GÜLZÂRI SAVAB -NEFES ZADE İBRAHİM

GÜLZÂRI SAVABIN BİRİNCİ KISMININ HÜLÂSASI    

Bütün insanların bitmez tükenmez hamdı, şükrü kaleme, yazıya şeref ihsan buyuran yüce Tanrıya mahsustur.

Tanrı kalemi tuba dalı ve selvi gibi yaratmış ise de başka ağaçların hilâfına, onun yaprağını beyaz, çiçeğini siyah yemişini yüksek sözler olarak halkeylemiştir.

Kalem Tanrıya âşıktır, fakat aşkını hakkiyle yazamadığından şaşırıp kalmış; ağlamayı âdet edinmiştir; o durmadan ağlar hem de gözünden yaş yerine kara kan akıtır.

Kalem ağlamakla beraber kulluk vazifesini de unutmaz. Cenâb-ı hakkı her iki dil ile tesbih eder.

Kalem rızk anahtarlarındandır; bütün işlerin vâsıtası, her türlü halin rabıtasıdır.

Kalem iki dilin birisi, iki cihanın tercümanıdır.

Bütün din, dünya, ahret işleri kalemin dilinden mis gibi, anber gibi yayılmaktadır.

Kalem mana denizinin dalga kıran dalgıcıdır, kalemden çıkan şeyler söz değil incidir.

Cenâb-ı Hakk’ın bildiği şeyleri, Cenâb-ı Hakk’ın sırlarını kalemin yazması için gökler kâğıt, denizler mürekkep olsaydı gökler, denizler biter, yazılacaklar bitmezdi.

Tanrı’nın resulü, enbiyanın imamı, günahkârların şefaatçisi, sadık, emin, âlemlere rahmet olan Peygamberimiz (Muhammed Mustafa) salla’llâhu aleyhi ve sellem Efendimize, hanedanına, bâisi hidayet olan eshabına bahusus dört sevgili arkadaşına yüz binlerce salât, selâm olsun. [Amin]

ESER NİÇİN TE’LÎF EDİLMİŞTİR ?

Bir gün, büyüklerden faziletli bir zat, bana şöyle dedi: ” Hattatların tercüme-i halleriyle aharlar, mürekkepler, boyalar, kâğıtlar, kalemler, kalemtraşlar hakkında bir eser yazılmış olsaydı çok iyi olurdu.

Bu söze cevaben ” Küçük yaşımdanberi böyle şeyler ile meşgulüm. Böyle bir eser yazmak isterdim, zaman müsait olmadığı için yazamadım. Madem ki arzu buyuruluyor yazarım» dedim ve şu eseri yazdım.

Okuyanlardan rica ederim kusuruma bakmasınlar. Çünkü kusursuz eser yazmak güçtür. Bunun sebebi ikidir.

Birinci sebep: Bir eserin mükemmel olması için bir şairin dediği gibi eser yazacak insanlara iki ömür lâzımdır. Birinci ömür öğrenmek, tecrübe görmek için sarfedilmeli, tatbikat ikinci ömre bırakılmalıdır.

İkinci sebep: Unutmak insandan ayrılmaz bir sıfattır, insan çok kerre unutur hattâ yanılır. Yazılması lâzım gelen şeyi yazmaz, yazarken de hatâ yapar, bu halden insanların birincisi olan Âdem babamız da kurtulamamıştır.

ESERİN TERTİBİ

Şu eseri iki bab üzerine tertib ettim Bablardan evvel bir fasıl, fasıldan evvel de bir mukaddime koydum.

O halde eser bir mukaddime, bir fasıl ve iki bab üzerine tertib edilmiş oldu.

MUKADDİME

Kalemin, yazının, bilhassa güzel yazının fazileti ve yazının, mucidi ile yazının envai hakkındadır.

KALEMİN FAZİLETİ

Kalemin fazileti için Cenâb-ı Hakk’ın kaleme kasem buyurmuş olması kâfidir.

Mamafih, kalemin diğer faziletleri de vardır:

Kalem Cenâb-ı Hakk’ın ilk yarattığı mahluktur. Peygamberimiz salla’llâhu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki: Cenâb-ı Hakk’ın ilk mahluku kalemdir. Cenâb-ı Hakk kalemi yarattı, ona yaz diye emir buyurdu.

Bu emre imtisalen kalem kıyamete kadar olacak işleri levhi mahfuz üzerine yazdı.

(İbn-i Abbas radıya’llâhu anh) kalem hakkında şöyle demiştir: Kalem yeşil zümrütten yaratılmıştır. Uzunluğu bin yıllık yoldur; kalem nur ile yarılmıştır: Cenâb-ı Hakk onu yarattığı zaman ona heybetle baktı; kalem, o bakışın heybetinden ikiye ayrıldı.

Kalem mükellef midir, değil midir?

Eşyayı mahsusa yani kitabet ile mükelleftir. İnsana benzemez, çünkü insan, mutlaka mükelleftir.

Cenâb-ı Hakk kaleme kasem buyurmuştur. Bu kadar fazileti bulunan kalemi yontmak, kesmek nasıl caiz olur?

Hakkında kasem vaki olan kalem, kalemi İlâhîdir ki yontulmaya, kesilmeye muhtaç değildir; muhtaç olan bizim kalemlerimizdir. Mamafi biz de ucu aşman, kırılan kalemlerimizi tahkir için değil, tezyin, ıslah için keseriz. Nasıl ki ziya veren mumun kömür bağlayan ucu, ziyası arttırılmak için kesilir.

Kalem hakkında ( İbn-i Mukaffa ) şöyle demiştir: Kalemler değerli, akıllı insanların akıllarının binek taşlarıdır; kalem insanların parmak uçlarının beyan ve ifadesidir; tekmil iğlerin kıvamı, mülkün devamı iki şey ile kaimdir. Biri kılıç, biri kalemdir. Şu kadar var ki kalem kılıçtan daha değerlidir.

YAZININ FAZİLETİ

Kur’anı kerimdeki ( İkra’ . . , , ) âyeti kerimesi yazının faziletine delâlet etmektedir. Çünkü burada Cenâb-ı Hakk “insanlara yazıyı ben öğrettim,, diyor.

Diğer iki âyeti kerime daha vardır ki bunlar da yazının faziletine delâlet ederler.

Süleyman Aleyhisselâm ile İfrit arasındaki muhavere de yazının faziletine delâlet eder. Muhavere şöyle olmuştur;

Süleyman — Kalem nedir ?

İfrit    —        Geçici bir rüzgârdır.

Süleyman — Kalemi kayıd ve bendetmenin çaresi nedir?

İfrit    —        Yazmaktır.

Yazı hakkında İbn-i Abbas radıya’llâhu anh şöyle demiştir: Yazı elin dilidir.

(Cafer ibni Yahya) ile (İbrahimi Şeybanî) şöyle demişler: “Yazı bir hikmet ipliğidir ki onunla mensur olan manzum olur, manzum olan mufassal ve malûm olur; yazı elin dilidir; yazı güzelliğin, letafetin ta kendisidir; yazı ayrılıkta tatlı dilli arkadaş, uzaklarda dostlar ile görüşmenin vasıtası, gizli sırların hâzinesidir; divandan çıkan emirleri o toplar.,,

Yazı ilim için çok lâzımdır. Yazı hakkında Peygamberimiz salla’llâhu aleyhi ve sellem “İlmi yazı ile bağlayın ” buyurmuştur.

Yazı hakkında Hazreti Ali kerrema’llâhu vechehû ve radıya’llâhu anh ” Çocuklarınıza yazı öğretin. Çünkü yazı pek mühim olduğu gibi insana sürür veren şeylerin en büyüklerindendir!” demiştir.

Bu manayı bir şair şöyle nakletmiştir:

Beyit

Kitabetdürür bil ehemmi umur
Kitabet eder âdemi pür sürür

Yazının şerefine şu da delâlet eder ki Âdem Âleyhisselâma Hud Âleyhisselâma, birçok peygamberlere gökten inen suhuf, Musa Âleyhisselâma inen elvah yazılı olarak inmiştir.

Yazı bütün beşeriyet için lâzımdır; yazıdan hiç bir millet, hiç bir kavim müstağni olamaz.

Yazı olmasaydı ilimde terakki olmazdı; yazıdır kİ ilimleri ilelebet muhafaza ve bir mekândan bir mekâna, bir zamandan bir zamana nakleder.

Senetler, şehadetler, siciller, defterler, kararlar, ilâmlar, beratlar hep yazı ile kaimdir.

GÜZEL YAZININ FAZİLETİ

Peygamber Efendimiz besmele-i şerifeyi güzel yazmanın usulünü beyan için Muaviyeye hitab ile şöyle buyurmuştur: “Hokkaya lika koy ; kalemi iğricekes; besmelenin (ba) sinı dik yap; (sin) in dişlerini iyice göster; (mim) in gözünü kör etme; Lafzai Celâl-i güzel yaz; rahmanın (nun) unu uzat; rahim kelimesini de güzel yaz.,,

Peygamberimiz bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur: “Her kim besmeleyi güzel yazarsa Cennete girer.,,

Hazreti Ali’nin oğlu İmam Hasan güzel bir besmele-i şerife yazmış ve şöyle demiştir: “Her kim besmeleyi güzel yazarsa Cenâb-ı Hakk ona her harf mukabilinde on sevab verir.,,

YAZIYI ICAD EDEN

Yazının mucidi Âdem babamızdır. O her türlü yazı icad etmiş ve tuğla çamuru üzerine yazıp bu çamuru pişirtmiştir. Tufandan sonra her millet Âdem babamızdan kalan bir türlü yazıyı kabul etmiştir.

Bir takım âlimler yazının İdris Peygamber tarafından icad edildiğini söylerler. (Celâleyn) tefsirinde bu rivayet tercih edilmiştir. Bir takımları da bunu Hud Peygambere atfederler.

Bazıları demişlerdir ki yazı gökten inmiştir. Âdem Peygambere inen yirmi bir suhufun yanında hurufu mukattaa (tek tek harfler) de var idi; diğer peygamberlere de hurufu mukattaa halinde inmesi mümkündür.

Doğrusu şudur ki yazı-insanlara Cenâb-ı Hakk’ın feyziyle, ilhamiyle hasıl olmuştur.

Arap yazısının mucidine gelince bu bapta muhtelif sözler söylenmiştir. İbni Abbas diyor ki: Bu yazıyı Tay kabilesinden üç kişi icad etmiştir.

Bazıları diyorlar ki Tasım kabilesinden birkaç kişinin icadıdır.

Bazıları diyorlar ki İsmail Aleyh is selâmın evlâdından dört kişi tarafından icad edilmiştir.

Bazıları Beni Nadir kabilesinden birisi icad etmiştir bazıları da Yemen’de Himyer tarafından icad edilmiştir derler.

İmam Süheyl  ise: İsmail Aleyhisselâm tarafından İcad olunduğuna kaildir.

Arap yazısı başka yerde icad edilmiş olduğuna göre sonradan bir takrib ile Mekke’ye gelmiş ve intikal etmiştir.

İslâm dininin zuhurundan sonra sahabe-i kiram içinde yazı bilenler 10 dan fazla idi. Fakat en güzel yazan iki kişi idi: Birisi Hazreti Osman, diğeri Hazreti Ali radıya’llâhu anhuma

FASIL

Bu faslı üç kısım itibar edeceğiz.

BİRİNCİ KISIM

Sahabe devrinde meşhur olan hattatların hal tercümeleri hakkındadır.

Bunları sıra ile söyleyeceğiz:

1           – Hazreti Osman  radıya’llâhu anh

Hazreti Osman yedi Mushafı şerif yazmıştır.

Hazreti Osman hattiyle olan bir Mushafı (Humus) kalesinde gördüm.

Bu Mushaf-ı şerifin oraya gönderilmesinin sebebi şöyle rivayet ediliyor: Hazreti Osman zamanında bir kerre kuraklık olmuş, ahali Hazreti Osman’a şikâyete varmışlar. Hazreti Osman onlara bir Mushaf-ı şerif göndermiş, her ne zaman kale ahalisi yağmura muhtaç olurlarsa, bu Mushaf-ı şerifi alıp kale surundan dışarı çıkarıp dua ederlermiş ve derhal yağmur yağarmış.

Çerkezler zamanında Mısır beylerinden bazıları o Mushaf-ı şerifi almak istemişlerse de ziyana uğramış ve almağa muvaffak olamamışlardır.

2           – Hazreti Ali kerrema’llâhu vechehû ve radıya’llâhu anh

Hazreti Ali güzel yazanlar arasında mümtaz idi.

Ben kendisi tarafından yazılmış olan Mushaf-ı şerifi gördüm. Pek güzeldi.

Kûfî yazıdaki güzellik Hazreti Ali’de sonuna varmıştır.

3           – Hazreti Hasan aleyhisselâm

4           – Hazreti Hüseyin aleyhisselâm

Bunlar da güzel yazı yazmışlardır.

Ben bu iki imamın okudukları, yazdıkları mektebi ziyaret ettim. Haraba yüz tutmuştu. Fakat içine girilince insanın içi açılıyordu.

5           – Abdullah ibn-i Ömer

Bu da güzel yazanlardandı. (Ebu Hüreyre) Hazretleri ezberlemiş oldukları Hadisi şerifleri buna yazdırırdı.

Sh: 7-14

İKİNCİ KISIM

H. 300 den 700 (M. 882 den 1282) tarihine kadar meşhur olan hattatlar hakkındadır:

1           – İbni Mukle

Adı ( Muhammed ) babası ( Ali ) künyesi ( Ebu Ali ) dir. (İbni Mukle) diye şöhret almıştır.

( Hattı bedii mensub) denilen yazıyı ilk evvel yazan budur. H. 328 M. 910 da vefat eylemiştir.

2           – İbni Esed

Adı (Muhammed) dir. Babasının adı Esed’dir. (İbni Esed) diye şöhret almıştır. Bağdatlıdır.

Bundan sonra zikredilecek olan (İbni Bevvab ) ın hocasıdır.

Bu zat H. 423 (M. 1030-1031) de vefat etmiş ve imam Ahmed ibni Hanbel civarına defnedilmiştir.

3           – İbni Bevvab

Adı (Muhammed), babasının adı (Ali), künyesi (Ebu Ali) dir. (İbni Bevvab) diye şöhret almıştır. Mamafi gene bu manaya olmak üzere bu zate (İbni Sitri) dahi denilir.

Hocası (İbni Esed) dir.

(Hattı bedii mensub) u (İbni Mukle) çıkarmış ise de, bu zat çok güzelleştirmiştir. Herkes onun, zamanında birinciliğini, üstadhğmı tasdik eder.

4           – Yâkuti Musulî

Adı (Yakut), babasının adı (Abdullah) tır. Musulludur, Lâkabı (Eminüddin) dir. İkinci (Melikşah) a mensub olduğu için Meliki diye yadolunur. H. 618 (M. 1221-1222) de vefat etmiştir.

5           – Yâkuti Hamevî

Adı (Yakut), babasının adı (Abdullah) dır. (Hama) hdır. H. 667 (M. 1268-1269) de vefat etmiştir.

6           – Yâkuti Müsta’sımî

Adı (Yakut), babasının adı (Abdullah) tır. Şöhreti Müsta’sımî’dir. Evvelce Müsta’sım Billâhın kölesi olduğu için böyle denilmiştir. Rivayete göre Amasyalıdır.

Zamanında Yakut adı dünyaya yayılmıştı. Yazısına sihri helâl denilse caizdir. Yazıda olduğu gibi ilim ve faziletçe de yüksek bir mevkide idi. Nazım ve nesirde dahi mahir idi.

Talebesini teşvik için iki beytten ibaret arapça bir fahriye söylemiştir. Mazmunu şudur: “Fenni hatta bana benzer bir mürşidi kâmil varsa bana gösterin; bilâdı şarkiyyede bana benzer yoktur. Bilâdı garbiyyede benim kadar yazıya çalışmış kim vardır ?”

Diğer bir fahriyesinin mazmunu şudur: ” Benim bir atım var, gümüş meydanda gece renkli eteklerini çekerek koşar. Üç binici bindiği halde, o şekili at, gelinler gibi yürür. “

Yakut esasen İbni Bevvabın yazısını göz önüne almış, uğraşa uğraşa onu güzelleştirmiştir.

Rivayete göre Yâkut 180 sene yaşamış; 1000 Mushafı Şerif ve birçok kitap yazmıştır.

Yâkut ( Şeyh Abdülkadir-i Geylâni kuddise sırruhu’l-âlî ) Hazretleriyle muasır imiş; Abdülkadir Hazretleri ona çok tazim edermiş; ziyarete geldiği zaman onu yanıbaşına oturturmuş.

Abdüîkadir Hazretlerinin yakın dostlarından birisi Yakut’a bu kadar tazim buyurduklarının sebebini sormuş.

Abdüîkadir Hazretleri cevaben: ” Onun elinde Allahın sırlarından bir sır var “ buyurmuştur.

Yakut bir rivayete göre H. 698 (M. 1298-1299) de, bir rivayete göre de H. 667 (M. 1268-1269) de vefat etmiştir.

7           – Abdullahi Sayrefî

Yâkuti Müsta’sımî’nin şakirtlerindendir. Aklâmı sitte ( Altı türlü yazı ) da mahir idi. Bilhassa sülüs ve muhakkakta birinci idi. Daha küçük yaşında iken yazıda muvaffakiyet göstermeğe başlamıştı.

8           – Mübarek Şahı Kutup

Bu da (Yâkuti Müsta’sımî) ninşakirtlerindendir. Kutbiyyete irişmiş bir zat idi. Aklâmı sittede mahir ve birçok marifetleri zahir idi.

O kadar güzel yazardı ki hocasiyle kendisinin yazısını tefrik etmek güç olurdu.

9           – Abdullahi Aşhüz (Aşçı)

Buda (Yâkuti Musta’sımî) nin şakirtlerindendir. Esasen Bağdat çarşılarında gezen bir çocuk iken Yakut onda bir istidat keşfedip yanına almış, kendisine aşçı yapmış, hem de yazı öğretmiştir. Bu da Aklâmı sittede meleke sahibi idi.

10        – Sofu Yahya

Bu da (Yâkuti Müsta’sımî) nin şakirtlerindendir. Aklâmı sittede mahir idi. Sülüs yazıyı daha güzel yazardı. (Karahisarî Ahmet Efendi) bunun yazışım nümune edinmiştir.

11        Ahmedı Sühreverdi

Bu da Yakutu Musta’sımi’nin şakirtlerindendir. Aklâmi şilte sahibidir. Bilhassa neshi pek güzel yazmıştır.

12        – Şeyh Ahmed Tayyib Şah

Buda Yakutu Müsta’sımi’nin şakirtlerindendir. Sülüsü güzel yazardı. Harekeleri hep sülüs kalemi ile koyardı. Bazan da neshi sülüs kalemi ile yazar ve harekesini gene sülüs kalemi ile koyardı.

Bunun oğlu (şeyh Muhammed bini Tayyib) babası gibi güzel yazı yazardı.

Tenbih — Yakutu Müsta’sımî ile altı talebesinin hey’eti mecmuasına (Esatizei Seb’a) denilir.

ÜÇÜNCÜ KISIM

Fatih Mehmed zamanından zamanımıza kadar olan hattatların tercüme-i halleri hakkındadır.

1           – Yahyayı Rumî

Fatih Mehmed’ın kâtibi idi; Rumun yakutu sayılır idi, altı kalemde mahirdi.

Karahisarî merhum, üslûbunun en güzel noktalarını bunun yazısından almıştır.

2           – Yahya oğlu Ali

Bu da Fatih Sultan Mehmed’in kâtiplerinden idi. Mümtaz bir üstad idi. Bilhassa hattı müsennada eşi yoktu. Altı kalemde de mahirdi.

İstanbul’da Topkapı sarayına girilecek “Babı Hümayun” un üst başındaki sülüs ve müsenna yazılar kendisinindir.

Bu zat en güzel eserlerini H. 860 (M. 1456) da vermiştir.

3           – Şeyh Hamdullah

Adı (Hamdullah) dır, fakat (Şeyh) diye meşhurdur; babasının adı Mustafa ise de Mustafa Dede diye meşhurdur. Babası Sühreverdiye tarikatında pir idi.

Hamdullah Amasyalıdır. İptida (Hayrettim Mer’aşî) den meşkalmış, sonra Yakut’un yazısını taklit ederek terakki etmişti.

Şeyh Amasyada iken (Sultan Bayezidi Sâni) henüz orada Vali idi. Arasıra Şeyhe yazı yazdırırdı.

Sultan Bayezit H. 886 (M. 1481) de Amasya’dan çekilip tahta geçtiği zaman Şeyh dahi Istan bula muhaceret etti.

O tarihlerde bir gün saray kapıcılarından birisi gelip Şeyhe bir arıza yazdırmış ve Padişaha takdim etmiş, Padişah yazıyı tanımış ve şeyhin İstanbul’da olduğuna sevinmiş, şeyhi buldurmuş, saraya kâtip ve yazı hocası tayin etmiş, hem de ona haremde bir yer tahsis eylemiştir.

Şeyh yazısını orada yazarmış, ara sıra padişah oraya gelir, şeyh ile birlikte oturur, görüşür ona riayet edermiş,

Bir gün Padişah Şeyhe Yakut’un en güzel yazılarından yedi kıt’a yazı Vermiş ve ” himmet buyurun bize Yakut’un üslûbundan daha güzel bir üslûb İcad edin “ demiş.

Bunun üzerine Şeyh aylarca uğraşarak kendisine mahsus olan ve Yakut üslûbundan daha güzel bulunan bir üslûb icad etmiştir.

Şeyh yazıda hususî üslûb sahihi olmakla beraber ilim ve irfan sahasında da mükemmel idi. Remil dahi bilirdi ve birçok marifetleri vardı. Meselâ: yay yapar, ok atar, güzel yüzer, güzel elbise biçerdi, avcılıkta da mahirdi.

Şeyh; kırk yedi Mushafı şerif, bir mesahihi şerif (Hadis kitabı), ceylan derisi üzerine bir meşarıkı şerif (Hadis kitabı), bin kadar En’amı şerif (Kur’an suresi), evrad, ezkâr, birçok kıta’lar ve meşk için yazılar yazmıştır.

Şeyh; Kur’an-ı kerime hizmet ettiği için padişah onu bütün ulemadan üstün tutardı; ona Üsküdar tarafında has olarak iki köy vermiş ve bir köy de mührezenler için tayin etmişti.

Şeyh 110 yıl yaşamıştır, ihtiyarlığında bile güzel yazardı.

Kanunî Sultan Süleyman’a da yetiştirmiştir. Süleyman ona bir Mushaf-ı şerif yazdırmak istemiş, onu davet etmiş ise de pek ihtiyar olduğunu görünce yazdırmadan vazgeçmiş ve duasını almak için ona bir çok ihsanlarda bulunmuştur.

Şeyh; Kanunî Süleyman zamanında vefat etmiştir.

4           – Celâl Zade Muhittin

Amasyalıdır. Kanunî Süleyman yazdırmak istediği Mushaf-ı şerif için Şeyh Hamdullah’ın fazla ihtiyarlamış olduğunu öğrenince bir hattat tavsiye edilmesini istemiş, kendisine Celâl zade tavsiye edilmiştir.

Padişah, bunun üzerine Celâl Zadeyi Amasya’dan davet etmiş, Mushafı şerifi ona yazdırmış, el emeği olarak bin lira vermiştir. Fazla olarak kendisine günde bir lira ücretle bir vazife vermek istemiş ise de Celâl Zade memleketinden ayrılmak istemediğinden itizar ile o vazifeyi almamış ve müsaade istiyerek tekrar Amasyaya dönmüş ve nihayet yüz yaşında Amasyada vefat etmiştir.

Bu zati şerif dahi nice Mushaf ve eczayi şerife yazmıştır.

5           – Celâl Zade Cemalettin

Amasyalıdır. Bundan evvel mezkûr olan Muhittin’in kardeşidir. Bu zat neshi kardeşinden daha güzel yazardı. Sultan Bayezid’in Amasyada yaptırdığı Camii şerifin küngeresindeki müsenna surei Fetih onun yazısıdır. Fakat Camii mezkûrun tarihi Şeyhindir.

Mezkûr Cemalettin 80 sene yaşamış ve nice Mushaf ve eczayi şerife yazmıştır.

6           – Amasyalı Abdullah

Seksen sene yaşamış, bir çok Mushaf ve eczayi şerife yazmıştır.

7           – Şeyh Zade Mustafa Dede

Bu zat altı kalemde babası gibi mahirdi. Nice Mushaflar yazmıştır.

45 yaşında iken vefat ederek Üsküdarda Karacaahmet tekkesi yakınında olan mezarlıkta babasının metfun bulunduğu suffaya defnolunmuştur.

8           – Hüsamettin Halife

Şeyhin has talebesi olup altı kalemde mahir idi. Bilhassa neshi o kadar güzel yazardı ki şeyh ile bunun yazısı fark olunmazdı.

Şeyh, onun yazısına, pek beğendiği ve kendi yazısına benzediği için çok kerre imzasını atardı.

9           – Şükrüllah Halife

Bu da şeyhin has talebesidir, altı kalemde mahirdir; nesihte daha kuvvetlidir.

Evvelce şeyhin uşağı imiş, sonra şeyh onu okutup yazdırarak yetiştirmiştir.

Bu zat ilmi ile âmil bir üstadı kâmil idi.

10        — Revani Recep bini Mustafa.

Bu zatın adı Recep, mahlası Revanidir. Altı kalemde ve bilhassa nesih yazmakta mahir idi. 110 yıl yaşamış ve nice Mushafı şerif ve yazılar yazmıştır. Galatasarayında muallimdi.

11        – Derviş Muhammed Bini Mustafa Dede

Bu zat şeyhin torunudur. Birçok Mushafı şerif, cüzler, en’amlar, tevrad, ezkâr yazmıştır. Şu kadar var ki babasının derecesine yetişmediği gibi dedesinin mertebesine hiç yaklaşamamıştır.

12        – Vefa Zade Abdülkerim Halîfe

Bu zat Şeyh vadisinde güzel yazanlardandır.

13        – Şükür Halife Zade Ahmed Çelebi

Bu da Şeyh vadisinde güzel yazanlardandır.

14        — Kırımı Abdullah (Efendi)

Altı kalemde mahir bir üstadı kâmildir. (Derviş Muhammed) den meşkalmış ve (Şeyhi sani) diye yadolunmaya başlamıştı. Fakat, sonraları, kendisine mahsus bir vadi ihtira etmek hevesine düşerek uğraşa uğraşa eski yazısını da berbad etmiştir.

Bu zat H, 999 (M. 1590-1591)da vefatından mukaddem kendisi için bir mezar yaptırmış ve mezar taşını kendi felile yazmış, yalnız senesini boş bırakmıştı. Gariptir ki o sene içinde vefat etmiştir.

15        — Emrullah (Efendi)

Bu zat Kırımı Abdullah (Efendinin) tilmizi haşşidir. Hocasının yolunu ihya etmiş ve hocasını bunun kadar taklide muktedir bir kimse görülmemiştir.

16        — Karahisarî Ahmed (Efendi)

Bu zat ( Seyyid Esedullahi Kirmanı ) nin tilmizi hassı idi. Altı kalemde zamanının yakutu sayılırdı. Hattı müsennada buna mümasil bir hattat zuhur etmemiştir.

Süleymaniye camii şerifinin büyük takındaki müdevver hattı müsenna bu zatın eseridir.

17        — Hasan Çelebi

Bu zat Karahisarînin memlûkü idi. Altı kalemde mahirdi. Belki nesihte üstadına faik idi.

Süleymaniye camii şerifinde müdevver hattı musannadan başka bütün yazılar Hasan Çelebinindir,

Nice mesahifi şerife ve pek çok yazı yazmıştır. Çok yaşamış ve H. 963 (M. 1555-1556) da vefat etmiştir. Sütlücede Şeyh Cemâlettin civarında metfundur.

18        — Karahisarî Dervişi

Bu zat Karahisarî tarzında yazmıştır.

19        — Muhittin Halife

Bu da Karahisarî tarzında yazmıştır.

20        — Demirci Kulu Yusuf bini Abdullah

Bu zat bizim üstadımızdır. Her vadiyi zaptetmiş, fakat sülüste Karahisarîyi taklid etmişti. Divanî de yazardı ve bu hususta (Taçbeyzade Muhammed efendi) nin tilmizi hassı idi.

Evvelce Kırımı Abdullah efendiden meşkalmış ise de sonraları Karahisarî vadisine sülük etmiştir.

93 yaşında H. 1018 (M. 1609-1610) da vefat etti. Tophane camii şerifi yanında medfundur.

21        — Bursalı Şerbetçi Zade İbrahim

Bu zat Karahisarî ile muasır, fakat çok vakit ona muarız idi. Hazan da dostlaştıklarz olurdu.

Sh: 13-22

DÖRDÜNCÜ KISIM

Nesihtaliknüvisler hakkındadır

1 — Mır Ali

Mîr Ali esasen ( Hüseyini Baykara ) dan meşkalmıştır, fakat sonraları, kendisi nesihtalik namiİe kir yazı icad etmiştir

Bu zat sadâti kiramdan ve evliyayi izamdan bir kimse idi, nazım ve nesirde mahirdi. (Maliki Deylemî, Muhammed İbni Müizzittini Hüseynî, Ahmed Hüseynî, Hoca Hayrettin) isminde dört büyük şakird yetiştirmiştir.^

2           — Sultan Ali Meşhedî

Bazıları bu zatın Mîr Ali’den mukaddem olduğunu söylerler. Bunlara göre Mîr Ali Meşhedî’nin yolunu ihya etmiş fakat onu geçmiştir.

3           — Mahmud ibni İshak Şihabî

Bu zat Mîr Ali’nin muasırı idi. Mîr Ali ona kendi ketebesini yazmak için izin vermişse de terki edebdir diyerek yazmamıştır.

4           — Mîr İmad

Bu zat evvelâ Muhammed ibni Hüseyin’den meşkalmış sonra Mîr Ali’nin yazılarım toplayarak onu taklid ile fevkalâde bir yazı sahibi olmuştur. O kadar ki eğer Mîr Ali sağ olsaydı onun vadisini beğenirdi.

Şah Abbas iki kasap çırağı göndererek bu zati sünnî olduğu için öldürtmüştür.

Merhumun (Abdürreşit, Abdülcebbar) adlı iki şakirdi vardır,

5           — Tibrizli Muhammed Rıza

Bu zat Mîr İmadın muasırlarındandır. ( Sadettin efendi ) merhum bunu İstanbul’a celbetmiştir.

6           — Tophaneli Nuri Çelebi

Kendi ihiiraatı üzere on iki kalem yazmada mahir idi, tallikte Mîr İmadı taklid etmiş olup tâliki sair yazılardan daha güzel yazardı. Hatta Sadettin efendi merhum Tibrizli Muhammed Rızayı İstanbul’a gstirtdikten sonra bir gün onunla mezkûr Nuri Çelebiyi bir mecliste bulundurmuş ve huzurunda Nuri Çelebiye bir yazı yazdırmış, Muhammed Rıza bu yazıyı pek beğenerek “böyle bir zatin buralarda bulunuşu keramettir”  demiştir.

7           — Şab Mahmud Nişaburı

Şah İsmail’in meşhur hattatlarındandı. Yavuz Sultan Selim Şah İsmail ile harbederken Şah İsmail mezkûr Hattat ile musavvir (Behzad) ı bir mağaraya saklamıştı. Muharebede bozulup döndüğü zaman ilk evvel mezkûr iki san’atkârı aramış ve kaçmadıklarını görünce memnun olmuştu.

8           — Mîr Halil

Şu sıralarda Acem diyarında Mir Halil isminde bir hattat zuhur etmiş ise de henüz yazıları bizim taraflara gelmemiştir. İşittiğime göre onun yazıları Hindistan’a gidiyor ve Mîr Imad’ın yazısı gibi rağbet buluyor imiş.

9           — Derviş Abdı

Şu sıralarda Medine-i Münevvere civarında Buharalı Derviş Abdi isminde birisi mevcut olup güzel talik yazmaktadır.

Beyanı Mazeret

Talik yazanlar çoktur; şeş kalem erbabı gibi mahdut değildir; onun için bu risalede bir kaçının zikri ile iktifa edilmiştir.

Sh:22-24

 

Kaynak: Nefes Zade İbrahim-Gülzârı SAVAB, Tashih ve tertib eden: Kilisli Muallim Rifat, Güzel Sanatlar Akademisi Neşriyatından , 1938, İstanbul     

 

BAŞA DÖN

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s