BLASTED- SARAH KANE-

Hzl: Uğur ADA

ŞİDDETİN FİZİKSEL VE RUHSAL BOYUTLARI

Sarah Kane’in, Birmingham üniversitesinde öğrenim gördüğü dönemde, ilk 45 dakikalık bölümünü bitirdiği bu yapıtı, 3 Temmuz 1993’de, ilerleyen yıllarda da yazarın en büyük destekçileri arasında yer alacak olan Mel Kenyon’ın da katıldığı yılsonu gösterisinde öğrenciler tarafından sahnelenir.

Kane, 1994 yılında Londra’ya yerleşir ve Bush tiyatrosunda yazınsal alanda asistan olarak çalışmaya başlar. Bu zaman zarfında, oyunun yazımını bitiren Kane, 29 Ocak 1994 tarihinde, Blasted‘ın Royal Court Tiyatrosu’nda değerlendirmeye alınışının yolunu açar. Böylece, 1990 sonrası İngiliz siyasal tiyatrosunun da kilometre taşlarından olan yazarın Blasted adlı oyunu, 12 Ocak 1995’de, Royal Court Tiyatrosu’nda sahnelenerek, yazılı ve görsel basının ilgi odağı olur. İzleyicilerin çoğunluğunun tiyatro eleştirmeni olduğu yapıt, Royal Court Tiyatrosu’nun altmış kişilik üst katında, James Macdonald tarafından yönetilir ve bir anda, üzerinde en çok konuşulan, eleştiri alan oyun durumunu alır.

İngiliz Tiyatrosu’nda yaşanan durağanlığın ardından, hatta The Guardian’ın tiyatro eleştirmeni Michael Billington gibi ciddi adların bile tiyatronun geleceğine dönük olumsuz ve umutsuz tutum takındığı bir ortamda Blasted, bir anda en çok tartışılan konu haline dönüşür, hatta beklenenden daha fazla, insanın onunla ilgili görüşünü bildirmesiyle yapıtın bir söylence konumuna gelmesi, var olan karamsar ortamı bir anlamda dağıtır. Ama oyunu daha sonra izlemeye gelenler, eleştirmenlerin, Blasted1 a dönük olumsuz eleştirilerinin etkisi altında kalarak, yapıtı nesnel olarak değerlendirme yoluna gidememişlerdir. Kane, bu durumdan duyduğu kaygıyı kendisiyle yapılan bir söyleşide şöyle paylaşır:

Oyunun sahnelendiği hafta Japonya’da yüzlerce insanın öldüğü bir deprem oldu. Bu ülkede, on beş yaşında bir kız çocuğu ormanda tecavüz edilip öldürüldü ama Blasted bazı gazetelerde her iki olaydan daha çok yer aldı. Ve ben salt bulvar gazetelerinden söz etmiyorum.[1]

Graham Saunders tarafından “uçlar tiyatrosu”[2] olarak da nitelenen, 1990 sonrası yeni metinler anlayışı ve arayışı sonucunda ortaya çıkan yeni duyarlığın adı olan In- Yer-Face Tiyatrosu’nun başlangıç noktasını ve odağını oluşturan Blasted‘ın gösterime girişinin ardından gündeme oturan tartışmaları, olumlu ve olumsuz olarak öbeklendirmek olasıdır. Oyunla ilgili yapılan eleştirilerin ağırlık noktasını, sahneye aktarılan barbarlık nedeniyle tepkiler ve olumsuz görüşler oluşturur. Daily Mirror gazetesinin köşe yazarı Jack Tinker, Blasted’ı “müstehcenliğin iğrenç şöleni”[3] olarak nitelendirirken, Times gazetesinden Irving Wardle ise, oyunla ilgili “insanlığın sistematik biçimde rezil edilişi”[4] değerlendirmesini yapar. Bu iki eleştirmenin, Blasted1 la ilgili görüşlerine oyunun konusu bağlamında destekleyici bir yaklaşımda bulunan Daily Express yazarı Herbert Kretzmer, tecavüz ve şiddet sahneleri için “konuşma özgürlüğü adına bile izin verilemez”[5] şeklinde bir görüş belirtir. Oyunu izlemenin ana iletisini anlayamamanın verdiği öfke ve yukarıda vurgulanan düşüncelerin de etkisinde kalan bir grup izleyici kitlesi ise, oyunun editörüne toplu olarak gönderdikleri mektupta “iğrenç, müstehcen ve pornografik sadizm”[6] ifadelerinin altını çizerler. The Guardian’daki köşesinde oyundan, “.homoseksüel ilişki, göz oyma, yamyamlık”[7] olarak söz eden Michael Billington’a, John Gross, Sunday Telegraph’tan “yamyamlık, erkeğe tecavüz, göz oymaca ve başka gaddarlıklar karmaşası”[8] şeklindeki yaklaşımıyla destek çıkar. Böylece bir günde tüm tiyatro gündemini değiştiren Blasted ve yazarı Sarah Kane, söz birliği etmişlercesine, hemen hemen tüm eleştirmenlerden olumsuz tepki alır. Bu eleştirilerde sınır tanımayanlardan biri olan ve sınırları zorlayan Charles Spencer ise, oyunun “sanatsal değerlerden yoksun”[9] olduğunu belirtirken, “Kane’in deli olduğu”[10] savını ileri sürme cüretini gösterir.

Genç yaşında, bir aydın duyarlığıyla ve ülküsel sanatçı tutumuyla insan gerçekliğini yeni bir yöntemle ve tüm çıplaklığıyla sahneye aktaran Kane, oyunun aldığı sert tepkilere karşı kendisini şu sözleriyle savunmaya çalışır:

Blasted’ın birilerini utandıracağının hiç farkında değildim. Oyunu yazdığım dönemde, sahneye koyulmasını dahi beklemiyordum. Şahsen, sarsıcı bir oyun olduğunu düşünüyorum, ancak merdivenlerden düşmek nasıl sarsıcıysa o şekilde; yani acı veriyor ve size kendi kırılganlığınızı gösteriyor. Ama kimse merdivenlerden düşmek yüzünden ahlaki açıdan çileden çıkamaz.[11]

Yazarı, daha önce benzer tutumla karşılaşan Edward Bond, Harold Pinter ve Caryl Churchill gibi yazarlar yalnız bırakmazlar. 1965 yılında sahnelenen Saved ile sevgiden, ilgiden yoksun bırakılan bir bebeğin arabasının içinde babası ve serseri arkadaşları tarafından taşlanarak öldürüşünü, çocukları öldüren çağa bir gönderme olarak kullanan ve anlaşılamayıp eleştirmenler tarafından bir anlamda taşlanarak yok edilmeye çalışılan Bond, Blasted‘ ı kendi yapıtı ile Howard Brenton’ ın The Romans in Britain adlı oyununun bir devamı olarak görerek, Kane’i “son 20 yılda Royal Court’tan çıkan en önemli yazar”[12] olarak niteleyerek “yazmış olmak istediğim tek çağdaş oyun”[13] sözleriyle Blasted a açıkça destek çıkar. Kendi oyunuyla ilgili yapılan ve aşırıya kaçan öfkeli eleştirilere karşı:

Nasıl Jane Austen davranışları dile getirdiyse ben de şiddet olgusunu anlatmaya çalışıyorum. Şiddet, toplumumuzu şekillendirmekte ve sürekli onu kovalamaktadır. Şiddet içeren davranışlardan vazgeçmezsek bir geleceğimiz de yok demektir. Eğer yazarların bu olgudan söz etmelerini çekemeyenler varsa, bunlar kendimizden ve zamanımızdan söz edilmesini istemiyorlar demektir.[14]

şeklinde bir savunma yapan Bond, aradan otuz yıl geçmesine karşın, köşe yazarlarının ve tiyatro eleştirmenlerinin algı dünyalarında ciddi bir değişiklik olmadığını görerek, Kane’i şu sözlerle savunur:

İki tür oyun yazarı vardır. Birincisinde yer alan yazarlar gerçeklikle oyun oynarlar. Kimisi bunu kötü kimisi iyi yapsa da oyunları her zaman ilgi görür. İkinci türde yer alan yazarlar ise gerçekliği değiştirir. Eski Yunan oyun yazarları ve Shakespeare bunu başarabilmiştir…

Blasted’ın yetersiz olan gösterimini izledikten sonragerçekliğin değiştiğinin ayırdına vardım. Bu bir abartı değil. Yüzyılımızın karabasanları gerçekliği değiştirmeye yetmediBlasted, gerçekliği değiştirmiş çünkü oyun kendimizi algılama biçimimizi değiştirdi.

Einstein doğa gerçekliğini değiştirdi. Bizler ise onu yanlış yorumlayarak değişik türde bombalar ürettik. Sözünü ettiğim ikinci türdeki oyunlar insan gerçekliğini değiştirirSarah bunu gerçekleştiriyor.[15]

Kane’i savunanların, oyun yazarlıklarından ödün vermeden, sanatsal üretimlerini sürdüren yazarlar olmaları ayrıca ilgi çekicidir. Edward Bond dışında Kane’e karşı olumlu görüş bildiren başka bir yazar da, Çağdaş İngiliz Tiyatrosu’nu yazdığı sosyalist feminist oyunlarla sarsan Caryl Churchill’dir. Churchill, Blasted için yazılanları oldukça saldırgan bulduğu için, Guardian editörlerine karşı çıkarak, “insanların bu şeylerin kendilerinden daha çok oyunda sahnelenmesine niçin bu kadar çok tepki gösterdiğini anlamak çok zor”[16] sözleriyle Kane’in oyununu başarılı bulduğunu ve ondan etkilendiğini belirtir. Kane’e ruhsal bir destek ise, 2005 yılında Nobel edebiyat ödülünü alma onurunu yaşayan Harold Pinter’dan gelir. Pinter, Daily Telegraph’ta yaptığı bir söyleşide, “Sarah Kane güncel ve doğru, çirkin ve üzücü olanı anlattı. Bu yüzden oyunun yasaklanmasını isteyen gazete başlıklarıyla yüz yüze kaldı.”[17] sözleriyle üzüntüsünü belirtmiş ve oyunun önemini vurgulamıştır.

Kane, cinsellik ve şiddeti, toplumun içler acısı yapısının dışa vurumu olarak betimlerken, tutucu eleştirmenler, oyunda salt cinsellik ve şiddeti görürken, ötekileri ise anlatılmak isteneni ayırt etmelerine karşın, görmezden geldiklerini vurgulayarak, oyunun salt fiziksel olarak değerlendirildiğini ve oyunda istenen iletinin alınmadığına dikkat çekmiştir. Spencer ve Billington gibi eleştirmenler, daha sonra oyunu değerlendirdiklerinde yanıldıklarını söylerler. Spencer, ilk başta oyunu iğrenç ve dokunaklı olarak betimlerken, “yanılmışım, Blasted, Titos Andronicus”un modern yorumu gibi”[18] diyerek hayranlığını belirtmiştir. Billington ise, “önünde sansürü geri getirmeliyiz diyerek bağıran birinin olduğunu”[19] belirterek, yanılmasının nedeninin oyunun sahnelendiği akşam, insanların vermiş olduğu yoğun tepki ve tiyatroda oluşan gergin ortamdan kaynaklandığını öne sürmüştür.

Oyun, 45 yaşlarında bir gazeteci olan Ian’ın, 21 yaşındaki genç kadın Cate’i, Leeds’te pahalı bir otele davet edişiyle başlar. Aralarında ciddi yaş farkı bulunan bu ikili, otel odasına adım attıklarında gözlemledikleri ilk şey, otelin rahatı ve görünen rahatlığın altında yatan düzensizlik olur. Elindeki gazeteleri yatağın üstüne atıp odanın barına giderek, kendisine içki dolduran Ian, odanın niteliğini eleştirerek, “bundan daha iyi yerlere de pisledim”[20] yorumunda bulunur. Ian, duş yapmak için banyoya gittiğinde, Cate, odadaki tüm eşyalara dokunarak odayı keşfetmeye başlar; çiçekleri koklar, çekmeceleri karıştırır ve yatakta zıplar. Bu tutumlarıyla odanın şatafatına hayran kaldığı gözden kaçmayan Cate, büyük bir keyifle odayı tanımaya çalışır. Ian’ ın daha iyi ortamlarda bulunduğunu açıklaması ve Cate’in ise, otel odasına tutkuyla bakması, gerçekte oyunun bu giriş sahnesinde, her iki karakter arasındaki sınıf farkını gözler önüne serer.

Aralarında geçen konuşmalardan, Cate ve Ian’ın daha önce bir ilişki yaşadıklarını anlamak hiç de zor değildir. Geçmiş yaşantıları öne süren Ian, Cate’i otelde buluşmaya ikna eder. Cate’in kararsızlığını ve kendine olan güvensiz tutumunu gözlemleyen Ian, Cate ile cinsel ilişkiye girmeye çalışır. Çekimser bir tutum sergileyen Cate, Shaun adında yeni bir erkek arkadaşı olduğu için Ian’ın teklifini kabul etmez. Ama Ian, yeni erkek arkadaşı ile hiç birlikte olmadığından ve önceki ilişkilerine dayanarak, Cate ile birlikte olmasının kendisinin öncelikli hakkı olduğunu açıklar. Bu durum, sigara ve içki alışkanlığından vazgeçemeyen Ian’ın, Cate’den de vazgeçmeyeceğinin göstergesidir. Bu sapkınlık, Cate üzerinde üstünlük kurma isteğinden kaynaklanır. Ailesi ile birlikte yaşayan Cate’in, öğrenme zorluğu çeken bir de kardeşi vardır ve babası uzun bir aradan sonra eve dönmüştür. Öteki bir bayanla sevici ilişki yaşayan eşi Stella’dan boşanan Ian’ın, 24 yaşında Matthew adında bir oğlu vardır.

Cate, Ian’ın kendisine yönelik cinsel açıdan birlikte olma isteğinden bunalarak, ansızın sahnede bayılır. Anlık baygınlıktan sonra Cate, kendine gelir, isterik gülümseme, sonrası bilinmeyen bir kadına uyarılarda bulunarak, daha doğrusu, kendi kendine konuşarak olağan hale döner. Cate’in ilk kez bayılması, Ian’ı ne yapacağı hakkında anlık bir endişeye sürükler ve bu durumda ne yapması gerektiği ile ilgili bir görüşü yoktur ve yaşanan bu kısa süreli olay, onu zavallı hatta acınacak bir konuma getirir. Cate’in bilinçsiz bir şekilde yere yığılıp kalmasının Ian’ı gereğinden fazla rahatsız ettiği izleyicinin gözünden kaçmaz. Bilincini kaybedip bayılmasını, istemsiz olarak farklı bir uzama acısız geçiş olarak değerlendiren Cate, babasının dönüşüyle, belirli aralıklarla isterik bir şekilde bayıldığını açıklar. “Her ne kadar Ian, kızın neden bahsettiğini anlasa da babasının eve dönüşüyle kendisine yaşattığı bayılmalarla ne kadar ilgili olduğunu anlamak izleyiciye düşer.”[21] Çocukluğu ve babasıyla yakın ilişkisinden doğan bu sara bunalımları, onun babası tarafından cinsel istismara uğradığı savını doğrular. “Gerçekte babası kadar yaşlı olan Ian, oyunda sanki Cate’in babasının bir benzeri gibi resmedilir ve birebir babasıymış gibi davranır.”[22] Gerçekte babası kadar yaşlı olmasa da, fiziksel görüntüsü ve davranışlarından ötürü Cate’e, babasının olumsuz tutumlarını anımsatan Ian, bu duruşundan dolayı bir anlamda, Cate’in kısa süreli sara nöbeti geçirmesinin nedeni olarak görülebilir.

Oyunda aşırı sigara ve alkol bağımlısı olarak yansıtılan Ian, salt kendisine değil, aynı zamanda çevresine de zarar veren bir karakterdir. Cate, her ne kadar ölümünü hızlandıran bu alışkanlardan Ian’ ı uzaklaştırmaya çalışsa da Ian, daha uzun yaşamak için bir nedeni olmadığını anıştırarak, yaşamın tadını çıkarmak istediğini belirtir. Ameliyat olup bir ciğerini aldırmak zorunda kalan Ian, içki içmeye devam ederken, ölümden yana bir tutum sergiler. Ama Cate bayıldığında, ölümden korkması, Ian’ ın yaşamla ilgili karmaşık duygular içinde olduğunu vurgular. Sean Carney, bu tutarsızlığı “ölüm kesinlikle korkunçtur çünkü o bilinmeyendir. Canlılar için ölüm yaşamın sonu olabilir; olmayabilir de. İşte sahnede ölümün temsil edilmesindeki çelişki de budur.”[23] sözleri ile açıklar.

Oyunlarında, gündelik yaşamda kullanılan sözcükleri önceleyen Kane, tüm oyunlarında uzun konuşmalardan kaçınır. Yazar, anlatılmak isteneni, karakterler arasında geçen kısa konuşmalarla açıklar. Oyunlarında alıntı kullanmayı sevmeyen yazar, “oyun gerçekten iyiyse anlatılanı izleyicinin kavraması için bunun yeterli olacağına inanır.”[24] Bu yüzden Kane’in oyunlarında, metnin birçok anlamı vardır. İzleyici, yorumlaması için pek çok sahne ile baş başa bırakılmıştır. Blasted’ın ilk taslağında uzun tümcelere rastlanırken, daha sonraki düzeltmelerde Kane, uzun tümceler yerine, anlatılmak isteneni “konuşturmak yerine hissettirmek”[25] yolunu yeğlemiştir. Gündelik yaşamda kullanılan kısa ve arı dilin en çarpıcı örneklerinden biri, Cate ile Ian arasında, temel odağı cinsellik ve Ian’ın Cate ile cinsel birliktelik yaşama arzusuna yönelik kurgulanmış olan karşılıklı konuşmada da görülebilir. Kullanılan yalın ve arı dil, çok fazla söze gerek duyulmaksızın, Ian’ın beklentisini açığa çıkarır niteliktedir:

Cate

: Yapamam

Ian

:Yapabilirsin.

Cate

:Nasıl?

Ian

:Biliyorsun.

Cate

: Bilmiyorum.

Ian

:Lütfen

Cate

: Hayır.

Ian

:Seni seviyorum.

Cate

:Seni sevmiyorum.

Ian

: (Bir buket çiçek görür ve alır.) Bunlar senin için

 

Karşılıklı konuşmalarda kısa, gündelik bir dil kullansa da yazar; sahnelenen olaylara izleyicinin payına düşen oranda yorum yapıp yaşanan olaylara tepkisiz kalmamasını ister. Kullandığı bu yöntem, salt geçmişte yaşanan birtakım olaylarla kalmayıp, aynı zamanda günümüzde de yaşanan ve gelecekte olması olası olayları izleyicinin eşleştirmesini sağlar. Kane’in oyun kurgulamasındaki bu başarısı, izleyicinin ilgisini, yaşanan gündelik olaylara çekmesi bakımından önemlidir.

Cate’in kendisi ile birlikte olmamasını yadsıyan Ian’ın her başarısız denemesi, kendisinde şiddetli bir kararlılığa dönüşür. Cate’in, Ian ile ilgili karmaşık duygular içinde olması ve kimi zaman Ian’a bir sevgili olarak tepki vermesi ise, bu kararlılığı destekler niteliktedir. Oyunun ilk sahnesi, Ian’ın Cate’e bir buket çiçek vermesi ile biter. İkinci sahne başladığında Ian, Cate’e tecavüz etmiştir. Kane, oyunda bu durumu dile getirmez Ama ilk sahnenin sonunda, Cate’e verilen çiçeğin bu sahnede paramparça olup etrafa dağılmasından anlayabilmek hiç de zor değildir. İki sahne arasında yaşanılanların gizli bırakılıp bir sır gibi sahnelenmemesi rastlantısal olmaktan çok bilinçli olarak kurgulanmış bir olaydır; bu durum oyunun bu en gizemli bölümü, süre giden bir savaşı dramatize ederek, Cate’in cinsel bir nesne olarak vurgulanmasının aksine, dramatik bir karakter olarak sahnelenmesini sağlar. Cate’in vücudu, geniş anlamda savaş, cinsiyetler arası üstünlük çabası, Cate ve Ian’ın içinde yaşadığı toplumdan dışlanması gibi kötü yaşantıların izlenimi niteliğindedir.

Her ne kadar, Cate ve Ian, otel odasında birbirleri ile mücadele halinde olsalar da, dış dünya ile aralarına giren ve onları bu dünyadan soyutlayan bir görüntü oluşturan otel odasının duvarı, gerçekte dış dünyada yaşanan şiddet ve benzeri olayları içeriye yansıtan bir ayna görünümündedir. Bunun en canlı örneğini Kane’in, cinselliği şiddet aracı olarak kullandığı ikinci sahnede görmek olasıdır. 1995 yılında, Bosna’da savaş kamplarında “etnik temizlik”[26] adı altında yaşanan tecavüz olayları, tüm dünyanın benliğinde silinmesi zor bir olaydır. Gazetecilik yaparak elde ettiği gelirle ekonomik açıdan Cate’e göre bir üst sınıfta yer alan Ian’ın, düzgün bir eğitim alamamış ve ona göre alt sınıfta bulunan Cate’i elde etmek için, zor kullanarak tecavüz etmesi yazarın, yaşanan şiddete parmak basmasından da öteye, dumanının hala tütmeye devam ettiği yakın geçmişte, Bosna ve İngiltere’de de yaşanan benzer olayları doğrudan vurgulaması açısından da önem taşır. Kane, bu durumu şu şekilde açıklar:

Kendime soruyordum: “Leeds ‘deki bir otel odasında gerçekleşen sıradan bir tecavüz olayı ile Bosna’da yaşananlar arasındaki bağlantı ne olabilir?” Sonra birden jeton düştü ve şöyle düşündüm: “Tabii ki, çok açık. Biri tohum, diğeri ağaç.” Topyekün savaşın tohumlarının her zaman barış dönemi medeniyetlerinde bulunabileceğini düşünüyorum gerçekten de. Bence medeniyet denilen şey ile Orta Avrupa’da yaşananlar arasındaki duvar çok, çok ince ve her an yıkılabilir.[27]

Birçok eleştirmenin, kurgusal açıdan Cate’in, Ian ile otel odasında bir araya gelmesini, düşünülmeden yapılan bir davranış olarak nitelemesi, bu durumun, Cate’in Ian’a göre daha suçsuz, daha genç ve yaşamda henüz belli deneyimlerden geçmiş olmamasından kaynaklandığını akla getirmektedir.

Yataktan kalktıktan sonra, yarısı yere dökülmüş bir bardak içki bulup içen Ian’ ın, oyunun ikinci sahnesinde, birden kötü bir şekilde öksürmeye başladığı görülür. Sürekli sigara ve içki kullanmasının yol açtığı zarar, şiddetli öksürmesinden açıkça bellidir ve bunun getirisi olarak da kalbi, ciğeri ve böbrekleri acılar içerisinde kıvranmasına neden olur. Acıdan kıvranan ve hiçbir şey yapamayacak bir durumda bulunan Ian ‘a karşı Cate, yaşadığı kötü olaydan sonra, intikam alırcasına, kendi cinsel organının adını kullanarak hakaret etme fırsatını bulur. Cate, hemcinslerine karşı büyük öfke duyan ve cinsel bir nesne olarak gören Ian’a karşı kullanabileceği en kötü ifadenin kendi hemcinsiyle ilişkili olduğunu düşünür. Ian’ın Cate’e tecavüz etmesinin hemen ardından sigara ve alkol alması, cinselliğin sigara ve alkol alışkanlıkları gibi kendisine geçici bir rahatlık verdiğinin göstergesidir. Al Alvarez bu konuya:

Bu insanlar kendilerini yok etmek için her şeyi yaparlar ama amaçlarının bu olduğunu kabul etmek istemezler; yani eylemlerinin nihai sorumluluğunu almadan her şeyi yaparlar… Kendilerini yavaşça ve küçük küçük adımlarla öldüren bağımlılar ve alkolikler tahammüllerini artırmak için gerekli olan adımları attıklarını söyleyerek buna karşı çıkarlar.[28]

şeklinde yorum getirir.

Öksürmenin kaynaklı acısı dinen Ian, rahatlamak için banyoya girer ve duş alır. Banyodan sonra acıktığını hisseden Ian, Cate ile birlikte kahvaltıya inmek ister. Bu sırada ceketini giyerken, kolunda bir yırtık olduğunu ayırt edince, gereksiz yere Cate’i yatağın üzerinde çok sert bir şekilde dövmeye başlar. Bu olay sırasında canı yanan Cate, Ian’ın silahını almayı başarır ve Ian’a doğrultur. Ian silahı görünce, birden geri çekilerek Cate’e korkuyla bakar; çünkü güç, artık Cate’e geçmiştir ve bu gücü, her an istediği şekilde kullanabilir durumdadır. Ian’ın denetimi ele geçirme isteğine karşın, çaresiz bir tutum sergiler. Silahın el değiştirmesi, yalnızca Ian’ın gücünün artık tükendiğinin değil, aynı zamanda cinsel üstünlüğünü de kaybettiğinin göstergesidir. Jolene Amstrong bu sahneye ilişkin görüşlerini şu sözleriyle açıklar:

Bu eril güç, şiddet ve baskınlığın fallik sembolü olarak anlam taşımakla kalmaz aynı zamanda onun rolünün de şiddet içerdiğinden şüphelenilir çünkü fallik baskınlık onun savaş silahı işlevi ile de özdeşleştirilir.[29]

Cate’in bu çatışmaya karşı koyması fazla uzun sürmez ve yaşadığı gerilimli etkileşim yüzünden, daha önceden de olduğu gibi, istemsiz olarak baygınlık geçirir. Ian, Cate ikinci kez bayıldığında, bu geçici durumdan faydalanarak, yeniden elde ettiği silahını Cate’in kafasına doğrultur, bu anı kendi açısından bir fırsat olarak değerlendirip, Cate’in silahı almasının ardından düştüğü aşağılayıcı konumun telafisini yaparcasına ve bu ilişkide kendisinin egemen güç olduğunu, üstelik erkekliğini bir kez daha kanıtlamak için, bilinci yerinde olmayan Cate’e ikinci kez tecavüz eder. Cate kendine gelir ve eve gitmek ister, ama Ian, onun yanından ayrılmasını istemez. Cate’in yanında kalmasını sağlamak için, kafasını karıştırma çabasındadır. Telefonunun dinlendiği ve yaşamının tehlikede olduğunu itiraf ederken, Cate Ian’a masaj yapmaya başlar. Ian’a oral seks yaparken Ian, kıyacı olduğunu itiraf eder ve Cate, Ian’ ın cinsel organını olabildiğince sert ısırır. Ian’ın iddiasının doğru olup olmadığı açık değildir. Cate’in bu eylemi, oyunda Askerin gelişini ve sahnenin savaş alanına dönüşmesini sağlayan izleksel bir yapıdır. Cinsellik ve şiddetin bir arada yaşandığı sahneler, oyunun ilerleyen bölümlerinde artar. Ian, duş almak için banyoya gittiğinde, Cate pencereden dışarı bakar ve “sanki dışarıda savaş var”[30] der. Ama oyunun hem sahnelenmesinde hem de metninde, izleyicilerin bu durumu onaylayabileceği bir görsel veya sesli anlatım bulunmamaktadır. Cate’in, bu sahnede savaşın olduğunu görüp dile getirmesi, şiddeti bireysel ve evcil olmaktan çıkarıp toplumsal hale getirmesi bakımından dönüm noktasıdır. Kane, savaşı ayırt etme görevini Cate’e yüklemiştir; çünkü Cate, Ian’a göre daha duyarlıdırr. Kendisiyle ve çevresiyle çatışma içinde olan Ian, çoğu zaman bu şiddet eylemini gerçekleştiren karakterin kendisi olması nedeniyle, dış dünyada olup bitenlerin ayırdına varması oldukça zordur. Cate’in bu tümcesini umursamayan Ian, futbol üzerine konuşmayı sürdürür. Dışarıda büyük bir savaş sürüp giderken, futbol maçları ve oda servisi kesintiye uğramaz. Bu durumu sahneye aktararak Kane, insanların televizyon aracılığı ile tanık olduğu barbarlığa ve şiddete karşı, sıcak evlerinde sanki bir film izler gibi ilgisiz kalmalarını, kabul edilemez bir eylem olarak görür ve eleştirir.

Sabah saatlerinde, Cate banyodayken kapı çalınır. Bu kez Ian, kapıya iki kez vurur ve aynı şekilde karşılık alması, kapıyı açmasına neden olur. Suikast silahı taşıyan bir Asker içeri girer, Ian’ın elindeki silahı alır, elindeki domuz etini yer ve yatağın altındaki kahvaltıyı çekip çıkartır. Asker, bu davranışların ardından banyoya yönelir ama bu sırada, Cate’in pencereden kaçtığını ayrımsar. Asker, Cate’in camdan dışarı çıktığını görünce, canı sıkılarak “bir sürü piç asker dışarıda”[31] diyerek, kendi kafasında tasarladığı tecavüz girişiminin gerçekleşemediğini ama dışarıda kendisi gibi çok fazla asker olduğundan, camdan kaçmasının onu tecavüze uğramaktan kurtaramayacağını vurgular.

Cate’in banyodan kaçması, savaşın eril yönünü daha açık hale getirir. Birinci bölümde yaşanan sahnedeki cinsellik ve şiddetin, artık izleyicinin hoşuna gitmese de, erkekler arasında gerçekleşmesi kesin gibi gözükmektedir. Bir anda otel odasını işgal eden Asker, “Şimdi benim şehrim”[32] diye sözlü ifadesini yatağın üstündeki yastığa pisleyerek, yazınsal anlamda gerçekleştirir. Asker, Ian’ın ruhsal durumunun aynı anlamda kişiselleştirilmesidir. Cate’in yaşadığı korkunç deneyimleri, benzer şekilde ilerleyen sahnelerde Ian da yaşayacaktır. Birden bire düştüğü durumda ne yapacağını bilemez bir halde, tutuklu konumuna düşmesinin verdiği korkuyla, Kane’in de deyimiyle, “daha kötüsünü, bundan daha da kötüsünün olabileceğini düşünemiyorum”[33] diye düşünürken, birden kör edici bir ışık parlar ve büyük bir patlama olur. Otele bomba atılmıştır. Kane, oyunun buraya kadar olan kısmını yazdıktan sonra, oyunun devamının nasıl olacağına televizyonda bir gece haberleri izlerken karar verir:

Yazmaya başladıktan sonraki ilk birkaç hafta içinde bir gün, televizyonu açtım. Srebrenitsa kuşatma altındaydı. Yaşlı bir kadın kameraya bakıyor, ağlıyordu. “Lütfen lütfen birisi bize yardım etsin.

Birisi bir şey yapsın.” diyordu. Hiç kimsenin bir şey yapmayacağını biliyordum. Birdenbire yazdığım oyuna karşı ilgimi kaybettim. Az önce televizyonda gördüğüm şey ile ilgili yazmak istiyordum. Çelişkim şuydu: Daha acil olduğunu düşündüğüm bir konuyu atlamak için ( çok iyi olduğum sahnesini yazmış olmama karşın ) oyunumdan vazgeçecek miydim? Yavaş yavaş yazmakta olduğum oyunun aslında bununla ilgili olduğunun farkına vardım. Oyun şiddetle, tecavüzle ve bu şeylerin birbirini tanıyan, birbirini görünürde seven kişiler arasında olmasıyla ilgiliydi.[34]

Leeds’te, otel odasında patlayan bomba iki kişi arasında yaşanan bireysel bir şiddeti eski Yugoslavya’da yaşanan genel bir iç savaşa çevirir ve .savaşın hiçbir uyarıda bulunmaksızın insanların yaşamlarını birdenbire paramparça hale getirebileceğini”[35] vurgular. Sahnenin bir anda yıkılmasıyla gerçekleşen “yerel şiddetten toplumsal şiddete geçiş”[36], salt sahnenin değil, aynı zamanda seyircinin de beklentisini değiştirir. Seyirci ve sahnelenen olaylar arasında dolaysız bir bağ kurarak, “barbarlık hakkında konuşulamayanları”[37] sorgulayan Kane, bunu “savaşın mantıksız ve karışık olduğunu; bu yüzden öngörülebilir bir şekil kullanmanın yanlış olduğunu”[38] belirterek açıklar. Yaşamın acı gerçeklerinden kendini soyutlamış otel odasının bombayla patlatılması, süslü dünyanın yalancı yüzünü sergilemiştir. Dolayısıyla patlama, iğrenç gerçeği ortaya çıkarmıştır. Ian’ın içinde bulunduğu rahat ve yalan dünya, birden paramparça olmuş ve onu savaşın ortasında bırakıp kendisini çevreleyen şiddet ve barbarlıkla yüzleşmesini sağlamıştır. Bir anlamda, Cate’i kullanarak kurmaya çalıştığı kendi dünyasını yıkmıştır. Oyun, 1995 yılında ilk sahnelendiğinde eleştirmenler, oyunun bu sahneye kadar olan kısmını gerçekçi olarak nitelendirirken, bomba patladıktan sonraki sahneleri, deneysel olarak nitelendirip bu ani uzam ve konu değişikliğini olumlu bulmamışlardır. Ama daha sonraki sahnelemelerde eleştirmenler, oyunun ikinci kısmını, belirsiz bir savaş alanına çevirmesindeki kararlılığı överler. Elizabeth Sakellaridou, Kane’in bu yaklaşımını şu sözlerle savunur:

‘Burada’ ve ‘Orada’ arasında kesin bir ayrım yapmaktansagüvenli bir İngiliz şehri(Leeds) ile Bosna ‘daki gerçek bir savaş alanı arasındaki coğrafi engelleri yıkarak ve savaşa müdahil olma yönündeki tüm ussal düşünüleri kaldırarak İngiliz seyircilerini bu konuda savunmasız bırakan etkili ve gerçekçi olmayan bir yöntem gerçekleştirir.[39]

Kane, oyunda sürem kavramlarını mevsimlere göre oluşturmuştur. Oyunda sürem kavramı, eşsüremli bir biçimde ilerlemez. Kimi durumlarda yavaşlar, kimi sahnelerde hızlanır. Birinci sahnenin sonunda, bahar yağmurunun sesi duyulmaktadır, mevsim bahardır. İkinci sahnede yaz yaşanmakta iken, üçüncü sahnede sonbahar yaşanmaktadır. Dördüncü sahne ise, kıştır. Sürem ilerlerken, artık son bulacağı düşünülen şiddet eylemleri artmaktadır ve oyundaki mevsim döngüsü, yaşanan şiddetin her geçen gün daha da artacağını ve zamanın her evresinde, daha kötü sonuçlara neden olacağını izleyiciye sezinletir.

Oyun, patlamanın etkisiyle duvarda oluşan büyük bir delik ve yere düşen tozların oluşturduğu bir atmosferde devam eder. Patlamanın etkisiyle bilincini kaybeden

Ian, annesine seslenirken, Asker kendine gelir ve tek parça olup olmadığını denetler. Bardaktaki içkinin kalan son damlalarını yudumlar ve bir de sigara yakar. Askerin davranışlarını izleyen Ian, kendine gelme sürecindedir ve içinden “benden daha kötü”[40] diyerek, Askere bakıp anlamsızca güler. Karşılıklı konuşmaları ve yaşadıkları olaylar Askerin, Ian’dan daha kötü suçlar işlediğini ortaya çıkarır. Ian’a kendi yaptıklarını böbürlenerek anlatırken, onun da aynı eylemlerde bulunup bulunmadığını öğrenmek ister. Ian’a dönerek “Bir gazeteci olarak bu senin işin. bu olayların gerçekte yaşandığını kanıtla”[41] sözleriyle aynı zamanda askerin kendi yaşantısını anlatma isteği ortaya çıkar; şiddet eylemlerinin su yüzüne çıkarılması için, Ian gibi insanlara gereksinim duymaktadır. Asker, Ian’a, kız arkadaşına yaşanılan savaş sürecinde yapılan insanlık dışı olayları anlatır ve savaşın getirisi, bu yozlaşmış uzamın dışında yaşayan insanların bu olayların ayırtına varmalarını istediği için, Ian’dan yaşanan olayları gerçekçi bir dille yansıtılmasını ister. Ama Ian, bu durumla hiç kimsenin ilgilenmeyeceğini açıklar ve kendisinin kişisel yazılar yazdığını belirterek, yatağın üzerinden bir gazete alır ve okuduğu yazıyla ne çeşit yazılar yazdığını örnekler:

Çalıntı oto satıcısı Richard Morris iki genç fahişeyi kıra götürür, onları çıplak şekilde çitlere bağlar ve cinsel ilişkiye girmeden önce bir kemerle kırbaçlar. Sheffield’li Morris biri 13 yaşında olan iki kızla gayrimeşru cinsel ilişkiye girmek suçundan üç yıla mahkûm edilir.[42]

Ian‘ ın gazetede okuduğu bu yazı, salt yaşanan şiddeti anlatmakla kalmaz, aynı zamanda şiddeti cinsel bir olguya dönüştürür. Kızın öldürülmesinden çok genç bir kadın olması ve olayın nasıl yapıldığını anlatması, olaydaki kurbanları erotik bir nesneye dönüştürür. Salt öyküyü anlatmak yerine, gereksiz bilgilere yer vermesi öyküyü, halka bilgi iletmek ereğinden uzaklaştırır ve Ian gibi erkek izleyici grubuna şiddeti, post modern bağlamda erotik bir nitelikte sunar. Kane’in oyunları, içerikleri bakımından daima yazılı ve görsel basının eleştiri oklarının hedefindedir. Kane, basının şiddeti eğlenceye dönüştürmesine, suç olaylarını erotikleştirmesine dayanamaz. Ian, insanların savaşta ölmesinden, aç kalan insanların cesetleri yemesine değinmek yerine, askerin, kız arkadaşının yaşadıklarının bir öykü olabileceğini öne sürer. Çünkü yazılı-görsel basının, gazetelerin satılmasını sağlayan korkunç öykülere ve savaşlara neden olan savaşın getirilerinden zevk alan eril tin yapısına gereksinimi vardır. Kane, günümüz yazılı- görsel basının, gerçek sorunları insanlara yansıtmak yerine, dünyada olup bitenleri göz ardı edenleri eleştirir. Bir anlamda, “Blasted, Kane’nin dünyada gerçekleşen çeşitli boyutlardaki şiddete insanların gözlerini açma çabasıdır.”[43] Yazılı-görsel basın, günümüz toplumunda, büyük bir gücü elinde tuttuğu için, toplum üzerindeki etkisi de yadsınamayacak derecede önemlidir. Esasen siyasal güçleri ellerinde bulunduran yönetici sınıfın, kendilerinin ve uluslarının çıkarlarını gözeterek başlattıkları savaşlar, askerlere mal edilmektedir; oysa iletişim araçları, bilinçli olarak savaş düşünüsünü insanlara aşılar. Askerlerin görevleri gereği neden oldukları şiddet, dünyaya duyurulmadığı sürece anlamsızdır. İletişim araçları olmaksızın savaş kazanılamaz; bu yüzden Asker, yazılı-görsel basının ilgisini elde edebilmek ereğiyle Ian’ı kullanır. Ian’ ın, mesleği olan gazeteciliği, savaşın aracılığı ile özdeşleştirir.

Kane, oyunlarının temel eylemine, bu dünyada var olan şiddet ve kötülüğü koyar ve bunu yaparken, var olan kötülükleri görmeleri için insanlara ayna tutar. Bosna’da yaşananların yazılı ve görsel basında, İngiltere’de asla olmayacak gibi yansıtılmasına öfkelidir. Oyunun ilk taslaklarında, askere bir Sırp adı verererek, Yugoslavya’daki karmaşayı daha belirgin hale getirip İngiltere dışişleri diplomasisini sorgulamıştır. Kane, oyunun giriş bölümünde, Cate’in ve Ian’ın buluştukları oteli “o kadar pahalı ki dünyanın herhangi bir yerinde olabilir”[44] diyerek tanımlaması ve Askeri adsız bir karakter olarak bırakmasıyla, sahnelenenlerin salt İngiltere’de değil, dünyanın herhangi bir ülkesinde de gerçekleşebileceğini daha soyut bir biçimde kanıtlama düşüncesindedir. Savaşın arka yüzü, kimin kiminle savaştığı önemli değildir. Oyunun yazıldığı dönem ve oyunda, Bosna adı geçmemesi göz önüne alındığında, Blastedı izlerken izleyicinin belleğinde, Balkanlarda yaşanan savaş suçları, herhangi bir şehirde yaşanan karmaşa ya da Orta Doğu’da yaşanan bir savaş canlanabilir.

1980’lerin başlarında Leeds, göçmen akınına uğrayan bir kent olur. Göçün getirisi olarak da pek çok farklı ulustan insan, yeni bir yaşam ve daha iyi yaşam koşulları arayışı içerisindedir. Göç ve sorunsalını bu oyunda vurgulamak isteyen Kane, bu ereği doğrultusunda Ian’ı kullanır. Otelde çalışan personele ve dışarıdaki insanlara hakaret dolu sözler sarf eden Ian, çoğunluğu göçmen olan çalışan sınıfa karşı öfkesini bağırıp çağırarak ortaya koyar. Her ne kadar izleyicilerin ve eleştirmenlerin oyundaki barbarlığı herhangi bir gruba yüklemesi, asıl dikkat edilmesi gereken noktayı gözden kaçmasına neden olsa da yaşanan ve yaşanmaya devam edecek olan bu gerçek deneyimlerde önemli olan, yaşanılanların önüne geçebilmektir.

Kendisi gibi bir asker tarafından öldürülen kız arkadaşı Col’un yaşadıklarının bir yinelemesi olarak Asker de şiddete başvurur. Irkçı, sadist, eşcinsel düşmanı Ian, bilinmeyen bir askerin elinden kendi zorbalıklarından daha şiddetli deneyimler edinecektir. Tecavüz sırasında, salt Col’e başka askerler tarafından uygulanan şiddetin bir tekrarına başvurmaz, aynı zamanda Ian’ı Col’ün yerine koyarak, Col’e olan aşkını Ian ile birlikte yaşar. Bir yandan silahını Ian’a doğrulturken, başka bir yandan kız arkadaşının bunu yaşadığını belirtir. Ian’ın neler duyumsadığını sorgularken, gözlerini kapatıp Ian’ın saçlarını koklar ve dudaklarından öper. Bu sahnede, bir asker tarafından gerçekleştirilen tecavüz, korkunç bir savaş silahı olarak sergilenir. Jolene Amstrong tecavüz ve savaş eylemlerini:

Blasted’da iki sosyal şiddet örneği sanki bu ikisi aynı hat üzerindeki noktalarda bulunuyormuş gibi sunulur. Başlıca bir erkek eylemi olan savaş toplum tarafından kutsanan bir şiddet eylemidir ve bu yüzden kolay bir şekilde kuralları belirlenmiştir. Tecavüz de kişinin yalnız başına olduğunda gerçekleştirdiği, başlıca bir erkek eylemidir ve bu yüzden gözlemlenmesi ve kurallarının konulması daha zordur.[45]

sözleriyle açıklar.

Asker, salt temsil etmesi gereken askeri toplumu değil, aynı zamanda Ian tarafından uygulanan cinsellik ve şiddetin kaynaşma örneğini simgeleyen kaba ve küstah bir karakterdir. Ian ile asker arasındaki tecavüz sahnesi, Ian ve Cate arasında geçenlerin aksine, çok açık bir şekilde, izleyicinin gözleri önünde gerçekleşir. Kane, Askerin kız arkadaşlarına yapılanların bir tekrarı ve intikamı olarak başvurduğu şiddeti, Ian’ın Cate’e yaptıklarının bir yinelemesi olarak ele alırken, şiddetin doğal döngüsüne bir vurgu yapmıştır. Oyunun kendi dünyasında tecavüz, salt kurbanı değil, aynı zamanda tecavüz eylemini gerçekleştireni de içine alan kaçınılmaz ve kuralcı bir eylemdir. Kane, geleneksel tecavüz anlatılarından bu sahnede sıyrılmıştır. Ian, tecavüz gözdağı karşısında herhangi bir fiziksel direniş vurgulamamıştır. Bu yüzden, oyunun ilk eleştirilerinde, ağırlıklı olarak Askerin Ian’a tecavüz etmesi ele alınırken, Ian’ın Cate’e tecavüz etmesi hemen hemen hiç yer almamıştır. Kadın karakterin yaşadığı cinsel saldırıya karşın hiçbir tepki verilmezken, erkeğin tecavüze uğraması, adeta yazılı ve görsel basında öfke uyandırmıştır. Onlara göre bu, kabul edilemez bir durumdur. Andrea Dworkin bu durumu, “kadına karşı işlenen suçlar eninde sonunda erkek hâkimiyetinin ifadesi olarak görülürken erkeklere ve erkek çocuklara karşı işlenen suçlar aynı hâkimiyetin sapkınlığı olarak görülüyor.”[46] şeklinde açıklar.

Daha sonra başka bir askerin kız arkadaşı, Col’e yaptığı gibi, Ian’ın gözlerini elleriyle oyar, üstelik bu gözleri yemekten çekinmez. Şiddetin sınır tanımayan boyutları, izleyicinin tam karşısındadır. Oyun ilk sahnelendiğinde bu sahnede, seyircilerin çoğu gözlerini kapatmış ya da bir kısmı tiyatroyu terk etmiştir. Kane’in ereği, bunları sahnede vurgulayarak, insanları şaşırtmak değil, kullandığı teknikler, seyircilerin törel duyarlılığını uyandırmak için etkili temsili bir yoldur. “Oyunun değişmeceli yönünün anlaşılmaması veya tartışmalar yoluyla gölge düşürülmesi hayal kırıklıklarından biridir.”[47] Kane, oyunlarında salt sahnedeki karakterler arasında değil, aynı zamanda seyirci ve karakterler arasında bir duygu yoğunluğu oluşturmaya çalışır. Seyircinin, salt sahnede olup biteni izlemesinden çok, oyunla birlikte duygu yoğunluğunu yaşamasını sağlar. Parçayı bütünden ayırarak, oyunların bizzat kendilerine karşı yapılan yorumsal şiddet eylemleri, bağlamından çıkarılmış ve kamuoyunun gözü önüne tutulmuştur. Blasted “özel hayata dair şoke edici bir oyun”[48] olduğundan, “ancak oyunu izlemenin verdiği şoktan kurtulduktan sonra sizi düşündürmeye sevk eder”[49] Kane, insanların birdenbire sarsıntı geçirmesinin nedenini, oyunu, “sıradan bir gazete okumaktan daha da sarsıcı olan yanı, canınızı sıkan ufak önemsiz parçaların atılması”[50] olarak açıklar. Böylece Kane, izleyicileri de geleneksellikten kurtarmış, onları, izleyici olmaktan çıkarıp tanık konumuna getirmiştir. Bu konuya destekler bir görüş ileri süren Ken Urban’ın bu sahneye yönelik yorumu şu şekildedir:

Bir askerin Ian’ın gözlerini iştahla yemesi gibi tasvirler sizi çok etkilerİlk olarak duyguyu yaşarsın sonra düşünmeye başlarsınız.

Ama düşünme en sonunda gelir: O akşam geç saatlerde beni çarptı; televizyonda haberleri seyrederken birden gözyaşlarına boğuldum [51]

İlk taslağı okuması üzerine arkadaşı Kane’e, Kral Lear okumasını önerdikten sonra sonra, Shakespeare’in “Kral Lear oyunu ile arasında bir bağlantı olduğunu fark eder.”[52] Asker, duyduğu utancın dayanılmaz ağırlığı ve kadınlara, erkeklere yaşattığı korkuların toplamının etkisi altında kalarak, Ian’ı kör eder. Böylece artık Ian, Asker’e bakarak, onun hakkında bir yargıda bulunamaz. Ian, “Kral Lear’daki Gloucester gibi”[53] kör olduğu için, kendisinin neden olduğu şiddet ve tecavüz tehdidi ortadan kalkar. Oyunun başında şiddeti uygulayan bir konumda yer alan Ian, gerçekte “Asker tarafından gözleri yuvalarından emildikten sonra kişilik olarak insanların gözünde anlam kazanır.”[54] En değerli organını dramatik bir biçimde kaybeden Ian’ın körlüğü, etrafında olanlara tanık olmamasını simgelemek olarak, algılansa da asker, Ian’ın gözlerini oymadan önce, savaş alanlarında yaşananları insanlara aktarmayı kabul etmemesi ile yaşanan olaylara, gerçek anlamda gözlerinin kapalı olması arasında koşutluk söz konusudur. Kane bu sahneyi yazarken, nerden etkilendiği şu tümcelerle anlatır:

O dönemde, Bill Buford’un futbol şiddetiyle ilgili kitabı Among the Thugs’ı okuyordum. Manchester United taraftarı gibi görünen bir sivil polis vardı, gerçek kimliği ifşa oluyordu. Bir adam ona saldırıyor ve gözlerinden birini emerek dışarı çıkarıyor, ısırıyor, yere tükürüyor ve onu öylece bırakıyordu. Okuduklarıma inanamıyordum: Bir insanın başka bir insana böyle bir şey yapabileceğine inanamıyordum. Bunu oyuna koydum ve herkes şoke oldu.[55]

Işıklar yandığında, “tekrarlanan dramatik kısır döngüden çıkış yolu bulamayan”[56] asker, kendisini kafasından vurarak, kendi canına kıyar. Jolene Amstrong, bunu, “askerin intiharı kontrol dışına çıkmış bir güç eylemidir, asker kendi gücü tarafından tüketilmektedir ve Blastedın toplumu bütünüyle, istisnasız bir şekilde cinsiyet farklılaşması olarak yaşadığı ve şiddetin yönlendirdiği bu öfkeli gücün merhametine terk edilmiştir.”[57] şeklinde açıklar.

Anthony Neilson ve Irvine Welsh gibi çağdaşlarının aksine Kane’in oyunları, standartlaşmış ahlak anlayışını yıkan yeni bir dünya yaratmıştır. Oyundaki karakterleri, tek bir rolü temsil etmemektedir. İlk sahnelerde şiddet dolu eylemleri gerçekleştiren Ian, Askerin gelmesi ile aynı eylemlerin odağı haline gelmiştir. Cate ise, sürekli Ian tarafından tecavüze uğramasına, aksine kimi sahnelerde bu rolünden sıyrılıp saldırgan rolüne bürünmüştür. Bunu, Ian’ın cinsel organını ısırdığı ve ceketini yırttığı sahnelerde görebiliriz. Asker ise, sahneye girdiğinden itibaren, şiddet eylemlerini gerçekleştiren karakter iken, dördüncü sahnede kendisini vurarak kendi gücünün kurbanı olmuştur.

Askerin sahneye gelmesiyle odadan kaçan Cate, banyodan kucağında dışarıda terk edilmiş olarak bulduğu bir bebek ile sahneye yağmurda ıslanmış bir halde girer. Ian’ ı gördüğünde, daha önceden kendisine yaptığı suçlamalara karşılık kullandığı “sen benim kâbusumsun.”[58] Sözünü, ayrı bir bağlamda yineler. Daha önceden kullandığı tümceleri yineleyerek, Cate’in aklını karıştırıp yanında kalmasını sağlamaya çalışır. Ian kör olduğundan, Cate’den tabancayı kendisine vermesini istemesi üzerine Cate, kurşunları çıkararak tabancayı Ian’a verir.

Cate: Kendini öldürmen yanlış.

Ian:               Hayır değil.

Cate: Tanrı bundan hoşlanmayacak.

Ian:               Tanrı yok.

Ian:               Ölü insanlar gördüm. Onlar öldüler. Başka bir yerde değiller yalnızca öldüler.

Cate:             Hayaletleri gören insanlara ne diyorsun?

Ian:               Yalnızca hayal ediyorlar ya da insanların yaşadığını umuyorlar.

Cate:            Ölümden dönen insanlar tünel ve ışık gördüklerini söylüyorlar.

Ian:               Bu ölmek değil bayılmak. Öldüğünde bu sondur.

Cate:            Ben Tanrı ‘ya inanıyorum.

Ian:               Her şeyin bilimsel bir açıklaması var.[59]

Her ne kadar Tanrı’ya yönelik konuşmalar geçse de, bunların ereği Tanrı’nın var olup olmadığı ya da yazgı sorgulaması değil, bilimsel olan gerçeklere inandığını belirten Ian’ın, Cate’in Tanrı’nın var olduğuna ilişkin tüm görüşlere karşın, umutsuz ve çaresiz oluşunu vurgulamaktadır. Ian, yaşanan süreç sonrasında çektiği tüm acılardan ve yaşadıklarından kurtulmanın tek yolun ölmek olduğunu düşünür. Ölümden sonra yaşam olmadığı için, hiç kimsenin onu rahatsız edemeyeceğini ve artık acı çekmeyeceğini belirtir. Tüm yaşanılanlardan sonra, Tanrı’nın kendisini gelip kurtarmasının mantıksız olduğunu ve tüm bunların sorumlusunun, salt insanın kendi olduğunu belirtir. Kör olduğu için bu durumdan kurtulamayacağından, tek çareyi yine insanın kendini öldürmesinde görür. Bir anlamda, yaşadıklarından ders çıkararak, Cate’e yaşattığı acıların ve yaptığı kötülüklerin ayrımına geç de olsa varan Ian, Cate’in tüm ikna çabalarının nedeninin öç almak arzusundan kaynaklandığını düşünür.

Ian, silahı ağzına yerleştirir ve tetiği çeker ama silah boş olduğundan, ateş almaz. Bunun bir yazgı olduğunu belirten Cate’in, silahtan mermileri boşaltmasıyla, aslında Ian’ ın kendi ölümü üzerine kullanacağı gücü elinden almış olur. Cate, sahneye birlikte girdiği bebeğin öldüğünü anladığında Ian, “şanslı piç”[60] diyerek söylenir. Bu yaşamdan kurtulmanın tek çaresinin ölüm olduğunu düşündüğünden, kendisini de öldürmekten aciz olduğunu göz önüne getirince, bebeğin kendilerine göre daha şanslı olduğunu düşünür.

Ian, yakınmaya devam ederken, Cate bebeği gömmeye çalışır. Sierz, bu sahnede yaşananları, “hayatın çok acımasız olduğunu anladığımızda, buna verilecek tek tepki mümkün olan en insanca, en keyifli ve en özgür şekilde yaşamak.”[61] şeklinde yorumlar. Dışarıda devam eden büyük bir savaşa ve kendi yaşadıklarına karşın, Ian’ın tam aksine, Tanrı’ya olan inancını yaşadıklarına karşın kaybetmeyen Cate, çevresindeki olanakları kullanarak, bebeğe küçük bir dini tören düzenler.

Cate, yiyecek bulmak için otelden ayrılırken, Ian askerlerden yiyecek almasının olanaksız olduğunu ve yanından ayrılmamasını belirtir. Cate uzaklaştığında, Ian yalnız ve ıstırap içinde kalır. Geçen sürem, umutsuz hareketlerle sahneye yansıtılır ve karanlıkta kendini elle tatmin etme, kendini boğma, isterik olarak gülme, ağlama, Askerin cesedine sarılma, bebeğin ölüsünü yeme, bebeğin mezarına girme ve en son huzur içerisinde ölüm eylemleri ile kesilir. Sahnede sönüp yeniden yanan ışıklar ile değişiklikleri duraksatılarak yansıtılan bu sahnede, izleyenlerin bile acıyarak baktığı artık savaş kurbanı olan Ian’ın görüntüleri bir kesit olarak sunulmaktadır. Kendi mesleğinin sıradan bir kurbanı durumuna düşmüştür ve asker, daha önce kendisine söz ettiği insanlar kadar zavallı ve acınası bir durumdadır; hatta bu görüntüsü ile sıradan olmayacak bir haber olarak, okuyuculara sunulacak bir malzeme durumuna gelmiştir.

Oyunun içerisinde yer alan “daha büyük bir yıkım mümkün olmadığından, yağmur yağmaya başlar.”[62] İfadesi, olan biteni açıklar niteliktedir. Her şey daha kötü bir durum almışken Ian, yazınsal anlamda yağmur ile temizlenir ve Cate’in beklenmedik bir cömertlikle, yiyecek ve içki ile sahnede yer alması, oyunu, iyimser bir şekilde sonuçlandırır. Ian’ın yüzündeki kanların yağmur ile yıkanması, simgesel olarak yüzünde bir İsa görünümü oluşturmuştur, ama bu, Ian’ın cezalandırılmadığı anlamına gelmez. Ian ölür ve alay ettiği, var olduğuna inanmadığı ama gerçekte var olan ölümden sonraki yaşama geçer. Artık “yağmurun yağması dışında daha önceden yaşadığı yerle aynı olan cehennemdedir.”[63] Cate, yaşadığı şiddetin görselleştirilmesi olarak, bacaklarından akan kanla sahneye girer ve elinde ekmek, içki ve sosis vardır. Cate’in içinde bulunduğu bu durum onu, “salt yaşadığı seks ve şiddetinin kurbanı değil aynı zamanda bir savaş kurbanı haline getirmiştir.”[64] Ian tarafından tecavüze uğramasına karşın, yemek bulmak için, yeniden bu yolu seçmiştir. Cate’in bu durumu, kendisine eziyet eden toplumsal yapının içinde tanınmak için, geçici bir güç olarak karşımıza çıkar. Ian’ın Cate’e defalarca tecavüz etmesine karşın, oyunun sonunda Cate, Ian’a yiyecekle birlikte dönerek ölmekte olan Ian’ı kurtarmak için, kendi ülkülerinden vazgeçer. Ian’a olan tepkisi, düşkünlük ve tuhaflık olarak yorumlanabilir. Ruby Cohn bu sahneyi, Kate’in Ian ile önceden yaşadığı ilişkiye dayandırır ve “insan tüm olanlardan sonra sevebiliyorsa aşk o zaman dünyanın en güçlü unsurudur.” [65]şeklinde değerlendirir. Artık sahnedeki güç dengesi değişmiştir. Ian’ın kurtulması, Cate’in ona yemek getirmesine bağlıdır. Cate’in bu yakınlaşması, aptalca bir davranış olarak değerlendirilebilir ama Ian’ın tüm ısrarlarına karşın, Cate ondan uzak durur. Ian, artık Cate’i haz aldığı bir nesne olarak görmemektedir. Cate ‘in varlığı ve fiziksel izleği, cinsellikten çıkıp insan sıcaklığı ve şefkatine dönüşmüştür. Cate, Ian’a yemek yedirdikten sonra, ondan ayrı durarak ısınmaya çalışır ve oyunun ilk sahnesinde olduğu gibi, çocuksu bir davranışla suçsuz bir biçimde ve bir çocuğun saflığını yansıtırcasına, başparmağını emmeye başlar. “Bütün korkunç yaşantılarına karşın Cate çocuksu masumluğunu kaybetmez.”[66] Ian, yeniden kendine gelir, teşekkür ederek minnettarlığını vurgular. Bu, davranış değişimin olası olabileceğini ve anlamsız bir şiddetin kurbanı olan insanların, birbirlerine yaşamı armağan edebileceklerini vurgular. “Cate’in yiyecek ve arkadaşlık hareketi karşılığı verilemeyecek olan bir cömertlik eylemidir; ama bu hediye karşılığında hiç bir şey istemez, ne karşılık olarak verilecek bir hediye ne de boyun eğme; bu saf bir kendinden bir şeyler verme eylemidir ve değiş tokuşla sınırlandırılmamıştır.”[67]

Savaştan önce etyemez biri olan Cate, yaşamda kalabilmek adına, şimdi etle beslenmektedir. Savaşın uğrattığı tecavüzlerin etkisi ve yaşamak isteğiyle değişmiştir. Sierz “Onun gibi insanlar asla kazanan taraf olmuyor.”[68] Diyerek, oyunun sonunda kazananın Cate olmadığını belirtmiştir. Cate, salt geriye kalan tek güçlü tanıktır. Annabella Singer, oyunun sonunu şu şekilde yorumlar:

Kane, bize felaketler dünyası sunar. Tıpkı Barker’ın tiyatrosunda olduğu gibi onun tiyatrosu da ne çözüm ne kurtuluş yeridir. Ama Kane bu belanın içinden şu imkânla çıkar: etik, yaralı bedenler arasında bulunabilir ve ondan sonra iyi mümkün hale gelir.[69]

Oyunda hiç kimse utku kazanmış değildir. Herkes, savaşın getirdiği olumsuzluklardan etkilenmiştir. Güç ve şiddetin toplumsal yapısı içine çekilen karakterlerin hiçbiri kurtulamamıştır. Oyunun son sahnesinde Ian, kör olarak otel odasında patlamanın etkisiyle açılan büyük bir çukurda, boynuna kadar gömülü şekilde bırakılır. Güç ve yetke kurmak istediği çevre tarafından yazınsal anlamda tüketilmiştir. Tom Sellar, oyunun sonunu “oyun ümit için değil kurtuluş için ısrar eder”[70] sözleriyle özetler.

SONUÇ

İkinci Dünya Savaşı sonrası yenidünya düzeninde, gelişmiş ülkelerin yeni sömürgeleşme hareketlerinden insanların bireysel yaşantılarındaki deneyimlerine kadar en geniş anlamda, şiddet konusunu oyunlarında ele alan yazar, hiçbir bireyin şiddetten bağımsız olamayacağını vurgular. Yapıtlarında, toplumda yaşanan şiddete en çok uğrayan ya da tanık olan karakterlere yer veren Kane, şiddetin tüm boyutlarını izleyiciye sunmaktan çekinmez. Yazar, geleneksel karakterler yaratmayarak, bir kısır döngü olan şiddet eylemlerinin maktul-suçlu ilişkisi boyutunda ele alınmasına karşı çıkar. Yazılı ve görsel basında yer alan uluslararası eylemler ve gündelik yaşantımızda, yakın çevremizde gerçekleşen her türlü barbarlığa tanık konumundaki insanların görmezden geldikleri bu durumu sert bir dille eleştirerek, bu döngü içerisinde, ayrımına varmaksızın tanık olmaktan çıkıp maktul olabileceklerini vurgular.

Yazar, Blasted adlı oyununda Cate, Ian ve Asker ile bir otel odasında, karakterlerin kişisel deneyimlerinden yola çıkarak ortaya koyduğu şiddet eylemlerini, dış dünyada yaşanan daha büyük bir şiddet eylemi olan savaş ile birleştirerek, hem gündelik yaşantımızda yer alan olağan durumları, hem de farkında olmadığımız ya da umursamadığımız ama bize, gitgide insanca yaşanılabilecek daha az alan bırakan çevremizdeki deneyimler ile baş başa bırakır.

Hiçbir gözdağıyla karşı karşıya kalmayacağını düşünen İngiltere’de yaşayan insanların, dünyada yaşanan savaş suçlarını tüm gerçekleriyle anlatan yazara karşı tepkileri çığ gibi büyür. Bu tepkilerin nedeni, olaylara, dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşen şiddet eylemlerinin kendi ülkelerinde de yaşanılabileceğini görmenin yarattığı korku ve ürküdür. Tanık olmayı onaylamadığımız tüm gerçeklerin, gözdağı vermelerden uzak, büyük bir güç görünümdeki İngiltere’de yaşanma olasılığını düşünmek bile izleyiciler için şaşkınlık vericidir.

Yapıtlarında, erkeklerin başkaları üzerinde egemen bir güç kurma arzususnun bir yansıması olarak tecavüz eylemlerini, geniş anlamda ise savaş eylemini kullanarak, erkeklerin başlattığı tüm şiddet olaylarında, en çok zarar gören karakterlerin kadın ve çocuklar olduğunu belirtir. En katı şiddet eylemlerinin odağı olan kadınların yaşadıklarına tepkisiz kalan büyük bir izleyici kitlesini eleştirir. Çünkü çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğu aynı topluluğun, kendi hemcinslerine karşı aynı tutum sergilendiğinde, büyük bir tepkiye neden olurken, yine kendilerinin neden olduğu ama bu durumla karşı karşıya kalan kişilerin kadınlar olduğu yaşantıların toplum tarafından olağan kabul edilmesine karşı çıkar.

Kane’in oyunları, aynı zamanda yazılı ve görsel basının bir eleştirisi niteliğindedir. Kadınların yaşadıkları barbarca deneyimlerin karşısında durup, olup bitenleri kınaması düşünülen azılı ve görsel basının, bu yaşantıları erotik nitelikleri olan haberlere dönüştürerek topluma sunulması, yazar için kabul edilemez bir durumdur. Yaşanılan olayların trajik öğelerden çok erotikleştiren ayrıntılarını anlatan gazeteler ve televizyonların, izleyiciler tarafından sorgulanmasını sağlar.

İzleyicileri, tanık olmaktan kaçındıkları sahnelerle yüzleştiren yazar, olayları da etik açıdan sorgulayarak, ahlaki bir ders çıkarma yoluna gitmemiştir. Tiyatronun bireyleri, dolayısıyla toplumu değiştirebileceği inancı ile insanların tutumlarını değiştirmeyi erek edinir. Yazar, toplumların içinde bulunduğu çıkmazı sorgularken, kurtuluş için her zaman bir umudun var olduğunu belirterek, ulusal bir bilinç oluşturma çabası ile toplumdaki sorunların kaynağına inerek, toplum içindeki ya da toplumlararası anlaşmazlık ve çatışmaların, önce bireysel daha sonra da toplumsal anlamda çözülebileceğini savunur.

Kaynak: Uğur ADA, Sarah Kane’in Blasted Oyununda Şiddet Ögesi, Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yabancı Diller Eğitimi Anabilim Dalı, 2010, Erzurum

 

 


[1]      Heidi Stephenson and Natasha Langridge, Rage and Reason: Women Playwrights on Playwriting, Methuen, London, 1997, s.130.

[2]     Saunders, Love me or Kill me: Sarah Kane and the Theatre of Extremes, s.i.

[3]     Helen Iball, Sarah Kane’s Blasted, Continuum Modern Theatre Guides, Cromwell Press Ltd., New York, 2008, s.1.

[4]     Tom Sellar Truth and Dare, Sarah Kane ‘s Blasted ,EBSCO Publishing, 2002, s.31.

[5]     Aleks Sierz, “Raising Game”, What’s on Magazine, 28 March 2001.

6   Sierz, Age.

[7]     Saunders, Love me or Kill me: Sarah Kane and The Theatre of Extremes, s.9.

[8]     John Gross, Review Section, Sunday Telegraph, 22 January 1995.

[9]     Charles Spencer, Daily Telegraph, 19 January 1995, All question of reviews are from theatre record, Vol. 15, No.1-2, 1995: (38-43) and Vol. 21 No.7, 2001, s.429.

[10]    Spencer, A.g.e. s. 421.

[11]    Sierz, Suratına Tiyatro, Britanya’da In-Yer-Face Tiyatrosu, s.122.

[12]   Edward Bond, içinde, Brian Logan, “The Savage Mark of Kane “, Independent on Sunday, 1 April 2001, s.21.

[13]   Edward Bond, “What were you looking for?”, Guardian, 16 December 2000, s.8.

[14]    Edward Bond, içinde, Robert Hudson&Simon Trussler, “Drama and Dialectics of Violence”, Theatre Quarterly,\972, 2, No:5, s.9.

[15]   Edward Bond, “Sarah Kane and Theatre”, içinde, Graham Saunders, Love me or Kill me: Sarah Kane and the Theatre of Extremes, Manchester University Press, Manchester, 2002, s. 189-191.

[16]    Sellar Truth andDare: Sarah Kane ‘s Blasted, s.33.

[17]    Sellar, Age., s.33.

[18]    Charles Spencer, “Admirably Repulsive”, Telegraph, 5 April 2001.

[19]Hattenstone, “A Sad Hurrah”, s.5.

[20]   Greig, Sarah Kane, Complete Plays: Blasted, Phaedra’s Love, Cleansed, Crave, 4.48 Psychosis, Skin, s. 3.

[21]   Alicia Winsome Tycer, Voices of Witness During the ‘Crisis in Masculinity: Contemporary British Women Playwrights at the Royal Court Theatre, University of California, Irvine and San Diego, 2006, s.91.

[22]   Laurens De Vos, Pariahs of Reason, Sarah Kane ‘s Torture Chambers, Ghent University Belgium,

  1. 2003,  s.64.

[23]    Sean Carney, The Tragedy of History in Sarah Kane’s Blasted, Theatre Survey 46, 2 Nov 2005, s.282.

[24]   Greig, Sarah Kane, Complete Plays: Blasted, Phaedra’s Love, Cleansed, Crave, 4.48 Psychosis, Skin, s.xvııı

[25]   Moshy,The Empty Center: Acting out Theatric Alliance in Three Texts by Sarah Kane, s.4.

[26]    Saunders, Love me or Kill me: Sarah Kane and the Theatre of Extremes, s.48.

[27]    Sierz, Suratına Tiyatro, Britanya’da In-Yer-Face Tiyatrosu, s.130.

[28]   Al Alvarez, The Savage God a Study of Suicide, W. W. Norton&Company, New York London 1971, s.155.

[29]   Jolene L Amstrong., Postmodernism and Trauma: Four andFore Plays of Sarah Kane, Edmonton, Alberta, 2003, s.89.

[30]   Greig, Sarah Kane, Complete Plays: Blasted, Phaedra’s Love, Cleansed, Crave, 4.48 Psychosis, Skin, s.33

[31]    Greig, Age., s.38.

[32]    Greig, Age., s.39

[33]    Graham Saunders, “Out Vile Jelly”:Sarah Kane ‘s ‘Blasted’ andShakespeare’s ‘King Lear ‘, Cambridge University Press February 2004, s.74.

[34]    Sierz, Suratına Tiyatro, Britanya’da In-Yer-Face Tiyatrosu, s.129.

[35]    Sierz, In Yer Face Theatre British Drama Today, s.102.

[36]   Michael Billington, “Sarah Kane’s lost soul cry louder than ever”, Guardian. http://www.guardian.co.uk/artdesign/2006/Kasim/09/artreviews.theatre/print

[37]     Vera Gottlieb, Colin Chambers, Lukewarm Britain, Theatre and Cool Climate, Oxford: Amber Lane, 1999, s.204.

[38]     Stephenson and Natasha Langridge, Rage and Reason: Women Playwrights on Playwriting, s.131

[39]     Elizabeth Sakellaridou, “New Faces for British Political Theatre”, Studies in Theatre and Performance, 1999, s.47.

[40]     Greig, Kane, Complete Plays: Blasted, Phaedra’s Love, Cleansed, Crave, 4.48 Psychosis, Skin, s.40.

[41]     Greig, Age., s.47.

[42]     Greig, Age., s.48.

[43]     Thea Veronica Kjernmoen, Death of an Author: Sarah Kane and the Signifigance of Biography ,Universitas Osloensis, 2007, s.10.

[44]     Greig, Kane, Complete Plays: Blasted, Phaedra’s Love, Cleansed, Crave, 4.48 Psychosis, Skin, s.3.

[45]     Amstrong,, Postmodernism and Trauma: Four andFore Plays of Sarah Kane, s.72

[46]     Andrea Dworkin, Pornography, Men Possessing Women, New York: G. P. Putnam’s Sons, 1981, s.56.

[47]     Stephan Daldry, Ian Rickson, “The Right Reply “, Independent, 21 Mayıs 1999, s.5.

[48]     Alysson Campbell, “Expeiencing Kane: An Affective anlysis of Sarah Kane’s ‘experimential’ theatre in performance”, Australasian Drama Studies; April 2005;46;ProQuest Direct Complete, s.85.

[49]     Campell, Age., s.85.

[50]     Jeanine Margaret Ann Plummer, “And then the hack takes a few bites out of the baby!”:The reception of Sarah Kane ‘s Blasted,Edmenton Alberta, 2008, s.64.

[51]     Campbell, Expeiencing Kane: An Affective anlysis of Sarah Kane ‘s ‘experimential’ theatre in performance, s. 85.

[52]     Sarah Kane, ‘Brief Encounter’, Platform, Royal Hoolaway College, London, 3 Nov. 1998

[53]     Snoo Wilson, BlastedMetaphors, New Statesman&Society;Feb 3,1995;8,338;ABI/INFORM Global s.34.

[54]     De Vos, Pariahs of Reason, Sarah Kane’s Torture Chambers, s.79.

[55]     Sierz, Suratına Tiyatro, Britanya’da In-Yer-Face Tiyatrosu, s.131.

[56]     Tycer, Voices of Witness During the ‘Crisis in Masculinity’: Contemporary British Women Playwrights at the Royal Court Theatre, s.96.

[57]Amstrong, Postmodernism and Trauma: Four and Fore Plays of Sarah Kane, s.89.

[58] Greig, Kane, Complete Plays: Blasted, Phaedra’s Love, Cleansed, Crave, 4.48 Psychosis, Skin, s.51.

[59]     Greig, Age., ss.54-55.

[60]     Greig, Age., s.57.

[61]     Sierz, Suratına Tiyatro, Britanya’da In-Yer-Face Tiyatrosu, s.136.

[62]     Sellar, Truth and Dare: Sarah Kane ‘s Blasted, s.30.

[63]     Aleks Sierz, “The Element that most outrages’:Morality,cencorship and Sarah Kane’s Blasted”, European Studies 17, 2001, s.233.

[64]     Amstrong, Postmodernism and Trauma: Four andFore Plays of Sarah Kane, s.74.

[65]     Saunders, Love me or Kill me: Sarah Kane and the Theatre of Extremes, s.92.

[66]     Ruby Cohn, “Sarah Kane, An Architect of Drama”, Volume 18 n°1 :Le theâtre britannique au tournant du millenaire -| – juin 2001 http://revel.unice.fr/cycnos/document.html?id=1668

[67]     Urban, Cool Britannica: British Theatre in the 1990s, s. 114.

[68]     Sierz, Suratına Tiyatro, Britanya’da In-Yer-Face Tiyatrosu, s.132.

[69]     Annabella Singer, “Don’t want to be This: The Elusive Sarah Kane”, The Drama Review, Vol.48, No.2, T182, Summer, 2004, s.147.

^Sellar, Truth andDare: Sarah Kane ‘s Blasted , s.31.

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s