Ali Ufkî Bey- MEZMURLAR

Ali Ufkî Bey (1610-1685), Klasik Türk musikisi bestekârı, santûrî, müzikolog ve “Mecmua-i Sâz ü Söz” adlı nota ve güfte mecmuasının müellifidir.

Wojciech Bobowski PolonyalIydı. Onyedinci yüzyılın başlarında Galiçya’nın Lwow kentinde doğmuş, iyi bir ailenin çocuğu olarak da iyi bir eğilim görmüş, Latince, Yunanca, müzik öğrenmişti. Osmanlılara esir düşüp de İstanbul’a getirildiğinde 30 yaşlarındaydı. İhtida edince (Müslüman olunca] Ali adını aldı, şiirlerinde de Ufkî mahlasını kullandı. Saray meşkhanesine alınmış ve hanende ve santûri olarak uzun yıllar çalışmıştı. Müzikten anlayan, yetenekli biriydi. Zaten, ardında musikiye ilişkin en az üç elyazması bırakmıştır.

Ali Ufkî, Klasik Türk Musikisi tarihinde çok önemli bir yer işgal eder. 1650’li yıllarda Topkapı Sarayındaki meşkhanede görevli iken yüzlerce peşrev, saz semaii, türkü, besle ve İlâhiyi notaya alır. Bu nota derlemesine bir de ad koyar: Mecmua-yı Saz u Söz.

Onyedinci yüzyılın ortalarında İstanbul’da çalınıp okunan Klasik Türk Musikisi eserlerinin, bir anlamda kimliklerini tesbit eder böylece Ali Ufkî. Klasik Türk Müziğinin tarihini inceleyenler için büyük bir şanstır bu: üç buçuk yüzyıl öncesinin eserlerinin bir müzisyen ve besteci tarafından notaya alınmış olması. Bu şansa Orta Doğu’nun diğer müzikleri sahip değildirler. O müzik evrenlerinde bestecisi bilinen ya da bestelendiği dönemde notaya alınabilmiş olan en eski eser, ondokuzuncu yüzyılın sonlarından önceye gitmez. Yani geçmişin müziği gerçekten de geçmiştir.

Oysa, günün birinde Klasik Türk Müziğinin tarihi yazılabilecekse, Osmanlı müzik evreni belgelenebilecekse bu, büyük ölçüde Ali Ufkî sayesinde mümkün olacaktır. Ve tabiî, ondan yarım yüzyıl kadar sonra yaşamış olan Boğdan Prensi Demetrius Cantcmir sayesinde. İstanbul şehrinin olağandışı konumundandır bu aslında: hem İmparatorluk merkezi hem de son derece kozmopolit bir kent. Ne Bağdat, ne Şam, ne Şiraz, ne de Kahire böyle bir şansa sahip olamadılar hiçbir zaman.

Ali Ufkî’nin ardında bıraktığı üç müziksel metinden biri de besteli Mezmurlar yazmasıdır. Bütün yazma eserleri gibi yurtdışında bir kütüphanede bulunan bu eseri birkaç yıl önce bir dergide kısmen tanıtmıştık. Kitapta bu elyazmasmı bütünüyle değerlendirip metin ve nota transkripsiyonlarını yaptık. Ali Ufkînin müzikle ilgili diğer iki yazması (ve özellikle Mecmua-yı Saz u Söz), hâlâ bir bütün olarak incelenip, değerlendirilip günümüz okuyucusuna sunulmayı bekliyor.

Ali Ufkî’nin hareketli ve maceralı hayatı hakkında nisbeten az şey biliyoruz. Örneğin doğum ve ölüm tarihleri ancak yaklaşık olarak biliniyor. Hangi tarihte ve nasıl esir alınıp İstanbul’a geldiği veya getirildiği, neler yapıp eserlerinin birçoğunu ne zaman yazdığı, evli ve çocukları olup olmadığı bilinemiyor. Ali Ufkînin hayatının ve kişiliğinin bazı yönlerine ışık tutmaya çalıştık. Bütünsel ve kapsayıcı bir biyografi yazımı ancak yeni belgeler ortaya çıktıkça imkân dahiline girecektir.

Bu kitabın yazılışında çeşitli kişilerin yardımlarım gördük. Bazı Lehçe metinlerin Türkçe’ye aktarılmasında Ayşe Ortaylı’nın, bir Felemenkçe makalenin çevirisinde ise Dr. Robert Anhegger’in yardımlarını zikretmeden edemeyeceğiz. Mezmur metinlerinin transkripsiyonunda sayın Orhan Şaik Gökyay’ın yardımlarına; metinlerin redaksiyonunu titizlikle yapan sayın Prof. Dr. Kemal Eraslan’a sonsuz teşekkür borçluyuz.

MEZMURLAR

Mezmur 1

(Der- Makam-ı Nevâ-i Rûmî)

Kim ki eşrârın meşveretinde

Olmayup zâniblerin katında

Gezmeyüp larîkatında durmadı

Müstehzi meclisinde oturmadı

İlla rûz ü şeb tilâvet ide

Din-i Allah’ta ne mutlu ol sa’îde

 

Müşabih ola şol hûb şecere

Ki dikilmişken meyillü yere

Hod mevsiminde virür meyvesini

Çekmez yaprakların dökülmesini

Kezâlik şol âdem olup kârdâr

Her iş ve güçde ola ber-hurdâr

 

Yaramazlara gelmez bu hâller

Mâ-saman çöpü gibi olalar

Ki anı yel ii rüzgâr savurur

Divane fasitler hükmde durur

Ne sâdıklar cemâ’atlerindc

Günâh-kâr devrâna beytlerinde

 

Ki Allah bilür sâdıklarını

Onları saklar hem rızklarını

Anun-çün onlara sa’âdet bakî

Zâniblerinse hâli bed ü şaki

Silk ettikleri tarikatı berbâd

Olup mahv, ola ebedü’I- âbûd

 

Memur 2

( Makam-ı Buselik)

Niçün ümem girerler teşvişe

Hem kavimler iderler bâtıl endîşe

Mülûku’l-arz ider muhasara

Hem beyler ider müşavere

Allah’a adâvet idüp hem kine

Ve anun Mesih’i üzerine

Kalkup elbette onlarla muharebe

Etmek isterler hem mudâraba

 

Dirler ki kovalum bendelerini

Üstümüzden atalım iyilerini

Ve dahi bazı gayr güft ü gûlar

Semâda sakinse onlara güler

Rab onları hep mühreye tutar

Bâtıl ola hep bu kadar güftâr

Çün bî-pervâdır onlardan ol kadir

Duya hikmetini her kavm-ı gâdir

 

O zaman Hak Ta’âlâ söyleye

Hem hiddet ile sert hitâb eyleye

Onları gazabı ile şaşıra

Medhûş eyleyüp tağları aşıra

Diye ki ey kavm nedür tuğyanınız

Benden bilsün bunu dört yanınız

Ki ben anı padişah nasb eyledim

Kudsüm Siyon tağı hasb eyledim

 

Pes çün bana oldı bu himâyet

Takdir olanı ideyim hikâyet

Hak bana didi sensin veledim

Ben seni bu günde tevlîd eyledim

Dile benden miras ki vereyim

Hep inileli münkâd ettireyim

Yerin gâyâtını ihsan edeyim

Melekler içün zabtı âsân ideyim

 

Onları lâzım olup sögesin

Kahr edüp demir çubukla dögesin

Çömlekçi sakısın gibi ezesin

Tâ kim nizâm u intizâmı düzesin

Pes şimdi ey yerin padişahları

Âlim olun düzün Hak rahları

Ve ey eyâletlerin hâkimleri

Müteeddiben tutun sakimleri

 

Hak Ta’âlâ’ya ibadet idün

Takvadan sordı ifade idün

Oğlum öpün ana eden bey’at

Ki incinmeye ve olmayasız zay’al

Hem ki size pek hışm idüp ol hellâk

Yol u izlerde olmayasız helâk

Ne mutlu ana mütevekkillere

Uğramayalar hiç tenkillere

 

Mezmur 2a

(Der Makam-ı Rast ve Mahur)

Teganni etmekdir murâdım

İrfan huzûrında

Teşbih ola küll-i evradım

Allah huzûrında

 

Mezmur 3

(Rast ve Mahur yani Gerdaniye)

Hudâ-yı şehriyâr

Gör nice bî-seyyâr

Olmuştur düşmanlarım

Talihler yerime

Kalkmış üzerime

A’dâ-yı düşmanlarım

Ve ol bî-güzînler

Benim için derler

Ki kalmadı dermânım

Hem ki hîn-i istihlâs

Beni etmeye halâs

Ol Rab nigehbânım

 

Amma sen eminim

Siper ü sâinim

Hem izzetimsin kâim

A’damı defiden

Başımı refiden

Efendim sensin dâim

Çağırdım avazla

Hem her ser-âgâzla

Diledim celâlinden

Ol dahi bî-hicâb

Beni kıldı istîcâb

Mukaddes cebelinden

 

Varayım yatayım

Uyhuma balayım

Hiç olmayayım nadim

Andan uyanayım

Hayırlar sanayım

Allah’tır istinadım

Onbin merd-i peleng

Karşuma dizse ceng

Kalbime havf komazam

Her etrafım alup

Üstüme seyf salup

Gelseler hiç korkmazam

 

Kalk benim efendim

Rabbim hudâvendim

Beni kurtar düşmenden

Çinelerin urup

Dişlerini kırup

Yüzlerin döndürt benden

Yâ kâdi’l-l hâcât

Şenindir her necat

Hem nusret esire

Kavinin üzerine

Yerlü vaktınce ine

Berekât-ı kesîre

 

Düşmen-i püt-perest

Bî-gûyet bî-çâre

 

Mezmur 4

(Der Makam-ı Pençgâh)

 

Sana istid’â etdügüm zaman

Hakkımın İlâhî semma’

Kıl istîcâb hem ez-âsmân

Zıykıma ferah vir yâ rahmân

Duamı eyle istimâ

Nice bir ey nâ-mert kişiler

İzzetimi izmâm idesiz

Nice bir size ey vâşiler

Pesend gele bâtıl işiler

Hem kizbler istihmâm idersiz

İmdi bilin ve olun âgâh

 

Ki yezdân kılupdur uccâb

Şah sattı beni sâhib-i dergâh

Eğer tazarru’ edersem nagâh

Eyleye beni istîcâb

Pes olun lerzân u hirâsân

Allaha ilmen hiç günah

Habgâhlarımızda tersân

Teemmül eylemek bilistihsan

Ebsem durun etmen ünnah

 

Zebh eyleyin hak kurbanları

Huşu ile verin fidâye

Çâk idüben giribânları

Tevbeye açup zebânları

Tevekkül idün hudâya

Çoğı dirler acep kim ola

Ki bize göstere ihsân

Lutf u kerem eyle yâ Mevlâ

Didârını eyle tecellâ

Hep üstümüze bir yeksan

 

Dilimin şâd u ictirası

Ziyad-oldu nitekim ol hinde

Kaçan ki bol oldu şırası

Hem buğdayının darası

Her yerde çoğalduğında

İmdi emn’ ü selâmetle

Yatup idem istirahat

Çün ya Allah bu alâmetle

Fakat sen ki melâmelle

Komayup viresin rahat

 

Mezmur 5

(Der Makam-ı Hüseyni)

 

Diyeceğim kelimâtımı

Ya Allah sen eyle ir’a

Sana ederim islir’a

Bil efkâr u taallümâtımı

Melâmetimi

 

Dâd-ı feryad u âvâzımı

Dinlegıl ey Padişahım

Sanadır dua vü ahım

Ya Allah kabul it nâzımı

Hem niyazımı

 

Seher vaktinde ya ilâhım

İcab il ser-âgâzımı

Subhen hamd namazımı

İdem ki sensin nazargâhım

Hem penahgâhım

 

Sensin Allah ki şirretgânı

Sevmezsin hiç yaramazlar

Fâsık ve hem bînamazlar

Yanında bulmazlar mekânı

Ne istikânı

 

Gözlerin öninde duramaz

Sefih ü mütehevvirler

Hem eşrâr u müzevvirler

Mabğuzdur sana hiç yaramaz

Yakın varamaz

 

Akıbet kâzib dilbazlardan

Rahm çeküp idesin sübûr

Ki ikrah ider ol sabûr

Hûn-riz ü zâlim zûr-bâzlardan

Hîle-bazlardan

 

Amma ben kulun ednâ vücûd

Nail olup rahmetine

Mes’ud gireyim beytine

Heykelinde takvâ ile mevcûd

Kılayım sücûd

 

Kıl ya Rab hidayeti terkîm

Adi idüp düşmen elinden

Halâs eyle hem dilinden

Sır’âtımı eyle müstakim

Ki olmayam sakîm

 

Femlerinde toğru söz yoktur

Kalblerinde habaset hezâr

Boğazları açık mezar

Dillerinde temellük çoktur

Bağrıma hep oktur

 

Ya Rab teşvirin çoğaldılar

İşlerini etme bermurad

Çok günah çün eyle ıttırad

Ki karşuna baş kaldırdılar

Adû oldular

 

Sana sığınan sevinsünler

Irlayup etsünler leyân

Hem sen onlara it ziyan

İsmini sevenler öğünsünler

Ferah olsunlar

 

Zira ya vehhab ya settar

Sâdıka virüp berekât

Hem lütfün idüp harekât

Siper gibi ide istitar

Hatâr-be-hatâr

 

Mezmur 6

(Der Makam-ı Çargâh)

 

Allahu kaviyyün ve’l-mezîd

Gazabla etme tâzir

Beni günahkârı

Arkamı idüp nedîb

Gayzında etme te’dib

Ben kulı, bedkârı

 

Ya rahîm Allah ve ya tevvâb

Bana rahm it bi’s- sevâb

Ki vücûdum za’îf

Ya Allah sen vir şifâ

Ki gönlüm ihfâ

Oldılar hem za’îf

 

Hem canım çeküp çok ıstırab

Elemden olmuş harâb

Hem tenim vebalde

Ey kudreti çok Hüdâ

Nice bir beni cüda

Koyasın bu halde

 

Lutf idüp bana dön efendi

Kurtar ben derd-mendi

Gerçi çok günahım

Lâkin senin rahmetin

Bî-şümar hem himmetin

Halâs it ilâhım

 

Zirâ kim tahkik eder memat

Sana yok zikr ü simât

Her kes sükût u ârda

Ve hem dahi ya cclîl

İsmini anarak tehlîl

Kim ider mezarda

 

Her şeb ağlayup âh iderim

Dumu’ ile ıslatırım

Taht u firâşımı

Yorgan ve hem çarşafım

Sözde yoktur güzâfım

İçer gözyaşımı

 

Gözlerim durma ağlamakta

Fesadı sır çalmakta

Gazabdan ıprandı

Çün etrafımda durur

Düşmeni güler görür

Eskiyüp bulandı

 

Yıkılın benden ey fâsıklar

Allaha mevâsıklar

Bilin bu râzımı

Ki Rab ağlayışımın

Zâr idüp deyişimin

İşitti âvâzımı

 

Ol gaffar beni bed etmeyüp

Zârımı red etmeyüp

Eyledi isticâb

Her ne söyledim ise

Veya diledim ise

Hep eyledi icâp

 

Pes düşmenlerim hep şerm-sâr

Olup ideler hasâr

Hem kılalar mağlûb

Ümidim müsteanda

Ki utanıp bir anda

Diller ola maklûb

 

Mezmur 4

(Nev-yı Acem, Yani Uşşak)

 

Ümid tutup sana sığındım

Pes aman verip ey Efendim

Beni ıtrâd eden erden

Kurlar cümle düşülenlerden

Tâ ki onların seraskeri

Bende kuramaya her yeri

Beni etmeye şir-veş şiken

Bir kurtarıcım yok iken

 

Ya Allah ger bunu ellimse

Ana kin ve garaz tutdumsa

Benden intikam ararsa

Ellerimde kemlik varsa

Şerre şer etmek diledimse

Bir cüz ziyan eyledimse

Bana incinen bî mani

Kurtarmadımsa düşmeni

 

Düşmen beni kovup yetişsün

Vücudumu toprağa bassun

Ömrümü eylesün harab

İzzetimi etsün yebab

Pes ya Allah kalk hiddetinle

Ur düşmenimi şiddetinle

Uyanup halümi göre

Hükm-i ahdin ki göre

 

Güruh gürûh hep halk yeleye

Ve seni ihata ey leye

Çün ikimizindür bu hâl

Aramızda ol müste’âl (?)

Rab onda halka hükm eyleye

Ya Allah sana kim söyleye

İstikametime göre

Kâşki hükmün bana ire

 

Eksik it şiddetle fâsıkı

Sabit et sâlih ü sâdıkı

Hak Allah ki bu gerekleri

Yoklarsın hem yürekleri

Allah’tır benim istinadım

Seyrim melcem itimadım

Ki kurtarır sakimlcri

Ve kalb-i müstakimleri

 

Hak Taâla’dır hâkim-i âdil

Amellere göre mübadil

Fâsık u günahkâra hep

İncinüp küser rûz u şeb

Rücu’ etmezse seyfi biler

Yayı kurar okları salar

Mühlik âlâtı ol şehriyar

Düzerde düşmene kıyar

 

Düşmen yaramazlık doğurur

Kendi başa belâ yoğurur

Gebe olub kizb ü zahmetten

Doğurur mahrum rahmetten

Çâh u çukur kazar ol pür şer

Ve kendüsi içine düşer

Gayrıya kurduğu pâ-bend

Kendüye ede kayd ü bend

 

Bana hazırladuğı belâlar

Hep kendü başına geleler

Cümle anun zulmü yine

Depesi üzerine ine

Pes Allah adaleti içün

Şükrolsun ve çün ol bî-çün

Beni saklıyor kendine

Tezemmür idem adına

 

Mezmur 8

(Der Makam-ı Hüseyni)

 

Ey Perverdigârımız Hak Taâlâ

Ne kadar mucib ü azim ü a’lâ

İsm-i izzetin bahr u herde

Semâ üstinde hem cem’î yerde

 

Süt emen masumların dehanında

Meşhursun kuvvetin halk zebanında

Anınçün galip olup dembedem

İdesin düşmenlerin münhedim

 

Masnuatına nazar etliğüm zaman

Ki engüştlerin işlcridür heman

Nücum u kamer şems ü muazzam

Mahlûkun olup durur muntazam

 

Anı halk ettin böyle hüsn-i cemâl

Fakat mülkden oldu nakıs kemal

Ana virüben sad hezar ziyneti

Her izzetle taçladın bî minneti

 

Derim ya Allah rahmetin ola ziyad

Adem ne şe’nîdir ki onu edesin yâd

Ol insan nedir ki onu anasın

Hem mukayyet olasın ana sen

 

Anı musallat eddün herâyine

Mübarek ellerinin işlerine

Her şeyi koyup ayağı altına

Müsahhar eyledün kuvvetine

 

Ganem ü bakarı hep yünler ile

Cem’î izâm ve a’zâ gönler ile

Tağda sahrada otlar hayvanat

Cümlesi olmuştur ana inayet 

 

Her murgî ki havada ider tayarân

Ve her mâhî ki suda ider seyrân

Ki deniz yollarında gezerler

Bahr-ı muhilde durup üzerler

 

Ey Perverdigârımız Hakk Taâlâ

Ne kadar mucib ü azîm ü a’lâ

İsm ü izzetin bahr ü berde

Semâ üslinde hem ccm’î yerde

 

Mezmur 8

(Der Makam-ı Zirefgend)

 

Yâ rezzâk vehhab bi’l can

Şükr idem sana ez dil ü cân

Hikâyet idem âmâlini

Acayib kudret kemâlini

 

Gözlerim olup pür kudur

Seninle olayım mesrur

İsm ü zâtınla yâ müteal

Tezemmür idem rahiyy-ül bâl

 

Çün düşmenlerim döndiler

Yığılıp hep sındılar

Huzurundan idüben firar

Helak oldu tevâyif-i eşrâr

 

Çün davamı eyledin hak

Hamd ü şükr sana müstahak

Adil hâkim gibi bi’l hulûs

Donanıp kürsinde ettin cülus

 

Ümmetleri azarladın

Şeriri kırıp horladın

Nâm u sanları ebed-ül âbad

Mahv oldular hiç olmaya yâd

 

Pes imdi düşmen-i bcd ihmam

Tahribi ettin mi tamam

Şehirlerimi ettin mi berbâd

Ki artuk hiç olmayalar yâd

 

Yok belki Allah behr-i hâl

Ebeden durur müteal

Müzeyyen kürsüsünü kurdu

Üstünde hükmetmeğe oturdu

 

Orada cümle dünyaya

Hükm ve adalet ey leye

Küll inasa (?) ol hâkim-i hak

Deynini (?) ey leye muhakkak

 

Ve Hak Ta’âlâ istilcâ

İden fakire ola melce’

Tenkilde(?)ana iderse evâ

Bî-şübhe ola yüce me’vâ

 

İsm-i şerifin bilen küll

Sana her dem ola tevekkül

Çün seni arar müslemendi

Hiç terk etmezsin yâ efendi

 

Siyonda sakin Hudâya

Irlayıp başlan sadaya

Hep kavimlere bil hüsn-i kelâm

Azim işlerin eyleyin i’lâm

 

Ki anuban ider taleb

Sâdıkın kanın ol zevilleb

Fukara feryadın feramuş

Etmez gerçi biraz dursa hamuş

 

Bana rahm etmeğe istibak

İt hem mezelletime bak

Bana buğz edenleri et def

Sensin bab-ül mevtden iden ref

 

Ki Siyon kapılarında

Hamdin söyleyim herrinde

Hem sana edüben istinhac

Halâsınla idem ibtihac

 

Ol taife-i mahkûre

Battı yaptığı çukura

Ayağı gizleduğı pâ-bende

Tutuluban oldular bende

 

Rab hod hükmünden bilindi

Zâlimse pek (?)

Kendü ellerinin kârında

Ki olacaktır âdem fikrinde

 

Cümle zâlimler bed-a’mâl

Tahkik olalar pâyimâl

Ve Allahı unutmuş ümmet

Mezara devrile bî ümit

 

Amma miskin kişi hâmûş

Kalsa da olmas fcrâmûş

Cümle fukaranın ümidi

Zayi olmaz ne fi’l-i hamîdi

 

Kalk ya Allah yetiş bu dem

Ki zorlu olmaya âdem

Öyle it ki kavimler ine

Huzuruna gele divâne

 

Yâ zülcelâl yâ zat-ı pâk

Onlara vir her bîm ü bak

Melâike insafa geleler

Ve insan idügüni bileler

 

Mezmur 10

(Der Makam-ı Hüseyni)

 

Nedendir bu yâ efendi neden

Ki bizden gizlenürsindir her bâr

Mahrum olduk lutf-ı rûzineden

Kaçan ki bize irse vakit tar

Zalimler mağrur olup çekmez âr

Fukaraya iderler gird ü ıtrad

Amma kendü efkâriyle olalar ihrad

 

Zira zalim gönli hevesiyle

Nem eksik diyerek olur fahur

Bereketlenip her hasisle

Allah Taâlâ’ya eder dehûr

Yüzdeki kibr ile der gam mehor

Helâl haramı tahsil et Allah yok

Akl-u fikri bu hep ki ide zulmi çok

 

Ne ki iderse hep zarara varur

Hükmün önünden çıktı havaya

Düşmenlerine gazûb kabarır

Bu demle isler salmak hevâyâ

Kalbinde der ki ömren belâya

Uğrayup kımıldanmak yok hâlim

Gelmeye min bâ’d vücuduma zevalim

 

Ağzı pür küfr ‘and hud’â ve hile

Yalan yeminler hem nifâk u zevr

Dili altında şer ve gaile

Irgalamıştır hem fisk fesat u cevr

Köy kemingâhlarında idüp devr

Oturur hafiyyen bî-günâlıı öldürür

Gözleri fukara gözleyip durur

 

Arslan gibi kendü yatağında

İktiman idüp ider tarassut

Tâ ki fukaranın ayağında

Kemend tolayup ide hazb u scdd

Hem hazf idüp pençesinde mû-yı sad

Siner bükülür melâin dem urur

Nice miskini zor-bâzlikle düşürür

 

Ve kendü yaramaz zamirinde

Der ki Allah hep etti ferâmuş

Ki pusı vardır anun nurunda

Ebeden görmez çün basan mağmuş

Pes kalk, ya Rab oturma hâmuş

Elini kaldır vur adalarına

Meded, unutma bizi gedalarına

 

Zalim kişi niçin ider tahriş

Günahlariyle ol Rabb-ül mennânı

Hem kalbinde idüp hindehariş(?)

Der ne teftişi var ne imtihanı

Amma gazapla görüp isyanı

Ele alursın pes fakir kendini

Sana ısmarlarsın sen yetimin muini

 

Zalimlerin kolun it şikeste

Yoksa onlara muhib olmazsın

Ki şeririn zulmü olup beste

Araşan da hiç artuk bulmazsın

Allah Taâlâ ne olur sormazsın

Ebeden padişah olur kudsinde

Fâsık kavmi istîsal etdügi hinde

 

Pes ya Allah vazîlerin talebin

Kıl isticab hem idüben muhkem

Fakir kulların ümidi kalıben

Eyle istima’ ya hâkim-ül ahkem

Yetim ve fakirlere ol hakem

Tâ kim onlara artuk hiç bir âdem

Etmeye cenk ü cidal hem sefih dem

 

 

Mezmur 11

(Der Makam-ı Bûselik)

 

Çün canım Allaha eder ittikâl

Dersiniz ki dağınızdan heman

Kuştan fürce(?) ederim intikal

Zalimler gerçi yasadılar keman

Kiriş üzerine okları kurdular

Kalbi müstakimlere bî- aman

Atmak için pusuda oturdular

 

Çünkü temeller olmuştur münhedim

Sâdık kişi ne etmeğe kadirdir

Rab hod kudsının heykelinde her dem

Hem kürsî semavatde sâdırdır

Görüp kirpikleri gözetir nâsı(?)

Sâdıkı yoklamakta bâdirdir

Sevmez zulmü seven fâsık kurnazı

 

Zâlimler üstüne nâr-ı mahammayı

Hem yanar kibritleri yağdıra

Rih-i asıf ola taslarının(?) payı

Sâdıkları behişte ağdıra

Zira ol yezdan adaleli sever

Adildir ister olsa mağdura(?)

Zat ruy-i sâdıka bakmağa ever

 

 

Mezmur 12

(Der Makam-ı Mezbur)

 

Kıl halâs Allah ki salih kalmadı

Beni âdemden sâdık eksildi

Akl-ı musamma zuhura gelmedi

Ncfs-i müzekkilar köklen kesildi

 

Herkes hod karîbine yalan söyler

Tahallûk ider şirin leb ile

Dostı aldatıp bed safla dü-ruylar

Tekellüm eder münâfık kalb ile

 

Allah Ta’âlâ darb u lat eylesin

Her milk(?) ludaklu kaltabanı

Dudaklarım ced’ ü kat’ eylesün

Hem dahi büyük söyler zebânı

 

Ki mabeyninde derler dilimizle

Cümleye galip oluruz her bâr

Tudaklarımız bizüm âlimizle

Üstümüze sahip kim ve cebbâr

 

Miskin ve fukaranın feryadından

Der Hak taâlâ kalkıp varayım

Onları şimdi luzul-i bî-dâdından

Himmet-i bâlâ ile kurtarayım

 

Allah Tâali’nin(?) kelâm u kâh

Nakîdir hem toprak potasında

Yedi kere çirki alınup kâh

Çekmiş gümüşün mesabesinde

 

Hıfzeyle yâ Rab her fakir me’lûmu

Onları sakla ebcd oldukça

Çep çevre gezer görürsen zalûmu

Beyn en nâs denî rifat buldukça

 

 

Mezmur 13

(Der Makam-ı Mezbur)

 

Ya Allah nice bu hâmûş

İdersin beni feramûş

Daima böyle mi eylersin

Nice dek benden yüzin gizlersin

Sana ümitvar kalmış her tumûş

 

Nice dek teşvir canıma

Koyayım hem gam şanıma

Ve kalbime ola girâne

Nice bir üstüme gelip mîrâne

Caiz ola düşmanıma

 

Ya Allah bana it nigerân

İsticâb ola her şükrün

Hem dîdelerim eyle pür-nûr

Korkaram gafletde uyuklanur

Gire mevtin hâbı girân

 

Belâyına(?) düşmenim denî

Dimeye ki yendi beni

Ve eğer payım zelk iderse

Ya bu belâ beni selk(?) iderse

Fahr itmeye adû haini(?) ey fahiş

 

Ben lutfuna sığınayım

Halâsınla sevineyim

Hem kalbim ola şaduman

Çün Rab bana lutf eyle ol an

Ona ırlayıp döneyim

 

Mezmur 14

(Der Makam-ı Muhayyer)

 

Mülhid-i ebleh idüp bed endîşe

Gönli de kâfir der ki Tanrı yoktur

Etdügi fesat fısk u fücur çoktur

Bir kimse yoktur ki candan dürişe

Hayr işe

 

Rab baktı semadan buraya

Benî âdeme azîm dikkat ile

Bir kimse var mıdur ki rikkat ile

Akil olup Allahı araya

Ana yaraya

 

Lâkin bakup gördü ki katı çok

Bilki hep bozuk münten(?) oldular

Küfr ü nifakla hasetle toldular

Eyleyicek ider hayr âdem yok

Bir bile yok

 

Hiç aklı yok mu bu bed-kârlarun

Ki halkımı etmek gibi yerler

Rabba niyaz yok şib atlas geyerler

Perestâr olmuşlar nigârlarun

Bîkârlarun

 

Orada şaşıp ditriyeler

Ki Allah daim salih âdemlerle

Der onları saklardım kademlerle

Talihler anı hiç görmeyeler

Vah diyeler

 

Belâkeş fakirin nîk imadı

Maskaralığa alup gülersiniz

Ahmakdır deyü neler söylersiniz

Çün Rabbadır onun itimadı

İstinadı

 

Siyondan gelse İsraile âzâd

Rab taâlâ hod kavmini heman

Hep esirlikten çıkarduğı zaman

Yakup sevine İsrail ola şâd

İlelebed

 
Kaynak: Cem BEHAR, ALÎ UFKİ ve MEZMURLAR, Birinci Baskı Pan Yayıncılık, Ekim 1990, İstanbul

Ali Ufki Bey 3.Murat’a ait olan ve bir sabah namazına kalkamadığından nefsini terbiye için yazdığı “uyan ey gözlerim gafletten uyan” güfteleri ile başlayan eserini bestelemiştir.

 

 

BAŞA DÖN

Reklamlar

yorumda sahte e-posta yazanlara cevap verilmez.

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s