinin zoru sadece sevenledir fakat seven aşkın coşkun haliyle cenneti yaşayacağını hayal ederken vuslatın gerçekleşememesi hasebiyle artık seven cehennemi yaşar.

       Mutlak güzelliğe ve kemale yangın kalpler yani aşıklar bu ebedi ışığın etrafında hiç durmadan dönen pervanelerdir evet pervane misali, ışığa, ateşe uçma iştiyakı, benliği yok etme, canından vazgeçiş…

Tıpkı Hallac-ı Mansur, Nesimi, Kerem, Mecnun gibi ve dahi Züleyha misali yanmada, yok olmada hüner.

“Ser-mestim aşk illerinde
Züleyha olmuşum devran ederim
Mah-cemaline hayran olmuşum
Yusuf Yusuf diye seyran ederim.”

Aşk makamı, yalnız insana bahşedilen bir makam olup, yaradılışın sırrını temsil eder. Âdemoğlunun tüm özellikleri şeytanda mevcutken, aşk makamında iblise geçit yoktur.

Öyle ise şu beden kafesine aşkı unutturmamak Mutlak güzelliğe doğru yürüyüşü her daim diri tutmak gereklidir.

 Şeb-i yeldâda uzar fecre kadar kıssa-i aşk
Ta ki Mecnun bitirir nutkunu Leyla söyler.”

Fuzuli

(Aşk hikayesi, yılın en uzun gecesinde bile şafak sökene kadar sürer; öyle ki Mecnun sözünü bitirse Leyla başlar; Leyla sussa Mecnun anlatır…)

Kaynakça:

-Aşktır Asıl Şarap (Prof.Robert Frager)

-Kitab-ı Aşk (İskender Pala)

-Doğu-Batı Dergisi

-Aşk Estetiği (Beşir Ayvazoğlu)

-Rind ve Zahid (Fuzuli)

**

İKİ DENİZİN BULUŞTUĞU YER

Susuyorum, bugün göz olmayı deniyorum. İstanbul yağmura ve rüzgâra teslim, ama medeniyetleri buluşturan sanat inatla direniyor. Topkapı adres seçilmiş, on bin yıllık İran medeniyeti bir diğer medeniyet olan Türk-İslam medeniyeti tarafından misafir ediliyor. Kapılar açık, Çağın sanatseverleri bu misafirliğe şahit kılınmak için davet ediliyor. Zamanın içinde bir yolculuk hissiyatı ile yürüyor ve bana göz kırpan ilk eserin önünde duruyorum, ama aklım bana bir oyun oynuyor. İran medeniyetinin Mecusilikle olan ilişkisi ve ateşe götüren yüzünü hatırlatıyor. Etrafta ateşten geçmiş, ateşi hatırlatan ilk şeyi arıyorum gayr-ı ihtiyari ve o an göz göze geliyoruz teberle, buhurdanlıkla, kılıçla ve de Uzun Hasan ‘ın zırhıyla …

      Ateşin yakıcılığına karşın beni serinletecek, kurtuluşa erdirecek olan Furkan-ı arıyorum ve evet tüm ihtişamı, asırlara meydan okuyuculuğu ile tam da karşımda. Hz. İbrahim ‘e ateşi serinleten, yakmayan, selamete eriştirmesini emreden Mutlak İradenin kelamı… Hemen sonra ilahı kelamın etrafını süsleyen nakkaşı hayal ediyor ve yorgun yeşil gözlerini yanı sıra maharetli ellerini görüyorum. Onu daha fazla rahatsız etmeden usulca çıkıyorum yanından. Çift kanatlı sedef kakma kapıdan Çıkmak üzereyken, bir ses ‘Merhaba’ diyor: ‘Buyurmaz mısınız? Bir fincan kahve ikram edelim size.’ Hay hay diyor ve davete icabet ediyoruz. Kahvelerimizi yudumlarken, o zatın bir minyatür sanatkarı olduğunu öğreniyoruz. Eserlerini görmemiz için onları bize büyük bir hassasiyetle uzatıyor. Sanki bir cennet tasviri hayal edilmiş ve bu bahar ile temsili olarak yansıtılmış, doğrusu Çok etkileniyor ancak sonraki eseri görmenin heyecanı ile izin istiyoruz.

       Mekanı, zamanı, sınırları aşan sanatın gücünü düşünürken, dalgın dalgın yürüyoruz Topkapı’ nın koridorlarında. Aniden İran medeniyetinin o muhteşem halıları ile karşılaşıyoruz. Tam da karşılamalarda ve uğurlamalarda serilen; saygınlığın, gücün, kültürün temsili olan halı…

       Özetle gitme vaktinin geldiğini hatırlarken, içimizi bir burukluk kaplıyor ve fakat sonraki buluşmayı düşünüp teselli oluyoruz.

Arda ÇAKMAK Tezhip sınıfı öğrencisi Nigar ÖZ

‘Sanat, aşk azığını yanına alıp acıya, neşeye ve de hüzne yolculuktur ki; bunu bir Çığlık ile beyan eder sanatkâr.Adres, tabi ki maneviyatın İstanbul’daki mekânı Üsküdâr’dır.Zira geçmişe ve dahi geleceğe dokunmanın, feraha ermenin halidir vakıf.Velhasıl, Nuh’un gemisine ilticadır.’

Nigar ÖZ

 http://ktsv.com.tr/125-alem-i-ask

 

 

HALLÂC’IN ŞİİRİ

حلاج

“لبّيكَ لبّيكَ يا سرّي و نجوائـــي لبّيك لبّيك يا قصدي و معنائـي

Ey Sırrım,

Emrindeyim, buyurun demez miyim!

Ey gizliliğimdeki nefesim [fısıltım]

Emredersin, emrine âmedeyim,

Ey Gayem ve içimdeki ma’nam

أدعوك بلْ أنت تدعوني إليك فهـلْ ناديتُ إيّاك أم ناجيتَ إيّائـــي

Çağıran ben miyim, yoksa sen misin?

Benden çıkan bu feryâd, yoksa senden mi çıkıyor,?

يا عين عين وجودي يا مدى هممي يا منطقي و عباراتي و إيمائـي

Ey aslımın aslı, ey gayemdeki son nokta!

Ey sözüm ve işaretim her konuşmam olanım!

يا كلّ كلّي يا سمعي و يا بصري يا جملتي و تباعيضي و أجزائي

Ey küll-i küll,

Ey kulağım, ey gözüm

Ey bütünüm, parçalarım ve cüzlerim

يا كلّ كـلّي و كلّ الكـلّ ملتبس و كل كـلّك ملبوس بمعنائــي

Ey bütünlüğümün bütünü,

Ey bütünüm, bendeki mânan ise bütünlüğünle örtülüdür,

يا من به عُلقَتْ روحي فقد تلفت وجدا فصرتَ رهينا تحت أهوائي

Ey ruhumun bağlı olduğu, cezbenle perişan durumdayım

Sevdân altında rehîn bulunuyorum!

أبكي على شجني من فرقتي وطني طوعاً و يسعدني بالنوح أعدائـي

Figanlarım yükselip düşmanlarımı sevindirse de,

Asıl vatanımdan ayrılışın endişesiyle ağlıyorum

أدنو فيبعدني خوف فيقلقنــي شوق تمكّن في مكنون أحشائـي

Yaklaştıkça korku uzaklaşır, fakat ben endişeleniyorum

Damarlarımdaki şevk titretirken gövdemi

فكيف أصنع في حبّ كَلِفْتُ به مولاي قد ملّ من سقمي أطبّائـي

Ey Mevlâm

Dostum nasıl oldu da elinden aşkına tutuldum,

Tabib bu derdin dilinden anlamıyor

قالوا تداوَ به منه فقلت لهـم يا قوم هل يتداوى الداء بالدائـي

Dediler :Ondan derman istesene

Onlara dedim: Ey Kavim, derdin, dermanı derdim olur..

حبّي لمولاي أضناني و أسقمني فكيف أشكو إلى مولاي مولائـي

Muhabbetim Mevlâyadır. Dertlerle beni eritir

Nasıl Mevlâmı Mevlâya şikâyet edeyim?

اّني لأرمقه و القلب يعرفـه فما يترجم عنه غير ايمائـــي

Bil ki, göz tam göremezse de kalb O’nu tanıyor,

Anlatmak için imâdan başka yol/söz kalmadı:

يا ويحَ روحي من روحي فوا أسفي عليَّ منّي فإنّي اصل بلوائـــي

Eyvâh, rûhum rûhumda perişân, kederli

Esef ederim ki, bende bu derde benden gayrı sebep yoktur

كانّني غَرق تبدو أناملــه تَغوثُّاً و هو في بحر من المـاء

O, sonsuzluğunun denizinde

Ben ise, yüzeyde parmaklarıyla çırpınıp yardım dilenenim

وليس يَعْلَم ما لاقيت من احدٍ إلا الذي حلَّ منّي في سويدائـي

Bendeki kayıtsızlığı bilen olmadı,

ancak bende buna bir siyahlık ayırılık nedeniydi.

ذاك العليم بما لاقيت من دنفٍ و في مشيئِتِه موتي و إحيائــي

Hayatımı ve ölümümdeki arzuya kayıtsızlığımı delilik [iyileşmeyen hastalık] bildiler
يا غاية السؤل و المأمول يا سكني يا عيش روحي يا ديني و دنيائي

Ey gayeme sürükleyenim, ümidim duruşum hayatım, ruhum, dinim ve dünyamsın
قُلْ لي فَدَيْتُكَ يا سمعي و يا بصري لِمْ ذا اللجاجة في بُعدي و إقصائي

Bana dedin ki, Seni kendime fedâ ettim?

Ey duyuşum, ey görüşüm uzaklığımla dahil herşeyimle karışmış değil miyim ki?
إِن كنتَ بالغيب عن عينيَّ مُحْتَجِباً فالقلب يرعاك في الأبعاد و النائي “

Eğer Sen gözlerimden gizlenirsen, kalb de uzak kalsa, kötü haberimi duyacaksın.

الحلاج

Kaynak: http://www.goodreads.com/quotes/602922

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s