SARAH KANE VE BEŞ OYUNU

Hzl: Uğur ADA

 

 

Sarah Kane

Doğum          3 Şubat 1971- Essex, İngiltere

Ölüm   20 Şubat 1999 (28 yaşında)-King’s College Hastanesi, Londra

Kısa Bilgi:

Sarah Kane, her ne kadar yaşamı kısa soluklu olmuş olsa da, çağdaş toplumların kanayan yarası olarak gördüğü sözü edilen bu olguyla yakından ilgilenerek, yeryüzünün tinsel çöküşünden söz eder ve şiddeti, bir dünya sorunu olarak tanımlayıp tiyatro aracılığı ile iletisini izleyiciye yansıtma ereğini güder. Kane, dışavurumcu tiyatrodan ve Jakoben trajedi gibi naturelistik olmayan tiyatro formlarından etkilendi. Çalışmaları, naturelistik eğilimli 20. yy. İngiliz tiyatrosu anlayışıyla uyuşmaz. Basılmış 5 oyunu ve Skin adlı film için yazdığı bir senaryosu vardır.

Oyunları, aşkın kurtarıcılığı, cinsel arzu, acı ve fiziksel ve psikolojik işkence temaları üzerinedir. Oyunlarının karakteristik özellikleri, şiirsel yoğunluk, fazlalıklardan arınmış dil, tiyatro formunun araştırılması ve ilk dönem eserlerinde rastlanan aşırı ve şiddet içeren sahne aksiyonudur.

In – yer- face (suratına- yüze vurumcu) tiyatro olarak bilinen avangart tiyatro olgusunun en  iyi  örnekleri arasında sayılan Kane’in oyunları, içerdiği alışılmadık öğeler ve kullandığı  aşırıya kaçan imge ve deneysel biçimlerle, Batı tiyatrosu anlayışını değiştirmiştir. Bu  oyunlar gerek karakterler, gerekse insan ilişkileri bakımından, Sartre’ın otantik ve  otantik olmayan benlik ve sosyal bir varlık olarak benliğin diğerlerine karşı aşk,  mazoşizm, nefret ve sadizm tutumları fikirlerine örnek teşkil etmektedir.

Kane, son üç eseri olan Cleansed, Crave ve 4.48 Psychosis‘de modern toplumlarda otoritenin baskıyı işletme yöntemleri ve bağlantılı olarak bireyin yaşadığı psikolojik savaşlara odaklanır.

Cleansedde toplumsal olarak kabul edilen normların dışında kalan bireyler, toplum ve bulundukları akıl hastanesinde aslında onlara yardım etme yükümlülüğü olan doktor tarafından beklenti ve kişiliklerine yönelik baskı görürler. Gördükleri baskı sonucu kişiliklerini kaybetmeye başlayan bireyler, bir süre sonra toplum içindeki yaşantılarını sağlıklı olarak devam ettirmekte sorunlar yaşayarak, kendi iç dünyalarına çekilirler.

Crave‘de bireyin yaşadığı içe dönüş süreci daha net anlatılmaktadır. Bireyler kişisel hayatlarında ve toplum içindeki baskılama sonucu travmalara maruz kalırlar. Bunun sonucu olarak da akıl bütünlüklerini kaybederek bir takım delilik belirtileri gösterirler. Belirtiler özellikle dilsel ifadelerde bozukluk olarak görülmektedir ve bireyler bir süre sonra toplum içinde sağlıklı iletişimi devam ettiremeyecek duruma gelirler.

4.48 Psychosis oyununda ise, toplumla iletişim kuramayan ve bu nedenle bir akıl hastanesine yardım almak amacıyla yatan bireyin, yardım bulamama sürecine odaklanılır. Doktorlar ve psikiyatri bilimi, toplumdan dışlanan bireye yardım etmekte yetersiz kalırlar çünkü hastayı gerçekten tedavi etme gibi bir amaç içinde değillerdir. İçe dönüş sürecinin sonunda birey, kendisini sindiren ve gittikçe vurdumduymaz hale gelen modern çağ toplumunda tutunabilmek için çözüm yolu bulamayınca çareyi intihar etmekte bulur.

Adı geçen üç oyunda ele alınan temalar, Foucault’nun savunduğu psikiyatri bilimi, doktor, hastanelerin bireylere yardım etmekten çok, otoritenin bir aracı olarak kullanıldığı ve modern çağda toplumların başlı başına bir baskı unsuru olduğu görüşünü desteklemektedir. Kane’in çağdaş toplumların evrensel kaygılarına odaklanması ise, kendisinin de bu kaygıların bir parçası olması göz önünde bulundurularak, yaşanan sorunları incelikli bir şekilde analiz edebilen ‘farkındalığı’ yüksek bir yazar olduğunu kanıtlamaktadır.

Uzun yıllar boyunca depresyon tedavisi gören Kane, 28 yaşındayken King’s College Hastanesi’nde kendisini asarak intihar etti.

Çalışmaları

Tiyatro

•               Blasted (1995)

•             Phaedra’s Love (1996)
•             Cleansed (1998)
•             Crave (1998) (Tutku)
•             4.48 Psychosis (1999)

Senaryo

•             Skin (1995)

SARAH KANE

3 Şubat 1971 tarihinde Brentwood, Essex’te doğan Sarah Kane “kendi kuşağının en yıldırıcı ve rahatsız edici sesi”[1] olarak nitelenmektedir. Eğitimli bir ailenin kızı olan Kane, Daily Mirrror’da gazetecilik yapan bir babanın ve öğretmenlik mesleğini sürdüren bir annenin çocuğu olarak yetişir. Daha sonra annesi, kardeşi Simon ve Sarah Kane’e daha rahat bakabilmek ve onlara güvenli bir ortam sunabilmek için öğretmenliği bırakır. Protestan ve oldukça katı kuralları olan bir ailede yetişen Kane, bu yaşantının uzantısı olarak ailesi ile birlikte her Pazar kiliseye gitmek zorunda kalır. Yetiştirilme biçimi nedeniyle, dünyası daha çocuk yaştayken dinsel öğretilerle doldurulur. Bu durum, Kane’in gençlik yıllarında oldukça sıkı bir Protestan olmasının yolunu açar.Çocukluk ve ilk gençlik yıllarının dinsel duygularla dolu geçen bu günlerini bir tür “ruhsal doluluk ve delilik”[2] olarak betimleyen Kane, üniversite yıllarında, insanların kiliselerde İncil’i salt yazınsal bağlamda okuyup değerlendirdiğine ve bu yolla dinsel olmayan değer yargıları edindiklerine tanık olarak, tanrı tanımazlığı kendisine bir yol olarak seçer. Bu seçkisinin ardından, Beckett’in de çok sık göndermede bulunduğu “Lanet olası Tanrı”[3] ifadesini, günlük yaşantısının bir parçası ve bir dünya görüşü olarak benimser.

 

Shenfield Comprehensive School’da eğitim gören yazar, bu yıllarda, ilk yazarlık denemeleri olarak da değerlendirilebilecek kısa öykü ve şiirler yazar. Okul yılları deneyimlerinden söz ederken, “İngilizce ve drama öğretmenlerim mükemmeldi”[4] değerlendirmesinde bulunan Kane, kendisini yetiştiren bu kişilerin, okumak, yazmak ve sahnelemek üzerinde yoğunlaşarak, yapmak istediği şeyler için kendisini cesaretlendirdiğini belirtmesine karşın, yine de okuldan “altıncı sınıfa kadar nefret ettiğini”[5] vurgular.

Tiyatroya ve yazarlığa olan ilgisi okul yıllarında başlayan Kane, bu dönemde, Joan Littlewood’un Oh What a Lovely War adlı oyunu ile Ibsen ve Shakespeare’in kimi yapıtlarını da yönetir. Tiyatroya olan ilgisi nedeniyle, 1989 Ekim’inde, Bristol Üniversitesi’nde Drama eğitimi almaya başlar. Önce oyunculuk, sonra yönetmenlik, daha sonra da kendini yazmaya yönlendiren bir eğitim süreci yaşar. Howard Barker’ın Victory adlı oyununda, Bradshaw karakterini oynayan yazar, “oyunculuğun güçsüz bir sanat”[6] olduğunu ve “beğenmediği yönetmenlerin merhametinde”[7] olmak istemediği için oyunculuktan vazgeçip, daha sonra Sick adı altında sahnelenen yirmi dakikalık tek kişilik söyleşiler yazar. 1991 yılında Comic monologue, 1992 yılında ise Starved ve What She Said, Edinburg Festival Fringe’de sahnelenir. Genel anlamda tecavüz, cinsel kimlik karmaşaları ve yeme bozuklukları ile ilgili olan bu yapıtlar, yazar tarafından gençlik dönemine ait tecrübesiz yazınlar olarak değerlendirdiğinden yayımlanmasını istemez. Üniversite yaşamı boyunca, öğretmenleri ile birlikte sürekli çatışma halinde olan yazar, öğrenim yaşamı süresince, birçok kez üniversite yönetimiyle sıkıntılar yaşar. Simon Hattenstone, Guardian’da yazdığı bir yazısında Kane’i “Balkanlardaki soykırıma kızgın, siyah giyinen ve Joy Division* dinleyen Briston’daki gotik zavallılar döngüsünün bir parçası”[8] olarak tanımlar. Temmuz 1992’de, üniversiteden mezun olur. Mezun olduğu yaz ayında, izlediği Jeremy Weller‘in Mad adlı oyunu, Kane’in yapıtlarını ve yaşamını derinden etkiler:

Aynı zihinsel rahatsızlığı bulunan profesyonel olan aktörler ve profesyonel olmayan aktörlerin bir araya geldiği bir projeydi. Biraz aşı vurulmuş gibiydi. Birkaç gün biraz hastaydım ama bu beni hayatımda daha sonra oluşabilecek daha ciddi bir hastalıktan korudu.

Mad beni cehenneme götürdü ve onu izlediğim gece ne çeşit bir tiyatro yapacağıma karar verdim-deneysel tiyatro.[9]

Kane, 1992 yılının Ekim ayında, Birmingham Üniversitesi’nde oyun yazarlığı üzerine yüksek lisans yapmaya başlar. David Edgar’ın yürüttüğü yüksek lisans programını fazla akademik bulan Kane, daha önce keşfedilmiş olan çalışmanın, kendisini yabancı gibi duyumsattırmış ve öteki oyun sahneleme yöntemlerine yönelmiştir. Sevdiği yazarlarla karşılaşamayacak olduğundan, Birmingham’da yaşamaktan nefret eden yazar, yüksek lisans eğitimine devam ederek bitirir.

Tiyatronun tek başına var olan gerçekliği ve toplumu değiştirme noktasında yetersiz kalacağının bilincinde olsa da, sanatçı duyarlığını ve aydın sorumluluğunu elden bırakmadan, bu ereğine ulaşabilmek için, somut girişimlerde bulunur. Toplumu oluşturan bireylerin, şiddetle ilgilenmelerinin yaşamsal önemine ve gerekliliğine vurgu yapan yazar, izleyicilere, hiçbir zaman kendi görüşlerini benimsetmek gibi bir kaygı gütmez. Yazarın tek ereği, toplumda var olan çarpıklıkları ve her anlamda yaşanan şiddeti, oyunları aracılığıyla gözler önüne sermek ve çözüme giden yolda yapılacak olası girişimleri izleyicilere bırakmaktır. Bu nedenle, yüksek lisans eğitimine devam ederken, Blasted adlı oyununun bir kısmını yazmayı bitirir ve oyunun bu bölümü, sene sonu gösterilerinde sahnelenir. Oyunu yazmaya devam eden yazar, 1994 yılında, Batı Londra’daki Bush Tiyatrosu’nda, yazarlık alanda asistan olarak çalışmaya başlar. Aynı yıl, oyunu yazmayı bitiren Kane, oyunun, Royal Court Tiyatrosu tarafından değerlendirmeye alınmasını sağlar. Royal Court Tiyatrosu tarafından olumlu not alan Blasted, 1995 yılında sahnelenir ve yazar için, yeni bir dönemin başlamasına neden olur.

Aynı yıl Kane, Kanal 4 tarafından yayımlanan Skin adlı kısa bir filim senaryosu yazar. Kane’in yakın arkadaşı Vince O’Connell tarafından yönetilen film, sert eleştirilerden korkulduğu için, yayın saati değiştirilerek, gecenin geç saatlerinde yayınlanır. Filimde, Marcia, Kath, Neville, Terry, Martin, Nick karakterlerini, sırasıyla Ewen Bremner, Marcia Rose, Agnieszke Liggert, Yemi Ajibade, James Bannon, Dominic Brunt, Gregory Donaldson canlandırmıştır. Filimin konusu, Brixton’da bir düğünde ırkçı saldırı gerçekleştirenlerden biri olan genç dazlak Billy ile ilgilidir. Başkahraman Billy, kendi dairesinin penceresinden gördüğü komşusu Marcia’dan hoşlanır. Marcia’ı ziyaret eden Billy, kendisinden hoşlanan Marcia ile cinsel ilişkide bulunurlar. Marcia, bu sırada kendi adını Billy’nin sırtına kazır ve daha sonra, onu terk eder. Billy, yüksek miktarda uyuşturucu kullanarak ölür ve Marcia ev arkadaşı Kath ile teselli bulur.

Blasted üzerine yapılan tartışmalar azalmaya başlandığında, Kane, Mel Kenyon’un tavsiyesi ile Londra’daki Gate Tiyatrosu için, bir klasik oyunu yeniden uyarlamayı kabul eder. George Büchner’in Woyzeck adlı oyununu tekrar sahnelemek isteyen yazar, bu oyunun başka bir yazara verilmesinden dolayı, ikinci tercih olarak, Bertold Brecht’in Baal adlı oyununu uyarlamaya karar verir. Gate Tiyatrosu’nun Brecht Estate ile oluşabilecek sorunlardan çekinmesinden dolayı, Kane’in üzerinde çalışmaya başladığı bu oyun, geri çevrilir. Kane, yaşanılanları şu sözlerle ifade eder:

Sonunda, bana Yunan ve Roma kaynaklı bir şeyler yapmamı Gate Tiyatrosu önerdi. Bu oyunlardan nefret ettiğimi düşündüm. Her şey sahne arkasında olup bitiyor ve bu neye yarar? Ama ne yapabileceğimi görmek için bir tanesini okumaya karar verdim.

Seneca’yı seçtim çünkü Caryl Churchill onun oyunlarından birinin benim de hoşuma giden bir uyarlamasını yaptı. Ben Phaedra’yı seçtim ve şaşırtıcı bir şekilde ilgi çekiciydi. Cinsel açıdan yozlaşmış kraliyet ailesini anlatıyor, bu nedenle bütünüyle modern bir oyun. Prenses Diana öldükten sonra bunun gerçekleşmesi uzun sürmedi. Ama bu durum Kraliyet ailesinin herkesçe en tanınan üyesinin öldüğü Phaedra’s Love’ın son sahnesinde var. Şimdi bu oyunun sahnelenmesi bütünüyle kendi erdemleri göz önüne alındığında iyi bir zamanlama olacak.[10]

Phaedra’s Love olarak adını değiştirdiği bu oyunu Kane, 1996 yılında Gate Tiyatrosu’nda kendisi yönetir. Kane, insanlığın soysuzluğunu öne çıkartarak, anamalcı toplumdaki insanlık dışı uç noktaları sorguladığı bu oyun, içerdiği tüm cinsel ve şiddet dolu sahneler ile inançsız, özdekçi bir toplumda aşkın yerini sorgulayan bir oyundur.

Oyun, Phaedra’nın kendi üvey oğlu Hippolytus’a duyduğu aşkı anlatır. Phaedra, aşkını, doğum gününde Hippolytus’a anlatmasına karşın, Hippolytus, onun kızkardeşi Strophe ile birlikte olduğundan Phaedra’yı kabul etmez. Phaedra, Hippolytus’un kendisine tecavüz ettiğini yazan bir not bırakarak, kendisini asar. Bunu öğrenen sarayın dışındaki öfkeli bir kalabalık, dışarıda kargaşa oluşturur. Hippolytus yakalanır ama suçu kabul etmez ve affedilmeyi beklemez. Ayrıca sarayın rahibinin yaşanılanları kabul etmemesi ve böylelikle her şeyin olağana dönmesi teklifini kabul etmeyerek cezalandırılmak ister. Phaedra’nın kocası Thesus gelir ve Hippolytus’u kızgın kalabalığın ortasına atar. Strophe, üvey kardeşine yardım etmek isterken, Theseus ona tecavüz eder ve boğazını keser. Kalabalık, Hippolytus’un cinsel organını keser ve ateşe atar. Hippolytus, kalabalık tarafından taşlanırken, Strophe’ın cansız bedeninin başında hareketsiz bir şekilde kalan Thesus, kendisini öldürür. Kalabalığın öfkeli eylemlerine dayanamayan Hippolytus ölür ve akbabaların, cesedini yemesiyle oyun biter.

Oyun sahnelendikten sonra verilen tepkiler, yeterince olumludur. Blasted sahnelendiğinde, oyuna ağır yergilerde bulunan eleştirmenler, Phaedra’s Love’ı beğenmişlerdir. Samantha Marlowe’a göre “Phaedra’s Love, aslında gerçek beğeni ve ilgiyi hak ediyor. Tiyatroya kurallarına esprili, akıllıca ve haylaz bir biçimde hem metin hem de sahneleme bakımından meydan okuyan bir oyun. Dahası, eğlenceli ve akıllıca kışkırtıcı”[11] Times gazetesinden Kate Bassett, oyuna yapılan az da olsa olumsuz eleştirileri, “Kane, bugünkü yerel sefalet ve umutsuzluğu ele alırken sert olabilir.”[12] diyerek yazarı savunmuştur.

Kane’in bu oyunu, Seneca’nın Phaedra adlı oyununun çevirisi değil, ayrı bir oyundur. Hatta Hippolytus ve rahip arasında geçen sahneler, aslında Büchner’in Baal adlı oyunu için yazılmıştır. Kane’in Hippolytus karakteri, söylencesinden oldukça farklıdır. Hippolytus, sürekli hamburger yiyen, şiddet ve cinsellik içerikli filmler izleyen bir karakterdir. Sapıkça bir şehveti gözler önüne sererken, aynı zamanda şiddet ve acı aracığıyla bir özsever sıkılganlığına ve ötekilerine karşı vurdumduymaz tavrı ile İngiliz kraliyet ailesi kültünün sınırlarını zorlar. “Hippolytus, aynı zamanda nihilisttir, salt kendisini değil aynı zamanda içinde yaşadığı toplumu çevreleyen boş değerlerin tümüyle farkındadır.”[13] Oyunun sonunda kendisini çevreleyen akbaba misali topluluk, ölmekte olan vücudunu tüketirken, söylediği son söz, “keşke buna benzer anlar daha fazla olsaydı”[14] olur ve bu sözler gerçek deneyimlerden uzaklaştırılmış toplumda yankı uyandırır. Elizabeth Klett, bu son sahneyi şu sözlerle değerlendirir:

Bu Kane’in esas konularından biri: seyirciler kendilerini oyundaki karakterlerden ve sahnelenen olaylardan ayırmak isterken insan zulmünün çekiciliğine teslim olmaya zorlandılar.[15]

Kane, 1996 yılında, evinde oyunlar yazarak, Paines Plough Tiyatrosu’nda çalışmaya başlar. 1997 yılında, Phaedra’s Love, Almanya’da sahnelenir ve aynı yıl Kane, Gate Tiyatrosu’na geri dönerek, Büchner’in Woyzeck adlı oyununu yönetir. Mayıs 1998’de, British Council’in desteğini alan yazar, Hollanda’da Flemenk yazarlar ile birlikte ortak çalışmalarda bulunur. Bulgaristan’ı ziyaret eden Kane, Sofya’da da bir yazar grubu kurulmasına destek verir.

Yazarın üçüncü oyunu olan Cleansed, Royal Court Tiyatrosu’nda, 30 Nisan 1998 yılında sahnelenir. Yönetmenliğini James Mcdonald’ın yaptığı oyunda, Grace karakterini canlandıran Suzan Sylvester, bir rahatsızlık geçirince, oyunun son üç sahnelenmesinde bu karakteri Kane kendisi oynamıştır.

Cleansed, Kane’in Royal Court Tiyatrosu’nda sahnelenen ikinci oyunudur. “Oyunda hemen hemen her satırın birden fazla anlamı vardır.”[16] Bu nedenle, oyunun birçok yönden farklı yorumlanabilmesi, kimi eleştirmenler tarafından olumsuz değerlendirilmesine neden olmuştur. Charles Spencer; “Sarah Kane, bir yazar olarak beni korkunç bir gençlik deneyimi olması nedeniyle etkiliyor… Kendisinin söyleyecek önemli şeyleri olan ciddi bir oyun yazarı olduğuna inanıyor. Ama yine de beni üzen şey Royal Court Tiyatrosu’nun onu desteklemesidir.”[17] diyerek, Kane’in yeteneğine karşın, olumsuz tavrını sürdürürken, Sheridan Morley ise, Kane’i “sürekli artmakta olan sıkılmış ve isteksiz izleyicileri umutsuzca şoke etmeye çalışan saygısız bir öğrenci”[18] olarak betimlemekten kaçınmaz.

Cleansed, aşk aracılığıyla kendilerini kurtarmaya çalışan bir grup genci anlatır. Oyunun temel hikâyesi, Grace adlı karakterin Tinker adlı bir acı çektirmeden zevk alan doktor tarafından öldürülen kardeşi Graham’ı aramasıdır. Grace; Graham’ın kıyafetlerini giyer, onunla birlikte dans eder, onun tiniyle cinsel ilişkide bulunur ve ona benzemek için, kendisine erkek cinsel organı nakli yapılır. Oyunda, aynı zamanda, iki erkeğin aşkından da söz edilir. Sonsuz aşkın sözünü veren Carl, sevgilisi Rod’u aldatır ve aşkı için ölür. Oyunun başka bir karakteri, 19 yaşındaki Robin adlı özürlü genç ise, Grace’e aşık olur ve ona okumayı öğretmeye çabalar. Ama abaküs kullanmayı öğrendikten sonra Grace, kendini asarak kendi canına kıyar. Tinker ise, Grace’in kimliğini, daha önce gittiği bir kulüpteki danscı kız ile özdeşleştirir. Onu taciz eder ve daha sonra Grace’in kendisine duyduğu ilgiyi kabul etmez. Son sahnede, Grace’in Graham, Rod’un Caryl karakteriyle özdeşleşmesi ile oyun sona erer.

Yazar, “Sarah Kane tarafından yazılmış olmaktan çok salt kendi değerleriyle değerlendirilebilecek bir şeyler yazmak istediği”[19] için, Marie Kelvedon adı altında sahnelenmesini kendi de izlediği son oyun olan üçüncü oyunu Crave‘i yazar. Marie, kendisinin ikinci adı iken, Kelvedon ise doğduğu yere yakın bir kasabanın adıdır. Hatta daha da ileri giderek, Marie Kelvedon adı altında, oyunun, 1998 yılında basılan metnine bir yaşam öyküsü ekler. “Kane’in biyografisi tiyatro tanıtma yazılarının beyanlarına dayanırken Kelvedon adlı biyografisi ise Kane’in oyunlarında bulunan haylazca bir komikliği öne çıkaran yergi niteliğinde bir uydurmadır.”[20]

Marie Kelvedon 25 yaşında..[…] Üniversitenin yemekhanesinde konuşulamayan Dadaism ile ilgili bir olay yüzünden ilk dönem sonunda Oxford Üniversitesine bağlı St Hilda Kolejinden atıldı.[…]

Ayrıldıktan sonra taksi şoförlüğü, Manic Street Preachers ile turneye çıktı ve BBC World Service ‘de spikerlik yaptı. Şuan kedisi Grotowski ile birlikte Cambridgeshire’da yaşıyor.[21]

13 Ağustos 1998 yılında, Edinburgh’da Traverse Tiyatrosu’nda sahnelenen oyun, Vicky Featherstone tarafından yönetilir. A, B, C ve M karakterlerini sırasıyla Alan Williams, Paul Thomas Hickey, Sharon Duncan Brewster ve Ingrid Craigie tarafından sahnelenir. 8 Eylül 1998 yılında, Londra’da tekrar sahnelen oyun, Dublin, Berlin, Kopenhag ve Maasrricht’te de gösterime girer. Kane, C karakteri olarak kendi oyununda beş kez sahne alır.

Crave, A, B, C ve M adlı karakterlerden oluşur ve sahne bilgisi içermeyen bir oyundur. Karakterler, oyunda dönüşümlü olarak konuşurlar. Ama geleneksel bir karşılıklı konuşma sistemi yoktur. Oyunda söylenen tümceler, bir ya da birden fazla karakter tarafından da söylenmiş olabilir. A karakteri yaşlı bir sübyancıyı, C karakteri taciz edilmiş genç bir kız çocuğunu, M ise daha yaşlı ve çocuk sahibi olmak isteyen birini, B karakteri ise genç bir fırsatçıyı temsil eder.

17 Şubat 1999 tarihinde, yüksek miktarda ilaç alarak, hayatına son verme girişiminde bulunan yazar, King’s College Hastanesi’ne kaldırılır. Ruhhekimleri, uzun zamandır ruhsal gerilimi dindiren ilaçlar kullanan yazarın, hastaneyi izinsiz terk etmesini ve tekrar aynı girişiminde bulunmasını önlemek için, sürekli gözetim altında tutulmasına karar verirler. 20 Şubat 1999 tarihinde, hemşirelerden biri, hastaları denetlerken, Kane’in yatağının boş olduğunu ayrımsayınca, tuvalete yönelir ve Kane’in, kendisini ayakkabı bağı ile tuvalet kapsında asarak, kendi canına kıydığına tanık olur.

Kane’in, kendini öldürmeden önce yazdığı son oyunu, 4:48 Psychosis‘ te, Crave adlı oyunu gibi, oyunda karakter betimlemesi ve sahnelemek için kaç aktör gerektiği belirtilmemiştir. Başlığını, birçok insanın doğal nedenler ya da bizzat kendileri tarafından öldürüldüğü şafak vaktinden, aydınlanmadan önceki karanlıktan, alan yapıtta karakterlerden çok sesler ön plandadır. Oyun, hastalar ve tedavi uzmanları arasında geçen karşılıklı şiirsel konuşmalardan oluşur. Yapıtın en aza indirilmiş sahne bilgileri ve geleneksel karakter biçiminden yoksun olması, onu, dramatik bir oyundan çok serbest biçemde yazılmış bir şiire benzetmiştir. Kane’in, oyunda kullandığı dil, kısıtlı ama gösterişlidir. “Oyun, sefil bir acı ve aşk gibi oyunun ana teması olan aşka duyulan açlıktan yalın bir şiir yaratmıştır.”[22]

Kane’in ölümünden sonra eleştirmenler, yazarın son oyununu değerlendirmede iki karşıt gruba ayrılır. Eleştirmenlerin bir kısmı, 4.48 Psychosis adlı oyununu, yazarın ölümü ile eşleştirirken, başka bir kısmı ise, yazarın bu son yapıtını, onun kendi yaşamından bağımsız değerlendirmiştir. Sheridan Morley bu durumu su sözlerle özetler:

Şunu söylemek gerekir ki, yazarın trajik ölümünün eseriyle ilişkilendirilmesi ve Royal Court Tiyatrosu ‘nun en önemli yazarlarından biri olarak değerlendirilmesi beni oldukça şaşırttı.

Eleştirmenler hâlâ 4.48 Psychosis ile ilgili aynı soruyu cevaplandırmaya çalışıyorlar: oyun, yazarın kendi ölümünü dile getiren güçlü bir mırıldanma mıdır yoksa genç, yetenekli ama kendi hayatını sonlandıracak kadar ruhsal rahatsızlığı olan bir yazar tarafından mı yazılmıştır?[23]

The Telegraph gazetesinin en sert eleştirmenlerinden biri olan Charles Spencer, yazarın başarısını “sanatsal geniş görüşlülükten çok klinik bunalıma”[24] bağlarken, Michael Coveney ise, kendisini “gerçekten bir oyun değil, daha çok genişletilmiş ölüm notu”[25] değerlendirmesiyle destekler.

Bazı eleştirmenler ise Kane’in oyununu, yazarın kendi zihinsel rahatsızlığı ya da ölümünden bağımsız olarak değerlendirmede ısrarlı bir tutum izler. Royal Court Tiyatrosu yazınsal sorumlusu Graham Whybrow, 4.48 Psychosis’i “bir dizi konu ve vizyonu ile uyumlu bir eser”[26] olarak değerlendirir. Michael Billington ise, “bu oyun yazarın ölümünün kendisinin yaratıcılığıyla uzlaşmaz bir tutum sergilediğini kanıtlamıştır.”[27] değerlendirmesiyle yazarın, yaşamının son dönemlerinde yaşadığı yoğun bunalım, onun yaratıcılığını desteklemenin aksine, yaratıcı bir yazın yaşamının yarım kalmasına neden olduğunu vurgular.[28]

Yapıtlarında “etik boyutta yozlaşmış, köklerinden kopmuş ve ruhsal bütünlüğünü yitimiş insanın yıkımlarla yoğrulan deneyimini varoluşsal açıdan birey- sanat-toplum-evren bağlamında”[29] sorgulayan yazar, kısa yazın yaşamına beş oyun, bir kısa filim sığdırmayı başarmıştır. Yaşamı boyunca geniş kitleler tarafından izlenmeyen yazarın yapıtları, Avrupa’da büyük yankı uyandırmış, İngiliz Tiyatrosu’nun doğalcılık eğilimini kırmayı başarmıştır. Sanat aracılığıyla insanların ve dünyanın geleceğini değiştirebileceğine inanan Kane, dünyada olup biten kötülüklere seyirci kalan edilgen topluluğun bir gün, yaşanılanların ortasında kalabileceğini vurgular.

Kaynak: Uğur ADA, Sarah Kane’in Blasted Oyununda Şiddet Ögesi, Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yabancı Diller Eğitimi Anabilim Dalı, 2010, Erzurum

Ayrıca bakınız

Sarah Kane tribute site – Kane’in anısına hazırlanmış web sitesi.

HAKKINDAKİ MAKALE METİNLERİ

[SARAH KANE] EĞER İNTİHAR ETMESEYDİ ONU SEVER MİYDİK?

yazan Papatya Tıraşın – Nov 4, 2010

Üzgünüm, çünkü geleceğin umutsuz ve iyileştirilemez olduğunu hissediyorum, her şeyden sıkıldım ve hiçbir şeyden tatmin olmuyorum, başarısızlığın ta kendisiyim, suçluyum ve cezalandırılmam gerek, kendimi öldürmek istiyorum, eskiden ağlardım, şimdi ise gözyaşlarımın ötesindeyim, insanlar ilgimi çekmiyor, hükmümü kaybettim, yiyemiyorum, uyuyamıyorum, düşünemiyorum, yalnızlığımın, korkularımın, öfkemin üstesinden gelemiyorum, kendimi şişman hissediyorum, yazamıyorum, sevemiyorum, kardeşim, sevgilim öldüler, ikisini de ben öldürdüm, ölüme doğru ilerliyorum, ilaçlardan korkuyorum, sevişemiyorum, birleşemiyorum, yalnız kalamıyorum, başkalarıyla olamıyorum, kıçım kocaman oldu, vajinamdan tiksiniyorum.

İngiliz tiyatosunun “kötü kızı”, dindar ve muhafazakar bir gazeteci ailenin çocuğu olarak 1971 yılının 3 Şubat’ında dünyaya açtığı gözlerini, 28 yaşına geldiğinde King’s College Hastanesi’nde ayakkabı bağcığı ile kalorifer peteğine kendini asarak yumar.

Dediği gibi “iman delilik”se, Sarah Kane deliliği depresyon ile bıraktı. Bir insan ne kadar içtense ve aslında ne kadar samimiyse o derece çiğ ve tedirgin edici olarak yorumlanır. Sarah Kane’in Howard Baker’ın karanlık dünyasından etkilenerek Jakoben akımını benimsemesi sonucunda başına gelen bu olmuştur. Başarılı bir oyuncu, sevgi ve hayat üzerine karanlık düşünceler besleyen bir insan ve yazdığı oyunlarda tecavüz, seksüel kimlik ve hastalık gibi sorunlara değinen bir kadın…

Aile saadeti içinde geçirdiği günlerde Sarah’nın ilgisi genç ve yerel tiyatro gruplarına yönelir. Tanınmış bir okul olan Soho Polytecnic’te Shakespeare ve Chekhov gibi dünyaca ünlü oyun yazarlarının eserlerini yönetir. Bristol Üniversitesi’nde ise lisedeki halinden daha yoğun olarak tiyatroda, kendini evinde gibi hissetmeye başlar. Kısa zaman içinde öğrenciler arasında popüler olur. Ama bilmez ki ileriki yaşlarında, hayatının bu dönemine dönüp baktığında, kendini oldukça vahşi ve çılgın sarışın kolejli bir kız olarak yorumlayacak.

Hiç kafanızı sakatat dolu bir kovaya soktunuz mu?

Sarah Kane, “Gençlik eserleri” olarak tanımladığı ve üzerinde durmadığı oyunları sayılmazsa; yüksek lisans döneminde ilk oyunu Blasted‘ı yazmaya başlar. Kadın düşmanlığı, ırkçılık ve homofobi içeren ilk perde bahar yağmurunun sesi ile sona erer.  Gazeteci orta yaşlı erkek karakter olan Ian, kuşkulanmayı aklına getirmeyecek kadar küçük olan kız karakter Cate’i elde edememiştir. Tüm oyun boyunca hem suç işleyenin hem de kurbanın gözünden şiddet değerlendirilir. Cate bütün gece tecavüze uğramıştır. Sabahın ilk ışıklarıyla uyanan Cate, Ian’a saldırarak kaçar. Aniden bir asker odaya girer. Oda bir havan topu mermisi ile delinir; sahne aniden Bosna’da bir savaş alanına dönüşür ve üçüncü perde başlar. Asker, tüm savaş sırasında tanık ve dahil olduğu tecavüz, soykırım, işkencelerden bahseder. Ian’a tecavüz eder ve gözlerini emerek söker. Kız arkadaşının intikamı alınmış mıdır? Sahne güz yağmuru sesiyle sona erer. Asker intihar etmiş, Ian ise kördür. Şehir askerler tarafından işgal altına alınmıştır. Bunu elinde ölü bir bebekle geri dönen Cate söyler. Bebeği odaya gömer ve gider. Mastürbasyon, ağlamak, sarılmak, cesedi öpmek, ağlamak, acıkmak, ölü bebeği yemek, ağlamak, yağmur, ölüm… Ian ölür. Cate bir asker ile yatarak sosis kazanır. Ian sosisi yer ve teşekkür eder.

Blasted ilk kez yıl sonunda üniversite öğrencileri tarafından sergilenir. Sonradan oyunun menajeri olan Mel Kenyon da oyunu ilk kez burada izler. Sarah Kane, ilk başta oyuna korkuyla bakan ve fakat aklından çıkaramayan Mel Kenyon sayesinde Royal Court Tiyatrosu’nun kapılarından girer. Hiç kafanızı sakatat dolu bir kovaya soktunuz mu? 1995 yılında temsile giren oyun, “entelektüeller”in bu betimlemesiyle yılın en tartışmalı oyunu olarak gündeme oturur. Martin Crimp, Harold Pinter ve Caryl Churchill gibi yazarlar hariç, oyun çoğunluk için “iğrenç bir pislik ziyafeti” olarak yorumlanır.

Blasted’ın hemen sonrasında Phaedra’s Love (1996) ve Cleansed (1998) tiyatro oyunlarının ve Skin (1995) adlı televizyon senaryosunun ardından Crave gelir.

ve beni sevmiş olduğu zamanların, ona işkence yapmadan önce, içimde onun için yer olmadan önce, birbirimizi yanlış anlamamızdan önce, aslında onu gülümseyen ve güneş dolu gözleriyle gördüğüm ilk anın anısıyla titriyorum, hıçkırarak ağlıyorum, ve o zamandan beri acısını çektiğim o anın sızısıyla inliyorum.

İlk kez Traerse Tiyatrosu’nda sahnelenen Crave’de, dört insan sandalyelerde seyirciye dönük biçimde oturur. Monolog biçiminde yazılmış olan oyun, tam tersine soru-cevap bütünlüğü taşır. Beklenenin aksine olumlu eleştiriler alan Crave, Sarah Kane’in olgunluk eseri olarak kabul edilir.

4.48, istatistiklere göre dünyada intihar vakalarının en çok rastlandığı saattir.

İntiharından birkaç ay önce yazdığı 4.48 Psychosis, Emre Koyuncuoğlu’nun yönetmenliği ve Esra Bezen Bilgin’in performansıyla 2002 yılında izlediğim tek Sarah Kane oyunudur.

beden ve ruh asla evlenemezler

ne isem o olmaya ihtiyacım var ve beni cehenneme mahkum eden bu uyumsuzlukla sonsuza kadar böğüreceğim.

çaresiz umutlanış beni kurtaramaz

ümitsizlik içinde boğulacağım

kendi soğuk siyah göletimde

tinsel zihnimin kuyusunda

biçime nasıl geri dönebilirim

biçimsel düşüncem çoktan yok olup gitmişken?

onaylayabileceğim bir hayat değil.

beni, beni yok eden şeyler yüzünden sevecekler…

Sarah Kane’in ölümünden sonra, Blasted için yapılan tüm kötü eleştirilerin sahibi olan yazarlar, oyunu tekrar değerlendirdi. The Guardian yazarı Michael Billington, Sarah Kane’nin intiharının ardından “Hep söylediğim gibi, onu yanlış anladım. O büyük bir yetenekti.” dedi. Şimdi söyleyin bana, eğer intihar etmeseydi onu sever miydik?

**

BU BİR İNTİHAR MEKTUBUDUR… 4.48 PSİKOZU

İhsan Ata

“Üzgünüm, çünkü geleceğin umutsuz ve iyileştirilemez olduğunu hissediyorum. Her şeyden sıkıldım ve hiçbir şeyden tatmin olmuyorum. Başarısızlığın ta kendisiyim. Suçluyum ve cezalandırılmam gerek. Kendimi öldürmek istiyorum. Eskiden ağlardım, şimdi ise gözyaşlarımın ötesindeyim. İnsanlar ilgimi çekmiyor, hükmümü kaybettim. Yiyemiyor, uyuyamıyor, düşünemiyorum. Yalnızlığımın korkularımın, öfkemin üstesinden gelemiyorum. Kendimi şişman hissediyorum. Yazamıyorum, sevemiyorum. Kardeşim, sevgilim öldüler, ikisini de ben öldürdüm. Ölüme doğru ilerliyorum. İlaçlardan korkuyorum. Sevişemiyorum, yalnız kalamıyorum. Başkalarıyla olamıyorum. Kıçım kocaman oldu. Vajinamdan tiksiniyorum”

Yukarıdaki satırlar İngiliz tiyatrosunun kötü kızı olarak da bilinen Sarah Kane’e ait.

1971-99 yılları arasında yaşayan İngiliz oyun yazarı, Post-dramatist oyun türünün en önemli temsilcilerinden biri. Hayatının büyük bir bölümünü akıl hastanesinde depresyon tedavisi alarak geçirmiş. Çok miktarda aldığı antidepresan ilaçlarına rağmen kurtulmuş yalnız iki gün sonra kaldığı akıl hastanesindeki tuvalete ayakkabı bağcığıyla kendini asarak yaşamına son verdiğinde henüz sadece 28 yaşındaydı.

Kane, tiyatro okumuş bir yazar, aynı zamanda oyunculuk ve yönetmenlik yapmış biriydi. Bu kadar yalın ve derin tümceleri bir araya getirebilen bir kişi neden ölümü bu kadar ısrarla istemiş olabileceğini, bu noktaya nasıl geldiğini düşündüm. Beş oyun, ayrıca birde sinema senaryosundaki tarzı, üslubu, bakış açısıyla tüm dünyanın ilgisini çeken başarılı bir yazarın “hayatı neden onaylamadığını” sanırım hiçbir zaman anlayamayacağım.

Kane’in yazdığı oyunların teması klinik depresyon, acı, cinsel arzu, mazoşist duygular, hem psikolojik hem fiziksel acı ve işkenceden oluşmakta. Oyunlarında sade ama şiirsel bir üslup kullanması sanıyorum İngiliz tiyatrosunun tarihsel geninden kaynaklanıyor. Diğer taraftan günümüz İngiliz tiyatrosunun anlayışıyla da uyuşmuyor. Bu kadar kısa sürede dikkat çeken bir yazar olmayı başaran Kane, yaşasaydı nasıl bir noktada olacağını tahmin bile edemezdik.

Dört kırk sekiz, istatisklere göre dünyada intihar oranının en çok yaşandığı zaman dilimi olarak biliniyor. 1998 yılında Sarah Kane’in şiddetlenen depresyonu nedeniyle her sabah 4.48’de uyanmaya başlaması ve bu oyunu kaleme almasıyla oyunun ismi de kendiliğinden oluşmuş. Ölümünden önceki son oyunun içeriği, ölümüne benzerliği nedeniyle Sarah Kane’in son sözü niteliğini taşıyarak “intihar mektubuna” dönüşüyor.

2011 yılında kurulan Tiyatro Pot’un bu ilk oyunu ”4.48 Psikoz”, Mayıs ayında Maya Sahnesinde izleyiciyle buluştu. Sarah Kane’in yazıp Gizem Darendelioğlu ve Serdar Sezgin Güvenç’in birlikte yönetip aynı zamanda dramaturgluğunu yaptığı oyunda Nihan Büyükağaç rol alıyor. Türkiye’de ilk defa etkileşimli ve sahne tasarımıyla teknolojinin iç içe olduğu oyunun tasarımı Osman Koç’a, sahne ve dekor tasarımı Guşef Şen ve Selin Diktaş ikilisine, video görüntü yönetmenliğini de Umut Can Sevindik ve Hasan Serin’e ait.

Sarah Kane’in öznel bir bakış açısıyla yazdığı bu çok sert ve pesimist içerikli oyun, Tiyatro Pot’un tarzı ve sonraki projelerin içeriğiyle de ilgili ipuçları veriyor izleyenlerine. İlk oyunun böylesine yoğun içerikli bir eser seçilmesi, kullanılan tema ve sahneleyiş tarzı, Tiyatro Pot’un sonraki oyunlarının da ilginç ve özgün olacağına işaret ediyor.

Tiyatro Pot, henüz kendini bile tanımlayamayan bir yazarın oyununu sahneye taşımasını çok özel bir yere koyuyorum. Nihan Büyükağaç, Kane’in sorunlarını kendine dert etmesi benim için çok önemli. Çünkü yoğun içeriği nedeniyle sahneye taşımak hem psikolojik açıdan hem de fiziksel açıdan zor. Yazar bile kendini tanımlayamıyorken oyuncunun onu tanımlamaya çalışması bu açıdan çok yoğun bir duygu, içtenlik ve samimiyet istiyor. Ölümünden önce yazdığı son oyun olan 4.48 Psikoz’un içeriği nedeniyle Kane’in son sözü olması, sahnedeki oyuncunun haliyle yazarın kendisini oynama zorunluluğu getiriyor. Yani Kane yazdığı bu oyunuyla bir bakıma intihar mektubu yazıyor. Ve Nihan Büyükağaç’ın psikolojik açıdan bu zorlu ve gerçek bir karakteri sahnede ete kemiğe bürümek zorunda. Haliyle işin yükü iki kat daha artıyor.

Nihan Büyükağaç, perde açıldığında yaklaşık beş dakika boyunca konuşmadan seyirciye diktiği gözleriyle izleyiciyi rahatsız ederek çok iyi bir giriş yapıyor. Büyükağaç, psikolojik katmanlı bir ruh haliyle sahneye taşınması gereken bu zorlu karakterin temposunu yer yer düşürse de çoğu zaman ete kemiğe bürümeyi başarıyor. İntihar etmek üzere olan bir gencin duygularını yaşamak/yansıtmak, onu ete kemiğe bürümek, dengeli ve bıçak sırtı bir tempoda ilerlemesine bağlı… Büyükağaç’ın ani ruh değişimlerini ve rahat oyunculuğuyla duygu geçişlerini çok net ifade ettiği su götürmez bir gerçek. Büyükağaç’ın tüm bunların altından profesyonelce kalktığını ve çok başarılı bir iş çıkardığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Umut Can Sevindik ve Hasan Serin’in çektiği videolar gayet sade ve anlaşılır olmuş. Guşef Şen ve Selin Diktaş’ın dekor tasarımı oyuncunun rahat hareket etmesine olanak sağlıyor. Osman Koç’un etkileşimli ve teknolojiyle iç içe olduğu tasarımı oyunun demecine büyük ölçüde katkı sağlamış. .

Öncelikle bu metini seçen yönetmen Gizem Darendelioğlu ve Serdar Sezgin Güvenç’i cesaretlerinden dolayı tebrik ederek başlıyorum. Aynı zamanda bu tür oyunlar sayesinde önemli bir boşluğun da doldurulacağına inanıyorum. İn Year Face yöneliminin aksine (etkileşimli) teknolojinin tüm olanaklarının sahneye taşınması, gelişmekte olan Türk Tiyatrosuna önemli bir ölçüde katkı sağlıyor. Diğer taraftan bu acılı kadının eserini titiz bir dramaturgi sürecinden geçtiğini anlaşılır bir oyun olduğundan da görebiliyoruz. İntihar etmek üzere olan bir gencin yaşadığı buhranları, çevresiyle olan diyaloglar “sinir bozacak kadar” sade ve şık anlatılmış. Haliyle ortaya çok özgün aynı zamanda çok uyumlu ve başarılı bir ekip işi çıkmış.

Sonuç olarak, İstanbul’da birbiri ardına açılan yeni tiyatrolar ve denenen farklı akımlar izleyiciye geniş bir yelpaze sunuyor. Dot ile başlayan “rahatsız edici” oyun türleri farklı şekillerde yeni açılan tiyatrolar tarafından cesurca deneniyor.

Tiyatro Pot, yaşadığı acılar yüzünden ölümü seçmiş bir yazarın oyunuyla tiyatro dünyasını “rahatsız ederek” merhaba diyor. Öncelikle oyun seçimiyle bize derdi olan metinleri izleteceğinin sinyalini verdiğinden Tiyatro Pot, yakından takip edeceğim bir tiyatro grubu olacak. Böylesine zor ve amansız oyunların çekinmeden, korkmadan, utanmadan, sıkılmadan sahnelenmesi/ yeni şeylerin denenmesi bile başlı başına ayakta alkışlanmayı hak ediyor.

Erişim: http://www.tiyatrodunyasi.com/makaledetay.asp?makaleno=1889

***********

SARAH KANE ARKADAŞIMIZ OLSAYDI İNTİHAR EDEMEZDİ/ETTİRMEZDİK

TUTKU-CRAVE- SARAH KANE-

BLASTED- SARAH KANE-

“4.48 PSİKOZ” – SARAH KANE-

SARAH KANE FOTOĞRAFLARI

KİMSE HAYATTAN SAĞ KURTULAMAZ: SARAH KANE

YÜZLEŞTİRMECİ TİYATRO, SARAH KANE VE BLASTED

BAŞA DÖN

 


[1]   Claire Armitstead, “No pain, No Kane”, Guardian, 29 April 1998

[2]   Simon Hattenstone, ” A Sad Hurrah”, Guardian, 1 July 2000 .http://www.guardian.co.uk/books/2000/july/01/satage/print

[3]    Samuel Beckett, Endgame andAct Without Words, Grove Press, 1958, s.55.

[4]   Aleks Sierz, Suratına Tiyatro, Britanya’da  In-Yer-Face Tiyatrosu, Çev. Selin Giritli, Mitos Boyut Yayınları, 2009, s.118.

[5]    Sierz, Age., s.118.

* Joy Division 1977’de İngiltere’nin Manchester şehrinde kurulan bir rock grubu. 1980’de grubun vokalisti Ian Curtis’in intihar etmesiyle grup dağıldı. Post-punk akımı içinde değerlendirilen grupIan Curtis’in intiharıyla bağlantılı olarak karanlık ve depresif olarak nitelenir ve Kane’in en çok sevdiği müzik grubudur.

[6]    Gaelle Ranc, “The Notion of Cruelty in the Work of Sarah Kane”, 2002. http://www.iainfisher.com/kane/eng/sarah-kane-study-gr0.html

[7]   Ranc, Age.

[8]   Hattenstone “A sad hurrah”, Guardian.

[9]   Graham Saunders “Just a Word on Page and There is the Drama, Sarah Kane’s Theatrical Legacy”, Contemporary Theatre Review, Vol.13(1), 2003, s.99.

[10]   Summer Neilson Moshy, The Empty Center Acting out Theatric Alliance in Three Texts by Sarah Kane, University of Colifornia, San Diego and Irvine, s. 84.

[11]          Moshy, Age., s.131.

[12]          Moshy, Age., s.132

[13]   Steven Barfield, “Sarah Kane’s Phaedra’s Love”, Didaskalia, Volume 6, Issue 3, Autumn, 2006.

[14]          David Greig, Sarah Kane, Complete Plays: Blasted, Phaedra ‘s Love, Cleansed, Crave, 4.48 Psychosis, Skin, Methuen Drama, London, 2002, s.103.

[15]          Elizabeth Klett, “Phaedra’s Love”, Theatre Journal, Academic Research Library, May 2003, s.338.

[16]          Armitstead. “No Pain No Kane” , Guardian.

[17]   Charles Spencer “Severed Limbs don’t Make You Cutting-Edge”, Telegraph, 09 May 1998. http://www.telegraph.co.uk/culture/4713653/Severed-limbs-dont-make-you-cutting-edge.html

[18]         Christine Woodworth, Beyond Brutality: A Recontextualization of the Work of Sarah Kane, Graduate College of Bowling Green State University, August 2005, s.107.

[19]          Hattenstone, “A Sad Hurrah”, Guardian.

[20]         Elaine Aston, Feminist Views on the English Stage:1990-2000, Cambridge University Press, 2003, s.93.

[21]          Ranc, “The Notion of Cruelty in the Work of Sarah Kane”, 2002, s.2.

[22]          David Rooney, ” 4.48 Psychosis”, Daily Variety Gotham, 28 October 2004, s.7.

[23]Mary Luckhurst and Jane Moody, Theatre and Celebrity in Britain, 1660-2000, Palgrave, Macmillan, 2000, s.120.

[24]          Aleks Sierz, “The Short Life of Sarah Kane”, The Daily Telegraph, 27 May 2000.

[25]          Michael Coveney, “Review of 4.48 Psychosis”, The Daily Mail, 30 June 2000.

[26]   Sierz, “The Short Life of Sarah Kane”, The Daily Telegraph.

[27]          Michael Billington, “How do You Judge a 70 Minute Suicide Note?”, The Guardian, 30 June 2000.

[28] Sarah Kane’in 4.48 Psychosis’i, doğrudan, en açık olarak yazılmışı diyebilirim. Yazarın kendini saklamadan, içinde bulunduğu durum ve ruh halini net bir şekilde ortaya koyduğu oyun, bazı kısımlarda psikiyatristle karşılıklı diyalog, bazı kısımlarda ise günlük diyebileceğim bir biçimde ilerlemekle birlikte, tedavide kullanılan ilaçlar ya da 100’den geriye 7’şer sayma egzersizleri gibi  hastalığa dair gerçek ayrıntıları da içeriyor.

Burada psikiyatristle olan konuşmaların da aslında Kane’in kendi kafasındaki hesaplaşmalar olduğu söylenebilir. Nitekim ilaç raporları da bir yerden sonra Kane’in kaleminden çıkmış bir hale dönüşüyor. Burada anlatıcı rolünü tamamen dışlanıp yazarın içindekilerin herhangi bir aracıya gerek duyulmadan metne dökülmesi, yazarın kişiliğinin anlatının öznesi haline gelmesine yol açıyor.

 [29]         Ahmet Gökhan Biçer, Sarah Kane ‘in Postdramatik Tiyatrosunda Şiddet, Çizgi Kitapevi, Konya, 2010, s.24.

BAŞA DÖN

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s