SİZİ SİZDEN OKURLAR

Aşağıda alıntıladığımız haber veri toplamanın illegal olmadığını belirtmek içindir. Eğer internete giriyorsanız verileriniz her şekilde toplanacaktır. Yazsanız da yazmasanız da.

Birkaç bilgi aktarayım. Bizim site yelpazesi çok geniş olduğundan farklı farklı konulara giriş imkânı sunmaktadır. Birkaç yıldır site [dini içerik yoğun olmasına rağmen] istatistiklerine düşen aramalarda başı çeken cinsellik, dua ve insanları etkileme konularıdır. Kadınların internette cinsel ilişkiler üzerine çok fazla bilgi aradığı görülmektedir.

Aramalara bakınca görünmeyen yüzün başka oluşu dikkatinizi çeker. Buradan sözü asıl getirmek istediğim yer ise Türkiye de gündemde tutulan iki sorun hakkında inanmayacağınız kadar bir giriş olmaktadır. Yani arayan soran yoktur. Halkın hiç ilgilenmediği konular gazetelerde TVlerde siyasi ve rantçı çevrenin gündeminde tutuluşu ve birde kaşıdığı görülürken şaşırmamak elde değildir. Sokağa çıksanız kendi çapınızda bir araştırma yapsanız iki şeyden birini size söylerler. Biri Kürt sorunu, diğeri Aleviler. [Neden gündemi takip ediyorum havası vermek için] aslında hiçte öyle değil. İnsanlar yalnız kalınca bu konuların yanından bile geçmiyorlar. Bizi hayrete düşüren şu oluyor. Medya sürekli bu konuyu kaşırken internet kullanıcısı bu konu üzerinde neden duyarsız kalıyor. Cevap şu.

İnsanlar güzel ve doyuma ulaşmış bir hayat yaşamak istiyor.

Güdümlü bir hayattan usanmış özgür olmak ve huzur istiyor.

Dünyada şu olmuş, bu olmuş pek ilgilendirmiyor.

Sadece ben nasıl kendimi kurtarırım, nasıl rahat ederim peşindeler.

Bu meyanda söylenecek söz insanlara güzel gelecek vaat ederken psikolojilerini baskı altına almak yerine yapılması gereken işleri yapılması değil midir? Yoksa medya önünde yalandan polemik yapmanın başka bir getirisi mi vardır?.

Türkiye’de haberciliğin magazinleştirildiği biliyoruz. En sonu yemekle biten haber kuşaklarının sonunda yaptığımız tek eylem beyin cimnastiği “şimdi ne yiyelim” ile oluyor.

Mesela zararlı olduğundan bahsedilen bir ürün haber yapılıyor, insanlara sunuluyor. Arkasından gelen bir yaptırımdan haber yok. Bir eczacı arkadaşımız vardı. Hep şunu derdi kış gelmeden hep antibiyotik haberleri yapılır. Bu şekilde antibiyotik kullanımında büyük bir düşüş yaşanır. [Bunu biz değil her ülke yapıyor.- Çünkü normal olağan hastalıklarda fiyat değeri yüksek ilaçlar gurubu]

Yine bir başka husus, attığınız mailler ile cevapları arasında geçen diyaloglar ile sizi tanımaya çalışanlar olduğunu unutmayın. Sizi sizden okurlar/çalışırlar. En ufacık bir kelime ile sizin arkanızı görürler/analiz ederler.

Hulasa, verilerin toplanması çok önemli değil, analiz yapanların bu verilerden çıkardıkları sonuçlardır. Günümüzde analizi en iyi yapanlar dünyayı yönetmeye talip olanlardır. Verilerin analizini yapmak ve sonuçlarının isabet derecesini yüksek tutmak/bulmak ise “bilgi”ye bağlıdır. Toplum olarak okumayan bir millet olduğumuzdan sorunlarımızı çözmekte de çok zorlanacağımız görünmektedir.

İhramcızâde İsmail Hakkı

‘GOOGLE, ÖĞRENCİLERİN VERİLERİNİ TOPLUYOR’ [BBC]

  • 2 Aralık 2015

Image copyright AFP Dijital haklar konusunda çalışmalar yürüten Elektronik Cephe Vakfı (EFF) adlı sivil toplum kuruluşu, Google’ın bu uygulamasının hem taahhütlerine hem de ticaret kurallarına aykırı olduğunu savunarak Amerikan Federal Ticaret Komisyonu’na şikayette bulundu.

EEF, Google’ın okullarda kullanılan ürünlerinin, ebeveynlerin izni alınmadan, şirkete veri gönderdiğini belirtti.

Google, ürünlerinin hiç bir yasayı ihlal etmediğini söylüyor.

Şirket okullara Chromebook ve bulut tabanlı üretkenlik araçlarından oluşan Google Apps Eğitim Sürümü (GAFE) ürünleri sağlıyor.

Google, bu araçların reklam içermeyeceği tahhüdünde bulunuyor ve “verilerin sahibinin Google değil kullanıcılar olduğunu” söylüyor.

Eğitim Sürümü’nde Gmail, Drive, Takvim ve Sites araçları reklam içermiyor.

EFF’e göre Chromebook bilgisayarlar, Chrome tarayıcılarla otomatik olarak eşleşme özelliğine sahip.

Bunun için kullanıcılardan onay istenmiyor.

EFF’in açıklamasında “Bu özellik Google’a internet kullanıcısı öğrencilerin ziyaret ettikleri her internet sitesini, arama yaptıkları her maddeyi, tıkladıkları her sonucu, aradıkları her videoyu ve YouTube’da izledikleri her videoyu sunucularında ve veri madenlerinde, reklam dışı amaçlar için depolama fırsatı veriyor.

Kuruluşa göre, Google, bu verileri “Google ürünlerini iyileştirmek” gibi kendi amaçları için kullanıyor.

EFF, Google’ın topladığı bu verileri diğer ürünlerine reklam almak için kullandığını öne sürdü.

Erişim: http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/12/151202_google_ogrenci_veri

 MEDYA MASKESİ: İMAGOLOJİ

MEDYA NİNNİLERİ

******************************

ŞEYTANIN GÖR DEDİĞİ: “ENRON”LAR

Riva ŞALHON B YÜZÜ-
29 Ocak 2014/Şalom Gazetesi

Başlık, Çetin Altan’ın köşesinin ismidir yıllardır. Meğer Barış Manço’nun da Dıral Dede’nin Düdüğü adlı şarkısında geçermiş aynı söz.

“Aç gözünü daha vakit erken gör şeytanın gör dediğini / Bir kulak ver de dinle sağır sultanın duyduğunu / Sen öyle devekuşu gibi şaşkın şaşkın bakınırsan / Bir gün elbet duyarsın Dıral Dede’nin Düdüğünü.”

Bugünkü yazı, göz önünde olduğu halde gizli olduğu sanılan bilgilerle ilgili olduğuna göre başlığı ödünç aldım. Zira şeytanın gör dediği, başkalarının göremediği, farkına varamadığı incelikleri ve gerçekleri yakalamak anlamında kullanılıyor dilimizde.

İlk önce klasik anlamdaki istihbarattan bahsedelim. İstihbarat, bilmece çözmeyi gerektirir. Yani, gizlenmekte olan ve yetersiz olan bilgilerin açığa çıkarılmasını, elde edilen ipuçları ile daha büyük bilgilere ulaşmayı hedefler. Hâlbuki günümüzde çoğu durum, fazlaca önümüze yığılmış bilgi içinden deneyim ve sezgi yeteneği ile açıklığa kavuşabiliyor. Gizliden daha çok bilgi fazlası var. Ancak bu bilgi yığınlarından anlam çıkartmak imkânsız. Bu durumda daha fazla istihbaratçıya değil daha fazla deli dahiye ihtiyaç doğuyor. Örneğin Enron Elektrik şirketinin sahibi 2001 yılında hissedarlarını ve çalışanlarını fena halde dolandırdığı gerekçesi ile yargılandı, ancak ortada tam olarak gizlenmiş bir bilgi yoktu, hatta 3000 adet yan şirketle yaptığı sözleşmelerin hepsinin binden fazla sayfadan oluşan dökümanları vardı. Finansal piyasalar Enron vakasını daha ciddiye alsaydı, belki de 2008 krizi hiç olmayacaktı.

Bir bilmece eklenen yeni bilgiyle daha basit hale gelir ancak günümüzdeki muammalar, bilgi fazlalığından içinden çıkılmaz hale geliyor. Yani eksperlerin iş alanları ile ilgili verdiği karmaşık açıklamalar bizim iyiliğimiz içindir inanışı artık geçersiz. O açıklamaların hangi yönde kullanılacağına karar verirken artık kimse sorumluluk almak istemiyor. Örneğin bankalar binlerce analiz sunuyor, ama bu durumda en doğrusu bilmem ne para birimine veya bilmem ne temalı sektörlere yönelmektir demiyor. Hâlbuki eskiden analizler bu kadar göz önünde değilken bilmeceler basitti. Aynı şekilde kanser gibi artık öntanı yapılabilen ve üremesi olası görülen hastalıklarda eskiden olduğundan daha fazla bilgiye sahipken bile muamma çözülemiyor, hastanın tedavisinde ne yol izlenmesi bilginin artması ile kesinleşmiyor.

Kısaca demek istediğim şu: Artık çarpıtma göz önünde de yapılabiliyor. İstihbarat yaparak bilgiye ulaşmaya çalışmanın devri geçti.İstihbarat servislerinin de bu konuda daha uyanık olması ve ajan sayılarını arttırmak yerine bilgileri doğru değerlendirebilen vatansever, vizyon sahibi, biraz da ortalama zekanın üzerinde yeni bir insan profiline yönlenme zamanıdır… Her sektör, gelişmelerin hızına ayak uydurmalıdır.

BAŞA DÖN

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s