BENİM DAĞISTANIM’da KARTAL OLMAK

 Yazan: Resul HAMZATOV
Çeviren: Mazlum Beyhan

Not: Benim Dağıstanım isimli eserden derlenmiştir.

Benim küçük Dağıstan’ım ve benim koca dünyam.

İşte benim yaşamım, benim senfonim, benim kitabım, benim konum.

Yüksek dağlardan engin düzlüklere uçmayan kartal, kötü kartaldır.

Engin düzlüklerden yüksek dağlara dönmeyen kartal, kötü kartaldır.

Ama kartal için ne var?

O kartal olarak doğmuştur ve istese de martı yada karga olamaz. Bu soylu, bu yürekli kuşun özellikleriyle doğmamış yazarın işi ise, zordur.

Yazının da kendi kuşları vardır: kartallar ve martılar. Biri dağları şakır, biri denizleri. Herkesin kendi yurdu, kendi konusu vardır. Ama bir de kargalar var. Bunlar herşey den çok kendilerini severler.

Karga cenk alanındaki ölülerin gözlerine gagasını daldırırken, bir yiğidin mi yoksa bir korkağın mı gözünü oyduğunu hiç düşünmez.

Yazın adamları bilirim, çıkarlarınadır, bugün bunu yaparlar, çıkarlarınadır, yarın, bugün yaptıklarının tam tersini.

Benim de kendi Dağıstan’ım var. Onu öyle yalnız ben görüyorum, onu öyle yalnız ben biliyorum. Dağıstan’da görüp geçirdiklerimden, yaşadıklarımdan, bundan önce yaşayan, şimdi benimle birlikte yaşayan tüm Dağıstanlıların görüp geçirdiklerinden, yaşadıklarından, türkülerden ve ırmaklardan, atasözlerinden ve kayalardan, kartallardan ve nallardan, dağlardaki çığırlardan ve hatta yankılardan yaratılmıştır benim içimdeki öz Dağıstanım.

—        Kartal, en çok hangi türküyü seversin?

—        Yalçın kayalar türküsünü.

—        Martı, sen en çok hangi türküyü seversin?

—        Mavi deniz türküsünü.

—        Karga, senin en sevdiğin türkü hangisi?

—        Cenk meydanındaki lezzetli ölüler türküsü.

**

—        Kartal, nereye uçuyorsun?

—        Engin gökyüzüne.

—        Ne o, yükseklerden korkuyor musun?

Yalnız kargalardır alçaklarda barınan, kartallar en yüksek dağlardan da yükseklerde kanat çırpar. Yoksa kargayı kartaldan daha mı değerli buluyorsun?

Biliyorum, gitmek istemeyişinin nedeni yalnızca korkaklık. Ödleğin tekisin sen! Sen o çalımlı konuşmalarını yalnızca şarap dolu düğün masalarında yapabilirsin; kadeh seslerinin değil, hançer ıslıklarının duyulduğu yerlerde yoksundur hiç.

—        Hayır, hiç de korkmuyorum senin yükseklerinden. Oralarda yapabileceğim hiçbirşey olmadığı için gitmek istemiyorum. Çünkü insan yok oralarda. Benim krallığım aşağılar, insanların bulunduğu yerlerdir. Tek egemeniyim ben buraların. Ve herkes, benim uyruğum. Yalnız kimi yiğitler bana karşı koyabilmek yürekliliğini gösteriyor ve senin yolundan, gerçeğin yolundan gidiyorlar. Ama pek az böyleleri.

—        Evet, pek azdırlar. Ama onlara «kahraman derler ve ozanlar en güzel şarkılarını onlar için yazarlar.

Yalnız dağ kartalı kayalardan kendisini engin gökyüzüne bırakmasıyla birlikte hızla yükselir ve bir anda belirsiz bir nokta olur.

Dışarı çıkıp da çevremize şöyle bir bakındığımızda pek çok kuş görürüz: yerde, çalılıklarda, ağaçların üzerinde pek çok kuş vardır. Gökte uçanlarını da görürüz, kimi alçaktan, kimi yüksekten uçar: kırlangıçlar, alacakargalar, karakargalar, ekinkargaları, serçeler… Bütün bu kuşların arasında gökyüzünde bir tek kartal vardır. Bütün kuşlardan yüksekte, bütün gözlerden uzaktadır o, ama yine de, eğer gökte bir kartal varsa, damından dışarı çıkan dağlı, bütün kuşlardan önce kartalı görür. Onu öteki kuşlardan böylesine ayıran ve insanın gözüne değdiren şey, onun en uzakta, en yüksekte olmasıdır. Sonra serçe görülür, hemen oracıkta, iki adım ötede bir çalının üzerine konmuştur.’

Ama kartalı görmekle kartal olunmaz.

Kahramanların öykülerini yazan yazar kahraman olmaz.

Kahramanlık şiirleri yazan nice ödlek tanırım.

Edebiyat Fakültesinde, sınavda, bir Avar öğrenciye sorarlar: gerçekçilikle coşumçuluk arasındaki ayrımlar nelerdir? Avar, konuyu çalışmamış, ama yanıt da vermesi gerekli. Düşünmüş, taşınmış ve profesöre şu yanıtı vermiş:

— Gerçekçilik, kartala kartal dememiz, çoşumculuk [Romantizm] ise, kartala horoz dememizdir.

Profesör gülümsemiş ve bizim Avar’a geçer not vermiş.

Bana gelince, ta baştan beri ata at, eşeğe eşek, horoza horoz, erkeğe erkek demeye çalışıyorum.

**

DERLER Kİ : Kartalı otla, eşeği etle besleme.

DERLER KI: Eğer duvarları doğru çıkılmamışsa, güzel bir ev de yıkılır.

DERLER Kİ: Tavuk düşünde kendini kartal görmüş. Kayalardan aşağı salınmış, vurmuş, kanadını kırmış.

Ağaç var, aydan aya renk değiştirir, ağaç var, hiç renk değiştirmez.

Kuş vardır, göçmendir, günü gelir, yer yuvarlağının bir ucundan öteki ucuna gider; kuş vardır, kartaldır, dağlarından hiç ayrılmaz.

Rüzgara karşı uçmayı sever kuşlar.

İyi balık akıntıya karşı yüzer.

Gerçek ozan, yüreği kendisine buyurduğunda «dünyaya karşı çıkar».

 

KARTAL GİBİ OLMAK İSTEYEN KUŞ

Koyun sürüsü dağdan koyağa indi. Birden gökte bir kartal belirdi; süzüldü kartal ve bir kuzuyu kapıp kaldırdı. Küçük bir kuş olup bitenleri görmüştü, «Neden ben de aynı şeyi yapamıyayım?» diye düşündü. «Hem kuzu ne, koca bir koçu kaldırırım ben». Yükseldi kuş, iyice yükseldi, sonra kanatlarını iki yanma yapıştırıp ok gibi aşağı aktı. Sonuç: koçun bonuzlarına çarpan kuş hemen öldü.

Çoban kuşun ölüsünü avucuna aldı ve:

— Sineğin biri de birgün taş yuvarlamak istemişti dedi.

Kartala benzemek isteyen kuşun sonu, sineğe benzetilmek olmuştu.

**

Yediğin balık lezzetli olsun istiyorsan, gidip gölden kendin yakalayacaksın balığı.

**

Ölüyorum, ama kimseler bilmiyor öldüğümü

Görünmüyor başucumda kimseler

Yalnızca kartalların çığlıklarım duyuyorum, yırtıyorlar göğü

Bir de ötelerden inleyen alageyikler,

**

Dünyada binbir türlü hayvanın dolaştığı, binbir türlü kuşun. uçuştuğu dönemler… Hayvan izi çok, ama insan izi yok. Her yerden hayvan sesi duyulur, ama hiçbir yerden insan sesi duyulmaz. Dünya insansızdır. Ve insansız dünya, dilsiz ağız, yüreksiz göğüstür.

İşte dünya böyleyken, bu dünyanın üzerinde güçlü, gözüpek kuşlar, kartallar uçuşup duruyordu. Birgün —ki sözünü ettiğimiz gündür o gün— öyle bir kar yağmaya ‘başladı ki, sanki dünyada nice kuş varsa tüyleri yolunup rüzgara savruluyordu. Gök bulutlarla, yer karla kaplanmış, herşey birbirine karışmıştı; yer nerde, gök nerde ayırmak olanaksızdı. Bu sırada kanatları kılıç, gagası hançer bir kartal yuvasına dönüyordu.

O mu yüksekliği unutmuştu, yükseklik mi onu, belli değil, ama kartal olanca hızıyla dağa çakıldı. Avarlar derler ki, bu dağ Gunib dağıydı, Laklar, Turçidağ olduğunu söylerler, Lezginler’e göreyse kartalın çakıldığı dağ Şahdağ’dan başkası değildi. Her neyse, kartal hangi dağın kayalarına çarpmış olursa olsun, sonuç değişmez. Çünkü taş taştır, kartal da kartal. «Taşı kuşa at, kuş ölür; kuşu taşa at, kuş ölür.»

Kim bilir kaç kartal kayalara çarpıp paramparça olmuştu o güne dek. Ama bu kanatları kılıç, gagası hançer kartal, dağa çarpmakla ölmedi, ağır yaralandı. Kanatları kırılmıştı, ama yüreği çarpıyordu. Keskin gagasına, demir pençelerine bir şey olmamıştı.

[Yazar bu çarpma mevzusuna açıklık getirmiyor. Bu videoyu seyredince cevabını bulacaksınız… İhramcızâde İsmail Hakkı]

Yaşamak için savaşmaya başladı. Kanatsız, yiyecek bulması, kanatsız, düşmanlarından kaçması kolay değildi. Her gün bir taştan bir taşa sekerek, bir kayadan bir kayaya atlayarak, oturup dağları seyrettiği, eskiden beri yaşamayı sevdiği o yüce doruklara tırmandı.

Kanatsız yiyecek bulmak, kendini savunmak, yükseklere tırmanmak, yuva kurmak kolay değildi. Bütün bu güç işlerin üstesinden gelirken kartalın kasları değişikliğe uğradı. Dış görünüşü bile değişmeye başlamıştı. Yuvasını yapıp bitirdiğinde, bunun tam anlamıyla dağlı damına benzediği, kartalın kendisinin de dağlı olduğu görüldü.

Kartal ayağa kalktı. Kırılan kanatlarının yerinde kollar çıkmıştı. Gagasının yarısı, şu bildiğimiz, kocaman dağlı burnuna dönüşmüş, yarısı da her dağlının kemerinde asılı duran hançere dönüşmüştü. Yalnız yüreği değişmemiş, yine kartal yüreği olarak kalmıştı.

— Görüyor musun oğlum —demişti annem masalını bitirirken,— kartal dağlıya dönüşene dek neler çekmiş!.. Hiç unutmamalısın bunu.

Bu anlatılanlar doğru mu, değil mi bilmem, ama tartışmasız doğru olan birşey var: dağlılar kuşlar içinde en çok kartala değer verirler.

Adamın hasına, korkusuzuna kartal derler.

Bir dağlının oğlu mu oldu, duyurur: Bir kartalımız oldu.

Kız gittiği yerde işi çabucak bitirip evine döndü mü, «Uçup gelmiş bile kartalım benim» diye övünür annesi.

Büyük Anayurt Savaşında yitirilen Dağıstanlı kahramanlar için yazılan kitabın adı «Dağ Kartalları”ydı.

Eskiden evlerin kapılarında, beşiklerin üzerinde, hançerlerde kartal kakmaları olurdu.

Pek çok söylence vardır kartal-dağlı ilişkisi üzerine.

İnsanlarımız talihin terslikleri üzerine düşündükleri zaman, ya da babalar anayurtlarından uzaklarda yitirdikleri oğullarım, oğullar, uzak savaş alanlarında bıraktıkları babalarını anımsadıkları zaman, dağlının kartaldan değil, kartalın dağlıdan geldiğine inanırlar.

—        Ey koca dağlar üzerinde kanat çırpan kartallar, Soyunuz sopunuz ne, nerden geldiniz, kimsiniz?

—        Öyle çok oğlunuzu yitirdiğiniz ki dağlılar,

Biz ölen o yiğitlerin kanatlanmış yüreğiyiz.

—        Ey burçlar arasında ışıldayan yıldızlar,

Geceleyin gökkubbede gözkırpanlar, kimsiniz?

—        Öyle çok oğlunuzu yitirdiniz ki dağlılar,

Ölüleri ardından ağlayanların yaşlı gözleriyiz biz.

Dağıstanlılar işte bunun için sevgiyle, umutla bakarlar gökyüzüne; hızla uçup geçen, süzülen kuşlara… Gökyüzünü sever dağlılar.

**

Ne zaman göklerde bir kartal çığlığı duysam, «Ahilçi’nin yüreği bu, diyorum, kardeş sevgilerini iletiyor bana.»

Dağıstan göklerinde kartallar süzülür. Çoktur kartalı Dağıstan’ın. Ama Vatan yoluna başlarını koyan yiğitlerimiz de çoktur. Her kartal çığlığında bir utkunun, bir inanılmaz yürekliliğin müjdesi vardır. Her çığlık bir savaş şarkısıdır.

Biliyorum, güzel bir öykü bu, bir yakıştırmaca. İnsanlar istemişler bunun böyle olmasını. Ama gerçek olduğunu bildiğim birşey var ki, o da Andi’nin birinin, kibirli, yükseklerde dolaşan bir adama söylediği şu sözlerdir:

— Kartallar bile insan olabilmek için yere indiler. Sen de in bakalım aşağılara. Bütün insanlar burada, yeryüzünde doğdu. Dağlıya, dağların insanı, yeryüzü insanı olduğu için dağlı denmiştir. Ama şarkılarda, masallarda insanlar uçarmış, varsın uçsunlar. Bizde bu «uçmak» sözcüğü pek sevilir: atlı atma atlar — uçar, şarkılar uçar. Şarkılarımızın çoğu kartallar üzerine değil midir?

Şiirlerimde ikide birde kartallardan sözediyorum diye eleştirirler beni.

Ama kartallar bana bütün öteki kuşlardan daha hoş geliyorsa ben ne yapayım?

Başka kuşlar duvar diplerine serpilen darıların çevresinde cıvıldaşıp dururken, kartallar yücelerde süzülürler. Sesleri de gür ve açıktır kartalların. Soğuklar başlar başlamaz öteki kuşlar Dağıstan’ı bırakıp başka ülkelere giderler. Kartallarsa havalar nasıl olursa olsun, isterse silahlar patlasın üzerlerine, korkmazlar, doruklarından ayrılmazlar.

Kartalların plajları, kaplıcaları yoktur. Başka kuşlar toprakta ordan oraya sıçrar dururlar, damdan dama, bacadan bacaya, tarladan tarlaya uçarlar. Bir yerde küçük bir boğaz mı var, kuşboğazı denir ona. Bir yerde yalçın kayalar mı var, kartal kayaları denir oraya.

Doğan her insan, henüz insan değildir.

Uçan her kuş da henüz kartal değildir.

DAĞ KARTALLARI

… Ülkem, güçlü, büyük ülkem, tutsaksın şimdi

Tutsaksınız şen şarkılar şakıyan kuşlar

Süzülür üzerinizde Tanrı simgesi gibi

Üzerlerine sayısız türküler yakılmış kartallar.

*

Görebilmek için onları gökyüzünde

Nöbet tutacaksın fırtınalı hamlarda bile

Fethedilmez dağlan seçmişlerdir çünkü

Yaşamak için kendilerine.

*

Arasıra biri yükselir yükselir de

Gururla keser sis perdesini kanatlarıyla

Arasıra dayanışık bir grupturlar

Telaşla tırmanırlar gökyüzüne.

*

Keskin gözlü muhafızlarıdır sanki yerin

Nasıl da, nasıl da yükseklerde uçarlar

Ve duymaya görsünler çığlıklarını

Korkuyla kaçışır kargalar.

*

Çocukluğumda olduğu gibi tıpkı

Saatlerce hazırım bakmaya doruklarına dağların

Ve izlemeye sevdalı gözlerle

Görkemli süzülüşünü kartalların.

*

Bazen dağlar üzerinde devriye gezerler de,

Bazen tutarlar bozkır ellerini…

Dağ kartallarından almıştır işte

Benim yurdum da güzel adını.

*

Japonların en sevdiği kuş, turnadır. Hasta bir insanın kağıttan bin tane turna kesmesi durumunda iyileşeceğine inanır Japonlar. Uçan turnaların — hele de Fujiyama üzerinde uçuyorlarsa — sevinç ve acı, ayrılık ve kavuşma getireceğine inanırlar.

Turnaları ben de severim. Ama Japonlar bana en sevdiğim kuşun hangisi olduğunu sorduklarında kendilerine kartal demiştim ve yanıtım hiç hoşlarına gitmemişti.

Bundan bir süre sonra güreşçimiz Ali Aliyev, Tokyo’daki yarışmada dünya şampiyonu olunca, bir Japon dostum:

—        Hiç de fena değilmiş sizin kartallar —demişti.

*

Bizim dağlılara Türkiye göklerinde geçen kartallarla leyleklerin savaşını anlatmıştım. Savaşı kartalların yitirdiğini söylediğimde, dağlılar bana inanmadılar, dahası gücendiler. İnanılmaz bulmuşlardı söylediklerimi. Ama gerçekti olay, olanı olduğu gibi anlatmıştım ben.

—Sözlerin doğru değil Resul —dedi sonunda dağlının biri.

Kartallar savaşı yitirmiş olamazlar, hepsi ölmüşlerdir. Son savaşçısına dek ölmek başka, savaşı yitirmek başka.

 

Kaynak: RESUL HAMZATOV, Benim Dağıstanım, Çeviren:Mazlum Beyhan, Özyaşam ve Anılar Dizisi: 2, Düşün Yayınevi.,19 84, İstanbul

 

 

Reklamlar

yorumda sahte e-posta yazanlara cevap verilmez.

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s